Konusunu Oylayın.: İnsan, aklına gelen ve kendini çok rahatsız eden veveselerle kişi imtihan olur mu?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İnsan, aklına gelen ve kendini çok rahatsız eden veveselerle kişi imtihan olur mu?
  1. 06.Kasım.2011, 21:32
    1
    Misafir

    İnsan, aklına gelen ve kendini çok rahatsız eden veveselerle kişi imtihan olur mu?






    İnsan, aklına gelen ve kendini çok rahatsız eden veveselerle kişi imtihan olur mu? Mumsema İnsan, aklına gelen ve kendini çok rahatsız eden veveselerle kişi imtihan olur mu?


  2. 07.Kasım.2011, 02:09
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İnsan, aklına gelen ve kendini çok rahatsız eden veveselerle kişi imtihan olur mu?




    Vesvese, tabîatımızın ve yaratılışımızın bir parçasıdır. İrâdemiz
    dışı ve ansızın gelir; bazen bizi rahatsız eder, bazen uyandırır, îkaz eder. Bazen
    inanç ve itikat meselelerinde gelir o; ve içimize şüpheler atar. Bizi araştırmaya ve
    doğruları bulmaya sevk eder. Bazen namazın içinde, namazla ilgisi olmayan bir
    hatıranın tahriki şeklinde gelir; namazdaki huzurumuzu ve huşûumuzu bozar.
    Bazen yine namazla ilgili, namazda bir yerlerin eksik kaldığı tarzında gelir; ve
    namazımızda bir eksikliğin var olduğu zehâbına kapılırız. Bazen, abdest alırken
    gelir ve abdest âzâlarımızda kuru bir yer var olduğunu zannederiz ve uzuvlarımızı
    ıkadıkça yıkarız. Bazen temizlik üzerinde ifrata varan bir titizlik şeklinde gelir;
    ve üstümüzü-başımızı, oturup kalktığımız yerleri durmadan inceler dururuz.

    Misalleri arttırmak mümkün. Fakat bir konuda müsterih olalım ki,
    insan vesvesesiz olmaz; vesvese insansız olmaz. Çünkü melek değiliz!
    İmtihan dünyasındayız. Başımız şeytanla dertte.

    Olmadık şeylerden kuşku duymak ve bunu bir hastalık haline getirmek vesvesenin
    ifrat, yani aşırı duyarlılık halidir. Bu haldeki aşırı vesveseye imkân ve fırsat tanımayalım;
    yüz vermeyelim. Vesvesenin aşırı olanı tam bir hastalıktır. Ancak bu hastalığın tedavisi
    mümkündür. Hattâ bir bakıma tedavisi kendi elimizde, kendi performansımızın içindedir.
    Böyle ifrat derecedeki vesvesenin nasıl tedavi edilebileceğini Üstad Bedîüzzaman Hazretleri
    Yirmi Birinci Söz'de îzah eder. Bu derecedeki vesvese için Bedîüzzaman
    Hazretleri tek cümleyle der ki:

    "(Vesvese) Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner.
    Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen, küçülür."1

    Demek, ifrat derecedeki vesvesenin tedâvîsi kendi elimizde, kendi yaklaşımımızda
    gizlidir. Bu durumda, vesvese fazla rahatsız ettiğinde dînimizin temel ölçülerini
    yeterli görüp, vesvesemizi susturacağız. Meselâ lavaboya girerken üzerimizi toplayıp,
    söz gelişi paçamızı, kollarımızı sıvayıp, sıçratmamaya özen göstererek suyu
    kullandığımızda artık kalbimiz buna kanaat etmeli, bunu yeterli görmeli. Yeterli
    görmüyorsa, daha fazla titizlik istiyorsa, biz de buna kulak asmayalım,
    önemsemeyelim. Ehemmiyet vermeyelim ki, şişmesin. Büyütmeyelim ki,
    büyümesin.

    Namaz kılarken de böyle. Namazın rek'atleri konusunda bazen içimize şüpheler
    düşer, vesveseler girer. Tam selâm vereceğimiz esnâda içimizde bir şüphe: Dört rek'at
    mi kıldım, üç rek'at mi kıldım? Eyvah! Namazım fâsit mi oldu, sahih mi oldu? Oysa aslında
    -genelde- namazımız tamdır. Bu durumda da, eğer böyle vesveselerle çok sık
    karşılaşıyor isek; buna hiç itibar etmemeli, selâmı vermeli ve tam kıldığımızı kabul
    ederek namazdan çıkmalıyız. Yani bu vesvesenin hastalık haline gelmesine izin
    vermemeliyiz. Eğer ilk defa veya çok nadir olarak böyle bir vesvese ile karşılaşmışsak,
    düşünürüz, karar veremezsek üç kıldığımızı kabul ederek -çünkü üçte kesinlik vardır
    kalkıp bir rek'at daha kılar ve sehiv secdesi yaparız.

    İnsanın aklına ve kalbine gelen vesveselerden dolayı hesaba çekilmez ve bir mesuliyeti
    de yoktur. Ne zamanki bu vesvese inanç ve amele menfi etki ederse
    o takdirde zararı olur.

    Dipnotlar:

    1. Bedîüzzaman, Sözler, s. 248.

    SİE



  3. 07.Kasım.2011, 02:09
    2
    Silent and lonely rains



    Vesvese, tabîatımızın ve yaratılışımızın bir parçasıdır. İrâdemiz
    dışı ve ansızın gelir; bazen bizi rahatsız eder, bazen uyandırır, îkaz eder. Bazen
    inanç ve itikat meselelerinde gelir o; ve içimize şüpheler atar. Bizi araştırmaya ve
    doğruları bulmaya sevk eder. Bazen namazın içinde, namazla ilgisi olmayan bir
    hatıranın tahriki şeklinde gelir; namazdaki huzurumuzu ve huşûumuzu bozar.
    Bazen yine namazla ilgili, namazda bir yerlerin eksik kaldığı tarzında gelir; ve
    namazımızda bir eksikliğin var olduğu zehâbına kapılırız. Bazen, abdest alırken
    gelir ve abdest âzâlarımızda kuru bir yer var olduğunu zannederiz ve uzuvlarımızı
    ıkadıkça yıkarız. Bazen temizlik üzerinde ifrata varan bir titizlik şeklinde gelir;
    ve üstümüzü-başımızı, oturup kalktığımız yerleri durmadan inceler dururuz.

    Misalleri arttırmak mümkün. Fakat bir konuda müsterih olalım ki,
    insan vesvesesiz olmaz; vesvese insansız olmaz. Çünkü melek değiliz!
    İmtihan dünyasındayız. Başımız şeytanla dertte.

    Olmadık şeylerden kuşku duymak ve bunu bir hastalık haline getirmek vesvesenin
    ifrat, yani aşırı duyarlılık halidir. Bu haldeki aşırı vesveseye imkân ve fırsat tanımayalım;
    yüz vermeyelim. Vesvesenin aşırı olanı tam bir hastalıktır. Ancak bu hastalığın tedavisi
    mümkündür. Hattâ bir bakıma tedavisi kendi elimizde, kendi performansımızın içindedir.
    Böyle ifrat derecedeki vesvesenin nasıl tedavi edilebileceğini Üstad Bedîüzzaman Hazretleri
    Yirmi Birinci Söz'de îzah eder. Bu derecedeki vesvese için Bedîüzzaman
    Hazretleri tek cümleyle der ki:

    "(Vesvese) Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner.
    Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen, küçülür."1

    Demek, ifrat derecedeki vesvesenin tedâvîsi kendi elimizde, kendi yaklaşımımızda
    gizlidir. Bu durumda, vesvese fazla rahatsız ettiğinde dînimizin temel ölçülerini
    yeterli görüp, vesvesemizi susturacağız. Meselâ lavaboya girerken üzerimizi toplayıp,
    söz gelişi paçamızı, kollarımızı sıvayıp, sıçratmamaya özen göstererek suyu
    kullandığımızda artık kalbimiz buna kanaat etmeli, bunu yeterli görmeli. Yeterli
    görmüyorsa, daha fazla titizlik istiyorsa, biz de buna kulak asmayalım,
    önemsemeyelim. Ehemmiyet vermeyelim ki, şişmesin. Büyütmeyelim ki,
    büyümesin.

    Namaz kılarken de böyle. Namazın rek'atleri konusunda bazen içimize şüpheler
    düşer, vesveseler girer. Tam selâm vereceğimiz esnâda içimizde bir şüphe: Dört rek'at
    mi kıldım, üç rek'at mi kıldım? Eyvah! Namazım fâsit mi oldu, sahih mi oldu? Oysa aslında
    -genelde- namazımız tamdır. Bu durumda da, eğer böyle vesveselerle çok sık
    karşılaşıyor isek; buna hiç itibar etmemeli, selâmı vermeli ve tam kıldığımızı kabul
    ederek namazdan çıkmalıyız. Yani bu vesvesenin hastalık haline gelmesine izin
    vermemeliyiz. Eğer ilk defa veya çok nadir olarak böyle bir vesvese ile karşılaşmışsak,
    düşünürüz, karar veremezsek üç kıldığımızı kabul ederek -çünkü üçte kesinlik vardır
    kalkıp bir rek'at daha kılar ve sehiv secdesi yaparız.

    İnsanın aklına ve kalbine gelen vesveselerden dolayı hesaba çekilmez ve bir mesuliyeti
    de yoktur. Ne zamanki bu vesvese inanç ve amele menfi etki ederse
    o takdirde zararı olur.

    Dipnotlar:

    1. Bedîüzzaman, Sözler, s. 248.

    SİE






+ Yorum Gönder