Konusunu Oylayın.: Nefsi müdafa adam öldürme

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Nefsi müdafa adam öldürme
  1. 30.Ekim.2011, 23:11
    1
    Misafir

    Nefsi müdafa adam öldürme






    Nefsi müdafa adam öldürme Mumsema yolda giderken durduk yere sataşdılar ve kavga çıkardılar dövdüm diyelim bu sefer bıçakla geldiler boğuşurken o şahısı bıçakladım kavga büyüdü ve uygun bir zaman da canıma kast ediceğim irisini öldürebilir miyiz yani günahtan korkuyoruz diye dövsünler gasp etsinler aşşağılasınlarmı yoksa hz ömer gibi hz hamza hz ali gibi mi olalım şimdiden teşekkürler


  2. 30.Ekim.2011, 23:11
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    yolda giderken durduk yere sataşdılar ve kavga çıkardılar dövdüm diyelim bu sefer bıçakla geldiler boğuşurken o şahısı bıçakladım kavga büyüdü ve uygun bir zaman da canıma kast ediceğim irisini öldürebilir miyiz yani günahtan korkuyoruz diye dövsünler gasp etsinler aşşağılasınlarmı yoksa hz ömer gibi hz hamza hz ali gibi mi olalım şimdiden teşekkürler


    Benzer Konular

    - Nefsi Müdafaa Adam öldürmek caizmidir?

    - İslamda Nefsi Müdafa.

    - İslamda Adam öldürme kefareti ve Trafikteki kazaların durumu

    - Nefsi Müdafa Dinin Emrimi?

    - Adam Öldürme

  3. 31.Ekim.2011, 13:04
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: nefsi müdafa adam öldürme




    Bir insanı öldürmek ve onun hayat hakkına son vermek yargının işidir.
    Herhangi bir ferd, şahsi ölçü ve yargısıyla kimseyi öldüremez, ölüme layık olduğunu iddia ederek kişinin hayatına son veremez. Verirse, katil olur, cinayet cezasına müstehak olur. Dünyada ve ahirette katil kimse muamelesi görür. Öldürdüğü insanın hakkını, günahını yüklenir, ayrıca azabını da çekerek öder.

    Ancak, bazı mecburi durumlar var ki, o durumlarda, karşılaşılan mecburiyet, gösterilen mukavemeti meşrulaştırıp, mübah hale getirir. Katili de cinayet suçundan muaf kılabilir.

    Bu istisnai durumlardan bazılarını sıralayalım:

    1- Bir kimseyi öldürmek üzere faaliyete geçilse, o da nefsini kurtarmak için bütün çarelere başvurduğu halde kurtulamasa da, mütecavizi öldürmek zorunda kalsa, ne kısas (öldürme suçuna karşı ölüm cezası), ne de diyet (kan bedeli) lazım gelir. (İbni Abidin, Reddü'l-muhtar, 5/351)

    Zira maktul, onu öldürmek üzere harekete geçmiş, onu fiilinden vazgeçirmek için başka çare kalmamış, nefsi müdafaa zarureti doğmuştur. Ancak, bağırmak gibi herhangi bir çare ile etraftan insanları çağırıp da mütecavizi kaçırıp caydırmak mümkün ise, onu yapmadan öldürme fiiline başvurulmuşsa, olay nefis müdafaasından çıkar, cinayete girer.

    2- Bir adam, dükkanına, evine, yahut malını muhafaza ettiği herhangi bir meskene girip de malını zorla gasbetmek isteyenle münakaşa ederken silahlı çatışma çıksa ve mal sahibi baskını yapan ve malını almak isteyen gasıbı öldürse, bu da malı müdafaa hakkıdır. Öldüren mal sahibi katil durumuna girmez, meşru mal müdafaasını yapmış olur. Ne kısas, ne de diyet gerekir. Ölen gasıbın kanı heder olmuş (boşa akmış) olur. (bk. Feteva-yı Hindiyye, 6/7)

    3- Bir kimse, evinde yahut herhangi bir yerde hıfzettiği namusuna tecavüz etme fiilinde olan birine karşı koysa, namusunu o mütecavizin elinden kurtarmak isterken, mütecavizi öldürmüş bulunsa, namus müdafaası meşru bir müdafaa olduğundan, katile kısas lazım gelmez, diyet de icabetmez. Çünkü namusunu müdafaa etmek için o mütecaviz kişiyi öldürmekten başka bir çaresi kalmamıştır.
    (Ömer Nasuhi, Istılahalat-ı Fıkhiyye Kamusu, 3/125)

    Demek ki, canını, malını, namusunu muhafaza etmek her insanın hiçbir suretle elinden alınmaz bir hakkıdır. Bunları müdafaa ederken mütecaviz kişiyi öldürmek zorunda kalsa, katil olmayacağı gibi, öldürülse şehid olur. Nitekim bunun ölçüsü Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirtilir: "Bir kimse size -ne amaçla ve ne şekilde- saldırmışsa, siz de aynı şekilde karşı saldırıda bulunun" (Bakara, 2/194). Aynı şekilde Hz. Peygamber: "Kim, canı (nefs) uğrunda ölürse şehittir, kim namusu (ailesi) uğrunda ölürse şehittir; kim malı uğrunda ölürse şehittir" (Tirmizi, Diyat, 21; Müsned, 2/221) buyurarak, meşrû müdafaayı, en özlü ve kapsamlı bir biçimde teşvik etmiştir.

    Fakat şu hususu bilhassa dikkate almak gerekir: Meşru müdafanın öldürmeye varan kısmı, İslam hukukunda, kesinlikle öldürmekten başka bir çarenin olmadığına inanması halinde gerçekleşebilir. Aksi takdirde dünyada mes’uliyetten kurtulamayacağı gibi, ahirette de büyük bir cezaya çarptırılacaktır. (bk. Abdulkâdir Üdeh, et-Teşrîu'l-Cinâî'l-İslâmî, Kâhire 1959, 1/473, 489; Abdulkerîm Zeydan, Hâletu'd-Darûra fi'ş-Şerîatil İslâmiyye (Mecmûatu Buhüsil-Fıkhiyye, adı altında diğer 8 makalesiyle birlikte), Beyrut 1986, s. 184-195)

    Ahmed Şahin



  4. 31.Ekim.2011, 13:04
    2
    Silent and lonely rains



    Bir insanı öldürmek ve onun hayat hakkına son vermek yargının işidir.
    Herhangi bir ferd, şahsi ölçü ve yargısıyla kimseyi öldüremez, ölüme layık olduğunu iddia ederek kişinin hayatına son veremez. Verirse, katil olur, cinayet cezasına müstehak olur. Dünyada ve ahirette katil kimse muamelesi görür. Öldürdüğü insanın hakkını, günahını yüklenir, ayrıca azabını da çekerek öder.

    Ancak, bazı mecburi durumlar var ki, o durumlarda, karşılaşılan mecburiyet, gösterilen mukavemeti meşrulaştırıp, mübah hale getirir. Katili de cinayet suçundan muaf kılabilir.

    Bu istisnai durumlardan bazılarını sıralayalım:

    1- Bir kimseyi öldürmek üzere faaliyete geçilse, o da nefsini kurtarmak için bütün çarelere başvurduğu halde kurtulamasa da, mütecavizi öldürmek zorunda kalsa, ne kısas (öldürme suçuna karşı ölüm cezası), ne de diyet (kan bedeli) lazım gelir. (İbni Abidin, Reddü'l-muhtar, 5/351)

    Zira maktul, onu öldürmek üzere harekete geçmiş, onu fiilinden vazgeçirmek için başka çare kalmamış, nefsi müdafaa zarureti doğmuştur. Ancak, bağırmak gibi herhangi bir çare ile etraftan insanları çağırıp da mütecavizi kaçırıp caydırmak mümkün ise, onu yapmadan öldürme fiiline başvurulmuşsa, olay nefis müdafaasından çıkar, cinayete girer.

    2- Bir adam, dükkanına, evine, yahut malını muhafaza ettiği herhangi bir meskene girip de malını zorla gasbetmek isteyenle münakaşa ederken silahlı çatışma çıksa ve mal sahibi baskını yapan ve malını almak isteyen gasıbı öldürse, bu da malı müdafaa hakkıdır. Öldüren mal sahibi katil durumuna girmez, meşru mal müdafaasını yapmış olur. Ne kısas, ne de diyet gerekir. Ölen gasıbın kanı heder olmuş (boşa akmış) olur. (bk. Feteva-yı Hindiyye, 6/7)

    3- Bir kimse, evinde yahut herhangi bir yerde hıfzettiği namusuna tecavüz etme fiilinde olan birine karşı koysa, namusunu o mütecavizin elinden kurtarmak isterken, mütecavizi öldürmüş bulunsa, namus müdafaası meşru bir müdafaa olduğundan, katile kısas lazım gelmez, diyet de icabetmez. Çünkü namusunu müdafaa etmek için o mütecaviz kişiyi öldürmekten başka bir çaresi kalmamıştır.
    (Ömer Nasuhi, Istılahalat-ı Fıkhiyye Kamusu, 3/125)

    Demek ki, canını, malını, namusunu muhafaza etmek her insanın hiçbir suretle elinden alınmaz bir hakkıdır. Bunları müdafaa ederken mütecaviz kişiyi öldürmek zorunda kalsa, katil olmayacağı gibi, öldürülse şehid olur. Nitekim bunun ölçüsü Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirtilir: "Bir kimse size -ne amaçla ve ne şekilde- saldırmışsa, siz de aynı şekilde karşı saldırıda bulunun" (Bakara, 2/194). Aynı şekilde Hz. Peygamber: "Kim, canı (nefs) uğrunda ölürse şehittir, kim namusu (ailesi) uğrunda ölürse şehittir; kim malı uğrunda ölürse şehittir" (Tirmizi, Diyat, 21; Müsned, 2/221) buyurarak, meşrû müdafaayı, en özlü ve kapsamlı bir biçimde teşvik etmiştir.

    Fakat şu hususu bilhassa dikkate almak gerekir: Meşru müdafanın öldürmeye varan kısmı, İslam hukukunda, kesinlikle öldürmekten başka bir çarenin olmadığına inanması halinde gerçekleşebilir. Aksi takdirde dünyada mes’uliyetten kurtulamayacağı gibi, ahirette de büyük bir cezaya çarptırılacaktır. (bk. Abdulkâdir Üdeh, et-Teşrîu'l-Cinâî'l-İslâmî, Kâhire 1959, 1/473, 489; Abdulkerîm Zeydan, Hâletu'd-Darûra fi'ş-Şerîatil İslâmiyye (Mecmûatu Buhüsil-Fıkhiyye, adı altında diğer 8 makalesiyle birlikte), Beyrut 1986, s. 184-195)

    Ahmed Şahin






+ Yorum Gönder