Konusunu Oylayın.: Hiçbir kişisel ve dünyevi menfaat beklemeksizin, ibadeti yalnızca ''Allah rızası için'' yapmak için ne yapılmalıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hiçbir kişisel ve dünyevi menfaat beklemeksizin, ibadeti yalnızca ''Allah rızası için'' yapmak için ne yapılmalıdır?
  1. 19.Ekim.2011, 13:09
    1
    Misafir

    Hiçbir kişisel ve dünyevi menfaat beklemeksizin, ibadeti yalnızca ''Allah rızası için'' yapmak için ne yapılmalıdır?






    Hiçbir kişisel ve dünyevi menfaat beklemeksizin, ibadeti yalnızca ''Allah rızası için'' yapmak için ne yapılmalıdır? Mumsema Hiçbir kişisel ve dünyevi menfaat beklemeksizin, ibadeti yalnızca ''Allah rızası için'' yapmak için ne yapılmalıdır?


  2. 20.Ekim.2011, 13:10
    2
    Ensar
    لا اله ا لا ا لله

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2009
    Üye No: 56476
    Mesaj Sayısı: 1,818
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19
    Bulunduğu yer: Kuzey Yarım Küre

    Cevap: Hiçbir kişisel ve dünyevi menfaat beklemeksizin, ibadeti yalnızca ''Allah rızası için'' yapmak için ne yapılmalıd




    Tıklayınız: http://www.mumsema.com/m-n/3536-muttaki.html


  3. 20.Ekim.2011, 13:10
    2
    لا اله ا لا ا لله



  4. 20.Ekim.2011, 18:20
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hiçbir kişisel ve dünyevi menfaat beklemeksizin, ibadeti yalnızca ''Allah rızası için'' yapmak için ne yapılmalıd

    İbadet ederken, Allahı rızası yanında cenneti kazanma ve cehennemden kurtulma gayesi olması, gerçi ibadetin geçerliliğine engel değildir ve bu kişi günah işlemiş olmaz. Ancak ibadetin ruhu olan ihlasa zarar gelir. Çünkü "ihlasla yapılan az bir amel dahi ihlassız yapılan binlerce ibadetten daha evladır." Bu bakımdan ibadetleri yaparken hiç bir gayeyi gözetmeden, Allah emrettiği için yapmak gerekir.

    Ayrıca günahları da o emrettiği için terketmeliyiz.

    İbadetlerin iki yönü vardır. Biri illeti, diğeri hikmetidir. İbadetin asıl gerekçesi ve vazife oluşuna sebep olan husus, illetidir. İllet ise Allah’ın emri veya yasaklamasıdır. Böyle olunca, ibadetin gerekçesi ve asıl sebebi Allah’ın emir ve yasağı oluyor. Neticesi ise, Allah’ın rızasını elde etmektir. Semere ve meyvesi ise ahrette cennettir.

    “İhlâs, yapılan ibâdetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. İbâdet yalnız emredildiği için yapılmalıdır. Başka bir hikmet ve fayda ibâdetimize “ana sebep” olmamalıdır.

    Yalnız; hikmet ve faydaların ibâdetimize “müreccih”, yani tercih sebebi olmasında bir zarar söz konusu olmaz. Öyleyse ana sebep saymamak kaydıyla ibâdetimizin âhirette fayda sağlamasını isteyebiliriz. İbadetimizden sonra Cenâb-ı Allah’tan Cenneti isteyebiliriz. Âhiret yurdu tevhid dâiresi olduğundan, âhiret saadetini düşünerek gayrete gelip ibâdet yapmakta bir sakınca yoktur. Bunda ihlâsa aykırılık aramaya gerek de yoktur.

    Fakat, âhiret saadeti ibâdetimize ana sebep olur ve Allah rızâsını kazanma niyetinin önüne geçerse, bundan ihlâsımız elbette yara alır. Çünkü biz her şeyden önce Allah’ın kuluyuz, Allah’ın rızâsını kazanmakla mükellefiz. Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin ifâdesiyle Kur’ân’dan ders alan bir mü’min, tam bir kuldur. Fakat en büyük mahlûkata bile boyun eğmeyen ve Cennet gibi en büyük bir menfaati bile ibâdetine gâye kabul etmeyen izzet sahibi bir kuldur. (Sözler, s. 122)

    Kur’ân-ı Kerîm, “Ey insanlar! Rabbinize ibâdet ediniz!” emriyle insanları ibâdete dâvet ediyor. Bu çağrıya hâl diliyle, “Ne için ibâdet yapalım?” diye sorulan soruyu, yine Kur’ân-ı Kerîm: “Çünkü sizi yaratan Rabbinizdir” diye cevaplandırıyor. (Bakara, 2/21) Böylece bizzat Kur’ân, Rabbimizin bizi yaratmış olmasını Rabbimize ibâdet yapmamız için yeterli sebep sayıyor. Âyetin sonundaki, “Böylece takvâya erişmeniz mümkün olur” cümlesi ise, ibâdetimiz için bir netice bildiriyor. Bu âyete göre ibâdetimizin neticesi, takvâya erişmektir. Cennete ulaşmak veya âhiretteki tükenmez nimetlere kavuşmak ise Allah’ın dilerse lütfudur.

    Esasen, Allah için yaşamak, Allah için var olmak bizim yaratılış gayemizdir. Nitekim bir musîbete uğradığımızda söylememiz sünnet olan: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn” “Biz Allah için varız ve Allah’a döneceğiz” (Bakara, 2/156) âyeti de bize ne için yaşıyor olduğumuzun resmini net biçimde çizer. Allah için yaşayan, elbette yalnız Allah için ibâdet yapar.

    Yukarıdaki âyetin tefsîrini yapan Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, âyette “takvâ”nın ibâdete yeterli bir hedef olarak gösterilmesi üzerinde önemle durur. Bediüzzaman’a göre, âyetten anlıyoruz ki, ibâdet ancak ihlâs ile ibâdettir. İbâdet, başka bir şeye, örneğin dünyaya olmadığı gibi, Cennete ve âhiret saadetine dahi vesîle olması gayesiyle yapılmaz. İbâdet vesîle değil; varılacak gâyedir. İbâdet maksûd-u bizzattır, yani yaratılışımızın ulaşmamız gereken tek maksadıdır. İbâdeti, kendisiyle bir şeye ulaşmak niyetiyle yapmıyoruz. İbâdeti sevap kazanmak ve azaptan sakınmak için yapmıyoruz. İbâdeti, yaratılışımızın bir gâyesi olduğu için yapıyoruz, ulaşmamız gereken bir maksat olduğu için yapıyoruz. (bk İşârâtü’l-İ’câz, ilgili ayetin tefsiri) İbâdeti yaptığımız zaman, yaratılış maksadımıza ulaştığımız için içimizde bir huzur ve rahatlık hissetmemiz bundandır.

    Çünkü biz, Cennete ulaşmak veya âhirette mutlu olmak için değil; ibâdet edelim diye yaratılmışız! Bu gâyemizi, şu âyet de çok net açıklar: “Ben cinleri ve insanları Bana ibâdet yapsınlar diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56)

    Biz bu niyetlerle, Allah’ın tevfik ve hidâyetiyle, inâyet ve yardımıyla, sırf Allah rızâsı için, sırf Allah’ın emrine itaat etmek niyetiyle ibâdetimizi yaparız. Ebedî âhiret yurdunda ise Cenâb-ı Hakk’ın Cennetini, rahmetini ve mağfiretini ibâdetimizin karşılığı olarak değil, Cenâb-ı Hakk’ın fazlından, lütfundan ve merhametinden bekleriz ve umarız.

    Dünyada ibâdet yapmamız ne kadar kulluğumuzun bir gereği ise, âhirette -ibâdetimizin karşılığı olarak olmasa da- Cenâb-ı Hakk’ın fazlından ve rahmetinden merhamet ummamız ve Cenneti vermesini beklememiz de bir o kadar kulluğumuzun gereğidir. Kula istemek, O’na vermek yakışır!

    O halde, “Niçin ibadet ediyorsun?” şeklindeki bir sorunun cevabı da “Rabbim emrettiği için.” şeklinde olacaktır. Bu emri tutmanın pek çok da faydası vardır; gerek dünyada, gerek âhirette. Ama ibadet bu faydalar için yapılmaz. Bunlar meselenin hikmet yönüdür. Abdin işi ibadettir; emir dinlemek, yasaklardan sakınmaktır. Kula kulluk yaraşır. İbadetini bu şuurla yapan bir kuluna, Rabbinin yapacağı ihsanlar, ikramlar ve Cennette vereceği dereceler ibadetin hikmet yönüdür.

    Konuyu bir örnekle özetleyelim:

    Hakkı Amcanın çok güzel bir bahçesi ve bu bahçede en güzelinden dut- kayısı- kiraz... ağaçları vardı. Küçük Fatih zaman zaman babasıyla birlikte Hakkı Amcalara gittiğinde bu meyvelerden doyasıya yerdi. Doğrusu, meyveyi dalında yemenin bambaşka bir lezzeti vardı. Bir gün babasına “baba dedi, biliyor musun ben Hakkı Amcayı çok seviyorum.” Babası yarı şaka, yarı ciddi şu cevabı verdi: “Oğlum, sen Hakkı Amcayı değil, Onun bahçesini seviyorsun.”

    Hakkı Amca, gerçekten de sevilecek bir insandı. Ama Onun zatını sevmekle, Onu bahçesinden dolayı sevmek arasında fark vardı.

    --------------------------------

    İbadetler Yalnız Allah(c.c.) İçin Yapılır

    Muhterem Müslümanlar !

    Allah Teala, Hz. Adem'den itibaren Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem'e gelinceye kadar pek çok Peygamber göndermiştir. Bu Peygamberler, Allah'ın mesajını insanlara iletmişler ve O Yüce Yaratıcıya nasıl ibadet edileceğini bildirmişlerdir.

    İbadet, Allah'a saygı ile boyun eğmek, lütfettiği sayısız nimetlere ve akıl gibi üstün yeteneklere karşılık O'na şükretmektir. Peygamberimizin, geceleri yoruluncaya kadar namaz kıldığını gören Hz. Aişe'nin:

    "Ey Allah'ın Resulü! Geçmiş ve gelecek hatalarınız bağışlanmış olduğu halde, kendinizi bu kadar niçin yoruyorsunuz?" demesi üzerine Peygamberimizin: "Ya Aişe! Allah'a şükredici bir kul olmayayım mı?" diye cevap vermesi, ibadet etmenin nedenini en güzel şekilde açıklamaktadır.


    İbadet, yalnız Allah'a yapılır ve ancak ibadete layık O'dur. Allah'tan başkasına ibadet yapılmayacağı gibi, Allah rızası dışında başka bir amaçla da ibadet yapılmaz. Allah'a yapılan ibadete, başkasını ortak etmek, daha açık bir ifade ile; Allah'a yapılan ibadetle dünyevî bir çıkar sağlamak, toplum nezdinde itibar kazanmak gibi; ibadetin ruhuna aykırı niyet ve amaçlarla ibadet etmek, büyük günah kabul edilmiştir. Bu şekilde yapılan ibadetleri Allah kabul etmeyeceği gibi, değer de vermez.

    Değerli Mü'minler!

    Dinin herhangi bir çıkar için kullanılması ve ibadetlerin gösteriş için yapılması çok yanlıştır. Hatta, Kur'an okumak sevap olduğu halde, islam alimleri; bir tüccarın ticarî eşyasını sergilerken, müşteriye gösterirken Kur'an okumasını, uygun bulmamıştır.

    Her iş, yalnız Allah rızası için yapılmalı, başka bir amaca yer verilmemelidir.

    Hutbemi bir ayet-i kerimenin meali ile bitiriyorum: "...Rabbinin rızasını kazanmak isteyen kimse, iyi iş yapsın ve ibadet ederken hiçbir şeyi Rabbine ortak koşmasın." (Kehf, 110)



  5. 20.Ekim.2011, 18:20
    3
    Silent and lonely rains
    İbadet ederken, Allahı rızası yanında cenneti kazanma ve cehennemden kurtulma gayesi olması, gerçi ibadetin geçerliliğine engel değildir ve bu kişi günah işlemiş olmaz. Ancak ibadetin ruhu olan ihlasa zarar gelir. Çünkü "ihlasla yapılan az bir amel dahi ihlassız yapılan binlerce ibadetten daha evladır." Bu bakımdan ibadetleri yaparken hiç bir gayeyi gözetmeden, Allah emrettiği için yapmak gerekir.

    Ayrıca günahları da o emrettiği için terketmeliyiz.

    İbadetlerin iki yönü vardır. Biri illeti, diğeri hikmetidir. İbadetin asıl gerekçesi ve vazife oluşuna sebep olan husus, illetidir. İllet ise Allah’ın emri veya yasaklamasıdır. Böyle olunca, ibadetin gerekçesi ve asıl sebebi Allah’ın emir ve yasağı oluyor. Neticesi ise, Allah’ın rızasını elde etmektir. Semere ve meyvesi ise ahrette cennettir.

    “İhlâs, yapılan ibâdetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. İbâdet yalnız emredildiği için yapılmalıdır. Başka bir hikmet ve fayda ibâdetimize “ana sebep” olmamalıdır.

    Yalnız; hikmet ve faydaların ibâdetimize “müreccih”, yani tercih sebebi olmasında bir zarar söz konusu olmaz. Öyleyse ana sebep saymamak kaydıyla ibâdetimizin âhirette fayda sağlamasını isteyebiliriz. İbadetimizden sonra Cenâb-ı Allah’tan Cenneti isteyebiliriz. Âhiret yurdu tevhid dâiresi olduğundan, âhiret saadetini düşünerek gayrete gelip ibâdet yapmakta bir sakınca yoktur. Bunda ihlâsa aykırılık aramaya gerek de yoktur.

    Fakat, âhiret saadeti ibâdetimize ana sebep olur ve Allah rızâsını kazanma niyetinin önüne geçerse, bundan ihlâsımız elbette yara alır. Çünkü biz her şeyden önce Allah’ın kuluyuz, Allah’ın rızâsını kazanmakla mükellefiz. Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin ifâdesiyle Kur’ân’dan ders alan bir mü’min, tam bir kuldur. Fakat en büyük mahlûkata bile boyun eğmeyen ve Cennet gibi en büyük bir menfaati bile ibâdetine gâye kabul etmeyen izzet sahibi bir kuldur. (Sözler, s. 122)

    Kur’ân-ı Kerîm, “Ey insanlar! Rabbinize ibâdet ediniz!” emriyle insanları ibâdete dâvet ediyor. Bu çağrıya hâl diliyle, “Ne için ibâdet yapalım?” diye sorulan soruyu, yine Kur’ân-ı Kerîm: “Çünkü sizi yaratan Rabbinizdir” diye cevaplandırıyor. (Bakara, 2/21) Böylece bizzat Kur’ân, Rabbimizin bizi yaratmış olmasını Rabbimize ibâdet yapmamız için yeterli sebep sayıyor. Âyetin sonundaki, “Böylece takvâya erişmeniz mümkün olur” cümlesi ise, ibâdetimiz için bir netice bildiriyor. Bu âyete göre ibâdetimizin neticesi, takvâya erişmektir. Cennete ulaşmak veya âhiretteki tükenmez nimetlere kavuşmak ise Allah’ın dilerse lütfudur.

    Esasen, Allah için yaşamak, Allah için var olmak bizim yaratılış gayemizdir. Nitekim bir musîbete uğradığımızda söylememiz sünnet olan: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn” “Biz Allah için varız ve Allah’a döneceğiz” (Bakara, 2/156) âyeti de bize ne için yaşıyor olduğumuzun resmini net biçimde çizer. Allah için yaşayan, elbette yalnız Allah için ibâdet yapar.

    Yukarıdaki âyetin tefsîrini yapan Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, âyette “takvâ”nın ibâdete yeterli bir hedef olarak gösterilmesi üzerinde önemle durur. Bediüzzaman’a göre, âyetten anlıyoruz ki, ibâdet ancak ihlâs ile ibâdettir. İbâdet, başka bir şeye, örneğin dünyaya olmadığı gibi, Cennete ve âhiret saadetine dahi vesîle olması gayesiyle yapılmaz. İbâdet vesîle değil; varılacak gâyedir. İbâdet maksûd-u bizzattır, yani yaratılışımızın ulaşmamız gereken tek maksadıdır. İbâdeti, kendisiyle bir şeye ulaşmak niyetiyle yapmıyoruz. İbâdeti sevap kazanmak ve azaptan sakınmak için yapmıyoruz. İbâdeti, yaratılışımızın bir gâyesi olduğu için yapıyoruz, ulaşmamız gereken bir maksat olduğu için yapıyoruz. (bk İşârâtü’l-İ’câz, ilgili ayetin tefsiri) İbâdeti yaptığımız zaman, yaratılış maksadımıza ulaştığımız için içimizde bir huzur ve rahatlık hissetmemiz bundandır.

    Çünkü biz, Cennete ulaşmak veya âhirette mutlu olmak için değil; ibâdet edelim diye yaratılmışız! Bu gâyemizi, şu âyet de çok net açıklar: “Ben cinleri ve insanları Bana ibâdet yapsınlar diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56)

    Biz bu niyetlerle, Allah’ın tevfik ve hidâyetiyle, inâyet ve yardımıyla, sırf Allah rızâsı için, sırf Allah’ın emrine itaat etmek niyetiyle ibâdetimizi yaparız. Ebedî âhiret yurdunda ise Cenâb-ı Hakk’ın Cennetini, rahmetini ve mağfiretini ibâdetimizin karşılığı olarak değil, Cenâb-ı Hakk’ın fazlından, lütfundan ve merhametinden bekleriz ve umarız.

    Dünyada ibâdet yapmamız ne kadar kulluğumuzun bir gereği ise, âhirette -ibâdetimizin karşılığı olarak olmasa da- Cenâb-ı Hakk’ın fazlından ve rahmetinden merhamet ummamız ve Cenneti vermesini beklememiz de bir o kadar kulluğumuzun gereğidir. Kula istemek, O’na vermek yakışır!

    O halde, “Niçin ibadet ediyorsun?” şeklindeki bir sorunun cevabı da “Rabbim emrettiği için.” şeklinde olacaktır. Bu emri tutmanın pek çok da faydası vardır; gerek dünyada, gerek âhirette. Ama ibadet bu faydalar için yapılmaz. Bunlar meselenin hikmet yönüdür. Abdin işi ibadettir; emir dinlemek, yasaklardan sakınmaktır. Kula kulluk yaraşır. İbadetini bu şuurla yapan bir kuluna, Rabbinin yapacağı ihsanlar, ikramlar ve Cennette vereceği dereceler ibadetin hikmet yönüdür.

    Konuyu bir örnekle özetleyelim:

    Hakkı Amcanın çok güzel bir bahçesi ve bu bahçede en güzelinden dut- kayısı- kiraz... ağaçları vardı. Küçük Fatih zaman zaman babasıyla birlikte Hakkı Amcalara gittiğinde bu meyvelerden doyasıya yerdi. Doğrusu, meyveyi dalında yemenin bambaşka bir lezzeti vardı. Bir gün babasına “baba dedi, biliyor musun ben Hakkı Amcayı çok seviyorum.” Babası yarı şaka, yarı ciddi şu cevabı verdi: “Oğlum, sen Hakkı Amcayı değil, Onun bahçesini seviyorsun.”

    Hakkı Amca, gerçekten de sevilecek bir insandı. Ama Onun zatını sevmekle, Onu bahçesinden dolayı sevmek arasında fark vardı.

    --------------------------------

    İbadetler Yalnız Allah(c.c.) İçin Yapılır

    Muhterem Müslümanlar !

    Allah Teala, Hz. Adem'den itibaren Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem'e gelinceye kadar pek çok Peygamber göndermiştir. Bu Peygamberler, Allah'ın mesajını insanlara iletmişler ve O Yüce Yaratıcıya nasıl ibadet edileceğini bildirmişlerdir.

    İbadet, Allah'a saygı ile boyun eğmek, lütfettiği sayısız nimetlere ve akıl gibi üstün yeteneklere karşılık O'na şükretmektir. Peygamberimizin, geceleri yoruluncaya kadar namaz kıldığını gören Hz. Aişe'nin:

    "Ey Allah'ın Resulü! Geçmiş ve gelecek hatalarınız bağışlanmış olduğu halde, kendinizi bu kadar niçin yoruyorsunuz?" demesi üzerine Peygamberimizin: "Ya Aişe! Allah'a şükredici bir kul olmayayım mı?" diye cevap vermesi, ibadet etmenin nedenini en güzel şekilde açıklamaktadır.


    İbadet, yalnız Allah'a yapılır ve ancak ibadete layık O'dur. Allah'tan başkasına ibadet yapılmayacağı gibi, Allah rızası dışında başka bir amaçla da ibadet yapılmaz. Allah'a yapılan ibadete, başkasını ortak etmek, daha açık bir ifade ile; Allah'a yapılan ibadetle dünyevî bir çıkar sağlamak, toplum nezdinde itibar kazanmak gibi; ibadetin ruhuna aykırı niyet ve amaçlarla ibadet etmek, büyük günah kabul edilmiştir. Bu şekilde yapılan ibadetleri Allah kabul etmeyeceği gibi, değer de vermez.

    Değerli Mü'minler!

    Dinin herhangi bir çıkar için kullanılması ve ibadetlerin gösteriş için yapılması çok yanlıştır. Hatta, Kur'an okumak sevap olduğu halde, islam alimleri; bir tüccarın ticarî eşyasını sergilerken, müşteriye gösterirken Kur'an okumasını, uygun bulmamıştır.

    Her iş, yalnız Allah rızası için yapılmalı, başka bir amaca yer verilmemelidir.

    Hutbemi bir ayet-i kerimenin meali ile bitiriyorum: "...Rabbinin rızasını kazanmak isteyen kimse, iyi iş yapsın ve ibadet ederken hiçbir şeyi Rabbine ortak koşmasın." (Kehf, 110)



  6. 20.Ekim.2011, 20:20
    4
    nurya
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Eylül.2009
    Üye No: 53334
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 51
    Bulunduğu yer: samsun

    Cevap: Hiçbir kişisel ve dünyevi menfaat beklemeksizin, ibadeti yalnızca ''Allah rızası için'' yapmak için ne yapılmalıd

    badet ederken, Allahı rızası yanında cenneti kazanma ve cehennemden kurtulma gayesi olması, gerçi ibadetin geçerliliğine engel değildir ve bu kişi günah işlemiş olmaz. Ancak ibadetin ruhu olan ihlasa zarar gelir. Çünkü "ihlasla yapılan az bir amel dahi ihlassız yapılan binlerce ibadetten daha evladır." Bu bakımdan ibadetleri yaparken hiç bir gayeyi gözetmeden, Allah emrettiği için yapmak gerekir.



  7. 20.Ekim.2011, 20:20
    4
    Devamlı Üye
    badet ederken, Allahı rızası yanında cenneti kazanma ve cehennemden kurtulma gayesi olması, gerçi ibadetin geçerliliğine engel değildir ve bu kişi günah işlemiş olmaz. Ancak ibadetin ruhu olan ihlasa zarar gelir. Çünkü "ihlasla yapılan az bir amel dahi ihlassız yapılan binlerce ibadetten daha evladır." Bu bakımdan ibadetleri yaparken hiç bir gayeyi gözetmeden, Allah emrettiği için yapmak gerekir.






+ Yorum Gönder