Konusunu Oylayın.: İslâm Nasıl Bir Sistem Kurar?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslâm Nasıl Bir Sistem Kurar?
  1. 06.Ekim.2011, 08:10
    1
    Misafir

    İslâm Nasıl Bir Sistem Kurar?






    İslâm Nasıl Bir Sistem Kurar? Mumsema İslâm Nasıl Bir Sistem Kurar?


  2. 06.Ekim.2011, 08:10
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 06.Ekim.2011, 08:58
    2
    imamhatipli42
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 3,569
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51

    Cevap: İslâm Nasıl Bir Sistem Kurar?




    "İslâm'ın Nasıl Bir Devlet İstediği Yoruma Bağlı..."
    Prof. Dr. Ali Bardakoğlu





    1. "İslam nasıl bir sistem kurar?" sorusunu müslümanlar nasıl bir sistem kurar? seklinde sormak, hatta bunu müslümanlar nasıl bir toplumsal yapı ve siyasal sistem içinde daha mutlu olurlar, daha rahat yaşarlar?" seklinde netleştirmek gerekir. Çünkü İslam'ın, özellikle devlet ve siyasetle ilgili olarak neyi istediği veya neyi önerdiği, müslümanların İslam'ı nasıl anladıklarına veya ona ne gibi nitelikler-mesajlar atfettiklerine bağlıdır. Diğer bir ifadeyle Kur'an ve Sünnetin konuyla ilgi kurulabilecek nasları, lafzı- mantıkî anlam çerçevesi itibariyle belli ölçüde bir ortak zemine sahip bulunsa da gerek nasların yorumu gerekse müslüman toplumların içinde yasadığı şartların, tecrübe ve bilgi birikimlerinin, sahip olduğu imkanların dönem ve bölgelere göre değişkenlik gösterebilmesi sebebiyle konu, kayda değer bir belirsizlik ve farklılık da taşır. İslam toplumlarının tarihi seyir itibariyle söz konusu ortak zemini ve ana çerçeveyi koruyarak farklı yapı ve görünümlerde sosyal ve siyasal sistemler kurmuş olması da ancak böyle açıklanabilir. Bu itibarla kişi ve toplumların bu bağlamda ulaştıkları kişisel veya bölgesel sayılabilecek kanaat ve iddialarının veya kurdukları / önerdikleri sistemlerin halk dilinde - belki de bir özlemin ve bağlılığın simgesi olarak - "İslami sistem, İslami hayat tarzı" gibi nitelendirmelerle anılması doğru olmadığı gibi yanıltıcı da olmaktadır. Daha net bir ifadeyle bunun "Şu veya bu dönemde Müslüman bireyin / toplumun, İslam'a uygun olma kaygısını da taşıyarak ulaştığı sonuç, yaptığı tercih veya kurduğu ve yaşattığı sistem" seklinde adlandırılması ve böylece fıkhın beşeri-toplumsal veçhesinin, değişmezle değişkenin bağının vurgulanması gerekir. Bu yaklaşım, müslüman halkın, din ve kutsal adına da olsa, haketmediği bir totaliter rejimle yönetilmesine engel olacağı, müslüman yönetici ve aydınları değişeni değişmeze göre devamlı iyileştirme ve geliştirme çabasına sevkedeceği ve neticede kendini eleştirme ve yenileştirmeye fırsat vereceği için olumlu bir katkı da sağlayacaktır.
    Bir toplumda insan haklarının belirlenmesi, tanınması ve korunması, insanin bir değer olarak görülüp saygınlık kazanmasına bağlıdır. İslam bu değer ve saygınlığı önemle vurguladığı ve hak ihlallerini dünyevi ve uhrevi yaptırımlara bağladığı, dini ve vicdani sorumluluk çerçevesine de dahil ettiği için İslam toplumlarında insan haklarının en iyi şekilde tanınması ve sağlanması gerekir. İslam, bu seviyeyi yakalamayı mümkün kılan bir zemin ve olumlu bir ortam hazırlar, ancak garanti etmez. Çünkü bu noktadan ileriye yürümek yani hedefe ulaşmak ve başarmak bireylere, müslüman toplumların ortak duyarlılıklarına, kuracakları hukuk düzenlerine bağlıdır.
    2) İslam toplumlarında dini müeyyide, toplumda hukuk düzeninin kurulmasını, beşeri ve sosyal ilişkilerin iyileştirilmesini, ferdin iyi, doğru ve güzele kendiliğinden yönelmesini ve onu içine sindirmesini kolaylaştıran bir işleve sahip olduğu için müslüman toplumlarının huzurlu, güvenli ve istikrarlı bir hukuki-sosyal düzen kurma şansı çok yüksektir. Çünkü maddi-hukuki kural ve müeyyideler olaylara ve beşeri ilişkilere çok sinirli ve sathi şekilde ve ancak o hadise dışa aksettiğinde müdahale edebilir. Ferdin inanç ve düşünce dünyasını, ferdin irade ve sorumluluğunu esas alan dini müeyyidenin nüfuz alanı ise çok daha geniş ve derindir. Bu itibarla dini müeyyideler İslam toplumlarında hukuki nizamin, sosyal ve beşeri ilişkilerin arka planını ve gelişme zeminini oluşturur.
    3) İslam'ın nizam, istikrar ve hakka saygı fikri, toplumda fert-devlet ilişkisinin dini ahlaki çerçevesini, İslam toplumunun mevcut hukuk nizami ise bu ilişkinin maddi pozitif boyutunu oluşturur. Müslümanın zihnindeki teorik meşruiyet mevcut hukuk nizaminin, sosyal ve siyasal yapının ihlali ve ona karşı fitne ve kargaşanın körüklenmesini değil belki onun adalet ve hakkaniyet acısından gözden geçirilip iyileştirilmesi imkanını gündeme getirir. Çünkü İslam toplumunda fertlerin müslüman olmaları ve İslam'ı anlama seviyelerine bağlı olarak kişisel ve zihni-teorik meşruiyet fikri mevcut olduğu gibi, hukuki nizam ve istikrarı sağlayan ve ferdi tercihler arası çatışmayı önleyen prosedürel meşruiyet fikri de mevcuttur.
    Birinci tür meşruiyet, öz eleştiriyi, gelişimi ve iyiye doğru değişimi, ikinici tür meşruiyet ise devlet-fert ilişkisi de dahil hukuki güven ve düzen içinde yasama ihtiyacını karşılar.



    1997 - Nisan, Sayı: 134, Sayfa: 008(Altınoluk)


  4. 06.Ekim.2011, 08:58
    2
    Özel Üye



    "İslâm'ın Nasıl Bir Devlet İstediği Yoruma Bağlı..."
    Prof. Dr. Ali Bardakoğlu





    1. "İslam nasıl bir sistem kurar?" sorusunu müslümanlar nasıl bir sistem kurar? seklinde sormak, hatta bunu müslümanlar nasıl bir toplumsal yapı ve siyasal sistem içinde daha mutlu olurlar, daha rahat yaşarlar?" seklinde netleştirmek gerekir. Çünkü İslam'ın, özellikle devlet ve siyasetle ilgili olarak neyi istediği veya neyi önerdiği, müslümanların İslam'ı nasıl anladıklarına veya ona ne gibi nitelikler-mesajlar atfettiklerine bağlıdır. Diğer bir ifadeyle Kur'an ve Sünnetin konuyla ilgi kurulabilecek nasları, lafzı- mantıkî anlam çerçevesi itibariyle belli ölçüde bir ortak zemine sahip bulunsa da gerek nasların yorumu gerekse müslüman toplumların içinde yasadığı şartların, tecrübe ve bilgi birikimlerinin, sahip olduğu imkanların dönem ve bölgelere göre değişkenlik gösterebilmesi sebebiyle konu, kayda değer bir belirsizlik ve farklılık da taşır. İslam toplumlarının tarihi seyir itibariyle söz konusu ortak zemini ve ana çerçeveyi koruyarak farklı yapı ve görünümlerde sosyal ve siyasal sistemler kurmuş olması da ancak böyle açıklanabilir. Bu itibarla kişi ve toplumların bu bağlamda ulaştıkları kişisel veya bölgesel sayılabilecek kanaat ve iddialarının veya kurdukları / önerdikleri sistemlerin halk dilinde - belki de bir özlemin ve bağlılığın simgesi olarak - "İslami sistem, İslami hayat tarzı" gibi nitelendirmelerle anılması doğru olmadığı gibi yanıltıcı da olmaktadır. Daha net bir ifadeyle bunun "Şu veya bu dönemde Müslüman bireyin / toplumun, İslam'a uygun olma kaygısını da taşıyarak ulaştığı sonuç, yaptığı tercih veya kurduğu ve yaşattığı sistem" seklinde adlandırılması ve böylece fıkhın beşeri-toplumsal veçhesinin, değişmezle değişkenin bağının vurgulanması gerekir. Bu yaklaşım, müslüman halkın, din ve kutsal adına da olsa, haketmediği bir totaliter rejimle yönetilmesine engel olacağı, müslüman yönetici ve aydınları değişeni değişmeze göre devamlı iyileştirme ve geliştirme çabasına sevkedeceği ve neticede kendini eleştirme ve yenileştirmeye fırsat vereceği için olumlu bir katkı da sağlayacaktır.
    Bir toplumda insan haklarının belirlenmesi, tanınması ve korunması, insanin bir değer olarak görülüp saygınlık kazanmasına bağlıdır. İslam bu değer ve saygınlığı önemle vurguladığı ve hak ihlallerini dünyevi ve uhrevi yaptırımlara bağladığı, dini ve vicdani sorumluluk çerçevesine de dahil ettiği için İslam toplumlarında insan haklarının en iyi şekilde tanınması ve sağlanması gerekir. İslam, bu seviyeyi yakalamayı mümkün kılan bir zemin ve olumlu bir ortam hazırlar, ancak garanti etmez. Çünkü bu noktadan ileriye yürümek yani hedefe ulaşmak ve başarmak bireylere, müslüman toplumların ortak duyarlılıklarına, kuracakları hukuk düzenlerine bağlıdır.
    2) İslam toplumlarında dini müeyyide, toplumda hukuk düzeninin kurulmasını, beşeri ve sosyal ilişkilerin iyileştirilmesini, ferdin iyi, doğru ve güzele kendiliğinden yönelmesini ve onu içine sindirmesini kolaylaştıran bir işleve sahip olduğu için müslüman toplumlarının huzurlu, güvenli ve istikrarlı bir hukuki-sosyal düzen kurma şansı çok yüksektir. Çünkü maddi-hukuki kural ve müeyyideler olaylara ve beşeri ilişkilere çok sinirli ve sathi şekilde ve ancak o hadise dışa aksettiğinde müdahale edebilir. Ferdin inanç ve düşünce dünyasını, ferdin irade ve sorumluluğunu esas alan dini müeyyidenin nüfuz alanı ise çok daha geniş ve derindir. Bu itibarla dini müeyyideler İslam toplumlarında hukuki nizamin, sosyal ve beşeri ilişkilerin arka planını ve gelişme zeminini oluşturur.
    3) İslam'ın nizam, istikrar ve hakka saygı fikri, toplumda fert-devlet ilişkisinin dini ahlaki çerçevesini, İslam toplumunun mevcut hukuk nizami ise bu ilişkinin maddi pozitif boyutunu oluşturur. Müslümanın zihnindeki teorik meşruiyet mevcut hukuk nizaminin, sosyal ve siyasal yapının ihlali ve ona karşı fitne ve kargaşanın körüklenmesini değil belki onun adalet ve hakkaniyet acısından gözden geçirilip iyileştirilmesi imkanını gündeme getirir. Çünkü İslam toplumunda fertlerin müslüman olmaları ve İslam'ı anlama seviyelerine bağlı olarak kişisel ve zihni-teorik meşruiyet fikri mevcut olduğu gibi, hukuki nizam ve istikrarı sağlayan ve ferdi tercihler arası çatışmayı önleyen prosedürel meşruiyet fikri de mevcuttur.
    Birinci tür meşruiyet, öz eleştiriyi, gelişimi ve iyiye doğru değişimi, ikinici tür meşruiyet ise devlet-fert ilişkisi de dahil hukuki güven ve düzen içinde yasama ihtiyacını karşılar.



    1997 - Nisan, Sayı: 134, Sayfa: 008(Altınoluk)





+ Yorum Gönder