Konusunu Oylayın.: Bu ümmet içerisinde her devirde İbrahim meşrebi üzerine 40, Musa meşrebi üzerine 7, İsa meşrebi üzerine 3, ve...

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bu ümmet içerisinde her devirde İbrahim meşrebi üzerine 40, Musa meşrebi üzerine 7, İsa meşrebi üzerine 3, ve...
  1. 11.Kasım.2011, 11:26
    1
    Misafir

    Bu ümmet içerisinde her devirde İbrahim meşrebi üzerine 40, Musa meşrebi üzerine 7, İsa meşrebi üzerine 3, ve...






    Bu ümmet içerisinde her devirde İbrahim meşrebi üzerine 40, Musa meşrebi üzerine 7, İsa meşrebi üzerine 3, ve... Mumsema Bu ümmet içerisinde her devirde İbrahim meşrebi üzerine 40, Musa meşrebi üzerine 7, İsa meşrebi üzerine 3, ve Hz. Muhammed Mustafa meşrebi üzerine 1 kişi olur, diye bir hadis duyduk, böyle bir hadis var mıdır?


  2. 11.Kasım.2011, 11:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 11.Kasım.2011, 11:54
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Bu ümmet içerisinde her devirde İbrahim meşrebi üzerine 40, Musa meşrebi üzerine 7, İsa meşrebi üzerine 3, ve...





    Bu konu velilerin en saf kısmı olan Ebdallar ile ilgilidir.

    “Bu ümmet içerisinde kırk kişi İbrahim meşrebi üzerinde, yedi kişi Musa meşrebi üzerinde, bir kişi de Muhammed meşrebi üzerinde bulunur. Bunlar mertebelerine göre insanların efendisidir.” anlamına gelen bir hadis rivayeti vardır. Bu hadis, İmam Ahmed b. Hanbel’in Kitabu’z Zühd’ünde sahih, hatta mütevatir olarak belirtilmektedir. (Ayrıca bk. Süleyman Ateş, ‘Sülemi ve Tasavvufi Tefsiri’, İstanbul, 1969, s. 200)

    Başka bir rivayette de şu ifadelere yer verilmiştir. “Halkın içinde 300 kişi Adem’in kalbi üzere/ meşrebi üzerindedir, 40 kişi Musa’nın meşrebi üzerindedir, 7 kişi İbrahim’in meşrebi üzerindedir, 5 kişi Cebrail’in meşrebi üzerindedir, 3 kişi Mikail’in meşrebi üzerindedir, bir kişi de İsrafil’in meşrebi üzerindedir.” (Aclunî, Keşfu’l-hafa, 1/26; Suyutî, el-Havî li’l-fetavî, 2/298)

    Hadis rivayetlerinde konuyla ilgili başka bilgiler de vardır: “Bu ümmetin Ebdalleri 30’dür. Hepsi de Halilu’r-Rahman gibidir(yani Allah’a olan sevgi ve dostluğunda çok samimidirler). Her ne zaman onlardan biri ölse, Allah onun yerine bir başkasını getirir”(Mecmau’z-zevaid, 10/62).

    Hz. Ali Irak’ta iken, bir gün yanında Şam halkından bahsedildi. Bazıları, onları lanetlemesini istediler. Bunun üzerine Hz. Ali Resulüllah(a.s.m)’tan şunları işittiğini söyledi: “Ebdaller 40 kişi olup Şam’da ikamet ederler. Onlar sayesinde yağmur yağar, onlar sayesinde düşmana karşı zafer kazanılır ve onlar sayesinde Şam halkından azap uzaklaştırılır”(Müsned, 1/112).

    İmam Gazâlî de ebdâl konusunda buna benzer bir izahı Ebu'd-Derdâ' dan nakletmektedir. (Gazâlî, İhya, 3/357)

    Bu rivayetler, hadis otoriteleri tarafından sahih olarak değerlendirilmiştir.(bk. Avnu’l-Mabud, Ebu Davud, Mehdi, 1 hadisin şerhi).

    Ebdâlların ahlâkî ve mânevî kişilikleri hakkında söylenenler, her müslümanda bulunması gerekli vasıflardır. Buna göre ebdâllar bütün insanlara karşı iyi, kendilerine kötü muamele edenleri bağışlayan kaza ve kadere gönül hoşnutluğuyla boyun eğen, haramlardan kaçan, ibâdetlerini ihlâs ve samimiyetle yerine getiren, sevgi, şefkat ve ahlâkî vasıflarla donanmış kişilerdir.

    Maneviyat büyüklerinden bir kısmına, bedel kelimesinden türeyen ebdal denir. “Üçler-yediler-kırklar” ebdal taifesindendir. Bunlara bu ismin verilişi, değişik şekillerde açıklanmıştır:

    • Peygamberler kâinatın denge unsuru idiler. Peygamberlik sona erince, Cenab-ı Hak, ümmetten bir kısmını onlara bedel kıldı. Yani, peygamberlerin bedeline arzın denge unsuru yaptı.

    • Bunlar, kötü ahlak bedeline, tamamen iyi ahlâka sahip kimselerdir.

    • Bunların her biri, Hz. Hızır’ın farklı yerlerde görülmesi gibi, kendine bedel olarak bir başka yerde görülebilir.

    İbn Teymiyye bu konuyla ilgili rivayetlerin İslâm inancıyla bağdaştırılmayacağını, bu tür bir anlayışın daha çok hıristiyanların ve aşırı Şiî fırkaların düşüncelerini yansıttığını söylemiş (bk. Minhâcüs-sünne, 1/21-22; Mecmu’ul-fetâvâ, 11/ 437-443) İbn Haldun ise hulul ve vahdet gibi kutb ve ebdal telakkisinin de ilk defa Irak sûfîlerinde İmâmiyye ve Rafızîlik etkisiyle ortaya çıktığını, sofilerin, Şiî fırkalardaki imama karşılık kutbu, nukabâya karşılık da ebdalı benimsemek suretiyle Şîa'yı taklit ettiklerini iddia etmiştir. (bk Mukaddime, s. 291, 446)

    Ancak, Ahmed b. Hanbel gibi şeriatın zahirine sıkı sıkıya bağlı bir hadis ve fıkıh âliminin ebdal hadisini doğru kabul ederek eserine alması, İbn Teymiyye'nin, son derece titiz bir tenkitçi olmasına rağmen, İbn Hanbel'in naklettiği hadisin mevzu olduğunu söyleyememesi, İbn Teymiyye ve İbn Haldun gibi bazı istisnalar dışında, hemen bütün âlim ve mutasavvıfların ebdal telakkisini benimsemiş veya en azından tenkit etmemiş olmaları, bu telakkinin, esas itibariyle, Şia'dan ya da Ehl-i sünnet dışı başka bir kaynaktan geldiği görüşünü şüphe ile karşılamak için yeterli sebeplerdir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 11.Kasım.2011, 11:54
    2
    Moderatör




    Bu konu velilerin en saf kısmı olan Ebdallar ile ilgilidir.

    “Bu ümmet içerisinde kırk kişi İbrahim meşrebi üzerinde, yedi kişi Musa meşrebi üzerinde, bir kişi de Muhammed meşrebi üzerinde bulunur. Bunlar mertebelerine göre insanların efendisidir.” anlamına gelen bir hadis rivayeti vardır. Bu hadis, İmam Ahmed b. Hanbel’in Kitabu’z Zühd’ünde sahih, hatta mütevatir olarak belirtilmektedir. (Ayrıca bk. Süleyman Ateş, ‘Sülemi ve Tasavvufi Tefsiri’, İstanbul, 1969, s. 200)

    Başka bir rivayette de şu ifadelere yer verilmiştir. “Halkın içinde 300 kişi Adem’in kalbi üzere/ meşrebi üzerindedir, 40 kişi Musa’nın meşrebi üzerindedir, 7 kişi İbrahim’in meşrebi üzerindedir, 5 kişi Cebrail’in meşrebi üzerindedir, 3 kişi Mikail’in meşrebi üzerindedir, bir kişi de İsrafil’in meşrebi üzerindedir.” (Aclunî, Keşfu’l-hafa, 1/26; Suyutî, el-Havî li’l-fetavî, 2/298)

    Hadis rivayetlerinde konuyla ilgili başka bilgiler de vardır: “Bu ümmetin Ebdalleri 30’dür. Hepsi de Halilu’r-Rahman gibidir(yani Allah’a olan sevgi ve dostluğunda çok samimidirler). Her ne zaman onlardan biri ölse, Allah onun yerine bir başkasını getirir”(Mecmau’z-zevaid, 10/62).

    Hz. Ali Irak’ta iken, bir gün yanında Şam halkından bahsedildi. Bazıları, onları lanetlemesini istediler. Bunun üzerine Hz. Ali Resulüllah(a.s.m)’tan şunları işittiğini söyledi: “Ebdaller 40 kişi olup Şam’da ikamet ederler. Onlar sayesinde yağmur yağar, onlar sayesinde düşmana karşı zafer kazanılır ve onlar sayesinde Şam halkından azap uzaklaştırılır”(Müsned, 1/112).

    İmam Gazâlî de ebdâl konusunda buna benzer bir izahı Ebu'd-Derdâ' dan nakletmektedir. (Gazâlî, İhya, 3/357)

    Bu rivayetler, hadis otoriteleri tarafından sahih olarak değerlendirilmiştir.(bk. Avnu’l-Mabud, Ebu Davud, Mehdi, 1 hadisin şerhi).

    Ebdâlların ahlâkî ve mânevî kişilikleri hakkında söylenenler, her müslümanda bulunması gerekli vasıflardır. Buna göre ebdâllar bütün insanlara karşı iyi, kendilerine kötü muamele edenleri bağışlayan kaza ve kadere gönül hoşnutluğuyla boyun eğen, haramlardan kaçan, ibâdetlerini ihlâs ve samimiyetle yerine getiren, sevgi, şefkat ve ahlâkî vasıflarla donanmış kişilerdir.

    Maneviyat büyüklerinden bir kısmına, bedel kelimesinden türeyen ebdal denir. “Üçler-yediler-kırklar” ebdal taifesindendir. Bunlara bu ismin verilişi, değişik şekillerde açıklanmıştır:

    • Peygamberler kâinatın denge unsuru idiler. Peygamberlik sona erince, Cenab-ı Hak, ümmetten bir kısmını onlara bedel kıldı. Yani, peygamberlerin bedeline arzın denge unsuru yaptı.

    • Bunlar, kötü ahlak bedeline, tamamen iyi ahlâka sahip kimselerdir.

    • Bunların her biri, Hz. Hızır’ın farklı yerlerde görülmesi gibi, kendine bedel olarak bir başka yerde görülebilir.

    İbn Teymiyye bu konuyla ilgili rivayetlerin İslâm inancıyla bağdaştırılmayacağını, bu tür bir anlayışın daha çok hıristiyanların ve aşırı Şiî fırkaların düşüncelerini yansıttığını söylemiş (bk. Minhâcüs-sünne, 1/21-22; Mecmu’ul-fetâvâ, 11/ 437-443) İbn Haldun ise hulul ve vahdet gibi kutb ve ebdal telakkisinin de ilk defa Irak sûfîlerinde İmâmiyye ve Rafızîlik etkisiyle ortaya çıktığını, sofilerin, Şiî fırkalardaki imama karşılık kutbu, nukabâya karşılık da ebdalı benimsemek suretiyle Şîa'yı taklit ettiklerini iddia etmiştir. (bk Mukaddime, s. 291, 446)

    Ancak, Ahmed b. Hanbel gibi şeriatın zahirine sıkı sıkıya bağlı bir hadis ve fıkıh âliminin ebdal hadisini doğru kabul ederek eserine alması, İbn Teymiyye'nin, son derece titiz bir tenkitçi olmasına rağmen, İbn Hanbel'in naklettiği hadisin mevzu olduğunu söyleyememesi, İbn Teymiyye ve İbn Haldun gibi bazı istisnalar dışında, hemen bütün âlim ve mutasavvıfların ebdal telakkisini benimsemiş veya en azından tenkit etmemiş olmaları, bu telakkinin, esas itibariyle, Şia'dan ya da Ehl-i sünnet dışı başka bir kaynaktan geldiği görüşünü şüphe ile karşılamak için yeterli sebeplerdir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder