Konusunu Oylayın.: Bütün ömrünü ibadetle geçirmiş son nefeste vesvese gelerek inkar etmiş olan cehennemlik midir? Bu haksızlık değil mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bütün ömrünü ibadetle geçirmiş son nefeste vesvese gelerek inkar etmiş olan cehennemlik midir? Bu haksızlık değil mi?
  1. 11.Kasım.2011, 11:28
    1
    Misafir

    Bütün ömrünü ibadetle geçirmiş son nefeste vesvese gelerek inkar etmiş olan cehennemlik midir? Bu haksızlık değil mi?






    Bütün ömrünü ibadetle geçirmiş son nefeste vesvese gelerek inkar etmiş olan cehennemlik midir? Bu haksızlık değil mi? Mumsema Bütün ömrünü ibadetle geçirmiş son nefeste vesvese gelerek inkar etmiş olan cehennemlik midir? Bu haksızlık değil mi?


  2. 11.Kasım.2011, 11:48
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Bütün ömrünü ibadetle geçirmiş son nefeste vesvese gelerek inkar etmiş olan cehennemlik midir? Bu haksızlık değil




    1. Allah’ın hiç kimse ile bir anlaşması yoktur. Yani, “Ey insan belirli bir süre iman ve İslam dairesinde ömrünü geçirirsen sana imanla gitmeyi kendime farz kılarım.” diye bir sözü yoktur. Onun için ömrümüzün sonuna kadar korku ve ümit arasında yaşamamız gerekir.
    2. Allah’ı inkar etme ya da Ona ortak kabul etme tehlikelerinden kurtulup da Allah’a iman eden bir kalp istikamet bulmuştur... Bir de kalpteki imanın istikameti var. Bu da Ehl-i sünnet itikadıyla mümkün. Buna sadece bir misal: imanın şartlarından birisi de kadere imandır. Ancak kadere inandım demekle iş bitmiyor. Cebriye de kadere inanıyor. Ancak ehl-i dalaletten kabul ediliyor. Hıristiyanlar da Allah’a inanıyor. Ancak gayrı müslim sayılıyor. Buradan, iman etmenin ötesinde, “nasıl iman etmenin” daha önemli olduğunu anlıyoruz. Yani imanda istikamet.
    3. “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.” hadisi şerifi, yalnız yüzeysel yaşamaya bakmıyor. Niyetimiz ve itikadımız ölçüsünde sergilenen bir hayat profiline dikkat çekiliyor.
    Kur’an-ı Kerim'de müslim olduğu halde mümin olmadıklarını ifade eden ayetler de bu duruma işaret etmektedir. Allah dış görünüşümüze değil, kalbimizde ki niyetimize nazar etmektedir. Niyeti riya ve gösteriş hissiyle dolu bir insanın, zahirde ki, İslami hayatı kurtuluş için yeterli değildir.
    4. Bir memur otuz sene devlet dairesinde çalışır ve devletten istifa edebilir. Böyle bir memura artık devlet memuru denmez. Veya bir şoför 1000 km.lik bir yolculuğa çıkar. 995 km.lik mesafeye kadar arabayı iyi kullanır. Sonra gideceği yere 5 km kala arabayı şarampole sürer ve feci sona sebep olabilir. Bunlar gibi bir insan yetmiş sene mü’min olarak yaşar. Daha sonra manen İslam dairesinden istifa edebilir ya da İslam dairesinden çıkabilir.
    5. Diğer taraftan yetmiş yıl Allahı inkar eden bir adamın, bundan sonra iman edip cennete gitmesi de bunun tam aksi bir durumdur. Sorunuza göre olayı tersinden alırsak böyle bir soru daha çıkar. Binlerce yıl karanlıkta kalmış bir odaya ışık yakmakla hemen aydınlanır. Yine binlerce yıl aydınlık olmuş bir odanın ışığını söndürmekle de hemen kararır. Ne önceki karanlık sonraki aydınlığa, ne de önceki aydınlık sonraki karanlığa tesir eder. İman ışıktır. Söner sönmez insanın kalp odası hemen kararır.
    6. Bununla beraber önce inanıp sonra inkar eden birisinin hiç inanmayan birine göre cehennemde azaplarının bir olmayacağını Allah’ın rahmetinden ümit ederiz.
    7. İman bir süreçtir. Sebat ve istikamet imanın gereklerindendir. Allah’ın bizden istediği yalnız iman etmek değildir; imanla ölmektir. Yani süreci tamamlamaktır. Mesela, bir otomobil yarışmasında yarışmaya birincilikle başlamaktan çok birincilikle tamamlamak temel gayedir. Son on saniyesine kadar birincilikle devam edip son anda kaybedebilir. Nice futbol maçlarında beş sıfır öne geçtikten sonra, bu başarıyı sonuna kadar koruyamadıkları için mağlup düşen takımlar olmuştur. Çünkü başarı bir süreçtir. Doksan dakikaya dağıtılmıştır. İnsandaki, iman başarısı ise bir ömrün tümüne dağıtılmıştır.
    8. İman, tıpkı toprağa atılan bir tohum gibi, zamanla tekamül eder, olgunlaşır. Bu süre içinde bakıma, korumaya ve beslenmeye muhtaçtır. Efendimiz (sas), imanın zamanla eskidiğini, yıprandığını ifade eden beyanları vardır. Devletler zamanın şartlarına göre kendilerini yenileyemediklerinde sonlarını hazırladıkları gibi, zamanın itikadı ve fikri şüphe ve tereddütlerine karşı beslenemeyen bir iman da zamanla istikametini kaybedebilir.

    Sorularla İslamiyet


  3. 11.Kasım.2011, 11:48
    2
    Moderatör



    1. Allah’ın hiç kimse ile bir anlaşması yoktur. Yani, “Ey insan belirli bir süre iman ve İslam dairesinde ömrünü geçirirsen sana imanla gitmeyi kendime farz kılarım.” diye bir sözü yoktur. Onun için ömrümüzün sonuna kadar korku ve ümit arasında yaşamamız gerekir.
    2. Allah’ı inkar etme ya da Ona ortak kabul etme tehlikelerinden kurtulup da Allah’a iman eden bir kalp istikamet bulmuştur... Bir de kalpteki imanın istikameti var. Bu da Ehl-i sünnet itikadıyla mümkün. Buna sadece bir misal: imanın şartlarından birisi de kadere imandır. Ancak kadere inandım demekle iş bitmiyor. Cebriye de kadere inanıyor. Ancak ehl-i dalaletten kabul ediliyor. Hıristiyanlar da Allah’a inanıyor. Ancak gayrı müslim sayılıyor. Buradan, iman etmenin ötesinde, “nasıl iman etmenin” daha önemli olduğunu anlıyoruz. Yani imanda istikamet.
    3. “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.” hadisi şerifi, yalnız yüzeysel yaşamaya bakmıyor. Niyetimiz ve itikadımız ölçüsünde sergilenen bir hayat profiline dikkat çekiliyor.
    Kur’an-ı Kerim'de müslim olduğu halde mümin olmadıklarını ifade eden ayetler de bu duruma işaret etmektedir. Allah dış görünüşümüze değil, kalbimizde ki niyetimize nazar etmektedir. Niyeti riya ve gösteriş hissiyle dolu bir insanın, zahirde ki, İslami hayatı kurtuluş için yeterli değildir.
    4. Bir memur otuz sene devlet dairesinde çalışır ve devletten istifa edebilir. Böyle bir memura artık devlet memuru denmez. Veya bir şoför 1000 km.lik bir yolculuğa çıkar. 995 km.lik mesafeye kadar arabayı iyi kullanır. Sonra gideceği yere 5 km kala arabayı şarampole sürer ve feci sona sebep olabilir. Bunlar gibi bir insan yetmiş sene mü’min olarak yaşar. Daha sonra manen İslam dairesinden istifa edebilir ya da İslam dairesinden çıkabilir.
    5. Diğer taraftan yetmiş yıl Allahı inkar eden bir adamın, bundan sonra iman edip cennete gitmesi de bunun tam aksi bir durumdur. Sorunuza göre olayı tersinden alırsak böyle bir soru daha çıkar. Binlerce yıl karanlıkta kalmış bir odaya ışık yakmakla hemen aydınlanır. Yine binlerce yıl aydınlık olmuş bir odanın ışığını söndürmekle de hemen kararır. Ne önceki karanlık sonraki aydınlığa, ne de önceki aydınlık sonraki karanlığa tesir eder. İman ışıktır. Söner sönmez insanın kalp odası hemen kararır.
    6. Bununla beraber önce inanıp sonra inkar eden birisinin hiç inanmayan birine göre cehennemde azaplarının bir olmayacağını Allah’ın rahmetinden ümit ederiz.
    7. İman bir süreçtir. Sebat ve istikamet imanın gereklerindendir. Allah’ın bizden istediği yalnız iman etmek değildir; imanla ölmektir. Yani süreci tamamlamaktır. Mesela, bir otomobil yarışmasında yarışmaya birincilikle başlamaktan çok birincilikle tamamlamak temel gayedir. Son on saniyesine kadar birincilikle devam edip son anda kaybedebilir. Nice futbol maçlarında beş sıfır öne geçtikten sonra, bu başarıyı sonuna kadar koruyamadıkları için mağlup düşen takımlar olmuştur. Çünkü başarı bir süreçtir. Doksan dakikaya dağıtılmıştır. İnsandaki, iman başarısı ise bir ömrün tümüne dağıtılmıştır.
    8. İman, tıpkı toprağa atılan bir tohum gibi, zamanla tekamül eder, olgunlaşır. Bu süre içinde bakıma, korumaya ve beslenmeye muhtaçtır. Efendimiz (sas), imanın zamanla eskidiğini, yıprandığını ifade eden beyanları vardır. Devletler zamanın şartlarına göre kendilerini yenileyemediklerinde sonlarını hazırladıkları gibi, zamanın itikadı ve fikri şüphe ve tereddütlerine karşı beslenemeyen bir iman da zamanla istikametini kaybedebilir.

    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder