Konusunu Oylayın.: Risale-i Nurdan cümle ve kavram açıklamaları sorular ve cevapları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Risale-i Nurdan cümle ve kavram açıklamaları sorular ve cevapları
  1. 07.Ekim.2011, 22:44
    1
    Misafir

    Risale-i Nurdan cümle ve kavram açıklamaları sorular ve cevapları






    Risale-i Nurdan cümle ve kavram açıklamaları sorular ve cevapları Mumsema Risale-i Nurdan cümle ve kavram açıklamaları sorular ve cevapları


  2. 07.Ekim.2011, 22:44
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 08.Ekim.2011, 00:28
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Risale-i Nurdan cümle ve kavram açıklamaları sorular ve cevapları




    Ruhun külliyet kesb etmeye müstait olması ne demektir, açıklar mısınız? Ruhun vüs'ati ile aynı anlama mı geliyor?
    [/B]
    Birincisi: Melekler, cinler başta olmak üzere, ruh sahibi olan bütün varlıklar içinde en kapsamlı, en zengin, en donanımlı olan ruhun, insan ruhu olduğudur.
    İkincisi: İnsan ruhu, sürekli gelişmeye ve terakkiye müsaittir. Bir hiç olarak dünyaya gelen insan ruhu, zamanla olgunlaşıp kemale ulaşabiliyor. Ama diğer ruhlar ise sabit kalıyorlar. Terakkiye müsaid değillerdir.
    Üçüncüsü: Bir insanın ruhu, diğer bütün varlıkların ruhlarının bütün hususiyetlerini içine alabilecek kapasiteye sahip demektir.
    Dördüncüsü: İnsan, mahiyetinin zenginliği itibarıyla, tek bir fert iken diğer varlıkların bir nevi hükmüne geçmektedir. Bir nev nasıl ki nevine ait bütün özellikleri her şeye rağmen bir sonraki kuşaklara taşır. Mesela; elma nevi ilk yaratılışından bu yana elmalılık özelliğini muhafaza ederek devam etmektedir. Neve ait olan bu husus insan ferdi için geçerlidir. Her insan kendine ait hususiyetini ölümden sonrada muhafaza edecektir.

    "Kur'ânda Zât-ı Ahmediyeye en büyük makam vermek ve dört erkân-ı îmaniyeyi içine almakla..." Dört Erkan-ı İmaniye Ne Demektir?


    Risalet-i Muhammediye'nin içine aldığı dört erkân-ı imaniye şunlardır;

    1 - Meleklere iman.
    2 - Kitaplara iman.
    3 - Ahirete iman.
    4 - Kadere imandır.

    İlim Öğrenme Konusunda Nasıl Sabırlı Olunabilir?

    " Sen üç sabır ile mükellefsin.

    Birisi: Taat üstünde sabırdır. Birisi: Masiyetten sabırdır. Diğeri: Musibete karşı sabırdır." (1)

    “Taat üstünde sabır” insanın salih amel konusunda usanç duymaması, nefsinin bütün itirazlarına, şeytanın bütün oyunlarına karşı taviz vermeden daima ilerlemesidir.

    İnsan, ibadetine devam edecektir, bu noktada bir kesinti düşünülemez. Yine insan, güzel ahlâklı olmaya da devam edecektir. Bunda bir yorulma ve ara verme tasavvur edilemez. Meselâ, insan diyemez ki, “Bu kadar yıldan beri hep doğru söyledim, biraz da karşı şıkkı deneyeyim.” Burada yorulmanın yeri olmadığı gibi, salih amelde de yorulmanın yeri yoktur.
    Cenâb-ı Hak, Hakîm ismi muktezası olarak, vücud-u eşyada, bir merdivenin basamakları gibi bir tertip vaz etmiş. Sabırsız adam, teennî ile hareket etmediği için, basamakları ya atlar düşer veya noksan bırakır, maksut damına çıkamaz. Onun için hırs mahrumiyete sebeptir. Sabır ise, müşkülâtın anahtarıdır ki, Cenâb-ı Hakk'ın inâyet ve tevfiki, sabırlı adamlarla beraberdir.

    (1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz.

    "Ruh, katiyen bâkidir. Birinci Maksattaki melâike ve ruhanîlerin vücutlarına delâlet eden hemen bütün deliller, şu meselemiz olan bekà-i ruha dahi delildirler. Bence mes’ele o kadar kat’îdir ki, fazla beyan abes olur..." izah eder misiniz?

    Üstadımız Yirmi Dokuzuncu Söz'de ruhun bekası ile ahiret hayatının ispatını yapıyor. Zaten ruhun bekası kabul edilirse, ahiret hayatı anlaşılmış olur. Birinci membada ruhun bekasıyla ilgili enfüsi delili metin olarak bir cümlede ifade ediyor: “Herkes hayatına ve nefsine dikkat etse, kendisinde baki bir ruhun varlığını anlaya bilir.” Bu cümleden sonraki ifadeler bu metnin şerhi ve izahıdır.

    Burada Üstadımız bedeni elbiseye benzetiyor. İnsanın bedeni hücrelerin yenilenmesiyle devamlı değişir. Çocukluktan gençliğe, gençlikten kemale, kemalden ise; ölüm ve zevale doğru beden değiştirerek yolculuk devam eder. Beden altmış - yetmiş yılda sık sık değişse de insanda değişmeyen bir mahiyet ve özellik vardır. O da ruhudur.

    Ruhun değişmediğini şöyle anlarız: Huyların, fıtratın, mizacın ve mahiyetlerin değişmeyip sabit kalması, ruhun bedenle beraber değişken olmadığının alametidir.

    Mesela bir insan yaratılışında yumuşak tabiatlı, sert mizaçlı, iktisatlı, cömert, sakin, heyecanlı, hassas, lakayıt özelliklerle yaratılmışsa bunların değişmesi mümkün değildir. Ancak yönleri değiştirilebilir.

    Fıtraten yumuşak olan biri ölene kadar bu özelliği taşır. Vücudun değişmesi bu mizaç ve huyu değiştirmez.

    İşte ruha bağlı olan bu özellikler ruhla beraber hayat boyu devam ederler.

    Hayat boyu tedricen ve kademe kademe vücud değiştiği halde, ruh ve ruhun özellikleri değişmez baki kalır. Öyle de; ölüm esnasında ruhun elbisesi olan beden ve ceset birden çıkartılsa dahi ruh değişmeyecek, ona bir zarar gelmeyecektir.

    Ceset ruha dayanarak ayakta kalır. Ruh çıkarsa ceset ölür ve yıkılır. Ruh başkasıyla ayakta kalmaz. Allah'ın izniyle o bizzat kendisi devam eder, vücutta kalır. Ve bekası vardır. Dolayısıyla ruhun dünyadaki değişkenliklerden rahatsız olmaması ve bekasına zarar gelmemesi sırrı; ölüm ve ölümden sonra da devam edecektir. Ruhtaki bizzat devam ve beka ebediyen sürecektir.

    Üstadımız cesedi ruhun evi veya libası olarak değerlendiriyor. Libastaki ve evdeki tadilat ve tamirat, sakinleri ilgilendirmediği ve onlara bir zarar getirmediği gibi; ruhun elbisesi ve evi olan beden ve cesette de tedricen veya birden yapılan değişmeler ve tadilatlar ruha zarar vermeyecektir. Ruh bu özellik ve müstakilliği ile ebediyen yaşayacaktır.

    İkinci Memba'da Üstadımız ruhun bekasıyla ilgili afaki delili bir cümle ile şöyle ifade etmektedir. “ Mükerrer müşahedat ve müteaddit vakıat ve münasebattan neşet eden bir nevi hükmü tecrübidir.”

    Bu ifade de şunu anlıyoruz: Ehil insanların ve maneviyatı açık olanların vefat edenlerle görüşmeleri, çeşitli vaka ve hadisatla ahiret alemine gidenlerin dünyadakilerle münasebet ve alakaları, ayrıca rüyalarda hemen hemen herkesin vefat eden yakınlarını görmeleri ve münasebetleri gösteriyor ki; ölenler yok olmuyorlar. Cesetleri ölse ve çürüse de ruhları ahiret aleminde varlığını devam ettirmektedir. Yukarıda ki binlerce müşahedat ve vakalar bunun delilidir.

    Hatta medyada dahi bu konu çeşitli şekillerde işlenmektedir. Kalp gözü, sırkapısı ve gizemli alemler gibi programlarla, insanlar tarafından kabul edilmiş bir hakikattir ki; hayat sadece burayla alakalı değil, esas hayat ölümden sonra başlayan ebedi ve ahiret hayatıdır.

    İkinci Menbada Üstadımız ruhun bekasıyla ilgili bir mantık kaidesi de nazara vermektedir; o da şudur.

    Ruh basittir ve vahdeti vardır. Buradaki basit ifadesi; parçalanma kabul etmeyen harici tesirattan müteessir olmayan ve yapısında terkip olmayan anlamındadır. Bu mahiyette olan mahlukat yıpranmaz, eskimez, değişmez ve bekaya mazhardır. İşte ruhun basitliği ve vahdeti olduğundan, bedeni eskiten ve yıpratan şeylerden mahfuzdur ve müstağnidir.

    Ruh iki şekilde ölür ve yok olur.

    1 - Tahrip ve inhilal (cesette olduğu gibi ) buna ruhun besateti ve vahdeti müsaade etmez.

    2 - Cenab-ı Hakk'ın iradesiyle ölmesi. Buna da Cenab-ı Hakk'ın rahmeti, keremi, şefkati ve cud’u müsaade etmez.

    O halde ruh bizzat eskimez, yıpranmaz, ölmez ve ebedi hayatta varlığı devam edecektir.

    Meşrutiyet-i Meşrua Ne Demektir?


    Meşrutiyet-i meşrua: Dinin prensiplerine uygun bir meşrutiyet demektir. Hukukun üstünlüğünü esas alan, adalete riayet eden bir demokrasi demektir ki, bütün bunlar Kur'an'da tavsiye edilen hususlardır.. (1)

    "Hürriyet, terbiye-i İslâmiye ile olmazsa ölecek; bir istibdâd-ı mutlak, yerine çıkacak."



  4. 08.Ekim.2011, 00:28
    2
    Silent and lonely rains



    Ruhun külliyet kesb etmeye müstait olması ne demektir, açıklar mısınız? Ruhun vüs'ati ile aynı anlama mı geliyor?
    [/B]
    Birincisi: Melekler, cinler başta olmak üzere, ruh sahibi olan bütün varlıklar içinde en kapsamlı, en zengin, en donanımlı olan ruhun, insan ruhu olduğudur.
    İkincisi: İnsan ruhu, sürekli gelişmeye ve terakkiye müsaittir. Bir hiç olarak dünyaya gelen insan ruhu, zamanla olgunlaşıp kemale ulaşabiliyor. Ama diğer ruhlar ise sabit kalıyorlar. Terakkiye müsaid değillerdir.
    Üçüncüsü: Bir insanın ruhu, diğer bütün varlıkların ruhlarının bütün hususiyetlerini içine alabilecek kapasiteye sahip demektir.
    Dördüncüsü: İnsan, mahiyetinin zenginliği itibarıyla, tek bir fert iken diğer varlıkların bir nevi hükmüne geçmektedir. Bir nev nasıl ki nevine ait bütün özellikleri her şeye rağmen bir sonraki kuşaklara taşır. Mesela; elma nevi ilk yaratılışından bu yana elmalılık özelliğini muhafaza ederek devam etmektedir. Neve ait olan bu husus insan ferdi için geçerlidir. Her insan kendine ait hususiyetini ölümden sonrada muhafaza edecektir.

    "Kur'ânda Zât-ı Ahmediyeye en büyük makam vermek ve dört erkân-ı îmaniyeyi içine almakla..." Dört Erkan-ı İmaniye Ne Demektir?


    Risalet-i Muhammediye'nin içine aldığı dört erkân-ı imaniye şunlardır;

    1 - Meleklere iman.
    2 - Kitaplara iman.
    3 - Ahirete iman.
    4 - Kadere imandır.

    İlim Öğrenme Konusunda Nasıl Sabırlı Olunabilir?

    " Sen üç sabır ile mükellefsin.

    Birisi: Taat üstünde sabırdır. Birisi: Masiyetten sabırdır. Diğeri: Musibete karşı sabırdır." (1)

    “Taat üstünde sabır” insanın salih amel konusunda usanç duymaması, nefsinin bütün itirazlarına, şeytanın bütün oyunlarına karşı taviz vermeden daima ilerlemesidir.

    İnsan, ibadetine devam edecektir, bu noktada bir kesinti düşünülemez. Yine insan, güzel ahlâklı olmaya da devam edecektir. Bunda bir yorulma ve ara verme tasavvur edilemez. Meselâ, insan diyemez ki, “Bu kadar yıldan beri hep doğru söyledim, biraz da karşı şıkkı deneyeyim.” Burada yorulmanın yeri olmadığı gibi, salih amelde de yorulmanın yeri yoktur.
    Cenâb-ı Hak, Hakîm ismi muktezası olarak, vücud-u eşyada, bir merdivenin basamakları gibi bir tertip vaz etmiş. Sabırsız adam, teennî ile hareket etmediği için, basamakları ya atlar düşer veya noksan bırakır, maksut damına çıkamaz. Onun için hırs mahrumiyete sebeptir. Sabır ise, müşkülâtın anahtarıdır ki, Cenâb-ı Hakk'ın inâyet ve tevfiki, sabırlı adamlarla beraberdir.

    (1) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz.

    "Ruh, katiyen bâkidir. Birinci Maksattaki melâike ve ruhanîlerin vücutlarına delâlet eden hemen bütün deliller, şu meselemiz olan bekà-i ruha dahi delildirler. Bence mes’ele o kadar kat’îdir ki, fazla beyan abes olur..." izah eder misiniz?

    Üstadımız Yirmi Dokuzuncu Söz'de ruhun bekası ile ahiret hayatının ispatını yapıyor. Zaten ruhun bekası kabul edilirse, ahiret hayatı anlaşılmış olur. Birinci membada ruhun bekasıyla ilgili enfüsi delili metin olarak bir cümlede ifade ediyor: “Herkes hayatına ve nefsine dikkat etse, kendisinde baki bir ruhun varlığını anlaya bilir.” Bu cümleden sonraki ifadeler bu metnin şerhi ve izahıdır.

    Burada Üstadımız bedeni elbiseye benzetiyor. İnsanın bedeni hücrelerin yenilenmesiyle devamlı değişir. Çocukluktan gençliğe, gençlikten kemale, kemalden ise; ölüm ve zevale doğru beden değiştirerek yolculuk devam eder. Beden altmış - yetmiş yılda sık sık değişse de insanda değişmeyen bir mahiyet ve özellik vardır. O da ruhudur.

    Ruhun değişmediğini şöyle anlarız: Huyların, fıtratın, mizacın ve mahiyetlerin değişmeyip sabit kalması, ruhun bedenle beraber değişken olmadığının alametidir.

    Mesela bir insan yaratılışında yumuşak tabiatlı, sert mizaçlı, iktisatlı, cömert, sakin, heyecanlı, hassas, lakayıt özelliklerle yaratılmışsa bunların değişmesi mümkün değildir. Ancak yönleri değiştirilebilir.

    Fıtraten yumuşak olan biri ölene kadar bu özelliği taşır. Vücudun değişmesi bu mizaç ve huyu değiştirmez.

    İşte ruha bağlı olan bu özellikler ruhla beraber hayat boyu devam ederler.

    Hayat boyu tedricen ve kademe kademe vücud değiştiği halde, ruh ve ruhun özellikleri değişmez baki kalır. Öyle de; ölüm esnasında ruhun elbisesi olan beden ve ceset birden çıkartılsa dahi ruh değişmeyecek, ona bir zarar gelmeyecektir.

    Ceset ruha dayanarak ayakta kalır. Ruh çıkarsa ceset ölür ve yıkılır. Ruh başkasıyla ayakta kalmaz. Allah'ın izniyle o bizzat kendisi devam eder, vücutta kalır. Ve bekası vardır. Dolayısıyla ruhun dünyadaki değişkenliklerden rahatsız olmaması ve bekasına zarar gelmemesi sırrı; ölüm ve ölümden sonra da devam edecektir. Ruhtaki bizzat devam ve beka ebediyen sürecektir.

    Üstadımız cesedi ruhun evi veya libası olarak değerlendiriyor. Libastaki ve evdeki tadilat ve tamirat, sakinleri ilgilendirmediği ve onlara bir zarar getirmediği gibi; ruhun elbisesi ve evi olan beden ve cesette de tedricen veya birden yapılan değişmeler ve tadilatlar ruha zarar vermeyecektir. Ruh bu özellik ve müstakilliği ile ebediyen yaşayacaktır.

    İkinci Memba'da Üstadımız ruhun bekasıyla ilgili afaki delili bir cümle ile şöyle ifade etmektedir. “ Mükerrer müşahedat ve müteaddit vakıat ve münasebattan neşet eden bir nevi hükmü tecrübidir.”

    Bu ifade de şunu anlıyoruz: Ehil insanların ve maneviyatı açık olanların vefat edenlerle görüşmeleri, çeşitli vaka ve hadisatla ahiret alemine gidenlerin dünyadakilerle münasebet ve alakaları, ayrıca rüyalarda hemen hemen herkesin vefat eden yakınlarını görmeleri ve münasebetleri gösteriyor ki; ölenler yok olmuyorlar. Cesetleri ölse ve çürüse de ruhları ahiret aleminde varlığını devam ettirmektedir. Yukarıda ki binlerce müşahedat ve vakalar bunun delilidir.

    Hatta medyada dahi bu konu çeşitli şekillerde işlenmektedir. Kalp gözü, sırkapısı ve gizemli alemler gibi programlarla, insanlar tarafından kabul edilmiş bir hakikattir ki; hayat sadece burayla alakalı değil, esas hayat ölümden sonra başlayan ebedi ve ahiret hayatıdır.

    İkinci Menbada Üstadımız ruhun bekasıyla ilgili bir mantık kaidesi de nazara vermektedir; o da şudur.

    Ruh basittir ve vahdeti vardır. Buradaki basit ifadesi; parçalanma kabul etmeyen harici tesirattan müteessir olmayan ve yapısında terkip olmayan anlamındadır. Bu mahiyette olan mahlukat yıpranmaz, eskimez, değişmez ve bekaya mazhardır. İşte ruhun basitliği ve vahdeti olduğundan, bedeni eskiten ve yıpratan şeylerden mahfuzdur ve müstağnidir.

    Ruh iki şekilde ölür ve yok olur.

    1 - Tahrip ve inhilal (cesette olduğu gibi ) buna ruhun besateti ve vahdeti müsaade etmez.

    2 - Cenab-ı Hakk'ın iradesiyle ölmesi. Buna da Cenab-ı Hakk'ın rahmeti, keremi, şefkati ve cud’u müsaade etmez.

    O halde ruh bizzat eskimez, yıpranmaz, ölmez ve ebedi hayatta varlığı devam edecektir.

    Meşrutiyet-i Meşrua Ne Demektir?


    Meşrutiyet-i meşrua: Dinin prensiplerine uygun bir meşrutiyet demektir. Hukukun üstünlüğünü esas alan, adalete riayet eden bir demokrasi demektir ki, bütün bunlar Kur'an'da tavsiye edilen hususlardır.. (1)

    "Hürriyet, terbiye-i İslâmiye ile olmazsa ölecek; bir istibdâd-ı mutlak, yerine çıkacak."



  5. 21.Nisan.2015, 13:36
    3
    Misafir

    Cevap: Risale-i Nurdan cümle ve kavram açıklamaları sorular ve cevapları

    İstifadeli olmuş. Allah razı olsun.


  6. 21.Nisan.2015, 13:36
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    İstifadeli olmuş. Allah razı olsun.





+ Yorum Gönder