Konusunu Oylayın.: Zekât ve kurban nasıl hesaplanır?

5 üzerinden 3.67 | Toplam : 6 kişi
Zekât ve kurban nasıl hesaplanır?
  1. 04.Kasım.2011, 07:53
    1
    Misafir

    Zekât ve kurban nasıl hesaplanır?

  2. 04.Kasım.2011, 09:11
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Zekât ve kurban nasıl hesaplanır?




    Hanefi'de servet kiminse kurban borcu da onun olduğundan, aile içinde kimin şahsına ait parası varsa onun kurban kesmesi gerekir. Bu ister erkek ister kadın olsun. şayet bir ailede hem kadının hem de erkeğin ayrı ayrı sermayeleri varsa, dinen zengin sayılan kişi kurban kesmelidir. Her ikisi de zengin ise, ikisi de kurban kesmelidir.

    Kurban kesmek dinen zengin sayılan Müslümanlara vaciptir. Kurbanda zenginliğin ölçüsü ise şöyledir:

    Zaruri ihtiyaçlarından fazla olarak elinde 85 gram altın veya 595 gram gümüş yahut bunların değerinde para ve mal bulunan kimse zengindir.

    Zekâtta olduğu gibi kurban nisabı üzerinden bir sene gibi bir müddetin geçmesi şart değildir. Ayırca koyun, keçi ve sığır gibi otlayan hayvanlar ve ticaret malları nisap miktarında hesaba dahil edilir. Bu malların çoğalan ve artan cinsten olması da şart değildir. Meselha yirmi tane koyunu olan bir kişinin koyunlarının toplam tutarı altın ve gümüşteki nisap miktarını buluyorsa, bu insan zengin demektir. Yine elinde nisap miktarına ulaşan ticaret malı bulunan bir kimse de kurban hususunda zengin sayılır ve kurbanı keser.

    Diğer taraftan oturduğu evden başka bir gayr-ı menkulu olan bir insan onun kira geliriyle aylık ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde nisap miktarına ulaşan bir meblağ mevcut olursa ona da kurban kesmek vacip olur.

    Bunun gibi, borçlu olan bir insan elindeki malını borcuna verdiği takdirde geriye nisap miktarı kadar bir meblağ kalabiliyorsa, buna da kurban kesmek icap eder. Hattha yazlık ve kışlık olarak iki takım elbisesinin dışında nisap miktarına ulaşabilecek başka elbiseleri olan kimse de bu hususta zengin sayılmaktadır. Bazı fıkıh kitaplarımızda şöyle bir hüküm de vardır:

    Bir kimsenin kendi oturduğu evden başka bir evi olursa, onu ticaret veya kira için kullanmasa bile yine onun için kurban vacip demektir.

    Kurban kesmesi vacip olan kimsenin Kurban Bayramından önce olduğu gibi, Kurban Bayramının 1., 2. ve 3. günleri içinde de nisap miktarına ulaşan bir mala sahip olması yeterlidir. Yâni, nisap miktarını tutan malın üzerinden bir yılın geçme şartı aranmaz. Meselâ Kurban Bayramının birinci günü ihtiyaçlarının dışında eline nisap miktarına ulaşan bir para geçen kimsenin kurban kesmesi vâciptir.

    Zekâtta olduğu gibi, zarurî (aslî) ihtiyaçlar şunlardır:
    Oturulan ev, evde kullanılan eşya, binek vasıtası, iş ve sanatta kullanılan malzeme ve âlet, kışlık ve yazlık elbise, bir aylık, başka bir görüşe göre bir senelik yiyecek ve içecek gibi erzak. İşte bunlardan fazla olarak elinde nisap miktarı kadar malı olan kimseye kurban kesmek vaciptir.

    Ayrıca, “Kurbansız olur mu, kurban insanın sağlığına düşer” sözünün dinî bir dayanağı yoktur. Hattâ insan zengin olsa da sağlıklı olmayıp hasta veya sakat olsa bile yine kurban kesmesi vaciptir. Diğer yönden kurbanın şartları arasında hiçbir yerde “sağlık” aranmaz. Yalnız kurban kesecek kimse, şu niyette bulunabilir:
    “Ya Rabbi, aslında bize ihsan ettiğin bu kadar nimetin karşılığında kendimi sana kurban etmem gerekirdi, yalnız Sen insan kurban edilmesini haram kıldın. Benim yerime bu hayvanı kesiyorum.”

    Bu sözler kişinin hâlis niyetini ve ihlâsını gösterir.
    Borç para alınarak kurban kesilmez. Şayet insan Kurban Bayramı günlerinde kurban kesebilecek bir zenginliğe ulaşırsa, ancak o zaman kurban kesmesi vacip olur.
    “Mahalleden, komşulardan ayıp oluyor” diye borca girip kurban kesmek de doğru değildir. Çünkü Cenab-ı Hak, kula takatının üstünde bir mükellefiyet yüklemez.Böyle bir düşünce ihlâsı da zedeler. Çünkü bu takdirde başkaları görsünler, onlara karşı ayıp olmasın diye kurban kesilmektedir ki, kulluk şuuruna aykırı düşer.

    Fakat, zengin olmamakla beraber kurbanlık bir hayvan alacak kadar parası olan kimse kurbanı alır, keser, etini de çoluk çocuğuyla birlikte yer. Bununla yine sevaba girer.

    Mehmed Paksu İbadet Hayatımız-1



  3. 04.Kasım.2011, 09:11
    2
    Hüvel Baki..



    Hanefi'de servet kiminse kurban borcu da onun olduğundan, aile içinde kimin şahsına ait parası varsa onun kurban kesmesi gerekir. Bu ister erkek ister kadın olsun. şayet bir ailede hem kadının hem de erkeğin ayrı ayrı sermayeleri varsa, dinen zengin sayılan kişi kurban kesmelidir. Her ikisi de zengin ise, ikisi de kurban kesmelidir.

    Kurban kesmek dinen zengin sayılan Müslümanlara vaciptir. Kurbanda zenginliğin ölçüsü ise şöyledir:

    Zaruri ihtiyaçlarından fazla olarak elinde 85 gram altın veya 595 gram gümüş yahut bunların değerinde para ve mal bulunan kimse zengindir.

    Zekâtta olduğu gibi kurban nisabı üzerinden bir sene gibi bir müddetin geçmesi şart değildir. Ayırca koyun, keçi ve sığır gibi otlayan hayvanlar ve ticaret malları nisap miktarında hesaba dahil edilir. Bu malların çoğalan ve artan cinsten olması da şart değildir. Meselha yirmi tane koyunu olan bir kişinin koyunlarının toplam tutarı altın ve gümüşteki nisap miktarını buluyorsa, bu insan zengin demektir. Yine elinde nisap miktarına ulaşan ticaret malı bulunan bir kimse de kurban hususunda zengin sayılır ve kurbanı keser.

    Diğer taraftan oturduğu evden başka bir gayr-ı menkulu olan bir insan onun kira geliriyle aylık ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra elinde nisap miktarına ulaşan bir meblağ mevcut olursa ona da kurban kesmek vacip olur.

    Bunun gibi, borçlu olan bir insan elindeki malını borcuna verdiği takdirde geriye nisap miktarı kadar bir meblağ kalabiliyorsa, buna da kurban kesmek icap eder. Hattha yazlık ve kışlık olarak iki takım elbisesinin dışında nisap miktarına ulaşabilecek başka elbiseleri olan kimse de bu hususta zengin sayılmaktadır. Bazı fıkıh kitaplarımızda şöyle bir hüküm de vardır:

    Bir kimsenin kendi oturduğu evden başka bir evi olursa, onu ticaret veya kira için kullanmasa bile yine onun için kurban vacip demektir.

    Kurban kesmesi vacip olan kimsenin Kurban Bayramından önce olduğu gibi, Kurban Bayramının 1., 2. ve 3. günleri içinde de nisap miktarına ulaşan bir mala sahip olması yeterlidir. Yâni, nisap miktarını tutan malın üzerinden bir yılın geçme şartı aranmaz. Meselâ Kurban Bayramının birinci günü ihtiyaçlarının dışında eline nisap miktarına ulaşan bir para geçen kimsenin kurban kesmesi vâciptir.

    Zekâtta olduğu gibi, zarurî (aslî) ihtiyaçlar şunlardır:
    Oturulan ev, evde kullanılan eşya, binek vasıtası, iş ve sanatta kullanılan malzeme ve âlet, kışlık ve yazlık elbise, bir aylık, başka bir görüşe göre bir senelik yiyecek ve içecek gibi erzak. İşte bunlardan fazla olarak elinde nisap miktarı kadar malı olan kimseye kurban kesmek vaciptir.

    Ayrıca, “Kurbansız olur mu, kurban insanın sağlığına düşer” sözünün dinî bir dayanağı yoktur. Hattâ insan zengin olsa da sağlıklı olmayıp hasta veya sakat olsa bile yine kurban kesmesi vaciptir. Diğer yönden kurbanın şartları arasında hiçbir yerde “sağlık” aranmaz. Yalnız kurban kesecek kimse, şu niyette bulunabilir:
    “Ya Rabbi, aslında bize ihsan ettiğin bu kadar nimetin karşılığında kendimi sana kurban etmem gerekirdi, yalnız Sen insan kurban edilmesini haram kıldın. Benim yerime bu hayvanı kesiyorum.”

    Bu sözler kişinin hâlis niyetini ve ihlâsını gösterir.
    Borç para alınarak kurban kesilmez. Şayet insan Kurban Bayramı günlerinde kurban kesebilecek bir zenginliğe ulaşırsa, ancak o zaman kurban kesmesi vacip olur.
    “Mahalleden, komşulardan ayıp oluyor” diye borca girip kurban kesmek de doğru değildir. Çünkü Cenab-ı Hak, kula takatının üstünde bir mükellefiyet yüklemez.Böyle bir düşünce ihlâsı da zedeler. Çünkü bu takdirde başkaları görsünler, onlara karşı ayıp olmasın diye kurban kesilmektedir ki, kulluk şuuruna aykırı düşer.

    Fakat, zengin olmamakla beraber kurbanlık bir hayvan alacak kadar parası olan kimse kurbanı alır, keser, etini de çoluk çocuğuyla birlikte yer. Bununla yine sevaba girer.

    Mehmed Paksu İbadet Hayatımız-1



  4. 04.Kasım.2011, 09:12
    3
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Zekât ve kurban nasıl hesaplanır?

    Zekatta nisap miktarı ne kadardır?

    Bu durum zekat verilen mala ve zamana göre değişir. İhtiyaç ve borçalrının dışında nisab miktarı malı olan kimse bunu altın değeri üzerinden hesaplayıp verebilir. Buda her 80 gr'da 2 gr altın verilmek suretiyle olur.
    Bir kimsenin zekatla yükümlü olması için hür, ergin, müslüman olması; borçlarının ve aslî ihtiyaçlarının dışında yıllanmış nisap miktarı mala sahip bulunması gerekir. Zekâta tabi olan nakit para ve malların çeşidine göre nisap miktarları da farklıdır. Kendilerine zekât gereken mallar beş sınıftır. Nakitler; altın, gümüş ve nakit paralar bu sınıfa girer. Madenler ve defineler; ticaret malları; tarım ürünleri ve meyveler; çoğunluğa göre evcil sâime hayvanlar; Mâlikîlere göre ayrıca yılın yarıdan fazlasında ağılda beslenen hayvanlar. Bu malların kişiyi zekat yükümlüsü kılan nisapları şöyledir:
    a. Nakitler. Altın, gümüş ve nakit paralar. Altının nisabı, yirmi miskal veya yirmi dinar altındır. Dinar, miskal'in sikkeli (madrûb) hâli olup, şer'î ölçüye göre yaklaşık 4 gram, örfî ölçüye göre ise 4,8 gram altındır. Gümüşün nisabı 200 dirhem gümüş olup; şer'î dirhem ölçüsüne göre 560 gram, örfi ölçüye göre ise 640 gram aşırlığındaki gümüştür. Altın veya gümüşün zekâta tabi olması için para, süs eşyası, kap-kacak şeklinde bulunmaları sonucu etkilemez. Kâğıt veya madeni paraların nisabı da altına göre hesaplanır. Çünkü muâmelelerde asıl olan altındır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) devrinde ve Mekke halkı arasında paranın esası altın idi. Diyet miktarında da altın ölçü alınır. Para mübâdelesi yapanlar, her beldede mahallî rayiç para için, altın fiyatlarına göre işlem yaparlar. Başka bir deyimle, değişik cins nakit paraların satın alma gücünü belirlerken daima altını dikkate alırlar (İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 519-525; İbn Âbidîn, Reddül-Muhtâr, II, 36-38; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 148 vd.; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 157 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, III, 1-16; ez-Zühaylî, el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletuh, II, 759).
    Nakid nisaplarının dayandığı deliller:
    Hz. Ali'den Resulullah (s.a.s)'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Senin iki yüz dirhem gümüş paran olduğu ve üzerinden bir yıl geçtiği zaman, buna beş dirhem zekât gerekir. Yirmi dinara ulaşmadıkça, altına birşey yoktur. Senin yirmi dinar altın paran olduğu ve üzerinden de bir yıl geçtiği zaman, buna yarım dinar zekât vardır" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, IV,138).
    Ebû Said el-Hudrî şu hadisi nakletmiştir: "Bess vesak (1 ton) hurmadan daha azında zekat yoktur. Beş ukiyye (200 dirhem) gümüşten daha azında zekât yoktur. Beş deveden azında zekât yoktur" (eş-Şevkânî, a.g.e., IV, 126, 138).
    İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, nisabı tamamlamak için altın veya gümüşten birisi diğerine eklenir. Meselâ; bir kimsenin yüz dirhem gümüşü ve kıymetçe yüz dirhem gümüşe denk olan beş miskal altını olsa, buna zekât gerekir. Bunlar tek cins gibi kabul edilir. Şâfiîlere göre ise bunlardan birisi diğerine eklenemez. Bunlar deve ve sığır gibi ayrı cinslerdir. Ancak günümüzde çeşitli dövizlerin birbirine eklenip zekâta tabi tutulmasında, ilk görüş daha uygundur.
    b. Madenlerin ve definelerin zekât nisabı.
    Maden sözcüğü "adn" kökünden ism-i mekân olup sözlükte; kalıcı olarak yerleşme yeri demektir. Bir terim olarak; toprak dışında toprakta yaratılan ve kıymetli olup topraktan çıkan her şeyi içine alır. Altın, gümüş, bakır, demir, kurşun, kireç, alçı gibi. Ehl-i küfür tarafından toprağa yerleştirilen definelere "kenz" denir. Rikâz ise; maden ve kenzi kapsamına alan bir terimdir (İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 537-543; İbnül-Esîr, en-Nihâye, III, 82; İbn Kudame, el-Muğnî, III, 23). Müslümanlara ait özellikler taşıyan define, "Lukâta" hükümlerine tabi olur.


  5. 04.Kasım.2011, 09:12
    3
    Hüvel Baki..
    Zekatta nisap miktarı ne kadardır?

    Bu durum zekat verilen mala ve zamana göre değişir. İhtiyaç ve borçalrının dışında nisab miktarı malı olan kimse bunu altın değeri üzerinden hesaplayıp verebilir. Buda her 80 gr'da 2 gr altın verilmek suretiyle olur.
    Bir kimsenin zekatla yükümlü olması için hür, ergin, müslüman olması; borçlarının ve aslî ihtiyaçlarının dışında yıllanmış nisap miktarı mala sahip bulunması gerekir. Zekâta tabi olan nakit para ve malların çeşidine göre nisap miktarları da farklıdır. Kendilerine zekât gereken mallar beş sınıftır. Nakitler; altın, gümüş ve nakit paralar bu sınıfa girer. Madenler ve defineler; ticaret malları; tarım ürünleri ve meyveler; çoğunluğa göre evcil sâime hayvanlar; Mâlikîlere göre ayrıca yılın yarıdan fazlasında ağılda beslenen hayvanlar. Bu malların kişiyi zekat yükümlüsü kılan nisapları şöyledir:
    a. Nakitler. Altın, gümüş ve nakit paralar. Altının nisabı, yirmi miskal veya yirmi dinar altındır. Dinar, miskal'in sikkeli (madrûb) hâli olup, şer'î ölçüye göre yaklaşık 4 gram, örfî ölçüye göre ise 4,8 gram altındır. Gümüşün nisabı 200 dirhem gümüş olup; şer'î dirhem ölçüsüne göre 560 gram, örfi ölçüye göre ise 640 gram aşırlığındaki gümüştür. Altın veya gümüşün zekâta tabi olması için para, süs eşyası, kap-kacak şeklinde bulunmaları sonucu etkilemez. Kâğıt veya madeni paraların nisabı da altına göre hesaplanır. Çünkü muâmelelerde asıl olan altındır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) devrinde ve Mekke halkı arasında paranın esası altın idi. Diyet miktarında da altın ölçü alınır. Para mübâdelesi yapanlar, her beldede mahallî rayiç para için, altın fiyatlarına göre işlem yaparlar. Başka bir deyimle, değişik cins nakit paraların satın alma gücünü belirlerken daima altını dikkate alırlar (İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 519-525; İbn Âbidîn, Reddül-Muhtâr, II, 36-38; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 148 vd.; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 157 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, III, 1-16; ez-Zühaylî, el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletuh, II, 759).
    Nakid nisaplarının dayandığı deliller:
    Hz. Ali'den Resulullah (s.a.s)'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Senin iki yüz dirhem gümüş paran olduğu ve üzerinden bir yıl geçtiği zaman, buna beş dirhem zekât gerekir. Yirmi dinara ulaşmadıkça, altına birşey yoktur. Senin yirmi dinar altın paran olduğu ve üzerinden de bir yıl geçtiği zaman, buna yarım dinar zekât vardır" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, IV,138).
    Ebû Said el-Hudrî şu hadisi nakletmiştir: "Bess vesak (1 ton) hurmadan daha azında zekat yoktur. Beş ukiyye (200 dirhem) gümüşten daha azında zekât yoktur. Beş deveden azında zekât yoktur" (eş-Şevkânî, a.g.e., IV, 126, 138).
    İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, nisabı tamamlamak için altın veya gümüşten birisi diğerine eklenir. Meselâ; bir kimsenin yüz dirhem gümüşü ve kıymetçe yüz dirhem gümüşe denk olan beş miskal altını olsa, buna zekât gerekir. Bunlar tek cins gibi kabul edilir. Şâfiîlere göre ise bunlardan birisi diğerine eklenemez. Bunlar deve ve sığır gibi ayrı cinslerdir. Ancak günümüzde çeşitli dövizlerin birbirine eklenip zekâta tabi tutulmasında, ilk görüş daha uygundur.
    b. Madenlerin ve definelerin zekât nisabı.
    Maden sözcüğü "adn" kökünden ism-i mekân olup sözlükte; kalıcı olarak yerleşme yeri demektir. Bir terim olarak; toprak dışında toprakta yaratılan ve kıymetli olup topraktan çıkan her şeyi içine alır. Altın, gümüş, bakır, demir, kurşun, kireç, alçı gibi. Ehl-i küfür tarafından toprağa yerleştirilen definelere "kenz" denir. Rikâz ise; maden ve kenzi kapsamına alan bir terimdir (İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 537-543; İbnül-Esîr, en-Nihâye, III, 82; İbn Kudame, el-Muğnî, III, 23). Müslümanlara ait özellikler taşıyan define, "Lukâta" hükümlerine tabi olur.


  6. 04.Kasım.2011, 09:15
    4
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Zekât ve kurban nasıl hesaplanır?

    Hanefîlere göre, ateşte eriyebilen madenlerle defineler beşte bir zekâta tabidir. Hz. Peygamber: Maden ve definelerde (rikâz) beşte bir zekât vardır" (Buhârî, Musâkât, 3, Zekât, 66; Ebû Dâvud, Lukata, İmâre, 40, Diyât, 27; Müslim, Hudûd, 45, 46; Tirmizî, Ahkâm, 38; Mâlik, Muvatta', Zekât, 9) buyurmuştur.
    Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri ise rikâzı yalnız define anlamında kabul ederek, madenlerin altın ve gümüş gibi kırkta bir zekâta tabi olduğunu söylerler (İbn Rüşd Bidâyetül-Müctehid, I, 250; el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletüh, II, 778 vd.).
    Hanefilere göre maden ve definelerde nisap söz konusu olmaksızın, topraktan çıkan miktarın tamamına beşte bir zekât, ganîmet hükümlerine göre dağıtılır. Onlar, nisap aranmaması konusunda, rikâz (maden ve define) la ilgili hadislerin genel anlamına dayanırlar.
    İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel ise, madenlerde de nisabı gerekli görür, nisap miktarına ulaşmayan kısmını zekâttan muaf sayarlar. Burada nisap, çıkan madenin kıymetinin para nisabı tutarı kadar olmasıdır. Dayandıkları delil; altın ve gümüş nisabıyla ilgili hadislerin genel anlamlarıdır (eş-Şevkânî, a.g.e., IV, 126, 138; Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, Kahire t.s., I, 316; el-Kardâvî, Fıkhu'z-Zekât, terc. İbrahim Sarmış, İstanbul 1984, I, 453). Mâlikîler dışında üç mezhebe göre madenler özel mülkiyete konu olabilir. Mâlikîlere göre ise, sulh yoluyla İslâm devletine bağlanan ehl-i küfre ait madenler dışındaki tüm madenlerin mülkiyeti devlete ait olup, geliri zekâtın sarf yerlerine harcanır (ez-Zühaylî, a.g.e., II, 778, 779).
    c. Ticaret mallarının nisabı. Arz ve çoğulu urûz; altın, gümüş, madenî ve kâğıt para dışındaki her çeşit ticaret eşyasını kapsamına alır. Emtia, gayri menkuller, hayvan çeşitleri, tarım ürünleri, elbise, kumaş ve benzerlerinden, alıp satmak üzere, ticaret amacıyla elde bulunan mallar, urûz tabilindendir. Bu malların zekâta girmesi için yıllanma yanında, kıymetlerinin altın veya gümüş nisabı seviyesine ulaşması gerekir. Kıymet konusunda malın bulunduğu beldedeki rayiç fiyatlar esas alınır (ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, II, 375-378). Günümüzde, eldeki ticaret malı 20 miskal (96 gram) altın karşılığına kıymetçe ulaşmış olur ve diğer şartlarda bulunursa, kişi nisap miktarı mala sahip sayılır ve kırkta bir zekât vermesi gerekir. Gümüş, altına göre büyük bir satın alma gücü kaybına uğradığı için, ticaret mallarının nisabını belirlemede ölçü olma niteliğini kaybetmiştir. Ticaret mallarının zekâtı malın kendi cinsinden verilebileceği gibi, kıymet olarak bedeli de verilebilir (el-Kâsânî, a.g.e., II, 21; İbn Kudâme, el-Muğnî, III, 31).
    d. Tarım ürünlerinin ve meyvelerin nisabı.
    Tarım ürünleri ve meyveler, yağmur suyu ile veya masraf yaparak sulama durumuna göre onda bir veya yirmide bir zekâta tâbidir. Bu zekâta "öşür" adı verilir. Ebû Hanîfe'ye göre tarım ürünlerinde nisap cereyan etmez. Topraktan insan emeği ile yetişip çıkan buğday, arpa, pirinç, darı, karpuz, patlıcan, şeker kamışı gibi öşür arazisi ürünlerine, az olsun çok olsun, öşür adıyla zekât gerekir. Delil, konu ile ilgili ayet ve hadislerin genel anlamıdır. "Tarım ürünlerinden hasat zamanı (yoksulun) hakkını verin" (el-En'âm, 6/141) Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın helâl ve temiz olanlarından Allah için harcayın" (el-Bakara, 2/267). Hadiste şöyle buyurulur: "Toprağın çıkardığı şeylerde öşür vardır" (ez-Zeylaî, a.g.e II, 384) Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre ise, tarım ürünlerinin nisabı 1 tondur. 1 ton'a (5 vesak) ulaşmayan hububattan ve insanların ellerinde bozulmadan bir yıl kadar kalmayacak sebzelere öşür gerekmez. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbeliler de 5 vesak'ı tarım ürünleri için nisap miktarı olarak almışlardır. Ancak vesak miktarının hesaplanmasında mezhepler arasında görüş ayrılıkları olmuştur (el-Kâsânî, a.g.e II, 57-63; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 156 vd.; İbn Kudâme, a.g.e., II, 690-695; İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, II, 2 vd.; ez-Zühaylî, a.g.e., II, 802 vd.). Bu nisabın delili Hz. Peygamber'in; "Beş vesak (bir ton) tan daha az kuru hurmada zekât yoktur" (eş-Şevkânî, a.g.e., IV,126, 138, 141) hadisidir.
    e. Hayvanların zekât nisabı. Deve, sığır ve koyun, zekâta tâbidir. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'in aksine, Ebû Hanife atlarda da zekâtı gerekli görür. Ticaret için elde bulunmadıkça, atlara zekât gerekmemesi prensibi fetvâya esas olmuştur.
    Devenin zekât nisabı beştir. Hadiste şöyle buyurulur "Beş deveden azda zekât yoktur" (eş-Şevkânî, a.g.e 126,138) Beş deve olunca bir koyun, on devede iki, onbeş devede ise üç koyun zekât verilir (el-Kâsânî, a.g.e., II, 31 vd İbnül-Hümâm, a.g.e I, 494 vd eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 145 vd)
    Sığırın nisabı, Muaz b. Cebel (ö 18/639) den rivâyet edilen şu hadiste belirlenir: "Hz. Muaz şöyle der Nebî (s.a.s) beni Yemen'e gönderdi ve her otuz sığırdan iki yaşında dişi veya erkek bir sığır; kırk sığır dan üç yaşında dişi bir sığır ve her yüklü sığırdan da bir dinar para veya buna denk elbiseyi zekât almamı emretti" (Tirmizî, Humus, 1966, II, 388 İbn Mâce, Sünen, I, 577) Bu duruma göre, otuz sığırdan daha azı zekâttan muaftır.
    Koyun ve keçinin nisabı, kırktır. Daha azında zekât yoktur. Hz. Ebû Bekir'in mektubundan Enes (r.a)'in yaptığı şu rivâyet, delildir: "Otlakta yayılan koyun ve keçilerde kırktan yüz yirmi ye kadar bir koyun-keçi zekât gerekir. Yüz yirmi'den iki yüz'e kadar iki tane; iki yüz'den üç yüz'e kadar üç koyun-keçi zekât düşmektedir" (Tirmizî, Sünen, II, 387 İbn Mâce, Sünen, I, 574, 577)
    Ticaret için elde bulunan atlara zekât gerektiği konusunda görüş ayrılığı yoktur. Ticaret için olmayan atlara gelince. Ebû Hanîfe'ye göre, bunlarda da zekât gerekir. Sahibi serbesttir; dilerse, her bir at için bir dinar verir; dilerse ata değer biçerek, her iki yüz dirhem'e, ticaret mallarında olduğu gibi, beş dirhem verir. Hadiste şöyle buyurulur: "Her sâime (yılın yarıdan çoğunda otlakta beslenen) at için bir dinâr veya on dirhem zekât vardır" (ez-Zeylaî, Nasbü'r-Râye, II, 357 vd; İbnül-Hümâm, a.g.e., I, 502)
    Hububât ve meyveler dışında nisabı tamamlamak için bir cins başka bir cinse eklenemez. Hayvanlar deve, sığır ve koyun olmak üzere üç cinstir. Bunlardan bir cins, diğerine eklenemez. Meyveler de başkasına eklenemez. Kuru hurma, kuru üzüme, fıstık veya fındığa ilâve edilemez Ancak ticaret malları nakit paralara, nakit paralar da ticaret eşyasına eklenerek nisap bulunur (İbn Kudâme, a.g.e, II, 730)
    Şâmil İA


  7. 04.Kasım.2011, 09:15
    4
    Hüvel Baki..
    Hanefîlere göre, ateşte eriyebilen madenlerle defineler beşte bir zekâta tabidir. Hz. Peygamber: Maden ve definelerde (rikâz) beşte bir zekât vardır" (Buhârî, Musâkât, 3, Zekât, 66; Ebû Dâvud, Lukata, İmâre, 40, Diyât, 27; Müslim, Hudûd, 45, 46; Tirmizî, Ahkâm, 38; Mâlik, Muvatta', Zekât, 9) buyurmuştur.
    Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri ise rikâzı yalnız define anlamında kabul ederek, madenlerin altın ve gümüş gibi kırkta bir zekâta tabi olduğunu söylerler (İbn Rüşd Bidâyetül-Müctehid, I, 250; el-Fıkhul-İslâmî ve Edilletüh, II, 778 vd.).
    Hanefilere göre maden ve definelerde nisap söz konusu olmaksızın, topraktan çıkan miktarın tamamına beşte bir zekât, ganîmet hükümlerine göre dağıtılır. Onlar, nisap aranmaması konusunda, rikâz (maden ve define) la ilgili hadislerin genel anlamına dayanırlar.
    İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel ise, madenlerde de nisabı gerekli görür, nisap miktarına ulaşmayan kısmını zekâttan muaf sayarlar. Burada nisap, çıkan madenin kıymetinin para nisabı tutarı kadar olmasıdır. Dayandıkları delil; altın ve gümüş nisabıyla ilgili hadislerin genel anlamlarıdır (eş-Şevkânî, a.g.e., IV, 126, 138; Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, Kahire t.s., I, 316; el-Kardâvî, Fıkhu'z-Zekât, terc. İbrahim Sarmış, İstanbul 1984, I, 453). Mâlikîler dışında üç mezhebe göre madenler özel mülkiyete konu olabilir. Mâlikîlere göre ise, sulh yoluyla İslâm devletine bağlanan ehl-i küfre ait madenler dışındaki tüm madenlerin mülkiyeti devlete ait olup, geliri zekâtın sarf yerlerine harcanır (ez-Zühaylî, a.g.e., II, 778, 779).
    c. Ticaret mallarının nisabı. Arz ve çoğulu urûz; altın, gümüş, madenî ve kâğıt para dışındaki her çeşit ticaret eşyasını kapsamına alır. Emtia, gayri menkuller, hayvan çeşitleri, tarım ürünleri, elbise, kumaş ve benzerlerinden, alıp satmak üzere, ticaret amacıyla elde bulunan mallar, urûz tabilindendir. Bu malların zekâta girmesi için yıllanma yanında, kıymetlerinin altın veya gümüş nisabı seviyesine ulaşması gerekir. Kıymet konusunda malın bulunduğu beldedeki rayiç fiyatlar esas alınır (ez-Zeylaî, Nasbu'r-Raye, II, 375-378). Günümüzde, eldeki ticaret malı 20 miskal (96 gram) altın karşılığına kıymetçe ulaşmış olur ve diğer şartlarda bulunursa, kişi nisap miktarı mala sahip sayılır ve kırkta bir zekât vermesi gerekir. Gümüş, altına göre büyük bir satın alma gücü kaybına uğradığı için, ticaret mallarının nisabını belirlemede ölçü olma niteliğini kaybetmiştir. Ticaret mallarının zekâtı malın kendi cinsinden verilebileceği gibi, kıymet olarak bedeli de verilebilir (el-Kâsânî, a.g.e., II, 21; İbn Kudâme, el-Muğnî, III, 31).
    d. Tarım ürünlerinin ve meyvelerin nisabı.
    Tarım ürünleri ve meyveler, yağmur suyu ile veya masraf yaparak sulama durumuna göre onda bir veya yirmide bir zekâta tâbidir. Bu zekâta "öşür" adı verilir. Ebû Hanîfe'ye göre tarım ürünlerinde nisap cereyan etmez. Topraktan insan emeği ile yetişip çıkan buğday, arpa, pirinç, darı, karpuz, patlıcan, şeker kamışı gibi öşür arazisi ürünlerine, az olsun çok olsun, öşür adıyla zekât gerekir. Delil, konu ile ilgili ayet ve hadislerin genel anlamıdır. "Tarım ürünlerinden hasat zamanı (yoksulun) hakkını verin" (el-En'âm, 6/141) Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın helâl ve temiz olanlarından Allah için harcayın" (el-Bakara, 2/267). Hadiste şöyle buyurulur: "Toprağın çıkardığı şeylerde öşür vardır" (ez-Zeylaî, a.g.e II, 384) Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre ise, tarım ürünlerinin nisabı 1 tondur. 1 ton'a (5 vesak) ulaşmayan hububattan ve insanların ellerinde bozulmadan bir yıl kadar kalmayacak sebzelere öşür gerekmez. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbeliler de 5 vesak'ı tarım ürünleri için nisap miktarı olarak almışlardır. Ancak vesak miktarının hesaplanmasında mezhepler arasında görüş ayrılıkları olmuştur (el-Kâsânî, a.g.e II, 57-63; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 156 vd.; İbn Kudâme, a.g.e., II, 690-695; İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, II, 2 vd.; ez-Zühaylî, a.g.e., II, 802 vd.). Bu nisabın delili Hz. Peygamber'in; "Beş vesak (bir ton) tan daha az kuru hurmada zekât yoktur" (eş-Şevkânî, a.g.e., IV,126, 138, 141) hadisidir.
    e. Hayvanların zekât nisabı. Deve, sığır ve koyun, zekâta tâbidir. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'in aksine, Ebû Hanife atlarda da zekâtı gerekli görür. Ticaret için elde bulunmadıkça, atlara zekât gerekmemesi prensibi fetvâya esas olmuştur.
    Devenin zekât nisabı beştir. Hadiste şöyle buyurulur "Beş deveden azda zekât yoktur" (eş-Şevkânî, a.g.e 126,138) Beş deve olunca bir koyun, on devede iki, onbeş devede ise üç koyun zekât verilir (el-Kâsânî, a.g.e., II, 31 vd İbnül-Hümâm, a.g.e I, 494 vd eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, I, 145 vd)
    Sığırın nisabı, Muaz b. Cebel (ö 18/639) den rivâyet edilen şu hadiste belirlenir: "Hz. Muaz şöyle der Nebî (s.a.s) beni Yemen'e gönderdi ve her otuz sığırdan iki yaşında dişi veya erkek bir sığır; kırk sığır dan üç yaşında dişi bir sığır ve her yüklü sığırdan da bir dinar para veya buna denk elbiseyi zekât almamı emretti" (Tirmizî, Humus, 1966, II, 388 İbn Mâce, Sünen, I, 577) Bu duruma göre, otuz sığırdan daha azı zekâttan muaftır.
    Koyun ve keçinin nisabı, kırktır. Daha azında zekât yoktur. Hz. Ebû Bekir'in mektubundan Enes (r.a)'in yaptığı şu rivâyet, delildir: "Otlakta yayılan koyun ve keçilerde kırktan yüz yirmi ye kadar bir koyun-keçi zekât gerekir. Yüz yirmi'den iki yüz'e kadar iki tane; iki yüz'den üç yüz'e kadar üç koyun-keçi zekât düşmektedir" (Tirmizî, Sünen, II, 387 İbn Mâce, Sünen, I, 574, 577)
    Ticaret için elde bulunan atlara zekât gerektiği konusunda görüş ayrılığı yoktur. Ticaret için olmayan atlara gelince. Ebû Hanîfe'ye göre, bunlarda da zekât gerekir. Sahibi serbesttir; dilerse, her bir at için bir dinar verir; dilerse ata değer biçerek, her iki yüz dirhem'e, ticaret mallarında olduğu gibi, beş dirhem verir. Hadiste şöyle buyurulur: "Her sâime (yılın yarıdan çoğunda otlakta beslenen) at için bir dinâr veya on dirhem zekât vardır" (ez-Zeylaî, Nasbü'r-Râye, II, 357 vd; İbnül-Hümâm, a.g.e., I, 502)
    Hububât ve meyveler dışında nisabı tamamlamak için bir cins başka bir cinse eklenemez. Hayvanlar deve, sığır ve koyun olmak üzere üç cinstir. Bunlardan bir cins, diğerine eklenemez. Meyveler de başkasına eklenemez. Kuru hurma, kuru üzüme, fıstık veya fındığa ilâve edilemez Ancak ticaret malları nakit paralara, nakit paralar da ticaret eşyasına eklenerek nisap bulunur (İbn Kudâme, a.g.e, II, 730)
    Şâmil İA





+ Yorum Gönder