Konusunu Oylayın.: Allah, nasıl Rahman ve Rahim’dir ki insanların kötülükler ve felaketlerden sakınmaları için dua bekliyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah, nasıl Rahman ve Rahim’dir ki insanların kötülükler ve felaketlerden sakınmaları için dua bekliyor?
  1. 06.Ekim.2011, 14:40
    1
    Misafir

    Allah, nasıl Rahman ve Rahim’dir ki insanların kötülükler ve felaketlerden sakınmaları için dua bekliyor?






    Allah, nasıl Rahman ve Rahim’dir ki insanların kötülükler ve felaketlerden sakınmaları için dua bekliyor? Mumsema Allah, nasıl Rahman ve Rahim’dir ki insanların kötülükler ve felaketlerden sakınmaları için dua bekliyor? Yalvarılan varlık nasıl Rahman ve Rahim olabilir?


  2. 06.Ekim.2011, 14:40
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Allah, nasıl Rahman ve Rahim’dir ki insanların kötülükler ve felaketlerden sakınmaları için dua bekliyor? Yalvarılan varlık nasıl Rahman ve Rahim olabilir?


    Benzer Konular

    - Ya Allah ya rahman ya rahim ya kaviyyü ya kadir anlamı

    - Allah'ın Rahman ve Rahim sıfatlarını nasıl anlamalıyız?

    - Rahman ve rahim allah'ın hangi özelliğinin adıdır

    - Rahman ve Rahim olan ALLAH

    - Allah'ın Rahman Ve Rahim Isimlerinin Kuran'daki Tecellileri

  3. 06.Ekim.2011, 14:41
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Allah, nasıl Rahman ve Rahim’dir ki insanların kötülükler ve felaketlerden sakınmaları için dua bekliyor?




    Değerli kardeşimiz;



    Bu düşünce, çok ciddi bir bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu sebeple, bu eksikliği giderecek bazı noktaları özetle arz edeceğiz:

    Allah’ın insanları koruması sadece duaya bağlı olmadığı realitelerin tasdikiyle bir gerçektir. Hiç Allah’ı tanımayan ateistlerin de rızkını vermesi, onları çok zaman sağlıklı yaşatması ve beslemesi bunun açık göstergesidir.

    Ayrıca, hayvan denilen ve zahiren dua yapmayı bilmeyen bütün canlıların ihtiyaçlarını yerine getirmesi de Allah’ın yarattığı varlıklarını ancak duaya bağlı olarak koruyup kolladığı iddiasının doğru olmadığını göstermektedir.

    Yine, insan olsun hayvan olsun, yeni doğan yavruların beslenmeleri için -bu günkü ilim adamlarının hayran kaldığı bir kombinezon halinde- kan ile fışkı arasından bulandırmadan, bulaştırmadan bir süt göndermesi, adeta o yavruların annelerini -hiç haberleri olmadığı halde- bir süt konserveleri haline getirmesi, Allah’ın Rahman ve rahim olduğunu gösterdiği gibi, yaratıklarını koruyup kollaması için onlardan mutlaka dua, yalvarıp yakarma beklediği yolundaki iddianın ne kadar cahilce bir yargı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

    Peki Allah kullarından kendisine yalvarmalarını, dua etmelerini istiyor mu? Buna ihtiyacı olmadığı halde neden istiyor?

    Bunun cevabı şudur:

    Evet, Allah kullarından kendisine yalvarıp yakarmalarını, dua etmelerini istiyor. Çünkü dua da bir ibadettir, bir kulluk görevidir. Allah insanlara namaz, oruç, zekat, hac ibadetlerini yapmalarını emrettiği gibi, dua ibadetini de yerine getirmelerini emretmiştir.

    Allah, insanların namazına, orucuna muhtaç olmadığı gibi, duasına da elbette muhtaç değildir. Fakat muhtaç olan insandır. İnsanlar kendilerini yoktan var eden, yeryüzünü kendileri içim bin bir çeşit nimetlerle kurulmuş bir sofra haline getiren Rahman ve Rahim olan yaratıcılarını unutmamaları için her zaman onunla irtibat halinde olmaları gerekir. Bu irtibatı sağlayan ise, ibadettir. Dua ise, hadis-i şerifte belirtildiği üzere “ibadetin özüdür.” (Tirmizî, Daavat,1)

    “De ki: “Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki?” (Furkan, 25/77) mealindeki ayette duanın hâlis bir ibadet ve ibadetin özü olduğuna işaret edilmektedir.

    Dua, imanın dışa yansıyan bir simgesidir. Çünkü dua eden adam şunu anlıyor ki, kendisini yaratan, büyütüp besleyen, her derdiyle ilgilenen, her isteğini işiten, sonsuz merhamet sahibi bir rabbi vardır. Şu ayette duanın imanla irtibatını seslendiren bir ifadeyi görmek mümkündür:

    “Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Zira Bana ibadet, yani dua etmeyi kibirlerine yediremeyenler, zelil ve rezil olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mümin,40/60)

    “O nesneler(putlar) mi üstün yoksa, çaresiz kalıp Kendisine yalvaran insanın duasını kabul edip sıkıntısını gideren ve sizi dünyada halifeler yapan Allah mı? Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz! Ne de az düşünüyorsunuz!” (Neml, /27/62) mealindeki ayette de duanın imanla olan yakın ilişkisine işaret edilmiştir.

    Dua, insanın fıtratında, yaratılışında var olan sığınma refleksini tatmin eden psikolojik bir terapi hükmündedir. Çünkü, ihtiyaçları adeta sınırsız, iktidarı/gücü ise çok sınırlı olan, bu dünyada mikroptan tutun depremlere, tusunamilere, tufanlara, kasırga hortumlarına kadar binlerce düşmanlara karşı hiç bir şey elinden gelmeyen insanın, ilmi her şeyi kuşatan, merhameti her şeyi kapsayan, kudreti her şeyin üstesinde gelen Allah’ın dergâhına iltica etmek, dua ile onun rahmet kapısını çalmaktan daha teselli verici, daha rahatlatıcı ne olabilir ki...!

    “Kullarım Ben’i senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da davetime icabet ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selamete ersinler.”(Bakara, 2/186) mealindeki ayette duanın bu terapi fonksiyonuna da vurgu yapılmıştır.

    Dua, aynı zamanda kişinin kulluk görevinde samimi olup olmadığını test eden bir unsurdur. Şu ayette bu hususa işaret edilmiştir:

    “İnsan bir sıkıntıya maruz kalınca gerek yan yatarken, gerek otururken veya ayakta iken, Bize yalvarıp yakarır. Fakat biz sıkıntısını giderdik mi, sanki uğradığı dertten dolayı Biz’e yalvaran kendisi değilmiş gibi eski haline döner. İşte (hayat sermayelerini boşuna harcayıp) haddini aşanlara, yaptıkları işler, kendilerine böyle süslenmiş, hoşlarına gitmiştir.”(Yunus, 10/12)



  4. 06.Ekim.2011, 14:41
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;



    Bu düşünce, çok ciddi bir bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu sebeple, bu eksikliği giderecek bazı noktaları özetle arz edeceğiz:

    Allah’ın insanları koruması sadece duaya bağlı olmadığı realitelerin tasdikiyle bir gerçektir. Hiç Allah’ı tanımayan ateistlerin de rızkını vermesi, onları çok zaman sağlıklı yaşatması ve beslemesi bunun açık göstergesidir.

    Ayrıca, hayvan denilen ve zahiren dua yapmayı bilmeyen bütün canlıların ihtiyaçlarını yerine getirmesi de Allah’ın yarattığı varlıklarını ancak duaya bağlı olarak koruyup kolladığı iddiasının doğru olmadığını göstermektedir.

    Yine, insan olsun hayvan olsun, yeni doğan yavruların beslenmeleri için -bu günkü ilim adamlarının hayran kaldığı bir kombinezon halinde- kan ile fışkı arasından bulandırmadan, bulaştırmadan bir süt göndermesi, adeta o yavruların annelerini -hiç haberleri olmadığı halde- bir süt konserveleri haline getirmesi, Allah’ın Rahman ve rahim olduğunu gösterdiği gibi, yaratıklarını koruyup kollaması için onlardan mutlaka dua, yalvarıp yakarma beklediği yolundaki iddianın ne kadar cahilce bir yargı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

    Peki Allah kullarından kendisine yalvarmalarını, dua etmelerini istiyor mu? Buna ihtiyacı olmadığı halde neden istiyor?

    Bunun cevabı şudur:

    Evet, Allah kullarından kendisine yalvarıp yakarmalarını, dua etmelerini istiyor. Çünkü dua da bir ibadettir, bir kulluk görevidir. Allah insanlara namaz, oruç, zekat, hac ibadetlerini yapmalarını emrettiği gibi, dua ibadetini de yerine getirmelerini emretmiştir.

    Allah, insanların namazına, orucuna muhtaç olmadığı gibi, duasına da elbette muhtaç değildir. Fakat muhtaç olan insandır. İnsanlar kendilerini yoktan var eden, yeryüzünü kendileri içim bin bir çeşit nimetlerle kurulmuş bir sofra haline getiren Rahman ve Rahim olan yaratıcılarını unutmamaları için her zaman onunla irtibat halinde olmaları gerekir. Bu irtibatı sağlayan ise, ibadettir. Dua ise, hadis-i şerifte belirtildiği üzere “ibadetin özüdür.” (Tirmizî, Daavat,1)

    “De ki: “Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki?” (Furkan, 25/77) mealindeki ayette duanın hâlis bir ibadet ve ibadetin özü olduğuna işaret edilmektedir.

    Dua, imanın dışa yansıyan bir simgesidir. Çünkü dua eden adam şunu anlıyor ki, kendisini yaratan, büyütüp besleyen, her derdiyle ilgilenen, her isteğini işiten, sonsuz merhamet sahibi bir rabbi vardır. Şu ayette duanın imanla irtibatını seslendiren bir ifadeyi görmek mümkündür:

    “Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Zira Bana ibadet, yani dua etmeyi kibirlerine yediremeyenler, zelil ve rezil olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mümin,40/60)

    “O nesneler(putlar) mi üstün yoksa, çaresiz kalıp Kendisine yalvaran insanın duasını kabul edip sıkıntısını gideren ve sizi dünyada halifeler yapan Allah mı? Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz! Ne de az düşünüyorsunuz!” (Neml, /27/62) mealindeki ayette de duanın imanla olan yakın ilişkisine işaret edilmiştir.

    Dua, insanın fıtratında, yaratılışında var olan sığınma refleksini tatmin eden psikolojik bir terapi hükmündedir. Çünkü, ihtiyaçları adeta sınırsız, iktidarı/gücü ise çok sınırlı olan, bu dünyada mikroptan tutun depremlere, tusunamilere, tufanlara, kasırga hortumlarına kadar binlerce düşmanlara karşı hiç bir şey elinden gelmeyen insanın, ilmi her şeyi kuşatan, merhameti her şeyi kapsayan, kudreti her şeyin üstesinde gelen Allah’ın dergâhına iltica etmek, dua ile onun rahmet kapısını çalmaktan daha teselli verici, daha rahatlatıcı ne olabilir ki...!

    “Kullarım Ben’i senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da davetime icabet ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selamete ersinler.”(Bakara, 2/186) mealindeki ayette duanın bu terapi fonksiyonuna da vurgu yapılmıştır.

    Dua, aynı zamanda kişinin kulluk görevinde samimi olup olmadığını test eden bir unsurdur. Şu ayette bu hususa işaret edilmiştir:

    “İnsan bir sıkıntıya maruz kalınca gerek yan yatarken, gerek otururken veya ayakta iken, Bize yalvarıp yakarır. Fakat biz sıkıntısını giderdik mi, sanki uğradığı dertten dolayı Biz’e yalvaran kendisi değilmiş gibi eski haline döner. İşte (hayat sermayelerini boşuna harcayıp) haddini aşanlara, yaptıkları işler, kendilerine böyle süslenmiş, hoşlarına gitmiştir.”(Yunus, 10/12)






+ Yorum Gönder