Konusunu Oylayın.: Din hocamız sırat köprüsü yoktur diyor,bu konuda doğru olan nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Din hocamız sırat köprüsü yoktur diyor,bu konuda doğru olan nedir?
  1. 12.Ekim.2011, 20:00
    1
    Misafir

    Din hocamız sırat köprüsü yoktur diyor,bu konuda doğru olan nedir?






    Din hocamız sırat köprüsü yoktur diyor,bu konuda doğru olan nedir? Mumsema herkeze sesleniyorum din hocamız sırat köprüsü yoktur diyor derste hocayla kavga ettim ce delil bulacağıma dair söz verdim bir bilginiz varsa yazın ...


  2. 12.Ekim.2011, 20:00
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    herkeze sesleniyorum din hocamız sırat köprüsü yoktur diyor derste hocayla kavga ettim ce delil bulacağıma dair söz verdim bir bilginiz varsa yazın ...


    Benzer Konular

    - Surat köprüsü nedir? Sırat Köprüsü ne demek

    - Sırat insanların Sırat Köprüsü’nden geçme veya geçememe keyfiyetleri

    - Sırat Köprüsü Nedir

    - Hocamız resminin altında da tek ve bir olan hocamız yazmışlar bu günah mıdır ?

  3. 12.Ekim.2011, 20:14
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Din hocamız sırat köprüsü yoktur diyor,bu konuda doğru olan nedir?




    Sırat köprüsü nedir?

    “Sırat Köprüsü üzerinde durur musunuz? Sırat Köprüsü nedir? Nasıl bir köprüdür?”

    Âhiretin deresini, tepesini, düzlüğünü, yokuşunu, köprüsünü, yolunu, yordamını, terazisini, mîzânını ateşini ancak dünyadaki benzerleriyle kavrayabiliriz. Başka türlü kavrama imkânımız yok. Görüş ufkumuz dünyadaki benzerleriyle ve sembollerle çevrili. Âhiretle ilgili haberlerde yer alan uhrevî maddelerin sûretini ve şeklini mânâ itibariyle kavrayabilmemiz için dünyadaki benzerleriyle ifâde etmek zorunluluğu var. Âyetlerde ve hadislerde âhireti ve içindekileri anlayabilmemiz için böyle ifâde edilmiştir. Meselâ mahşerdeki terazi elbette bakkal terazisi şeklinde olmayacak. Kaldı ki dünyada bile şekil itibariyle biri diğerine benzemeyen çok farklı biçimlerde teraziler söz konusu. Hatta aynı bakkal dükkânında, o eski bildiğimiz klâsik teraziden tutun, farklı boy ve ebatlarda ve farklı ölçeklerle çok sayıda elektronik terazi örnekleri görmek mümkün. Öyleyse mahşerde sevap ve günahımızı tartan bir teraziden söz edildiğinde, çok hassas ölçüleriyle sonsuz duyarlıklı bir tartı âletinin bulunduğunu anlarız, gerçek şeklini görmeyi âhirete bırakırız.

    Sırat köprüsü için de aynı bakış açısı söz konusudur. Sırat Köprüsü, Cehennemin karanlık ve dev alevleri üzerinde kurulmuş, dehşetli, kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprüdür. (“kıldan ince, kılıçtan keskin” ibaresi sırat köprüsünün çok hassas bir ayar içinde olduğuna ve dehşetine işâret eder.) Buradan herkes geçecektir. Çünkü Cennetin yolu Sırat köprüsünden geçer. Cennete giden de, Cehenneme düşen de bu köprüye uğrar. Bu köprüden geçerken günahkârlar ve kâfirler ayakları sürçerek dev ateşe düşerler. Mü’minler ise amellerine göre belirli hızlarda bu tehlikeli köprüyü geçerler. Peygamber Efendimiz’in (asm) bildirdiğine göre bu köprüden ilk geçecek olanlar Peygamber Efendimiz (asm) ve ümmeti olacaktır. Sonra diğer ümmetlerin salih amelleri sayesinde sırat köprüsünü sür’atle geçeceği bildirilmiştir.1

    Üstad Bediüzzaman Hazretleri insanın bir yolcu olduğunu beyan eder ve “Sırat”ı yolculuğun zorunlu geçit yerlerinden birisi olarak zikreder. Bediüzzaman, insanın, âlem-i ervahtan (ruhlar âleminden), rahm-ı mâderden (anne karnından), sabâvetten (çocukluktan), ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihanda hiç durmadan yürüyen bir yolcu olduğunu kaydediyor.2

    Bediüzzaman Hazretleri bir rüya-yı sadıkada Sırat Köprüsü üstünde Peygamber Efendimiz (asm) ile buluşmuş, ondan ilim talep etmiş; Peygamber Efendimiz de (asm) ona “Ümmetimden suâl sormamak şartıyla sana ilm-i Kur’ân verilecektir” müjdesinde bulunmuştur.3 Bilâhare bu ilm-i Kur’ân’ın, Risâle-i Nur Külliyatı tarzında tezahür ettiğini, hakikat ilmi ve iman hakikatleri4 olarak ortaya çıktığını ve milyonların imanını kurtardığını görmekteyiz.

    Sırat köprüsü ahrette İnşallah Peygamber Efendimiz (asm) ile buluşacağımız mekânlardan birisi olacaktır.

    Hz. Enes (ra) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet günü bana şefaat edin!” dedim. Peygamber Efendimiz (asm): “İnşaallah yapacağım!” buyurdular. Ben tekrar: “Sizi nerede arayıp bulayım?” dedim. “Beni ilk aradığın zaman Sırat üzerinde ara!” buyurdular. “Size (orada) rastlayamazsam?” dedim. “Mizan’ın yanında beni ara!” buyurdular. “Orada da size rastlayamazsam?” dedim. “Öyleyse beni havzın yanında ara! Zira ben üç mevkinin dışına çıkmam!” buyurdular.5

    Hz. Âişe (ra) anlatıyor: “Ateşi hatırlayıp ağladım.” Resûlullah (asm):

    “Niye ağlıyorsun?” buyurdu.

    “Ya Resûlallah! Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyamet günü, ailenizi hatırlayacak mısınız?” dedim. Peygamber Efendimiz (asm):

    “Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz: 1- Mizan yanında: Tartısı ağır mı geldi, hafif mi; öğreninceye kadar, 2- Sahifeler uçuştuğu zaman: Kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar: Sağına mı, soluna mı, yoksa arkasına mı? 3- Sıratın yanında: Sırat Cehennemin iki yakası ortasına kurulduğunda, bunu geçinceye kadar kimse kimseyi hatırlamaz.”6


    Sırat Köprüsü ve Sırat Köprüsünün keyfiyeti hakkında uzunca bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (asm) haber veriyor ki:

    “Kıyamet Gününde insanlar bir araya toplanacaklar. Rabbimiz: ‘Her kim her neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün!’ buyuracak. Artık kimi güneşin, kimi ayın, kimi taptıkları tağutların peşine düşecekler. Yalnız bu ümmet, içlerinde münafıkları da olduğu halde yerinde kalacak. Allah onlara: ‘Ben sizin Rabbinizim!’ buyuracak. Onlar da: ‘El-Hak, Sen bizim Rabbimizsin!’ diyecekler. Allah Teâlâ’nın onları dâvet buyurması üzerine dâvete uyacaklar. Cehennemin tam ortasına Sırat (köprü) kurulacak. Ümmetini onun üstünden en evvel geçirecek ben olacağım. O gün dehşeti ve korkusu sebebiyle peygamberlerden başka hiç kimse konuşamayacak. Peygamberlerin o günkü duâları da: ‘Allahümme sellim, sellim’ (Allahım esenlik ver, Allahım kurtar!) olacaktır. Cehennemde sa’dân dikenlerine benzer çengeller vardır. Bu dikenlerin ne kadar büyük olduklarını ancak Allah bilir. (Değişik rivâyetlerde: Onlara, “Nurunuzun miktarına göre kurtuluşa koşun!” denilir. Mü’minlerin kimi göz kırpacak kadar zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi kuş gibi, kimi ala-yörük cinsi bir at gibi, kimi deve gibi sür'atle geçerler. Nihayet nûru yalnız ayaklarının başparmağında olarak verilen kimse yüzü koyu yürüyerek elleri ve ayaklarıyla emekler ve bir kolunu çekse öteki kolu, bir ayağını çekse öteki ayağı takılır ve kurtuluncaya kadar ateş yanlarına çarpar durur. Kimi yürüyerek, kimi karnı üstünde sürünerek geçer de: “Ya Rab! Beni neden bu kadar geç bıraktın?” der. Cenâb-ı Rabbü’l-Âlemîn: “Seni geç bırakan kendi amelindir!” buyurur. O gün münafıklar iman edenlere, “Lütfen bizi bekleyin de, nurunuzdan biz de istifade edelim” derler. Fakat kendilerine: “Geriye dönün. Nûru orada arayın” denilir.) Bu çengeller insanları kötü amellerinden dolayı kapıp alırlar. Bunlardan kimi, kötü ameli dolayısıyla helâk olur. Kimi hardal gibi ezildikten sonra kurtulur. Nihayet, Allah ateşe girenlerden kimlere rahmet buyurmayı dilemişse onları çıkarır. Meleklere, dünyada iken Allah’a ibadet etmiş olanları çıkarmalarını emreder. Melekler de onları çıkarır. Melekler onları secde izlerinden tanırlar. Allah Teâlâ secde izlerini yiyip mahvetmeyi Cehennem ateşine haram kılmıştır. Cennet ile Cehennem arasında yüzü ateşe dönük bir kimse kalır. Ki o, Cennete gireceklerin sonuncusu olacaktır. O kimse:

    “Yâ Rab! Yüzümü şu ateşten döndür. Kokusu beni zehirleyip duruyor. Alevi beni yakıp duruyor” diyecek. Adamcağız mütemadiyen duâ ve niyaz yapmaya devam edecektir. Sonunda Allah Teâlâ:

    “Bu senin dediğin yapılacak olursa, acaba başka bir şey istemeyecek misin?” buyurur. Adam:

    “Celâl ve İzzetine yemin olsun ki, hayır!” diyecek. Allah onun yüzünü Cehennem ateşinden Cennet’e doğru döndürünce Cennet’in güzelliğini görecek. Başlangıçta bir süre hayâ ettikten sonra: “Yâ Rab, beni Cennetin kapısına yaklaştır” diyecek.

    Allah: “Evvelce başka bir şey istemeyeceğine dair yemin etmiş değil miydin?” diyecek. Adam: “Yâ Rab! Mahlûkatının en bedbahtı ben olmayayım” diyecek. Allah:

    “Bunu da verirsem başka bir şey isteyecek misin?” diyecek. Adam:

    “İzzet ve celâline yemin olsun ki, hayır!” diyecek.

    Cenâb-ı Allah onu Cennetin kapısına yaklaştıracak. O kimse, Cennetin kapısına varıp da, Cennetteki eşsiz güzelliği ve letâfeti, içindeki hadsiz sevinci ve neşeyi görünce, bir süre utancından susacak, ama sonra:

    “Yâ Rab! Beni içeriye al!” diye duâ edecek. Allah:

    “Âdemoğlu! Sen ne sözünde durmaz kimsesin! Sen verdiğimden başka hiçbir şey istemeyeceğine dair yemin vermiş değil miydin?” buyuracak. Adam:

    “Ya Rab! Mahlûkatının en bedbahtı olmayayım” diyecek ve duâ ve niyazına ısrarla devam edecek. Nihayet Cenâb-ı Hak onun da Cennete girmesine izin verecek. Ona:

    “İste!” buyuracak. O da uzun boylu isteklerini dile getirecek. Ne arzu ediyorsa isteyecek. İstekleri bitince, Allah Teâlâ: “Bunlardan başka şunu da, şunu da, şunu da, bunu da iste!” buyuracak. İsteyeceği güzel şeyleri Cenâb-ı Hak onun aklına getirecek. Nihayet adam bunları da isteyecek. Adamın istekleri bitince Allah Teâlâ: “Bunların hepsi ve on misli kadar isteklerin hepsi senindir” buyuracaktır.7

    SÜLEYMAN KÖSMENE

    Dipnotlar:

    1- İbn-i Mâce, Zühd, 33.

    2- Sözler, s. 35.

    3- Tarihçe-i Hayat: 30.

    4- Emirdağ Lâhikası: 256; Barla Lâhikası: 119.

    5- Tirmizî, Kıyamet 10, (2435).

    6- Ebu Davud, Sünen 28, (4755)

    7- Buhârî, 2/450.







  4. 12.Ekim.2011, 20:14
    2
    Silent and lonely rains



    Sırat köprüsü nedir?

    “Sırat Köprüsü üzerinde durur musunuz? Sırat Köprüsü nedir? Nasıl bir köprüdür?”

    Âhiretin deresini, tepesini, düzlüğünü, yokuşunu, köprüsünü, yolunu, yordamını, terazisini, mîzânını ateşini ancak dünyadaki benzerleriyle kavrayabiliriz. Başka türlü kavrama imkânımız yok. Görüş ufkumuz dünyadaki benzerleriyle ve sembollerle çevrili. Âhiretle ilgili haberlerde yer alan uhrevî maddelerin sûretini ve şeklini mânâ itibariyle kavrayabilmemiz için dünyadaki benzerleriyle ifâde etmek zorunluluğu var. Âyetlerde ve hadislerde âhireti ve içindekileri anlayabilmemiz için böyle ifâde edilmiştir. Meselâ mahşerdeki terazi elbette bakkal terazisi şeklinde olmayacak. Kaldı ki dünyada bile şekil itibariyle biri diğerine benzemeyen çok farklı biçimlerde teraziler söz konusu. Hatta aynı bakkal dükkânında, o eski bildiğimiz klâsik teraziden tutun, farklı boy ve ebatlarda ve farklı ölçeklerle çok sayıda elektronik terazi örnekleri görmek mümkün. Öyleyse mahşerde sevap ve günahımızı tartan bir teraziden söz edildiğinde, çok hassas ölçüleriyle sonsuz duyarlıklı bir tartı âletinin bulunduğunu anlarız, gerçek şeklini görmeyi âhirete bırakırız.

    Sırat köprüsü için de aynı bakış açısı söz konusudur. Sırat Köprüsü, Cehennemin karanlık ve dev alevleri üzerinde kurulmuş, dehşetli, kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprüdür. (“kıldan ince, kılıçtan keskin” ibaresi sırat köprüsünün çok hassas bir ayar içinde olduğuna ve dehşetine işâret eder.) Buradan herkes geçecektir. Çünkü Cennetin yolu Sırat köprüsünden geçer. Cennete giden de, Cehenneme düşen de bu köprüye uğrar. Bu köprüden geçerken günahkârlar ve kâfirler ayakları sürçerek dev ateşe düşerler. Mü’minler ise amellerine göre belirli hızlarda bu tehlikeli köprüyü geçerler. Peygamber Efendimiz’in (asm) bildirdiğine göre bu köprüden ilk geçecek olanlar Peygamber Efendimiz (asm) ve ümmeti olacaktır. Sonra diğer ümmetlerin salih amelleri sayesinde sırat köprüsünü sür’atle geçeceği bildirilmiştir.1

    Üstad Bediüzzaman Hazretleri insanın bir yolcu olduğunu beyan eder ve “Sırat”ı yolculuğun zorunlu geçit yerlerinden birisi olarak zikreder. Bediüzzaman, insanın, âlem-i ervahtan (ruhlar âleminden), rahm-ı mâderden (anne karnından), sabâvetten (çocukluktan), ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihanda hiç durmadan yürüyen bir yolcu olduğunu kaydediyor.2

    Bediüzzaman Hazretleri bir rüya-yı sadıkada Sırat Köprüsü üstünde Peygamber Efendimiz (asm) ile buluşmuş, ondan ilim talep etmiş; Peygamber Efendimiz de (asm) ona “Ümmetimden suâl sormamak şartıyla sana ilm-i Kur’ân verilecektir” müjdesinde bulunmuştur.3 Bilâhare bu ilm-i Kur’ân’ın, Risâle-i Nur Külliyatı tarzında tezahür ettiğini, hakikat ilmi ve iman hakikatleri4 olarak ortaya çıktığını ve milyonların imanını kurtardığını görmekteyiz.

    Sırat köprüsü ahrette İnşallah Peygamber Efendimiz (asm) ile buluşacağımız mekânlardan birisi olacaktır.

    Hz. Enes (ra) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet günü bana şefaat edin!” dedim. Peygamber Efendimiz (asm): “İnşaallah yapacağım!” buyurdular. Ben tekrar: “Sizi nerede arayıp bulayım?” dedim. “Beni ilk aradığın zaman Sırat üzerinde ara!” buyurdular. “Size (orada) rastlayamazsam?” dedim. “Mizan’ın yanında beni ara!” buyurdular. “Orada da size rastlayamazsam?” dedim. “Öyleyse beni havzın yanında ara! Zira ben üç mevkinin dışına çıkmam!” buyurdular.5

    Hz. Âişe (ra) anlatıyor: “Ateşi hatırlayıp ağladım.” Resûlullah (asm):

    “Niye ağlıyorsun?” buyurdu.

    “Ya Resûlallah! Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, kıyamet günü, ailenizi hatırlayacak mısınız?” dedim. Peygamber Efendimiz (asm):

    “Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz: 1- Mizan yanında: Tartısı ağır mı geldi, hafif mi; öğreninceye kadar, 2- Sahifeler uçuştuğu zaman: Kendi defteri nereye düşecek, öğreninceye kadar: Sağına mı, soluna mı, yoksa arkasına mı? 3- Sıratın yanında: Sırat Cehennemin iki yakası ortasına kurulduğunda, bunu geçinceye kadar kimse kimseyi hatırlamaz.”6


    Sırat Köprüsü ve Sırat Köprüsünün keyfiyeti hakkında uzunca bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (asm) haber veriyor ki:

    “Kıyamet Gününde insanlar bir araya toplanacaklar. Rabbimiz: ‘Her kim her neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün!’ buyuracak. Artık kimi güneşin, kimi ayın, kimi taptıkları tağutların peşine düşecekler. Yalnız bu ümmet, içlerinde münafıkları da olduğu halde yerinde kalacak. Allah onlara: ‘Ben sizin Rabbinizim!’ buyuracak. Onlar da: ‘El-Hak, Sen bizim Rabbimizsin!’ diyecekler. Allah Teâlâ’nın onları dâvet buyurması üzerine dâvete uyacaklar. Cehennemin tam ortasına Sırat (köprü) kurulacak. Ümmetini onun üstünden en evvel geçirecek ben olacağım. O gün dehşeti ve korkusu sebebiyle peygamberlerden başka hiç kimse konuşamayacak. Peygamberlerin o günkü duâları da: ‘Allahümme sellim, sellim’ (Allahım esenlik ver, Allahım kurtar!) olacaktır. Cehennemde sa’dân dikenlerine benzer çengeller vardır. Bu dikenlerin ne kadar büyük olduklarını ancak Allah bilir. (Değişik rivâyetlerde: Onlara, “Nurunuzun miktarına göre kurtuluşa koşun!” denilir. Mü’minlerin kimi göz kırpacak kadar zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi, kimi kuş gibi, kimi ala-yörük cinsi bir at gibi, kimi deve gibi sür'atle geçerler. Nihayet nûru yalnız ayaklarının başparmağında olarak verilen kimse yüzü koyu yürüyerek elleri ve ayaklarıyla emekler ve bir kolunu çekse öteki kolu, bir ayağını çekse öteki ayağı takılır ve kurtuluncaya kadar ateş yanlarına çarpar durur. Kimi yürüyerek, kimi karnı üstünde sürünerek geçer de: “Ya Rab! Beni neden bu kadar geç bıraktın?” der. Cenâb-ı Rabbü’l-Âlemîn: “Seni geç bırakan kendi amelindir!” buyurur. O gün münafıklar iman edenlere, “Lütfen bizi bekleyin de, nurunuzdan biz de istifade edelim” derler. Fakat kendilerine: “Geriye dönün. Nûru orada arayın” denilir.) Bu çengeller insanları kötü amellerinden dolayı kapıp alırlar. Bunlardan kimi, kötü ameli dolayısıyla helâk olur. Kimi hardal gibi ezildikten sonra kurtulur. Nihayet, Allah ateşe girenlerden kimlere rahmet buyurmayı dilemişse onları çıkarır. Meleklere, dünyada iken Allah’a ibadet etmiş olanları çıkarmalarını emreder. Melekler de onları çıkarır. Melekler onları secde izlerinden tanırlar. Allah Teâlâ secde izlerini yiyip mahvetmeyi Cehennem ateşine haram kılmıştır. Cennet ile Cehennem arasında yüzü ateşe dönük bir kimse kalır. Ki o, Cennete gireceklerin sonuncusu olacaktır. O kimse:

    “Yâ Rab! Yüzümü şu ateşten döndür. Kokusu beni zehirleyip duruyor. Alevi beni yakıp duruyor” diyecek. Adamcağız mütemadiyen duâ ve niyaz yapmaya devam edecektir. Sonunda Allah Teâlâ:

    “Bu senin dediğin yapılacak olursa, acaba başka bir şey istemeyecek misin?” buyurur. Adam:

    “Celâl ve İzzetine yemin olsun ki, hayır!” diyecek. Allah onun yüzünü Cehennem ateşinden Cennet’e doğru döndürünce Cennet’in güzelliğini görecek. Başlangıçta bir süre hayâ ettikten sonra: “Yâ Rab, beni Cennetin kapısına yaklaştır” diyecek.

    Allah: “Evvelce başka bir şey istemeyeceğine dair yemin etmiş değil miydin?” diyecek. Adam: “Yâ Rab! Mahlûkatının en bedbahtı ben olmayayım” diyecek. Allah:

    “Bunu da verirsem başka bir şey isteyecek misin?” diyecek. Adam:

    “İzzet ve celâline yemin olsun ki, hayır!” diyecek.

    Cenâb-ı Allah onu Cennetin kapısına yaklaştıracak. O kimse, Cennetin kapısına varıp da, Cennetteki eşsiz güzelliği ve letâfeti, içindeki hadsiz sevinci ve neşeyi görünce, bir süre utancından susacak, ama sonra:

    “Yâ Rab! Beni içeriye al!” diye duâ edecek. Allah:

    “Âdemoğlu! Sen ne sözünde durmaz kimsesin! Sen verdiğimden başka hiçbir şey istemeyeceğine dair yemin vermiş değil miydin?” buyuracak. Adam:

    “Ya Rab! Mahlûkatının en bedbahtı olmayayım” diyecek ve duâ ve niyazına ısrarla devam edecek. Nihayet Cenâb-ı Hak onun da Cennete girmesine izin verecek. Ona:

    “İste!” buyuracak. O da uzun boylu isteklerini dile getirecek. Ne arzu ediyorsa isteyecek. İstekleri bitince, Allah Teâlâ: “Bunlardan başka şunu da, şunu da, şunu da, bunu da iste!” buyuracak. İsteyeceği güzel şeyleri Cenâb-ı Hak onun aklına getirecek. Nihayet adam bunları da isteyecek. Adamın istekleri bitince Allah Teâlâ: “Bunların hepsi ve on misli kadar isteklerin hepsi senindir” buyuracaktır.7

    SÜLEYMAN KÖSMENE

    Dipnotlar:

    1- İbn-i Mâce, Zühd, 33.

    2- Sözler, s. 35.

    3- Tarihçe-i Hayat: 30.

    4- Emirdağ Lâhikası: 256; Barla Lâhikası: 119.

    5- Tirmizî, Kıyamet 10, (2435).

    6- Ebu Davud, Sünen 28, (4755)

    7- Buhârî, 2/450.







  5. 12.Ekim.2011, 21:04
    3
    emniciba
    Hep Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Ağustos.2011
    Üye No: 89415
    Mesaj Sayısı: 635
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Bulunduğu yer: Himalaya Dağları

    Cevap: Din hocamız sırat köprüsü yoktur diyor,bu konuda doğru olan nedir?

    Dın hocamıza soralım bakalım dıplomayı nerden almıs


  6. 12.Ekim.2011, 21:04
    3
    Hep Üye
    Dın hocamıza soralım bakalım dıplomayı nerden almıs


  7. 13.Mart.2012, 22:51
    4
    Misafir

    Cevap: Din hocamız sırat köprüsü yoktur diyor,bu konuda doğru olan nedir?

    Din hocanız doğru söylüyor.


  8. 13.Mart.2012, 22:51
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Din hocanız doğru söylüyor.





+ Yorum Gönder