Konusunu Oylayın.: Süfyan kimdir kaç tanedir bazıları yakında suriyeden son ve en büyük süfyan çıkacak diyor ne yapacak?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Süfyan kimdir kaç tanedir bazıları yakında suriyeden son ve en büyük süfyan çıkacak diyor ne yapacak?
  1. 11.Ekim.2011, 17:43
    1
    Misafir

    Süfyan kimdir kaç tanedir bazıları yakında suriyeden son ve en büyük süfyan çıkacak diyor ne yapacak?






    Süfyan kimdir kaç tanedir bazıları yakında suriyeden son ve en büyük süfyan çıkacak diyor ne yapacak? Mumsema süfyan kimdir kaç tanedir bazıları yakında suriyeden son ve en büyük süfyan çıkacak diyor ne yapacak?


  2. 11.Ekim.2011, 17:43
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 22.Ekim.2011, 14:49
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: süfyan kimdir kaç tanedir bazıları yakında suriyeden son ve en büyük süfyan çıkacak diyor ne yapacak?




    Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden. Emevî devletinin kurucusudur. Hicretten 19 yıl evvel (m. 604) yılında Mekke’de doğdu. Babası, Ebû Süfyân bin Harb bin Ümeyye, annesi Hind’dir. Peygamberimizin (s.a.v.) kayınbiraderi olup, Mekke’nin fethi günü babası ile beraber müslüman oldu. Sonra Medine’ye yerleşerek Peygamberimizin (s.a.v.) “Yâ Rabbi, onu doğru yolda bulundur ve başkalarını da doğru yola götürücü kıl!” ve “Yâ Rabbi! Muâviye’ye yazı ve kitab öğret, onu azabından koru!” “Yâ Rabbi! Onu memleketlere hakim kıl!” dualarıyla şereflendi. Vahy kâtibliğine alınması, Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesi ile olmuştur. Cebrâil’in (a.s.) getirdiği Kur’ân-ı kerîmi ve Peygamberimiz’in (s.a.v.) mektublarını yazardı. Peygamber efendimiz namazda rükûdan kalkarken “semi’ allahü limen hamideh” okuduklarında, ön safta bulunan Hz. Muâviye “Rabbena lekelhamd” derdi. Bunu söylemek bütün müslümanlara sünnet olarak kaldı. Hz. Muâviye Huneyn gazasında Resûlullah’ın önünde babası ile birlikte kahramanca çarpıştı. Tebük gazvesine katıldı, Veda Haccında bulundu.
    Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer zamanlarında Suriye taraflarındaki muharebelere katıldı. Hz. Ömer, onu Şam valisi yaptı. Hz. Osman, halifeliği sırasında, bütün Suriye’yi onun emrine verdi. Hz. Ömer zamanında dört yıl, Hz. Osman devrinde oniki yıl, Hz. Ali’nin hilâfeti esnasında beş yıl, İmâm-ı Hasan vaktinde altı ay Şam valiliği yaptı. Hz. Osman’ın şehîd edilmesinden sonra, Hz. Ali’yi, bütün müslümanlar halife-i müslimîn seçtiler. Hz. Ali önce ortahğı yatıştırmaya çalıştı. Sahâbe-i kirâmdan bir kısmı katillerin hemen yakalanarak kısas yapılmasını halifeden istediler. Bir kısmı ise susmayı tercih ettiler. Bunlardan her birinin başkasına uymayıp, kendi ictihâdıyla hareket etmesi dinen lazım idi. Zira Eshâb-ı kirâmın hepsi müctehid idi ve her müctehidin kendi ictihâdı ile amel etmesi farzdır. Abdullah İbni Sebe adındaki yahudi işe karışarak, iş muharebeye sürüklendi ve Basra ve Cemel Vak’aları meydana geldi.
    Hz. Muâviye o zaman Şam’da vali idi ve üçüncü kısım ictihâdında olup, idaresindeki müslümanları bu muharebelere karıştırmamıştı. Fakat Hz. Ali Şamlıları da çağırınca, Hz. Muâviye birçok hadîs-i şerîfleri düşünerek karşı taraf gibi ictihâd etti. Halife, Şamlılarla anlaşmak üzere iken, araya yahudi fitnesi karışarak Sıffîn muharebesi meydana geldi.
    Bu muharebelerde bütün Eshâb-ı kirâm gibi Hz. Muâviye de ictihâdı ile hareket ederek, İslâmiyetin emrini yerine getirmeye uğraşmışdır. Nitekim Eshâb-ı kirâmın, bu muharebeler esnasında bile birbirleriyle mektûblaştıkları, nasihat verdikleri, sevişdikleri bir çok misallerle meydandadır. Meselâ Sıffîn muharebesi sırasında Bizans İmparatoru ikinci Konstantin, hudutlarındaki İslâm şehirlerine rahatsızlık veriyordu. Hz. Muâviye ona mektûb yazıp, “Bu sarkıntılıkdan vazgeçmezsen, şimdi efendimle sulh yapar, onun askerinin kumandanı olur, oraya gelip şehirlerini yakarım. Seni domuzlara çoban yaparım” demişti. Yine aynı zamanda Halife Ali (r.a.) büyük bir kalabalık karşısında “Kardeşlerimiz bizden ayrıldı. Onlar kâfir ve fâsık değildirler, çünkü ictihâdları öyle oldu” buyurdu.
    Hz. Muâviye Hicrî 41 yılında Kûfe’de halife seçildi. Hz. Hasan hilâfeti bıraktıktan sonra bütün İslâm memleketlerinde meşru halife oldu. Ondokuzbuçuk sene hilafet ve saltanat sürdü. İslâmiyetin yayılmasında çok kıymetli hizmetlerde bulunmuştur. Hicretin 42. senesinde Sicistan’ı, 43’de Sudan’ı, 44’de Efganistan’ı, Kabil şehrini ve Hindistan’ın kuzey kısmını, 45’de Tunus’da Efrıkıyye şehrini aldı. Hicrî 48 senesinde gemilerle Kıbrıs’a giderek Kıbrıs’ı Bizanslılardan aldı. 50 senesinde İran’da büyük Kuhistan eyâletini fethetti. Yine aynı sene Bizans İmparatoru Dördüncü Konstantin zamanında, oğlu Yezid’i büyük bir ordu ile İstanbul’u almağa gönderdi ve İstanbul kuşatıldı. Konstantin, her sene büyük vergi vermek şartıyla barış yapmak zorunda kaldı. 54 (m. 673) de Ubeydullah bin Ziyâd’ı Horasan’daki orduya kumandan yapıp Ceyhun nehrini develerle geçerek Buhara’yı aldı. Hz. Ömer tarafından feth edilen Kudüs geri alınmıştı. Hz. Muâviye Kudüs’ü tekrar fethetti. Yemen, Mısır, Kayruvan, Irak, Azerbeycan, Anadolu, Horasan ve Maveraünnehir şehirlerine de hakim oldu. Büyük bir saltanata nail oldu ve çok sevildi. Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Muâviye’ye “Benden sonra ümmetimin yerine hakim olursun. O zaman iyilere iyilik et. Kötülük yapanları da afv eyle” buyurmuştur. Resûlullahın (s.a.v.) sohbeti ve hayır dualarının bereketiyle İslâmiyetin te’sîr sahasını çok genişletmiştir.
    Hz. Muâviye ömrünün son günlerinde okuduğu bir hutbeden sonra “Ey insanlar! Üzerinizde çok kaldım. Sizi usandırdım. Ben de sizden usandım. Artık ayrılmak istiyorum. Siz de benden ayrılmak ister oldunuz. Fakat size benden daha iyisi gelmez. Nitekim benden evvel gelenler, benden daha iyi idiler. Kim Allahü teâlâya kavuşmak isterse, Allahü teâlâ da ona kavuşmak ister. Yâ Rab! Sana kavuşmak istiyorum, sana kavuşmamı nasib eyle! Beni mübârek ve mes’ûd eyle” dedi. Oğlu Yezid’i çağırıp “Oğlum, seni, harblerde, yollarda yormadım. Düşmanları yumuşattım. Arapları sana itaat ettirdim. Hicaz halkını gözet. Onlar, senin aslındır. Sana geleceklerin en kıymetlisi onlardır. Irak’dakileri de gözet. Memurların azlini isterlerse azlet Şamlıları da gözet ki, onlar senin yardımcılarındır. Hüseyn bin Ali mübârek bir zattır. Kûfeliler onu senin karşına çıkarabilirler. Ona galib geldiğin zaman afveyle, iyi karşıla. Onun bize yakınlığı ve büyük hakkı vardır. Resûlullahın (s.a.v.) torunudur” dedi. Hastalığı arttıkça “Resûlullah (s.a.v.) Bana bir gömlek giydirmişti. O mübârek gömleği bu güne kadar sakladım. Bir gün kestiği tırnakları da bu şişe içine, koyup saklamıştım. Vefat ettiğim zaman o gömleği bana giydiriniz. O tırnakları da gözlerime ve ağzıma koyunuz. Belki onların hürmetine cenâb-ı Hak beni affeder” dedi. Sonra da “Ben öldükten sonra cömertlik ve ihsan da kalmaz, çok kimselerin gelirleri kesilir, isteyenler eli boş döner. Keşke Zî Tûva denilen köyde bir Kureyşli olsaydım da emirlik, hâkimlik ile uğraşmasaydım” diyerek bundan üzüldüğünü açıkladı. 60 (m. 680) senesinin Receb ayında Şam’da vefât etti. Kabri Şam’dadır.
    Hz. Muâviye, uzun boylu, beyaz tenli, heybetli, idi. Güzel konuşur, güzel idareli davranırdı. Çalışkan, gayretli, azimli idi. Arabistan’da şöhret yapmış dört Sahâbîden birisidir. Sanki her bakımdan devlet başkanı olmak için yaratılmışdı. Hattâ Hz. Ömer, Hz. Muâviye’ye her bakışta “Bu, ne güzel bir Arab Sultânıdır” derdi. Cins atlara biner, kıymetli elbiseler giyer, salta nat sürmekten zevk alırdı. Fakat Resûlullah’ın sohbetinin bereketi ile şeriatten hiç ayrılmazdı. Hz. Ali onun hakkında “Muâviye’nin hakimliğini kötülemeyeniz! O giderse başların koptuğunu görürsünüz” buyurmuştur.
    Birgün Resûlullah (s.a.v.) hayvanına binip Hz. Muâviye’yi arkasına bindirmişti. Giderken “Yâ Muâviye, bana en yakın hangi uzvundur?” buyurdu. Karnım, deyince “Yâ Rabbi, bunu ilimle doldur ve yumuşak huylu eyle” diyerek hayır duâ buyurdu, Afv ve ihsanı hikâyeler teşkil etmiştir. Yumuşaklığı ve sabrı atasözü hâline gelmiştir. Birgün Hz. Hasan borçlarının çok olduğunu söyleyince, seksen bin altın hediyye etti. Hz. Muâviye, Amr İbni Âs’dan gelen bir mektuba yazdığı cevabta şöyle buyurdu: “Bilmiş ol ki, iyi işlerde düşünerek hareket etmek, insanı daha doğru neticelere ulaştırır. Hedefine ulaşan, acele etmiyendir. Acele eden, hüsrandadır. İşinde sebat eden, isabet eder veya hedefe yaklaşır. Acele eden hataya düşer yahud hataya yaklaşır. Yumuşaklık kendisine kâr etmiyen kimseye, hiddet zarar verir. Tecrübelerden ders almayan şeref kazanamaz.”
    Buyurdu ki: “Herkesi memnun etmek, mümkündür, yalnız hasetçi olanı memnun etmek zordur. Çünkü o ancak haset ettiği şeyin yok olması ile memnun kalır.” “Yumuşaklık gösterin ve tahammül ediniz ki, daima fırsat sizin elinizde olsun. Fırsatı ele geçildikten sonra dilerseniz hakkınızı alırsınız, dilerseniz afv edersiniz.”
    Büyük İslâm âlimi Abdullah İbni Mübârek’e “Hz. Muâviye ile Ömer bin Abdülaziz’den hangisi efdaldir?” diye soruldukda “Resûlullah’ın (s.a.v.) yanında giderken, Hz. Muâviye’nin bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den yüzlerce defa daha kıymetlidir” buyurmuştur. Hz. Muâviye, Peygamberimizden (s.a.v.) çok hadîs rivâyet etmiştir. Bu hadîs-i şerîflerden birkaçı şöyledir “Allahü teâlâ kime iyilik murâd ederse, onu din âlimi yapar ve dinine zarar verecek şeyleri ona bildirir. Ona, doğruyu gösterir.”
    “Amel bir kab gibidir, sonu iyi olursa evvelide iyi olur.”
    Ahmed, Ebû Dâvûd ve El-Hakimî, Muâviye’den merfû olarak rivâyet ettiklerine göre: “Ehl-i kitab, dinlerinde 72 fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet ise 73 fırkaya ayrılacak, hepsi Cehennemde olacak, yalnız bir tanesi müstesna, o da Ehl-i sünnet velcemâattır. Ümmetimden bir kavim ortaya çıkacak ki, bunlar, köpeğin sahibi peşinden koştuğu gibi nefsin arzularına uyacaklardır.”
    Ahmed, Nesâî ve Ebû Davud’un Muâviye’den merfû olarak bildirdiklerine göre: “Bütün günahları Allah’ın bağışlaması umulur, yalnız müşrik olarak ölenin ve kasden bir mü’mini öldürenin afvolması umulmaz.”
    Müslim’in Hz. Muâviye’den rivâyet ettiğine göre; Resûlullah’tan işiterek, buyurdular ki: “Ben sadece bir haznedarım. Her kime gönül hoşnutluğu ile birşey versem, Allah onu ona hayırlı kılar. Yine her kime bir şeyi, isteği ve aç gözlülüğü sonucu verirsem, onun durumu yiyip yiyip doymayana benzer.”

    KAYNAKLAR
    1) En-Nâhiye, sh-14
    2) Tathîr-ul-cinân, sh-7
    3) Muhtasar-ı Tuhfe, sh-3
    4) El-A’lâm, cild-7, sh-261
    5) El-Kâmil fi’t-târîh, cild-4, sh-2
    6) Târîh-i Taberî, cild-4, sh-180
    7) Fâideli Bilgiler, sh-337
    8) Medâric-ün Nübüvve, cild-2, sh-661
    9) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye, sh-1038
    10) Eshâb-ı Kirâm, sh-3S8
    11) Müsned-i Ahmed bin Hanbel, cild-4, 216
    12) Müjdeci Mektûblar, 58. mektûb


  4. 22.Ekim.2011, 14:49
    2
    Editör



    Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden. Emevî devletinin kurucusudur. Hicretten 19 yıl evvel (m. 604) yılında Mekke’de doğdu. Babası, Ebû Süfyân bin Harb bin Ümeyye, annesi Hind’dir. Peygamberimizin (s.a.v.) kayınbiraderi olup, Mekke’nin fethi günü babası ile beraber müslüman oldu. Sonra Medine’ye yerleşerek Peygamberimizin (s.a.v.) “Yâ Rabbi, onu doğru yolda bulundur ve başkalarını da doğru yola götürücü kıl!” ve “Yâ Rabbi! Muâviye’ye yazı ve kitab öğret, onu azabından koru!” “Yâ Rabbi! Onu memleketlere hakim kıl!” dualarıyla şereflendi. Vahy kâtibliğine alınması, Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesi ile olmuştur. Cebrâil’in (a.s.) getirdiği Kur’ân-ı kerîmi ve Peygamberimiz’in (s.a.v.) mektublarını yazardı. Peygamber efendimiz namazda rükûdan kalkarken “semi’ allahü limen hamideh” okuduklarında, ön safta bulunan Hz. Muâviye “Rabbena lekelhamd” derdi. Bunu söylemek bütün müslümanlara sünnet olarak kaldı. Hz. Muâviye Huneyn gazasında Resûlullah’ın önünde babası ile birlikte kahramanca çarpıştı. Tebük gazvesine katıldı, Veda Haccında bulundu.
    Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer zamanlarında Suriye taraflarındaki muharebelere katıldı. Hz. Ömer, onu Şam valisi yaptı. Hz. Osman, halifeliği sırasında, bütün Suriye’yi onun emrine verdi. Hz. Ömer zamanında dört yıl, Hz. Osman devrinde oniki yıl, Hz. Ali’nin hilâfeti esnasında beş yıl, İmâm-ı Hasan vaktinde altı ay Şam valiliği yaptı. Hz. Osman’ın şehîd edilmesinden sonra, Hz. Ali’yi, bütün müslümanlar halife-i müslimîn seçtiler. Hz. Ali önce ortahğı yatıştırmaya çalıştı. Sahâbe-i kirâmdan bir kısmı katillerin hemen yakalanarak kısas yapılmasını halifeden istediler. Bir kısmı ise susmayı tercih ettiler. Bunlardan her birinin başkasına uymayıp, kendi ictihâdıyla hareket etmesi dinen lazım idi. Zira Eshâb-ı kirâmın hepsi müctehid idi ve her müctehidin kendi ictihâdı ile amel etmesi farzdır. Abdullah İbni Sebe adındaki yahudi işe karışarak, iş muharebeye sürüklendi ve Basra ve Cemel Vak’aları meydana geldi.
    Hz. Muâviye o zaman Şam’da vali idi ve üçüncü kısım ictihâdında olup, idaresindeki müslümanları bu muharebelere karıştırmamıştı. Fakat Hz. Ali Şamlıları da çağırınca, Hz. Muâviye birçok hadîs-i şerîfleri düşünerek karşı taraf gibi ictihâd etti. Halife, Şamlılarla anlaşmak üzere iken, araya yahudi fitnesi karışarak Sıffîn muharebesi meydana geldi.
    Bu muharebelerde bütün Eshâb-ı kirâm gibi Hz. Muâviye de ictihâdı ile hareket ederek, İslâmiyetin emrini yerine getirmeye uğraşmışdır. Nitekim Eshâb-ı kirâmın, bu muharebeler esnasında bile birbirleriyle mektûblaştıkları, nasihat verdikleri, sevişdikleri bir çok misallerle meydandadır. Meselâ Sıffîn muharebesi sırasında Bizans İmparatoru ikinci Konstantin, hudutlarındaki İslâm şehirlerine rahatsızlık veriyordu. Hz. Muâviye ona mektûb yazıp, “Bu sarkıntılıkdan vazgeçmezsen, şimdi efendimle sulh yapar, onun askerinin kumandanı olur, oraya gelip şehirlerini yakarım. Seni domuzlara çoban yaparım” demişti. Yine aynı zamanda Halife Ali (r.a.) büyük bir kalabalık karşısında “Kardeşlerimiz bizden ayrıldı. Onlar kâfir ve fâsık değildirler, çünkü ictihâdları öyle oldu” buyurdu.
    Hz. Muâviye Hicrî 41 yılında Kûfe’de halife seçildi. Hz. Hasan hilâfeti bıraktıktan sonra bütün İslâm memleketlerinde meşru halife oldu. Ondokuzbuçuk sene hilafet ve saltanat sürdü. İslâmiyetin yayılmasında çok kıymetli hizmetlerde bulunmuştur. Hicretin 42. senesinde Sicistan’ı, 43’de Sudan’ı, 44’de Efganistan’ı, Kabil şehrini ve Hindistan’ın kuzey kısmını, 45’de Tunus’da Efrıkıyye şehrini aldı. Hicrî 48 senesinde gemilerle Kıbrıs’a giderek Kıbrıs’ı Bizanslılardan aldı. 50 senesinde İran’da büyük Kuhistan eyâletini fethetti. Yine aynı sene Bizans İmparatoru Dördüncü Konstantin zamanında, oğlu Yezid’i büyük bir ordu ile İstanbul’u almağa gönderdi ve İstanbul kuşatıldı. Konstantin, her sene büyük vergi vermek şartıyla barış yapmak zorunda kaldı. 54 (m. 673) de Ubeydullah bin Ziyâd’ı Horasan’daki orduya kumandan yapıp Ceyhun nehrini develerle geçerek Buhara’yı aldı. Hz. Ömer tarafından feth edilen Kudüs geri alınmıştı. Hz. Muâviye Kudüs’ü tekrar fethetti. Yemen, Mısır, Kayruvan, Irak, Azerbeycan, Anadolu, Horasan ve Maveraünnehir şehirlerine de hakim oldu. Büyük bir saltanata nail oldu ve çok sevildi. Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Muâviye’ye “Benden sonra ümmetimin yerine hakim olursun. O zaman iyilere iyilik et. Kötülük yapanları da afv eyle” buyurmuştur. Resûlullahın (s.a.v.) sohbeti ve hayır dualarının bereketiyle İslâmiyetin te’sîr sahasını çok genişletmiştir.
    Hz. Muâviye ömrünün son günlerinde okuduğu bir hutbeden sonra “Ey insanlar! Üzerinizde çok kaldım. Sizi usandırdım. Ben de sizden usandım. Artık ayrılmak istiyorum. Siz de benden ayrılmak ister oldunuz. Fakat size benden daha iyisi gelmez. Nitekim benden evvel gelenler, benden daha iyi idiler. Kim Allahü teâlâya kavuşmak isterse, Allahü teâlâ da ona kavuşmak ister. Yâ Rab! Sana kavuşmak istiyorum, sana kavuşmamı nasib eyle! Beni mübârek ve mes’ûd eyle” dedi. Oğlu Yezid’i çağırıp “Oğlum, seni, harblerde, yollarda yormadım. Düşmanları yumuşattım. Arapları sana itaat ettirdim. Hicaz halkını gözet. Onlar, senin aslındır. Sana geleceklerin en kıymetlisi onlardır. Irak’dakileri de gözet. Memurların azlini isterlerse azlet Şamlıları da gözet ki, onlar senin yardımcılarındır. Hüseyn bin Ali mübârek bir zattır. Kûfeliler onu senin karşına çıkarabilirler. Ona galib geldiğin zaman afveyle, iyi karşıla. Onun bize yakınlığı ve büyük hakkı vardır. Resûlullahın (s.a.v.) torunudur” dedi. Hastalığı arttıkça “Resûlullah (s.a.v.) Bana bir gömlek giydirmişti. O mübârek gömleği bu güne kadar sakladım. Bir gün kestiği tırnakları da bu şişe içine, koyup saklamıştım. Vefat ettiğim zaman o gömleği bana giydiriniz. O tırnakları da gözlerime ve ağzıma koyunuz. Belki onların hürmetine cenâb-ı Hak beni affeder” dedi. Sonra da “Ben öldükten sonra cömertlik ve ihsan da kalmaz, çok kimselerin gelirleri kesilir, isteyenler eli boş döner. Keşke Zî Tûva denilen köyde bir Kureyşli olsaydım da emirlik, hâkimlik ile uğraşmasaydım” diyerek bundan üzüldüğünü açıkladı. 60 (m. 680) senesinin Receb ayında Şam’da vefât etti. Kabri Şam’dadır.
    Hz. Muâviye, uzun boylu, beyaz tenli, heybetli, idi. Güzel konuşur, güzel idareli davranırdı. Çalışkan, gayretli, azimli idi. Arabistan’da şöhret yapmış dört Sahâbîden birisidir. Sanki her bakımdan devlet başkanı olmak için yaratılmışdı. Hattâ Hz. Ömer, Hz. Muâviye’ye her bakışta “Bu, ne güzel bir Arab Sultânıdır” derdi. Cins atlara biner, kıymetli elbiseler giyer, salta nat sürmekten zevk alırdı. Fakat Resûlullah’ın sohbetinin bereketi ile şeriatten hiç ayrılmazdı. Hz. Ali onun hakkında “Muâviye’nin hakimliğini kötülemeyeniz! O giderse başların koptuğunu görürsünüz” buyurmuştur.
    Birgün Resûlullah (s.a.v.) hayvanına binip Hz. Muâviye’yi arkasına bindirmişti. Giderken “Yâ Muâviye, bana en yakın hangi uzvundur?” buyurdu. Karnım, deyince “Yâ Rabbi, bunu ilimle doldur ve yumuşak huylu eyle” diyerek hayır duâ buyurdu, Afv ve ihsanı hikâyeler teşkil etmiştir. Yumuşaklığı ve sabrı atasözü hâline gelmiştir. Birgün Hz. Hasan borçlarının çok olduğunu söyleyince, seksen bin altın hediyye etti. Hz. Muâviye, Amr İbni Âs’dan gelen bir mektuba yazdığı cevabta şöyle buyurdu: “Bilmiş ol ki, iyi işlerde düşünerek hareket etmek, insanı daha doğru neticelere ulaştırır. Hedefine ulaşan, acele etmiyendir. Acele eden, hüsrandadır. İşinde sebat eden, isabet eder veya hedefe yaklaşır. Acele eden hataya düşer yahud hataya yaklaşır. Yumuşaklık kendisine kâr etmiyen kimseye, hiddet zarar verir. Tecrübelerden ders almayan şeref kazanamaz.”
    Buyurdu ki: “Herkesi memnun etmek, mümkündür, yalnız hasetçi olanı memnun etmek zordur. Çünkü o ancak haset ettiği şeyin yok olması ile memnun kalır.” “Yumuşaklık gösterin ve tahammül ediniz ki, daima fırsat sizin elinizde olsun. Fırsatı ele geçildikten sonra dilerseniz hakkınızı alırsınız, dilerseniz afv edersiniz.”
    Büyük İslâm âlimi Abdullah İbni Mübârek’e “Hz. Muâviye ile Ömer bin Abdülaziz’den hangisi efdaldir?” diye soruldukda “Resûlullah’ın (s.a.v.) yanında giderken, Hz. Muâviye’nin bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den yüzlerce defa daha kıymetlidir” buyurmuştur. Hz. Muâviye, Peygamberimizden (s.a.v.) çok hadîs rivâyet etmiştir. Bu hadîs-i şerîflerden birkaçı şöyledir “Allahü teâlâ kime iyilik murâd ederse, onu din âlimi yapar ve dinine zarar verecek şeyleri ona bildirir. Ona, doğruyu gösterir.”
    “Amel bir kab gibidir, sonu iyi olursa evvelide iyi olur.”
    Ahmed, Ebû Dâvûd ve El-Hakimî, Muâviye’den merfû olarak rivâyet ettiklerine göre: “Ehl-i kitab, dinlerinde 72 fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet ise 73 fırkaya ayrılacak, hepsi Cehennemde olacak, yalnız bir tanesi müstesna, o da Ehl-i sünnet velcemâattır. Ümmetimden bir kavim ortaya çıkacak ki, bunlar, köpeğin sahibi peşinden koştuğu gibi nefsin arzularına uyacaklardır.”
    Ahmed, Nesâî ve Ebû Davud’un Muâviye’den merfû olarak bildirdiklerine göre: “Bütün günahları Allah’ın bağışlaması umulur, yalnız müşrik olarak ölenin ve kasden bir mü’mini öldürenin afvolması umulmaz.”
    Müslim’in Hz. Muâviye’den rivâyet ettiğine göre; Resûlullah’tan işiterek, buyurdular ki: “Ben sadece bir haznedarım. Her kime gönül hoşnutluğu ile birşey versem, Allah onu ona hayırlı kılar. Yine her kime bir şeyi, isteği ve aç gözlülüğü sonucu verirsem, onun durumu yiyip yiyip doymayana benzer.”

    KAYNAKLAR
    1) En-Nâhiye, sh-14
    2) Tathîr-ul-cinân, sh-7
    3) Muhtasar-ı Tuhfe, sh-3
    4) El-A’lâm, cild-7, sh-261
    5) El-Kâmil fi’t-târîh, cild-4, sh-2
    6) Târîh-i Taberî, cild-4, sh-180
    7) Fâideli Bilgiler, sh-337
    8) Medâric-ün Nübüvve, cild-2, sh-661
    9) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye, sh-1038
    10) Eshâb-ı Kirâm, sh-3S8
    11) Müsned-i Ahmed bin Hanbel, cild-4, 216
    12) Müjdeci Mektûblar, 58. mektûb





+ Yorum Gönder