Konusunu Oylayın.: Ecel ve ömür ile ilgili sorular ve cevapları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 9 kişi
Ecel ve ömür ile ilgili sorular ve cevapları
  1. 17.Ekim.2011, 20:21
    1
    Misafir

    Ecel ve ömür ile ilgili sorular ve cevapları






    Ecel ve ömür ile ilgili sorular ve cevapları Mumsema Ecel ve ömür ile ilgili sorular ve cevapları


  2. 17.Ekim.2011, 20:21
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 18.Ekim.2011, 00:08
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ecel ve ömür ile ilgili sorular ve cevapları




    ]Savaştan, ölümden kaçmak ne kazandırır?

    Yukarıda açıkladığımız gibi “ecel” sözcüğü birçok ayette; “belirlenmiş bir sürenin sonu” anlamında kullanılmıştır. Buna göre ömrün sonu “ecel” anlamına gelmektedir. Yani ecel; ölüm için, senesiyle, ayıyla, haftasıyla, günüyle, saatiyle, saniyesiyle tayin ve takdir edilmiş olan vakittir. Bu ecelin değişmeyeceği, öne alınıp sonraya bırakılamayacağı da, örneklerini verdiğimiz ayetlerde gayet açık ifadelerle belirtilmiştir. O hâlde ne kadar kaçılırsa kaçılsın veya ne kadar acele edilirse edilsin, ecelin ertelenmesi de çabuklaştırılması da söz konusu değildir. Bu durum, sadece insanlar için değil, toplumlar ve tüm evren için de geçerlidir.

    Âl-i Imran; 156: Ey iman etmiş kişiler! İnkâr etmiş ve yeryüzünde dolaşan yahut gazaya çıkan kardeşleri için “Yanımızda olsaydılar ölmezlerdi, öldürülmezlerdi.” diyen kişiler gibi olmayın. -Allah’ın bunu onların kalplerinde bir yara kılması için- Ve Allah hayat verir ve öldürür. Ve Allah yaptıklarınızı en iyi görendir.

    Ahzab; 16: De ki: “Eğer ölmekten veya ÖLDÜRMEKTEN kaçıyorsanız, kaçmak hiçbir zaman size yarar sağlamaz. Ve o zaman sadece, çok azı kazandırılırsınız.”

    Nisa; 78: Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız bile. Ve onlara bir iyilik erişirse “Bu, Allah’tandır” derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, “Bu, sendendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bunlara rağmen bu topluma ne oluyor ki, hepten söz anlamaz oluyorlar?


    Tövbe; 51: De ki: “Hiçbir zaman bize Allah’ın bizim için yazdığından başkası dokunmaz. O, bizim mevlâmızdır. Öyleyse müminler yalnızca Allah’a güvensinler.”

    Ecel değişir mi?

    Yazımızın başında sözünü ettiğimiz Mutezile mezhebi, ecelin değişebileceğini iddia etmiş ve bu iddiasına iki delil göstermiştir:

    - Peygamberimizin, “sadaka ömrü uzatır” dediğini söyleyen bir rivayet.

    - Katile verilen cezanın, öldürdüğü kişinin ecelini değiştirdiği sebebiyle verildiği iddiası.

    Bir defa, peygamberimizin sözü diye ileri sürülen bu rivayet, yukarıda mealini verdiğimiz ayetlerle çelişmektedir ve peygamberimizin de Kur’an ayetleri ile çelişen bir söz söylemesi mümkün değildir. Ayrıca da bu rivayet, “Haber-i Vahid” denilen; zayıf, dinî esaslarda itibar edilmemesi gereken sınıftan bir rivayettir. Bu sözü kim söylediyse, akıbetini düşünmeden, sadece sadakayı teşvik için söylemiş olmalıdır.

    Mutezilenin, katilin cezalandırılması konusundaki görüşü ise, yanlış bir muhakeme üzerine bina edilmiştir. Çünkü katile verilen ceza, öldürdüğü kişinin ecelini değiştirdiği için değil, işlenmesi dinen kesin olarak yasaklanmış bir fiili işlemesi sebebiyledir. Katil, öldürdüğü kişinin ecelini bilemez. Dolayısıyla bilemediği bir süreyi de kısaltması söz konusu değildir. Katil, iradesi ile yasak olan cinayeti işlemiş ve bu konudaki ilâhî emre uymadığı için cezayı hak etmiştir. Maktul ise, Allah’ın “ilm-i ezelî”siyle bildiği bir olay sonucu, yani o fiilin olacağını bilen Allah’ın kendisi için takdir etmiş olduğu ecelde ölmüştür. Bir canlının hayatî fonksiyonlarının durması sonucunda ölümünün gerçekleşmesi zaten değişmeyen bir sünnet-i ilahî, yani Rabbimizin koyduğu bir kural olduğu için, böyle bir olayın meydana geleceğini bilen Yüce Allah, maktulün ecelini de ezelde ona göre takdir etmiştir.

    Nitekim Ra’d suresinin 38. ayetindeki

    “Her ecel için bir kitap vardır.” ifadesi de bunun böyle olduğunu göstermektedir.

    Ecel konusunda bir de, her şeyi mevcut (bilinen) maddî ölçülerle izaha çalışan ve kendilerini “bilimsel” bakış sahibi olarak görenler tarafından ileri sürülen ama hâlâ bilimsel ekol olarak belirginleşememiş bir düşünce vardır. Allah’ın hayata müdahalesinin olmadığını benimseyen ve insanı sadece et, kemik, nem ve ısıdan ibaret kabul eden bu görüşe göre ise iki türlü ecel vardır:

    Birincisi: “Tabiî ecel”dir ki bu, canlı varlığın cismindeki ısı ve nemin yok olmasıyla gerçekleşir. Bu ölüm şeklinde ısı ve nemin yok olması, hiçbir haricî varlığın etki ve müdahalesi olmadan meydana gelir. Bu tabiî ölüm, tıpkı yavaş yavaş gazı biten bir lambanın sönmesi gibidir.

    İkincisi: “İhtirami” denilen eceldir ki bu, hastalık, haricî bir etki veya kaza sonunda, vaktinden önce vaki olan ölümdür. Tabiî olmayan bu tür ölüm, lâmbanın gazı olduğu hâlde, haricî bir sebeple sönmesine benzetilebilir.

    Dikkat edilirse bu görüş, normal şartlar altında bulunan canlıları, birer gaz lâmbası gibi görmekte, haricî etkiler dışında canlıların hep aynı tepkiyi vereceklerini düşünmektedir. Newton çağının “bilim” tanımına göre ve “insan” faktörü ihmal edildiğinde haklı sayılabilecek olan bu görüş, atom altı parçacıkların davranışlarında belirsizliğin bir kural olarak saptandığı çağımızda ise bilimsel olmaktan bir hayli uzak durumdadır. Çünkü atom altı parçacıklar bir yana, bugün artık aynı şartlarda beslenen hayvanların ve bitkilerin bile farklı bünyeye ve ömre sahip oldukları, aynı etkiye eşit tepki vermedikleri tespit edilmiştir.

    Hakkı Yılmaz



  4. 18.Ekim.2011, 00:08
    2
    Silent and lonely rains



    ]Savaştan, ölümden kaçmak ne kazandırır?

    Yukarıda açıkladığımız gibi “ecel” sözcüğü birçok ayette; “belirlenmiş bir sürenin sonu” anlamında kullanılmıştır. Buna göre ömrün sonu “ecel” anlamına gelmektedir. Yani ecel; ölüm için, senesiyle, ayıyla, haftasıyla, günüyle, saatiyle, saniyesiyle tayin ve takdir edilmiş olan vakittir. Bu ecelin değişmeyeceği, öne alınıp sonraya bırakılamayacağı da, örneklerini verdiğimiz ayetlerde gayet açık ifadelerle belirtilmiştir. O hâlde ne kadar kaçılırsa kaçılsın veya ne kadar acele edilirse edilsin, ecelin ertelenmesi de çabuklaştırılması da söz konusu değildir. Bu durum, sadece insanlar için değil, toplumlar ve tüm evren için de geçerlidir.

    Âl-i Imran; 156: Ey iman etmiş kişiler! İnkâr etmiş ve yeryüzünde dolaşan yahut gazaya çıkan kardeşleri için “Yanımızda olsaydılar ölmezlerdi, öldürülmezlerdi.” diyen kişiler gibi olmayın. -Allah’ın bunu onların kalplerinde bir yara kılması için- Ve Allah hayat verir ve öldürür. Ve Allah yaptıklarınızı en iyi görendir.

    Ahzab; 16: De ki: “Eğer ölmekten veya ÖLDÜRMEKTEN kaçıyorsanız, kaçmak hiçbir zaman size yarar sağlamaz. Ve o zaman sadece, çok azı kazandırılırsınız.”

    Nisa; 78: Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız bile. Ve onlara bir iyilik erişirse “Bu, Allah’tandır” derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, “Bu, sendendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bunlara rağmen bu topluma ne oluyor ki, hepten söz anlamaz oluyorlar?


    Tövbe; 51: De ki: “Hiçbir zaman bize Allah’ın bizim için yazdığından başkası dokunmaz. O, bizim mevlâmızdır. Öyleyse müminler yalnızca Allah’a güvensinler.”

    Ecel değişir mi?

    Yazımızın başında sözünü ettiğimiz Mutezile mezhebi, ecelin değişebileceğini iddia etmiş ve bu iddiasına iki delil göstermiştir:

    - Peygamberimizin, “sadaka ömrü uzatır” dediğini söyleyen bir rivayet.

    - Katile verilen cezanın, öldürdüğü kişinin ecelini değiştirdiği sebebiyle verildiği iddiası.

    Bir defa, peygamberimizin sözü diye ileri sürülen bu rivayet, yukarıda mealini verdiğimiz ayetlerle çelişmektedir ve peygamberimizin de Kur’an ayetleri ile çelişen bir söz söylemesi mümkün değildir. Ayrıca da bu rivayet, “Haber-i Vahid” denilen; zayıf, dinî esaslarda itibar edilmemesi gereken sınıftan bir rivayettir. Bu sözü kim söylediyse, akıbetini düşünmeden, sadece sadakayı teşvik için söylemiş olmalıdır.

    Mutezilenin, katilin cezalandırılması konusundaki görüşü ise, yanlış bir muhakeme üzerine bina edilmiştir. Çünkü katile verilen ceza, öldürdüğü kişinin ecelini değiştirdiği için değil, işlenmesi dinen kesin olarak yasaklanmış bir fiili işlemesi sebebiyledir. Katil, öldürdüğü kişinin ecelini bilemez. Dolayısıyla bilemediği bir süreyi de kısaltması söz konusu değildir. Katil, iradesi ile yasak olan cinayeti işlemiş ve bu konudaki ilâhî emre uymadığı için cezayı hak etmiştir. Maktul ise, Allah’ın “ilm-i ezelî”siyle bildiği bir olay sonucu, yani o fiilin olacağını bilen Allah’ın kendisi için takdir etmiş olduğu ecelde ölmüştür. Bir canlının hayatî fonksiyonlarının durması sonucunda ölümünün gerçekleşmesi zaten değişmeyen bir sünnet-i ilahî, yani Rabbimizin koyduğu bir kural olduğu için, böyle bir olayın meydana geleceğini bilen Yüce Allah, maktulün ecelini de ezelde ona göre takdir etmiştir.

    Nitekim Ra’d suresinin 38. ayetindeki

    “Her ecel için bir kitap vardır.” ifadesi de bunun böyle olduğunu göstermektedir.

    Ecel konusunda bir de, her şeyi mevcut (bilinen) maddî ölçülerle izaha çalışan ve kendilerini “bilimsel” bakış sahibi olarak görenler tarafından ileri sürülen ama hâlâ bilimsel ekol olarak belirginleşememiş bir düşünce vardır. Allah’ın hayata müdahalesinin olmadığını benimseyen ve insanı sadece et, kemik, nem ve ısıdan ibaret kabul eden bu görüşe göre ise iki türlü ecel vardır:

    Birincisi: “Tabiî ecel”dir ki bu, canlı varlığın cismindeki ısı ve nemin yok olmasıyla gerçekleşir. Bu ölüm şeklinde ısı ve nemin yok olması, hiçbir haricî varlığın etki ve müdahalesi olmadan meydana gelir. Bu tabiî ölüm, tıpkı yavaş yavaş gazı biten bir lambanın sönmesi gibidir.

    İkincisi: “İhtirami” denilen eceldir ki bu, hastalık, haricî bir etki veya kaza sonunda, vaktinden önce vaki olan ölümdür. Tabiî olmayan bu tür ölüm, lâmbanın gazı olduğu hâlde, haricî bir sebeple sönmesine benzetilebilir.

    Dikkat edilirse bu görüş, normal şartlar altında bulunan canlıları, birer gaz lâmbası gibi görmekte, haricî etkiler dışında canlıların hep aynı tepkiyi vereceklerini düşünmektedir. Newton çağının “bilim” tanımına göre ve “insan” faktörü ihmal edildiğinde haklı sayılabilecek olan bu görüş, atom altı parçacıkların davranışlarında belirsizliğin bir kural olarak saptandığı çağımızda ise bilimsel olmaktan bir hayli uzak durumdadır. Çünkü atom altı parçacıklar bir yana, bugün artık aynı şartlarda beslenen hayvanların ve bitkilerin bile farklı bünyeye ve ömre sahip oldukları, aynı etkiye eşit tepki vermedikleri tespit edilmiştir.

    Hakkı Yılmaz






+ Yorum Gönder