Konusunu Oylayın.: Bütün Resuller Peygamber midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bütün Resuller Peygamber midir?
  1. 09.Kasım.2011, 20:36
    1
    Misafir

    Bütün Resuller Peygamber midir?

  2. 10.Kasım.2011, 13:34
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Bütün Resuller Peygamber midir?




    Kitap gönderilen peygambere Resul denir. Nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet eden peygamberlere Nebi denir. Her resul, nebidir; fakat her nebi resul değildir. Peygamber Fars’çadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Kur’an-ı kerimin bir çok yerinde Peygamber efendimize Resul deniyor, bazen Nebi diye de geçiyor. Nebi denmesi Resul olmasına mani değildir. Yani bir resule nebi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Genel kurmay başkanına bazen general, subay veya asker denmesine benzer.

    Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, Allahü teâlânın dinine çağırmakta, Resul ile Nebi arasında bir ayrılık yoktur. Ankebut suresinin, (Ona [İbrahim’e İsmail’den sonra] İshak ve Yakub’u da bağışladık. Nebiliği ve kitapları [Tevrat’ı, İncil’i, Zebur’u, Kur'anı], onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilen resuller de vardır. (Beydavi, Medarik, Celaleyn)

    Kitap sahibi resullerden örnek verelim. Hazret-i Musa resul idi. İşte âyet-i kerime mealleri:
    (Musa, «Ey Firavun, elbette ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir resulüm» dedi.) [Araf 104] (Sırf bu âyet bile, onların yalanını çıkarmaya yeter. Hazret-i Musa’ya Tevrat indi, yani kitap gönderildi. Bunun için kendisine resul deniyor. Peygamber efendimize de kitap gönderildiği için bir çok âyette resul deniyor. Resul denilince nebi de içine girdiği için daha çok resul tabiri geçiyor. Kelime-i şehadette de Resul deniyor. Nebilik daha yüksek olsa idi o geçer idi.

    (Musa'yı mucizelerimizle Firavun ve topluluğuna gönderdik. Musa, "Ben âlemlerin Rabbinin resulüyüm" dedi.) [Zuhruf 46]
    (Bu âyette de, Hazret-i Musa’nın resul olduğunu açıkça bildiriyor.)

    Hazret-i Musa da, Peygamber efendimiz gibi, hem resul, hem de nebi idi. İşte âyet-i kerime meali:
    (Kitapta Musa'yı da an; elbette o, muhlis bir kul ve resul olan nebi idi.) [Meryem 51]

    Hazret-i İsa da, kendisine kitap gönderilen resul idi. İşte âyet-i kerime meali:
    (Meryem'in oğlu Mesih [İsa] ancak bir Resuldür.) [Maide 75]

    (“Biz, Allah'ın Resulü olan Meryem oğlu İsa'yı öldürdük" demeleri sebebiyle onları [Yahudileri] lanetledik, rahmetimizden kovduk.) [Nisa 157]

    Kitap sahibi resul olan Musa aleyhisselam, kardeşi Harun’un da kendisine vezir yani yardımcı olmasını istedi. İşte âyet-i kerime meali:
    (Ya rabbi, ailemden kardeşim Harun’u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl!) [Taha 29-32]

    Allahü teâlâ, onun bu duasını kabul ederek buyuruyor ki:
    (Allah, “Ey Musa! İstediğin sana verildi” dedi.) [Taha 36]

    (Biz, Musa‘ya Kitab verdik, kardeşi Harun’u da ona vezir [yardımcı] yaptık.) [Furkan 35]

    Kitap verilen resul olan Hazret-i Musa’dır. Hazret-i Harun ise onun veziri, yani yardımcısıdır. Yardımcısı daha üstün olur mu hiç? Hazret-i Musa Resul iken, Hazret-i Harun da nebi oldu. İşte âyet-i kerime meali:
    (Rahmetimizden, kardeşi Harun’u bir nebi olarak ona bağışladık.) [Meryem 53]

    Hazret-i Harun, Musa aleyhisselamın getirdiği dini, yani Museviliği tebliğ eden bir nebi idi.
    (Zekeriyya mihrabda namaz kılarken melekler ona, "Allah sana, Kelimullahı [İsa’yı] doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir nebi olarak Yahya'yı müjdeler" diye seslendiler.) [Al-i İmran 39] (Hazret-i İsa’nın kitap gönderilen bir resul olduğu yukarıdaki âyetlerde bildirildi. Hazret-i Yahya ise, Hazret-i İsa’nın getirdiği dini, yani İseviliği tebliğ eden bir nebi idi.)

    Bu örneklerde de açıkça görüldüğü gibi kendisine kitap verilen peygamberlere Resul denir. Resullerin getirdiği dini tebliğ edenlere de Nebi denir. Her resul aynı zamanda nebidir. Peygamber efendimizden sonra, nebi gelmeyecektir. Bir âyet meali şöyledir:
    (O, Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]

    Nebi gelmeyince, Resul hiç gelmez. Çünkü resullük makamı, nebilikten daha özel ve yüksektir. Bu âyetlerden sonra, bu konudaki hadis-i şerifleri bildirelim:
    (Nübüvvet ve risalet sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi]

    (Nebiler benimle son buldu.) [Müslim]

    (Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed’dir.) [Hakim, Taberani]

    (Övünmek için söylemiyorum [hakikati bildiriyorum], ben mürsellerin [Nebi ve resul olarak gönderilen peygamberlerin] efendisiyim. Hepsinin sonuncusu ve şefaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi]

    (Diğer nebilere göre benim durumum şu misale benzer. Bir kimse, güzel bir ev yapar, fakat bir kerpici noksandır. Ziyarete gelen halk, evi beğenir. Yalnız "Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı" derler. İşte ben o kerpicim. "Hatem-ün-nebiyyin" yani nebilerin sonuncusu, tamamlayıcısıyım.) [Buhari, Müslim]

    (Ya Ali, Musa’nın yanında Harun nasıl idiyse, sen de, benim yanımda öylesin. Ancak, benden sonra nebi gelmeyecektir.) [Buhari, Müslim,Tirmizi, İbni Mace, İmam-ı Ahmed, Taberani]

    Peygamber efendimiz, sadece zamanının ve Arabistan’ın değil, kıyamete kadar bütün insanların, bütün dünyanın resulüdür. Bir âyet meali şöyledir:
    (Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmez.) [Sebe 28]

    Bir hadis-i şerif meali: (Ben bütün insanlara gönderildim.) [Müslim]

    (Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.) [Bekara 151] (Bu âyet de kitabın nebiye değil, resule geldiğini göstermektedir.)

    Kur'an-ı kerimde, Resulullahın son nebi olduğu bildirildikten sonra, İslam binasının tamamlandığı şöyle açıklanıyor:
    (Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]

    Allahü teâlâ, son nebi ve son resulünü gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur’an-ı kerimi inkâr olur.

    Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 164. âyeti, resul sayısının Kur’an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Nebiler 124 bin, resuller ise 313 tür.) [Hakim]

    Bu hadis-i şerif de, kitap getiren resullerin nebilere göre daha az olduğunu göstermektedir. Nebilerin çok olması, resullerin dinlerini yaymalarından dolayıdır.





  3. 10.Kasım.2011, 13:34
    2
    Silent and lonely rains



    Kitap gönderilen peygambere Resul denir. Nebi, kendinden önce gelen Resulün dinini tebliğ eden peygamberdir. Yeni din getirmeyip, önceki dine davet eden peygamberlere Nebi denir. Her resul, nebidir; fakat her nebi resul değildir. Peygamber Fars’çadır, resul veya nebi anlamında kullanılır. Kur’an-ı kerimin bir çok yerinde Peygamber efendimize Resul deniyor, bazen Nebi diye de geçiyor. Nebi denmesi Resul olmasına mani değildir. Yani bir resule nebi denmesi onun resul olmadığını göstermez. Genel kurmay başkanına bazen general, subay veya asker denmesine benzer.

    Emirleri tebliğ etmekte ve insanları, Allahü teâlânın dinine çağırmakta, Resul ile Nebi arasında bir ayrılık yoktur. Ankebut suresinin, (Ona [İbrahim’e İsmail’den sonra] İshak ve Yakub’u da bağışladık. Nebiliği ve kitapları [Tevrat’ı, İncil’i, Zebur’u, Kur'anı], onun soyundan gelenlere verdik) mealindeki 27. âyetinde, İbrahim aleyhisselamın soyundan gelenlere nebilik verildiği gibi kitap verilen resuller de vardır. (Beydavi, Medarik, Celaleyn)

    Kitap sahibi resullerden örnek verelim. Hazret-i Musa resul idi. İşte âyet-i kerime mealleri:
    (Musa, «Ey Firavun, elbette ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir resulüm» dedi.) [Araf 104] (Sırf bu âyet bile, onların yalanını çıkarmaya yeter. Hazret-i Musa’ya Tevrat indi, yani kitap gönderildi. Bunun için kendisine resul deniyor. Peygamber efendimize de kitap gönderildiği için bir çok âyette resul deniyor. Resul denilince nebi de içine girdiği için daha çok resul tabiri geçiyor. Kelime-i şehadette de Resul deniyor. Nebilik daha yüksek olsa idi o geçer idi.

    (Musa'yı mucizelerimizle Firavun ve topluluğuna gönderdik. Musa, "Ben âlemlerin Rabbinin resulüyüm" dedi.) [Zuhruf 46]
    (Bu âyette de, Hazret-i Musa’nın resul olduğunu açıkça bildiriyor.)

    Hazret-i Musa da, Peygamber efendimiz gibi, hem resul, hem de nebi idi. İşte âyet-i kerime meali:
    (Kitapta Musa'yı da an; elbette o, muhlis bir kul ve resul olan nebi idi.) [Meryem 51]

    Hazret-i İsa da, kendisine kitap gönderilen resul idi. İşte âyet-i kerime meali:
    (Meryem'in oğlu Mesih [İsa] ancak bir Resuldür.) [Maide 75]

    (“Biz, Allah'ın Resulü olan Meryem oğlu İsa'yı öldürdük" demeleri sebebiyle onları [Yahudileri] lanetledik, rahmetimizden kovduk.) [Nisa 157]

    Kitap sahibi resul olan Musa aleyhisselam, kardeşi Harun’un da kendisine vezir yani yardımcı olmasını istedi. İşte âyet-i kerime meali:
    (Ya rabbi, ailemden kardeşim Harun’u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl!) [Taha 29-32]

    Allahü teâlâ, onun bu duasını kabul ederek buyuruyor ki:
    (Allah, “Ey Musa! İstediğin sana verildi” dedi.) [Taha 36]

    (Biz, Musa‘ya Kitab verdik, kardeşi Harun’u da ona vezir [yardımcı] yaptık.) [Furkan 35]

    Kitap verilen resul olan Hazret-i Musa’dır. Hazret-i Harun ise onun veziri, yani yardımcısıdır. Yardımcısı daha üstün olur mu hiç? Hazret-i Musa Resul iken, Hazret-i Harun da nebi oldu. İşte âyet-i kerime meali:
    (Rahmetimizden, kardeşi Harun’u bir nebi olarak ona bağışladık.) [Meryem 53]

    Hazret-i Harun, Musa aleyhisselamın getirdiği dini, yani Museviliği tebliğ eden bir nebi idi.
    (Zekeriyya mihrabda namaz kılarken melekler ona, "Allah sana, Kelimullahı [İsa’yı] doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir nebi olarak Yahya'yı müjdeler" diye seslendiler.) [Al-i İmran 39] (Hazret-i İsa’nın kitap gönderilen bir resul olduğu yukarıdaki âyetlerde bildirildi. Hazret-i Yahya ise, Hazret-i İsa’nın getirdiği dini, yani İseviliği tebliğ eden bir nebi idi.)

    Bu örneklerde de açıkça görüldüğü gibi kendisine kitap verilen peygamberlere Resul denir. Resullerin getirdiği dini tebliğ edenlere de Nebi denir. Her resul aynı zamanda nebidir. Peygamber efendimizden sonra, nebi gelmeyecektir. Bir âyet meali şöyledir:
    (O, Allah’ın resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]

    Nebi gelmeyince, Resul hiç gelmez. Çünkü resullük makamı, nebilikten daha özel ve yüksektir. Bu âyetlerden sonra, bu konudaki hadis-i şerifleri bildirelim:
    (Nübüvvet ve risalet sona ermiştir. Benden sonra nebi de, resul de yoktur.) [Tirmizi]

    (Nebiler benimle son buldu.) [Müslim]

    (Resullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed’dir.) [Hakim, Taberani]

    (Övünmek için söylemiyorum [hakikati bildiriyorum], ben mürsellerin [Nebi ve resul olarak gönderilen peygamberlerin] efendisiyim. Hepsinin sonuncusu ve şefaat edicilerin ilkiyim.) [Darimi]

    (Diğer nebilere göre benim durumum şu misale benzer. Bir kimse, güzel bir ev yapar, fakat bir kerpici noksandır. Ziyarete gelen halk, evi beğenir. Yalnız "Şu boşluğa da bir kerpiç konsaydı" derler. İşte ben o kerpicim. "Hatem-ün-nebiyyin" yani nebilerin sonuncusu, tamamlayıcısıyım.) [Buhari, Müslim]

    (Ya Ali, Musa’nın yanında Harun nasıl idiyse, sen de, benim yanımda öylesin. Ancak, benden sonra nebi gelmeyecektir.) [Buhari, Müslim,Tirmizi, İbni Mace, İmam-ı Ahmed, Taberani]

    Peygamber efendimiz, sadece zamanının ve Arabistan’ın değil, kıyamete kadar bütün insanların, bütün dünyanın resulüdür. Bir âyet meali şöyledir:
    (Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmez.) [Sebe 28]

    Bir hadis-i şerif meali: (Ben bütün insanlara gönderildim.) [Müslim]

    (Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.) [Bekara 151] (Bu âyet de kitabın nebiye değil, resule geldiğini göstermektedir.)

    Kur'an-ı kerimde, Resulullahın son nebi olduğu bildirildikten sonra, İslam binasının tamamlandığı şöyle açıklanıyor:
    (Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]

    Allahü teâlâ, son nebi ve son resulünü gönderip dinini tamamladığına ve dinde noksan kalmadığına göre artık başka din ve başka peygamber aramak, Kur’an-ı kerimi inkâr olur.

    Nisa suresinin, (Kıssalarını sana bildirmediğimiz resuller de gönderdik) mealindeki 164. âyeti, resul sayısının Kur’an-ı kerimde bildirilmediğini göstermektedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Nebiler 124 bin, resuller ise 313 tür.) [Hakim]

    Bu hadis-i şerif de, kitap getiren resullerin nebilere göre daha az olduğunu göstermektedir. Nebilerin çok olması, resullerin dinlerini yaymalarından dolayıdır.





  4. 05.Eylül.2012, 18:53
    3
    ferah36
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Nisan.2010
    Üye No: 74798
    Mesaj Sayısı: 96
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Bütün Resuller Peygamber midir?

    Desert Rose arkadaşım
    Alıntı
    Kitap gönderilen peygambere Resul denir
    demişsin, Ben de öyle biliyorum,okuduğum kitaplardan, Lakin birisiyle bu konuda konuşurken, Al-i İmran:81 i bana gösterip, tersinin doğru olduğunu söyledi:

    ALİ İMRAN - 81-- Hani Allah, Nebilerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir Rasul geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu

    Buna ne cevap vereceğiz?


  5. 05.Eylül.2012, 18:53
    3
    ferah36 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Desert Rose arkadaşım
    Alıntı
    Kitap gönderilen peygambere Resul denir
    demişsin, Ben de öyle biliyorum,okuduğum kitaplardan, Lakin birisiyle bu konuda konuşurken, Al-i İmran:81 i bana gösterip, tersinin doğru olduğunu söyledi:

    ALİ İMRAN - 81-- Hani Allah, Nebilerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir Rasul geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu

    Buna ne cevap vereceğiz?


  6. 05.Eylül.2012, 19:05
    4
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Bütün Resuller Peygamber midir?

    Alıntı
    demişsin, Ben de öyle biliyorum,okuduğum kitaplardan, Lakin birisiyle bu konuda konuşurken, Al-i İmran:81 i bana gösterip, tersinin doğru olduğunu söyledi:
    Bütün ehli sünnet Alimlerinin ittifakıyla Nebilere kitap verimemiş, Resullere verilmiştir.

    Alıntı
    ALİ İMRAN - 81-- Hani Allah, Nebilerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir Rasul geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu

    Buna ne cevap vereceğiz?
    Peygamberlerin Birbirlerini Tasdike Dair Sözleri Ve İmanı Emretmeleri


    81- Hani Allah peygamberlerden, "Size verdiğim Kitap ve hikmetten sonra be-raberinizdekini doğrulayıcı bir pey­gamber gelince ona mutlaka iman edip yardım edeceksiniz" diye söz almış ve, "Kabul ettiniz mi? Bu ağır yükümü al­dınız mı?" demişti. Onlar da, "Kabul et­tik" demişlerdi. "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şehadet eden­lerdenim" diye buyurmuştu.
    82- Artık kim bundan sonra yüz çevi­rirse işte onlar fasıklann ta kendileri­dirler.
    83- Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yer­de ne varsa ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir.
    İ'râb:


    (limâ) kelimesindeki lâm harfini kesreli okuyanlara göre bu harf (ehaza)= "almış" kelimesine taalluk eder. Lâm harfini üstün olarak okuyanlar ise bunu ibdita için kabul eder. (Meal bu ikinci şekle göre verilmiştir.) Birinci şekle göre anlamı şöyle olur: "Hani Allah peygamberlerden... size verdiğim Kitap... için söz almıştı." [174]

    Belagat:


    "Size verdiğim..." Burada, daha önce geçen "peygamberlerden" buyruğun-daki gaib zamirinden muhataba iltifat vardır.
    "Şahit olun" ve "şehadet edicilerdenim" buyrukları arasında iştikak bakı­mından (kelimelerin türedikleri kök açısından) cinas vardır.
    Aynı şekilde "ister istemez" kelimeleri arasında da tıbâk sanatı vardır. [175]

    Kelime ve İbareler:


    "Hani Allah... söz almış." Yüce Allah'ın sözü kabul ettiği zamanı hatırla, demektir. Söz (el-misak), sağlamlaştırılmış, pekiştirilmiş ahit demektir. Bu ise ahit yapan kimsenin belli bir şeyi üstlenip ona bağlı kalmayı kabul etmesi, bunu da bir yemin veya diğer ahit lafızlarından başka tekit edici ifadelerle pekiş­tirmesi demektir. "Kabul ettiniz mi?" Bir şeyi kabul (ikrar etmek), yerine getir­mek durumunda olduğu bir şeyi haber vermek ya da o şeyin sübutuna delâlet eden bir şeyi bildirmek demektir. Bir şey yerinde durup sebat gösterdiği zaman kullanılan (karre'ş-şey) dan alınmıştır. "Bu ağır yükümü" ahdimi "aldınız mı?" Kabul etttiniz mi?
    "Artık kim bundan sonra yüz çevirirse işte onlar fasıkların" Allah'a itaatin ve onun şuurlarının dışına çıkanların "ta kendileridirler."
    "Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar?" Soru inkâr içindir. Yani onlar Allah'ın dininden başkasına mı yöneliyorlar? Cümlede "Allah'ın dininden başkası" ibaresinin fiilden önce gelmesinin sebebi, daha önemli oluşundan do­layıdır. Çünkü asıl inkâr (red) batıl olarak edinilen mabuda yöneliktir.
    "İster" yüz çevirmeksizin kendi isteği ile "istemez" buna mecbur kılınan şeyi görmek suretiyle, kılıç zoru gibi bir baskıyla "ona teslim olmuştur." boyun eğmiştir. [176]

    Ayetler Arası İlişki


    Surenin başından itibaren buraya kadar özellikle de Allah'ın kelâmını ve kitaplarında var olan Resulullah (s.a.)'ın niteliklerini değiştirmekle Kitap Ehli'nin hainliğini beyan eden buyruklardan maksat, Kitap Ehli'ni Peygamber Muhammed (s.a.)'in risaletine iman etmeye sevk etmek ve onun peygamberliği­ni ispat etmektir. Bu ayet-i kerime ise Kitap Ehli'ne karşı delil ortaya koymak açısından sözü geçen maksadı pekiştirmektedir. O da şudur: Yüce Allah Hz. Adem'den Hz. İsa'ya kadar bütün peygamberlerin (hepsine selâm olsun) ayrı ayrı hepsinden kendisinden sonra gelecek olan peygambere iman etmek, onun risaletini tasdik etmek, görevinde ona yardımcı olmak, sahip olduğu bilgi ve peygamberlik makamının kendisinden sonra gönderilecek peygambere tabi kıl­mak üzere kesin söz almıştı.
    Peygamberlerin verdikleri söz bu mahiyette olduğuna göre, onlara uyanla­rın yapması gereken de bütün peygamberlere iman etmek, o peygamberlerle birlikte bulunanları tasdik etmektir. Çünkü onların risaletinin hepsi birdir. Bu da genel anlamı ile İslâm risaletidir. Muhammed (s.a.)'in risaletinin özel anla­mı da budur. Bu ise Allah'ın emirlerine itaat ve boyun eğmektir, tevhid ilkesini açıkça ilân etmektir. Ahlâk ve erdemin esas ilkelerine sıkı sıkıya yapışmaktır. Bu da Allah'ın ondan başkasını asla kabul etmeyeceği hak dinin kendisidir. [177]

    Açıklaması


    Ya Muhammed! Allah'ın bütün peygamberlerden almış olduğu şu sözü ka­bul buyurduğu zamanı hatırla! Kendilerine Allah tarafından bir Kitap, hüküm ve peygamberlik verilip de daha sonra beraberlerinde bulunanı doğrulayıcı ve ona uygun haberler getiren kişi geldi mi -ki o da peygamberlerin ve rasullerin sonuncusu Muhammed (s.a.)'dir- mutlaka ona iman edecek ve ona yardımcı olacaksınız. Çünkü peygamberlerin risaletleri birbirlerini tamamlar. Onları göndermekten maksat birdir. Onlar dinin asılları üzerinde ittifak halindedirler. Fert konulardaki ayrılıkları ise insanın hayır ve maslahatınadır, insan hayatı­nın ilerlemesine, tekâmülüne uygun düştüğünden dolayıdır.
    Meselâ, Hz. Musa ile Hz. Harun gibi aynı ümmette çağdaş iki peygamber bu­lunacak olursa, onlar her hususta ittifak halindedirler. Şayet kavimleri farklı farklı olursa, sonradan gelen peygamber öncekinin davetine iman eder, önceden gelen de sonradan gelecek olanın davetine iman eder. Nitekim Hz. Lût, Hz. İbra­him'in getirdiklerine iman etmiş ve davetinde onu desteklemiştir. Şayet Hz. Mu­sa ile Hz. İsa gibi aralarında zaman farkı varsa yine birisi ötekinin davetini tas­dik eder. İşte peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed'in peygamber olarak gönderilmesi de böyledir. Önceki peygamberlere uyanların onun peygamber ola­rak gönderilişine iman etmeleri ve onu desteklemeleri gerekir. Çünkü dinde pey­gambere düşmanlık eden Kitap Ehli'nin yaptığı gibi ayrılıp bölünmeye, düşmanlı­ğa ve kine sebep yoktur. Aksine din bir araya gelmenin, birleşmenin sebebidir, sevginin, muhabbetin yoludur. Kurtuluşa ve mutluluğa ulaştırmanın anahtarıdır.
    Daha sonra Yüce Allah, kendilerinden söz alman peygamberlere şöyle bu­yurdu: Sizler beraberinizde bulunanı doğrulayan rasule imanı ve bu konuda yaptığınız ahdi yerine getirip yardımcı olarak onu desteklemeyi kabul edip be­nimsediniz; bu şekilde pekiştirilmiş olan sözümü, ahdİTPİ tasdik ettiniz mi?
    Onlar, "Biz bunu kabul ve itiraf ettik" deyince Yüce Allah şöyle buyurdu: Biriniz ötekine şahitlik etsin. Ben de sizinle birlikte size ve sizin bu kabulünü­ze şahitlik ediyorum. Sizin her durumunuzu, sizinle ilgili her şeyi biliyorum. Hiç bir şey benim bilgimin dışında değildir. Buharî ile Müslim'in Enes b. Ma-lik'ten rivayet ettiklerine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde cehennemlik olan kimseye şöyle denilir: Ne dersin, yeryüzünde ne var­sa senin olsaydı bunu (azaptan kurtulmak için) fidye olarak verir miydin? O, evet der. Allah ona şöyle buyuracak: Ben senden bundan daha basit bir şey iste­miştim. Ben senden, baban Adem'in belinden zürriyet.olarak seni çıkardığım sı­rada, bana hiç bir şeyi ortak koşmamak üzere söz almıştım, fakat sen bana or­tak koşmaktan başka bir şeyi kabul etmedin."
    Böyle bir konuşma temsilî bir anlatımdır ve Allah'ın şahitliği gereğince, biri­nin ötekine karşı şahitliği gereğince amel ettikleri takdirde, yaptıkları bu kabul­den geri dönmekten bir sakmdırmadır ve onlardan alınan bu sözü pekiştirmedir.
    İşte bu söz ve tekitten sonra kim yüz çevirir, dini ayrılığın ve düşmanlığın aracı haline getirir, ahir zamanda gönderilen ve kendisinden önceki peygam­berleri tasdik eden, kendisinden önce gelen bütün kitaplar ve risaletle: hakkın­da hüküm koyan o peygambere iman etmezse -Peygamber efendimizin çağdaşı olan Kitap Ehli gibi yaparsa- işte bunlar, küfürlerinde ayak direten kimseler­dir. Allah'ın ahdinin ve sözünün dışına çıkan, verdikleri sözü bozanlardır.
    Din bir ve tek olduğuna göre peygamberler hak dinin birliği dolayısıyla -Yüce Allah'ın da beyan ettiği gibi- genel esaslar üzerinde ittifak ettiklerine gö­re Kitap Ehli, Muhammed (s.a.)'in nübüvvetini ne diye inkâr ediyorlar?
    Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hak apaçık belli olduk­tan sonra haktan başkasını mı istiyorlar? İslâm dininden başka bir din mi edinmek istiyorlar? Halbuki göklerde ve yerdekilerin hepsi yüce Allah'a bo­yun eğmiş, O'nun hükmüne ve muradına itaat etmiştir. Bu ya bizzat kendile­rinin insaf etmesi, delilleri dikkatle düşünüp tetkik etmeleri sonucu kendi is­tekleriyle gerçekleşir ya da kılıçla zor altında kalarak yahut İsrailoğullan'nın tepesine dağın kaldırılması ve Firavun'un boğulma noktasına gelip ölümün yaklaşması halinde olduğu gibi, İslâm'ı kabul etmeye mecbur eden şeyleri görmek suretiyle olur. Bunlar Allah'ın azabını, kâinattaki tasarrufunu, dile­diğini var edip meydana getirmesini görünce, "Yalnızca Allah'a iman ettik, Kıyamet gününde dönüş yalnız Allah'a olacaktır, sair bütün yaratıklar da ona dönecektir ve herkese amelinin karşılığını O verecektir" derler. İster itaatle Allahü Tealâ'ya teslim olsun, ister Yahudi ve Hristiyanlardan olup İslâm'dan başka bir din edinen kimselerden olsun, bu ifade açık bir tehdit mahiyetinde­dir. [178]

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    Yüce Allah, birbirlerini tasdik etmelerine, birbirlerine emir vermelerine dair peygamberlerden söz almıştır. Tasdik etmek suretiyle yardımcı olmanın anlamı işte budur. Aldığı sözün maddelerinden birisi de şudur: Muhammed'e iman edip ona yetiştikleri takdirde ona yardımcı olacaklardır. Ayrıca bu konu­da ümmetlerinden de söz almalarını emretmiştir. Daha sonra Allah'ın rasulü Muhammed (s.a.) onlara geldi. Artık onlara düşen yalnızca onun risaletine iman etmek, onun davetini desteklemektir. Bu ise peygamberlerden alınmış büyük misakı (söz ve ahdi) yerine getirmek içindir. Eğer gerçekten peygamber­lerine uyan kimseler iseler böyle yapacaklardır. Alınmış sağlam söze bağlı ise­ler, böyle davranacaklardır. Çünkü Muhammed (s.a.) daha önceki peygamber­lerin risaletlerini tasdik etmiştir ve çünkü misak almanın anlamı yemin ettir­mektir. Onlar bu misakın gereği konusunda birbirlerine şahitlik ettikleri gibi bu konuda Allah da onların hepsine şahitlik etmiştir.
    Kendisine kitap verilmemiş olanlar, bu konuda kendisine kitap verilmiş hükmündedir.
    Muhammed (s.a.)'in getirdiği İslâm risaletine (mesajına) uymaktan yüz çe­virip peygamberlerin ümmetleri arasından veya onların ümmetlerinden olma­yanlardan Allah'ın vahdaniyetini kabul etmeyen, son peygamberin risaletini -bu konuda söz alınmasından sonra- tasdik etmeyen kimseler, iman çerçevesi­nin dışına çıkmış, Allah'a itaat etmeyip isyan eden ve kâfirler sınıfına dahil olan kimselerdir.
    Onlar Allah'ın dininden başkasmı mı istiyorlar? Halbuki göklerde ve yer­dekilerin hepsi O'nun hükmüne boyun eğmiştir. Yaratılmış bütün varlıklar Al­lah'a itaat etmektedir. Çünkü onun ntratı kendisi için çizilen çerçevenin dışına çıkamayacak şekilde yaratılmıştır.
    el-Kelbî der ki: Ka"b b. el-Eşref ve arkadaşları Hristiyanlarla birlikte Pey­gamber (s.a.)'in huzurunda davalaştılar. "Hangimiz İbrahim'in dinine daha lâ­yığız?" dediler. Peygamber (s.a.), Her iki kesim de İbrahim'in dininden uzak­tır." buyuranca şöyle dediler: Biz senin verdiğin hükme razı olmuyoruz. Bunun üzerine Yüce Allah'ın, "Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar..." yani istiyorlar buyruğu nazil oldu.
    Bu ayet-i kerime Yüce Allah'ın, "Andolsun ki onlara kendilerini kim yarat­tı diye soracak olsan, muhakkak "Allah" diyeceklerdir." (Zuhruf, 43/87) ve "On­lara gökleri ve yeri kim yarattı, Güneşi ve Ay'ı kim müsahhar kıldı diye soracak olursan hamdolsun onlar, "Allah" diyeceklerdir." (Lokman, 31/25) ayetleriyle adeta cevaplandırılmıştır.
    Mücahid'in rivayetine göre İbni Abbas şöyle demiştir: Sizden herhangi bi­riniz kendi bineğine boyun eğdiremiyor yahut da onun bu bineği huysuzluk edip ona itaat etmiyorsa kulağına şu ayet-i kerimeyi okusun: "Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa ister iste­mez ona teslim olmuştur. Ona döndürüleceklerdir."
    Kısacası hak dinin gereği, Yüce Allah'a itaat etmek ve boyun eğmek, O'na ihlâsla yönelmektir. Şüphesiz Allah'ın dini birdir. Peygamberlerin risaletleri ve dinleri genel esasları itibariyle aynıdır. Peygamberlerin biri diğerini tamamlar, biri diğerine yardımcı olur, onun davetini destekler. Onların hepsi de Allah'ın kulları, O'nun vahdaniyetine iman edenlerdir. Ve hepsi de O'nun yüce zatına itaat ederlerdi. Dinlerini her türlü batıldan uzak, hanifler olarak O'na halis kı­lan kimselerdi. En mükemmel şekliyle risaletlerinin gereğini yerine getirdiler. İnsanlığa düşen ise onların yol ve yöntemlerine bağlı kalmak ve sünnetlerini izlemektir. Bu konuda herhangi bir ayrılık, anlaşmazlık, düşmanlık söz konusu olamaz. Miras olarak alınan şeylere bağlılık da buna engel olamaz. Sahip ol­dukları kitap ve hikmete sıkı sıkıya bağlılık da buna engel değildir. Çünkü bü­tün dinler son şekilleriyle İslâm kalıbına dökülmüştür. Bütün hükümler Mu-hammed (s.a.)'in risaletinin getirdiği hükümlerle kaynaşmış, onlarda erimiştir. Kur'an-ı Kerim kendisinden önce gelenleri doğrulayıcı, ondan önce inen semavî kitapları tasdik edici ve onlar üzerinde, onlar hakkında hüküm koyucudur. Al­lah'ın dini birdir; bu da Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın O'na ibadet et­mektir. Çünkü göklerde ve yerde olan her şey O'na teslim olmuştur. Yani her ikisinde de bunlar, isteyerek veya zorunlu olarak O'na teslim olmuştur. Nite­kim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Göklerde ve yerde bulunan herkes isteye­rek, istemeyerek Allah'a secde eder." (Rad, 13/15); "Onlar Allah'ın yarattığı her­hangi bir şeye bakmadılar mı ki, onların gölgeleri bile boyun eğip itaat edenler olarak Allah'a secde edip sürekli sağa sola dönüyorlar. Göklerde ve yerde olan canlılar ve melekler hiç kibirlenmeden Allah'a secde ederler. Üstlerinden Rable-rinden ne emrolunurlarsa korkarak onu yaparlar." (Nahl, 16/48-50).
    Mümin kalbiyle, kalıbıyla Allah'a teslim olandır. Baskı ile, karşı durama­yacağı, engelleyemeyeceği büyük bir otoritenin zorlamasıyla istemeyerek Al­lah'a teslim olan ise kâfirdir, gönlü ile istemedikçe gerçek mümin olamaz.[179]

    Tefsirul Munir


  7. 05.Eylül.2012, 19:05
    4
    Moderatör
    Alıntı
    demişsin, Ben de öyle biliyorum,okuduğum kitaplardan, Lakin birisiyle bu konuda konuşurken, Al-i İmran:81 i bana gösterip, tersinin doğru olduğunu söyledi:
    Bütün ehli sünnet Alimlerinin ittifakıyla Nebilere kitap verimemiş, Resullere verilmiştir.

    Alıntı
    ALİ İMRAN - 81-- Hani Allah, Nebilerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir Rasul geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu

    Buna ne cevap vereceğiz?
    Peygamberlerin Birbirlerini Tasdike Dair Sözleri Ve İmanı Emretmeleri


    81- Hani Allah peygamberlerden, "Size verdiğim Kitap ve hikmetten sonra be-raberinizdekini doğrulayıcı bir pey­gamber gelince ona mutlaka iman edip yardım edeceksiniz" diye söz almış ve, "Kabul ettiniz mi? Bu ağır yükümü al­dınız mı?" demişti. Onlar da, "Kabul et­tik" demişlerdi. "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şehadet eden­lerdenim" diye buyurmuştu.
    82- Artık kim bundan sonra yüz çevi­rirse işte onlar fasıklann ta kendileri­dirler.
    83- Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yer­de ne varsa ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir.
    İ'râb:


    (limâ) kelimesindeki lâm harfini kesreli okuyanlara göre bu harf (ehaza)= "almış" kelimesine taalluk eder. Lâm harfini üstün olarak okuyanlar ise bunu ibdita için kabul eder. (Meal bu ikinci şekle göre verilmiştir.) Birinci şekle göre anlamı şöyle olur: "Hani Allah peygamberlerden... size verdiğim Kitap... için söz almıştı." [174]

    Belagat:


    "Size verdiğim..." Burada, daha önce geçen "peygamberlerden" buyruğun-daki gaib zamirinden muhataba iltifat vardır.
    "Şahit olun" ve "şehadet edicilerdenim" buyrukları arasında iştikak bakı­mından (kelimelerin türedikleri kök açısından) cinas vardır.
    Aynı şekilde "ister istemez" kelimeleri arasında da tıbâk sanatı vardır. [175]

    Kelime ve İbareler:


    "Hani Allah... söz almış." Yüce Allah'ın sözü kabul ettiği zamanı hatırla, demektir. Söz (el-misak), sağlamlaştırılmış, pekiştirilmiş ahit demektir. Bu ise ahit yapan kimsenin belli bir şeyi üstlenip ona bağlı kalmayı kabul etmesi, bunu da bir yemin veya diğer ahit lafızlarından başka tekit edici ifadelerle pekiş­tirmesi demektir. "Kabul ettiniz mi?" Bir şeyi kabul (ikrar etmek), yerine getir­mek durumunda olduğu bir şeyi haber vermek ya da o şeyin sübutuna delâlet eden bir şeyi bildirmek demektir. Bir şey yerinde durup sebat gösterdiği zaman kullanılan (karre'ş-şey) dan alınmıştır. "Bu ağır yükümü" ahdimi "aldınız mı?" Kabul etttiniz mi?
    "Artık kim bundan sonra yüz çevirirse işte onlar fasıkların" Allah'a itaatin ve onun şuurlarının dışına çıkanların "ta kendileridirler."
    "Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar?" Soru inkâr içindir. Yani onlar Allah'ın dininden başkasına mı yöneliyorlar? Cümlede "Allah'ın dininden başkası" ibaresinin fiilden önce gelmesinin sebebi, daha önemli oluşundan do­layıdır. Çünkü asıl inkâr (red) batıl olarak edinilen mabuda yöneliktir.
    "İster" yüz çevirmeksizin kendi isteği ile "istemez" buna mecbur kılınan şeyi görmek suretiyle, kılıç zoru gibi bir baskıyla "ona teslim olmuştur." boyun eğmiştir. [176]

    Ayetler Arası İlişki


    Surenin başından itibaren buraya kadar özellikle de Allah'ın kelâmını ve kitaplarında var olan Resulullah (s.a.)'ın niteliklerini değiştirmekle Kitap Ehli'nin hainliğini beyan eden buyruklardan maksat, Kitap Ehli'ni Peygamber Muhammed (s.a.)'in risaletine iman etmeye sevk etmek ve onun peygamberliği­ni ispat etmektir. Bu ayet-i kerime ise Kitap Ehli'ne karşı delil ortaya koymak açısından sözü geçen maksadı pekiştirmektedir. O da şudur: Yüce Allah Hz. Adem'den Hz. İsa'ya kadar bütün peygamberlerin (hepsine selâm olsun) ayrı ayrı hepsinden kendisinden sonra gelecek olan peygambere iman etmek, onun risaletini tasdik etmek, görevinde ona yardımcı olmak, sahip olduğu bilgi ve peygamberlik makamının kendisinden sonra gönderilecek peygambere tabi kıl­mak üzere kesin söz almıştı.
    Peygamberlerin verdikleri söz bu mahiyette olduğuna göre, onlara uyanla­rın yapması gereken de bütün peygamberlere iman etmek, o peygamberlerle birlikte bulunanları tasdik etmektir. Çünkü onların risaletinin hepsi birdir. Bu da genel anlamı ile İslâm risaletidir. Muhammed (s.a.)'in risaletinin özel anla­mı da budur. Bu ise Allah'ın emirlerine itaat ve boyun eğmektir, tevhid ilkesini açıkça ilân etmektir. Ahlâk ve erdemin esas ilkelerine sıkı sıkıya yapışmaktır. Bu da Allah'ın ondan başkasını asla kabul etmeyeceği hak dinin kendisidir. [177]

    Açıklaması


    Ya Muhammed! Allah'ın bütün peygamberlerden almış olduğu şu sözü ka­bul buyurduğu zamanı hatırla! Kendilerine Allah tarafından bir Kitap, hüküm ve peygamberlik verilip de daha sonra beraberlerinde bulunanı doğrulayıcı ve ona uygun haberler getiren kişi geldi mi -ki o da peygamberlerin ve rasullerin sonuncusu Muhammed (s.a.)'dir- mutlaka ona iman edecek ve ona yardımcı olacaksınız. Çünkü peygamberlerin risaletleri birbirlerini tamamlar. Onları göndermekten maksat birdir. Onlar dinin asılları üzerinde ittifak halindedirler. Fert konulardaki ayrılıkları ise insanın hayır ve maslahatınadır, insan hayatı­nın ilerlemesine, tekâmülüne uygun düştüğünden dolayıdır.
    Meselâ, Hz. Musa ile Hz. Harun gibi aynı ümmette çağdaş iki peygamber bu­lunacak olursa, onlar her hususta ittifak halindedirler. Şayet kavimleri farklı farklı olursa, sonradan gelen peygamber öncekinin davetine iman eder, önceden gelen de sonradan gelecek olanın davetine iman eder. Nitekim Hz. Lût, Hz. İbra­him'in getirdiklerine iman etmiş ve davetinde onu desteklemiştir. Şayet Hz. Mu­sa ile Hz. İsa gibi aralarında zaman farkı varsa yine birisi ötekinin davetini tas­dik eder. İşte peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed'in peygamber olarak gönderilmesi de böyledir. Önceki peygamberlere uyanların onun peygamber ola­rak gönderilişine iman etmeleri ve onu desteklemeleri gerekir. Çünkü dinde pey­gambere düşmanlık eden Kitap Ehli'nin yaptığı gibi ayrılıp bölünmeye, düşmanlı­ğa ve kine sebep yoktur. Aksine din bir araya gelmenin, birleşmenin sebebidir, sevginin, muhabbetin yoludur. Kurtuluşa ve mutluluğa ulaştırmanın anahtarıdır.
    Daha sonra Yüce Allah, kendilerinden söz alman peygamberlere şöyle bu­yurdu: Sizler beraberinizde bulunanı doğrulayan rasule imanı ve bu konuda yaptığınız ahdi yerine getirip yardımcı olarak onu desteklemeyi kabul edip be­nimsediniz; bu şekilde pekiştirilmiş olan sözümü, ahdİTPİ tasdik ettiniz mi?
    Onlar, "Biz bunu kabul ve itiraf ettik" deyince Yüce Allah şöyle buyurdu: Biriniz ötekine şahitlik etsin. Ben de sizinle birlikte size ve sizin bu kabulünü­ze şahitlik ediyorum. Sizin her durumunuzu, sizinle ilgili her şeyi biliyorum. Hiç bir şey benim bilgimin dışında değildir. Buharî ile Müslim'in Enes b. Ma-lik'ten rivayet ettiklerine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde cehennemlik olan kimseye şöyle denilir: Ne dersin, yeryüzünde ne var­sa senin olsaydı bunu (azaptan kurtulmak için) fidye olarak verir miydin? O, evet der. Allah ona şöyle buyuracak: Ben senden bundan daha basit bir şey iste­miştim. Ben senden, baban Adem'in belinden zürriyet.olarak seni çıkardığım sı­rada, bana hiç bir şeyi ortak koşmamak üzere söz almıştım, fakat sen bana or­tak koşmaktan başka bir şeyi kabul etmedin."
    Böyle bir konuşma temsilî bir anlatımdır ve Allah'ın şahitliği gereğince, biri­nin ötekine karşı şahitliği gereğince amel ettikleri takdirde, yaptıkları bu kabul­den geri dönmekten bir sakmdırmadır ve onlardan alınan bu sözü pekiştirmedir.
    İşte bu söz ve tekitten sonra kim yüz çevirir, dini ayrılığın ve düşmanlığın aracı haline getirir, ahir zamanda gönderilen ve kendisinden önceki peygam­berleri tasdik eden, kendisinden önce gelen bütün kitaplar ve risaletle: hakkın­da hüküm koyan o peygambere iman etmezse -Peygamber efendimizin çağdaşı olan Kitap Ehli gibi yaparsa- işte bunlar, küfürlerinde ayak direten kimseler­dir. Allah'ın ahdinin ve sözünün dışına çıkan, verdikleri sözü bozanlardır.
    Din bir ve tek olduğuna göre peygamberler hak dinin birliği dolayısıyla -Yüce Allah'ın da beyan ettiği gibi- genel esaslar üzerinde ittifak ettiklerine gö­re Kitap Ehli, Muhammed (s.a.)'in nübüvvetini ne diye inkâr ediyorlar?
    Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hak apaçık belli olduk­tan sonra haktan başkasını mı istiyorlar? İslâm dininden başka bir din mi edinmek istiyorlar? Halbuki göklerde ve yerdekilerin hepsi yüce Allah'a bo­yun eğmiş, O'nun hükmüne ve muradına itaat etmiştir. Bu ya bizzat kendile­rinin insaf etmesi, delilleri dikkatle düşünüp tetkik etmeleri sonucu kendi is­tekleriyle gerçekleşir ya da kılıçla zor altında kalarak yahut İsrailoğullan'nın tepesine dağın kaldırılması ve Firavun'un boğulma noktasına gelip ölümün yaklaşması halinde olduğu gibi, İslâm'ı kabul etmeye mecbur eden şeyleri görmek suretiyle olur. Bunlar Allah'ın azabını, kâinattaki tasarrufunu, dile­diğini var edip meydana getirmesini görünce, "Yalnızca Allah'a iman ettik, Kıyamet gününde dönüş yalnız Allah'a olacaktır, sair bütün yaratıklar da ona dönecektir ve herkese amelinin karşılığını O verecektir" derler. İster itaatle Allahü Tealâ'ya teslim olsun, ister Yahudi ve Hristiyanlardan olup İslâm'dan başka bir din edinen kimselerden olsun, bu ifade açık bir tehdit mahiyetinde­dir. [178]

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler


    Yüce Allah, birbirlerini tasdik etmelerine, birbirlerine emir vermelerine dair peygamberlerden söz almıştır. Tasdik etmek suretiyle yardımcı olmanın anlamı işte budur. Aldığı sözün maddelerinden birisi de şudur: Muhammed'e iman edip ona yetiştikleri takdirde ona yardımcı olacaklardır. Ayrıca bu konu­da ümmetlerinden de söz almalarını emretmiştir. Daha sonra Allah'ın rasulü Muhammed (s.a.) onlara geldi. Artık onlara düşen yalnızca onun risaletine iman etmek, onun davetini desteklemektir. Bu ise peygamberlerden alınmış büyük misakı (söz ve ahdi) yerine getirmek içindir. Eğer gerçekten peygamber­lerine uyan kimseler iseler böyle yapacaklardır. Alınmış sağlam söze bağlı ise­ler, böyle davranacaklardır. Çünkü Muhammed (s.a.) daha önceki peygamber­lerin risaletlerini tasdik etmiştir ve çünkü misak almanın anlamı yemin ettir­mektir. Onlar bu misakın gereği konusunda birbirlerine şahitlik ettikleri gibi bu konuda Allah da onların hepsine şahitlik etmiştir.
    Kendisine kitap verilmemiş olanlar, bu konuda kendisine kitap verilmiş hükmündedir.
    Muhammed (s.a.)'in getirdiği İslâm risaletine (mesajına) uymaktan yüz çe­virip peygamberlerin ümmetleri arasından veya onların ümmetlerinden olma­yanlardan Allah'ın vahdaniyetini kabul etmeyen, son peygamberin risaletini -bu konuda söz alınmasından sonra- tasdik etmeyen kimseler, iman çerçevesi­nin dışına çıkmış, Allah'a itaat etmeyip isyan eden ve kâfirler sınıfına dahil olan kimselerdir.
    Onlar Allah'ın dininden başkasmı mı istiyorlar? Halbuki göklerde ve yer­dekilerin hepsi O'nun hükmüne boyun eğmiştir. Yaratılmış bütün varlıklar Al­lah'a itaat etmektedir. Çünkü onun ntratı kendisi için çizilen çerçevenin dışına çıkamayacak şekilde yaratılmıştır.
    el-Kelbî der ki: Ka"b b. el-Eşref ve arkadaşları Hristiyanlarla birlikte Pey­gamber (s.a.)'in huzurunda davalaştılar. "Hangimiz İbrahim'in dinine daha lâ­yığız?" dediler. Peygamber (s.a.), Her iki kesim de İbrahim'in dininden uzak­tır." buyuranca şöyle dediler: Biz senin verdiğin hükme razı olmuyoruz. Bunun üzerine Yüce Allah'ın, "Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar..." yani istiyorlar buyruğu nazil oldu.
    Bu ayet-i kerime Yüce Allah'ın, "Andolsun ki onlara kendilerini kim yarat­tı diye soracak olsan, muhakkak "Allah" diyeceklerdir." (Zuhruf, 43/87) ve "On­lara gökleri ve yeri kim yarattı, Güneşi ve Ay'ı kim müsahhar kıldı diye soracak olursan hamdolsun onlar, "Allah" diyeceklerdir." (Lokman, 31/25) ayetleriyle adeta cevaplandırılmıştır.
    Mücahid'in rivayetine göre İbni Abbas şöyle demiştir: Sizden herhangi bi­riniz kendi bineğine boyun eğdiremiyor yahut da onun bu bineği huysuzluk edip ona itaat etmiyorsa kulağına şu ayet-i kerimeyi okusun: "Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa ister iste­mez ona teslim olmuştur. Ona döndürüleceklerdir."
    Kısacası hak dinin gereği, Yüce Allah'a itaat etmek ve boyun eğmek, O'na ihlâsla yönelmektir. Şüphesiz Allah'ın dini birdir. Peygamberlerin risaletleri ve dinleri genel esasları itibariyle aynıdır. Peygamberlerin biri diğerini tamamlar, biri diğerine yardımcı olur, onun davetini destekler. Onların hepsi de Allah'ın kulları, O'nun vahdaniyetine iman edenlerdir. Ve hepsi de O'nun yüce zatına itaat ederlerdi. Dinlerini her türlü batıldan uzak, hanifler olarak O'na halis kı­lan kimselerdi. En mükemmel şekliyle risaletlerinin gereğini yerine getirdiler. İnsanlığa düşen ise onların yol ve yöntemlerine bağlı kalmak ve sünnetlerini izlemektir. Bu konuda herhangi bir ayrılık, anlaşmazlık, düşmanlık söz konusu olamaz. Miras olarak alınan şeylere bağlılık da buna engel olamaz. Sahip ol­dukları kitap ve hikmete sıkı sıkıya bağlılık da buna engel değildir. Çünkü bü­tün dinler son şekilleriyle İslâm kalıbına dökülmüştür. Bütün hükümler Mu-hammed (s.a.)'in risaletinin getirdiği hükümlerle kaynaşmış, onlarda erimiştir. Kur'an-ı Kerim kendisinden önce gelenleri doğrulayıcı, ondan önce inen semavî kitapları tasdik edici ve onlar üzerinde, onlar hakkında hüküm koyucudur. Al­lah'ın dini birdir; bu da Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın O'na ibadet et­mektir. Çünkü göklerde ve yerde olan her şey O'na teslim olmuştur. Yani her ikisinde de bunlar, isteyerek veya zorunlu olarak O'na teslim olmuştur. Nite­kim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Göklerde ve yerde bulunan herkes isteye­rek, istemeyerek Allah'a secde eder." (Rad, 13/15); "Onlar Allah'ın yarattığı her­hangi bir şeye bakmadılar mı ki, onların gölgeleri bile boyun eğip itaat edenler olarak Allah'a secde edip sürekli sağa sola dönüyorlar. Göklerde ve yerde olan canlılar ve melekler hiç kibirlenmeden Allah'a secde ederler. Üstlerinden Rable-rinden ne emrolunurlarsa korkarak onu yaparlar." (Nahl, 16/48-50).
    Mümin kalbiyle, kalıbıyla Allah'a teslim olandır. Baskı ile, karşı durama­yacağı, engelleyemeyeceği büyük bir otoritenin zorlamasıyla istemeyerek Al­lah'a teslim olan ise kâfirdir, gönlü ile istemedikçe gerçek mümin olamaz.[179]

    Tefsirul Munir


  8. 05.Eylül.2012, 20:07
    5
    ferah36
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Nisan.2010
    Üye No: 74798
    Mesaj Sayısı: 96
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Bütün Resuller Peygamber midir?

    Teşekkür ederim, mum hocam. Lakin verdiğiniz cevapta Nebi-Rasul kelimesi bakımından ayrışmış anlam bulamadım:

    Alıntı

    İ'râb:

    (limâ) kelimesindeki lâm harfini kesreli okuyanlara göre bu harf (ehaza)= "almış" kelimesine taalluk eder. Lâm harfini üstün olarak okuyanlar ise bunu ibdita için kabul eder. (Meal bu ikinci şekle göre verilmiştir.) Birinci şekle göre anlamı şöyle olur: "Hani Allah peygamberlerden... size verdiğim Kitap... için söz almıştı." [174]
    Farsça kelimeyle "peygamberlerden" denilip, Rasul ve Nebi birleştirilmiş.

    Yani İ'rab ve Belağat olarak incelendiğinde, Nebilere değil de Rasullere kitap verildiği anlamının mı çıktığını anlamalıyız?

    "Nebilerin Kitap verilen elçiler" olduğunu söyleyen arkadaş, bana ayrıca şöyle bir açıklama da yaptı:
    Eğer Kur'an'ın bütününde "Rasul" kelimesinin geçtiği ayetleri incelenirse, "insanlardan başka melekler, cinler, hatta Yusuf AS'ın kıssasında alelade bir ulağa, Rasul dendiğinin görüleceğini" anlattı.


  9. 05.Eylül.2012, 20:07
    5
    ferah36 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Teşekkür ederim, mum hocam. Lakin verdiğiniz cevapta Nebi-Rasul kelimesi bakımından ayrışmış anlam bulamadım:

    Alıntı

    İ'râb:

    (limâ) kelimesindeki lâm harfini kesreli okuyanlara göre bu harf (ehaza)= "almış" kelimesine taalluk eder. Lâm harfini üstün olarak okuyanlar ise bunu ibdita için kabul eder. (Meal bu ikinci şekle göre verilmiştir.) Birinci şekle göre anlamı şöyle olur: "Hani Allah peygamberlerden... size verdiğim Kitap... için söz almıştı." [174]
    Farsça kelimeyle "peygamberlerden" denilip, Rasul ve Nebi birleştirilmiş.

    Yani İ'rab ve Belağat olarak incelendiğinde, Nebilere değil de Rasullere kitap verildiği anlamının mı çıktığını anlamalıyız?

    "Nebilerin Kitap verilen elçiler" olduğunu söyleyen arkadaş, bana ayrıca şöyle bir açıklama da yaptı:
    Eğer Kur'an'ın bütününde "Rasul" kelimesinin geçtiği ayetleri incelenirse, "insanlardan başka melekler, cinler, hatta Yusuf AS'ın kıssasında alelade bir ulağa, Rasul dendiğinin görüleceğini" anlattı.


  10. 05.Eylül.2012, 20:18
    6
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Bütün Resuller Peygamber midir?

    Alıntı
    Farsça kelimeyle "peygamberlerden" denilip, Rasul ve Nebi birleştirilmiş.

    Yani İ'rab ve Belağat olarak incelendiğinde, Nebilere değil de Rasullere kitap verildiği anlamının mı çıktığını anlamalıyız?

    "Nebilerin Kitap verilen elçiler" olduğunu söyleyen arkadaş, bana ayrıca şöyle bir açıklama da yaptı:
    Eğer Kur'an'ın bütününde "Rasul" kelimesinin geçtiği ayetleri incelenirse, "insanlardan başka melekler, cinler, hatta Yusuf AS'ın kıssasında alelade bir ulağa, Rasul dendiğinin görüleceğini" anlattı.
    Nebi ve Rasul kavramları konusunda sorun çıkaran/aksinin iddia eden sadece MİHR adlı ne olduğu belirsiz şahıs ile avaneleridir.
    Bu konuda islam alimleri arasında hiç bir ihtilaf yoktur demiştim.
    Uğraşmaya bile değmez
    Alıntı
    Ehl-i sünnet kelamcılarının çoğu resul ile nebi arasındaki farkı şu şekilde
    belirtmişlerdir: Resul; Allah'ın kendisine vahy ederek tebliğe memur ettiği ve
    kendisini kitab ve yeni bir şeriatla gönderdiği kimsedir. Veya resul, Allah'ın
    emrine muhalefet edenlere bilmedikleri ilahî hükümleri veya tamamen unutulmuş
    bir şerîatı getiren, veyahut, geçmiş şerîattan insanların riayet etmeyerek
    unutup kaybettikleri kısımları ihya ederek tebliğ eden kimsedir. Hz. Mûsâ'dan
    sonra İsrâiloğullarına gönderilen resuller (el-Bakara, 2/87-88) ya bu milletin
    Hz. Musâ'nın getirdiği ahkâmdan unuttuklarını ihyâ ederek tebliğ ediyorlar, ya
    da asırların geçmesiyle ihtiyaca göre Hz. Musâ'nın şerîatının az bir kısmında
    değişiklik yapıyorlardı. Yahut da lsrailoğullarına -ki onlar Hz. Musâ'nın
    şeriatından bir şey unutup kaybetmedilerse- bu resullerin gönderilmesinde ancak
    Allah'ın bileceği başka incelikler vardır.

    Resul, kendisine Allah
    tarafından şeriat verilen kimse olup bunu tebliğ ederken karşısına çıkana
    gerektiğinde savaş ilan eden ve Allah'ın ahkâmına dayalı devlet idaresini de
    elinde bulunduran ve ilahî hükümleri fiilen tatbik eden kimsedir.

    Nebi
    ise, Allah'ın kendisine vahyettiğinden insanları haberdar eden kimsedir ki;
    kendisine ait müstakil bir şeriatı olmayıp, önce gönderilen peygamberin şeriatı
    ile hükmeden ve insanlara bunu açıklayan ve bu şeriata uymalarını emretmekle
    mükellef olandır. Nebi, tebliğ ettiği hususlara karşı koyanlarla harp etmez;
    sadece tebliğ ve ikaz ile yetinir. Ona belli konularda özel haberlerde
    vahyedilir. Nebi, bazen karşı koyanlarla harp etmek için bir melik veya kumandan
    da tayin edebilir (el-Bakara, 2/246-248). İsrâiloğullarına gönderilen nebiler,
    Hz. Musâ'nın şeriatını takrir ve izah ederler, Tevrât'ın ahkâmına göre bunlârı
    idâre ederlerdi.



  11. 05.Eylül.2012, 20:18
    6
    Moderatör
    Alıntı
    Farsça kelimeyle "peygamberlerden" denilip, Rasul ve Nebi birleştirilmiş.

    Yani İ'rab ve Belağat olarak incelendiğinde, Nebilere değil de Rasullere kitap verildiği anlamının mı çıktığını anlamalıyız?

    "Nebilerin Kitap verilen elçiler" olduğunu söyleyen arkadaş, bana ayrıca şöyle bir açıklama da yaptı:
    Eğer Kur'an'ın bütününde "Rasul" kelimesinin geçtiği ayetleri incelenirse, "insanlardan başka melekler, cinler, hatta Yusuf AS'ın kıssasında alelade bir ulağa, Rasul dendiğinin görüleceğini" anlattı.
    Nebi ve Rasul kavramları konusunda sorun çıkaran/aksinin iddia eden sadece MİHR adlı ne olduğu belirsiz şahıs ile avaneleridir.
    Bu konuda islam alimleri arasında hiç bir ihtilaf yoktur demiştim.
    Uğraşmaya bile değmez
    Alıntı
    Ehl-i sünnet kelamcılarının çoğu resul ile nebi arasındaki farkı şu şekilde
    belirtmişlerdir: Resul; Allah'ın kendisine vahy ederek tebliğe memur ettiği ve
    kendisini kitab ve yeni bir şeriatla gönderdiği kimsedir. Veya resul, Allah'ın
    emrine muhalefet edenlere bilmedikleri ilahî hükümleri veya tamamen unutulmuş
    bir şerîatı getiren, veyahut, geçmiş şerîattan insanların riayet etmeyerek
    unutup kaybettikleri kısımları ihya ederek tebliğ eden kimsedir. Hz. Mûsâ'dan
    sonra İsrâiloğullarına gönderilen resuller (el-Bakara, 2/87-88) ya bu milletin
    Hz. Musâ'nın getirdiği ahkâmdan unuttuklarını ihyâ ederek tebliğ ediyorlar, ya
    da asırların geçmesiyle ihtiyaca göre Hz. Musâ'nın şerîatının az bir kısmında
    değişiklik yapıyorlardı. Yahut da lsrailoğullarına -ki onlar Hz. Musâ'nın
    şeriatından bir şey unutup kaybetmedilerse- bu resullerin gönderilmesinde ancak
    Allah'ın bileceği başka incelikler vardır.

    Resul, kendisine Allah
    tarafından şeriat verilen kimse olup bunu tebliğ ederken karşısına çıkana
    gerektiğinde savaş ilan eden ve Allah'ın ahkâmına dayalı devlet idaresini de
    elinde bulunduran ve ilahî hükümleri fiilen tatbik eden kimsedir.

    Nebi
    ise, Allah'ın kendisine vahyettiğinden insanları haberdar eden kimsedir ki;
    kendisine ait müstakil bir şeriatı olmayıp, önce gönderilen peygamberin şeriatı
    ile hükmeden ve insanlara bunu açıklayan ve bu şeriata uymalarını emretmekle
    mükellef olandır. Nebi, tebliğ ettiği hususlara karşı koyanlarla harp etmez;
    sadece tebliğ ve ikaz ile yetinir. Ona belli konularda özel haberlerde
    vahyedilir. Nebi, bazen karşı koyanlarla harp etmek için bir melik veya kumandan
    da tayin edebilir (el-Bakara, 2/246-248). İsrâiloğullarına gönderilen nebiler,
    Hz. Musâ'nın şeriatını takrir ve izah ederler, Tevrât'ın ahkâmına göre bunlârı
    idâre ederlerdi.



  12. 20.Eylül.2012, 11:44
    7
    Misafir

    Cevap: Bütün Resuller Peygamber midir?

    Alıntı
    Nebi ve Rasul kavramları konusunda sorun çıkaran/aksinin iddia eden sadece MİHR adlı ne olduğu belirsiz şahıs ile avaneleridir
    Sadece onlar değil, Allah (CC) da öyle söylüyor:
    Al-i İmran - 81-- Hani Allah, Nebilerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir Rasul geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu

    Alıntı
    Bu konuda islam alimleri arasında hiç bir ihtilaf yoktur demiştim
    İslam alimleri arasında ihtilaf olmayabilir, Allah'ın (CC) sözü ile islam alimlerinin sözü çelişirse, hangisi tercih edilir?

    Alıntı
    Uğraşmaya bile değmez.
    Haklısınız. Biz kulların gücü sınırlıdır, Allah'ın (CC) gücü ise sonsuz, Hem de seriu'l-hısabdır,
    Zaten Allah, bir muhalefet durumunda, birbirimizle uğraşmamızı değil de mes'elenin kendisine arzedilmesini istiyor:
    Al-i İmran-61-- Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda tartışanlara de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lânet dileyelim

    "Allah'ın Laneti yalan yanlış söyleyenlerin üzerine olsun" Amin
    ---------------------
    MODlara UYARI: "Bu cevabı yayınlasanız da yayınlamasanız da bir şey değişmiyor" diyecektim ama, değişiyor, Doğru bilgiyi insanlardan gizleyenlerin üzerine Allah'ın laneti, azabı KATLANIYOR, o kişinin/sitenin tesir sahasındaki insanların sayısınca katlanarak :

    BAKARA-174-- Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yeyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır

    BAKARA-159-- İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.
    BAKARA-160-- Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır http://www.mumsema.com/newthread.php?do=newthread&f=566

    BAKARA -284-- Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir

    ALİ İMRAN-187-- Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı, Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!


  13. 20.Eylül.2012, 11:44
    7
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Alıntı
    Nebi ve Rasul kavramları konusunda sorun çıkaran/aksinin iddia eden sadece MİHR adlı ne olduğu belirsiz şahıs ile avaneleridir
    Sadece onlar değil, Allah (CC) da öyle söylüyor:
    Al-i İmran - 81-- Hani Allah, Nebilerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir Rasul geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz" diye söz almış, "Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?" dediğinde, "Kabul ettik" cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu

    Alıntı
    Bu konuda islam alimleri arasında hiç bir ihtilaf yoktur demiştim
    İslam alimleri arasında ihtilaf olmayabilir, Allah'ın (CC) sözü ile islam alimlerinin sözü çelişirse, hangisi tercih edilir?

    Alıntı
    Uğraşmaya bile değmez.
    Haklısınız. Biz kulların gücü sınırlıdır, Allah'ın (CC) gücü ise sonsuz, Hem de seriu'l-hısabdır,
    Zaten Allah, bir muhalefet durumunda, birbirimizle uğraşmamızı değil de mes'elenin kendisine arzedilmesini istiyor:
    Al-i İmran-61-- Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda tartışanlara de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lânet dileyelim

    "Allah'ın Laneti yalan yanlış söyleyenlerin üzerine olsun" Amin
    ---------------------
    MODlara UYARI: "Bu cevabı yayınlasanız da yayınlamasanız da bir şey değişmiyor" diyecektim ama, değişiyor, Doğru bilgiyi insanlardan gizleyenlerin üzerine Allah'ın laneti, azabı KATLANIYOR, o kişinin/sitenin tesir sahasındaki insanların sayısınca katlanarak :

    BAKARA-174-- Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yeyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır

    BAKARA-159-- İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.
    BAKARA-160-- Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır http://www.mumsema.com/newthread.php?do=newthread&f=566

    BAKARA -284-- Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir

    ALİ İMRAN-187-- Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı, Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!





+ Yorum Gönder