Konusunu Oylayın.: Kadın doktorun ameliyat esnasında kollarının açık bulunması caiz mi? Ben yurt dışında tıp fakültesinde ögrenciyim.

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kadın doktorun ameliyat esnasında kollarının açık bulunması caiz mi? Ben yurt dışında tıp fakültesinde ögrenciyim.
  1. 11.Kasım.2011, 11:27
    1
    Misafir

    Kadın doktorun ameliyat esnasında kollarının açık bulunması caiz mi? Ben yurt dışında tıp fakültesinde ögrenciyim.






    Kadın doktorun ameliyat esnasında kollarının açık bulunması caiz mi? Ben yurt dışında tıp fakültesinde ögrenciyim. Mumsema Kadın doktorun ameliyat esnasında kollarının açık bulunması caiz mi? Ben yurt dışında tıp fakültesinde ögrenciyim. Ameliyathanelerde kolumuzun örtülü olması bazan sorun oluyor. Bu halde ne yapmam gerekir?


  2. 11.Kasım.2011, 11:27
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Kadın doktorun ameliyat esnasında kollarının açık bulunması caiz mi? Ben yurt dışında tıp fakültesinde ögrenciyim. Ameliyathanelerde kolumuzun örtülü olması bazan sorun oluyor. Bu halde ne yapmam gerekir?


    Benzer Konular

    - Yurt dışında faiz caiz midir? (darul harb)

    - Yurt dışında çekilen kredi ile Türkiye'den ev almak caiz midir?

    - Yurt dışında daha ugun fiyata kurban kestirmek caiz midir?

    - Yurt dışında özel sağlık sigortası yaptırmak caiz midir?

    - Yurt dışında resmi olmayan bir is yapmayi düsünüyorum caiz mi?

  3. 11.Kasım.2011, 11:50
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kadın doktorun ameliyat esnasında kollarının açık bulunması caiz mi? Ben yurt dışında tıp fakültesinde ögrenciyim




    "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar."

    "Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zînetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler."

    Âyetlerde mü'min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleri açıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadîs-i şerif âyetleri tefsir ediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma'ya hitaben şöyle buyurmuştu:


    "Ey Esma! Bir kadın âdet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yerini yabancılara göstermesi caiz değildir."
    Demek ki, buluğ çağma gelmiş olan Müslüman bir hanımın yabancı erkeklerin yanında el ve yüz dışında bütün vucudunu kapatması hem Allah'ın hem de Peygamber (asm)'in emridir. Yani yüz kısmı açık kalacak şekilde başın kalan kısmını, boyun ve göğüsleri ve kollarını örtmek farz-ı ayındır. Açmak ise bir farzın terki sayıldığından haramdır.

    Tesettüre riayet edilmediğinde ne olur? Başta da söylediğimiz gibi günahkâr olur. Günahkâr olan kimse, bu günahından kurtulmak için tövbe istiğfar eder, Allah'tan affını diler. Al-i İmran suresinde şu mealdeki bir ayeti kerime yer almaktadır:


    "Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar -İşte onların mükâfatı, Rablerinden bir mağfiret, ağaçları altından ırmaklar akan Cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükâfatı ne güzeldir."1
    Demek ki, bir tövbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır. Bir insan sadece nefsini yenemediğini, çevresinin nasıl karşılayacağını bahane ederek bir haramı işlemeye devam ederse ne olur? Bu husustaki bir hadisin meali şöyledir:


    "Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah'tan günahı­nın affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur'ân'da ge­çen 'günahın kalbi kaplaması' bu mânâdadır."2
    Evet, "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var­dır." sözü mühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir gü­nahı işlemeye devam eden insan zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevî tehlikelere sürükler. Günahın uhrevî bir cezasının olmayacağına inanmaya, hattâ Cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider. Yani kalpte yer tutan o günah tohumu zaman içinde -Allah korusun- yeşillenerek bir zakkum ağacı haline dönüşebilir.6 Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın kinlerine kanmamak için bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.
    Kaynaklar:

    1. Âl-i İmrân Sûresi, 135-136. 2- İbni Mace, Zühd:29.

    www.Mümine.Com sitesinden Alıntıdır



  4. 11.Kasım.2011, 11:50
    2
    Moderatör



    "Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar."

    "Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zînetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler."

    Âyetlerde mü'min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleri açıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadîs-i şerif âyetleri tefsir ediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma'ya hitaben şöyle buyurmuştu:


    "Ey Esma! Bir kadın âdet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yerini yabancılara göstermesi caiz değildir."
    Demek ki, buluğ çağma gelmiş olan Müslüman bir hanımın yabancı erkeklerin yanında el ve yüz dışında bütün vucudunu kapatması hem Allah'ın hem de Peygamber (asm)'in emridir. Yani yüz kısmı açık kalacak şekilde başın kalan kısmını, boyun ve göğüsleri ve kollarını örtmek farz-ı ayındır. Açmak ise bir farzın terki sayıldığından haramdır.

    Tesettüre riayet edilmediğinde ne olur? Başta da söylediğimiz gibi günahkâr olur. Günahkâr olan kimse, bu günahından kurtulmak için tövbe istiğfar eder, Allah'tan affını diler. Al-i İmran suresinde şu mealdeki bir ayeti kerime yer almaktadır:


    "Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar -İşte onların mükâfatı, Rablerinden bir mağfiret, ağaçları altından ırmaklar akan Cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükâfatı ne güzeldir."1
    Demek ki, bir tövbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır. Bir insan sadece nefsini yenemediğini, çevresinin nasıl karşılayacağını bahane ederek bir haramı işlemeye devam ederse ne olur? Bu husustaki bir hadisin meali şöyledir:


    "Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah'tan günahı­nın affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur'ân'da ge­çen 'günahın kalbi kaplaması' bu mânâdadır."2
    Evet, "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var­dır." sözü mühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir gü­nahı işlemeye devam eden insan zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevî tehlikelere sürükler. Günahın uhrevî bir cezasının olmayacağına inanmaya, hattâ Cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider. Yani kalpte yer tutan o günah tohumu zaman içinde -Allah korusun- yeşillenerek bir zakkum ağacı haline dönüşebilir.6 Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın kinlerine kanmamak için bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.
    Kaynaklar:

    1. Âl-i İmrân Sûresi, 135-136. 2- İbni Mace, Zühd:29.

    www.Mümine.Com sitesinden Alıntıdır






+ Yorum Gönder