Konusunu Oylayın.: Dört büyük messep farkı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dört büyük messep farkı
  1. 06.Kasım.2011, 00:55
    1
    Misafir

    Dört büyük messep farkı






    Dört büyük messep farkı Mumsema dört büyük messebin arasindaki fark nedir bunkar nelerden olusur ve bu messepler ne zaman kimler tarafindan baslatilmisdir ve bunlarin aralarindaki farz ve sünnet farklari nelerdir.tesekkür ederim.


  2. 06.Kasım.2011, 00:55
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    dört büyük messebin arasindaki fark nedir bunkar nelerden olusur ve bu messepler ne zaman kimler tarafindan baslatilmisdir ve bunlarin aralarindaki farz ve sünnet farklari nelerdir.tesekkür ederim.


    Benzer Konular

    - Dört Büyük Din Nelerdir??

    - Yaratılışta büyük küçük farkı var mıdır?

    - Nakşilerin Dört Esası ile Bediüzzaman'ın Dört Esası Arasındaki Farkı Açıklar mısın?

    - Dört büyük melek

    - Dört Büyük Müjde

  3. 06.Kasım.2011, 11:05
    2
    mslmn
    Hak din İslam'dır...

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Temmuz.2011
    Üye No: 88988
    Mesaj Sayısı: 445
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 29

    Cevap: dört büyük messep farkı




    4 mezhebi başlatan imamlar

    İmam-ı Azam : Hanefi
    İmam-ı Şafi : Şafii
    İmam Malik : Maliki
    İmam-ı Hanbeli : Hanbeli mezhebi.

    Mezhebler arasındaki farklardan bazıları şunlardır.

    Abdestin farzları kaçtır?

    Hanefi mezhebinde Abdestin farzı dörttür.
    Maliki mezhebinde abdestin farzı yedidir.
    Şafi mezhebinde abdestin farzı altıdır.
    Hanbeli mezhebinde abdestin farzı yedidir.

    Abdest şüphe ile bozulur mu?

    Hanefi mezhebine göre bozulmaz.
    Maliki mezhebine göre bozulmaz.
    Şafi mezhebine göre bozulmaz.
    Hanbeli mezhebine göre bozulur.

    Satranç oynamak haram mıdır?

    Hanefi evet haramdır
    Maliki evet haramdır
    Şafi hayır değildir
    Hanbeli evet haramdır.



  4. 06.Kasım.2011, 11:05
    2
    Hak din İslam'dır...



    4 mezhebi başlatan imamlar

    İmam-ı Azam : Hanefi
    İmam-ı Şafi : Şafii
    İmam Malik : Maliki
    İmam-ı Hanbeli : Hanbeli mezhebi.

    Mezhebler arasındaki farklardan bazıları şunlardır.

    Abdestin farzları kaçtır?

    Hanefi mezhebinde Abdestin farzı dörttür.
    Maliki mezhebinde abdestin farzı yedidir.
    Şafi mezhebinde abdestin farzı altıdır.
    Hanbeli mezhebinde abdestin farzı yedidir.

    Abdest şüphe ile bozulur mu?

    Hanefi mezhebine göre bozulmaz.
    Maliki mezhebine göre bozulmaz.
    Şafi mezhebine göre bozulmaz.
    Hanbeli mezhebine göre bozulur.

    Satranç oynamak haram mıdır?

    Hanefi evet haramdır
    Maliki evet haramdır
    Şafi hayır değildir
    Hanbeli evet haramdır.



  5. 06.Kasım.2011, 18:26
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: dört büyük messep farkı

    İslamiyet’teki mezheplerin farklı
    oluşunun hikmeti nedir?

    Çeşitli kesimler tarafından gündeme getirilen konulardan biri de “mezhep” meselesidir. Mezhep meselesi bir taraftan İslam’da bir ayrılık unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiç bir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır.

    İtikat ve amel diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları konu edinir. Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir.

    Mesela Hz. Peygamber (asm.) efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar. Hz. Ayşe (r.a.) validemiz taşı Peygamber (asm.) efendimizin alnından alarak yere atarlar. Peygamber (asm.) efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar. Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler. İmam-ı Azam hazretleri, “Peygamber (asm.) efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için efendimiz abdest almıştır.” hükmüne varırken; Şafii hazretleri abdestin bozulmasını Hz. Ayşe (ra.) validemizin Peygamber (asm.) efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır. Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir. Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır.

    Mezheplerin doğuşu
    Peygamber (asm.) efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gönderilmiştir. Ancak Peygamber (asm.) efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve onun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır. Hak mezheplerin imamları bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (asm.) efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını daha bunlar gelmeden haber vermiş ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (asm.) efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir…
    İslam mezhepleri -bir iki cüz’i mesele hariç- hiç bir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini ret ve inkar etmemişlerdir. Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.
    Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman, “Bu Numan bin Sabit’in (İmam-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur.” derdi.
    İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179), “Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı inceleyiniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.” demiştir. (Hayreddin Karaman, Fıkıh Usulü, 33)

    Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii hazretleri (H. 150 – 204) de hiç bir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmaları temin edilmiştir.
    Hak birden fazla olur mu?
    Bir zamanlar gazete sütunlarından Müslümanlara meydan okurcasına sorulan ve halen köşe bucak tekrarlanan bir soru vardır: “Hak bir olur; nasıl böyle dört mezhebin ayrı ayrı, bazan birbirine zıt hükümleri hak olabilir?”

    Bu soruya Bediüzzaman Said Nursi hazretleri özetle şu cevabı verir:
    “Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre beş hüküm alır. Önemli miktarda su kaybeden bir hastaya su içmesi vaciptir, şarttır. Yeni ameliyattan çıkmış bir hastaya zehir gibi zararlıdır. Tıbben ona haramdır. Diğer bir hastaya kısmen zararlıdır; su içmek ona tıbben mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaattır. Tıbben ona mübahtır afiyetle içsin… İşte burada hak taaddüt etti, birden fazla oldu. Beşi de haktır. “Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur.” denilebilir mi?
    İşte bunun gibi İlahi hükümler mezheplere uyanlara göre değişir. Hem hak olarak değişir ve her biri de hak olur, maslahat olur.

    Birbirinden farklı gibi görünen mezheplerdeki teferruat meselelerinin hangisini ele alsak, imamların dayandıkları noktaların hak ve hakikat olduğunu görebiliriz. Bu hususta İmam Şarani hazretleri “Mizan” isimli bir eser yazmış, mezhep imamları arasında bir mukayese yaparak hangi hükmü nasıl anladıklarını ortaya koymuştur.


    Bir misal:
    Mezhep imamları İslami meselelerde değil, uygulanış tarzında kendilerine göre haklı sebeplerle ihtilaf etmişlerdir. Mesela abdest alırken başa meshetmekte bütün imamlar ittifak etmişlerdir. Ancak meshin tarzında ve miktarında ihtilaf etmişlerdir.
    Abdesti bizlere farz kılan Rabbimizin, “Başınıza meshediniz.” emri “bi ruusikum” ibaresiyle gelmiştir. Dillerin en zengini olan Arapça’da çeşitli kelimelerin başına gelen ‘b’ harfi, bazen “güzelleştirmek”, bazan “bazı” manasını vermek, bazan da “bitiştirmek” manasını vermek için gelir. Abdest ayetinin “ruusiküm” kelimesinin başına gelen ‘b’ harfini mezhep imamlarının her biri ayrı manada anlamışlar ve bundan farklı bir uygulama ortaya çıkmıştır.

    Bunun içindir ki İmam-ı Malik hazretleri: “Başa meshederken, başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki ‘b’ harfi kelimeyi güzelleştirmek için gelmiştir. Kendi başına bir manası yoktur” der.
    İmam-ı Ebu Hanife hazretleri ise: “Bu ‘b’ bazı manasına gelen ‘b’dir. Başın bir kısmı meshedilse kafi gelir” der.
    İmam-ı Şafii hazretleri ise: “Bu ‘b’ bitişmek manasına gelen ‘b’ dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla değmesi kifayet eder, mesh tamam olur” der. Hal böyle olunca mezhep imamlarının her birinin hak yolda oldukları, teferruattaki ayrılık gibi görünen hükümlerin bir ihtilaf konusu olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar ve kötü maksatlı olanların iddialarını havada bırakır..


  6. 06.Kasım.2011, 18:26
    3
    Silent and lonely rains
    İslamiyet’teki mezheplerin farklı
    oluşunun hikmeti nedir?

    Çeşitli kesimler tarafından gündeme getirilen konulardan biri de “mezhep” meselesidir. Mezhep meselesi bir taraftan İslam’da bir ayrılık unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiç bir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır.

    İtikat ve amel diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları konu edinir. Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir.

    Mesela Hz. Peygamber (asm.) efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar. Hz. Ayşe (r.a.) validemiz taşı Peygamber (asm.) efendimizin alnından alarak yere atarlar. Peygamber (asm.) efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar. Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler. İmam-ı Azam hazretleri, “Peygamber (asm.) efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için efendimiz abdest almıştır.” hükmüne varırken; Şafii hazretleri abdestin bozulmasını Hz. Ayşe (ra.) validemizin Peygamber (asm.) efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır. Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir. Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır.

    Mezheplerin doğuşu
    Peygamber (asm.) efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gönderilmiştir. Ancak Peygamber (asm.) efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve onun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır. Hak mezheplerin imamları bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (asm.) efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını daha bunlar gelmeden haber vermiş ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (asm.) efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir…
    İslam mezhepleri -bir iki cüz’i mesele hariç- hiç bir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini ret ve inkar etmemişlerdir. Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.
    Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman, “Bu Numan bin Sabit’in (İmam-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur.” derdi.
    İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179), “Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı inceleyiniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.” demiştir. (Hayreddin Karaman, Fıkıh Usulü, 33)

    Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii hazretleri (H. 150 – 204) de hiç bir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmaları temin edilmiştir.
    Hak birden fazla olur mu?
    Bir zamanlar gazete sütunlarından Müslümanlara meydan okurcasına sorulan ve halen köşe bucak tekrarlanan bir soru vardır: “Hak bir olur; nasıl böyle dört mezhebin ayrı ayrı, bazan birbirine zıt hükümleri hak olabilir?”

    Bu soruya Bediüzzaman Said Nursi hazretleri özetle şu cevabı verir:
    “Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre beş hüküm alır. Önemli miktarda su kaybeden bir hastaya su içmesi vaciptir, şarttır. Yeni ameliyattan çıkmış bir hastaya zehir gibi zararlıdır. Tıbben ona haramdır. Diğer bir hastaya kısmen zararlıdır; su içmek ona tıbben mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaattır. Tıbben ona mübahtır afiyetle içsin… İşte burada hak taaddüt etti, birden fazla oldu. Beşi de haktır. “Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur.” denilebilir mi?
    İşte bunun gibi İlahi hükümler mezheplere uyanlara göre değişir. Hem hak olarak değişir ve her biri de hak olur, maslahat olur.

    Birbirinden farklı gibi görünen mezheplerdeki teferruat meselelerinin hangisini ele alsak, imamların dayandıkları noktaların hak ve hakikat olduğunu görebiliriz. Bu hususta İmam Şarani hazretleri “Mizan” isimli bir eser yazmış, mezhep imamları arasında bir mukayese yaparak hangi hükmü nasıl anladıklarını ortaya koymuştur.


    Bir misal:
    Mezhep imamları İslami meselelerde değil, uygulanış tarzında kendilerine göre haklı sebeplerle ihtilaf etmişlerdir. Mesela abdest alırken başa meshetmekte bütün imamlar ittifak etmişlerdir. Ancak meshin tarzında ve miktarında ihtilaf etmişlerdir.
    Abdesti bizlere farz kılan Rabbimizin, “Başınıza meshediniz.” emri “bi ruusikum” ibaresiyle gelmiştir. Dillerin en zengini olan Arapça’da çeşitli kelimelerin başına gelen ‘b’ harfi, bazen “güzelleştirmek”, bazan “bazı” manasını vermek, bazan da “bitiştirmek” manasını vermek için gelir. Abdest ayetinin “ruusiküm” kelimesinin başına gelen ‘b’ harfini mezhep imamlarının her biri ayrı manada anlamışlar ve bundan farklı bir uygulama ortaya çıkmıştır.

    Bunun içindir ki İmam-ı Malik hazretleri: “Başa meshederken, başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki ‘b’ harfi kelimeyi güzelleştirmek için gelmiştir. Kendi başına bir manası yoktur” der.
    İmam-ı Ebu Hanife hazretleri ise: “Bu ‘b’ bazı manasına gelen ‘b’dir. Başın bir kısmı meshedilse kafi gelir” der.
    İmam-ı Şafii hazretleri ise: “Bu ‘b’ bitişmek manasına gelen ‘b’ dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla değmesi kifayet eder, mesh tamam olur” der. Hal böyle olunca mezhep imamlarının her birinin hak yolda oldukları, teferruattaki ayrılık gibi görünen hükümlerin bir ihtilaf konusu olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar ve kötü maksatlı olanların iddialarını havada bırakır..


  7. 06.Kasım.2011, 18:39
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: dört büyük messep farkı

    Abdestin Farzları
    4 mezhebe göre Abdest ve Gusül !
    Farz kelimesi, lügatte kesmek mânâsına gelmektedir. Istılahta ise ya­pana sevâb, yapmayana ceza verilen şey demektir. Ayrıca fıkıhçılar te­rim olarak “farz” ile “rükn”ü aynı anlamda ele almışlardır. Bir şeyin farzıyla rüknü aynı anlamı ifade eder. Yine fıkıhçılar farz ve rükün ile şart terimlerini birbirlerinden ayırmışlardır. Şu bebeble ki: Farz veya rükün, bir şeyi meydana getiren ve onun birer parçası olan aslî unsurlardır. Şart ise bir şeyin var olmasının kendisine bağlı bulunduğu şeydir. Mesela namazı ele alalım: Tekbir, rükû´, sücûd... ilh. Bunlar, namazın farzlarıdır. Sıhha­tinin şartlarından biri de vaktin girmiş olmasıdır. Vaktin girmesinden ön­ce kılınan namaz, mâhiyet itibariyle her ne kadar tamamsa da, şerîat na­zarında bâtıldır. Zîrâ sahîh olması için vaktin girmiş olması gereklidir. Bun­ları anlattıktan sonra gelelim abdestin farzlarına. Bu farzların sayısında dört mezhebin İmamları ihtilâf etmişlerdir. Ancak Kur´an-ı Kerîm´de sabit olan farzlar dört tanedir:
    1. Yüzü yıkamak,
    2. Elleri dirseklere kadar yıkamak,
    3. Başın tamamını veya bir kısmını meshetmek,
    4. Ayakları mafsal yumru kemiklerine kadar yıkamak.
    Âyet-i kerîmede de bu farzlar sayılmaktadır. Şöyle ki:
    “Ey imân edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirsek­lere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın).” [54]
    Abdestin farzlarının bu kadarında mezheb İmamları ittifak etmişler­dir. Ancak başın meshediliş şeklinde ihtilâfa düşmüşlerdir. Bazısı başın tümü, bazısı da bir kısmı meshedilir demişlerdir. Bazı İmamlar bu farzlara birtakım farzlar daha eklemişlerdir. Abdestin farzlarını her mezhebe göre ayrı ayrı anlatacağız ki meseleler dağınık olmasın ve bu farzları okuyup bilmek güçleşmesin. Sonra da üzerinde ittifaka varılan hususları ayrıca akılda tutmak gerekir.

    Hanefiler dediler ki: Abdestin farzları yukarıda sayılan dört farz­dan ibarettir. Eğer bir mükellef, fazla bir ilâvede bulunmaksızın sadece bu dört farzı yerine getirecek olursa abdestli sayılır. Bununla namaz kılabilir. Ve abdestli olmadan yapılamayacak ibâdetlerin tümünü yapabilir. Meselâ Mushaf´a dokunup onu ele alabilir. Ancak sünneti terketmiş olur. Ki sün­netleri terkeden kişinin hükmü de, abdestin sünnetleri bahsinde anlatılacak­tır.

    Şimdi de Hanefîlere göre abdestin dört farzını anlatmaya çalışalım:

    1. Yüzü yıkamak: Bununla ilgili bazı hükümler vardır. Ki bunları da şöylece sıralayabiliriz:

    a. Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sınırının izahı.

    b. Yüzde biten çene, bıyık ve kaş tüylerinden yıkamlması gereken yer­lerin izahı

    c. Gözlerin iç ve dışlarında yıkamlması gereken ve gerekmeyen yerle­rin izahı.

    d. Burun kemerinden yıkanması gereken yerlerin izahı

    Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sınırı: Sakalı olmayanların yüz­lerinin uzunlamasına sının: Saçın alındaki bitme noktasından başlayıp çe­nenin son noktasında nihayete erer. Saçın mûtad bitme noktası da normal bir adamda alnın son kısmındadır. Normal olmayan adam da ya keldir veya kâküllüdür. Kel, saçı ön taraftan gitmiş olan adama denir. Ki sanki başının ön kısmı anadan doğma saçsızdır. Böyleleri, başlarında veya alınlarında saç bulunmayan bütün yerleri yıkamak mecburiyetinde değildirler. Sadece nor­mal olarak saçın bitebileceği yerlere kadar olan kısımları yıkamak mecburi­yetindedirler. Yani alnın birazcık üst tarafını yıkarlar

    Kâküllü kimseye gelince bu, saçı uzayıp alnına kadar, hatta bazılarında kaşlarına kadar inen kimselerdir. Bunlar kelin hükmündedirler. Bunlar da kel gibi, alnın birazcık üst tarafını yıkamak mecburiyetindedirler. Zîrâ insanların çoğunun saçı bu noktada biter. Bu durumlarda çoğunluk nazar-ı itibâra alınır. Yaratılışta insanların çoğunluğuna uymayan, mükellefiyet açı­sından da onlara uymaz

    Yüzün genişlemesine sınırına gelince bu, bir kulağın kökünden (bazıla­rı buna kulak kazığı derler) başlayıp öbür kulağın köküne kadar davam eder Kulak ile çene kemiği arasındaki beyazlık da tabiî olarak yüzden sayılmaktadır, Ki burasını yıkamak da vâcibdir

    Yüzde biten tüylere gelince bunların en önemlileri sakal ve bıyıktır. Sa­kalın hükmüne gelince, bunun üst taraftan başlayıp çeneye kadar olan ve yüzün derisi üstünde bulunan bölümünü yıkamak vâcibdir. Tabiî, beşere de­diğimiz deri üzerinde bulunan sakal tüylerini yıkamak vâcibdir. Tüylerin uza­yan kısımlarım yıkama mecburiyeti yoktur. Sakallarını uzatanlar, sadece yüz­lerinin derisi üzerinde bulunan kısımlarıyla çene derilerinin üzerinde bulu­nan kısımları yıkamakla yükümlüdürler. Sonra eğer sakal seyrekse ve suyun, dipteki derinin dışyüzüne ulaşması mümkünse, bu durumda sakalı parmak­la hilâllemelidir. Ki su dibine ulaşabilsin. Yok, eğer sakal sık ise sadece dış kısmını yıkamak vâcib olur

    Bıyığa gelince, Hanefî mezhebinin önde gelenleri bu hususta görüş ay­rılığına düşmüşlerdir, Bazıları eğer bıyık, dibindeki deriye su ulaşmayacak kadar sık ise bu durumda alınan abdest geçersiz olur, bâtıldır, demişlerdir. Diğer bazıları da demişlerdir ki: Bu durumda abdest bâtıl olmaz. Sadece bı­yığın üstünü yıkamak yeterli olur. Abdest hususunda müftâbih olan görüş budur. Ama gusül işine gelince, gusül yapılırken sık bıyıklar hiç de affedil­mez. Bıyık, çok sık olursa gusül bâtıl olur. Guslün bu durumda bâtıl oluşu­nun sebebi, şâri´in bıyıkları uzatmayı yasaklamış olmasından ileri gelmekte­dir. Zîrâ böylesi bıyıklar yemek kırıntılarını ve kirleri taşırlar. Sık olan bı­yıkların yıkanmasında şiddet gösterilmiştir. Ki insanlar, hiç faydası yokken bıyıklarını aşırı derecede uzatmasınlar

    Bunları anlattıktan sonra geriye yüzdeki tüylerden sadece kaş tüyleri kal­mış oluyor. Bunların hükmüne gelince eğer bunlar, suyun dipteki deriye ulaş­masına imkân verecek kadar seyrek iseler elle hareketlendirilmeleri vâcibtir. Yok eğer çok sık iseler hilâllemek vâcib olmayıp sadece dış kısımlarım yıka­makla yetinilir.

    Buruna gelince, yüzden sayıldığı için dışının tamamım yıkamak vâcib­dir. Küçük de olsa bir parçası yıkanmasa abdest fâsid olur. Alt taraftaki bu­run delikleri arasında bulunan ayırıcı kısım da burundan sayılmaktadır. Bur­nun içini yıkamak, Hanefîlere göre şart değildir. Yüzde bir yara çıkar, iyi­leştikten sonra da yerinde bir çukurluk kalırsa suyun, bu çukurun içine ulaş­ması gerekir. Tıpkı bunun gibi yüzdeki kırışıklıkların arasına da suyu ulaştırmak vâcib olmaktadır.

    Şunu da hatırlatmakta yarar vardır ki: Bir kişi abdest aldıktan sonra saçını veya sakalını tıraş edecek olursa abdesti bozulmaz.

    2) Elleri dirseklere kadar yıkamak: Abdestin farzlarından olan bu ikin­cisiyle ilgili bir takım hususlar vardır, Ki bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

    a) İnsanın fazla parmağı varsa abdest alırken bunu da yıkaması vâ­cibdir, Ama fazla bir eli varsa bu el de aslî elin hizasındaysa onu yıkaması vâcib olur. Ama bu el aslî elinden daha uzunsa, aslî elinin hizasında olan kısmını yıkaması vâcib, gerisini yıkaması vâcib değildir. Ancak yıkarsa mendub işlemiş olur.

    b. Eline veya tırnağının aslına çamur ve hamur gibi şeyler yapışmışsa bunları gidermesi ve suyu tırnağının aslına ulaştırması vâcibtir. Aksi takdir­de aldığı abdest bâtıl olur. Tırnağın aslından maksat, parmak etine yapışık olduğu kadarıdır. Eğer tırnak uzar da parmak başım geçerse uzayan yeri de yıkamak vâcib olur. Aksi takdirde alınan abdest bâtıl olur. Tırnak altındaki pislik ve kirlere gelince, abdest alan ister köylü ister şehirli olsun, zorlukları gidermek prensibine göre bunlar abdeste zarar vermezler. Fetva da bu görüş üzerinedir. Hanefî mezhebinden bazı muhakkik âlimler ise, uzamış tırnak­ların içine yapışık kirlerin yıkanmasının zorunlu olduğunu, yıkanmadığı tak­dirde alınan abdestin bâtıl olacağını söylemişlerdir. Tırnak altında ezâ vere­cek pisliklerin yığılacağı gerekçesiyle bu, güzel bir hükümdür. Ancak ekmek­çilerin uzayan tırnaklarının altında azıcık hamur kalacak olursa, meslek zo­runluluğu gerekçesiyle bu muaf sayılmıştır. Kına ve boyaların eserleri de ab­deste zarar vermez. Ancak kınanın el üzerinde bir hacim tutacak kadar ka­lıntısı bulunursa, suyuncleriye ulaşmasına engel olacağı gerekçesiyle bu, ab­deste zarar verir.

    c) Eli kesilen bir kişi, elinin geri kalan kısmını yıkamakla yükümlü­dür, Eğer farz yerinin tamamı kesilmişse yıkama yükümlülüğü düşer

    3) Ayakları mafsal yumru kemiklerine kadar yıkamak: Mafsal yum­ru kemikleri, bacağın alt tarafında ve ayağın üst tarafında bulunan dışa doğru çıkık iki kemiktir. Bunların arka taraflarını yıkamak, ayak tabanındaki çatlakların arasını yıkamak da vâcibtir, Ayağının bir kısmı veya tümü kesilen kişinin hükmü, elinin bir kısmı veya tümü kesilen kişinin hükmü gibidir. Bir kişi ellerini veya ayaklarını çatlaklar dolayısıyla yağlayıp merhemlese sonra da abdest alsa, yağlı yerler suyu kabul etmez ve su deriye ulaşmazsa bakılır: Eğer su, merhemin altına ulaştığı takdirde zarar verecekse yıkamak vâcib olmaz. Eğer zarar vermeyecekse bu merhemi ve yağı silip yerini yıkamak vâ­cib olur. Ayakta yarılmalar olur da yıkandığı veya suya daldırılıp derhal çı­karılması hâlinde bile zarar doğacaksa, bu durumda ayağı yıkama yüküm­lülüğü düşer. Sadece suyla meshedilir. Mesh etmek de zararlı olacaksa veya bunu bile yapamayacak kadar âciz ise meshetme yükümlülüğü de düşer. Sa­dece zarar vermeyecek yerleri yıkanır

    4) Başın dörtte birini meshetmek: Başın dörtte biri, kişinin avuç içi kadar olarak takdir edilir. Vâcib olan, başın tümünden avuç içi kadarını mesh etmektir. Abdest alanın avuç içine su değip ıslanır da sonra avuç içini ön­den veya arkadan veya herhangi bir tarafından başının üzerine koyarsa bu kendisine yeterli olur. Şunu da kaydetmek gerekir ki: Baş, illâ da avuç içi ile meshedilecektir diye bir zorunluluk yoktur. Herhangi bir sebeple başın dörtte birine su değecek olursa bu da yeterli olur, Mesh, elle yapılırken bu­nun en azından üç parmakla yapılması şarttır, Ki su, başın dörtte birine, ku­rumadan önce ulaşabilsin. Meselâ iki parmakla meshedecek olursa su, başın dörtte birine tam olarak ulaşmak için hareket etmeden önce olduğu yerde kuruyabilir. Ve messhi, istenen kısımlara ulaşmayabilir. Ama parmak başla­rıyla mesheder ve su da damlalar hâlinde damlarsa bu dmurumda başın dörtte birine ulaşabilir. Bu, mümkün olduğu için sahîh olarak kabul edilir, Yok, eğer su, damlamamaktaysa bu mesih sahîh olmaz. Başı meshederken avuç­lara ayrıca su almak şart değildir, Eğer avucu ıslaksa bu, mesh için yeterli olur. Ama avucu ıslak değilse, uzuvlarından birinin üstündeki ıslaklığı al­ması yeterli olmaz, Meselâ kollarım yıkarken avucunun içi kuru ise, avucunu kollarının üzerindeki suyla ıslatıp başım meshedecek olursa bu yeterli ol­maz. Saçları alnının ve boynunun üzerine gelecek kadar uzamış olan bir kimse, başını meshederken sadece boynundaki veya alnının üzerindeki saçları mes­hedecek olursa yeterli olmaz. Asıl maksat, başın dörtte birini meshetmektir. Eğer başı tıraşhysa durum açıktır, Eğer saçlı ise, başının üzerindeki saçları meshedecektir. Yani meshedilen saçların, başın bir parçası üzerinde bulun­ması gereklidir, Eğer başının bir kısmı tıraşlı, diğer kısmı tıraşsız ise dilediği taraftan başının dörtte birini meshedebilir, Bir kişi abdest alırken saçını mes­heder de sonra gidip tıraş olursa abdesti bozulmuş olmaz. Yerden bir parça (temiz) kar alarak başını onunla meshedecek olursa bu da yeterli olur, Ba­şıyla birlikte yüzünü yıkayacak olursa bu da yeterli olur. Ancak bunda ke­rahet vardır, Özürlüler dışındaki bir kimsenin sarık üzerinden başını mesh etmesi caiz olmaz. Yine aynı şekilde kadınlar da başlarına örttükleri men­dil veya eşarp üzerinden başlarını meshedemezler. Ancak bu örtüler ince olup, suyun nüfuz etmesine engel olmazsa caiz olur, Kadının başına kına yakılmış veya boya sürülmüşse meshedüirken mesh suyu boyanır ve eski hükmünden çıkarsa bu abdest caiz olmaz. Eğer su, boyanmayıp eski hükmünden çıkmazsa caiz olur. Hanefîlere göre abdestin farzları bunlardan ibarettir. Bunların dı­şında kalan hususlar onlara göre sünnettir, Abdestin sünnetlerinin açıkla­ması ileride yapılacaktır

    Mâlîkîler: Abdestin farzlarının yedi tane olduğunu söylemişlerdir:

    1. Niyet: Bununla ilgili bazı hususiyetler vardır ki onları şöylece sıra­layabiliriz:

    a. Tanımı,

    b. Keyfiyeti,

    c. Vakti,

    d. Yeri,

    e. Şartları,

    f . İptal edicileri.

    Tanımı ve keyfiyeti: Bir işi irâde edip yapmaya yönelmektir. Bir kişi, bir işi yapmaya yönelip kasdettiğinde ona, “bu işe niyet etti” derler. Niye­tin abdestteki keyfiyetine gelince, kişinin, abdestsizliğin mâni olduğu bir işin önündeki engeli kaldırmak istemesi veya hades hâlini ortadan kaldırmayı is­temesi veyahut da bir farzı edâ etmeye yönelmesidir. Açıkça bilinen bir hu­sustur ki niyetin yeri kalbtir. Bir kişi, anlatılan keyfiyetlerden biriyle abdest almaya yönelirse niyet etmiş olur. Diliyle söylemesi şart değildir. Niyeti, ab­destin sonuna kadar kalbte tutmak da şart değildir. Abdest alırken niyet et­tikten sonra sonuna kadar niyeti kalbte tutmayıp aklı başka tarafa dalacak olan kimsenin abdesti bâtıl olmaz.

    Niyetin vaktine gelince; niyet, abdestin başlangıcında yapılmalıdır. Ab­dest alan kişi bazı organları niyetsiz olarak yıkarsa abdesti bâtıl olur. Ama niyeti abdeste başlamadan (örfe göre) kısa bir zaman önce yapacak olursa bu niyet geçerli olur. Meselâ abdest almak için bir yere oturup niyet ederse sonra da hizmetçi, ibriği getirip eline su dökerse ve yeniden niyet etmezse bu ab´desti sahîh olur. Çünkü niyet ile abdest arasına uzun bir zaman fasılası girmemiştir. Niyetin şartlarına gelince bunlar, üç tanedir:

    a. Müslüman olmak,

    b. Mümevviz olmak

    c. Kesin karar ver­mek.

    Meselâ “gayr-ı müslim” biri, bir ibâdet yapmaya niyet edecek olursa bu niyeti sahîh olmaz. Dinî yükümlülüklerin derecelerini bİribirinden ayırd edemeyen, İslâmiyet´in ne demek olduğunu bilemeyen çocukların ve deli­lerin niyetleri de sahîh olmaz. Mümeyyiz çocuğun niyeti sahihtir. Abdest ala­cak kişi, niyetinde tereddüt edecek olursa abdesti sahîh olmaz. Sözgelimi kendi kendine: “Eğer abdestini bozulmuş ise abdest almaya niyet ettim” dese, bu niyet sahîh olmaz. Zîrâ niyet ederken kesin karar vermek gereklidir.

    Niyeti iptal edici şeylere gelince bu, abdest esnasında niyeti inkâr etmektir. Meselâ abdesti iptal etmeye ve abdesti tamamlamamaya niyet ederse abdesti iptal edilmiş olur. Ama abdesti tamamladıktan sonra böyle bir niyette bulu­nacak olursa abdesti sahîh olduğundan dolayı, başka şeylerle bozulmadığı takdirde bu niyetle bozulmaz.

    2. Yüzü yıkamak: Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sının, Hanefîlerin anlattıkları gibidir. Ancak Mâlikîler demişlerdir ki: Kulak kökleri­nin üzerinde bulunup başa bitişik olan beyaz kısmın yıkanması değil de mes-hedilmesi vâcibtir. Zîrâ bu kısım, yüze değil de başa tâbidir. Yine bunun gi­bi şakaklardaki saçlar da başa tâbidir. Fakat Hanefîler derler ki: Şakaklar-daki saçlar yüze tâbidir. Yıkanması farzdır.

    3. Dirseklerle beraber elleri yıkamak: Hanefîlerde olduğu gibi bun­larda da parmak uçlarındaki kırışıklıkların arasını ve parmak uçlarını örte­cek kadar uzanan tırnakların altını yıkamak vâcibtir. Bunlar derler ki: Aşırı miktarda çok olmadıkça tırnak altındaki pislikler afvolunan pisliklerdendir.

    4. Başın tümünü meshetmek; Başın sının, ön tarafta alnın saç -bitim noktasından başlayıp geriye doğru giderek ense kökünde sona erer. Şakak­lardaki tüylerle kulak köklerinin.üst kısmındaki tüysüz beyaz yer de baştan sayılır. Az olsun çok olsun uzamış olan saçların tümünü meshetmek vâcib­tir. Bir kişi, saçlarını örmüş ise ve bu örgüsünü üç iple örmüş ise başını mes­hederken bunları çözmesi vâcibtir. Ama iki veya daha az sayıda iple örmüş ve örgüsü de sık ise meshederken çözmesi vâcib olur. Sık değilse önemi yok­tur. Örgüsünü ipsiz olarak örmüş ise bu, ister sık ister gevşek olsun çözül­mediği takdirde abdeste zararı olmaz. Başın meshi esnasında örgünün çö­zülmesi, bunun iple örülmüş olması şartına bağlıdır. İple örme, bazı köylülerde görülen bir âdettir. Şehir toplumunda yerleşmiş olan gelenek gereği saç­ları arkada örgüsüz olarak toparlamak veya ipsiz olarak örmek meshe zarar vermez. Önce de geçtiği gibi Hanefî Mezhebine göre, neresinde ve ne şekilde olursa olsun başın dörtte birinin meshedilmesinin yeterli olduğu bilinmekte­dir. Şafiî mezhebi bu hususta daha da toleranslı davranıp az olsun çok ol­sun, başın bir parçasının meshedilmesini yeterli görmüştür. Ki az ileride bu­nun açıklaması yapılacaktır. Bir kişi başını yıkasa bu, mesh yerine geçerli olur. Ne ki bu mekruh bir davranıştır. Zîrâ Allah, yıkamayı değil mesh etmeyi emretmiştir. Bir kişi başını meshettikten sonra tıraş olup saçını kestire­cek olursa meshini yenilemesi gerekmez. Başın derisi soyulacak olsa bile yi­ne meshi yenilemez. Bu, ittifakla böyledir. Kulakların dış kısmına gelince, baştan sayılmadığı dolayısıyla meshedilmeleri vâcib değildir. Bunda da itti­fak vardır. Yalnız Hanbelîler kulakları başın bir parçası saymaktadırlar.


  8. 06.Kasım.2011, 18:39
    4
    Silent and lonely rains
    Abdestin Farzları
    4 mezhebe göre Abdest ve Gusül !
    Farz kelimesi, lügatte kesmek mânâsına gelmektedir. Istılahta ise ya­pana sevâb, yapmayana ceza verilen şey demektir. Ayrıca fıkıhçılar te­rim olarak “farz” ile “rükn”ü aynı anlamda ele almışlardır. Bir şeyin farzıyla rüknü aynı anlamı ifade eder. Yine fıkıhçılar farz ve rükün ile şart terimlerini birbirlerinden ayırmışlardır. Şu bebeble ki: Farz veya rükün, bir şeyi meydana getiren ve onun birer parçası olan aslî unsurlardır. Şart ise bir şeyin var olmasının kendisine bağlı bulunduğu şeydir. Mesela namazı ele alalım: Tekbir, rükû´, sücûd... ilh. Bunlar, namazın farzlarıdır. Sıhha­tinin şartlarından biri de vaktin girmiş olmasıdır. Vaktin girmesinden ön­ce kılınan namaz, mâhiyet itibariyle her ne kadar tamamsa da, şerîat na­zarında bâtıldır. Zîrâ sahîh olması için vaktin girmiş olması gereklidir. Bun­ları anlattıktan sonra gelelim abdestin farzlarına. Bu farzların sayısında dört mezhebin İmamları ihtilâf etmişlerdir. Ancak Kur´an-ı Kerîm´de sabit olan farzlar dört tanedir:
    1. Yüzü yıkamak,
    2. Elleri dirseklere kadar yıkamak,
    3. Başın tamamını veya bir kısmını meshetmek,
    4. Ayakları mafsal yumru kemiklerine kadar yıkamak.
    Âyet-i kerîmede de bu farzlar sayılmaktadır. Şöyle ki:
    “Ey imân edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirsek­lere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın).” [54]
    Abdestin farzlarının bu kadarında mezheb İmamları ittifak etmişler­dir. Ancak başın meshediliş şeklinde ihtilâfa düşmüşlerdir. Bazısı başın tümü, bazısı da bir kısmı meshedilir demişlerdir. Bazı İmamlar bu farzlara birtakım farzlar daha eklemişlerdir. Abdestin farzlarını her mezhebe göre ayrı ayrı anlatacağız ki meseleler dağınık olmasın ve bu farzları okuyup bilmek güçleşmesin. Sonra da üzerinde ittifaka varılan hususları ayrıca akılda tutmak gerekir.

    Hanefiler dediler ki: Abdestin farzları yukarıda sayılan dört farz­dan ibarettir. Eğer bir mükellef, fazla bir ilâvede bulunmaksızın sadece bu dört farzı yerine getirecek olursa abdestli sayılır. Bununla namaz kılabilir. Ve abdestli olmadan yapılamayacak ibâdetlerin tümünü yapabilir. Meselâ Mushaf´a dokunup onu ele alabilir. Ancak sünneti terketmiş olur. Ki sün­netleri terkeden kişinin hükmü de, abdestin sünnetleri bahsinde anlatılacak­tır.

    Şimdi de Hanefîlere göre abdestin dört farzını anlatmaya çalışalım:

    1. Yüzü yıkamak: Bununla ilgili bazı hükümler vardır. Ki bunları da şöylece sıralayabiliriz:

    a. Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sınırının izahı.

    b. Yüzde biten çene, bıyık ve kaş tüylerinden yıkamlması gereken yer­lerin izahı

    c. Gözlerin iç ve dışlarında yıkamlması gereken ve gerekmeyen yerle­rin izahı.

    d. Burun kemerinden yıkanması gereken yerlerin izahı

    Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sınırı: Sakalı olmayanların yüz­lerinin uzunlamasına sının: Saçın alındaki bitme noktasından başlayıp çe­nenin son noktasında nihayete erer. Saçın mûtad bitme noktası da normal bir adamda alnın son kısmındadır. Normal olmayan adam da ya keldir veya kâküllüdür. Kel, saçı ön taraftan gitmiş olan adama denir. Ki sanki başının ön kısmı anadan doğma saçsızdır. Böyleleri, başlarında veya alınlarında saç bulunmayan bütün yerleri yıkamak mecburiyetinde değildirler. Sadece nor­mal olarak saçın bitebileceği yerlere kadar olan kısımları yıkamak mecburi­yetindedirler. Yani alnın birazcık üst tarafını yıkarlar

    Kâküllü kimseye gelince bu, saçı uzayıp alnına kadar, hatta bazılarında kaşlarına kadar inen kimselerdir. Bunlar kelin hükmündedirler. Bunlar da kel gibi, alnın birazcık üst tarafını yıkamak mecburiyetindedirler. Zîrâ insanların çoğunun saçı bu noktada biter. Bu durumlarda çoğunluk nazar-ı itibâra alınır. Yaratılışta insanların çoğunluğuna uymayan, mükellefiyet açı­sından da onlara uymaz

    Yüzün genişlemesine sınırına gelince bu, bir kulağın kökünden (bazıla­rı buna kulak kazığı derler) başlayıp öbür kulağın köküne kadar davam eder Kulak ile çene kemiği arasındaki beyazlık da tabiî olarak yüzden sayılmaktadır, Ki burasını yıkamak da vâcibdir

    Yüzde biten tüylere gelince bunların en önemlileri sakal ve bıyıktır. Sa­kalın hükmüne gelince, bunun üst taraftan başlayıp çeneye kadar olan ve yüzün derisi üstünde bulunan bölümünü yıkamak vâcibdir. Tabiî, beşere de­diğimiz deri üzerinde bulunan sakal tüylerini yıkamak vâcibdir. Tüylerin uza­yan kısımlarım yıkama mecburiyeti yoktur. Sakallarını uzatanlar, sadece yüz­lerinin derisi üzerinde bulunan kısımlarıyla çene derilerinin üzerinde bulu­nan kısımları yıkamakla yükümlüdürler. Sonra eğer sakal seyrekse ve suyun, dipteki derinin dışyüzüne ulaşması mümkünse, bu durumda sakalı parmak­la hilâllemelidir. Ki su dibine ulaşabilsin. Yok, eğer sakal sık ise sadece dış kısmını yıkamak vâcib olur

    Bıyığa gelince, Hanefî mezhebinin önde gelenleri bu hususta görüş ay­rılığına düşmüşlerdir, Bazıları eğer bıyık, dibindeki deriye su ulaşmayacak kadar sık ise bu durumda alınan abdest geçersiz olur, bâtıldır, demişlerdir. Diğer bazıları da demişlerdir ki: Bu durumda abdest bâtıl olmaz. Sadece bı­yığın üstünü yıkamak yeterli olur. Abdest hususunda müftâbih olan görüş budur. Ama gusül işine gelince, gusül yapılırken sık bıyıklar hiç de affedil­mez. Bıyık, çok sık olursa gusül bâtıl olur. Guslün bu durumda bâtıl oluşu­nun sebebi, şâri´in bıyıkları uzatmayı yasaklamış olmasından ileri gelmekte­dir. Zîrâ böylesi bıyıklar yemek kırıntılarını ve kirleri taşırlar. Sık olan bı­yıkların yıkanmasında şiddet gösterilmiştir. Ki insanlar, hiç faydası yokken bıyıklarını aşırı derecede uzatmasınlar

    Bunları anlattıktan sonra geriye yüzdeki tüylerden sadece kaş tüyleri kal­mış oluyor. Bunların hükmüne gelince eğer bunlar, suyun dipteki deriye ulaş­masına imkân verecek kadar seyrek iseler elle hareketlendirilmeleri vâcibtir. Yok eğer çok sık iseler hilâllemek vâcib olmayıp sadece dış kısımlarım yıka­makla yetinilir.

    Buruna gelince, yüzden sayıldığı için dışının tamamım yıkamak vâcib­dir. Küçük de olsa bir parçası yıkanmasa abdest fâsid olur. Alt taraftaki bu­run delikleri arasında bulunan ayırıcı kısım da burundan sayılmaktadır. Bur­nun içini yıkamak, Hanefîlere göre şart değildir. Yüzde bir yara çıkar, iyi­leştikten sonra da yerinde bir çukurluk kalırsa suyun, bu çukurun içine ulaş­ması gerekir. Tıpkı bunun gibi yüzdeki kırışıklıkların arasına da suyu ulaştırmak vâcib olmaktadır.

    Şunu da hatırlatmakta yarar vardır ki: Bir kişi abdest aldıktan sonra saçını veya sakalını tıraş edecek olursa abdesti bozulmaz.

    2) Elleri dirseklere kadar yıkamak: Abdestin farzlarından olan bu ikin­cisiyle ilgili bir takım hususlar vardır, Ki bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

    a) İnsanın fazla parmağı varsa abdest alırken bunu da yıkaması vâ­cibdir, Ama fazla bir eli varsa bu el de aslî elin hizasındaysa onu yıkaması vâcib olur. Ama bu el aslî elinden daha uzunsa, aslî elinin hizasında olan kısmını yıkaması vâcib, gerisini yıkaması vâcib değildir. Ancak yıkarsa mendub işlemiş olur.

    b. Eline veya tırnağının aslına çamur ve hamur gibi şeyler yapışmışsa bunları gidermesi ve suyu tırnağının aslına ulaştırması vâcibtir. Aksi takdir­de aldığı abdest bâtıl olur. Tırnağın aslından maksat, parmak etine yapışık olduğu kadarıdır. Eğer tırnak uzar da parmak başım geçerse uzayan yeri de yıkamak vâcib olur. Aksi takdirde alınan abdest bâtıl olur. Tırnak altındaki pislik ve kirlere gelince, abdest alan ister köylü ister şehirli olsun, zorlukları gidermek prensibine göre bunlar abdeste zarar vermezler. Fetva da bu görüş üzerinedir. Hanefî mezhebinden bazı muhakkik âlimler ise, uzamış tırnak­ların içine yapışık kirlerin yıkanmasının zorunlu olduğunu, yıkanmadığı tak­dirde alınan abdestin bâtıl olacağını söylemişlerdir. Tırnak altında ezâ vere­cek pisliklerin yığılacağı gerekçesiyle bu, güzel bir hükümdür. Ancak ekmek­çilerin uzayan tırnaklarının altında azıcık hamur kalacak olursa, meslek zo­runluluğu gerekçesiyle bu muaf sayılmıştır. Kına ve boyaların eserleri de ab­deste zarar vermez. Ancak kınanın el üzerinde bir hacim tutacak kadar ka­lıntısı bulunursa, suyuncleriye ulaşmasına engel olacağı gerekçesiyle bu, ab­deste zarar verir.

    c) Eli kesilen bir kişi, elinin geri kalan kısmını yıkamakla yükümlü­dür, Eğer farz yerinin tamamı kesilmişse yıkama yükümlülüğü düşer

    3) Ayakları mafsal yumru kemiklerine kadar yıkamak: Mafsal yum­ru kemikleri, bacağın alt tarafında ve ayağın üst tarafında bulunan dışa doğru çıkık iki kemiktir. Bunların arka taraflarını yıkamak, ayak tabanındaki çatlakların arasını yıkamak da vâcibtir, Ayağının bir kısmı veya tümü kesilen kişinin hükmü, elinin bir kısmı veya tümü kesilen kişinin hükmü gibidir. Bir kişi ellerini veya ayaklarını çatlaklar dolayısıyla yağlayıp merhemlese sonra da abdest alsa, yağlı yerler suyu kabul etmez ve su deriye ulaşmazsa bakılır: Eğer su, merhemin altına ulaştığı takdirde zarar verecekse yıkamak vâcib olmaz. Eğer zarar vermeyecekse bu merhemi ve yağı silip yerini yıkamak vâ­cib olur. Ayakta yarılmalar olur da yıkandığı veya suya daldırılıp derhal çı­karılması hâlinde bile zarar doğacaksa, bu durumda ayağı yıkama yüküm­lülüğü düşer. Sadece suyla meshedilir. Mesh etmek de zararlı olacaksa veya bunu bile yapamayacak kadar âciz ise meshetme yükümlülüğü de düşer. Sa­dece zarar vermeyecek yerleri yıkanır

    4) Başın dörtte birini meshetmek: Başın dörtte biri, kişinin avuç içi kadar olarak takdir edilir. Vâcib olan, başın tümünden avuç içi kadarını mesh etmektir. Abdest alanın avuç içine su değip ıslanır da sonra avuç içini ön­den veya arkadan veya herhangi bir tarafından başının üzerine koyarsa bu kendisine yeterli olur. Şunu da kaydetmek gerekir ki: Baş, illâ da avuç içi ile meshedilecektir diye bir zorunluluk yoktur. Herhangi bir sebeple başın dörtte birine su değecek olursa bu da yeterli olur, Mesh, elle yapılırken bu­nun en azından üç parmakla yapılması şarttır, Ki su, başın dörtte birine, ku­rumadan önce ulaşabilsin. Meselâ iki parmakla meshedecek olursa su, başın dörtte birine tam olarak ulaşmak için hareket etmeden önce olduğu yerde kuruyabilir. Ve messhi, istenen kısımlara ulaşmayabilir. Ama parmak başla­rıyla mesheder ve su da damlalar hâlinde damlarsa bu dmurumda başın dörtte birine ulaşabilir. Bu, mümkün olduğu için sahîh olarak kabul edilir, Yok, eğer su, damlamamaktaysa bu mesih sahîh olmaz. Başı meshederken avuç­lara ayrıca su almak şart değildir, Eğer avucu ıslaksa bu, mesh için yeterli olur. Ama avucu ıslak değilse, uzuvlarından birinin üstündeki ıslaklığı al­ması yeterli olmaz, Meselâ kollarım yıkarken avucunun içi kuru ise, avucunu kollarının üzerindeki suyla ıslatıp başım meshedecek olursa bu yeterli ol­maz. Saçları alnının ve boynunun üzerine gelecek kadar uzamış olan bir kimse, başını meshederken sadece boynundaki veya alnının üzerindeki saçları mes­hedecek olursa yeterli olmaz. Asıl maksat, başın dörtte birini meshetmektir. Eğer başı tıraşhysa durum açıktır, Eğer saçlı ise, başının üzerindeki saçları meshedecektir. Yani meshedilen saçların, başın bir parçası üzerinde bulun­ması gereklidir, Eğer başının bir kısmı tıraşlı, diğer kısmı tıraşsız ise dilediği taraftan başının dörtte birini meshedebilir, Bir kişi abdest alırken saçını mes­heder de sonra gidip tıraş olursa abdesti bozulmuş olmaz. Yerden bir parça (temiz) kar alarak başını onunla meshedecek olursa bu da yeterli olur, Ba­şıyla birlikte yüzünü yıkayacak olursa bu da yeterli olur. Ancak bunda ke­rahet vardır, Özürlüler dışındaki bir kimsenin sarık üzerinden başını mesh etmesi caiz olmaz. Yine aynı şekilde kadınlar da başlarına örttükleri men­dil veya eşarp üzerinden başlarını meshedemezler. Ancak bu örtüler ince olup, suyun nüfuz etmesine engel olmazsa caiz olur, Kadının başına kına yakılmış veya boya sürülmüşse meshedüirken mesh suyu boyanır ve eski hükmünden çıkarsa bu abdest caiz olmaz. Eğer su, boyanmayıp eski hükmünden çıkmazsa caiz olur. Hanefîlere göre abdestin farzları bunlardan ibarettir. Bunların dı­şında kalan hususlar onlara göre sünnettir, Abdestin sünnetlerinin açıkla­ması ileride yapılacaktır

    Mâlîkîler: Abdestin farzlarının yedi tane olduğunu söylemişlerdir:

    1. Niyet: Bununla ilgili bazı hususiyetler vardır ki onları şöylece sıra­layabiliriz:

    a. Tanımı,

    b. Keyfiyeti,

    c. Vakti,

    d. Yeri,

    e. Şartları,

    f . İptal edicileri.

    Tanımı ve keyfiyeti: Bir işi irâde edip yapmaya yönelmektir. Bir kişi, bir işi yapmaya yönelip kasdettiğinde ona, “bu işe niyet etti” derler. Niye­tin abdestteki keyfiyetine gelince, kişinin, abdestsizliğin mâni olduğu bir işin önündeki engeli kaldırmak istemesi veya hades hâlini ortadan kaldırmayı is­temesi veyahut da bir farzı edâ etmeye yönelmesidir. Açıkça bilinen bir hu­sustur ki niyetin yeri kalbtir. Bir kişi, anlatılan keyfiyetlerden biriyle abdest almaya yönelirse niyet etmiş olur. Diliyle söylemesi şart değildir. Niyeti, ab­destin sonuna kadar kalbte tutmak da şart değildir. Abdest alırken niyet et­tikten sonra sonuna kadar niyeti kalbte tutmayıp aklı başka tarafa dalacak olan kimsenin abdesti bâtıl olmaz.

    Niyetin vaktine gelince; niyet, abdestin başlangıcında yapılmalıdır. Ab­dest alan kişi bazı organları niyetsiz olarak yıkarsa abdesti bâtıl olur. Ama niyeti abdeste başlamadan (örfe göre) kısa bir zaman önce yapacak olursa bu niyet geçerli olur. Meselâ abdest almak için bir yere oturup niyet ederse sonra da hizmetçi, ibriği getirip eline su dökerse ve yeniden niyet etmezse bu ab´desti sahîh olur. Çünkü niyet ile abdest arasına uzun bir zaman fasılası girmemiştir. Niyetin şartlarına gelince bunlar, üç tanedir:

    a. Müslüman olmak,

    b. Mümevviz olmak

    c. Kesin karar ver­mek.

    Meselâ “gayr-ı müslim” biri, bir ibâdet yapmaya niyet edecek olursa bu niyeti sahîh olmaz. Dinî yükümlülüklerin derecelerini bİribirinden ayırd edemeyen, İslâmiyet´in ne demek olduğunu bilemeyen çocukların ve deli­lerin niyetleri de sahîh olmaz. Mümeyyiz çocuğun niyeti sahihtir. Abdest ala­cak kişi, niyetinde tereddüt edecek olursa abdesti sahîh olmaz. Sözgelimi kendi kendine: “Eğer abdestini bozulmuş ise abdest almaya niyet ettim” dese, bu niyet sahîh olmaz. Zîrâ niyet ederken kesin karar vermek gereklidir.

    Niyeti iptal edici şeylere gelince bu, abdest esnasında niyeti inkâr etmektir. Meselâ abdesti iptal etmeye ve abdesti tamamlamamaya niyet ederse abdesti iptal edilmiş olur. Ama abdesti tamamladıktan sonra böyle bir niyette bulu­nacak olursa abdesti sahîh olduğundan dolayı, başka şeylerle bozulmadığı takdirde bu niyetle bozulmaz.

    2. Yüzü yıkamak: Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sının, Hanefîlerin anlattıkları gibidir. Ancak Mâlikîler demişlerdir ki: Kulak kökleri­nin üzerinde bulunup başa bitişik olan beyaz kısmın yıkanması değil de mes-hedilmesi vâcibtir. Zîrâ bu kısım, yüze değil de başa tâbidir. Yine bunun gi­bi şakaklardaki saçlar da başa tâbidir. Fakat Hanefîler derler ki: Şakaklar-daki saçlar yüze tâbidir. Yıkanması farzdır.

    3. Dirseklerle beraber elleri yıkamak: Hanefîlerde olduğu gibi bun­larda da parmak uçlarındaki kırışıklıkların arasını ve parmak uçlarını örte­cek kadar uzanan tırnakların altını yıkamak vâcibtir. Bunlar derler ki: Aşırı miktarda çok olmadıkça tırnak altındaki pislikler afvolunan pisliklerdendir.

    4. Başın tümünü meshetmek; Başın sının, ön tarafta alnın saç -bitim noktasından başlayıp geriye doğru giderek ense kökünde sona erer. Şakak­lardaki tüylerle kulak köklerinin.üst kısmındaki tüysüz beyaz yer de baştan sayılır. Az olsun çok olsun uzamış olan saçların tümünü meshetmek vâcib­tir. Bir kişi, saçlarını örmüş ise ve bu örgüsünü üç iple örmüş ise başını mes­hederken bunları çözmesi vâcibtir. Ama iki veya daha az sayıda iple örmüş ve örgüsü de sık ise meshederken çözmesi vâcib olur. Sık değilse önemi yok­tur. Örgüsünü ipsiz olarak örmüş ise bu, ister sık ister gevşek olsun çözül­mediği takdirde abdeste zararı olmaz. Başın meshi esnasında örgünün çö­zülmesi, bunun iple örülmüş olması şartına bağlıdır. İple örme, bazı köylülerde görülen bir âdettir. Şehir toplumunda yerleşmiş olan gelenek gereği saç­ları arkada örgüsüz olarak toparlamak veya ipsiz olarak örmek meshe zarar vermez. Önce de geçtiği gibi Hanefî Mezhebine göre, neresinde ve ne şekilde olursa olsun başın dörtte birinin meshedilmesinin yeterli olduğu bilinmekte­dir. Şafiî mezhebi bu hususta daha da toleranslı davranıp az olsun çok ol­sun, başın bir parçasının meshedilmesini yeterli görmüştür. Ki az ileride bu­nun açıklaması yapılacaktır. Bir kişi başını yıkasa bu, mesh yerine geçerli olur. Ne ki bu mekruh bir davranıştır. Zîrâ Allah, yıkamayı değil mesh etmeyi emretmiştir. Bir kişi başını meshettikten sonra tıraş olup saçını kestire­cek olursa meshini yenilemesi gerekmez. Başın derisi soyulacak olsa bile yi­ne meshi yenilemez. Bu, ittifakla böyledir. Kulakların dış kısmına gelince, baştan sayılmadığı dolayısıyla meshedilmeleri vâcib değildir. Bunda da itti­fak vardır. Yalnız Hanbelîler kulakları başın bir parçası saymaktadırlar.


  9. 06.Kasım.2011, 18:41
    5
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: dört büyük messep farkı

    5. Ayakları mafsal yumru kemikleriyle birlikte yıkamak: Bunlar, ba­cağın alt kısmında ve ayakların üst tarafında bulunan çıkıntılı iki kemiktir­ler. Ayakların tabanındaki çatlakları yıkamak da vâcibtir. Bu hüküm, Ha­nefî mezhebinde de vardır. Ayakların yıkanması, farz olan kısmının tümü kesilmiş olursa Hanefî mezhebinde de olduğu gibi yıkama yükümlülüğü dü­şer.

    6. Muvâlât: Buna çabuk davranma da denebilir. Bunu şöyle de ta­nımlayabiliriz: Abdest almakta olan bir şahıs, bir organ kurumadan diğeri­ni yıkamaya geçmelidir.

    Zaman, mekân ve mizaç normal olduğu takdirde bir organın kuruma­sını beklemeksizin bir sonraki organı yıkamaya başlamalıdır. Zamanın nor­mal olmasından kasıt, suyun alışılmamış şekilde kurumasına sebebiyet vermeyecek bir mevsimde bulunulmamasıdır. Mekânın normal olmasından ka­sıt, suyu kurutacak derecede sıcak veya donduracak derecede soğuk bir yer­de bulunulmamasıdir. Mizacın normal olmasından kasıt ise, kişinin yaratılı­şında suyun çabucak kurumasına yol açacak bir hararetin bulunmamasıdır.

    Abdestin organları, bu organlar ister yıkananlar olsunlar (yüz, el ve ayak gibi), ister meshedilenler olsunlar (baş gibi) bunların biri kurumadan diğeri­ne geçilmesi gerekir. Meselâ baş meshedildikten sonra hemence ayakların yı­kanmasına geçilmelidir. Başın kurumasıyla diğer organların kurumasının sü­resi aynı olarak kabul edilmektedir. Muvâlâtın farz olmasının iki şartı var­dır:

    a. Muvâlâtın, abdest alanın hatırında olması lâzımdır. Ama unutur da ellerini yıkarsa, sonra da yüzünü yıkarsa bu sahîh olur. Ama bunu abdesti tamamlama esnasında hatırlayacak olursa niyetini yeniden yapması gerekir. Çünkü önceki niyeti, unutmaktan ötürü batıl olmuş olur.

    b. Muvâlattan âciz olması, ama bunda da aşırılığa gidilmemesi: Me­selâ abdest için suyunu yanına indirir ve bu suyun abdeste yeteceğine kanaat getirir de abdestini alırken diyelim ki yüzünü ve ellerini yıkadıktan sonra su. tükenir, abdesti tamamlamak için yeni suya ihtiyâç doğarsa, su gelinceye dek, yıkamış olduğu organlar kurursa bu durumda muvâlât, farz olmaktan çı­kar. Yeni gelen suyla da abdestin geri kalan kısmını tamamlar. Yani başını meshedip ayaklarını yıkarsa aradan uzun bir zaman geçmiş olsa bile abdesti tamamlanmış olur.

    Aşırılığa kaçmamaya gelince diyelim ki: Abdest suyunu yanına indirdi­ğinde bu suyun abdest için yeterli olacağından şüpheye düşer, yine de abdest almaya başladıktan sonra tamamlayamadan su tükenirse ikinci bir su gelin­ceye kadar da aradan epeyi zaman geçerse bu durumda önceden yıkamış ol­duğu veya meshettiği organların hükmü geçersiz olur. Abdeste yeniden baş­lar. Ama aradan kısa bir zaman geçerse abdestin geri kalan kısmını tamam­lamakla yetinir.

    7. Organları ovmak: Yıkanan organların üzerinde eli gezdirmeye ov­mak denir. Ki bu, saçların ve parmakların arasını hilâllemek gibi farzdır.

    Şafiiler dediler ki: Abdestin farzları altı tanedir:

    1. Niyet: Burada niyetin tanımını ve şartlarını ele alacağız. Geri ka­lan bahisleri, Mâlikîlerin önce bahsettikleri şeylerden hemen hemen farksız­dır. Ancak iki durum müstesnadır:

    a. Mâlikîler derler ki: “Niyet eder etmez hemen abdeste başlanılır” diye bir şart ileri sürmek doğru değildir. Niyet edildikten sonra örfe göre kı­sa bir aralıktan sonra da abdeste başlanabilir. Fakat Şâfiîler böyle demeyip, “niyet ile abdestin ilk başlangıç cüzü birlik içinde olmalıdır” demektedirler. Abdestin farzlarının başlangıcı yüzü yıkamak olduğuna göre, yüzün yıka­maya ilk başlanılması anında abdeste niyet edilmesi gerekir. Eğer yüz, niyetsiz olarak yıkanacak olursa alman abdest geçersiz olur. Ama yüzün yı­kanmasına başlanıldığında niyet edilir, fakat bu niyet, yüzün yıkanmasının sonuna kadar hatırda tutulmayıp unutulacak olursa abdest yine sahîh olur. Niyetin ilk başta yapılması yeterli olur. Çünkü yüzün tamamını yıkaymcaya kadar, niyeti hatırda tutmak şart değildir. Avuç içi yıkanırken, mazmaza ve istinşak yapılırken niyet edilirse bu niyet sahîh olmayıp alınan abdest de bâ­tıl olur. Ama mazmaza anında dudakların dış kısmını yıkarken niyet edilir­se bu niyet sahîh olur. Çünkü dudaklar da yüzden sayılmaktadırlar. Sonra yüzden olması dolayısıyla, dudaklarını yıkayacak olursa, yüzünü yıkarken kişinin dudaklarını yeniden yıkaması gerekmez. Ama sadece yıkamak kasdiyle veya sünnet olduğu niyetiyle yıkayacak olursa yüzünü yıkarken dudak­larını yeniden yıkaması, mûtemed görüşe göre farz olur.

    Eğer yıkanmasına engel olacak bir yara olduğundan ötürü yüz yıkan­mayacak olursa bu durumda niyet, kolları yıkarken yapılır.

    b. Abdest alırken hades halini gidermeye niyet etmek, Mâlikîlere gö­re de mutlaka sahîh olmaz. Böyle bir niyet, ancak sağlıklı ve bedeninde arızası bulunmayan bir insan tarafından yapıldığı takdirde sahîh olur. Ama sü­rekli olarak kendisinde sidik akıntısı bulunanlar gibi özür sahibi kimseler, böyle bir niyette bulunamazlar. Bulunsalar bile bu niyetleri sahîh olmaz. Bu gibi kimseler, abdest alırken ancak namaz kılma veya Mushaf´a dokunma veya bunlara benzer, abdestsiz yapılamayacak işlerin ruhsatını elde etmeye niyet edebilir. Çünkü bunlar abdest almakla hades hâlini ortadan kaldıra­mazlar. Abdest alırken, hades hâlini ortadan kaldırmaya niyet etseler bile hadesleri kalkmış olmaz. Ancak namaz kılmaları veya abdest almadan yapı­lamayacak işleri yapabilmeleri için sâri tarafından abdest almaları emredil­miştir.

    2. Yüzü yıkamak: Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sınırı, Hanefîlerde olduğu gibidir. Ancak Şâfiîler, çene altını yıkamanın da vâcib ol­duğunu söylemişlerdir. Ki Şâfiîler, bu hususta yalnız kalmıştırlar.

    Uzun sakalın yüze tâbi olduğu ve dolayısıyla yıkanmasının vâcib oldu­ğu hususunda Şâfiîler, Mâliki ve Hanbelîlere muvafakat etmişlerdir. Saka­lın baştan sona yıkanması vâcibtir. Hanefîler buna muhalefet etmişlerdir.

    Şakaklardaki kıllarla kulak köklerinin üzerinde bulunan tüysüz beyaz kısmın yüzden sayıldığı, dolayısıyla yıkanmasının vâcib olduğu hususunda Şâfiîler Hanefîlerle görüş birliği etmişlerdir. Mâlikîlerle Hanbelîler, bunun tersi görüşe sahiptirler.

    Saçın hİlâllenmesi meselesine gelince Şâfiîler, diğer İmamlarla görüş birliği yaparak şu yargıya varmışlardır: Saç eğer altındaki deri görülecek kadar seyrekse, suyun alttaki deriye ulaşması için hilâllenmesi vâcib olur. Yok, eğer çok sıksa sadece dış kısmını yıkamak vâcib olur. Ancak hilâllenmesi sünnet­tir.

    Ancak Mâlikîler demişler ki: Sık saçları hilâllemek her ne kadar vâcib değilse de elle hareket ettirilmesi vâcibtir. Böyle yapmakla su, her ne kadar deriye ulaşmasa da saç tellerinin arasına girmiş olur. Hilâllemeye gelince bu vâcib değildir. Mezhep İmamları, seyrek saçların hilâllenerek suyun alttaki deriye ulaşması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Sık saçlara gelince, mezheb İmamlarından üçü, bu saçların sadece dış yüzünün yıkanılmasının yeterli olacağı hususunda ittifak etmişlerdir. Mâlikîler, dış yüzünü yıkama­ya ek olarak saçların elle hareketlendirilmesini de gerekli görmüşlerdir. Bun­daki maksat, saçların altındaki deriye suyu ulaştırmak değil de saçların ra­hatlıkla yıkanabilecek kısımlarının yıkanmasıdır.

    3. Dirseklerle beraber elleri yıkamak: Bu konudaki detayların tümünde Şâfiîler, Hanefîlerle görüş birliği içindedirler. Ancak Şâfiîler bir hususta de­mişler ki: Tırnak altlarındaki pislikler, parmağın tırnak hizasındaki deriye suyun ulaşmasına engel oluyorsa bu pislikleri gidermek vâcib olur. Ancak Çamurlu işlerde çalışan işçiler, bu pisliklerin az olup parmak ucunu kapla­mayacak kadar olması hâlinde muaf tutulmaktadırlar.

    4. Az da olsa başın bir kısmını meshetmek: Başı elle meshetmek şart değildir. Kişi, eğer başına su serpecek olursa bu, mesh için yeterli olur. Ba­şında saç bulunup bu saçın bir kısmını meshedecek olursa yine yeterli olur. Ama saçı uzayıp başından aşağıya inerse, baştan inen saçın bir kısmını mesh etmesi yeterli olmaz. Bizzat başın üzerine yapışık olan saçı meshetmek gere­kir. Baş, meshedileceğine yıkanırsa bu, mesh yerine geçerli olur. Böyle yap­mak her ne kadar mekruh değilse de meshedilmesi daha uygun olur.

    5. Mafsal yumru kemikleriyle birlikte ayaklan yıkamak: Ayakların yıkanması hususunda Şâfiîler, önce anlatılan hususlarda Hanefîler ve diğer­leriyle görüş birliği içindedirler.

    6. Kur´an-ı Kerim´de zikredilen dört organ arasında tertibe uymak: Buna göre önce yüz yıkanacak, sonra da eller dirseklere kadar... Baş meshe-dilecek. Daha sonra da^ayaklar, mafsal yumru kemiklerine kadar yıkana­cak. Bu tertibteki organlardan biri öne alınır veya geriye bırakılacak olursa abdest bâtıl olur. Bu hususta Hanbelîler, Şâfiîlerle görüş birliği içindedirler. Hanefîlerle Mâlikîler derler ki: Tertip farz değil sünnettir.

    Hanbeliler dediler ki: Abdestin farzları altı tanedir:

    1. Yüzü yıkamak: Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sınırı husu­sunda Mâlikîlerle görüş birliği içerisindedirler. Bunlar demişlerdir ki: Şakak­lardaki saçlarla kulak köklerinin üst kısmındaki beyazlık yüzden değil de baş­tan sayılmaktadır. Vâcib olan, bunları yıkamak değil de meshetmektir. Ağız ile burnun içi hususunda tüm İmamlara muhalefet ederek buraların yüzden sayılacağı, dolayısıyla da mazmaza ve istinşak yaparak buraların yıkanma­sının farz olduğunu söylemişlerdir. Niyet hususunda da diğer İmamlara mu­halefet ederek niyetin, abdestin sıhhat şartlarından biri olduğunu söylemiş­lerdir. Her ne kadar bir farz olarak abdestin mâhiyetine dâhil değilse de ni­yetsiz alman abdest sahîh olmaz. Bilindiği gibi Şâfiîlerle Mâlikîler niyetin, abdestin farzlarından biri olduğunu, Hanefîlerse sünnet olduğunu kabul et­mişlerdir.

    2. Dirseklerle beraber elleri yıkamak: Hanefîlerin ve diğerlerinin de dedikleri gibi: Ellerin başlangıcından dirsek kemiklerinin çıkıntısının sonu­na kadar yıkamak farzdır. Parmakların kırışıklıklarının arasını, parmak başlarının üstünü kaplayacak kadar uzayan tırnakların altlarını yıkamak da vâ­cibtir. Tırnakların altındaki az kirlerse muaf sayılır.

    3. Başın tümünü meshetmek: Kulaklar baştan sayıldıkları için onları da meshetmek farzdır. Başın, alnın üst tarafındaki saç-bitim noktasından başlayarak ense köküne kadar tamamının meshedilmesi hususunda Hanbe­lîler, Mâlikîlerle görüş birliği etmişlerdir. Eğer saçlar boyuna veya omuza kadar uzanacak olursa sadece başın hizasında bulunan kısımları mesh edilecektir. Bastan artıp aşağıya inen kısımları meshetmek vâcib değildir. Malikîlerse, aşağıya sarkan saçların tümü meshedilecektir derler. Hanbelîler, bu hususta da onlara muhalefet etmişlerdir. Nitekim kulakları baştan sayan mez-heblere de muhalefet etmişlerdir. Başkalarının dediği gibi başın yıkanması, Hanbelîlerce de mesh yerine geçerli olur. Ancak baş yıkanırken elin, üzerine sürülmesi şarttır. Ama bilindiği gibi yine de bu mekruhtur.

    4. Mafsal yumru kemikleriyle birlikte ayakların yıkanması: Bu ke­mikler, bacakların alt kısmında ve ayakların üstünde bulunan çıkıntılı iki kemiktirler. Diğer mezheblerde bu mevzuda anlatılan vâcibler, bu mezhebte de aynısıyla geçerlidirler.

    5. Tertip: Yüz, kollardan önce yıkanmalıdır. Kollar, baştan önce yı­kanmalıdır. Baş, ayaklar yıkanmadan önce meshedilmelidir. Bu tertibe uyul­madığı takdirde abdest batıl olur. Ki bu hususta bunlar, Şâfîîlerle görüş bir­liği içindedirler. Bu iki mezheb de tertibi abdestin farzlarından saymışlardır. Mâlikîler ile Hanefîler, bu farzlar arasındaki tertibin sünnet olduğu görü­şündedirler. Meselâ abdest almakta olan bir şahıs, önce kollarını, sonra yüzünü yıkayacak olursa veya ellerini yıkamadan önce ayaklarını yıkayacak olursa bu abdest Mâlikîlere göre sahîh, Hanefîlere göre kerahetle birlikte sahîh, Hanbelî ve Şâfiîlere göre ise kökten bâtıldır.

    6. Muvâlât: Mâlikî mezhebinde de anlatıldığı gibi muvâlât, acele dav­ranmak anlamını ifade etmektedir. Buna göre muvâlât: Abdest alırken bir organ kurumadan diğerini yıkamaya başlamak demektir. Mâlikîlerin bu husustaki detaylı görüşleri ilgili bölümde anlatıldı. Şâfiîlerle Hanefîlere gelince bunlar derler ki: Muvâlâtın bu organlar arasında uygulanması sünnettir. Farz değildir. Bir organın kurumasından sonra öbür organı yıkamak mekruhtur. Sünnet odur ki: Sözgelimi yüz yıkandıktan sonra hemence elleri yıkamaya geçmelidir. Kollar yıkandıktan sonra da hemen baş meshedilmelidir. Ama eğer yüz yıkandıktan sonra suyu kuruması beklenir, sonra da kolların yı­kanmasına geçilirse bu abdest, kerahatle birlikte sahîh olur. Ancak Şâfiîler demişler ki: Sürekli idrar akıntısı veya başka bir özrü bulunan kimsenin muvâlâtı uygulaması vâcibtir.

    Abdestin Sünnetleri
    Abdestin Sünnet Ve Mendublarının Sayımı

    Hanefiler dediler ki: Abdestin sünnetlerinin bir kısmı müekkeddirler, Ki bunları yapan sevâb kazanır, yapmayansa azâblandınhr. Örneğin vâcib gibi: Bunlara göre vâcib ile farz arasında bir ayırım mevcud olduğu da bilin­mektedir, Abdestin müekked sünnetleri şunlardır:

    a- Besmele: Abdest alacak olan ister uykudan uyanmış olsun, ister uyanık halde bulunsun zorunlu olarak besmele sünnetini yerine getirmekle yükümlüdür. Besmelenin yeri, abdestin ilk başlangıç anıdır, “Besmele” ilk başta unutulur, birkaç organ yıkandıktan sonra hatırlanacak olur ve “besmele” çekilirse bu sünnet yerine getirilmiş olmaz. Ancak ilk başta unu­tup da abdesti bitirmeden önce hatırlayan bir şahıs yine de “besmele” çe­ker. Ki abdesti hiç değilse “besmele”siz olmasın. İstincâdan önce ve sonra da “besmele** çekilmesi gerekir, Ancak istincâ yapan, avreti açık iken veya necaset mahallinde iken “besmele” getiremez. Nitekim bu husus istincâ bahsinde ayrıca anlatılacaktır, Rasülullah (s.a.s.) dan rivayet edilen “besmele” metni şudur:

    “Ulu Allah´ın adıyla başlarım. İslâm dînini bize bahşettiğinden ötürü de Allah´a hamd ederim”

    Bir kişi abdestin başlangıcında, veya veyahutta derse sünneti yerine getirmiş olur.

    b) Elleri bileklere kadar yıkamak: Bilindiği gibi bilek, avucun dışında ve orta parmak köküyle ondan önceki parmak kökü arasında bulunan çu­kur kısımdır, Bazı Hanefîler, su kabına daldırmadan elleri bileklere kadar üç defa yıkamak farz, bu işi abdestin diğer fiillerinden önceye almak da sün­nettir demişlerdir. Elleri kabta yıkamayla ilgili detaylar da vardır. Zîrâ elin yıkanacağı kab leğen, kova ve benzeri açık kablardan olacağı gibi, ibrik ve benzeri kapalı kablardan da olabilir, Eğer ibrikse bunu sol eliyle tutup suyu üç defa sağ eline dökmesi, sca/u da sağ eliyle tutup üç defa sol eline dökme­si müstehab olur. Eğer kab açık ise bu kabtan tas gibi su almaya yarayacak bir şey varsa bu tası önce sol eliyle tutup üç defa sağ eline dökmesi; sonra da sağ eliyle tutup üç defa sol eline dökmesi müstehab olur, Yok eğer bera­berinde kaptan su alacak tas ve benzeri bir şey yoksa sol elinin parmaklarını birbirine yapıştırarak avuçlarına kadar suya daldırması müstehab olur. Bu parmaklarıyla su alır. El açık ve parmaklar bitişik, kepçevâri ve azıcık da kavisli bir şekilde suya daldırılacak, avuçsa suya girmeyecektir. Eğer avucunun tümünü suya daldırırsa, kaptaki de az su olduğundan avuca gelen su müsta’mel su hükmüne girer, Ancak abdest almakta olan kişi, avucuna ge­len suyun, avuçladığı suyun yansı kadar olmadığına gâlib zanla hükmederse bu durumda müsta’mel olmaz. Abdest alacak adam kabtaki az suya elini daldırmasına rağmen suyun müsta’mel olmamasını, yani eski temizleyicilik vasfını yitirmemesini isterse bu suyla organlarını yıkamayı değil de sadece bu suyu avuçlayacağına niyet etmelidir. Şöyle ki: Bu adam, “Bu sudan avuçlamaya niyet ettim” dese ve sonra da yıkamak istediği organını yıkasa, bu durumda su müsta’mel olmuş olmaz. Çünkü su, önceden kendisi ile abdest almaya niyet edilirse müsta’mel olur, Daha önceki kısımlarda da anlatıldığı gibi su, ibâdet işinde kullanılması istenildiğinden müsta’mel olur

    Tabiî bu anlattıklarımız, elin üzerinde muhakkak bir necasetin bulun­maması şartına bağlıdır, Eğer elde bir necaset olur da elini su kabına daldı­rırsa ister avuçlamaya niyet etsin ister etmesin su, necis olur. Eli necâsetli olduğu için kabtan taslafveya temiz bir mendille veya ağzıyla su alıp elindeki necaseti yıkamaktan âciz kalırsa, su almak için başka hiçbir araç da bula­mazsa sudan vazgeçip teyemmüm eder, Namazını kılar, Bu namazı iade et­mesi de gerekmez

    c, Mazmaza ve istinşak: Hanefîler nazarında bunlar, vâcib mânâsındaki müekked sünnettendirler. Terkedilmeleri günâha sebebiyet verir. Her defası için avuca ayrıca su almaya gerek yoktur. Hattâ avucuna su alıp bir kısmıyla mazmaza yapar, geri kalanıyla da istinşak yaparsa yine caiz olur. Ama avucuna su alır, bu suyla istinşak yapar, sonra da suyu tekrar avucuna boşaltıp mazmaza yapacak olursa bu caiz olmaz. Sonra mazmaza demek, abdest alanın ağzının tamamını suyla yıkamasıdir, Ağzını oynatmaksızm suya daldırırsa da yeterli olur. Ağzına su alıp suyu dışarı atmaz, aksine içerse bu da sünnetin yerine getirilmiş olması için yeterli olur. Tabiî ağzını üç defa suyla doldurması şarttır. Ama suyu süzerek içecek olursa bu, yeterli olmaz

    Istinşaka gelince bu, burun yumuşaklığına değinceye dek suyu buruna çekmektir. Ama daha üst tarafına suyu çekmek sünnet değildir, Soluk ala­rak suyu içeri çekmek de sünnet değildir. Oruçlu olmayanın mazmaza ve istinşakta mübalağa yapması sünnettir. Oruçlunun yapması ise mekruhtur. Çün­kü bu durumda orucun bozulma ihtimâli vardır. Sünnet gereği olarak hem mazmaza hem de istinşakm üçer defa yapılması icâb eder, İstinşak yapar­ken su, sağ elle buruna çekilir. Sol elle de burundan dışarı atılır. Ki Mâlikîler bu durum için istinşak ifadesini kulanmakta ve müekked sünnetlerden saymaktadırlar


  10. 06.Kasım.2011, 18:41
    5
    Silent and lonely rains
    5. Ayakları mafsal yumru kemikleriyle birlikte yıkamak: Bunlar, ba­cağın alt kısmında ve ayakların üst tarafında bulunan çıkıntılı iki kemiktir­ler. Ayakların tabanındaki çatlakları yıkamak da vâcibtir. Bu hüküm, Ha­nefî mezhebinde de vardır. Ayakların yıkanması, farz olan kısmının tümü kesilmiş olursa Hanefî mezhebinde de olduğu gibi yıkama yükümlülüğü dü­şer.

    6. Muvâlât: Buna çabuk davranma da denebilir. Bunu şöyle de ta­nımlayabiliriz: Abdest almakta olan bir şahıs, bir organ kurumadan diğeri­ni yıkamaya geçmelidir.

    Zaman, mekân ve mizaç normal olduğu takdirde bir organın kuruma­sını beklemeksizin bir sonraki organı yıkamaya başlamalıdır. Zamanın nor­mal olmasından kasıt, suyun alışılmamış şekilde kurumasına sebebiyet vermeyecek bir mevsimde bulunulmamasıdır. Mekânın normal olmasından ka­sıt, suyu kurutacak derecede sıcak veya donduracak derecede soğuk bir yer­de bulunulmamasıdir. Mizacın normal olmasından kasıt ise, kişinin yaratılı­şında suyun çabucak kurumasına yol açacak bir hararetin bulunmamasıdır.

    Abdestin organları, bu organlar ister yıkananlar olsunlar (yüz, el ve ayak gibi), ister meshedilenler olsunlar (baş gibi) bunların biri kurumadan diğeri­ne geçilmesi gerekir. Meselâ baş meshedildikten sonra hemence ayakların yı­kanmasına geçilmelidir. Başın kurumasıyla diğer organların kurumasının sü­resi aynı olarak kabul edilmektedir. Muvâlâtın farz olmasının iki şartı var­dır:

    a. Muvâlâtın, abdest alanın hatırında olması lâzımdır. Ama unutur da ellerini yıkarsa, sonra da yüzünü yıkarsa bu sahîh olur. Ama bunu abdesti tamamlama esnasında hatırlayacak olursa niyetini yeniden yapması gerekir. Çünkü önceki niyeti, unutmaktan ötürü batıl olmuş olur.

    b. Muvâlattan âciz olması, ama bunda da aşırılığa gidilmemesi: Me­selâ abdest için suyunu yanına indirir ve bu suyun abdeste yeteceğine kanaat getirir de abdestini alırken diyelim ki yüzünü ve ellerini yıkadıktan sonra su. tükenir, abdesti tamamlamak için yeni suya ihtiyâç doğarsa, su gelinceye dek, yıkamış olduğu organlar kurursa bu durumda muvâlât, farz olmaktan çı­kar. Yeni gelen suyla da abdestin geri kalan kısmını tamamlar. Yani başını meshedip ayaklarını yıkarsa aradan uzun bir zaman geçmiş olsa bile abdesti tamamlanmış olur.

    Aşırılığa kaçmamaya gelince diyelim ki: Abdest suyunu yanına indirdi­ğinde bu suyun abdest için yeterli olacağından şüpheye düşer, yine de abdest almaya başladıktan sonra tamamlayamadan su tükenirse ikinci bir su gelin­ceye kadar da aradan epeyi zaman geçerse bu durumda önceden yıkamış ol­duğu veya meshettiği organların hükmü geçersiz olur. Abdeste yeniden baş­lar. Ama aradan kısa bir zaman geçerse abdestin geri kalan kısmını tamam­lamakla yetinir.

    7. Organları ovmak: Yıkanan organların üzerinde eli gezdirmeye ov­mak denir. Ki bu, saçların ve parmakların arasını hilâllemek gibi farzdır.

    Şafiiler dediler ki: Abdestin farzları altı tanedir:

    1. Niyet: Burada niyetin tanımını ve şartlarını ele alacağız. Geri ka­lan bahisleri, Mâlikîlerin önce bahsettikleri şeylerden hemen hemen farksız­dır. Ancak iki durum müstesnadır:

    a. Mâlikîler derler ki: “Niyet eder etmez hemen abdeste başlanılır” diye bir şart ileri sürmek doğru değildir. Niyet edildikten sonra örfe göre kı­sa bir aralıktan sonra da abdeste başlanabilir. Fakat Şâfiîler böyle demeyip, “niyet ile abdestin ilk başlangıç cüzü birlik içinde olmalıdır” demektedirler. Abdestin farzlarının başlangıcı yüzü yıkamak olduğuna göre, yüzün yıka­maya ilk başlanılması anında abdeste niyet edilmesi gerekir. Eğer yüz, niyetsiz olarak yıkanacak olursa alman abdest geçersiz olur. Ama yüzün yı­kanmasına başlanıldığında niyet edilir, fakat bu niyet, yüzün yıkanmasının sonuna kadar hatırda tutulmayıp unutulacak olursa abdest yine sahîh olur. Niyetin ilk başta yapılması yeterli olur. Çünkü yüzün tamamını yıkaymcaya kadar, niyeti hatırda tutmak şart değildir. Avuç içi yıkanırken, mazmaza ve istinşak yapılırken niyet edilirse bu niyet sahîh olmayıp alınan abdest de bâ­tıl olur. Ama mazmaza anında dudakların dış kısmını yıkarken niyet edilir­se bu niyet sahîh olur. Çünkü dudaklar da yüzden sayılmaktadırlar. Sonra yüzden olması dolayısıyla, dudaklarını yıkayacak olursa, yüzünü yıkarken kişinin dudaklarını yeniden yıkaması gerekmez. Ama sadece yıkamak kasdiyle veya sünnet olduğu niyetiyle yıkayacak olursa yüzünü yıkarken dudak­larını yeniden yıkaması, mûtemed görüşe göre farz olur.

    Eğer yıkanmasına engel olacak bir yara olduğundan ötürü yüz yıkan­mayacak olursa bu durumda niyet, kolları yıkarken yapılır.

    b. Abdest alırken hades halini gidermeye niyet etmek, Mâlikîlere gö­re de mutlaka sahîh olmaz. Böyle bir niyet, ancak sağlıklı ve bedeninde arızası bulunmayan bir insan tarafından yapıldığı takdirde sahîh olur. Ama sü­rekli olarak kendisinde sidik akıntısı bulunanlar gibi özür sahibi kimseler, böyle bir niyette bulunamazlar. Bulunsalar bile bu niyetleri sahîh olmaz. Bu gibi kimseler, abdest alırken ancak namaz kılma veya Mushaf´a dokunma veya bunlara benzer, abdestsiz yapılamayacak işlerin ruhsatını elde etmeye niyet edebilir. Çünkü bunlar abdest almakla hades hâlini ortadan kaldıra­mazlar. Abdest alırken, hades hâlini ortadan kaldırmaya niyet etseler bile hadesleri kalkmış olmaz. Ancak namaz kılmaları veya abdest almadan yapı­lamayacak işleri yapabilmeleri için sâri tarafından abdest almaları emredil­miştir.

    2. Yüzü yıkamak: Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sınırı, Hanefîlerde olduğu gibidir. Ancak Şâfiîler, çene altını yıkamanın da vâcib ol­duğunu söylemişlerdir. Ki Şâfiîler, bu hususta yalnız kalmıştırlar.

    Uzun sakalın yüze tâbi olduğu ve dolayısıyla yıkanmasının vâcib oldu­ğu hususunda Şâfiîler, Mâliki ve Hanbelîlere muvafakat etmişlerdir. Saka­lın baştan sona yıkanması vâcibtir. Hanefîler buna muhalefet etmişlerdir.

    Şakaklardaki kıllarla kulak köklerinin üzerinde bulunan tüysüz beyaz kısmın yüzden sayıldığı, dolayısıyla yıkanmasının vâcib olduğu hususunda Şâfiîler Hanefîlerle görüş birliği etmişlerdir. Mâlikîlerle Hanbelîler, bunun tersi görüşe sahiptirler.

    Saçın hİlâllenmesi meselesine gelince Şâfiîler, diğer İmamlarla görüş birliği yaparak şu yargıya varmışlardır: Saç eğer altındaki deri görülecek kadar seyrekse, suyun alttaki deriye ulaşması için hilâllenmesi vâcib olur. Yok, eğer çok sıksa sadece dış kısmını yıkamak vâcib olur. Ancak hilâllenmesi sünnet­tir.

    Ancak Mâlikîler demişler ki: Sık saçları hilâllemek her ne kadar vâcib değilse de elle hareket ettirilmesi vâcibtir. Böyle yapmakla su, her ne kadar deriye ulaşmasa da saç tellerinin arasına girmiş olur. Hilâllemeye gelince bu vâcib değildir. Mezhep İmamları, seyrek saçların hilâllenerek suyun alttaki deriye ulaşması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Sık saçlara gelince, mezheb İmamlarından üçü, bu saçların sadece dış yüzünün yıkanılmasının yeterli olacağı hususunda ittifak etmişlerdir. Mâlikîler, dış yüzünü yıkama­ya ek olarak saçların elle hareketlendirilmesini de gerekli görmüşlerdir. Bun­daki maksat, saçların altındaki deriye suyu ulaştırmak değil de saçların ra­hatlıkla yıkanabilecek kısımlarının yıkanmasıdır.

    3. Dirseklerle beraber elleri yıkamak: Bu konudaki detayların tümünde Şâfiîler, Hanefîlerle görüş birliği içindedirler. Ancak Şâfiîler bir hususta de­mişler ki: Tırnak altlarındaki pislikler, parmağın tırnak hizasındaki deriye suyun ulaşmasına engel oluyorsa bu pislikleri gidermek vâcib olur. Ancak Çamurlu işlerde çalışan işçiler, bu pisliklerin az olup parmak ucunu kapla­mayacak kadar olması hâlinde muaf tutulmaktadırlar.

    4. Az da olsa başın bir kısmını meshetmek: Başı elle meshetmek şart değildir. Kişi, eğer başına su serpecek olursa bu, mesh için yeterli olur. Ba­şında saç bulunup bu saçın bir kısmını meshedecek olursa yine yeterli olur. Ama saçı uzayıp başından aşağıya inerse, baştan inen saçın bir kısmını mesh etmesi yeterli olmaz. Bizzat başın üzerine yapışık olan saçı meshetmek gere­kir. Baş, meshedileceğine yıkanırsa bu, mesh yerine geçerli olur. Böyle yap­mak her ne kadar mekruh değilse de meshedilmesi daha uygun olur.

    5. Mafsal yumru kemikleriyle birlikte ayaklan yıkamak: Ayakların yıkanması hususunda Şâfiîler, önce anlatılan hususlarda Hanefîler ve diğer­leriyle görüş birliği içindedirler.

    6. Kur´an-ı Kerim´de zikredilen dört organ arasında tertibe uymak: Buna göre önce yüz yıkanacak, sonra da eller dirseklere kadar... Baş meshe-dilecek. Daha sonra da^ayaklar, mafsal yumru kemiklerine kadar yıkana­cak. Bu tertibteki organlardan biri öne alınır veya geriye bırakılacak olursa abdest bâtıl olur. Bu hususta Hanbelîler, Şâfiîlerle görüş birliği içindedirler. Hanefîlerle Mâlikîler derler ki: Tertip farz değil sünnettir.

    Hanbeliler dediler ki: Abdestin farzları altı tanedir:

    1. Yüzü yıkamak: Yüzün uzunlamasına ve genişlemesine sınırı husu­sunda Mâlikîlerle görüş birliği içerisindedirler. Bunlar demişlerdir ki: Şakak­lardaki saçlarla kulak köklerinin üst kısmındaki beyazlık yüzden değil de baş­tan sayılmaktadır. Vâcib olan, bunları yıkamak değil de meshetmektir. Ağız ile burnun içi hususunda tüm İmamlara muhalefet ederek buraların yüzden sayılacağı, dolayısıyla da mazmaza ve istinşak yaparak buraların yıkanma­sının farz olduğunu söylemişlerdir. Niyet hususunda da diğer İmamlara mu­halefet ederek niyetin, abdestin sıhhat şartlarından biri olduğunu söylemiş­lerdir. Her ne kadar bir farz olarak abdestin mâhiyetine dâhil değilse de ni­yetsiz alman abdest sahîh olmaz. Bilindiği gibi Şâfiîlerle Mâlikîler niyetin, abdestin farzlarından biri olduğunu, Hanefîlerse sünnet olduğunu kabul et­mişlerdir.

    2. Dirseklerle beraber elleri yıkamak: Hanefîlerin ve diğerlerinin de dedikleri gibi: Ellerin başlangıcından dirsek kemiklerinin çıkıntısının sonu­na kadar yıkamak farzdır. Parmakların kırışıklıklarının arasını, parmak başlarının üstünü kaplayacak kadar uzayan tırnakların altlarını yıkamak da vâ­cibtir. Tırnakların altındaki az kirlerse muaf sayılır.

    3. Başın tümünü meshetmek: Kulaklar baştan sayıldıkları için onları da meshetmek farzdır. Başın, alnın üst tarafındaki saç-bitim noktasından başlayarak ense köküne kadar tamamının meshedilmesi hususunda Hanbe­lîler, Mâlikîlerle görüş birliği etmişlerdir. Eğer saçlar boyuna veya omuza kadar uzanacak olursa sadece başın hizasında bulunan kısımları mesh edilecektir. Bastan artıp aşağıya inen kısımları meshetmek vâcib değildir. Malikîlerse, aşağıya sarkan saçların tümü meshedilecektir derler. Hanbelîler, bu hususta da onlara muhalefet etmişlerdir. Nitekim kulakları baştan sayan mez-heblere de muhalefet etmişlerdir. Başkalarının dediği gibi başın yıkanması, Hanbelîlerce de mesh yerine geçerli olur. Ancak baş yıkanırken elin, üzerine sürülmesi şarttır. Ama bilindiği gibi yine de bu mekruhtur.

    4. Mafsal yumru kemikleriyle birlikte ayakların yıkanması: Bu ke­mikler, bacakların alt kısmında ve ayakların üstünde bulunan çıkıntılı iki kemiktirler. Diğer mezheblerde bu mevzuda anlatılan vâcibler, bu mezhebte de aynısıyla geçerlidirler.

    5. Tertip: Yüz, kollardan önce yıkanmalıdır. Kollar, baştan önce yı­kanmalıdır. Baş, ayaklar yıkanmadan önce meshedilmelidir. Bu tertibe uyul­madığı takdirde abdest batıl olur. Ki bu hususta bunlar, Şâfîîlerle görüş bir­liği içindedirler. Bu iki mezheb de tertibi abdestin farzlarından saymışlardır. Mâlikîler ile Hanefîler, bu farzlar arasındaki tertibin sünnet olduğu görü­şündedirler. Meselâ abdest almakta olan bir şahıs, önce kollarını, sonra yüzünü yıkayacak olursa veya ellerini yıkamadan önce ayaklarını yıkayacak olursa bu abdest Mâlikîlere göre sahîh, Hanefîlere göre kerahetle birlikte sahîh, Hanbelî ve Şâfiîlere göre ise kökten bâtıldır.

    6. Muvâlât: Mâlikî mezhebinde de anlatıldığı gibi muvâlât, acele dav­ranmak anlamını ifade etmektedir. Buna göre muvâlât: Abdest alırken bir organ kurumadan diğerini yıkamaya başlamak demektir. Mâlikîlerin bu husustaki detaylı görüşleri ilgili bölümde anlatıldı. Şâfiîlerle Hanefîlere gelince bunlar derler ki: Muvâlâtın bu organlar arasında uygulanması sünnettir. Farz değildir. Bir organın kurumasından sonra öbür organı yıkamak mekruhtur. Sünnet odur ki: Sözgelimi yüz yıkandıktan sonra hemence elleri yıkamaya geçmelidir. Kollar yıkandıktan sonra da hemen baş meshedilmelidir. Ama eğer yüz yıkandıktan sonra suyu kuruması beklenir, sonra da kolların yı­kanmasına geçilirse bu abdest, kerahatle birlikte sahîh olur. Ancak Şâfiîler demişler ki: Sürekli idrar akıntısı veya başka bir özrü bulunan kimsenin muvâlâtı uygulaması vâcibtir.

    Abdestin Sünnetleri
    Abdestin Sünnet Ve Mendublarının Sayımı

    Hanefiler dediler ki: Abdestin sünnetlerinin bir kısmı müekkeddirler, Ki bunları yapan sevâb kazanır, yapmayansa azâblandınhr. Örneğin vâcib gibi: Bunlara göre vâcib ile farz arasında bir ayırım mevcud olduğu da bilin­mektedir, Abdestin müekked sünnetleri şunlardır:

    a- Besmele: Abdest alacak olan ister uykudan uyanmış olsun, ister uyanık halde bulunsun zorunlu olarak besmele sünnetini yerine getirmekle yükümlüdür. Besmelenin yeri, abdestin ilk başlangıç anıdır, “Besmele” ilk başta unutulur, birkaç organ yıkandıktan sonra hatırlanacak olur ve “besmele” çekilirse bu sünnet yerine getirilmiş olmaz. Ancak ilk başta unu­tup da abdesti bitirmeden önce hatırlayan bir şahıs yine de “besmele” çe­ker. Ki abdesti hiç değilse “besmele”siz olmasın. İstincâdan önce ve sonra da “besmele** çekilmesi gerekir, Ancak istincâ yapan, avreti açık iken veya necaset mahallinde iken “besmele” getiremez. Nitekim bu husus istincâ bahsinde ayrıca anlatılacaktır, Rasülullah (s.a.s.) dan rivayet edilen “besmele” metni şudur:

    “Ulu Allah´ın adıyla başlarım. İslâm dînini bize bahşettiğinden ötürü de Allah´a hamd ederim”

    Bir kişi abdestin başlangıcında, veya veyahutta derse sünneti yerine getirmiş olur.

    b) Elleri bileklere kadar yıkamak: Bilindiği gibi bilek, avucun dışında ve orta parmak köküyle ondan önceki parmak kökü arasında bulunan çu­kur kısımdır, Bazı Hanefîler, su kabına daldırmadan elleri bileklere kadar üç defa yıkamak farz, bu işi abdestin diğer fiillerinden önceye almak da sün­nettir demişlerdir. Elleri kabta yıkamayla ilgili detaylar da vardır. Zîrâ elin yıkanacağı kab leğen, kova ve benzeri açık kablardan olacağı gibi, ibrik ve benzeri kapalı kablardan da olabilir, Eğer ibrikse bunu sol eliyle tutup suyu üç defa sağ eline dökmesi, sca/u da sağ eliyle tutup üç defa sol eline dökme­si müstehab olur. Eğer kab açık ise bu kabtan tas gibi su almaya yarayacak bir şey varsa bu tası önce sol eliyle tutup üç defa sağ eline dökmesi; sonra da sağ eliyle tutup üç defa sol eline dökmesi müstehab olur, Yok eğer bera­berinde kaptan su alacak tas ve benzeri bir şey yoksa sol elinin parmaklarını birbirine yapıştırarak avuçlarına kadar suya daldırması müstehab olur. Bu parmaklarıyla su alır. El açık ve parmaklar bitişik, kepçevâri ve azıcık da kavisli bir şekilde suya daldırılacak, avuçsa suya girmeyecektir. Eğer avucunun tümünü suya daldırırsa, kaptaki de az su olduğundan avuca gelen su müsta’mel su hükmüne girer, Ancak abdest almakta olan kişi, avucuna ge­len suyun, avuçladığı suyun yansı kadar olmadığına gâlib zanla hükmederse bu durumda müsta’mel olmaz. Abdest alacak adam kabtaki az suya elini daldırmasına rağmen suyun müsta’mel olmamasını, yani eski temizleyicilik vasfını yitirmemesini isterse bu suyla organlarını yıkamayı değil de sadece bu suyu avuçlayacağına niyet etmelidir. Şöyle ki: Bu adam, “Bu sudan avuçlamaya niyet ettim” dese ve sonra da yıkamak istediği organını yıkasa, bu durumda su müsta’mel olmuş olmaz. Çünkü su, önceden kendisi ile abdest almaya niyet edilirse müsta’mel olur, Daha önceki kısımlarda da anlatıldığı gibi su, ibâdet işinde kullanılması istenildiğinden müsta’mel olur

    Tabiî bu anlattıklarımız, elin üzerinde muhakkak bir necasetin bulun­maması şartına bağlıdır, Eğer elde bir necaset olur da elini su kabına daldı­rırsa ister avuçlamaya niyet etsin ister etmesin su, necis olur. Eli necâsetli olduğu için kabtan taslafveya temiz bir mendille veya ağzıyla su alıp elindeki necaseti yıkamaktan âciz kalırsa, su almak için başka hiçbir araç da bula­mazsa sudan vazgeçip teyemmüm eder, Namazını kılar, Bu namazı iade et­mesi de gerekmez

    c, Mazmaza ve istinşak: Hanefîler nazarında bunlar, vâcib mânâsındaki müekked sünnettendirler. Terkedilmeleri günâha sebebiyet verir. Her defası için avuca ayrıca su almaya gerek yoktur. Hattâ avucuna su alıp bir kısmıyla mazmaza yapar, geri kalanıyla da istinşak yaparsa yine caiz olur. Ama avucuna su alır, bu suyla istinşak yapar, sonra da suyu tekrar avucuna boşaltıp mazmaza yapacak olursa bu caiz olmaz. Sonra mazmaza demek, abdest alanın ağzının tamamını suyla yıkamasıdir, Ağzını oynatmaksızm suya daldırırsa da yeterli olur. Ağzına su alıp suyu dışarı atmaz, aksine içerse bu da sünnetin yerine getirilmiş olması için yeterli olur. Tabiî ağzını üç defa suyla doldurması şarttır. Ama suyu süzerek içecek olursa bu, yeterli olmaz

    Istinşaka gelince bu, burun yumuşaklığına değinceye dek suyu buruna çekmektir. Ama daha üst tarafına suyu çekmek sünnet değildir, Soluk ala­rak suyu içeri çekmek de sünnet değildir. Oruçlu olmayanın mazmaza ve istinşakta mübalağa yapması sünnettir. Oruçlunun yapması ise mekruhtur. Çün­kü bu durumda orucun bozulma ihtimâli vardır. Sünnet gereği olarak hem mazmaza hem de istinşakm üçer defa yapılması icâb eder, İstinşak yapar­ken su, sağ elle buruna çekilir. Sol elle de burundan dışarı atılır. Ki Mâlikîler bu durum için istinşak ifadesini kulanmakta ve müekked sünnetlerden saymaktadırlar


  11. 06.Kasım.2011, 18:44
    6
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: dört büyük messep farkı

    d. El ve ayak parmaklarının hilâllenmesi: Hilâllemek, damlamakta olan suyla parmakları birbirinin arasına girdirmektir. İhtilafsız olarak bu mü­ekked bir sünnettir. Parmaklar birbirine bitişik, ancak aralarına su girebiliyorsa bu durumda aralarını hilâllemek sünnet, eğer aralarına su girmiyorsa vâcib olur. El parmaklarını hilâllemek, iki elin parmaklarını birbirlerinin arasına geçirmekle olur. Ayak parmaklarına gelince, sağ ayağının küçük par­mağım sol elinin serçe parmağıyla hilâlleyecek ve bu ayak bitirildikten sonra sol ayağın baş parmağından başlayıp serçe parmağında sona erdirecektir. Tabiî bu sekil, en iyi olanıdır, Dileyen dilediği şekilde hilâlleyebilir

    e. Her yıkayışın üçlenmesi: Her organın tamamını bir defa suyla yı­kamak farz, ikinci ve üçüncü defa yıkamaksa müekked sünnettir. Doğru olan görüşe göre bu böyledir. Farz olan birinci yıkayışta su, organın üzerinde akı­tılıp damla damla yere akmalıdır. Birinci yıkayışta su, organın yıkanması gereken yerlerinin tümünü kaplamaz da ikinci veya üçüncü yıkayışta su her tarafını kaplayacak olursa farz yerine getirilmiş, ama sünnet aksamış olur

    f- Başın tümünü meshetmek: Sadece farz olan miktarı meshetmekle yetinilir ve bu davranış birkaç kez tekrarlanacak olursa günahkâr olunur. Başı meshederken ıslak parmaklar başın ön tarafına konulup, başın tümü­nü kapsayacak şekilde ense köküne doğru sürmelidir. Bundan sonra parmak­larda fazla ıslaklık kalmışsa yine meshe devam edilmelidir. Islaklık kalma­mışsa buna gerek yoktur. Mâlikîler de bu görüştedirler.

    g- Kulakları meshetmek: Başın mesh suyu île kulakların içi ve arka kısımları meshedilir. Bu mesh için yeni su almak daha iyi olur. Ki Hanefîlerin bir kısmı bunu yeğlemişlerdir. Baş meshedildikten sonra avuçta su kalmamışsa kulaklar bu suyla meshedilir. Ancak avuçtaki su kurumuşsa yeni su almak gerekir. Kulağın içi işaret parmağıyla, arka kısmı da baş parmakla meshedilir.

    h- Niyet: Abdest alan kişi niyet ederken hades hâlinin giderilmesine veya namaz kılma ruhsatını elde etmeye veya temizlemeye veyahut da salt abdest almaya niyet etmelidir. Ama en faziletli olanı, abdest alanın “Allah´a ibâdet kasdıyla namaz için abdest almaya niyet ettim” demesidir, Veya, “Ha­des hâlinin kaldırılmasına niyet ettim” demesidir. Ya da, “temizlenmeye ni­yet ettim” diyebileceği gibi, “namaz kılmayı mubah etmeye niyet ettim” de diyebilir, Niyetin asıl yeri kalb ise de, bu cümlelerden birini söylemek müstehab olur. Niyetin vaktine gelince bu, yüzün yıkanılmasına başlanıldığı an­dır

    i- Misvak kullanmak: Misvakın, bilinen erak ağacından olması şart değildir. En iyisi murra ağacından yapılanıdır, Bu ağaçtan yapılan, ağzın güzel kokmasını sağlar. Dili fasihleştirir. Dişleri temizler. Ağızdaki kirlerin mideye girmesini önlediği için mideyi de kuvvetlendirir. En ideâli; kuru ol­mayan, serçe parmak kalınlığında ve bir karış uzunluğunda olanıdır. Mis­vak bulunmadığı takdirde diş fırçaları da misvak yerine kullanılabilir, Fırça da bulunmazsa parmaklarla diş ve ağız temizlenir. Sakız da misvak yerine geçerli olur, Şayet misvak varsa mendub olan kullanış şekli şöyledir: Mis­vak sağ elle tutulacak. Serçe parmak altta, baş parmak fırçalı kısmın biraz aşağısında, diğer üç parmak da misvâğın üzerinde tutulmalıdır, Misvak, mazmaza anında kullanılır. Eğer kullanmaya engel bir hal varsa zorunluluk do­layısıyla terk edilebilir. Uzanmış olan bir kişinin misvak kullanmasında ke­rahet vardır

    Bu müekked sünnetleri anlattıktan sonra gelelim Hanefîlere göre abdest için müstehab olan hususlara: Sahîh olan görüşe göre bunlar her ne kadar müekked sünnet değilseler de sünnettirler, Ki bunları şu şekilde bir sırala­maya tâbi tutabiliriz:

    a- Tertib: Farzları yerine getirirken önce yüzü yıkamakla işe başlanır. Sonra dirseklere kadar eller yıkanır, Sonra başın dörtte biri meshedilir. Sonra mafsal yumru kemiklerine kadar ayaklar yıkanır. Nitekim bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, Ve başlarınızı meshedip her İki topuğa kadar ayaklarmızı yıkayın.

    Sahîh kavle göre müekked sünnetler arasında da tertibe riâyet etmek gerekir, Bazı Hanefîler, bu tertibin müstehap olduğu görüşündedirler.

    b- Muvâlât: Buna acele davranmak da denebilir. Yani abdest organ­larından birinin suyu kurumadan hemen diğerini yıkamaya başlamaktır. Bun­da da mevsimin normal olması şarttır

    Meselâ havalar çok sıcaksa su çabuk kurur, Çok soğuksa da çabuk do­nar. Eğer bu ve buna benzer mazeretler yoksa muvâlâta riâyet etmek sün­nettir. Meselâ yüz yıkandıktan sonra abdest suyu tükenir, ikinci su gelince­ye kadar beklenirken yüzdeki su kurursa bunun abdeste bir zararı dokun­maz. Mâliki ve Hanbelîlere göre muvâlâtın farz olduğu, abdestin farzları bö­lümünde anlatılmıştı.

    Sünnetliği ile müstehabhği hususunda ihtilâf edilen hususlara gelince, bunları da şöylece sıralayabiliriz:

    a. Ayakları yıkarken su kabını sağ elde tutarak önce sağ ayağının ön kısmına döküp sol elle ayağı ovmak ve bu şekilde üç kere yıkamak. Sonra yine aynı elle sol ayağın ön kısmına su döküp sol elle ayağı ovmak.

    b. Elleri yıkarken de ayaklarda olduğu gibi parmak başlarından yıka­maya başlamak.

    c. Mesh esnasında meshe başın ön tarafından başlamak.

    d. Önce mazmaza, sonra istinşak yapmak. Oruçlu olanın, suyu ağza ve buruna fazla çekmemesi, oruçlu olmayanınsa fazlaca çekmesi gerekir. Suyu . burna verdikten sonra kendi nefesiyle burnun üst kısımlarına doğru çekme­lidir.

    e. Üç defa her organı yıkadıktan sonra artacak suyu başka birisi ab­dest için kullanacaksa bu durumda suyu israf etmemek. Eğer artacak olan suyu başkası abdest için kullanmayacaksa bu durumda israf edilmemesi men­dub olur.

    f) Kolları yıkarken elleri de onlarla beraber yeniden yıkamak. Zâten ellerin ilk yıkanışı sünnettir. Kollarla beraber yeniden yıkanması ise başka bir sünnet olmaktadır. Ama abdest alan bir kişi, önce ellerini sonra da yü­zünü yıkar ve daha sonra kollarını yıkarken sadece bileklerden dirseklere kadar (dirsekler dahil) olan kısmı yıkarsa bu durumda farzı yerine getirmiş ama sünneti terk etmiş olur. Hanefîlere göre abdestin sünnetleri bu saydıklarımızdan ibarettir

    Malikiler dediler ki: Abdest alanın yapmakla sevâb kazanacağı, ter-ketmekle de azâblandırılmayacağı müekked sünnetler şunlardır:

    a. Elleri bileklere kadar yıkamak: Bilindiği gibi bilek, avuç içiyle ko­lun birbirinden ayrıldığı mafsaldır. Elleri yıkamak suyun azlığına ve çoklu­ğuna göre değişir. Su eğer az ise ve de akar değilse, eğer içinden alınmasına yarayacak tas gibi bir şey varsa, bu durumda elleri suya sokmadan yıkamak gerekir. Aksi takdirde sünnet yerine getirilmemiş olur. Eğer eller temiz ise bunlardan birini veya ikisini yıkamadan suya daldıracak olursa mekruh işle­miş ve sünneti de kaçırmış olur. Eğer su çok veya akar ise elleri temiz olsun necis olsun, yıkamış olmakla sünneti yerine getirmiş olur. Bu yıkama ister suyun içinde olsun, ister dışında olsun hüküm aynıdır. Küçük havuzdaki gi­bi, su eğer az ise ve ondan su almak mümkün değilse, elleri temiz ise bu du­rumda avuçlayarak ellerini yıkayabilir. Elleri temiz değil ama bu suyun içi­ne sokmakla suyun vasfını değiştirmeyecekse, yine bir veya iki eliyle suyu avuçlayarak alır ve suyun dışında ellerini yıkar. Böylece sünneti eda etmiş olur. Ama elleri temiz değil, ellerini sokmakla suyun vasfının değişeceğin­den korkarsa ağzıyla veya temiz bir bezle su alıp ellerini yıkamaya çalışır. Bunu yapmaya imkân olmazsa suyu bırakıp teyemmüm eder.

    b. Mazmaza: Suyu ağza alıp tekrar dışarı atmaktır. Eğer abdest ala­nın kastı olmadan su girecek olursa veya ağzına su alıp hareket ettirmezse veya ağzına su alıp hareket ettirir, ama bu suyu yutup da dışarı atmazsa sünneti yerine getirmiş olmaz. Oysa Hanefîler derler ki: Mazmazada su ağza girdik­ten sonra hareket ettirilmese veşa dışarı atılmasa da sünnet yerine getirilmiş olur.

    c. İstinşak: Suyun nefesle buruna çekilmesidir. Nefesle çekilmediği takdirde sünnet yerini bulmuş olmaz. Hanefîler bu görüşe karşıdırlar.

    d. İstinsar: Suyun yine nefesle burundan dışarı atılmasıdır. Bunu ya­parken de sol elin baş ve işaret parmaklarıyla burun yumuşağının üst tarafı tutulup su dışarı atılır. Burunda sümük ve diğer kurumuş pislikler varsa bunlar da sol elin serçe parmağıyla çıkarılır.

    e. Kulakların iç ve dışını meshetmek: Kulak delikleri de mesh kapsa­mına girerler.

    f. Kulakları meshederken yeni su kullanmak: Sünnetin yerini bulma­sı için, başın meshinden arta kalan su yeterli değildir. Hanefîler bu görüşe muhaliftirler. Efdal olan kulak meshi şöyle yapılanıdır: İşaret parmağı kulak deliğine sokulup baş parmak da kulağın arkasına konularak işaret par­mağıyla baş parmak ikilenerek döndürülür. Ve kulakların içiyle dışının meshi böylece tamamlanmış olur. Başka şekilde meshedilse yine yeterli olur. An­cak istenen şey kulakların tamamını meshetmektir.

    g. Abdest organları arasındaki tertibe uymak: Hanefîlerin de dedik­leri gibi önce yüz, sonra da kollar yıkanacak. Daha sonra baş meshedilerek ondan sonra ayaklar yıkanacaktır.

    h. Birinci meshten sonra elde ıslaklık kalmışsa başı ikinci kez meshet­mek: Elde ıslaklık kalmamışsa yeniden meshetmek sünnet değildir.

    i. Altına su giden yüzüğün oynatılması: Mâlikîlerin bu konuda güzel bir tafsilâtı vardır. Şöyle ki: Takılan yüzük ya mubah, ya haram veya mek­ruh bir yüzük olabilir. Kişinin kendi parmağına taktığı, ağırlığı 6,8 gramı geçmeyen yüzük gümüşten ise ve birden fazla da değilse mubah bir yüzük­tür. Dar da olsa geniş de oha, altına su geçse de geçmese de bu yüzüğü oy­natmak gerekmez. Bu hüküm hem abdest, hem de gusül için geçerlidir. An­cak abdest alınıp bittikten veya gusül sona erdikten sonra bu yüzük çıkarıla­cak olur da, dar bir yüzük olduğu gerekçesiyle altına su geçmediğini zanne­derse, yerini yıkaması gerekir.

    Kişinin kendi parmağına taktığı altın veya ağırlığı 6,8 gramdan fazla olan bir yüzükse bu, haram bir yüzük olur. Gümüş yüzük birden fazla olunca da haram olur. Bu yüzük eğer geniş ise sadece oynatılması yeterli olur. Altı­nı ovması gerekmez. Alt tarafını yüzüğün kendisiyle ovması yeterli olur. Eğer bu yüzük darsa, yerinden ileriye alınması gerekir. Ki alt tarafını ovmak müm­kün olsun.

    Bakır, demir ve kurşundan yapılma yüzükleri takmak mekruh olur. Ki abdestte veya gusülde bunlar da haram yüzüğün hükmüne tâbi olurlar. Bu anlattıklarımız erkekleri ilgilendirmektedir. Kadınlara gelince onlar, ister al­tından ister başka madenden yapılma olsun diledikleri süs ve takıları takabi­lirler. Meselâ bilezik veya halhal takarsa, dar olsun geniş olsun, altına su geçsin geçmesin, bunları oynatmak gerekmez. Ancak abdest alınıp tamam­landıktan sonra veya gusül yapılıp bitirildikten sonra bunlar çıkarılacak olur­larsa, dar oldukları gerekçesiyle altlarına su geçmediği zannedilirse bu du­rumda yerlerini yıkamak vâcib olur.

    Hanefîlere gelince; onlar bu hususta derler ki: Geniş yüzüğü oy­natmak, sünnet değil de mendubtur. Eğer yüzük darsa ve altına suyun geç­mesine engel oluyorsa oynatılması farz olur. Bu yüzük mubah da olsa, ha­ram da olsa hüküm aynıdır. Bunlara göre kadınlar, alt tarafına su geçmeye­cek kadar dar yüzük veya bilezik takarlarsa muaf sayılmazlar. Ancak önce de anlatıldığı gibi Hanefîler, ovmayı şart koşmazlar.

    Şâfiîler: Bilindiği gibi Şâfiîler sünnet, mendub, fazilet ve müstehab arasında herhangi bir ayırım yapmazlar. Bunlara göre abdestin sünnetleri çoktur. Ancak şöyle bir sıralama yapabiliriz:

    a. İstiâze: Abdeste başlarken “Eüzübillâhimineşşeytânirracîm” demelidir.

    b. Besmele: Elleri yıkamaya başlarken “besmele” çekmelidir. Bunun en azı “Bismillâh”dir. Ama en faziletlisi “Bismillâhirrahmânirrahîm” di­yerek besmeleyi tamamlamaktır. Sünneti yerine getirmek için bu lafızlardan birini okumak gerekir. Başka lafızlar kullanılacak olursa sünnet yerine geti­rilmiş olmaz. Zîrâ şâri, özellikle “besmele” çekilmesini istemiştir. Hanefîler bu görüşe muhaliftirler. Kişi cünüb de olsa “besmele” çekmelidir. Abdestin başlangıcında kasten veya unutarak besmele çekilmezse, abdestin ortaların­da veya sonunda “besmele” çekilmesi îcâb eder. Ama abdest tamamlanır, “şehâdet” kelimesi getirilir ve gerekli dua okunursa artık “besmele”nin vakti geçmiş olur. Ve “besmele” çekilmez. Hanefîler de bu görüştedirler.

    c. Besmele anında abdestin sünnetlerine niyet etmek: Bu niyet, hades hâlinin kaldırılması niyetinden ayrıdır. Bilindiği gibi, hades halinin kaldırıl­ması niyeti farzdır. Ve ancak yüzün yıkanması anında yapıldığı takdirde geçerli olur.

    d. Elleri bileklere kadar yıkamak: Besmele çekerken eller yıkanır ve abdestin sünnetlerine niyet edilir. Ki böylece üç şey bir araya toplanmış olur. Su, içinden ele dökülmesi mümkün olan ibrik ve benzeri bir kapta ise elleri bu kabın dışında (eller zâten batırılamaz ya) üç kere yıkamakla sünnet yeri­ni bulmuş olur. Eğer su, az olup üstü açık bir kaptaysa ve abdest alan kişi, ellerinin temiz olduğunu da kesin olarak biliyorsa, bu suyun içinde yıkaya­bilir. Ama temizliklerinden şüpheye düşerse ellerini kaba batınp içinde yı­kaması mekruh olur. Eğer ellerinin necis olduğunu kesin olarak biliyorsa kaba batırması haram olur. Ancak necasetten temizlenmesi için ellerini kabın dı­şında üç defa yıkaması vâcibtir. Ki bununla sünneti yerine getirmiş olmaz. Sadece ellerini necasetten arındırmış olur. Abdestin sünnetini yerine getir­mek için, ayrıca yine üç defa yıkaması gerekir.

    e. Elleri mazmaza yapmadan önce yıkamak: Mazmazadan sonra yı­kayacak olursa sünneti yerine getirmiş olmaz.

    f. Mazmaza: Burun deliklerini yıkamadan önce ağza su almak. Suyu ağızda çalkalamak ve sonra da ağızdan dışarı atmak şart değildir. Sünnetin yerine gelmesi sadece suyu ağza vermekle olur. Suyu yutup dışarı atmasa bile sünnet, yine de yerini bulmuş olur. Ama en mükemmel olan şekil, ağza verildikten sonra suyun çalkalanması ve bilâhare dışarı atılmasıdır.

    g. İstinşak: Bu, suyun buruna verilmesidir. Nefesle yukarıya doğru çekilmese ve sonra da atılmasa bile sünnet yerini bulur. Ama en mükemmel olan şekil, suyun buruna verilerek nefesle yukarıya doğru çekilmesi ve bilâhare dışarı atılmasıdır. Mazmaza ve istinşakta uygulanacak en iyi yöntem, suyun avuca alınması, avuçtaki bu suyun bir kısmıyla mazmaza yaptıktan sonra geri kalaniyla istinşak yapılmasıdır. Bunu üç avuç suyla üçlemelidir. Her avuç suyun yarısı mazmazaya, yarısı da istinşaka sarfedilmelidir.

    h. Kıbleye yönelmek: Kıbleye yönelebileceği bir yerdeyse abdest ala­cak olan kişi kıbleye yönelmelidir.

    i. İçinde abdest suyu bulunan üstü açık kabı sağ yanına, üstü kapalı olan kabı ise sol yanına indirmelidir.
    Yüzünü yıkamak için iki avucuyla birlikte suyu avuçlamalı ve de suyu yüzüne çarpmamalıdır.

    n. Sakalı sık olanlar, sakallarını hilâllemelidirler.

    o. Meshederken başın tümünü meshetmeli. Kulakların iç ve dışının yeni suyla meshedilmesi sünnettir. Abdest organlarını yıkarken ovmalıdır.

    p. Önce sağ taraftaki organları yıkamalıdır.

    r. Gurre ve tahcîli uzatmalıdır.

    Gurre: Yüzün yıkanmasında farz olan kısımdan fazla olarak başın ön kısmından bir miktarının ve boynun yan ta­raflarından birazının yıkanmasıdır.

    Tahcîl: Kolları yıkarken dirseklerden biraz daha yukarısını, ayakları yıkarken de mafsal yumru kemiklerinin biraz da­ha üst taraflarını yıkamaktır.

    s. Abdestteki fiil ve sözleri üçlemelidir. (Niyet hariç).

    ş. Sidik akıntısı olanlardan başkasının muvâlâtı uygulaması sünnettir. Yâni organlardan biri kurumadan diğerini yıkamaya geçmelidir. Sidik akıntısı ve benzeri sürekli abdest bozucu özürleri bulunan kimselerin muvâlâtı uygulamaları vâcibtir.

    t. Abdest alırken ihtiyâç olmadıkça Allah´ı zikirden başka dünya ke­lâmı söylememelidir.

    u. Su döktürmek gibi ihtiyâç yokken başkasından yardım istememelidir.

    ü. İhtiyâç olmadıkça abdest organlarını kurulamamalıdır.

    v. İhtiyâç olmadıkça eldeki artık suyu silkelememelidir.

    y. Abdestten artan suyu içmelidir.

    z. Geniş yüzüğü oynatmalıdır. Alt tarafına su geçmeyen dar yüzüğü, altına su geçinceye kadar oynatmak gerekir. Bu hususta yüzüğün mubah ve­ya haram veyahut da mekruh yüzüklerden olması hükmü değiştirmez. Bu görüşe Hânefîler muvafık, Mâlikîler ise muhaliftirler.

    Hanbeliler dediler ki: Abdestin sünnetleri, mendublan veya müs-tehabları aşağıda sıralanmıştır:

    a. Kıbleye yönelmek.

    b. Mazmaza esnasında ağzı misvâklamak. Dişleri temizlemek için dişleri enlemesine, damağı kuvvetlendirmek için dişleri diklemesine misvâklamak mendubtur.
    c. Avuçları üç defa yıkamak.

    d. Yüzü yıkamadan önce mazmaza ve istinşak yapmak. Oruçlu ol­mayanın mazmaza ve istinşakta mübalağa yapması sünnettir;

    e. Üzerinden su geçen organları ovmak.

    f. Üzerinde tüy, girinti ve çıkıntılar bulunması nedeniyle yüzü yıkar­ken bol su kullanmak.

    g. Sık sakallan yıkarken hilâllemek.

    h. Ovmaya gerek görülmeden aralarına suyun girebildiği el ve ayak parmaklarını hilâllemek. Eğer su, ovmakla aralarına girebiliyorsa bu durumda hilâllenmeleri vâcib olur.

    i. Kulakları meshederken suyu yenilemek.

    j. İkili organlardanönce sağ tarafta olanı yıkamak.

    k. Gurre ve tahcîlî uzatmak.

    l. Her organı ikinci ve üçüncü kez yıkamak. Tabiî eğer birinci yıka­yışta su, organın her tarafını kaplamışşa... Diyelim ki birinci yıkayışta kaplamayıp ikincisinde veya üçüncüsünde kaplamışşa farz yerini bulur. Ama sünnet, yerini bulmaz.

    m. Yüz yıkanırken abdest için yaptığı niyeti, abdestin sonuna kadar kalbte tutmak.

    n. Avuçlarını yıkarken, abdestin sünnetlerine niyet etmek.

    o. Niyet ederken kelimeleri gizlice söyleyip sadece kendisinin duyabi­leceği şekilde dudakları oynatmak. Niyet ederken (kelimeleri söylemek için) başkasından yardım istememek.


  12. 06.Kasım.2011, 18:44
    6
    Silent and lonely rains
    d. El ve ayak parmaklarının hilâllenmesi: Hilâllemek, damlamakta olan suyla parmakları birbirinin arasına girdirmektir. İhtilafsız olarak bu mü­ekked bir sünnettir. Parmaklar birbirine bitişik, ancak aralarına su girebiliyorsa bu durumda aralarını hilâllemek sünnet, eğer aralarına su girmiyorsa vâcib olur. El parmaklarını hilâllemek, iki elin parmaklarını birbirlerinin arasına geçirmekle olur. Ayak parmaklarına gelince, sağ ayağının küçük par­mağım sol elinin serçe parmağıyla hilâlleyecek ve bu ayak bitirildikten sonra sol ayağın baş parmağından başlayıp serçe parmağında sona erdirecektir. Tabiî bu sekil, en iyi olanıdır, Dileyen dilediği şekilde hilâlleyebilir

    e. Her yıkayışın üçlenmesi: Her organın tamamını bir defa suyla yı­kamak farz, ikinci ve üçüncü defa yıkamaksa müekked sünnettir. Doğru olan görüşe göre bu böyledir. Farz olan birinci yıkayışta su, organın üzerinde akı­tılıp damla damla yere akmalıdır. Birinci yıkayışta su, organın yıkanması gereken yerlerinin tümünü kaplamaz da ikinci veya üçüncü yıkayışta su her tarafını kaplayacak olursa farz yerine getirilmiş, ama sünnet aksamış olur

    f- Başın tümünü meshetmek: Sadece farz olan miktarı meshetmekle yetinilir ve bu davranış birkaç kez tekrarlanacak olursa günahkâr olunur. Başı meshederken ıslak parmaklar başın ön tarafına konulup, başın tümü­nü kapsayacak şekilde ense köküne doğru sürmelidir. Bundan sonra parmak­larda fazla ıslaklık kalmışsa yine meshe devam edilmelidir. Islaklık kalma­mışsa buna gerek yoktur. Mâlikîler de bu görüştedirler.

    g- Kulakları meshetmek: Başın mesh suyu île kulakların içi ve arka kısımları meshedilir. Bu mesh için yeni su almak daha iyi olur. Ki Hanefîlerin bir kısmı bunu yeğlemişlerdir. Baş meshedildikten sonra avuçta su kalmamışsa kulaklar bu suyla meshedilir. Ancak avuçtaki su kurumuşsa yeni su almak gerekir. Kulağın içi işaret parmağıyla, arka kısmı da baş parmakla meshedilir.

    h- Niyet: Abdest alan kişi niyet ederken hades hâlinin giderilmesine veya namaz kılma ruhsatını elde etmeye veya temizlemeye veyahut da salt abdest almaya niyet etmelidir. Ama en faziletli olanı, abdest alanın “Allah´a ibâdet kasdıyla namaz için abdest almaya niyet ettim” demesidir, Veya, “Ha­des hâlinin kaldırılmasına niyet ettim” demesidir. Ya da, “temizlenmeye ni­yet ettim” diyebileceği gibi, “namaz kılmayı mubah etmeye niyet ettim” de diyebilir, Niyetin asıl yeri kalb ise de, bu cümlelerden birini söylemek müstehab olur. Niyetin vaktine gelince bu, yüzün yıkanılmasına başlanıldığı an­dır

    i- Misvak kullanmak: Misvakın, bilinen erak ağacından olması şart değildir. En iyisi murra ağacından yapılanıdır, Bu ağaçtan yapılan, ağzın güzel kokmasını sağlar. Dili fasihleştirir. Dişleri temizler. Ağızdaki kirlerin mideye girmesini önlediği için mideyi de kuvvetlendirir. En ideâli; kuru ol­mayan, serçe parmak kalınlığında ve bir karış uzunluğunda olanıdır. Mis­vak bulunmadığı takdirde diş fırçaları da misvak yerine kullanılabilir, Fırça da bulunmazsa parmaklarla diş ve ağız temizlenir. Sakız da misvak yerine geçerli olur, Şayet misvak varsa mendub olan kullanış şekli şöyledir: Mis­vak sağ elle tutulacak. Serçe parmak altta, baş parmak fırçalı kısmın biraz aşağısında, diğer üç parmak da misvâğın üzerinde tutulmalıdır, Misvak, mazmaza anında kullanılır. Eğer kullanmaya engel bir hal varsa zorunluluk do­layısıyla terk edilebilir. Uzanmış olan bir kişinin misvak kullanmasında ke­rahet vardır

    Bu müekked sünnetleri anlattıktan sonra gelelim Hanefîlere göre abdest için müstehab olan hususlara: Sahîh olan görüşe göre bunlar her ne kadar müekked sünnet değilseler de sünnettirler, Ki bunları şu şekilde bir sırala­maya tâbi tutabiliriz:

    a- Tertib: Farzları yerine getirirken önce yüzü yıkamakla işe başlanır. Sonra dirseklere kadar eller yıkanır, Sonra başın dörtte biri meshedilir. Sonra mafsal yumru kemiklerine kadar ayaklar yıkanır. Nitekim bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler, namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, Ve başlarınızı meshedip her İki topuğa kadar ayaklarmızı yıkayın.

    Sahîh kavle göre müekked sünnetler arasında da tertibe riâyet etmek gerekir, Bazı Hanefîler, bu tertibin müstehap olduğu görüşündedirler.

    b- Muvâlât: Buna acele davranmak da denebilir. Yani abdest organ­larından birinin suyu kurumadan hemen diğerini yıkamaya başlamaktır. Bun­da da mevsimin normal olması şarttır

    Meselâ havalar çok sıcaksa su çabuk kurur, Çok soğuksa da çabuk do­nar. Eğer bu ve buna benzer mazeretler yoksa muvâlâta riâyet etmek sün­nettir. Meselâ yüz yıkandıktan sonra abdest suyu tükenir, ikinci su gelince­ye kadar beklenirken yüzdeki su kurursa bunun abdeste bir zararı dokun­maz. Mâliki ve Hanbelîlere göre muvâlâtın farz olduğu, abdestin farzları bö­lümünde anlatılmıştı.

    Sünnetliği ile müstehabhği hususunda ihtilâf edilen hususlara gelince, bunları da şöylece sıralayabiliriz:

    a. Ayakları yıkarken su kabını sağ elde tutarak önce sağ ayağının ön kısmına döküp sol elle ayağı ovmak ve bu şekilde üç kere yıkamak. Sonra yine aynı elle sol ayağın ön kısmına su döküp sol elle ayağı ovmak.

    b. Elleri yıkarken de ayaklarda olduğu gibi parmak başlarından yıka­maya başlamak.

    c. Mesh esnasında meshe başın ön tarafından başlamak.

    d. Önce mazmaza, sonra istinşak yapmak. Oruçlu olanın, suyu ağza ve buruna fazla çekmemesi, oruçlu olmayanınsa fazlaca çekmesi gerekir. Suyu . burna verdikten sonra kendi nefesiyle burnun üst kısımlarına doğru çekme­lidir.

    e. Üç defa her organı yıkadıktan sonra artacak suyu başka birisi ab­dest için kullanacaksa bu durumda suyu israf etmemek. Eğer artacak olan suyu başkası abdest için kullanmayacaksa bu durumda israf edilmemesi men­dub olur.

    f) Kolları yıkarken elleri de onlarla beraber yeniden yıkamak. Zâten ellerin ilk yıkanışı sünnettir. Kollarla beraber yeniden yıkanması ise başka bir sünnet olmaktadır. Ama abdest alan bir kişi, önce ellerini sonra da yü­zünü yıkar ve daha sonra kollarını yıkarken sadece bileklerden dirseklere kadar (dirsekler dahil) olan kısmı yıkarsa bu durumda farzı yerine getirmiş ama sünneti terk etmiş olur. Hanefîlere göre abdestin sünnetleri bu saydıklarımızdan ibarettir

    Malikiler dediler ki: Abdest alanın yapmakla sevâb kazanacağı, ter-ketmekle de azâblandırılmayacağı müekked sünnetler şunlardır:

    a. Elleri bileklere kadar yıkamak: Bilindiği gibi bilek, avuç içiyle ko­lun birbirinden ayrıldığı mafsaldır. Elleri yıkamak suyun azlığına ve çoklu­ğuna göre değişir. Su eğer az ise ve de akar değilse, eğer içinden alınmasına yarayacak tas gibi bir şey varsa, bu durumda elleri suya sokmadan yıkamak gerekir. Aksi takdirde sünnet yerine getirilmemiş olur. Eğer eller temiz ise bunlardan birini veya ikisini yıkamadan suya daldıracak olursa mekruh işle­miş ve sünneti de kaçırmış olur. Eğer su çok veya akar ise elleri temiz olsun necis olsun, yıkamış olmakla sünneti yerine getirmiş olur. Bu yıkama ister suyun içinde olsun, ister dışında olsun hüküm aynıdır. Küçük havuzdaki gi­bi, su eğer az ise ve ondan su almak mümkün değilse, elleri temiz ise bu du­rumda avuçlayarak ellerini yıkayabilir. Elleri temiz değil ama bu suyun içi­ne sokmakla suyun vasfını değiştirmeyecekse, yine bir veya iki eliyle suyu avuçlayarak alır ve suyun dışında ellerini yıkar. Böylece sünneti eda etmiş olur. Ama elleri temiz değil, ellerini sokmakla suyun vasfının değişeceğin­den korkarsa ağzıyla veya temiz bir bezle su alıp ellerini yıkamaya çalışır. Bunu yapmaya imkân olmazsa suyu bırakıp teyemmüm eder.

    b. Mazmaza: Suyu ağza alıp tekrar dışarı atmaktır. Eğer abdest ala­nın kastı olmadan su girecek olursa veya ağzına su alıp hareket ettirmezse veya ağzına su alıp hareket ettirir, ama bu suyu yutup da dışarı atmazsa sünneti yerine getirmiş olmaz. Oysa Hanefîler derler ki: Mazmazada su ağza girdik­ten sonra hareket ettirilmese veşa dışarı atılmasa da sünnet yerine getirilmiş olur.

    c. İstinşak: Suyun nefesle buruna çekilmesidir. Nefesle çekilmediği takdirde sünnet yerini bulmuş olmaz. Hanefîler bu görüşe karşıdırlar.

    d. İstinsar: Suyun yine nefesle burundan dışarı atılmasıdır. Bunu ya­parken de sol elin baş ve işaret parmaklarıyla burun yumuşağının üst tarafı tutulup su dışarı atılır. Burunda sümük ve diğer kurumuş pislikler varsa bunlar da sol elin serçe parmağıyla çıkarılır.

    e. Kulakların iç ve dışını meshetmek: Kulak delikleri de mesh kapsa­mına girerler.

    f. Kulakları meshederken yeni su kullanmak: Sünnetin yerini bulma­sı için, başın meshinden arta kalan su yeterli değildir. Hanefîler bu görüşe muhaliftirler. Efdal olan kulak meshi şöyle yapılanıdır: İşaret parmağı kulak deliğine sokulup baş parmak da kulağın arkasına konularak işaret par­mağıyla baş parmak ikilenerek döndürülür. Ve kulakların içiyle dışının meshi böylece tamamlanmış olur. Başka şekilde meshedilse yine yeterli olur. An­cak istenen şey kulakların tamamını meshetmektir.

    g. Abdest organları arasındaki tertibe uymak: Hanefîlerin de dedik­leri gibi önce yüz, sonra da kollar yıkanacak. Daha sonra baş meshedilerek ondan sonra ayaklar yıkanacaktır.

    h. Birinci meshten sonra elde ıslaklık kalmışsa başı ikinci kez meshet­mek: Elde ıslaklık kalmamışsa yeniden meshetmek sünnet değildir.

    i. Altına su giden yüzüğün oynatılması: Mâlikîlerin bu konuda güzel bir tafsilâtı vardır. Şöyle ki: Takılan yüzük ya mubah, ya haram veya mek­ruh bir yüzük olabilir. Kişinin kendi parmağına taktığı, ağırlığı 6,8 gramı geçmeyen yüzük gümüşten ise ve birden fazla da değilse mubah bir yüzük­tür. Dar da olsa geniş de oha, altına su geçse de geçmese de bu yüzüğü oy­natmak gerekmez. Bu hüküm hem abdest, hem de gusül için geçerlidir. An­cak abdest alınıp bittikten veya gusül sona erdikten sonra bu yüzük çıkarıla­cak olur da, dar bir yüzük olduğu gerekçesiyle altına su geçmediğini zanne­derse, yerini yıkaması gerekir.

    Kişinin kendi parmağına taktığı altın veya ağırlığı 6,8 gramdan fazla olan bir yüzükse bu, haram bir yüzük olur. Gümüş yüzük birden fazla olunca da haram olur. Bu yüzük eğer geniş ise sadece oynatılması yeterli olur. Altı­nı ovması gerekmez. Alt tarafını yüzüğün kendisiyle ovması yeterli olur. Eğer bu yüzük darsa, yerinden ileriye alınması gerekir. Ki alt tarafını ovmak müm­kün olsun.

    Bakır, demir ve kurşundan yapılma yüzükleri takmak mekruh olur. Ki abdestte veya gusülde bunlar da haram yüzüğün hükmüne tâbi olurlar. Bu anlattıklarımız erkekleri ilgilendirmektedir. Kadınlara gelince onlar, ister al­tından ister başka madenden yapılma olsun diledikleri süs ve takıları takabi­lirler. Meselâ bilezik veya halhal takarsa, dar olsun geniş olsun, altına su geçsin geçmesin, bunları oynatmak gerekmez. Ancak abdest alınıp tamam­landıktan sonra veya gusül yapılıp bitirildikten sonra bunlar çıkarılacak olur­larsa, dar oldukları gerekçesiyle altlarına su geçmediği zannedilirse bu du­rumda yerlerini yıkamak vâcib olur.

    Hanefîlere gelince; onlar bu hususta derler ki: Geniş yüzüğü oy­natmak, sünnet değil de mendubtur. Eğer yüzük darsa ve altına suyun geç­mesine engel oluyorsa oynatılması farz olur. Bu yüzük mubah da olsa, ha­ram da olsa hüküm aynıdır. Bunlara göre kadınlar, alt tarafına su geçmeye­cek kadar dar yüzük veya bilezik takarlarsa muaf sayılmazlar. Ancak önce de anlatıldığı gibi Hanefîler, ovmayı şart koşmazlar.

    Şâfiîler: Bilindiği gibi Şâfiîler sünnet, mendub, fazilet ve müstehab arasında herhangi bir ayırım yapmazlar. Bunlara göre abdestin sünnetleri çoktur. Ancak şöyle bir sıralama yapabiliriz:

    a. İstiâze: Abdeste başlarken “Eüzübillâhimineşşeytânirracîm” demelidir.

    b. Besmele: Elleri yıkamaya başlarken “besmele” çekmelidir. Bunun en azı “Bismillâh”dir. Ama en faziletlisi “Bismillâhirrahmânirrahîm” di­yerek besmeleyi tamamlamaktır. Sünneti yerine getirmek için bu lafızlardan birini okumak gerekir. Başka lafızlar kullanılacak olursa sünnet yerine geti­rilmiş olmaz. Zîrâ şâri, özellikle “besmele” çekilmesini istemiştir. Hanefîler bu görüşe muhaliftirler. Kişi cünüb de olsa “besmele” çekmelidir. Abdestin başlangıcında kasten veya unutarak besmele çekilmezse, abdestin ortaların­da veya sonunda “besmele” çekilmesi îcâb eder. Ama abdest tamamlanır, “şehâdet” kelimesi getirilir ve gerekli dua okunursa artık “besmele”nin vakti geçmiş olur. Ve “besmele” çekilmez. Hanefîler de bu görüştedirler.

    c. Besmele anında abdestin sünnetlerine niyet etmek: Bu niyet, hades hâlinin kaldırılması niyetinden ayrıdır. Bilindiği gibi, hades halinin kaldırıl­ması niyeti farzdır. Ve ancak yüzün yıkanması anında yapıldığı takdirde geçerli olur.

    d. Elleri bileklere kadar yıkamak: Besmele çekerken eller yıkanır ve abdestin sünnetlerine niyet edilir. Ki böylece üç şey bir araya toplanmış olur. Su, içinden ele dökülmesi mümkün olan ibrik ve benzeri bir kapta ise elleri bu kabın dışında (eller zâten batırılamaz ya) üç kere yıkamakla sünnet yeri­ni bulmuş olur. Eğer su, az olup üstü açık bir kaptaysa ve abdest alan kişi, ellerinin temiz olduğunu da kesin olarak biliyorsa, bu suyun içinde yıkaya­bilir. Ama temizliklerinden şüpheye düşerse ellerini kaba batınp içinde yı­kaması mekruh olur. Eğer ellerinin necis olduğunu kesin olarak biliyorsa kaba batırması haram olur. Ancak necasetten temizlenmesi için ellerini kabın dı­şında üç defa yıkaması vâcibtir. Ki bununla sünneti yerine getirmiş olmaz. Sadece ellerini necasetten arındırmış olur. Abdestin sünnetini yerine getir­mek için, ayrıca yine üç defa yıkaması gerekir.

    e. Elleri mazmaza yapmadan önce yıkamak: Mazmazadan sonra yı­kayacak olursa sünneti yerine getirmiş olmaz.

    f. Mazmaza: Burun deliklerini yıkamadan önce ağza su almak. Suyu ağızda çalkalamak ve sonra da ağızdan dışarı atmak şart değildir. Sünnetin yerine gelmesi sadece suyu ağza vermekle olur. Suyu yutup dışarı atmasa bile sünnet, yine de yerini bulmuş olur. Ama en mükemmel olan şekil, ağza verildikten sonra suyun çalkalanması ve bilâhare dışarı atılmasıdır.

    g. İstinşak: Bu, suyun buruna verilmesidir. Nefesle yukarıya doğru çekilmese ve sonra da atılmasa bile sünnet yerini bulur. Ama en mükemmel olan şekil, suyun buruna verilerek nefesle yukarıya doğru çekilmesi ve bilâhare dışarı atılmasıdır. Mazmaza ve istinşakta uygulanacak en iyi yöntem, suyun avuca alınması, avuçtaki bu suyun bir kısmıyla mazmaza yaptıktan sonra geri kalaniyla istinşak yapılmasıdır. Bunu üç avuç suyla üçlemelidir. Her avuç suyun yarısı mazmazaya, yarısı da istinşaka sarfedilmelidir.

    h. Kıbleye yönelmek: Kıbleye yönelebileceği bir yerdeyse abdest ala­cak olan kişi kıbleye yönelmelidir.

    i. İçinde abdest suyu bulunan üstü açık kabı sağ yanına, üstü kapalı olan kabı ise sol yanına indirmelidir.
    Yüzünü yıkamak için iki avucuyla birlikte suyu avuçlamalı ve de suyu yüzüne çarpmamalıdır.

    n. Sakalı sık olanlar, sakallarını hilâllemelidirler.

    o. Meshederken başın tümünü meshetmeli. Kulakların iç ve dışının yeni suyla meshedilmesi sünnettir. Abdest organlarını yıkarken ovmalıdır.

    p. Önce sağ taraftaki organları yıkamalıdır.

    r. Gurre ve tahcîli uzatmalıdır.

    Gurre: Yüzün yıkanmasında farz olan kısımdan fazla olarak başın ön kısmından bir miktarının ve boynun yan ta­raflarından birazının yıkanmasıdır.

    Tahcîl: Kolları yıkarken dirseklerden biraz daha yukarısını, ayakları yıkarken de mafsal yumru kemiklerinin biraz da­ha üst taraflarını yıkamaktır.

    s. Abdestteki fiil ve sözleri üçlemelidir. (Niyet hariç).

    ş. Sidik akıntısı olanlardan başkasının muvâlâtı uygulaması sünnettir. Yâni organlardan biri kurumadan diğerini yıkamaya geçmelidir. Sidik akıntısı ve benzeri sürekli abdest bozucu özürleri bulunan kimselerin muvâlâtı uygulamaları vâcibtir.

    t. Abdest alırken ihtiyâç olmadıkça Allah´ı zikirden başka dünya ke­lâmı söylememelidir.

    u. Su döktürmek gibi ihtiyâç yokken başkasından yardım istememelidir.

    ü. İhtiyâç olmadıkça abdest organlarını kurulamamalıdır.

    v. İhtiyâç olmadıkça eldeki artık suyu silkelememelidir.

    y. Abdestten artan suyu içmelidir.

    z. Geniş yüzüğü oynatmalıdır. Alt tarafına su geçmeyen dar yüzüğü, altına su geçinceye kadar oynatmak gerekir. Bu hususta yüzüğün mubah ve­ya haram veyahut da mekruh yüzüklerden olması hükmü değiştirmez. Bu görüşe Hânefîler muvafık, Mâlikîler ise muhaliftirler.

    Hanbeliler dediler ki: Abdestin sünnetleri, mendublan veya müs-tehabları aşağıda sıralanmıştır:

    a. Kıbleye yönelmek.

    b. Mazmaza esnasında ağzı misvâklamak. Dişleri temizlemek için dişleri enlemesine, damağı kuvvetlendirmek için dişleri diklemesine misvâklamak mendubtur.
    c. Avuçları üç defa yıkamak.

    d. Yüzü yıkamadan önce mazmaza ve istinşak yapmak. Oruçlu ol­mayanın mazmaza ve istinşakta mübalağa yapması sünnettir;

    e. Üzerinden su geçen organları ovmak.

    f. Üzerinde tüy, girinti ve çıkıntılar bulunması nedeniyle yüzü yıkar­ken bol su kullanmak.

    g. Sık sakallan yıkarken hilâllemek.

    h. Ovmaya gerek görülmeden aralarına suyun girebildiği el ve ayak parmaklarını hilâllemek. Eğer su, ovmakla aralarına girebiliyorsa bu durumda hilâllenmeleri vâcib olur.

    i. Kulakları meshederken suyu yenilemek.

    j. İkili organlardanönce sağ tarafta olanı yıkamak.

    k. Gurre ve tahcîlî uzatmak.

    l. Her organı ikinci ve üçüncü kez yıkamak. Tabiî eğer birinci yıka­yışta su, organın her tarafını kaplamışşa... Diyelim ki birinci yıkayışta kaplamayıp ikincisinde veya üçüncüsünde kaplamışşa farz yerini bulur. Ama sünnet, yerini bulmaz.

    m. Yüz yıkanırken abdest için yaptığı niyeti, abdestin sonuna kadar kalbte tutmak.

    n. Avuçlarını yıkarken, abdestin sünnetlerine niyet etmek.

    o. Niyet ederken kelimeleri gizlice söyleyip sadece kendisinin duyabi­leceği şekilde dudakları oynatmak. Niyet ederken (kelimeleri söylemek için) başkasından yardım istememek.





+ Yorum Gönder