Konusunu Oylayın.: İslamda sosyal çalışma soru ve cevapları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslamda sosyal çalışma soru ve cevapları
  1. 09.Kasım.2011, 19:01
    1
    Misafir

    İslamda sosyal çalışma soru ve cevapları






    İslamda sosyal çalışma soru ve cevapları Mumsema yazdıklarımı yamanız rica oolur


  2. 10.Kasım.2011, 14:34
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslamda sosyal çalışma soru ve cevapları




    SORU: Sosyal Sigortalar Kanununa göre çalışan her işçinin ücretinden %19, işverenden de bu ücretin %20'si nispetinde kesinti yapılmaktadır ve bu durum 25 seneye kadar devam etmektedir. Bunun sonunda emekliye sevkedilip maaşa bağlanır. Bu durum karşısında herhangi bir kimsenin sigortalı olarak çalışması ve sonunda SSK'dan maaş alması câiz olur mu?

    CEVAP:
    Malum olduğu gibi memur, esnaf ve işçilerle ilgili devletin üç teşekkülü vardır Sigorta, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı. Sigorta işçinin; Bağ-Kur esnafın ve Emekli Sandığı da memur kesiminin teşekkülüdür. Bugün bu üç kurum Sosyal Güvenlik Kurumu adı altında birleşmiştir. Devlet bu kurumların kanununu çıkarıp adı geçen kesimlerin görüşlerini almadan hakettikleri ücret veya maaş ya da elde ettikleri kazancın bir kısmını alıp biriktirmekte ve onunla tasarruf etmektedir. Her teşekkül, kanunun gösterdiği istikamette kendisine mensup olanlara yardım etmektedir. İslâm'a bağlı kalmak şartıyla memuriyet hayatına girip çalışmak ve maaş almak normal olduğu gibi âmmeye veya özel kişilere ait alanlarda çalışıp ücret almak ve sonunda da emekli olup maaş almak da normaldir. İşçinin veya memurun ücretinden veya maaşından muayyen bir nispetle bir şey kesmeye gelince; malum olduğu gibi devletin bütçesi vatandaşlardan alınan vergiyle oluşuyor. Tasarrufta haksızlık da olsa toplanan mal birbirine karıştıktan ve asıl mal sahibi bilinmeyecek bir hale geldikten sonra bu mal âmme hakkı olur. O takdirde maslahata binaen devlet, bu malın bir kısmını istediği kimseye ve verebilir. Kabullenmesinde bir sakınca yoktur. Eskiden de devletin malı karışık olduğu gibi bu zamanda da böyledir.

    SORU: İşçi çalıştıran müesseselerin, SSK mevzuatı hilafına istenenden daha aşağı sayıda işçi çalıştırıp mecbur tutulduğu işçi sayısı oranında kesinti ödemesi ve ödediği fazla prim için tanıdığı birini 25 sene sonra emekli yapmak istemesi ile ilgili hüküm nedir?

    CEVAP:
    İslâm dinine göre işverene “şu iş için bu kadar işçi çalıştırman ve bu kadar prim ödemen gerekir” demek yoktur. Yani İslâm Hukukuna göre böyle bir muamele yoktur. Aynı zamanda çalışmayan bir kimsenin yalandan çalıştığını göstermek ve böylece emekli yapmak da caiz değildir. İslâm dininde yalan söylemek ve yalandan çalışıyor gibi görünmek haramdır. İşçi sayısını tahdid etmek, İslâmi olmadığı gibi böyle bir muameleye başvurup emekli olmak veya ettirmek de gayri İslâmî'dir.

    SORU: Almanya'da çalışan bir müslüman çocuğu olmayan yaşlı bir Alman tarafından çok seviliyor. Alman mal ve mülkünü o müslümana miras olarak bırakmak istiyor. Dinen varis olmak caiz midir?

    CEVAP:
    İslâm hukukuna göre hıristiyan, mason ve komünist gibi bir gayri müslim müslümana varis olamayacağı gibi, bir müslüman da bir gayri müslime varis olamaz. Şafiî mezhebine göre gayri müslimin malını alabilmek için çare, hibe etmesi veya vasiyette bulunmasıdır. Yani gayri müslimin henüz hayatta iken malını bırakmak istediği kimseye hibe veya vasiyet etmesidir. Hanefi mezhebine göre hibe etmek çare olduğu gibi tahsis etmek de çaredir. Yani bu mezhebe göre her ne kadar müslüman kâfire varis olmasa da malını müslümana devretmesi için resmi muamele yaparak kendisine tahsis etmesi de yeterlidir. Çünkü hıyanet yoluyla olmamak şartıyla herhangi bir yolla darulharpdeki gayri müslimin malını almak helâldir.

    SORU: İslâm'ın kabul etmediği bir yerde çalışıp maaş alan bir kimse yaşlı ve muhtaç olan babasına yardım etmek isterse babası yardımını kabul edebilir mi?

    CEVAP:
    İslâm'ın kabul etmediği bir müessesede çalışan bir kimsenin babası muhtaç olup başka da geliri yoksa meşru olmazsa da onun kazancından yiyebilir. Eşinin de böyle gayrı meşru bir yerde çalışması halinde de hüküm aynıdır. Meşru olmayan bir müessesede çalıştığı için baba mesuldür. Fakat oğlunun çaldığı veya gasp ettiği şeyi yiyip tasadduk etmesi caiz değildir.

    SORU: Müslüman olmayan bir kimse, bir müslümanın evini kiralayıp içinde oturarak içki içmek gibi gayrimeşru şeyleri yapsa ev sahibi mesul olur mu?

    CEVAP:
    Bir kimse evini içki içip haça tapan bir gayrimüslime kiraya verirse dinen mesul değildir. Çünkü onu kiraya vermekten gaye meşru olmayan şeylerin işlenmesi değildir. Gaye içinde oturmaktır. Yine evini günahkâr ve münkeri işleyen bir müslumana da verse durum değişmez.

    SORU: İçinde içki satılan bir otelde çalışmak veya ona malzeme satmak caiz midir?

    CEVAP:
    Meyhane ve genelevi gibi her yönden günâh sayılan bir binada çalışmak ve ona malzeme satmak dinen haramdır. Çünkü bunun biricik gayesi meşru olmayan işlerin işlenmesidir. Soruda geçen otel meselesi ise bundan farklıdır. Çünkü otel işletmekteki gaye içki satmak değil, para mukabilinde turist ve misafirleri yerleştirip barındırmaktadır. Başka bir deyimle, otelde çalışmak günah değil, içki içirmek günâhtır. Bir kimse ücret mukabilinde arapca veya farsça olarak şarkı yazarsa aldığı ücret haram değil, helâldir. Çünkü vebal onun yazılmasında değil, meşru olmayan bir şekilde okutulmasındadır.

    SORU: Bir kimse bir şeyi gasbedip kullansa, kullandığı sürenin karşılığını vermelimidir?

    CEVAP:
    Bir kimse gasbettiği şeyi kullansa yani; ev ise içinde oturmuş, tarla ise onu ekmiş, binek hayvanı ise ona binmiş, elbise ise onu giymişse yaptığı şeyin ücretini verip vermeyeceği hususunda ihtilâf vardır. Hanefi mezhebine göre kullandığı şeyin ücretini vermeyecektir. Ancak vakıf veya yetim malı olursa veya faydalanmak için hazır bir durumda olursa -kiralık ev ve taksi gibi- o takdirde ücretini verecektir. Şafiî mezhebine göre ise gasp edilen şey kimin malı olursa olsun gasbeden kimse onu kullansın veya kullanmasın ücretini verecektir. Çünkü malın değeri olduğu gibi menfaatin de değeri vardır. Ayrıca malı biriktirmekten gaye onun menfaatini elde etmektedir. Malın menfaati elden çıktıktan sonra ücretini verecektir. İslâm hukukuna göre ehil ve yetkili bir sünnetçi bir çocuğu sünnet ederse sonunda yara, kangren olup çocuğun ölümüne veya organının telef olmasına sebep olursa sünnetçinin kusuru olmadıkça sorumlu değildir.

    SORU: Bir kimse başkasına ait bir malın telef olmasına sebep olursa zamin olur mu?

    CEVAP:
    Bir kimse başkasına ait bir malın telef olmasına sebebiyet verirse zamin olur. Mesela, bir kimse birisinin dükkânını açıp bırakırsa ve bu sebeple dükkânda bulunan maldan bir şey çalınsa veya bir hayvanın bağını çözer ve hayvan kaçarsa veyahut rüzgârlı bir günde ateş yakar, yangına sebebiyet verirse yaptığı bu işlerden dolayı sorumludur. Telef olan malın misli var ise mislini yoksa kıymetini vermek zorundadır.

    SORU: İslâm hukukuna göre kefil olan kimse kefaleti karşılığında ücret isteyebilir mi?

    CEVAP:
    Kefalet bir teberru ve iyilik akdidir. Onun mukabilinde ücret almak ve vermek caiz değildir. Ancak bir olan kimse, kendiliğinden kefile herhangi bir hediye takdim ederse kefilin bunu almasında bir sakınca olmayıp mesul olmaz. Yalnız kendisine kefil olunacak kimse ücret vermediği takdirde kefil bulamayacak ve bu sebeple işi aksayacaksa, parayla kefil tutmaktan dolayı mesul değildir, ancak kefil günahkâr olur. Nasıl ki haklı bir kimse rüşvet vermediği takdirde hakkı elinden alınacaksa rüşvet vermesinden mesul olmayıp alan kimse mesul olduğu gibi.

    SORU: Bir gayri-müslim için kamyon, kamyonet gibi vasıta ile içki taşımak caiz midir?

    CEVAP:
    Bir gayri Müslim için kamyon ve kamyonet gibi bir vasıta ile içki taşımak İmamı Şafiî ile İmameyne göre haramdır. Çünkü içki sebebiyle Hz. Peygamberin lanetlediği on kişiden birisi de içki taşıyandır. Bu aynı zamanda, Allah'ın yasakladığı bir şeyin işlenmesi için yardım sayılır. Ancak, İmam Azam'a göre caizdir. Alınan ücret de haram sayılmaz. Bu ihtilâf, İslâm dininde yasak olan her şeyde câridir. Yani bir şey İslâm dininde yasak olduğu halde müslüman bir kimsenin bir gayri müslim için onu taşıması, koruması İmamı Azam'a göre caiz, diğer imamlara göre caiz değildir. Müftabih olan da budur.

    SORU: Müslüman olmayan bir kimse hamama girerse ona hizmet etmek caiz midir?

    CEVAP:
    Hamam sahibi veya orada çalışan kimsenin müşteri celb etmek veya İslâm'a ısındırmak gibi bir gaye için gayri müslime hizmet edip ikram etmesinde beis yoktur. Fakat böyle bir gaye yoksa, onlara hizmet etmek caiz değildir. Yine müslümanlann terbiye ve güzel ahlâkını gösterip İslâm'ın yüceliğini anlatmak gayesi ile ülkemize gelen turistlere karşı iyi davranmak, onlara ikram etmekte caizdir. Aynı zamanda büyük bir vazifedir. Bazı tarihçilere göre Semerkand'ın İslâm'a girmesinin en büyük sebebi çevredeki müslümanlann güzel terbiye ve yaşayışlarıydı. Gayri müslim de olsa onları iyi karşılamak lazımdır. Peygamber (sa.) Medine'de gayri müslim komşusuna ikramı tavsiye eder kendisine hediye gönderirdi.

    SORU: Ücret mukabilinde halkın hizmetinde bulunan bir memurun hasta olmadığı halde kendi kendini hasta olarak gösterip rapor almasının dinen mesuliyeti var mıdır?

    CEVAP:
    Hasta olmayan, ücret mukabilinde halkın hizmetinde bulunan bir memur, hasta olmadığı halde kendini hasta gösterip rapor alırsa, üç yönden büyük bir vebalin altına girmiş olur:
    1- Kendini hasta olarak göstermekle yalan söylemek,
    2- Amme hizmetini bırakıp onların işlerini aksatmak,
    3- Hizmet vermeden haram bir ücret almaktır. Mesela bir sağlık ocağında görev yapan bir doktor veya sağlık memuru, hasta olmadığı halde sırf keyfi olarak rapor alıp vazifesini bırakırsa müslüman halka nekadar zarar verdiği malumdur. Yine irşad vazifesinde görevli bir din görevlisinin haksız yere rapor alıp kutsal vazifesini terk ederse ne büyük bir hıyanet işlediği herkesin malûmudur.

    SORU: Bir taksi sahibi şoföre “Şu taksiyi çalıştır. Her gün bana ikibin lira getir, fazlası senin olsun” deyip şoför de bunu kabul ederse böyle bir akid caiz midir?

    Cevap:
    Bir taksi sahibi şoföre “Şu taksiyi çalıştırıp her gün bana şu kadar para getir, fazlası senin olsun” deyip şoför de kabullenirse caizdir. Çünkü bu meselede şoför taksiyi her gün için ikibin lira ile kiralamış olur. Merginânî şöyle diyor Bir kimse belli bir mesafe kadar ve malûm bir miktar yüklemek veya binmek üzere bir binek kiralarsa caizdir.

    SORU: Bir kadın ücret mukabili yabancı bir erkeğin yanında çalışabilir mi?

    CEVAP:
    Bir kadının yabancı bir erkeğin evinde veya iş yerinde çalışması İslâm'ın emrettiği şekilde olursa, yani birkaç kadın ile birlikte veya açık bir yerde çalışırsa beis yoktur. Ama kapalı bir yerde yalnız yabancı bir kimse ile birlikte kalacak olursa halvet olduğundan haramdır.

    SORU: Avrupa'da işçilerimiz kafirlerin emri altında çalışmaktadırlar. Dinen böyle bir çalışmanın sakıncası var mıdır?

    CEVAP:
    Bir müslüman bir kâfirin hizmetinde bulunsa, yani bizzat kendi şahsına hizmet ederse, mutemede göre tenzihen mekruhtur. Fakat şahsına değil, tarla, fabrika, ziraat ve ticaret gibi işlerinde çalışırsa mekruh sayılmaz.

    SORU: Kapıcılık yapıp binayı gelen giden yabancılardan korumak için görevlendirilen veya çarşıda bulunan ticarethaneleri hırsızlardan korumak için nöbet tutan kimse çalınan eşyadan sorumlu mudur?

    CEVAP:
    Kapıcılık yapıp binayı gelen giden yabancılardan korumak için görevlendirilen veya çarşıda bekçilik yapan kimse ihmali olmazsa vaki olan hırsızlıktan sorumlu değildir. Çünkü insanın çeşitli halleri vardır. Gaflette olduğu bir sırada veya kazayı hacette iken böyle bir olayın vukuu muhtemeldir.

    SORU: İslâm dinine göre işçinin ücreti hükümdar veya vekili tarafından tesbit edilebilir mi?

    CEVAP:
    Bunu anlayabilmek için şu açıklamaya ihtiyaç vardır. Alışverişin üç rüknü vardır: 1- Alıcı ile satıcı, 2- Siğa, 3- Üzerine akit yapılan maldır. Birinci rüknün de altı şartı vardır: A- Akil olması, B- Baliğ olması, C- Malına hacz konulmamış olması, Ç- İsteği ile alış-veriş yapmış olması, D- Malik veya veli veya vekil olması, E- Satılan mal Kur'an veya sünnet ise müşterinin müslüman olmasıdır.
    Yukarda sayılan rükün ile şartlar aynen karenin de rüknü ile şartlarıdırlar. Aslında kare alış verişin bir çeşididir; yalnız alış verişte satılan şey tamamen elden gider ve geri dönmemek üzere verilir, karede ise satılan şey geçici olarak menfaattir. İşçilik de karenin bir çeşididir. Mesela, bir kimse bir miktar para mukabilinde birisinin yanında belli bir zaman için çalışsa yine icar sayılır. Yalnız birinci misalde kareye verilen evdir, ikinci misâlde kareye verilen şey ise insandır. Yani işçi bir günlük veya bir aylık bir zaman için kendini işverene veriyor. Yukarıda yapılan açıklama konumuzun aydınlanması için kâfi geleceğinden bununla yetinelim ve sözü uzatmadan söz konusu işçinin durumunu açıklayalım. İslam'dan önce ve sonra her asırda iş vermek ve iş almak adeti yaygındı. İş vermenin ve iş almanın sahih olması için üç rüknü vardır. Birincisi işveren ve alandır. İkincisi Siğa ve üçüncüsü çalışmaktır. Birinci rüknün heş şartı vardır: 1- Baliğ olması. 2- Akil olması. 3- İsteğiyle olması. 4- Herhangi bir sebeple hapse müstehak olmaması, 5- Kur'an ve Sünneti yazmak için kendini kiraya vermek isteyen kimsenin Müslüman olması. Alışverişte satılık eşyanın fiyatı alıcı ile satıcı tarafından teshil edildiği gibi işçi ücreti de zaman ve zemine göre işveren ile işçi arasında tesbit edilip tayin edilecektir. Zaruret olmadığı takdirde idarenin narh koyması yasak olduğu gibi işçi ücretine de müdâhale sürdüğünde istikrarı sağlamak için idarenin müdahalesi nasıl caiz oluyorsa, işveren ile işçinin ihtilaf için haksızlığı kaldırıp düzeni sağlamak için de müdâhalesi caizdir. İslâmî kurallara göre bir ev sahibi evini kiraya verdiği zaman kısa olsun, uzun olsun, mutlaka süresini belirtmesi gerekir. Süre bitmeden önce bir kiracının evden çıkması söz konusu olamaz. Süre bitince kiracı ile ev sahibi arzu ettikleri takdirde kiracının evden çıkması gerekir. Yine işveren ile işçi arasında çalışmak için beş on sene gibi bir süre tayin edilip anlaşma yapılmış ise bitmeden işçinin çıkması veya çıkartılması mümkün değildir. Süre bittikten sonra her iki taraf, çalışma mukavelesini tanzim edebilirler.
    İslâm hukukuna göre işçinin ücreti ve çalışma süresi belirtildiği ve yapılan anlaşmanın hilâfına hareket etmek caiz olmadığı için ne işçinin grevi, ne işveren lokavtı söz konusudur. Üzerine anlaşma yapılan süre bitmeden evvel ne işçi işinden ayrılabilir, ne işveren işçiyi ayırabilir. Buna göre işçinin ayrılması sebebiyle tazminat da söz konusu değildir. Ancak süre bitmeden evvel işveren işçiye "Sen mukaveleyi fesli etmek için benimle muvafakat edersen şu kadar para vereceğim" dese ve işçi de muvafakat ederse taahhüdünü yerine getirmek zorundadır. Çalışma esnasında işçi bir kazaya uğrasa işverenin ihmali olmadığı zaman sorumlu tutulmaz. Ancak işçi işe girerken işveren, çalışma esnasında herhangi bir kaza olursa "ben kefilim" demiş ise veya dile getirmeden tazminat adet haline gelmiş ise işveren kaza tazminatını verecektir. Aksi takdirde vermek zorunluluğu yoktur. İşçilerin ücretleri arasında büyük dengesizlik olursa, işveren ile işçi belli bir ücret üzerine anlaşma yaptıkları takdirde zaten iş bilmiştir. Ama alışverişte olduğu gibi işçi fahiş bir şekilde mağdur olmuş ise müracaat üzere devlet müdâhale edip durumu düzeltebilir.

    SORU: Bir kaptan ücret mukabilinde gemisini yükleyip denize açıldı. Bilahare dalga veya fırtına gibi elde olmayan bir sebeple yüklenen eşya telef olursa kaptan mesul olur mu?

    CEVAP:
    İslâm hukukuna göre bir kaptan, ücret mukabilinde gemisini yükleyip denize açıldıktan sonra dalga veya fırtına gibi elde olmayan bir sebeple yüklenen eşya telef olursa İmamı Azam’a göre kaptan sorumlu değildir. Fakat dikkatsizliği veya acemiliği sebebiyle gemideki eşya telef olursa mesul olup zamin olur.

    SORU: Köyün çobanı normal olarak sürüsünü otlatırken sürüden bir tanesi suya düşüp boğulsa ve çoban kurtaramazsa veya kurt onu parçalasa sorumlu tutulur mu?

    CEVAP:
    Çobanın kusuru olmadığı halde sürüden herhangi bir şey telef olursa sorumlu tutulmaz. Ama kurtarma imkânı olduğu halde kurtaramazsa veya sürüyü bırakıp uyuşa veya eve dönüp bıraktığı sürü sahipsizlikten bir şey telef olursa zamin olur.




  3. 10.Kasım.2011, 14:34
    2
    Silent and lonely rains



    SORU: Sosyal Sigortalar Kanununa göre çalışan her işçinin ücretinden %19, işverenden de bu ücretin %20'si nispetinde kesinti yapılmaktadır ve bu durum 25 seneye kadar devam etmektedir. Bunun sonunda emekliye sevkedilip maaşa bağlanır. Bu durum karşısında herhangi bir kimsenin sigortalı olarak çalışması ve sonunda SSK'dan maaş alması câiz olur mu?

    CEVAP:
    Malum olduğu gibi memur, esnaf ve işçilerle ilgili devletin üç teşekkülü vardır Sigorta, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı. Sigorta işçinin; Bağ-Kur esnafın ve Emekli Sandığı da memur kesiminin teşekkülüdür. Bugün bu üç kurum Sosyal Güvenlik Kurumu adı altında birleşmiştir. Devlet bu kurumların kanununu çıkarıp adı geçen kesimlerin görüşlerini almadan hakettikleri ücret veya maaş ya da elde ettikleri kazancın bir kısmını alıp biriktirmekte ve onunla tasarruf etmektedir. Her teşekkül, kanunun gösterdiği istikamette kendisine mensup olanlara yardım etmektedir. İslâm'a bağlı kalmak şartıyla memuriyet hayatına girip çalışmak ve maaş almak normal olduğu gibi âmmeye veya özel kişilere ait alanlarda çalışıp ücret almak ve sonunda da emekli olup maaş almak da normaldir. İşçinin veya memurun ücretinden veya maaşından muayyen bir nispetle bir şey kesmeye gelince; malum olduğu gibi devletin bütçesi vatandaşlardan alınan vergiyle oluşuyor. Tasarrufta haksızlık da olsa toplanan mal birbirine karıştıktan ve asıl mal sahibi bilinmeyecek bir hale geldikten sonra bu mal âmme hakkı olur. O takdirde maslahata binaen devlet, bu malın bir kısmını istediği kimseye ve verebilir. Kabullenmesinde bir sakınca yoktur. Eskiden de devletin malı karışık olduğu gibi bu zamanda da böyledir.

    SORU: İşçi çalıştıran müesseselerin, SSK mevzuatı hilafına istenenden daha aşağı sayıda işçi çalıştırıp mecbur tutulduğu işçi sayısı oranında kesinti ödemesi ve ödediği fazla prim için tanıdığı birini 25 sene sonra emekli yapmak istemesi ile ilgili hüküm nedir?

    CEVAP:
    İslâm dinine göre işverene “şu iş için bu kadar işçi çalıştırman ve bu kadar prim ödemen gerekir” demek yoktur. Yani İslâm Hukukuna göre böyle bir muamele yoktur. Aynı zamanda çalışmayan bir kimsenin yalandan çalıştığını göstermek ve böylece emekli yapmak da caiz değildir. İslâm dininde yalan söylemek ve yalandan çalışıyor gibi görünmek haramdır. İşçi sayısını tahdid etmek, İslâmi olmadığı gibi böyle bir muameleye başvurup emekli olmak veya ettirmek de gayri İslâmî'dir.

    SORU: Almanya'da çalışan bir müslüman çocuğu olmayan yaşlı bir Alman tarafından çok seviliyor. Alman mal ve mülkünü o müslümana miras olarak bırakmak istiyor. Dinen varis olmak caiz midir?

    CEVAP:
    İslâm hukukuna göre hıristiyan, mason ve komünist gibi bir gayri müslim müslümana varis olamayacağı gibi, bir müslüman da bir gayri müslime varis olamaz. Şafiî mezhebine göre gayri müslimin malını alabilmek için çare, hibe etmesi veya vasiyette bulunmasıdır. Yani gayri müslimin henüz hayatta iken malını bırakmak istediği kimseye hibe veya vasiyet etmesidir. Hanefi mezhebine göre hibe etmek çare olduğu gibi tahsis etmek de çaredir. Yani bu mezhebe göre her ne kadar müslüman kâfire varis olmasa da malını müslümana devretmesi için resmi muamele yaparak kendisine tahsis etmesi de yeterlidir. Çünkü hıyanet yoluyla olmamak şartıyla herhangi bir yolla darulharpdeki gayri müslimin malını almak helâldir.

    SORU: İslâm'ın kabul etmediği bir yerde çalışıp maaş alan bir kimse yaşlı ve muhtaç olan babasına yardım etmek isterse babası yardımını kabul edebilir mi?

    CEVAP:
    İslâm'ın kabul etmediği bir müessesede çalışan bir kimsenin babası muhtaç olup başka da geliri yoksa meşru olmazsa da onun kazancından yiyebilir. Eşinin de böyle gayrı meşru bir yerde çalışması halinde de hüküm aynıdır. Meşru olmayan bir müessesede çalıştığı için baba mesuldür. Fakat oğlunun çaldığı veya gasp ettiği şeyi yiyip tasadduk etmesi caiz değildir.

    SORU: Müslüman olmayan bir kimse, bir müslümanın evini kiralayıp içinde oturarak içki içmek gibi gayrimeşru şeyleri yapsa ev sahibi mesul olur mu?

    CEVAP:
    Bir kimse evini içki içip haça tapan bir gayrimüslime kiraya verirse dinen mesul değildir. Çünkü onu kiraya vermekten gaye meşru olmayan şeylerin işlenmesi değildir. Gaye içinde oturmaktır. Yine evini günahkâr ve münkeri işleyen bir müslumana da verse durum değişmez.

    SORU: İçinde içki satılan bir otelde çalışmak veya ona malzeme satmak caiz midir?

    CEVAP:
    Meyhane ve genelevi gibi her yönden günâh sayılan bir binada çalışmak ve ona malzeme satmak dinen haramdır. Çünkü bunun biricik gayesi meşru olmayan işlerin işlenmesidir. Soruda geçen otel meselesi ise bundan farklıdır. Çünkü otel işletmekteki gaye içki satmak değil, para mukabilinde turist ve misafirleri yerleştirip barındırmaktadır. Başka bir deyimle, otelde çalışmak günah değil, içki içirmek günâhtır. Bir kimse ücret mukabilinde arapca veya farsça olarak şarkı yazarsa aldığı ücret haram değil, helâldir. Çünkü vebal onun yazılmasında değil, meşru olmayan bir şekilde okutulmasındadır.

    SORU: Bir kimse bir şeyi gasbedip kullansa, kullandığı sürenin karşılığını vermelimidir?

    CEVAP:
    Bir kimse gasbettiği şeyi kullansa yani; ev ise içinde oturmuş, tarla ise onu ekmiş, binek hayvanı ise ona binmiş, elbise ise onu giymişse yaptığı şeyin ücretini verip vermeyeceği hususunda ihtilâf vardır. Hanefi mezhebine göre kullandığı şeyin ücretini vermeyecektir. Ancak vakıf veya yetim malı olursa veya faydalanmak için hazır bir durumda olursa -kiralık ev ve taksi gibi- o takdirde ücretini verecektir. Şafiî mezhebine göre ise gasp edilen şey kimin malı olursa olsun gasbeden kimse onu kullansın veya kullanmasın ücretini verecektir. Çünkü malın değeri olduğu gibi menfaatin de değeri vardır. Ayrıca malı biriktirmekten gaye onun menfaatini elde etmektedir. Malın menfaati elden çıktıktan sonra ücretini verecektir. İslâm hukukuna göre ehil ve yetkili bir sünnetçi bir çocuğu sünnet ederse sonunda yara, kangren olup çocuğun ölümüne veya organının telef olmasına sebep olursa sünnetçinin kusuru olmadıkça sorumlu değildir.

    SORU: Bir kimse başkasına ait bir malın telef olmasına sebep olursa zamin olur mu?

    CEVAP:
    Bir kimse başkasına ait bir malın telef olmasına sebebiyet verirse zamin olur. Mesela, bir kimse birisinin dükkânını açıp bırakırsa ve bu sebeple dükkânda bulunan maldan bir şey çalınsa veya bir hayvanın bağını çözer ve hayvan kaçarsa veyahut rüzgârlı bir günde ateş yakar, yangına sebebiyet verirse yaptığı bu işlerden dolayı sorumludur. Telef olan malın misli var ise mislini yoksa kıymetini vermek zorundadır.

    SORU: İslâm hukukuna göre kefil olan kimse kefaleti karşılığında ücret isteyebilir mi?

    CEVAP:
    Kefalet bir teberru ve iyilik akdidir. Onun mukabilinde ücret almak ve vermek caiz değildir. Ancak bir olan kimse, kendiliğinden kefile herhangi bir hediye takdim ederse kefilin bunu almasında bir sakınca olmayıp mesul olmaz. Yalnız kendisine kefil olunacak kimse ücret vermediği takdirde kefil bulamayacak ve bu sebeple işi aksayacaksa, parayla kefil tutmaktan dolayı mesul değildir, ancak kefil günahkâr olur. Nasıl ki haklı bir kimse rüşvet vermediği takdirde hakkı elinden alınacaksa rüşvet vermesinden mesul olmayıp alan kimse mesul olduğu gibi.

    SORU: Bir gayri-müslim için kamyon, kamyonet gibi vasıta ile içki taşımak caiz midir?

    CEVAP:
    Bir gayri Müslim için kamyon ve kamyonet gibi bir vasıta ile içki taşımak İmamı Şafiî ile İmameyne göre haramdır. Çünkü içki sebebiyle Hz. Peygamberin lanetlediği on kişiden birisi de içki taşıyandır. Bu aynı zamanda, Allah'ın yasakladığı bir şeyin işlenmesi için yardım sayılır. Ancak, İmam Azam'a göre caizdir. Alınan ücret de haram sayılmaz. Bu ihtilâf, İslâm dininde yasak olan her şeyde câridir. Yani bir şey İslâm dininde yasak olduğu halde müslüman bir kimsenin bir gayri müslim için onu taşıması, koruması İmamı Azam'a göre caiz, diğer imamlara göre caiz değildir. Müftabih olan da budur.

    SORU: Müslüman olmayan bir kimse hamama girerse ona hizmet etmek caiz midir?

    CEVAP:
    Hamam sahibi veya orada çalışan kimsenin müşteri celb etmek veya İslâm'a ısındırmak gibi bir gaye için gayri müslime hizmet edip ikram etmesinde beis yoktur. Fakat böyle bir gaye yoksa, onlara hizmet etmek caiz değildir. Yine müslümanlann terbiye ve güzel ahlâkını gösterip İslâm'ın yüceliğini anlatmak gayesi ile ülkemize gelen turistlere karşı iyi davranmak, onlara ikram etmekte caizdir. Aynı zamanda büyük bir vazifedir. Bazı tarihçilere göre Semerkand'ın İslâm'a girmesinin en büyük sebebi çevredeki müslümanlann güzel terbiye ve yaşayışlarıydı. Gayri müslim de olsa onları iyi karşılamak lazımdır. Peygamber (sa.) Medine'de gayri müslim komşusuna ikramı tavsiye eder kendisine hediye gönderirdi.

    SORU: Ücret mukabilinde halkın hizmetinde bulunan bir memurun hasta olmadığı halde kendi kendini hasta olarak gösterip rapor almasının dinen mesuliyeti var mıdır?

    CEVAP:
    Hasta olmayan, ücret mukabilinde halkın hizmetinde bulunan bir memur, hasta olmadığı halde kendini hasta gösterip rapor alırsa, üç yönden büyük bir vebalin altına girmiş olur:
    1- Kendini hasta olarak göstermekle yalan söylemek,
    2- Amme hizmetini bırakıp onların işlerini aksatmak,
    3- Hizmet vermeden haram bir ücret almaktır. Mesela bir sağlık ocağında görev yapan bir doktor veya sağlık memuru, hasta olmadığı halde sırf keyfi olarak rapor alıp vazifesini bırakırsa müslüman halka nekadar zarar verdiği malumdur. Yine irşad vazifesinde görevli bir din görevlisinin haksız yere rapor alıp kutsal vazifesini terk ederse ne büyük bir hıyanet işlediği herkesin malûmudur.

    SORU: Bir taksi sahibi şoföre “Şu taksiyi çalıştır. Her gün bana ikibin lira getir, fazlası senin olsun” deyip şoför de bunu kabul ederse böyle bir akid caiz midir?

    Cevap:
    Bir taksi sahibi şoföre “Şu taksiyi çalıştırıp her gün bana şu kadar para getir, fazlası senin olsun” deyip şoför de kabullenirse caizdir. Çünkü bu meselede şoför taksiyi her gün için ikibin lira ile kiralamış olur. Merginânî şöyle diyor Bir kimse belli bir mesafe kadar ve malûm bir miktar yüklemek veya binmek üzere bir binek kiralarsa caizdir.

    SORU: Bir kadın ücret mukabili yabancı bir erkeğin yanında çalışabilir mi?

    CEVAP:
    Bir kadının yabancı bir erkeğin evinde veya iş yerinde çalışması İslâm'ın emrettiği şekilde olursa, yani birkaç kadın ile birlikte veya açık bir yerde çalışırsa beis yoktur. Ama kapalı bir yerde yalnız yabancı bir kimse ile birlikte kalacak olursa halvet olduğundan haramdır.

    SORU: Avrupa'da işçilerimiz kafirlerin emri altında çalışmaktadırlar. Dinen böyle bir çalışmanın sakıncası var mıdır?

    CEVAP:
    Bir müslüman bir kâfirin hizmetinde bulunsa, yani bizzat kendi şahsına hizmet ederse, mutemede göre tenzihen mekruhtur. Fakat şahsına değil, tarla, fabrika, ziraat ve ticaret gibi işlerinde çalışırsa mekruh sayılmaz.

    SORU: Kapıcılık yapıp binayı gelen giden yabancılardan korumak için görevlendirilen veya çarşıda bulunan ticarethaneleri hırsızlardan korumak için nöbet tutan kimse çalınan eşyadan sorumlu mudur?

    CEVAP:
    Kapıcılık yapıp binayı gelen giden yabancılardan korumak için görevlendirilen veya çarşıda bekçilik yapan kimse ihmali olmazsa vaki olan hırsızlıktan sorumlu değildir. Çünkü insanın çeşitli halleri vardır. Gaflette olduğu bir sırada veya kazayı hacette iken böyle bir olayın vukuu muhtemeldir.

    SORU: İslâm dinine göre işçinin ücreti hükümdar veya vekili tarafından tesbit edilebilir mi?

    CEVAP:
    Bunu anlayabilmek için şu açıklamaya ihtiyaç vardır. Alışverişin üç rüknü vardır: 1- Alıcı ile satıcı, 2- Siğa, 3- Üzerine akit yapılan maldır. Birinci rüknün de altı şartı vardır: A- Akil olması, B- Baliğ olması, C- Malına hacz konulmamış olması, Ç- İsteği ile alış-veriş yapmış olması, D- Malik veya veli veya vekil olması, E- Satılan mal Kur'an veya sünnet ise müşterinin müslüman olmasıdır.
    Yukarda sayılan rükün ile şartlar aynen karenin de rüknü ile şartlarıdırlar. Aslında kare alış verişin bir çeşididir; yalnız alış verişte satılan şey tamamen elden gider ve geri dönmemek üzere verilir, karede ise satılan şey geçici olarak menfaattir. İşçilik de karenin bir çeşididir. Mesela, bir kimse bir miktar para mukabilinde birisinin yanında belli bir zaman için çalışsa yine icar sayılır. Yalnız birinci misalde kareye verilen evdir, ikinci misâlde kareye verilen şey ise insandır. Yani işçi bir günlük veya bir aylık bir zaman için kendini işverene veriyor. Yukarıda yapılan açıklama konumuzun aydınlanması için kâfi geleceğinden bununla yetinelim ve sözü uzatmadan söz konusu işçinin durumunu açıklayalım. İslam'dan önce ve sonra her asırda iş vermek ve iş almak adeti yaygındı. İş vermenin ve iş almanın sahih olması için üç rüknü vardır. Birincisi işveren ve alandır. İkincisi Siğa ve üçüncüsü çalışmaktır. Birinci rüknün heş şartı vardır: 1- Baliğ olması. 2- Akil olması. 3- İsteğiyle olması. 4- Herhangi bir sebeple hapse müstehak olmaması, 5- Kur'an ve Sünneti yazmak için kendini kiraya vermek isteyen kimsenin Müslüman olması. Alışverişte satılık eşyanın fiyatı alıcı ile satıcı tarafından teshil edildiği gibi işçi ücreti de zaman ve zemine göre işveren ile işçi arasında tesbit edilip tayin edilecektir. Zaruret olmadığı takdirde idarenin narh koyması yasak olduğu gibi işçi ücretine de müdâhale sürdüğünde istikrarı sağlamak için idarenin müdahalesi nasıl caiz oluyorsa, işveren ile işçinin ihtilaf için haksızlığı kaldırıp düzeni sağlamak için de müdâhalesi caizdir. İslâmî kurallara göre bir ev sahibi evini kiraya verdiği zaman kısa olsun, uzun olsun, mutlaka süresini belirtmesi gerekir. Süre bitmeden önce bir kiracının evden çıkması söz konusu olamaz. Süre bitince kiracı ile ev sahibi arzu ettikleri takdirde kiracının evden çıkması gerekir. Yine işveren ile işçi arasında çalışmak için beş on sene gibi bir süre tayin edilip anlaşma yapılmış ise bitmeden işçinin çıkması veya çıkartılması mümkün değildir. Süre bittikten sonra her iki taraf, çalışma mukavelesini tanzim edebilirler.
    İslâm hukukuna göre işçinin ücreti ve çalışma süresi belirtildiği ve yapılan anlaşmanın hilâfına hareket etmek caiz olmadığı için ne işçinin grevi, ne işveren lokavtı söz konusudur. Üzerine anlaşma yapılan süre bitmeden evvel ne işçi işinden ayrılabilir, ne işveren işçiyi ayırabilir. Buna göre işçinin ayrılması sebebiyle tazminat da söz konusu değildir. Ancak süre bitmeden evvel işveren işçiye "Sen mukaveleyi fesli etmek için benimle muvafakat edersen şu kadar para vereceğim" dese ve işçi de muvafakat ederse taahhüdünü yerine getirmek zorundadır. Çalışma esnasında işçi bir kazaya uğrasa işverenin ihmali olmadığı zaman sorumlu tutulmaz. Ancak işçi işe girerken işveren, çalışma esnasında herhangi bir kaza olursa "ben kefilim" demiş ise veya dile getirmeden tazminat adet haline gelmiş ise işveren kaza tazminatını verecektir. Aksi takdirde vermek zorunluluğu yoktur. İşçilerin ücretleri arasında büyük dengesizlik olursa, işveren ile işçi belli bir ücret üzerine anlaşma yaptıkları takdirde zaten iş bilmiştir. Ama alışverişte olduğu gibi işçi fahiş bir şekilde mağdur olmuş ise müracaat üzere devlet müdâhale edip durumu düzeltebilir.

    SORU: Bir kaptan ücret mukabilinde gemisini yükleyip denize açıldı. Bilahare dalga veya fırtına gibi elde olmayan bir sebeple yüklenen eşya telef olursa kaptan mesul olur mu?

    CEVAP:
    İslâm hukukuna göre bir kaptan, ücret mukabilinde gemisini yükleyip denize açıldıktan sonra dalga veya fırtına gibi elde olmayan bir sebeple yüklenen eşya telef olursa İmamı Azam’a göre kaptan sorumlu değildir. Fakat dikkatsizliği veya acemiliği sebebiyle gemideki eşya telef olursa mesul olup zamin olur.

    SORU: Köyün çobanı normal olarak sürüsünü otlatırken sürüden bir tanesi suya düşüp boğulsa ve çoban kurtaramazsa veya kurt onu parçalasa sorumlu tutulur mu?

    CEVAP:
    Çobanın kusuru olmadığı halde sürüden herhangi bir şey telef olursa sorumlu tutulmaz. Ama kurtarma imkânı olduğu halde kurtaramazsa veya sürüyü bırakıp uyuşa veya eve dönüp bıraktığı sürü sahipsizlikten bir şey telef olursa zamin olur.




  4. 10.Kasım.2011, 14:34
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslamda sosyal çalışma soru ve cevapları

    SORU: Çoban sürüsünü güderken uyku kendisine galebe çaldı ve uykuya dalması sebebiyle bir veya birkaç davar kaybolursa mesul olur mu?

    CEVAP:
    Çoban sürüsünü güderken uyku kendisine galebe çalıp uykuya daldıktan sonra bir veya birkaç davar kaybolursa bakılır. Eğer uzanarak uyursa kaybolan davardan mesul olup zamin olur. Yoksa oturduğu yerde uyumuş ise ve bu sebeple sürüden bir şey kaybolmuş ise mesul değildir. Şafiî mezhebine göre ister uzanarak ister oturarak uyusun her iki halde de mesuldür.

    SORU: Varlıklı bir kimse yavru, yağ ve yün gibi mahsulü yarı yarıya olmak üzere davar ve ineklerini hayvancılıkla uğrasan kimseye verirse câiz midir?

    CEVAP:
    Mahsul yarı yarıya olmak üzere davar ve ineklerini hayvancılıkla uğraşan kimseye vermek İslâm hukukuna göre batıldır. Böyle olmakla beraber birçok yerlerde bu muamele adet haline gelmiştir. Fıkıh ahkâmına göre böyle bir muamele olduğu zaman elde edilen mahsul mal sahibine aittir. Hayvancılıkla meşgul olan kimseye ücretü'l-misl vermek lazım gelir.

    SORU: Sürüden bir davar kaçsa, çoban da onu yakalamak için onu kovaladığı takdirde sürünün kayıp olmasından veya çalınmasından endişe ediyorsa kaçanın kayıp olmasından mesul müdür?

    CEVAP:
    Çoban, sürüden kaçan davarı yakalamak için kovaladığı takdirde sürünün durumundan endişe ediyorsa sürüden uzaklaşmaması icabeder. Çünkü külli zararı defetmek için cüzi zararı irtikâp etmek akıl ve mantığa daha uygundur. Kaçan davar kayıp olursa mesul değildir.

    SORU: Bir davar birisinin ekin gibi bir malını itlaf ederse davar sahibi mesul olur mu?

    CEVAP:
    Bir davar birisinin malını itlaf ederse, şayet mal sahibi kendisiyle beraber olursa Şafiî ile Maliki mezheblerine göre zamin olur. İtlaf ettiği malın bedelini vermeğe mecburdur. Ama sahibi kendisiyle beraber olmazsa şayet gündüz itlaf etmiş ise mesul değildir. Çünkü normal olarak herkes hayvanını gündüz salıverdiği için ekin sahibi onu hayvanlardan korumakla mükelleftir. Ama gece itlaf etmiş ise hayvan sahibi mesuldür. Çünkü halk gece vakti hayvanları ahıra alıp dışarıya bırakmıyor. Hanefî mezhebine göre ise gece olsun gündüz olsun hayvan sahibi hayvan ile beraber olmazsa mesul değildir. Beraber olursa mesuldür.

    SORU: Bir operatör doktor, ameliyatı gereken bir hastayı ameliyat eder ve sonunda hasta ölürse dinen sorumlu olur mu?

    CEVAP:
    Operatör doktor mahir ve ameliyat için ehil olur ameliyata itina gösterirse ameliyat edilen adam vefat etse de sorumlu değildir. Çünkü doktor ehil olmakla beraber cinayet işlememiş ve itina göstermiştir. Kendisi için beyan edilen ücrete de müstehak olur. Ama mahir olmadığı halde ameliyata kalkışırsa mesul olur, diyet de vermeye mecburdur.

    SORU: Ücretle tutulan çoban yaydığı sürüden biri veya birkaç tanesi helak olursa sorumlu sayılır mı?

    CEVAP:
    Çoban, yaydığı sürüye itina gösterdiği halde biri veya birkaç tanesi helak olursa (mesela kurt hücum edip bir davar parçalarsa) sorumlu sayılmaz. Çünkü çoban emin kabul edilir.
    SORU: Şehir içinde veya dışında çalışan bir otobüs trafik kazası geçirip ölüme sebebiyet verirse şoför sorumlu sayılır mı?

    CEVAP:
    Şehir içinde veya dışında çalışıp müşteri taşıyan otobüs, trafik kazası yaptığı takdirde şoför ya suçludur veya suçsuzdur. Şayet suçsuz ise mesela şoförün ihmali olmadan araba freni patlar ve bu sebep ile araba devrilir veya durduğu yerde arkadan bir araba gelip ona çarparsa ve ölüme sebebiyet verirse, ne araba sahibi ne de şoför sorumlu değildir. Ancak arkadan gelip çarpan arabanın şoförü sorumludur. Fakat şoförün suçu varsa (mesela uykusuz veya sarhoş olduğu halde araba kullanır ve meydana gelen kaza ile ölüme sebebiyet verirse) sorumludur. Diyet vermesi icap eder.

    SORU: Fabrikada çalışan bir işçi iş kazasına uğrarsa, fabrika sahibi sorumlu olur mu?

    CEVAP:
    Fabrikada çalışan bir işçi iş kazasına uğrarsa fabrika sahibi kaza yapmamış ve ona sebebiyet de vermemiş ise sorumlu tutulmaz. Fabrika ile tarla arasında fark yoktur. Birisinin tarlasında çalışan kimse kazaya uğradığı takdirde, tarla sahibi onun kazasından mesul olmadığı gibi fabrika sahibi de işçinin kazasından mesul değildir. Ancak fabrika sahibi kazaya uğrayan işçiye işe girerken, uğrayabileceği her türlü kazaya karşı zararı tazmin edeceğine dair teminat vermişse zararı ödemeye mecburdur.

    SORU: Bazı yörelerde öteden beri devam eden bir adet vardır. Cenaze defn edildikten sonra ücret mukabilinde üç gün Kurân-ı Kerîm okutulur. Bunun hakkında bir şey varid olmuş mudur?

    CEVAP:
    Hanefi mezhebinde mezarlıkta olsun evde olsun ücret mukabilinde Kurân-ı Kerîm okunması caiz değildir. Çünkü namaz, oruç ve Kurân-ı Kerîm tilâveti gib şahsî ibadetin ücret mukabilinde eda edilmesi caiz değildir. Şafiî mezhebine göre ise, mezarlıkta veya cenazenin yanında ücret mukabilinde Kurân-ı Kerîm okutmak caizdir. Çünkü Kurân-ı Kerîm’in sevabı okuyucuya ait olsa da okunan yere de Allah'ın rahmeti indiğinden kabir sahibi faydalanır.

    SORU: İslâm'ın yasakladığı bir yerde çalışan ve başka da bir geliri olmayan herhangi bir kimsenin yemeği yenebilir mi?

    CEVAP:
    Bir kimse bir yiyecek gasbetmiş veya çalmış veyahut da rüşvet olarak almış ise ondan yemek yemek kesinlikle haramdır. Ama gasp ve çalma gibi şeyleri yapmaz fakat İslâm'ın yasakladığı bir yerde çalışıp maaş alan ve bundan başka da geliri olmayan kimsenin parasını yemekten sonra verdiği takdirde yemeğinden yemek câizdir. Çünkü mesela Ekmek ve pirinç gibi yiyecekleri satın aldığında normal olarak “şu kadar pirinç, şu kadar ekmek ve yağ ver” der. Satıcı da verir ve onun bedeli resen zimmetine geçer. Bunun için o mallara haram para tekabül etmez. Dolayısıyla o yemek haram değil, helâldir. Ancak bakkala haram para verdiğinden henüz borcunu kapatmış sayılmaz. Ona borçlu kalır. Bakkal durumu bildiği halde kendisine yiyecek satıyor ise her halükârda helâldir.

    SORU: Bir bakkalın kanun ve nizamlara muhalefeti dolayısıyla malının tümü veya bir kısmı müsadere edilse İslâm hukukuna göre onu yemek ve satın almak caiz midir?

    CEVAP:
    Bir kimse herhangi bir suç işlediğinden dolayı malı müsadere edilse. İslâm hukukuna göre onun malını yemek veya satın almak caiz değildir. Çünkü adı geçen hukuka göre her ne kadar bu şahıs cezaya müstehak ise de malın müsaderesi caiz değildir. Yalnız müsadere edilmiş olan mallara karışır ve onu ayırmak mümkün olmazsa o zaman karışık malı satın almak ve yemekte bir sakınca yoktur. İhtiyaten şüphesiz mal almak ve yemek elbette ki daha iyidir.

    SORU: Ben ayakkabı fabrikasında çalışan bir işçiyim. Patronumuzun bu fabrikadan başka bir meyhanesi de vardır. Şarap ve rakı gibi müskiratı satıp içiriyor. Böyle bir adamın maiyetinde çalışmak caiz midir?

    CEVAP:
    Şüphesiz söz konusu olan patron günahkâr ve asidir. Meyhanesinde içki içenlerin her birisinin vebali kadar onun da vebali vardır. Meyhanesinde çalışan kimseler de Allah'ın indinde mesul olup. kazançları haramdır. Ancak diğer müessesesinde yani ayakkabı fabrikasında çalışmakta bir beis yoktur. Yani ayakkabı fabrikası ayrı, meyhane ayrı düşünülür. Herhangi bir kimsenin meşru olmayan bir işi, meşru olan işinin mahiyetini değiştirmez.

    SORU: Bir kimse imkânı olduğu halde zimmetindeki borcu alacaklıya ödemezse veya inkâra kalkışırsa, alacaklı da istihsal etmek için avukat ücreti gibi bir takım masraflara girerse dinen yapılan bu masraf haksız olan borçludan alınabilir mi?

    CEVAP:
    Borçlu olan kimse imkânı olduğu halde zimmetindeki borcu vermezse veya inkâra kalkışırsa avukat ile mahkemeye verilen ücret ve masraf hepsi borçluya aittir. Çünkü bu masrafın yapılmasına sebebiyet veren kendisidir. İbni Abidin şöyle diyor Haksızı mahkemeye celp etmek için giden polisin masrafı devlete aittir diyen olduğu gibi haksıza aittir diyen de olmuştur. Binaenaleyh devlet bu gibi masrafları vermediğine göre haksız olan kimsenin vermesi lazımdır. En doğrusu da budur.



  5. 10.Kasım.2011, 14:34
    3
    Silent and lonely rains
    SORU: Çoban sürüsünü güderken uyku kendisine galebe çaldı ve uykuya dalması sebebiyle bir veya birkaç davar kaybolursa mesul olur mu?

    CEVAP:
    Çoban sürüsünü güderken uyku kendisine galebe çalıp uykuya daldıktan sonra bir veya birkaç davar kaybolursa bakılır. Eğer uzanarak uyursa kaybolan davardan mesul olup zamin olur. Yoksa oturduğu yerde uyumuş ise ve bu sebeple sürüden bir şey kaybolmuş ise mesul değildir. Şafiî mezhebine göre ister uzanarak ister oturarak uyusun her iki halde de mesuldür.

    SORU: Varlıklı bir kimse yavru, yağ ve yün gibi mahsulü yarı yarıya olmak üzere davar ve ineklerini hayvancılıkla uğrasan kimseye verirse câiz midir?

    CEVAP:
    Mahsul yarı yarıya olmak üzere davar ve ineklerini hayvancılıkla uğraşan kimseye vermek İslâm hukukuna göre batıldır. Böyle olmakla beraber birçok yerlerde bu muamele adet haline gelmiştir. Fıkıh ahkâmına göre böyle bir muamele olduğu zaman elde edilen mahsul mal sahibine aittir. Hayvancılıkla meşgul olan kimseye ücretü'l-misl vermek lazım gelir.

    SORU: Sürüden bir davar kaçsa, çoban da onu yakalamak için onu kovaladığı takdirde sürünün kayıp olmasından veya çalınmasından endişe ediyorsa kaçanın kayıp olmasından mesul müdür?

    CEVAP:
    Çoban, sürüden kaçan davarı yakalamak için kovaladığı takdirde sürünün durumundan endişe ediyorsa sürüden uzaklaşmaması icabeder. Çünkü külli zararı defetmek için cüzi zararı irtikâp etmek akıl ve mantığa daha uygundur. Kaçan davar kayıp olursa mesul değildir.

    SORU: Bir davar birisinin ekin gibi bir malını itlaf ederse davar sahibi mesul olur mu?

    CEVAP:
    Bir davar birisinin malını itlaf ederse, şayet mal sahibi kendisiyle beraber olursa Şafiî ile Maliki mezheblerine göre zamin olur. İtlaf ettiği malın bedelini vermeğe mecburdur. Ama sahibi kendisiyle beraber olmazsa şayet gündüz itlaf etmiş ise mesul değildir. Çünkü normal olarak herkes hayvanını gündüz salıverdiği için ekin sahibi onu hayvanlardan korumakla mükelleftir. Ama gece itlaf etmiş ise hayvan sahibi mesuldür. Çünkü halk gece vakti hayvanları ahıra alıp dışarıya bırakmıyor. Hanefî mezhebine göre ise gece olsun gündüz olsun hayvan sahibi hayvan ile beraber olmazsa mesul değildir. Beraber olursa mesuldür.

    SORU: Bir operatör doktor, ameliyatı gereken bir hastayı ameliyat eder ve sonunda hasta ölürse dinen sorumlu olur mu?

    CEVAP:
    Operatör doktor mahir ve ameliyat için ehil olur ameliyata itina gösterirse ameliyat edilen adam vefat etse de sorumlu değildir. Çünkü doktor ehil olmakla beraber cinayet işlememiş ve itina göstermiştir. Kendisi için beyan edilen ücrete de müstehak olur. Ama mahir olmadığı halde ameliyata kalkışırsa mesul olur, diyet de vermeye mecburdur.

    SORU: Ücretle tutulan çoban yaydığı sürüden biri veya birkaç tanesi helak olursa sorumlu sayılır mı?

    CEVAP:
    Çoban, yaydığı sürüye itina gösterdiği halde biri veya birkaç tanesi helak olursa (mesela kurt hücum edip bir davar parçalarsa) sorumlu sayılmaz. Çünkü çoban emin kabul edilir.
    SORU: Şehir içinde veya dışında çalışan bir otobüs trafik kazası geçirip ölüme sebebiyet verirse şoför sorumlu sayılır mı?

    CEVAP:
    Şehir içinde veya dışında çalışıp müşteri taşıyan otobüs, trafik kazası yaptığı takdirde şoför ya suçludur veya suçsuzdur. Şayet suçsuz ise mesela şoförün ihmali olmadan araba freni patlar ve bu sebep ile araba devrilir veya durduğu yerde arkadan bir araba gelip ona çarparsa ve ölüme sebebiyet verirse, ne araba sahibi ne de şoför sorumlu değildir. Ancak arkadan gelip çarpan arabanın şoförü sorumludur. Fakat şoförün suçu varsa (mesela uykusuz veya sarhoş olduğu halde araba kullanır ve meydana gelen kaza ile ölüme sebebiyet verirse) sorumludur. Diyet vermesi icap eder.

    SORU: Fabrikada çalışan bir işçi iş kazasına uğrarsa, fabrika sahibi sorumlu olur mu?

    CEVAP:
    Fabrikada çalışan bir işçi iş kazasına uğrarsa fabrika sahibi kaza yapmamış ve ona sebebiyet de vermemiş ise sorumlu tutulmaz. Fabrika ile tarla arasında fark yoktur. Birisinin tarlasında çalışan kimse kazaya uğradığı takdirde, tarla sahibi onun kazasından mesul olmadığı gibi fabrika sahibi de işçinin kazasından mesul değildir. Ancak fabrika sahibi kazaya uğrayan işçiye işe girerken, uğrayabileceği her türlü kazaya karşı zararı tazmin edeceğine dair teminat vermişse zararı ödemeye mecburdur.

    SORU: Bazı yörelerde öteden beri devam eden bir adet vardır. Cenaze defn edildikten sonra ücret mukabilinde üç gün Kurân-ı Kerîm okutulur. Bunun hakkında bir şey varid olmuş mudur?

    CEVAP:
    Hanefi mezhebinde mezarlıkta olsun evde olsun ücret mukabilinde Kurân-ı Kerîm okunması caiz değildir. Çünkü namaz, oruç ve Kurân-ı Kerîm tilâveti gib şahsî ibadetin ücret mukabilinde eda edilmesi caiz değildir. Şafiî mezhebine göre ise, mezarlıkta veya cenazenin yanında ücret mukabilinde Kurân-ı Kerîm okutmak caizdir. Çünkü Kurân-ı Kerîm’in sevabı okuyucuya ait olsa da okunan yere de Allah'ın rahmeti indiğinden kabir sahibi faydalanır.

    SORU: İslâm'ın yasakladığı bir yerde çalışan ve başka da bir geliri olmayan herhangi bir kimsenin yemeği yenebilir mi?

    CEVAP:
    Bir kimse bir yiyecek gasbetmiş veya çalmış veyahut da rüşvet olarak almış ise ondan yemek yemek kesinlikle haramdır. Ama gasp ve çalma gibi şeyleri yapmaz fakat İslâm'ın yasakladığı bir yerde çalışıp maaş alan ve bundan başka da geliri olmayan kimsenin parasını yemekten sonra verdiği takdirde yemeğinden yemek câizdir. Çünkü mesela Ekmek ve pirinç gibi yiyecekleri satın aldığında normal olarak “şu kadar pirinç, şu kadar ekmek ve yağ ver” der. Satıcı da verir ve onun bedeli resen zimmetine geçer. Bunun için o mallara haram para tekabül etmez. Dolayısıyla o yemek haram değil, helâldir. Ancak bakkala haram para verdiğinden henüz borcunu kapatmış sayılmaz. Ona borçlu kalır. Bakkal durumu bildiği halde kendisine yiyecek satıyor ise her halükârda helâldir.

    SORU: Bir bakkalın kanun ve nizamlara muhalefeti dolayısıyla malının tümü veya bir kısmı müsadere edilse İslâm hukukuna göre onu yemek ve satın almak caiz midir?

    CEVAP:
    Bir kimse herhangi bir suç işlediğinden dolayı malı müsadere edilse. İslâm hukukuna göre onun malını yemek veya satın almak caiz değildir. Çünkü adı geçen hukuka göre her ne kadar bu şahıs cezaya müstehak ise de malın müsaderesi caiz değildir. Yalnız müsadere edilmiş olan mallara karışır ve onu ayırmak mümkün olmazsa o zaman karışık malı satın almak ve yemekte bir sakınca yoktur. İhtiyaten şüphesiz mal almak ve yemek elbette ki daha iyidir.

    SORU: Ben ayakkabı fabrikasında çalışan bir işçiyim. Patronumuzun bu fabrikadan başka bir meyhanesi de vardır. Şarap ve rakı gibi müskiratı satıp içiriyor. Böyle bir adamın maiyetinde çalışmak caiz midir?

    CEVAP:
    Şüphesiz söz konusu olan patron günahkâr ve asidir. Meyhanesinde içki içenlerin her birisinin vebali kadar onun da vebali vardır. Meyhanesinde çalışan kimseler de Allah'ın indinde mesul olup. kazançları haramdır. Ancak diğer müessesesinde yani ayakkabı fabrikasında çalışmakta bir beis yoktur. Yani ayakkabı fabrikası ayrı, meyhane ayrı düşünülür. Herhangi bir kimsenin meşru olmayan bir işi, meşru olan işinin mahiyetini değiştirmez.

    SORU: Bir kimse imkânı olduğu halde zimmetindeki borcu alacaklıya ödemezse veya inkâra kalkışırsa, alacaklı da istihsal etmek için avukat ücreti gibi bir takım masraflara girerse dinen yapılan bu masraf haksız olan borçludan alınabilir mi?

    CEVAP:
    Borçlu olan kimse imkânı olduğu halde zimmetindeki borcu vermezse veya inkâra kalkışırsa avukat ile mahkemeye verilen ücret ve masraf hepsi borçluya aittir. Çünkü bu masrafın yapılmasına sebebiyet veren kendisidir. İbni Abidin şöyle diyor Haksızı mahkemeye celp etmek için giden polisin masrafı devlete aittir diyen olduğu gibi haksıza aittir diyen de olmuştur. Binaenaleyh devlet bu gibi masrafları vermediğine göre haksız olan kimsenin vermesi lazımdır. En doğrusu da budur.






+ Yorum Gönder