Konusunu Oylayın.: Biz müslümanlar Allah'ın nesine aşık oluruz? Yaptıklarına desek bir insan neden yapılan işlere aşık olsun ki...?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Biz müslümanlar Allah'ın nesine aşık oluruz? Yaptıklarına desek bir insan neden yapılan işlere aşık olsun ki...?
  1. 07.Ekim.2011, 16:37
    1
    Misafir

    Biz müslümanlar Allah'ın nesine aşık oluruz? Yaptıklarına desek bir insan neden yapılan işlere aşık olsun ki...?






    Biz müslümanlar Allah'ın nesine aşık oluruz? Yaptıklarına desek bir insan neden yapılan işlere aşık olsun ki...? Mumsema Biz müslümanlar Allah'ın nesine aşık oluruz? Yaptıklarına desek bir insan neden yapılan işlere aşık olsun ki...?


  2. 07.Ekim.2011, 16:39
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Biz müslümanlar Allah'ın nesine aşık oluruz? Yaptıklarına desek bir insan neden yapılan işlere aşık olsun ki...?




    Aşk ileri derecedeki bir sevginin adıdır. Her insanda sevgi denilen bir duygunun var olduğu bilinen bir gerçektir. Sevgi kalbe ait bir duygudur. İnsan gönlü güzel gördüğü şeyleri sever. Gönül bu konuda sahibinden emir almaya, emir-komuta zinciri içeririnde hareket etmeye muhtaç değildir. Sevilmeye layık gördüğü bir şeyi -iradeniz dışında da olsa- gönül onu sever. Sevgi ile sevilen unsurlar arasındaki ilişki insanın yaratılışında var olan bir çekim alanıdır. Çekim kanunu, kendi sahasına giren nesneleri kendine çektiği gibi, bir mıknatıs, kendi alanına giren cisimleri kendine çektiği gibi, sevgi potansiyeli de kendi alanına giren sevimli nesneleri, eylemleri, kavramları, maddî-manevî unsurları kendi çekim alanına alır.
    Bediüzzaman'ın konu ile ilgili -Cürcanî’den naklen-sözkonusu ettiği açıklaması şöyledir: "Cürcânî Şerhu'l-Mevâkıf'ta demiş ki: Sebeb-i muhabbet, ya lezzet veya menfaat, ya müşakelet (meyl-i cinsiyet) ya kemaldir. Çünkü kemal mahbûbun lizâtihidir."(Nursî, Sözler, 658)
    Seyyid Şerif Cürcânî, -Bediüzzaman hazretlerinin belirttiği gibi- konuyu şu şekilde açıklamıştır: "Allah'a olan sevgimiz O'nun mutlak kemalinedir. Diğer varlıklara karşı olan sevgimiz ise, yine o varlıkta tasavvur edilen kemalinedir. Bu kemalde sözkonusu olan ya bir lezzet, ya menfaat veya müşakelettir."(el-Cürcânî, S. Şerif, Şerhu'l-Mevâkıf, 2/256-257).
    Demek ki, konun uzmanları tarafından yapılan tespite göre, sevgi çekim alnına giren, sevilmeyi hakkeden unsurlar -genel olarak- şunlardır: Güzellik, mükemmellik, cibilli yakınlık ve faydacılık.
    Evet, her güzellik bir lezzet kaynağıdır. Dimağa, damağa, göze, kulağa lezzet verenlerin hepsi bir güzellikten haber veriyor. Akılları hayranlığa, gönülleri sevmeye sevk ederek sahibine büyük bir lezzet bahşeden, ilgili varlıklardaki mükemmelliktir. İnsanların evlatlarını sevmesi, anne-babalarını sevmesi, kardeşlerini ve sırasıyla yakın akrabalarını sevmesi, cibilli/yaratılışta var olan-bir sevginin dışa yansımasıdır. İnsanlar için fayda veren, menfaat sağlayan unsurlar da sevilmeye değerdir. “insan iyiliğin kulu kölesidir” düsturu bu gerçeği özetlemektedir.
    Bu açıklamaların ışığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Allah sevgisi, bütün sevgi unsurlarını barındıran en büyük bir sevgidir.Çünkü;
    Allah’ın bütün sıfatları güzeldir. Merhamet, şefkat, inayet gibi her türlü kusurdan münezzeh olan cemal sıfatlarına sahip bir Cemil-i mutlak olan Allah’ın bu eşsiz manevî güzelliğini sevmemek insanın fıtratına aykırıdır.
    Keza, yarattığı evrenin ve içindekilerin harika sanat mükemmelliğine sahip olmasının şahadetiyle, sonsuz ilim, kudret, hikmet, kudsiyet, azamet, izzet gibi celal sıfatlarının sahibi olduğu bilinen Allah’ın bu akıl gözünü kamaştıran sonsuz ve eşsiz mükemmelliğini sevmek, elbette insanın yaratılışında mükemmelliğe karşı var olan potansiyel sevgisinin zorunlu bir yansımasıdır.
    Yine, insanı yoktan var eden, ona yeryüzü sofrasını bin bir nimetle donatıp kendisine takdim eden, ayı, güneşi, atmosferi, havayı, toprağı hizmetine sunan, üstelik ölümünden sonra-güzel kullarını- yeniden diriltip ebedî bir mutlu hayat yurdu olan cennetine alacak Allah’ın bütün bu ve benzeri sayısız iyiliklerine karşı, -fıtratı bozulmamış, fıtraten iyiliğin kulu-kölesi olan, bir acı fincan kahvenin kırk yıl hatırını sayan- bir insanın onu sevmemesi imkânsızdır.
    Aynı şekilde, yaratılışının gereği olarak kâr-zarar hesabını iyi bilen, zararı hiç sevmediği gibi, kâr etmeye can atan insanın bu menfaatçi, faydacı, pragmatist yapısına sahip olan insanoğlu, kendisine her türlü menfaati sağlayan, iki dünyayı kazanacak bir donanıma, bir potansiyel güce sahip kılan, her türlü menfaatin anahtarı elinde olan sonsuz merhamet ve kudret sahibi olan Allah’ı elbette sevecektir.
    Özetle, Allah’ı hakkıyla tanımayan, vicdanı tefessüh etmiş kimselerden başka, kusursuz, eşsiz, sonsuz kemal ve cemal sıfatlarına sahip olan Allah’ı sevmeyen bir insan düşünüle biliri mi? Haşa yüz bin defa haşa ve kella..


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet




  3. 07.Ekim.2011, 16:39
    2
    Editör



    Aşk ileri derecedeki bir sevginin adıdır. Her insanda sevgi denilen bir duygunun var olduğu bilinen bir gerçektir. Sevgi kalbe ait bir duygudur. İnsan gönlü güzel gördüğü şeyleri sever. Gönül bu konuda sahibinden emir almaya, emir-komuta zinciri içeririnde hareket etmeye muhtaç değildir. Sevilmeye layık gördüğü bir şeyi -iradeniz dışında da olsa- gönül onu sever. Sevgi ile sevilen unsurlar arasındaki ilişki insanın yaratılışında var olan bir çekim alanıdır. Çekim kanunu, kendi sahasına giren nesneleri kendine çektiği gibi, bir mıknatıs, kendi alanına giren cisimleri kendine çektiği gibi, sevgi potansiyeli de kendi alanına giren sevimli nesneleri, eylemleri, kavramları, maddî-manevî unsurları kendi çekim alanına alır.
    Bediüzzaman'ın konu ile ilgili -Cürcanî’den naklen-sözkonusu ettiği açıklaması şöyledir: "Cürcânî Şerhu'l-Mevâkıf'ta demiş ki: Sebeb-i muhabbet, ya lezzet veya menfaat, ya müşakelet (meyl-i cinsiyet) ya kemaldir. Çünkü kemal mahbûbun lizâtihidir."(Nursî, Sözler, 658)
    Seyyid Şerif Cürcânî, -Bediüzzaman hazretlerinin belirttiği gibi- konuyu şu şekilde açıklamıştır: "Allah'a olan sevgimiz O'nun mutlak kemalinedir. Diğer varlıklara karşı olan sevgimiz ise, yine o varlıkta tasavvur edilen kemalinedir. Bu kemalde sözkonusu olan ya bir lezzet, ya menfaat veya müşakelettir."(el-Cürcânî, S. Şerif, Şerhu'l-Mevâkıf, 2/256-257).
    Demek ki, konun uzmanları tarafından yapılan tespite göre, sevgi çekim alnına giren, sevilmeyi hakkeden unsurlar -genel olarak- şunlardır: Güzellik, mükemmellik, cibilli yakınlık ve faydacılık.
    Evet, her güzellik bir lezzet kaynağıdır. Dimağa, damağa, göze, kulağa lezzet verenlerin hepsi bir güzellikten haber veriyor. Akılları hayranlığa, gönülleri sevmeye sevk ederek sahibine büyük bir lezzet bahşeden, ilgili varlıklardaki mükemmelliktir. İnsanların evlatlarını sevmesi, anne-babalarını sevmesi, kardeşlerini ve sırasıyla yakın akrabalarını sevmesi, cibilli/yaratılışta var olan-bir sevginin dışa yansımasıdır. İnsanlar için fayda veren, menfaat sağlayan unsurlar da sevilmeye değerdir. “insan iyiliğin kulu kölesidir” düsturu bu gerçeği özetlemektedir.
    Bu açıklamaların ışığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Allah sevgisi, bütün sevgi unsurlarını barındıran en büyük bir sevgidir.Çünkü;
    Allah’ın bütün sıfatları güzeldir. Merhamet, şefkat, inayet gibi her türlü kusurdan münezzeh olan cemal sıfatlarına sahip bir Cemil-i mutlak olan Allah’ın bu eşsiz manevî güzelliğini sevmemek insanın fıtratına aykırıdır.
    Keza, yarattığı evrenin ve içindekilerin harika sanat mükemmelliğine sahip olmasının şahadetiyle, sonsuz ilim, kudret, hikmet, kudsiyet, azamet, izzet gibi celal sıfatlarının sahibi olduğu bilinen Allah’ın bu akıl gözünü kamaştıran sonsuz ve eşsiz mükemmelliğini sevmek, elbette insanın yaratılışında mükemmelliğe karşı var olan potansiyel sevgisinin zorunlu bir yansımasıdır.
    Yine, insanı yoktan var eden, ona yeryüzü sofrasını bin bir nimetle donatıp kendisine takdim eden, ayı, güneşi, atmosferi, havayı, toprağı hizmetine sunan, üstelik ölümünden sonra-güzel kullarını- yeniden diriltip ebedî bir mutlu hayat yurdu olan cennetine alacak Allah’ın bütün bu ve benzeri sayısız iyiliklerine karşı, -fıtratı bozulmamış, fıtraten iyiliğin kulu-kölesi olan, bir acı fincan kahvenin kırk yıl hatırını sayan- bir insanın onu sevmemesi imkânsızdır.
    Aynı şekilde, yaratılışının gereği olarak kâr-zarar hesabını iyi bilen, zararı hiç sevmediği gibi, kâr etmeye can atan insanın bu menfaatçi, faydacı, pragmatist yapısına sahip olan insanoğlu, kendisine her türlü menfaati sağlayan, iki dünyayı kazanacak bir donanıma, bir potansiyel güce sahip kılan, her türlü menfaatin anahtarı elinde olan sonsuz merhamet ve kudret sahibi olan Allah’ı elbette sevecektir.
    Özetle, Allah’ı hakkıyla tanımayan, vicdanı tefessüh etmiş kimselerden başka, kusursuz, eşsiz, sonsuz kemal ve cemal sıfatlarına sahip olan Allah’ı sevmeyen bir insan düşünüle biliri mi? Haşa yüz bin defa haşa ve kella..


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet







+ Yorum Gönder