Konusunu Oylayın.: Örnek alınacak müslüman hanımlar konulu vaaz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Örnek alınacak müslüman hanımlar konulu vaaz
  1. 08.Kasım.2011, 13:12
    1
    Misafir

    Örnek alınacak müslüman hanımlar konulu vaaz






    Örnek alınacak müslüman hanımlar konulu vaaz Mumsema örnek alınacak müslüman hanımlar konulu vaaz


  2. 08.Kasım.2011, 13:12
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 09.Kasım.2011, 15:16
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Örnek alınacak müslüman hanımlar konulu vaaz




    Tarih boyunca İslam'a hizmet eden sayısız örnek Müslüman hanımlar vardır. Asr-ı Saadette de Peygamberimizin terbiyesinde yetişen başta sevgili Peygamberimizin eşleri ve sahabi hanımların, günümüz Müslümanları için örnek davranışlar ve unutulmaz hatıraları vardır. Tabi bunların hepsini burada dile getirmek mümkün değilse de o muhteşem okyanustan üç beş damla ile de olsa gönüllerinizi serinletmek istiyoruz.

    Altın için değil, Allah için

    Hz. Ebu Talha (radıyallahu anhu), Müslüman olmadan evvel, hanım sahabilerden Ümmü Süleym lakaplı Hz. Rumeysa (radıyallahu anha)ya evlenme teklif eder. Rumeysa (r.anha): "Doğrusu ben de sana hevesliyim. Fakat sen kafirsin, bense Müslüman bir kadınım. Seninle evlenmem caiz olmaz” der.

    Ebu Talha (ra): "Sarı ve kırmızıdan (altın ve gümüşten) sana çok versem benimle yine evlenmez misin?” deyince, o büyük sahabi hanım şu mana yüklü, ibret ve ders dolu cevabı verir: “Altın ve gümüş aramıyorum. Sen; duymayan, görmeyen ve sana hiçbir faydası-zararı olmayan şeye tapıyorsun. Falanların siyah kölesinin dağdan sürükleyip getirdiği, yerden biten bir ağaç parçasına tapmaktan hiç sıkılmıyor musun? Eğer sen Müslüman olursan, o benim mehrim olsun, evlenelim; başka bir şey istemeyeceğim.” Ebu Talha hidayete erer (r.anhu) ve Rumeysa (r.anha) ile evlenirler.

    İste bu derece iman-ihlas ve şuur sahibi bir hanım için Resulullah (sav) Efendimiz: “Cennete girmiştim. Gördüm ki Ebu Talha'nın hanımı Rumeysa (Ümmü Süleym) da orada idi.” Buyurdular.

    Sümeyra (r.anha): “Yeter ki, Resulullah sağ olsun!”

    Sümeyra Hatun'un (r.anha) Uhud günü gösterdiği örnek davranış, gönüllerde yer eden bir olaydır. Onun bir hanım olarak ortaya koyduğu sabır, metanet ve muhabbet, kıyamete kadar gelecek müminlere bir meşale olacaktır. Kendi şehitlerinin acılarına aldırış etmeden, ısrarla Resûlullah efendimizi araması, sorması, peygamber sevgisine dair en güzel örnek olarak zikredilecektir. Onun ibret dersleri veren bu güzel davranışı şöyle nakledilmektedir.

    Sümeyra Hatun (r.anha), Uhud Savaşı'nda Müslümanların mağlubiyet haberini alınca çok üzülmüştü. Babası, kocası, kardeşi ve iki oğlu da savaşa katılmıştı. Acaba durumları ne olmuştu? Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz hakkında da birtakım şâyialar duymuştu. Merak içerisinde kalmıştı. Resûlullah (sav) Efendimiz hakkında sağlam bilgi alabilmek için hanım sahâbîlerden bir grup ile Uhud'a koştu.

    Sümeyra Hatun, savaş meydanına girince babasının, kocasının, kardeşinin ve oğlunun şehid olduğunu öğrendi. Hatta ok ve kılıç darbeleriyle paramparça olmuş cesetlerini gördü. Sahâbîler, Sümeyra Hatun'a başsağlığı diliyor, sabır tavsiyesinde bulunuyorlardı. Bu şekilde onu teselli etmeye çalışıyorlardı. O ise metanetini bozmadan, vakur bir şekilde ısrarla Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizi soruyordu. Onun sağlığı, sıhhati hakkında bilgi almak istiyordu. Kendisine sabır dileyen sahâbîlere: "Resûlullah ne yapıyor? Nasıldır?" diye sorular yöneltiyordu.

    Ashâb-ı kiram onun acısını paylaşmak istiyor, o ise bir an önce Resûlullah'ı görmek istiyordu.

    Sümeyra Hatun'un bu engin muhabbetine hayranlıkla şahid olan Ashâb-ı Kiram, onun suallerine şöyle cevap veriyorlardı: "Allah'a hamd olsun o iyidir. Senin istediğin gibidir." Fakat bütün bu gayretler onun kalbindeki ıstırabı bir türlü dindirmiyordu. Bizzat kendisi, sevgili peygamberimizi dünya gözüyle görmek istiyordu. Gözleri savaş meydanında hep onu arıyordu.

    Sümeyra Hatun, kendisini teskin etmeye çalışan Ashâb-ı Kiram’a adeta yalvarırcasına: "Onun bulunduğu yeri bana bildirin. Onu bana gösterin de ona bir bakayım?" dedi. Sahabiler, iki Cihan Güneşi Efendimizin (sav) bulunduğu tarafı işaret edince, Sümeyra Hatun derhal o tarafa yöneldi. Koşarak hızlı bir şekilde oraya gitti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimizin sağ olduğunu görünce, Rabbimize şükretti ve: "Anam-babam sana feda olsun, Ya Resûlallah! Sen sağ olduktan sonra her türlü musibet hiç gelir bana." Diyerek, gönlündeki derin muhabbet ve hasreti dile getirdi.

    "Sen sağ olduktan sonra" sözüyle dünyada her şeyin, her acının, her üzüntünün önemsiz olduğunu bu örnek davranışıyla göstermiş oldu. İşte onlar Resûlullah'ı böyle seviyorlardı. Ashâbı yıldızlaştıran, erişilmez yapan sır da bu değil miydi? Ne derin muhabbet!... Ne kavi iman!... Ne hasret!... Ne metanet!... Ne sabır!... Ne teslimiyet!... Ne güzel örnek!..


    “Ömer görmese de, Allah görmez mi!”

    Cemîle binti Sâbit (r.anhâ), bir İslâm hanımefendisi olarak oğlu Âsım gibi tarihte adalet ve takvasıyla meşhur Emevî halifesi Ömer İbni Abdilaziz (ra)ın da büyük annesi olma şerefine mahzar, bahtiyar bir hanımdır. Bu şerefe oğlu Âsım'ın evliliğiyle başlayan ve kız torunu ile devam eden bir nesle sahip olmasıyla ermiştir.

    Şöyle ki; Hz. Ömer (radıyallahu anhu), halifeliği döneminde gece sokaklarda dolaşır, halkın emniyet ve huzurunu kontrol ederdi. Bir hastanın feryadını duysa durup ilgilenir, derdine çare olmaya çalışırdı. Bir çocuğun ağladığını işitse, sebebini sorar ve yardımına koşardı.

    Bu maksatla dolaşırken, bir gece yarısı evin birinden bir ses duyar. Ana ile kız arasında geçen bir münakaşaya şâhit olur. Kızın, anasına karşı dürüst ve tatlı sözlü hareketi, Hz. Ömer (ra)'ın gönlünü fetheder. Kız: "Anneciğim! Halife'nin süte su katmama emrini duymadın mı? Nasıl hile yapabiliriz? Kötü bir iş bu." diye konuşur.
    (devam edecek)

    HASAN ÇALIŞKAN


  4. 09.Kasım.2011, 15:16
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Tarih boyunca İslam'a hizmet eden sayısız örnek Müslüman hanımlar vardır. Asr-ı Saadette de Peygamberimizin terbiyesinde yetişen başta sevgili Peygamberimizin eşleri ve sahabi hanımların, günümüz Müslümanları için örnek davranışlar ve unutulmaz hatıraları vardır. Tabi bunların hepsini burada dile getirmek mümkün değilse de o muhteşem okyanustan üç beş damla ile de olsa gönüllerinizi serinletmek istiyoruz.

    Altın için değil, Allah için

    Hz. Ebu Talha (radıyallahu anhu), Müslüman olmadan evvel, hanım sahabilerden Ümmü Süleym lakaplı Hz. Rumeysa (radıyallahu anha)ya evlenme teklif eder. Rumeysa (r.anha): "Doğrusu ben de sana hevesliyim. Fakat sen kafirsin, bense Müslüman bir kadınım. Seninle evlenmem caiz olmaz” der.

    Ebu Talha (ra): "Sarı ve kırmızıdan (altın ve gümüşten) sana çok versem benimle yine evlenmez misin?” deyince, o büyük sahabi hanım şu mana yüklü, ibret ve ders dolu cevabı verir: “Altın ve gümüş aramıyorum. Sen; duymayan, görmeyen ve sana hiçbir faydası-zararı olmayan şeye tapıyorsun. Falanların siyah kölesinin dağdan sürükleyip getirdiği, yerden biten bir ağaç parçasına tapmaktan hiç sıkılmıyor musun? Eğer sen Müslüman olursan, o benim mehrim olsun, evlenelim; başka bir şey istemeyeceğim.” Ebu Talha hidayete erer (r.anhu) ve Rumeysa (r.anha) ile evlenirler.

    İste bu derece iman-ihlas ve şuur sahibi bir hanım için Resulullah (sav) Efendimiz: “Cennete girmiştim. Gördüm ki Ebu Talha'nın hanımı Rumeysa (Ümmü Süleym) da orada idi.” Buyurdular.

    Sümeyra (r.anha): “Yeter ki, Resulullah sağ olsun!”

    Sümeyra Hatun'un (r.anha) Uhud günü gösterdiği örnek davranış, gönüllerde yer eden bir olaydır. Onun bir hanım olarak ortaya koyduğu sabır, metanet ve muhabbet, kıyamete kadar gelecek müminlere bir meşale olacaktır. Kendi şehitlerinin acılarına aldırış etmeden, ısrarla Resûlullah efendimizi araması, sorması, peygamber sevgisine dair en güzel örnek olarak zikredilecektir. Onun ibret dersleri veren bu güzel davranışı şöyle nakledilmektedir.

    Sümeyra Hatun (r.anha), Uhud Savaşı'nda Müslümanların mağlubiyet haberini alınca çok üzülmüştü. Babası, kocası, kardeşi ve iki oğlu da savaşa katılmıştı. Acaba durumları ne olmuştu? Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz hakkında da birtakım şâyialar duymuştu. Merak içerisinde kalmıştı. Resûlullah (sav) Efendimiz hakkında sağlam bilgi alabilmek için hanım sahâbîlerden bir grup ile Uhud'a koştu.

    Sümeyra Hatun, savaş meydanına girince babasının, kocasının, kardeşinin ve oğlunun şehid olduğunu öğrendi. Hatta ok ve kılıç darbeleriyle paramparça olmuş cesetlerini gördü. Sahâbîler, Sümeyra Hatun'a başsağlığı diliyor, sabır tavsiyesinde bulunuyorlardı. Bu şekilde onu teselli etmeye çalışıyorlardı. O ise metanetini bozmadan, vakur bir şekilde ısrarla Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizi soruyordu. Onun sağlığı, sıhhati hakkında bilgi almak istiyordu. Kendisine sabır dileyen sahâbîlere: "Resûlullah ne yapıyor? Nasıldır?" diye sorular yöneltiyordu.

    Ashâb-ı kiram onun acısını paylaşmak istiyor, o ise bir an önce Resûlullah'ı görmek istiyordu.

    Sümeyra Hatun'un bu engin muhabbetine hayranlıkla şahid olan Ashâb-ı Kiram, onun suallerine şöyle cevap veriyorlardı: "Allah'a hamd olsun o iyidir. Senin istediğin gibidir." Fakat bütün bu gayretler onun kalbindeki ıstırabı bir türlü dindirmiyordu. Bizzat kendisi, sevgili peygamberimizi dünya gözüyle görmek istiyordu. Gözleri savaş meydanında hep onu arıyordu.

    Sümeyra Hatun, kendisini teskin etmeye çalışan Ashâb-ı Kiram’a adeta yalvarırcasına: "Onun bulunduğu yeri bana bildirin. Onu bana gösterin de ona bir bakayım?" dedi. Sahabiler, iki Cihan Güneşi Efendimizin (sav) bulunduğu tarafı işaret edince, Sümeyra Hatun derhal o tarafa yöneldi. Koşarak hızlı bir şekilde oraya gitti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimizin sağ olduğunu görünce, Rabbimize şükretti ve: "Anam-babam sana feda olsun, Ya Resûlallah! Sen sağ olduktan sonra her türlü musibet hiç gelir bana." Diyerek, gönlündeki derin muhabbet ve hasreti dile getirdi.

    "Sen sağ olduktan sonra" sözüyle dünyada her şeyin, her acının, her üzüntünün önemsiz olduğunu bu örnek davranışıyla göstermiş oldu. İşte onlar Resûlullah'ı böyle seviyorlardı. Ashâbı yıldızlaştıran, erişilmez yapan sır da bu değil miydi? Ne derin muhabbet!... Ne kavi iman!... Ne hasret!... Ne metanet!... Ne sabır!... Ne teslimiyet!... Ne güzel örnek!..


    “Ömer görmese de, Allah görmez mi!”

    Cemîle binti Sâbit (r.anhâ), bir İslâm hanımefendisi olarak oğlu Âsım gibi tarihte adalet ve takvasıyla meşhur Emevî halifesi Ömer İbni Abdilaziz (ra)ın da büyük annesi olma şerefine mahzar, bahtiyar bir hanımdır. Bu şerefe oğlu Âsım'ın evliliğiyle başlayan ve kız torunu ile devam eden bir nesle sahip olmasıyla ermiştir.

    Şöyle ki; Hz. Ömer (radıyallahu anhu), halifeliği döneminde gece sokaklarda dolaşır, halkın emniyet ve huzurunu kontrol ederdi. Bir hastanın feryadını duysa durup ilgilenir, derdine çare olmaya çalışırdı. Bir çocuğun ağladığını işitse, sebebini sorar ve yardımına koşardı.

    Bu maksatla dolaşırken, bir gece yarısı evin birinden bir ses duyar. Ana ile kız arasında geçen bir münakaşaya şâhit olur. Kızın, anasına karşı dürüst ve tatlı sözlü hareketi, Hz. Ömer (ra)'ın gönlünü fetheder. Kız: "Anneciğim! Halife'nin süte su katmama emrini duymadın mı? Nasıl hile yapabiliriz? Kötü bir iş bu." diye konuşur.
    (devam edecek)

    HASAN ÇALIŞKAN





+ Yorum Gönder