Konusunu Oylayın.: Necip Fazıl'ın muhasebe adlı şiirinin nazım şekli açıklaması tahlili?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Necip Fazıl'ın muhasebe adlı şiirinin nazım şekli açıklaması tahlili?
  1. 15.Kasım.2011, 11:10
    1
    Misafir

    Necip Fazıl'ın muhasebe adlı şiirinin nazım şekli açıklaması tahlili?






    Necip Fazıl'ın muhasebe adlı şiirinin nazım şekli açıklaması tahlili? Mumsema necip fazılın muhasebe şiirinin nazım şekli açıklaması tahlili?


  2. 15.Kasım.2011, 11:10
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    necip fazılın muhasebe şiirinin nazım şekli açıklaması tahlili?


    Benzer Konular

    - O ERLER Necip Fazıl

    - Necip Fazıl'dan İnciLer ....!

    - Necip Fazıl Kısakürek'den Dua

    - Necip Fazıl´ın Vasiyeti

    - Necip Fazıl Kısakürek

  3. 17.Kasım.2011, 12:00
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Necip Fazıl'ın muhasebe adlı şiirinin nazım şekli açıklaması tahlili?




    Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım:

    Muhasebe
    Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
    Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
    Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
    Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide.
    Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
    Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
    Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
    Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
    Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
    Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
    Üstün çile, dev gibi gelip çattı birden! Tos! ! !
    Sen, cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos!
    Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
    Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle...
    Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
    Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
    İşte bütün meselem, her meselenin başı,
    Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
    Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
    Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
    Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
    Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
    Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
    Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi?
    Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
    İçimde homurtular, inanma diye gülen...
    İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
    Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?
    Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
    Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
    Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
    Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
    Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
    Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
    Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
    Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...
    Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
    Mukaddes emanetin dönmez dâvacısıyım!
    Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
    Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
    Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
    Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!
    Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!
    Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak;
    Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.
    Mavalları bastırdı devrim isimli masal.
    Yeni çirkine mahkûm, eskisi güzellerin;
    Allah kuluna hâkim, kulları heykellerin!
    Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;
    Lafını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta!
    Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni!
    Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!
    Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!
    Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?
    1947

    Necip Fazıl Kısakürek



  4. 17.Kasım.2011, 12:00
    2
    Moderatör



    Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım:

    Muhasebe
    Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
    Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
    Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
    Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide.
    Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
    Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
    Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
    Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
    Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
    Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
    Üstün çile, dev gibi gelip çattı birden! Tos! ! !
    Sen, cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos!
    Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
    Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle...
    Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
    Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
    İşte bütün meselem, her meselenin başı,
    Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
    Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
    Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
    Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
    Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
    Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
    Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi?
    Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
    İçimde homurtular, inanma diye gülen...
    İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
    Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?
    Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
    Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
    Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
    Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
    Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
    Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
    Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
    Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...
    Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
    Mukaddes emanetin dönmez dâvacısıyım!
    Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
    Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
    Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
    Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!
    Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!
    Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak;
    Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.
    Mavalları bastırdı devrim isimli masal.
    Yeni çirkine mahkûm, eskisi güzellerin;
    Allah kuluna hâkim, kulları heykellerin!
    Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;
    Lafını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta!
    Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni!
    Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!
    Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!
    Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?
    1947

    Necip Fazıl Kısakürek






+ Yorum Gönder