Konusunu Oylayın.: Şatibi el-muvafakat hakkında

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şatibi el-muvafakat hakkında
  1. 18.Ekim.2011, 05:43
    1
    Misafir

    Şatibi el-muvafakat hakkında

  2. 18.Ekim.2011, 07:46
    2
    gökhanagt
    Sorma neden?

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ekim.2010
    Üye No: 79664
    Mesaj Sayısı: 215
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Şatibi el-muvafakat hakkında




    KİTAP HAKKINDA (HATIRALAR, DÜŞÜNCELER)

    İstanbul yüksek islâm enstitüsünde talebe iken hocalarımızdan mer-hum celal hoca, bir sohbetinde seyyid beyinfıkıh usûlü kitabından övgü ile bahsetmiş, sahaflarda bulamadığı bu kitabı, yüklüce bir para ödeyerek bir hattata, süleymaniye kütüphanesinde mevcut bir nüshadan istinsah ettirdiğini söylemişti. O günden sonra biz de bu kitabın peşine düşmüş, so-nunda ele geçirmiş ve okumaya başlamıştık. Seyyid bey, kitabın giriş kıs-mında belli başlı fıkıh usûlü kitaplarını değerlendirirken, sıra el-muvâ-fakât'a gelince şunları yazmıştı:
    "bu kitap yenilikçi (müceddidane) bir metodla yazılmış, gayet güzel, yu-karıda adlan geçen usûl kitaplarında bulunmayan, zamanımız için çok önemli bahisleri içine almış bir kitaptır. Şâtıbî bu eseriyle, fıkıh usûlü il-minde asıl incelenmesi gereken meselelerin hangileri olduğunu göstermek istemiş ve ilmin peşine düşmesi gereken hedefe yönelmiştir. Fakat, yukarı-da da söylediğim gibi, bizim doğu âlimlerinin sonradan gelenleri, şâtıbî'nin tuttuğu yolu takip etmemiş, bilâkis işi lâfız ve cedel kavgasına dökmüş ol-duklarından, onun açtığı çığın genişletecek kimse ortaya çıkmamıştır." (ist.1333, s. 60)
    Bu satırları okuduktan sonra el-muvâfakât'ın peşine düşmemek mümkün olmazdı.sahaflarda bulduğum, kazan'da basılmış birinci cildin başındaki mûsâ cârullah'a ait tanıtma yazısı kitaba olan iştiyakımı daha da arttırdı.[1] bir seyahatimde ankara ilahiyat fakültesine uğramıştım, orada bir ağabey hocanın kütüphanesinde, elinizdeki tercümeye esas teşkil eden el-muvâfakât baskısını gördüm, hocaya rica ederek kitabı satın al-dım. O günkü sevincimi anlatamam. Dört cilt olan kitabın son cildini bitirdi-ğim zaman tarih atmışım: 24 temmuz 1961. Buna göre bu sevgili dost ile ta-nışmamızın üzerinden yaklaşık otuz yıl geçmiş bulunuyor.
    Usûlü'1-fıkh ilmi dalında bir çok eser verilmiştir. Bunlar içinden şâfi'f -nin er-risâle'si, gazzâlfnin el-müstasfâ'si, sadru'ş-şerî'a'nın et-tavzîh'i, ibnu'l-kayyim'in riâmul-muvakkı'm'i, şâtıbî'nin el-muvâfakât'ı
    Ve şevkânî'nin irşâdul-fuhûl'ü binanın temel taşları gibi eserlerdir. İslâm ilimlerinde ve özellikle fıkıh usûlü'nde derinleşmek isteyenlerin bu kitap-lardan müstağni kalmaları düşünülemez. Ancak el-muvâfakât'ın bir özel-liği onu sahasında tek kitap haline getirmektedir; bu da,"mekâsıdu'ş-şe-rî'a"ya verdiği geniş yerdir. Mekâsıdu'ş-şerî'a dinin güttüğü, gözettiği gaye-ler, maksatlar demektir. Allah teâlâ peygamberleri vasıtasıyla kullarına "iman, ibadet ve hayat nizamı" gönderiyor. Bu nizamı oluşturan bilgiler is-tekler ve kaideler yalnızca Allah'a kulluk etmeye, imtihanı kazanmaya mı yaramaktadır, yoksa Allah bunların, insanlara dünyada da bir takım fayda-ları dokunmasını mı istemiştir. Eğer ikinci ihtimal vâki ise, dinî hükümle-rin faydalarından, karşıladıkları ihtiyaçlardan söz etmek yerinde olacaktır. İşte şâtıbî, kitabının bir cildini bu konuyu ayırmakta, başka kitaplarda bir-kaç sayfaya sığdırılan "hükümlerin gayelerini, dinin maksatlarım" bu ge-nişlikte ve derinlikte ele alıp incelemektedir. Kitaba değer kazandıran di-ğer özelliklerden bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:
    1. yazar mâliki mezhebine mensup bulunduğu halde, mezhep taas-subundan uzak, edepli ve uzlaştırıcı bir yol takip etmiş. Nitekim ki-tabına önce "et-ta'rîf bi-esrâri't-teklif: yükümlülüğün sırlarının bilgisi" adını koymak istemiş, sonra bir rüya üzerine bunu değiştir-miş, kitabında mâliki mezhebi ile hanefî mezhebini uzlaştırmayı hedef aldığı için "uzlaşılar, anlaşmalar" mânasında el-muvâfakât ismini tercih etmiştir. Kitabın sonlarına doğru "ihtilaflı konularda tercih" meselesini işlerken fıkıhçılara, birbirine karşı edepli ve hoş-görülü olmayı tavsiye etmekte ve aksi davranışın giderek katıla-şan, taassuba düşen nesiller, taraftarlar yetişmesine sebep olaca-ğını, bunun ise dinin yasakladığı tefrika ve bölünmeyi getireceğini etkili cümlelerle ifade etmektedir. Taklit ve taassupla ilgili şu söz-leri onun ilmî kişiliğine ışık tutmaktadır:
    "...takva elbisesini kendine bir şiar kıl, insafı elden bırakma, hakkı aramak mezhebin, hakkı ehline teslim etmek prensibin olsun...taas-sup pınarından sakın içme, konunun hakikati anlaşıldığında onu ka-bul edip teslim olmaktan çekinme..." (tercüme, s.18-19).
    2. Şâtıbî'ye göre "ilimden maksat Allah'a kullukta bulunmadan baş-ka birşey değildir."Şer'î hükümlerin dünya hayatında da faydayı hedeflediği konusu kesin delillerle sabittir.
    "...şeriat ilmi pek dağınık ve çeşitli türden olan cüz'iyyatm genel ve kapsamlı bir şekilde istikraya tâbi tutulması neticesinde elde edil-mekte ve neticede akılda, bidüziye (muttarit), genel ve sabit, değiş-mez, hep hakim konumda genel prensiplerden oluşan bir mecmua vü-cuda gelmektedir.
    Bu satırlardan anlaşılan odur ki, şâtıbfye göre bir bilgiye kesingözüyle bakabilmek için onu ilmî metodlarla (burada tam istikra metoduile)eldeetmekgerekmektedir. Ve kendisi, bukitapta ele al-dığı şer'î maksatları işte bu metodla ortaya çıkarmıştır.
    3. Müellif bu eserinde, sıradan bütün insanları ilgilendiren dînî hü-kümlerin kaynakları ve gayelerini araştırırken, yorumlarını ya-parken tasavvufun inceleme konusuna giren seyir ve sülük (ma-nevî ve ahlâkî eğitim) yoluyla farklılaşmış Allah kullarının hal ve yükümlülükleri üzerinde de durmuş, bunların genelleştirilmesine karşı çıkmakla beraber islâm bütünü içindeki mümtaz yerlerini tescil ve tesbit etmiştir.
    4. Şâtıbî, felsefe mesleğine mensup bazı âlimlerin yaptıkları gibi akla öncelik vererek nasları —zahirleri ile almak ve anlamak mümkün olduğu halde— te'vil ve gerçek mânâlarından saptırma yoluna git-memiş, nakle (kesin ve açık nakle) öncelik vermiştir:
    "şer'î meselelerde...nakil öne almir ve metbû (kendisine uyulan) kı-lınır, akıl ise geri alınır ve tâbi kabul edilir. İnceleme ve sonuca varma konusunda akıl ancak naklin müsâadesi ölçüsünde katkıda bulu-nur..."(s.78 )
    El-muvâfakât'ın saymakla bitmez güzellikleri ve faydalı yön-leri sebebiyle hep türkçemize kazandırılmasını istemiş ve ilgili dostlara tavsiye etmişimdir. Bu arzumun, hem tercüme, hem de ki-taplaştırma bakımlarından en güzel bir şekilde gerçekleşmesi be-nim için mutluluk sebebi olmuştur. Değişik cümle yapılan, üslûbu, mantığı ile el-muvâfakât gibi anlaşılması, hele hele türkçeye ak-tarılması oldukça zor olan bir kitabı başarı ile tercümeye muvaffak olduğu için mehmed erdoğan'ı candan tebrik ediyor, daha nice ça-lışmalarını bekliyorum. Sahasında erişilmez bir seviyeyi temsil eden bu eserin tercüme ve neşri için elinden geleni geri koymayan yayıncılara da teşekkür ediyor, sa'ylerinin meşkûr, amellerinin makbul olmasını mevlâdan niyaz eyliyorum.
    Doç. Dr. Hayreddin karaman

    Mütercimin Onsozu

    Elinizdeki bu değerli eserin günyüziine çıkmasına bizleri muvaffak kılan Allah'a sonsuz hamd ve senalar eder, o'nun pâk şeriatının teb-liğcisi, yorumcusu ve örnek tatbikatçısı olan sevgili peygamberimiz hz. Muhammed'e salât ve selâm eder, o'nun nurlu yolundan giden ve kutsal emâneti kendisinden sonra gelenlere ulaştıran âl ve ashabını, tabiîn nesli-ni, güzellikle onların yolundan gidenleri, ümmetin büyük müctehid imam-larını, bütün insanlığın dünya ve âhiret seâdetine kefil olan islâm şe-riatının yüceltilmesi ve yenilenmesi için kafa yoran tüm islâm âlim ve dü-şünürlerini rahmetle anarım. Keza rabbimizden, bizleri de islâm'ı ve onun yüce değerlerini hayata yeniden hâkim kılabilecek bir neslin iman, ilim, ir-fan ve cihad erleri kılmasını niyaz ederim.
    Daha önceleri çeşitli hocalarımızdan övgüsünü işittiğim şâtıbî'nin el-muvâfakât adlı eserinin içeriğini gerçek anlamda doktora öğrenciliğim sı-rasında değerli hocam hayreddin karaman'ın derslerinde okuduğumuz ve daha sonra da islam hukuk felsefesi adıyla tercüme ettiğimiz m. Tâhir b. Aşûr'un eseri vasıtasıyla öğrenmiştim. Daha sonra "ahkâmın değişme-si" adlı doktora tezimin temel kaynaklarından biri olması hasebiyle de ya-kından incelemiş ve böylece eseri daha da iyi tanımıştım.
    Doktora çalışmalarımı tamamladıktan sonra değerli arkadaşım dr. İlhan kutluer'in iz yayıncılık adına eserin tarafımdan tercüme edilmesi teklifini büyük bir memnuniyet ve cesaretle kabul ettim. Memnuniyetle ka-bul ettim; çünkü, hakikaten bu eserin türk okuyucularına bir an evvel ka-zandırılmasının zaruretine inanıyordum. Cesaretle diyorum, çünkü önüm-de büyük badireler olduğunu biliyordum. Şöyle ki:
    Her şeyden önce eser, fevkalâde yüksek bir bilgi düzeyine sahip insan-lara hitap ediyordu. Müellif eserini alışılagelmiş klâsik usûl kitapları tar-zında kaleme almamış, başta usûl ilmi olmak üzere diğer şer'î ve aklî ilim-lerde işlenilmiş ve sonuca ulaşılmış konuları esas alarak bunların üzerine eserini bina etmeyi prensip edinmişti. Eser dört cilt halinde mufassal olmasına rağmen, onun belirttiğimiz bu özelliği hemen hemen her ilme mü-racaatta bulunmayı gerekli kılmıştır. Haliyle bu, çalışmamızı zorlaştıran ve yavaşlatan bir etken olmuştur.
    Eserin daha önce birkaç baskısı yapılmış olmakla birlikte, tercümemi-ze esas aldığımız a. Dıraz neşri de dahil bizim anladığımız mânâda hadisler tahric edilmemişti. Tercümemizde âyet numaraları tesbit edilmiş, hadisler de tahric edilmiştir. Müellifin pek çok hadis kullanmasına rağmen, hemen hemen bütün hadislerini concordance aracılığı ile kütüb-i tis'a (dokuz temel hadis kitabı) içerisinde bulabilmemiz, sanırız kudretli müellifimi-zin kaynak anlayışının zikre değer bir göstergesi olmalıdır. Âyet ve hadisle-rin yerlerini belirten dipnotlarda mütercim tarafından konulduğunu göste-ren rumuzu kullanılmamıştır.
    Yaptığımız en önemli katkılardan biri de kullanılan kavramların ge-nelde dipnotlarda açıklan ması dır. Bu tür tarafımızdan yapılan tarif ve açık-lamaları rumuzu ile nâşir'in dipnotlarından ayırmış bulunuyoruz.
    Nâşir'in tamamen lafzî olan ve mânânın açıklanmasına yönelik bazı dipnotlarım metne kaydırdık.
    Uzun cümleleri yer yer bendlere ayırarak anlaşılmasını kolaylaştır-dık. Dil olarak mümkün mertebe sade bir dil kullanmaya çalıştık. Ancak ko-nunun ağırlığı ve ifade kısırlığı gibi zor durumlarda kaldığımızda eski keli-meleri de kullanmada bir sakınca görmedik. Istılahları korumaya özen göstermekle birlikte açıklamalarda bulunduk.
    Bütün bunlardan sonra, takdir değerli okuyucularımızın olmakla birlikte, öyle sanıyoruz ki—, eserin türkçesi, arapça orijinalinde bulunan ve naşir dıraz'inhaklı olarak belirttiği zorluklardan büyük ölçüde arınmış oldu.
    Bütün şer'î ilimlere yönelik bir özeleştiri içermesi ve islâmî literatür içerisinde kendi ifadesiyle "dürüst mânâsında tek usûl-ı fıkıh" diye nitele-diği muvâf akât'm ilmî değerini çok iyi tanıtması açısından kazan müftüsü musa carullah tarafından kaleme alman çok değerli bulduğum biryazıyı da sadeleştirerek değerli okuyucularımızın istifadesine sundum. Umarım ki bu yazı, üzerinden yaklaşık bir asır geçmesine rağmen üzüntüyle belirtmek gerekir ki istenilen doğrultuda hâlâ yeterli adımların atılmadığını göster-meye yarayacaktır. Musa carullah'ın bu değerli eserin neşri ile gerçek an-lamda usûle bir adım ya da kapı araladığını ifade ettiği gibi, biz de onu türkçe'ye kazandırmak suretiyle gösterilen hedefe doğru bir adım attığı-mıza ya da bir kapı araladığımıza inanıyoruz. Bu vesileyle kendimizi mutlu hissediyoruz.
    Özellikle diğer üç cildin daha muntazam, daha kusursuz çıkabilmesi için değerli okuyucularımızdan yapıcı tenkitlerini bekler, teşvik ve yardım-ları için hocalarımıza teşekkür ederim.
    Burada ayrıca bir sunuş yazısıyla bu çalışmamızı da destekleyen de-ğerli hocamız doç. Dr. Hayreddin karaman'a, bu cildin tercümesini okuya-rak değerli katkılardabulunanebubekireroğlu ile arkadaşım ilhan kutlu-er'e, eserin basımım üstlenen îz yaymcıhk'a, bütün okuyucularımıza te-şekkür eder; eserin değerli müellifine Allah'tan rahmet dilerim.
    Başarı ancak Allah'tandır.
    Dr. Mehmet erdoğan
    Ağustos, 1990 istanbul[2]


  3. 18.Ekim.2011, 07:46
    2
    Sorma neden?



    KİTAP HAKKINDA (HATIRALAR, DÜŞÜNCELER)

    İstanbul yüksek islâm enstitüsünde talebe iken hocalarımızdan mer-hum celal hoca, bir sohbetinde seyyid beyinfıkıh usûlü kitabından övgü ile bahsetmiş, sahaflarda bulamadığı bu kitabı, yüklüce bir para ödeyerek bir hattata, süleymaniye kütüphanesinde mevcut bir nüshadan istinsah ettirdiğini söylemişti. O günden sonra biz de bu kitabın peşine düşmüş, so-nunda ele geçirmiş ve okumaya başlamıştık. Seyyid bey, kitabın giriş kıs-mında belli başlı fıkıh usûlü kitaplarını değerlendirirken, sıra el-muvâ-fakât'a gelince şunları yazmıştı:
    "bu kitap yenilikçi (müceddidane) bir metodla yazılmış, gayet güzel, yu-karıda adlan geçen usûl kitaplarında bulunmayan, zamanımız için çok önemli bahisleri içine almış bir kitaptır. Şâtıbî bu eseriyle, fıkıh usûlü il-minde asıl incelenmesi gereken meselelerin hangileri olduğunu göstermek istemiş ve ilmin peşine düşmesi gereken hedefe yönelmiştir. Fakat, yukarı-da da söylediğim gibi, bizim doğu âlimlerinin sonradan gelenleri, şâtıbî'nin tuttuğu yolu takip etmemiş, bilâkis işi lâfız ve cedel kavgasına dökmüş ol-duklarından, onun açtığı çığın genişletecek kimse ortaya çıkmamıştır." (ist.1333, s. 60)
    Bu satırları okuduktan sonra el-muvâfakât'ın peşine düşmemek mümkün olmazdı.sahaflarda bulduğum, kazan'da basılmış birinci cildin başındaki mûsâ cârullah'a ait tanıtma yazısı kitaba olan iştiyakımı daha da arttırdı.[1] bir seyahatimde ankara ilahiyat fakültesine uğramıştım, orada bir ağabey hocanın kütüphanesinde, elinizdeki tercümeye esas teşkil eden el-muvâfakât baskısını gördüm, hocaya rica ederek kitabı satın al-dım. O günkü sevincimi anlatamam. Dört cilt olan kitabın son cildini bitirdi-ğim zaman tarih atmışım: 24 temmuz 1961. Buna göre bu sevgili dost ile ta-nışmamızın üzerinden yaklaşık otuz yıl geçmiş bulunuyor.
    Usûlü'1-fıkh ilmi dalında bir çok eser verilmiştir. Bunlar içinden şâfi'f -nin er-risâle'si, gazzâlfnin el-müstasfâ'si, sadru'ş-şerî'a'nın et-tavzîh'i, ibnu'l-kayyim'in riâmul-muvakkı'm'i, şâtıbî'nin el-muvâfakât'ı
    Ve şevkânî'nin irşâdul-fuhûl'ü binanın temel taşları gibi eserlerdir. İslâm ilimlerinde ve özellikle fıkıh usûlü'nde derinleşmek isteyenlerin bu kitap-lardan müstağni kalmaları düşünülemez. Ancak el-muvâfakât'ın bir özel-liği onu sahasında tek kitap haline getirmektedir; bu da,"mekâsıdu'ş-şe-rî'a"ya verdiği geniş yerdir. Mekâsıdu'ş-şerî'a dinin güttüğü, gözettiği gaye-ler, maksatlar demektir. Allah teâlâ peygamberleri vasıtasıyla kullarına "iman, ibadet ve hayat nizamı" gönderiyor. Bu nizamı oluşturan bilgiler is-tekler ve kaideler yalnızca Allah'a kulluk etmeye, imtihanı kazanmaya mı yaramaktadır, yoksa Allah bunların, insanlara dünyada da bir takım fayda-ları dokunmasını mı istemiştir. Eğer ikinci ihtimal vâki ise, dinî hükümle-rin faydalarından, karşıladıkları ihtiyaçlardan söz etmek yerinde olacaktır. İşte şâtıbî, kitabının bir cildini bu konuyu ayırmakta, başka kitaplarda bir-kaç sayfaya sığdırılan "hükümlerin gayelerini, dinin maksatlarım" bu ge-nişlikte ve derinlikte ele alıp incelemektedir. Kitaba değer kazandıran di-ğer özelliklerden bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:
    1. yazar mâliki mezhebine mensup bulunduğu halde, mezhep taas-subundan uzak, edepli ve uzlaştırıcı bir yol takip etmiş. Nitekim ki-tabına önce "et-ta'rîf bi-esrâri't-teklif: yükümlülüğün sırlarının bilgisi" adını koymak istemiş, sonra bir rüya üzerine bunu değiştir-miş, kitabında mâliki mezhebi ile hanefî mezhebini uzlaştırmayı hedef aldığı için "uzlaşılar, anlaşmalar" mânasında el-muvâfakât ismini tercih etmiştir. Kitabın sonlarına doğru "ihtilaflı konularda tercih" meselesini işlerken fıkıhçılara, birbirine karşı edepli ve hoş-görülü olmayı tavsiye etmekte ve aksi davranışın giderek katıla-şan, taassuba düşen nesiller, taraftarlar yetişmesine sebep olaca-ğını, bunun ise dinin yasakladığı tefrika ve bölünmeyi getireceğini etkili cümlelerle ifade etmektedir. Taklit ve taassupla ilgili şu söz-leri onun ilmî kişiliğine ışık tutmaktadır:
    "...takva elbisesini kendine bir şiar kıl, insafı elden bırakma, hakkı aramak mezhebin, hakkı ehline teslim etmek prensibin olsun...taas-sup pınarından sakın içme, konunun hakikati anlaşıldığında onu ka-bul edip teslim olmaktan çekinme..." (tercüme, s.18-19).
    2. Şâtıbî'ye göre "ilimden maksat Allah'a kullukta bulunmadan baş-ka birşey değildir."Şer'î hükümlerin dünya hayatında da faydayı hedeflediği konusu kesin delillerle sabittir.
    "...şeriat ilmi pek dağınık ve çeşitli türden olan cüz'iyyatm genel ve kapsamlı bir şekilde istikraya tâbi tutulması neticesinde elde edil-mekte ve neticede akılda, bidüziye (muttarit), genel ve sabit, değiş-mez, hep hakim konumda genel prensiplerden oluşan bir mecmua vü-cuda gelmektedir.
    Bu satırlardan anlaşılan odur ki, şâtıbfye göre bir bilgiye kesingözüyle bakabilmek için onu ilmî metodlarla (burada tam istikra metoduile)eldeetmekgerekmektedir. Ve kendisi, bukitapta ele al-dığı şer'î maksatları işte bu metodla ortaya çıkarmıştır.
    3. Müellif bu eserinde, sıradan bütün insanları ilgilendiren dînî hü-kümlerin kaynakları ve gayelerini araştırırken, yorumlarını ya-parken tasavvufun inceleme konusuna giren seyir ve sülük (ma-nevî ve ahlâkî eğitim) yoluyla farklılaşmış Allah kullarının hal ve yükümlülükleri üzerinde de durmuş, bunların genelleştirilmesine karşı çıkmakla beraber islâm bütünü içindeki mümtaz yerlerini tescil ve tesbit etmiştir.
    4. Şâtıbî, felsefe mesleğine mensup bazı âlimlerin yaptıkları gibi akla öncelik vererek nasları —zahirleri ile almak ve anlamak mümkün olduğu halde— te'vil ve gerçek mânâlarından saptırma yoluna git-memiş, nakle (kesin ve açık nakle) öncelik vermiştir:
    "şer'î meselelerde...nakil öne almir ve metbû (kendisine uyulan) kı-lınır, akıl ise geri alınır ve tâbi kabul edilir. İnceleme ve sonuca varma konusunda akıl ancak naklin müsâadesi ölçüsünde katkıda bulu-nur..."(s.78 )
    El-muvâfakât'ın saymakla bitmez güzellikleri ve faydalı yön-leri sebebiyle hep türkçemize kazandırılmasını istemiş ve ilgili dostlara tavsiye etmişimdir. Bu arzumun, hem tercüme, hem de ki-taplaştırma bakımlarından en güzel bir şekilde gerçekleşmesi be-nim için mutluluk sebebi olmuştur. Değişik cümle yapılan, üslûbu, mantığı ile el-muvâfakât gibi anlaşılması, hele hele türkçeye ak-tarılması oldukça zor olan bir kitabı başarı ile tercümeye muvaffak olduğu için mehmed erdoğan'ı candan tebrik ediyor, daha nice ça-lışmalarını bekliyorum. Sahasında erişilmez bir seviyeyi temsil eden bu eserin tercüme ve neşri için elinden geleni geri koymayan yayıncılara da teşekkür ediyor, sa'ylerinin meşkûr, amellerinin makbul olmasını mevlâdan niyaz eyliyorum.
    Doç. Dr. Hayreddin karaman

    Mütercimin Onsozu

    Elinizdeki bu değerli eserin günyüziine çıkmasına bizleri muvaffak kılan Allah'a sonsuz hamd ve senalar eder, o'nun pâk şeriatının teb-liğcisi, yorumcusu ve örnek tatbikatçısı olan sevgili peygamberimiz hz. Muhammed'e salât ve selâm eder, o'nun nurlu yolundan giden ve kutsal emâneti kendisinden sonra gelenlere ulaştıran âl ve ashabını, tabiîn nesli-ni, güzellikle onların yolundan gidenleri, ümmetin büyük müctehid imam-larını, bütün insanlığın dünya ve âhiret seâdetine kefil olan islâm şe-riatının yüceltilmesi ve yenilenmesi için kafa yoran tüm islâm âlim ve dü-şünürlerini rahmetle anarım. Keza rabbimizden, bizleri de islâm'ı ve onun yüce değerlerini hayata yeniden hâkim kılabilecek bir neslin iman, ilim, ir-fan ve cihad erleri kılmasını niyaz ederim.
    Daha önceleri çeşitli hocalarımızdan övgüsünü işittiğim şâtıbî'nin el-muvâfakât adlı eserinin içeriğini gerçek anlamda doktora öğrenciliğim sı-rasında değerli hocam hayreddin karaman'ın derslerinde okuduğumuz ve daha sonra da islam hukuk felsefesi adıyla tercüme ettiğimiz m. Tâhir b. Aşûr'un eseri vasıtasıyla öğrenmiştim. Daha sonra "ahkâmın değişme-si" adlı doktora tezimin temel kaynaklarından biri olması hasebiyle de ya-kından incelemiş ve böylece eseri daha da iyi tanımıştım.
    Doktora çalışmalarımı tamamladıktan sonra değerli arkadaşım dr. İlhan kutluer'in iz yayıncılık adına eserin tarafımdan tercüme edilmesi teklifini büyük bir memnuniyet ve cesaretle kabul ettim. Memnuniyetle ka-bul ettim; çünkü, hakikaten bu eserin türk okuyucularına bir an evvel ka-zandırılmasının zaruretine inanıyordum. Cesaretle diyorum, çünkü önüm-de büyük badireler olduğunu biliyordum. Şöyle ki:
    Her şeyden önce eser, fevkalâde yüksek bir bilgi düzeyine sahip insan-lara hitap ediyordu. Müellif eserini alışılagelmiş klâsik usûl kitapları tar-zında kaleme almamış, başta usûl ilmi olmak üzere diğer şer'î ve aklî ilim-lerde işlenilmiş ve sonuca ulaşılmış konuları esas alarak bunların üzerine eserini bina etmeyi prensip edinmişti. Eser dört cilt halinde mufassal olmasına rağmen, onun belirttiğimiz bu özelliği hemen hemen her ilme mü-racaatta bulunmayı gerekli kılmıştır. Haliyle bu, çalışmamızı zorlaştıran ve yavaşlatan bir etken olmuştur.
    Eserin daha önce birkaç baskısı yapılmış olmakla birlikte, tercümemi-ze esas aldığımız a. Dıraz neşri de dahil bizim anladığımız mânâda hadisler tahric edilmemişti. Tercümemizde âyet numaraları tesbit edilmiş, hadisler de tahric edilmiştir. Müellifin pek çok hadis kullanmasına rağmen, hemen hemen bütün hadislerini concordance aracılığı ile kütüb-i tis'a (dokuz temel hadis kitabı) içerisinde bulabilmemiz, sanırız kudretli müellifimi-zin kaynak anlayışının zikre değer bir göstergesi olmalıdır. Âyet ve hadisle-rin yerlerini belirten dipnotlarda mütercim tarafından konulduğunu göste-ren rumuzu kullanılmamıştır.
    Yaptığımız en önemli katkılardan biri de kullanılan kavramların ge-nelde dipnotlarda açıklan ması dır. Bu tür tarafımızdan yapılan tarif ve açık-lamaları rumuzu ile nâşir'in dipnotlarından ayırmış bulunuyoruz.
    Nâşir'in tamamen lafzî olan ve mânânın açıklanmasına yönelik bazı dipnotlarım metne kaydırdık.
    Uzun cümleleri yer yer bendlere ayırarak anlaşılmasını kolaylaştır-dık. Dil olarak mümkün mertebe sade bir dil kullanmaya çalıştık. Ancak ko-nunun ağırlığı ve ifade kısırlığı gibi zor durumlarda kaldığımızda eski keli-meleri de kullanmada bir sakınca görmedik. Istılahları korumaya özen göstermekle birlikte açıklamalarda bulunduk.
    Bütün bunlardan sonra, takdir değerli okuyucularımızın olmakla birlikte, öyle sanıyoruz ki—, eserin türkçesi, arapça orijinalinde bulunan ve naşir dıraz'inhaklı olarak belirttiği zorluklardan büyük ölçüde arınmış oldu.
    Bütün şer'î ilimlere yönelik bir özeleştiri içermesi ve islâmî literatür içerisinde kendi ifadesiyle "dürüst mânâsında tek usûl-ı fıkıh" diye nitele-diği muvâf akât'm ilmî değerini çok iyi tanıtması açısından kazan müftüsü musa carullah tarafından kaleme alman çok değerli bulduğum biryazıyı da sadeleştirerek değerli okuyucularımızın istifadesine sundum. Umarım ki bu yazı, üzerinden yaklaşık bir asır geçmesine rağmen üzüntüyle belirtmek gerekir ki istenilen doğrultuda hâlâ yeterli adımların atılmadığını göster-meye yarayacaktır. Musa carullah'ın bu değerli eserin neşri ile gerçek an-lamda usûle bir adım ya da kapı araladığını ifade ettiği gibi, biz de onu türkçe'ye kazandırmak suretiyle gösterilen hedefe doğru bir adım attığı-mıza ya da bir kapı araladığımıza inanıyoruz. Bu vesileyle kendimizi mutlu hissediyoruz.
    Özellikle diğer üç cildin daha muntazam, daha kusursuz çıkabilmesi için değerli okuyucularımızdan yapıcı tenkitlerini bekler, teşvik ve yardım-ları için hocalarımıza teşekkür ederim.
    Burada ayrıca bir sunuş yazısıyla bu çalışmamızı da destekleyen de-ğerli hocamız doç. Dr. Hayreddin karaman'a, bu cildin tercümesini okuya-rak değerli katkılardabulunanebubekireroğlu ile arkadaşım ilhan kutlu-er'e, eserin basımım üstlenen îz yaymcıhk'a, bütün okuyucularımıza te-şekkür eder; eserin değerli müellifine Allah'tan rahmet dilerim.
    Başarı ancak Allah'tandır.
    Dr. Mehmet erdoğan
    Ağustos, 1990 istanbul[2]





+ Yorum Gönder