Konusunu Oylayın.: Nefsin Karanlık Gecesi: Kabz - Gecenin Ortasında Doğan Güneş: Bast

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Nefsin Karanlık Gecesi: Kabz - Gecenin Ortasında Doğan Güneş: Bast
  1. 10.Kasım.2011, 07:16
    1
    Misafir

    Nefsin Karanlık Gecesi: Kabz - Gecenin Ortasında Doğan Güneş: Bast






    Nefsin Karanlık Gecesi: Kabz - Gecenin Ortasında Doğan Güneş: Bast Mumsema Nefsin Karanlık Gecesi: Kabz - Gecenin Ortasında Doğan Güneş: Bast


  2. 10.Kasım.2011, 07:16
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Nefsin Karanlık Gecesi: Kabz - Gecenin Ortasında Doğan Güneş: Bast


    Benzer Konular

    - Kabz u bast ile havf u reca

    - Kabz ve Bast Nedir

    - Kabz ve Bast nedir, Kabz ve Bast hakkında bilgi

    - Kabz-bast halleri ne demektir?

    - Kabz-bast halleri

  3. 10.Kasım.2011, 14:18
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Nefsin Karanlık Gecesi: Kabz - Gecenin Ortasında Doğan Güneş: Bast




    “Emin olan, doyan ruh mevcutla yetinir, yetinen ise daha ileri gidemez. Bu yüzden, İslam büyükleri emin olmamayı en geçerli ölçülerden biri hâlinde korumuşlardır.”

    Manevi yolculuğa çıkan kimsede sıkıntı ve ferahlık hâlleri, birbirine karşı olarak, korku ve ümit derecesine yükseldikten sonra gelir.1 Kabz daralmak, bast genişlemek ve ferahlamak demektir. “Allah hem sıkar (kabz); hem de açar (bast).”2 âyeti konumuza işaret etmektedir.

    Kabz ve bastın gelişi kesb ile olmadığı gibi, gidişi de cehd ile değildir. Kabz hicab hâlindeki kalplerin tutulgan oluşundan, bast ise keşf halindeki kalplerin açılmasından ibarettir. Kabz, cezayı gerektiren manevî bir durumun kalpte belirmesiyle meydana gelir.3

    Kabz ve basttan, tarikata yeni giren mübtedilerin nasibi bulunmazken, vâsıl-ı illallah olan müntehîlerin ilgisi de kalmamıştır. Çünkü müntehîler bu hâlden başka bir hâle geçmişlerdir. Dolayısıyla kabz ve bast, bu iki hâlin arasında bulunan mutavassıta grubuna mahsustur. Ârifte meydana gelen kabz hâli, mübtedîde havf, ferahlık hâli ise reca derecesindedir.4

    Kabz, İnsanın Evini İğne Deliğine Kurması
    Bast, bir genişleme deneyimi ve belki de benliğin yoğunlaşmışıyken, kabz, ruhun sıkıştırılması anlamına gelir, “insanın evini iğne deliğine kurmasıdır; karanlıktır, mutasavvıfın günler bazen aylar geçirdiği bunaltıcı yalnızlık çölüdür.”5

    Havf ve Recanın Özellikleri
    1. Havf, kalbin arzuladığı bir şeyin yok olacağı endişesinden veya istenmeyen bir işin gerçekleşeceğini düşünmekten, Recâ ise aksine istenmeyen bir şeyin yok olmasından veya arzu duyulanın gerçekleşmesinden, daha doğrusu gerçekleşme ümidinden doğar. Her ikisi de istikbale aittir.6

    2. Havf ve recâ gecenin gündüzü takip ettiği gibi, birbirlerini takip ederler. Korkusuz ümit, ümitsiz de korku yoktur.

    3. Dünyada ümit de, korku da bir aradadır. Ümitsiz insan tembelleşir, tahammül gücü kalmaz, çabucak paniğe kapılır.
    Nietzsche’ye göre,“Korku, insanın ezelî ve temel duygusudur.”

    Hemen bütün Hıristiyan yazarlar, kasıtlı veya anlamayarak, İslam’ı bir korku dini, Kur’an’ın tanıttığı Allah’ı da bir korku ilahı olarak gösterirler. Nicholson’ın şu sözü oryantalistlerin ortak görüşlerinden birini çerçeveler gibidir:

    “Kur’an’ın Allah’ı bir sevgi Allah’ı olmaktan çok bir korku Allah’ı (God of fear)dır.”

    İslâm, Allah’ı, “rahmeti gazabını geçen” ve “merhameti her şeyi çepeçevre kuşatan”7 bir kudret olarak göstermekte ve Kur’an’ın ilk cümlesi olan Besmele, Allah’ın zât ismiyle rahmet ve merhamet ifade eden iki sıfatından oluşmakta ve Kur’an’da tam 114 yerde tekrar edilmektedir. Kur’an, ümitsizliği insanın kendine zulmetmesi olarak saymakta,8

    Allah’ın bütün tecellilerinin rahmet üzere olduğunu bildirmektedir. Ancak Kur’an, hayatı ifrat ve tefritten ârî bir görüşle değerlendirmekte, denge prensibine önem vermekte, dolayısıyla insan hayatında korkunun rolünü de görmezlikten gelmemektedir.

    Emin olan, doyan ruh mevcutla yetinir, yetinen ise daha ileri gidemez. Bu yüzden, İslâm büyükleri emin olmamayı en geçerli ölçülerden biri hâlinde korumuşlardır.

    Alex Carrel, Hıristiyanlık adına konuşurken: “Ümit, aksiyonu oluşturur.”9 diyor. Bu, mutlak değildir. Bu oluşum bazen ümit, bazen korku tarafından gerçekleştirilir. Bunların yalnız birine bağlanmak hayat gerçeğine ters düşmek olur. Ebu Ali er-Ruzbârî (ö.322/933) bu gerçeği şöyle dile getiriyor: “Kurku ile ümit, kuşun iki kanadı. İkisi de sağlıklı olursa kuş sağlıklı olur ve uçuşunu tamamlar.”10

    Gazalî’ye göre: “Korku Allah’ın bir kamçısı. Kullarını ilim ve amele onunla sevk eder ve böylece onlar Allah’a yakınlık rütbesini kazanırlar.”11

    Kabz-Bastın, Havf-Reca’dan Ayrıldığı Noktalar

    Havf ve recâ geleceğe ait olduğu halde, kabz ve bast salikte o anda meydana gelir. Örneğin, işlediği günahtan dolayı, ahirette ceza göreceğini düşünen bir kul, hiç de arzulamadığı bir durumla karşılaşacağını hissettiği için korkar. Bu korku o anda kendisinde bir sıkıntı (kabz) meydana getirir. Mükafat umduğu takdirde rahatlık (bast) başlar.
    İnsanın gerçekten Allahü Teâlâ’dan korkması veya ümit etmesi, nefis tezkiyesi ile mümkündür. Bu iki durumun neticesi olan kabz ve bast hâli ise uzun bir mücâhededen sonra elde edilir.

    Kabzın Basttan Üstün Olduğunu Savunanların Gerekçeleri

    1. Kur’an âyetinde kabz sözü önce zikredildiği için.
    2. Kabzda bir erime ve kahrolma, bastta ise bir nazlanma ve lutf hali mevcuttur. Hiç şüphe yok ki, beşeriyetin eriyişi ve nefsin kahrolması, onun kollanmasından ve beslenmesinden daha üstündür.
    Cüneyd’in, “Beni korkuyla sıkıştırdığında, beni benden alır, ama umutla beni genişlettiğinde beni bana geri verir.” sözünde olduğu gibi kabz halinde, ‘Ben’ yok olur; bu, bastın yarattığı genişletilmiş ben bilincine tercih edilir. Kabz halinde, “nefsin karanlık gecesinde”, insan tümüyle Allah’a terk edilmiştir; kendinden hiçbir iz yoktur, bir şey isteme gücü yoktur ve karanlıktan, “gecenin ortasında bir güneş” gibi aniden beliriveren birleştirici deneyimin ya da ru’yetin ışığıdır o. 12

    Bastı Kabzdan Daha Üstün Görenlerin Gerekçeleri


    1. Kur’an’da kabzın önce zikredilmesi, ondan sonra zikredilenin faziletinin önceliğine alamettir. Zira, Arap dil geleneğine göre, faziletçe sonra olan bir şey, cümlede önce zikredilir.
    2. Bastta sürur, Kabzda subur, yani birinde neşelenmek, öbüründe helak olmak vardır. Ariflerin süruru, vuslattan başka bir yerde maruf değildir. Suburları ise, fasl ve hicrandan başka bir yerde maksut değildir. Dolayısıyla vuslat mahallinde karar kılmak, hicran mahallinde karar kılmaktan daha iyidir.

    Kabz, Hakk’ın gayretinin alametidir. Dostun dostuna serzenişte ve sitemde bulunması şarttır. Bast ise muatebe denilen bu serzenişin ve sitemin alametidir. Kabz, Hakk’ın sevdiği kulunu kıskanmasıdır. Bast ise ona itab ve sitem edeceğinin işaretidir.

    Haberlerde geçmektedir ki, Hz.Yahya ömrü boyunca hiç gülmemişti. Hz. İsa ise yaşadığı sürece hiç ağlamamıştı. Bunun sebebi ilkinin munkabız ve inkıbaz halinde, ikincisinin münbasit ve inbısat halinde olmalarıdır.13

    Kabz ve bastın kendilerine has belli bir vakti, muayyen bir mevsimi vardır. Bunların vakti, havassa ait muhabbetin ilk başlarında ortaya çıkar. Bu duruma işaret sadedinde el-Vasıtî, “Cenab-ı Hakk; sana ait olan şeylerden dolayı seni kabzeder. Kendisine aid olan şeylerde de seni bast eder.” derken, Nûrî, “Allah, seni seninle kabz, kendisiyle bast eder.” demiştir.

    Kabzın varlığı nefsin sıfatının ortaya çıkması ve sahibini kuşatmasındandır. Bastın zuhuru ise kalbin sıfatının ortaya çıkması ve sahibini kuşatmasından dolayıdır.14

    Kabzın Kısımları

    1. Te’dib kabzı: Bir gafletin, kötü düşüncenin cezası.
    2. Tehzîb Kabzı: Daha sonra gelecek değerli bir bastın öncüsüdür, kalbi ona hazırlar. Nasıl ki “ğett ve ğatt” (sıkıntı, horlama) vahyin öncüleri idi, vahiyden önce gelir, Peygamber’in kalbini vahye hazırlardı. Şiddet ve sıkıntı da sevincin, genişe çıkmanın; belâ’, afiyetin; şiddetli korku, güvenin öncüsüdür. Allah’ın yasası böyledir: Yararlı, sevilen şeyler, kendilerine ters kapılardan girer.
    3. Cem’ Kabzı: Kalbi sıkıp âlemden uzaklaştıran ve yalnız Allah’a tahsis eden bir haldir. Artık kalbde, Allah’tan başkasına yer kalmaz. Bu halde bulunan birinden arkadaşı, konuşma, sohbet beklerse ona haksızlık etmiş olur.
    4. Tefrika Kabzı: Kalbin Allah’tan ayrılıp dağda, bayırda dolaşmasından oluşan bir kabzdır. Allah’ın zikrinden ayrılmanın cezası, işte ölümden de beter olan bu kabzdır.15
    5. Ed-Danâin Kabzı: Herevî’nin isimlendirdiği bir kabz çeşididir. Danîne’nin çoğuludur. Kişinin sadece kendisine ayırdığı, başkasına vermek istemediği bir özelliktir. İşte Yüce Allah, yaratıklarından bazılarını sadece kendisine ayırır, onların gönüllerini tamamen kendisine çevirir.

    Ed-Danâîn Makamında Bulunanlar

    1. Allah’ın Korku Kabzıyla Kendine Aldığı Grup
    Allah onları, halkın gözünden gizler. Halka karışmalarını istemediği için onları, halkın gözünden kaybeder, kimseye göstermez. Bunlar, bozuk zamanda insanlardan uzlete çekilmiş olan halvet ehlidir.

    2. Allah’ın Telbîs Giysisi İle Örterek Kabzettiği Grup
    Allah, bunların başına rüsum tâcı giydirir. Böylece (halktan bir fert gibi davranan) bu insanları, halkın gözünden gizler. Bunlar halka karışır, onlarla görüşürler. İnsanlar onları görürler. Ama Allah onların hakikatlerini, gerçek hallerini halktan gizler. Halk, onların gerçek hallerini bilemez. Dünya adamları onların yemelerini, içmelerini, evlenmelerini, gülmelerini görünce; “Bunlar dünya adamlarıdır” derler.

    Onların Allah’a ibadet, gayret ve himmetlerini, sabırlarını, doğruluklarını, marifet, iman ve zikir zevklerini ve dünya adamlarında görülmeyen işlerini görünce; “Bunlar ahiret adamlarıdır.” derler. Halleri halka karışık gelir. Sebeplere yapışmakla, giysileriyle halktan gizlenirler (dünya adamı görünürler). Hallerini belli edecek bir şey yapmazlar.

    Bunlar görünürde halkla beraber olurlar, hakikatlerini gizlerler. Halk onları bilmez, başlarını kaldırıp onlara bakmaz (onlara değer vermez)ler. Onlar, Allah velilerinin efendilerindendir.

    Allah, değer verdiğinden dolayı onları halkın bilmesinden korumuştur ki onlarla aldanmasınlar (kendileri de onlar gibi davranıp yanlışlıklar yapmasınlar). Bir de Allah’ın, değer vermediği cahiller onlardan yararlanmasınlar.

    Onlar bedenleriyle halkla, gönülleriyle Refîk-i A’lâ iledirler. Bu âlemden ayrıldıklarında ruhları o yüce huzura gider. Her kulun ruhu, bedenden ayrıldığı zaman, dünyada alışıp sevdiği kimsenin yanına gider. Zira “Kişi, sevdiğiyle beraberdir”16

    3. Allah’ın Kendisine Kabzettiği Grup
    Allah onların içlerini temizler, onları yalnız halktan değil, kendilerinden de gizler. Bunların makamı, ilk iki fırkanınkinden de üstündür. Çünkü Allah, onlara gösterdiği yüksek lütuflarla, onları kendi nefislerinden de gizlemiş, yalnız kendisiyle meşgul etmiştir. Bunların gönülleri ne halkı, ne nefislerini görür, sadece Allah ile olur. Bunlar ne sivâdandırlar, ne de sivâ bunlardandır. Bunların, Hak’tan başka hiçbir şeyle ilişkileri kalmamıştır. Görünürde sivâ ile (yaratıklarla) olsalar bile (gönülleriyle) ondan uzaktırlar, onunla kaynaşmazlar. Gönülleri esrâr ile ma’murdur. Bu anlatılan kabz türü, fenâ fillah ve bekâ billah’tan ibarettir.17

    Bast Ehlinin Sınıflandırılması

    1. Halka Rahmet İçin Bast Haline Getirilenler
    Yüce Allah, Hz. Peygamber’in niçin bast ile (yumuşak huylu, güleç yüzlü) davrandığını şu şekilde izah etmektedir: “Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki sen, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi.”18
    Cenab-ı Hak, bu insanları halkına bast etmiş, öyle sevimli, güleç yüzlü yapmıştır ki, sâlik kendilerine uysun, şaşkın kendileriyle yolunu bulsun, hasta gönüller şifaya kavuşsun. Salikler, onların susmalarına uyar, konuşmasından yararlanırlar. Hareketleri ve sükunları, Allah ile, Allah için, Allah’ın buyruğu üzerine olduğundan, sadıkların gönüllerini kendilerine çeker. Onların ilim ve marifet nuru halkı aydınlatır.


    2) Ma’nevî Kuvvetleri, Görüşlerinin Samimiyeti İle Bast Edilenler
    Bastın bu derecesinde bulunanlar, öncekilerden üstündürler. Çünkü öncekiler amel erbabı iken bunlar hal erbabıdırlar. Öncekiler halka rahmet olmak için bast edilirler. Bunlar ise sırf Hakk için bast edilirler. Bast halleri, sevdiklerini görmelerine engel değildir. Çünkü görmeleri, bastın, sevdiklerini gizlemesine engel olacak derecede güçlüdür. Gönül pencereleri daima açıktır, gönül gözlerine hiçbir duman, bulut perde olmaz. Bast onları, gönül müşahedesinden alıkoymaz. “Onlar kabzın kabzasında bast edilmişlerdir.” Yani Allah onların ruhunu kendisine alıp, beşerlikten kaybettikten sonra kendisiyle var edip bast haline getirmiştir. Davranışları Allah iledir, kabz müşahedelerine engel değildir. Allah onları, bast hallerinde de masivadan kabz edip almıştır. Bast halleri kabzlarına, kabz halleri de bastlarına aykırı ve engel değildir. Bast hallerinde Allah’a kabzedilirler (alınırlar, fena fillaha geçerler), kabz hallerinde de Allah ile bast edilirler (Allah ile olmak suretiyle beşeriliğe gelirler). Hülasa fena fillah ve beka billah üzere bulunurlar.

    3. Yolda İşaretler, Hidayet İmamları ve Saliklerin Yollarını Aydınlatan Lambalar Olarak Bast Edilenler
    Bunlar, ilk iki gruptan da üstündürler. Çünkü onların derecelerine sahip oldukları gibi, onların üstünde bir dereceye de çıkmışlardır. Birincilerin amelleri, ikincilerin halleri kendilerinde bulunduğu gibi, aynı zamanda başkalarına da yararlı olurlar. Yolculara yol gösterirler, şaşırmışlara kılavuzluk ederler, talibleri yola götürürler. Bunlar peygamberlerin halifeleri, basiret ve yakîn sahipleridir. Yüce Allah: “Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, buyruğumuzla doğru yola ileten imamlar (önderler) yetiştirmiştik.”19 âyetiyle tanımladığı din imamlığı rütbesine ermişlerdir.20

    Doç. Dr. Kadir ÖZKÖSE


    Dipnot:

    1- Ebu’l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyri, er-Risaletu’l-Kuşeyriyye fi İlmi’t-Tasavvuf, haz. Ma’ruf Zerrik, Ali Abdulhamid Baltacı, Daru’l-Hayr, Beyrut 1993, 58. 2- Bakara, 2/245.
    3- Ali b. Osman Hucvirî, Keşfu’l-Mahcûb, Arb.ter. Mahmud Ahmed Mâdî Ebu’l-Azâim, tah. İbrahim Dessûkî Daru’t-Turâsi’l-Arabi, Kahire 1974, 454.
    4- el-Kuşeyri, er-Risale, 58.
    5- Annemarie Schimmel, İslamın Mistik Boyutları, çev. Ergun Kocabıyık, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1999, 135.
    6- el-Kuşeyri, er-Risale, 58.
    7- A’raf 7/156: “Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük.” Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım”.
    8- Zümer 39/53: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”
    9- Alexis Carrel, L’Homme, cet İnconnu, Buenos Aires 1945, 264.
    10- el-Kuşeyri, Risale, 132.
    11- Y. Nuri Öztürk, Kur’an ve Sünnete Göre Tasavvuf, İstanbul 1989, 321-332.
    12- Schimmel, İslamın Mistik Boyutları, 135.
    13- Hucvirî, Keşfu’l-Mahcûb, 454-455.
    14- Ebu Hafs Şihabuddin Sühreverdi, Avarifu’l-Maarif, Kahire 1973, 467-470.
    15- İbn Kayyım el-Cevziyye, Medâricu’s-sâlikîn –Kur’ânî Tasavvufun Esasları-, ter.AiAtaç-Adil bebek-Ali Durusoy-Muhammed Deniz-Muharrem Tan-Mehmet Özşenel, İnsan Yayınları, İstanbul 1994, III/255.
    16- Buhârî, Edeb: 96; Müslim, Birr: 165; Tirmizî, Zühd: 50, Da’avât: 98, Rikak: 71; İbn Hanbel, Müsned, 3/104.
    17- el-Cevziyye, Medâricu’s Sâlikîn, III/256-258.
    18- Al-i İmran 3/159.
    19- Secde 32/24.
    20- el-Cevziyye, Medâricu’s Sâlikîn, III/260-262.




  4. 10.Kasım.2011, 14:18
    2
    Hadimul Müslimin



    “Emin olan, doyan ruh mevcutla yetinir, yetinen ise daha ileri gidemez. Bu yüzden, İslam büyükleri emin olmamayı en geçerli ölçülerden biri hâlinde korumuşlardır.”

    Manevi yolculuğa çıkan kimsede sıkıntı ve ferahlık hâlleri, birbirine karşı olarak, korku ve ümit derecesine yükseldikten sonra gelir.1 Kabz daralmak, bast genişlemek ve ferahlamak demektir. “Allah hem sıkar (kabz); hem de açar (bast).”2 âyeti konumuza işaret etmektedir.

    Kabz ve bastın gelişi kesb ile olmadığı gibi, gidişi de cehd ile değildir. Kabz hicab hâlindeki kalplerin tutulgan oluşundan, bast ise keşf halindeki kalplerin açılmasından ibarettir. Kabz, cezayı gerektiren manevî bir durumun kalpte belirmesiyle meydana gelir.3

    Kabz ve basttan, tarikata yeni giren mübtedilerin nasibi bulunmazken, vâsıl-ı illallah olan müntehîlerin ilgisi de kalmamıştır. Çünkü müntehîler bu hâlden başka bir hâle geçmişlerdir. Dolayısıyla kabz ve bast, bu iki hâlin arasında bulunan mutavassıta grubuna mahsustur. Ârifte meydana gelen kabz hâli, mübtedîde havf, ferahlık hâli ise reca derecesindedir.4

    Kabz, İnsanın Evini İğne Deliğine Kurması
    Bast, bir genişleme deneyimi ve belki de benliğin yoğunlaşmışıyken, kabz, ruhun sıkıştırılması anlamına gelir, “insanın evini iğne deliğine kurmasıdır; karanlıktır, mutasavvıfın günler bazen aylar geçirdiği bunaltıcı yalnızlık çölüdür.”5

    Havf ve Recanın Özellikleri
    1. Havf, kalbin arzuladığı bir şeyin yok olacağı endişesinden veya istenmeyen bir işin gerçekleşeceğini düşünmekten, Recâ ise aksine istenmeyen bir şeyin yok olmasından veya arzu duyulanın gerçekleşmesinden, daha doğrusu gerçekleşme ümidinden doğar. Her ikisi de istikbale aittir.6

    2. Havf ve recâ gecenin gündüzü takip ettiği gibi, birbirlerini takip ederler. Korkusuz ümit, ümitsiz de korku yoktur.

    3. Dünyada ümit de, korku da bir aradadır. Ümitsiz insan tembelleşir, tahammül gücü kalmaz, çabucak paniğe kapılır.
    Nietzsche’ye göre,“Korku, insanın ezelî ve temel duygusudur.”

    Hemen bütün Hıristiyan yazarlar, kasıtlı veya anlamayarak, İslam’ı bir korku dini, Kur’an’ın tanıttığı Allah’ı da bir korku ilahı olarak gösterirler. Nicholson’ın şu sözü oryantalistlerin ortak görüşlerinden birini çerçeveler gibidir:

    “Kur’an’ın Allah’ı bir sevgi Allah’ı olmaktan çok bir korku Allah’ı (God of fear)dır.”

    İslâm, Allah’ı, “rahmeti gazabını geçen” ve “merhameti her şeyi çepeçevre kuşatan”7 bir kudret olarak göstermekte ve Kur’an’ın ilk cümlesi olan Besmele, Allah’ın zât ismiyle rahmet ve merhamet ifade eden iki sıfatından oluşmakta ve Kur’an’da tam 114 yerde tekrar edilmektedir. Kur’an, ümitsizliği insanın kendine zulmetmesi olarak saymakta,8

    Allah’ın bütün tecellilerinin rahmet üzere olduğunu bildirmektedir. Ancak Kur’an, hayatı ifrat ve tefritten ârî bir görüşle değerlendirmekte, denge prensibine önem vermekte, dolayısıyla insan hayatında korkunun rolünü de görmezlikten gelmemektedir.

    Emin olan, doyan ruh mevcutla yetinir, yetinen ise daha ileri gidemez. Bu yüzden, İslâm büyükleri emin olmamayı en geçerli ölçülerden biri hâlinde korumuşlardır.

    Alex Carrel, Hıristiyanlık adına konuşurken: “Ümit, aksiyonu oluşturur.”9 diyor. Bu, mutlak değildir. Bu oluşum bazen ümit, bazen korku tarafından gerçekleştirilir. Bunların yalnız birine bağlanmak hayat gerçeğine ters düşmek olur. Ebu Ali er-Ruzbârî (ö.322/933) bu gerçeği şöyle dile getiriyor: “Kurku ile ümit, kuşun iki kanadı. İkisi de sağlıklı olursa kuş sağlıklı olur ve uçuşunu tamamlar.”10

    Gazalî’ye göre: “Korku Allah’ın bir kamçısı. Kullarını ilim ve amele onunla sevk eder ve böylece onlar Allah’a yakınlık rütbesini kazanırlar.”11

    Kabz-Bastın, Havf-Reca’dan Ayrıldığı Noktalar

    Havf ve recâ geleceğe ait olduğu halde, kabz ve bast salikte o anda meydana gelir. Örneğin, işlediği günahtan dolayı, ahirette ceza göreceğini düşünen bir kul, hiç de arzulamadığı bir durumla karşılaşacağını hissettiği için korkar. Bu korku o anda kendisinde bir sıkıntı (kabz) meydana getirir. Mükafat umduğu takdirde rahatlık (bast) başlar.
    İnsanın gerçekten Allahü Teâlâ’dan korkması veya ümit etmesi, nefis tezkiyesi ile mümkündür. Bu iki durumun neticesi olan kabz ve bast hâli ise uzun bir mücâhededen sonra elde edilir.

    Kabzın Basttan Üstün Olduğunu Savunanların Gerekçeleri

    1. Kur’an âyetinde kabz sözü önce zikredildiği için.
    2. Kabzda bir erime ve kahrolma, bastta ise bir nazlanma ve lutf hali mevcuttur. Hiç şüphe yok ki, beşeriyetin eriyişi ve nefsin kahrolması, onun kollanmasından ve beslenmesinden daha üstündür.
    Cüneyd’in, “Beni korkuyla sıkıştırdığında, beni benden alır, ama umutla beni genişlettiğinde beni bana geri verir.” sözünde olduğu gibi kabz halinde, ‘Ben’ yok olur; bu, bastın yarattığı genişletilmiş ben bilincine tercih edilir. Kabz halinde, “nefsin karanlık gecesinde”, insan tümüyle Allah’a terk edilmiştir; kendinden hiçbir iz yoktur, bir şey isteme gücü yoktur ve karanlıktan, “gecenin ortasında bir güneş” gibi aniden beliriveren birleştirici deneyimin ya da ru’yetin ışığıdır o. 12

    Bastı Kabzdan Daha Üstün Görenlerin Gerekçeleri


    1. Kur’an’da kabzın önce zikredilmesi, ondan sonra zikredilenin faziletinin önceliğine alamettir. Zira, Arap dil geleneğine göre, faziletçe sonra olan bir şey, cümlede önce zikredilir.
    2. Bastta sürur, Kabzda subur, yani birinde neşelenmek, öbüründe helak olmak vardır. Ariflerin süruru, vuslattan başka bir yerde maruf değildir. Suburları ise, fasl ve hicrandan başka bir yerde maksut değildir. Dolayısıyla vuslat mahallinde karar kılmak, hicran mahallinde karar kılmaktan daha iyidir.

    Kabz, Hakk’ın gayretinin alametidir. Dostun dostuna serzenişte ve sitemde bulunması şarttır. Bast ise muatebe denilen bu serzenişin ve sitemin alametidir. Kabz, Hakk’ın sevdiği kulunu kıskanmasıdır. Bast ise ona itab ve sitem edeceğinin işaretidir.

    Haberlerde geçmektedir ki, Hz.Yahya ömrü boyunca hiç gülmemişti. Hz. İsa ise yaşadığı sürece hiç ağlamamıştı. Bunun sebebi ilkinin munkabız ve inkıbaz halinde, ikincisinin münbasit ve inbısat halinde olmalarıdır.13

    Kabz ve bastın kendilerine has belli bir vakti, muayyen bir mevsimi vardır. Bunların vakti, havassa ait muhabbetin ilk başlarında ortaya çıkar. Bu duruma işaret sadedinde el-Vasıtî, “Cenab-ı Hakk; sana ait olan şeylerden dolayı seni kabzeder. Kendisine aid olan şeylerde de seni bast eder.” derken, Nûrî, “Allah, seni seninle kabz, kendisiyle bast eder.” demiştir.

    Kabzın varlığı nefsin sıfatının ortaya çıkması ve sahibini kuşatmasındandır. Bastın zuhuru ise kalbin sıfatının ortaya çıkması ve sahibini kuşatmasından dolayıdır.14

    Kabzın Kısımları

    1. Te’dib kabzı: Bir gafletin, kötü düşüncenin cezası.
    2. Tehzîb Kabzı: Daha sonra gelecek değerli bir bastın öncüsüdür, kalbi ona hazırlar. Nasıl ki “ğett ve ğatt” (sıkıntı, horlama) vahyin öncüleri idi, vahiyden önce gelir, Peygamber’in kalbini vahye hazırlardı. Şiddet ve sıkıntı da sevincin, genişe çıkmanın; belâ’, afiyetin; şiddetli korku, güvenin öncüsüdür. Allah’ın yasası böyledir: Yararlı, sevilen şeyler, kendilerine ters kapılardan girer.
    3. Cem’ Kabzı: Kalbi sıkıp âlemden uzaklaştıran ve yalnız Allah’a tahsis eden bir haldir. Artık kalbde, Allah’tan başkasına yer kalmaz. Bu halde bulunan birinden arkadaşı, konuşma, sohbet beklerse ona haksızlık etmiş olur.
    4. Tefrika Kabzı: Kalbin Allah’tan ayrılıp dağda, bayırda dolaşmasından oluşan bir kabzdır. Allah’ın zikrinden ayrılmanın cezası, işte ölümden de beter olan bu kabzdır.15
    5. Ed-Danâin Kabzı: Herevî’nin isimlendirdiği bir kabz çeşididir. Danîne’nin çoğuludur. Kişinin sadece kendisine ayırdığı, başkasına vermek istemediği bir özelliktir. İşte Yüce Allah, yaratıklarından bazılarını sadece kendisine ayırır, onların gönüllerini tamamen kendisine çevirir.

    Ed-Danâîn Makamında Bulunanlar

    1. Allah’ın Korku Kabzıyla Kendine Aldığı Grup
    Allah onları, halkın gözünden gizler. Halka karışmalarını istemediği için onları, halkın gözünden kaybeder, kimseye göstermez. Bunlar, bozuk zamanda insanlardan uzlete çekilmiş olan halvet ehlidir.

    2. Allah’ın Telbîs Giysisi İle Örterek Kabzettiği Grup
    Allah, bunların başına rüsum tâcı giydirir. Böylece (halktan bir fert gibi davranan) bu insanları, halkın gözünden gizler. Bunlar halka karışır, onlarla görüşürler. İnsanlar onları görürler. Ama Allah onların hakikatlerini, gerçek hallerini halktan gizler. Halk, onların gerçek hallerini bilemez. Dünya adamları onların yemelerini, içmelerini, evlenmelerini, gülmelerini görünce; “Bunlar dünya adamlarıdır” derler.

    Onların Allah’a ibadet, gayret ve himmetlerini, sabırlarını, doğruluklarını, marifet, iman ve zikir zevklerini ve dünya adamlarında görülmeyen işlerini görünce; “Bunlar ahiret adamlarıdır.” derler. Halleri halka karışık gelir. Sebeplere yapışmakla, giysileriyle halktan gizlenirler (dünya adamı görünürler). Hallerini belli edecek bir şey yapmazlar.

    Bunlar görünürde halkla beraber olurlar, hakikatlerini gizlerler. Halk onları bilmez, başlarını kaldırıp onlara bakmaz (onlara değer vermez)ler. Onlar, Allah velilerinin efendilerindendir.

    Allah, değer verdiğinden dolayı onları halkın bilmesinden korumuştur ki onlarla aldanmasınlar (kendileri de onlar gibi davranıp yanlışlıklar yapmasınlar). Bir de Allah’ın, değer vermediği cahiller onlardan yararlanmasınlar.

    Onlar bedenleriyle halkla, gönülleriyle Refîk-i A’lâ iledirler. Bu âlemden ayrıldıklarında ruhları o yüce huzura gider. Her kulun ruhu, bedenden ayrıldığı zaman, dünyada alışıp sevdiği kimsenin yanına gider. Zira “Kişi, sevdiğiyle beraberdir”16

    3. Allah’ın Kendisine Kabzettiği Grup
    Allah onların içlerini temizler, onları yalnız halktan değil, kendilerinden de gizler. Bunların makamı, ilk iki fırkanınkinden de üstündür. Çünkü Allah, onlara gösterdiği yüksek lütuflarla, onları kendi nefislerinden de gizlemiş, yalnız kendisiyle meşgul etmiştir. Bunların gönülleri ne halkı, ne nefislerini görür, sadece Allah ile olur. Bunlar ne sivâdandırlar, ne de sivâ bunlardandır. Bunların, Hak’tan başka hiçbir şeyle ilişkileri kalmamıştır. Görünürde sivâ ile (yaratıklarla) olsalar bile (gönülleriyle) ondan uzaktırlar, onunla kaynaşmazlar. Gönülleri esrâr ile ma’murdur. Bu anlatılan kabz türü, fenâ fillah ve bekâ billah’tan ibarettir.17

    Bast Ehlinin Sınıflandırılması

    1. Halka Rahmet İçin Bast Haline Getirilenler
    Yüce Allah, Hz. Peygamber’in niçin bast ile (yumuşak huylu, güleç yüzlü) davrandığını şu şekilde izah etmektedir: “Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki sen, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi.”18
    Cenab-ı Hak, bu insanları halkına bast etmiş, öyle sevimli, güleç yüzlü yapmıştır ki, sâlik kendilerine uysun, şaşkın kendileriyle yolunu bulsun, hasta gönüller şifaya kavuşsun. Salikler, onların susmalarına uyar, konuşmasından yararlanırlar. Hareketleri ve sükunları, Allah ile, Allah için, Allah’ın buyruğu üzerine olduğundan, sadıkların gönüllerini kendilerine çeker. Onların ilim ve marifet nuru halkı aydınlatır.


    2) Ma’nevî Kuvvetleri, Görüşlerinin Samimiyeti İle Bast Edilenler
    Bastın bu derecesinde bulunanlar, öncekilerden üstündürler. Çünkü öncekiler amel erbabı iken bunlar hal erbabıdırlar. Öncekiler halka rahmet olmak için bast edilirler. Bunlar ise sırf Hakk için bast edilirler. Bast halleri, sevdiklerini görmelerine engel değildir. Çünkü görmeleri, bastın, sevdiklerini gizlemesine engel olacak derecede güçlüdür. Gönül pencereleri daima açıktır, gönül gözlerine hiçbir duman, bulut perde olmaz. Bast onları, gönül müşahedesinden alıkoymaz. “Onlar kabzın kabzasında bast edilmişlerdir.” Yani Allah onların ruhunu kendisine alıp, beşerlikten kaybettikten sonra kendisiyle var edip bast haline getirmiştir. Davranışları Allah iledir, kabz müşahedelerine engel değildir. Allah onları, bast hallerinde de masivadan kabz edip almıştır. Bast halleri kabzlarına, kabz halleri de bastlarına aykırı ve engel değildir. Bast hallerinde Allah’a kabzedilirler (alınırlar, fena fillaha geçerler), kabz hallerinde de Allah ile bast edilirler (Allah ile olmak suretiyle beşeriliğe gelirler). Hülasa fena fillah ve beka billah üzere bulunurlar.

    3. Yolda İşaretler, Hidayet İmamları ve Saliklerin Yollarını Aydınlatan Lambalar Olarak Bast Edilenler
    Bunlar, ilk iki gruptan da üstündürler. Çünkü onların derecelerine sahip oldukları gibi, onların üstünde bir dereceye de çıkmışlardır. Birincilerin amelleri, ikincilerin halleri kendilerinde bulunduğu gibi, aynı zamanda başkalarına da yararlı olurlar. Yolculara yol gösterirler, şaşırmışlara kılavuzluk ederler, talibleri yola götürürler. Bunlar peygamberlerin halifeleri, basiret ve yakîn sahipleridir. Yüce Allah: “Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, buyruğumuzla doğru yola ileten imamlar (önderler) yetiştirmiştik.”19 âyetiyle tanımladığı din imamlığı rütbesine ermişlerdir.20

    Doç. Dr. Kadir ÖZKÖSE


    Dipnot:

    1- Ebu’l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyri, er-Risaletu’l-Kuşeyriyye fi İlmi’t-Tasavvuf, haz. Ma’ruf Zerrik, Ali Abdulhamid Baltacı, Daru’l-Hayr, Beyrut 1993, 58. 2- Bakara, 2/245.
    3- Ali b. Osman Hucvirî, Keşfu’l-Mahcûb, Arb.ter. Mahmud Ahmed Mâdî Ebu’l-Azâim, tah. İbrahim Dessûkî Daru’t-Turâsi’l-Arabi, Kahire 1974, 454.
    4- el-Kuşeyri, er-Risale, 58.
    5- Annemarie Schimmel, İslamın Mistik Boyutları, çev. Ergun Kocabıyık, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1999, 135.
    6- el-Kuşeyri, er-Risale, 58.
    7- A’raf 7/156: “Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük.” Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım”.
    8- Zümer 39/53: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”
    9- Alexis Carrel, L’Homme, cet İnconnu, Buenos Aires 1945, 264.
    10- el-Kuşeyri, Risale, 132.
    11- Y. Nuri Öztürk, Kur’an ve Sünnete Göre Tasavvuf, İstanbul 1989, 321-332.
    12- Schimmel, İslamın Mistik Boyutları, 135.
    13- Hucvirî, Keşfu’l-Mahcûb, 454-455.
    14- Ebu Hafs Şihabuddin Sühreverdi, Avarifu’l-Maarif, Kahire 1973, 467-470.
    15- İbn Kayyım el-Cevziyye, Medâricu’s-sâlikîn –Kur’ânî Tasavvufun Esasları-, ter.AiAtaç-Adil bebek-Ali Durusoy-Muhammed Deniz-Muharrem Tan-Mehmet Özşenel, İnsan Yayınları, İstanbul 1994, III/255.
    16- Buhârî, Edeb: 96; Müslim, Birr: 165; Tirmizî, Zühd: 50, Da’avât: 98, Rikak: 71; İbn Hanbel, Müsned, 3/104.
    17- el-Cevziyye, Medâricu’s Sâlikîn, III/256-258.
    18- Al-i İmran 3/159.
    19- Secde 32/24.
    20- el-Cevziyye, Medâricu’s Sâlikîn, III/260-262.







+ Yorum Gönder