Konusunu Oylayın.: Peygamberlere niçin iman etmeliyiz? Hepsine mi inanmamız gerekir? Peygamberlerin vasıfları nelerdir?

5 üzerinden 3.14 | Toplam : 7 kişi
Peygamberlere niçin iman etmeliyiz? Hepsine mi inanmamız gerekir? Peygamberlerin vasıfları nelerdir?
  1. 05.Ekim.2011, 11:47
    1
    Misafir

    Peygamberlere niçin iman etmeliyiz? Hepsine mi inanmamız gerekir? Peygamberlerin vasıfları nelerdir?






    Peygamberlere niçin iman etmeliyiz? Hepsine mi inanmamız gerekir? Peygamberlerin vasıfları nelerdir? Mumsema Peygamberlere niçin iman etmeliyiz? Hepsine mi inanmamız gerekir? Peygamberlerin vasıfları nelerdir?


  2. 05.Ekim.2011, 16:26
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamberlere niçin iman etmeliyiz? Hepsine mi inanmamız gerekir? Peygamberlerin vasıfları nelerdir?




    Allah kâinatı kendisini tanıtmak için yaratmıştır. İnsanı da kendini tanıması için yaratmıştır. Kâinat Allah’ın varlığına ve birliğine delildir; insan da kâinatın bu delâletine şahittir. Kâmil insan buna şahit olan insandır. Çünkü kâinatın ve insanın yaratılış amacına uygun davranmış ve kâinattaki delillere bakarak Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmiştir. Ancak her insan gerek nisyanından gerekse isyanından dolayı bu amacı gerçekleştirmeden çok uzak bir hayat sürmektedir. Geçim kaygıları ve nefsanî hisler bu büyük amacın önünde büyük engeller oluşturmaktadır. Bunun için Allah insanlara olan merhamet ve rahmetinden dolayı yine insanların içinden seçtiği, insanların da sözlerine güvendiği elçileri ve bunlara gönderdiği kitaplar ile insanları bu amaca sevk etmek ve eğitmek istemiştir. Bu elçilere inanan ve sözlerine itaat edenler yine bu amaca yönelerek kurtulurlar.

    Allah dünyayı da insanlar için bir okul olarak yaratmıştır. İnsan burada Allah’ın kendisine verdiği kabiliyetleri geliştirerek cennete layık hale gelecektir. Okul öğretmen olmazsa bir şeye yaramaz. Allah öğretmen olarak da kendilerini vahiy ve ilham ile eğittiği peygamberlerini göndermiştir. Öğretmen olmazsa okul yapılmayacağı için Allah da “Elçileri olmazsa dünyayı yaratmazdı.” Öğretmenler kendi kafalarına göre değil Allah’ın kendilerine verdiği kitaplar ile insanları eğitmektedir. Öğretileri hep bu kitaplardaki hakikatlerdir. Sözleri de bu hakikatlerin açıklamaları mahiyetindedir. Tabii ki Allah’ın kitabını okuyan ve öğretmeni olan peygamberini dinleyen öğrenci mükâfatı hak ederken, okumayan ve dinlemeyen de cezayı hak edecektir. Allah’ın mükâfatı cennet ve cezası cehennemdir. Allah’ın büyüklüğüne ve şanına yakışan ceza ve mükâfat budur.

    Peygamberler insanlara İman, İlim, Ahlak ve Hukuk eğitimi verirler. İman ile insanlar küfür ve şirkten kurtulurlar. İlim ile dünya ve ahiret saadetinin yollarını öğrenirler. Maddi ve manevi ilimlerin, teknik ve teknolojik gelişmelerin pirleri ve üstatları peygamberlerdir. Her sanat ve mesleğin pirleri yine peygamberlerdir. Ahlak dediğimiz beşeri münasebetlerdeki iyi ve güzel olan her şeyi de yine insanlar peygamberlerden ders almış ve tatbikatlarından da tatbikatını öğrenmişlerdir. İnsanların aralarında adaleti sağlayacak olan hak ve hukuk kurallarını da yine peygamberler insanlara öğretmişlerdir. Peygamberlerin yolu ve sünneti budur. Hepsi mahza hak ve hayırdır. Bu yolun dışındaki tüm yollar cehalet, küfür, ahlaksızlık ve zulme çıkar. Bunlar ise insanı cehenneme götürür.

    Bunun için peygamberlerin yolu ve sünneti dışında kurtuluş yolu ve ümidi yoktur. “Vardır!” iddiası sonucu değiştirmez; ancak iddia sahiplerini küfre, zulme, ahlaksızlığa ve cehalete götürür ve sonuçta bu yol cehenneme çıkar. “Çıkmaz!” diye gidenler de bir daha geri dönemezler. Bu bir imtihandır. Cennet adam istediği gibi, cehennem de akıllı ve zeki insanları ister ki ceza olarak orada istihdam etsin.



    Peygamberlere iman imanın şartlarındandır. Peygamberlere iman etmeyenin imanı olmadığı gibi, Kur’anda ve Sünnette isimleri geçen peygamberlerden birisine inanmayanın da imanı yoktur. Peygamberlere inanmamak veya beğenmemek imansızlıktandır. Çünkü peygamber vasıfları ve mucizeleri ile ispat eder ki Allah’ın elçisidir ve görevli memurudur. Devletin görevli memuruna inanmamak ve itaat etmemek devlete isyan sayıldığı malumdur. Peygambere itaat da Allah’a itaat ve saygısızlık Allah’a isyan sayılır.

    Devletin bir memurunu çok seven birisi, şayet devlet o memuru görevinden alarak bir başkasını görevlendirince ben eski memuru seviyordum, bunu tanımıyorum ve emrine itaat etmiyorum derse bu görevliden ziyade devlete isyan sayılır. Padişah o isyankârı cezalandırır. Peygamberler Allah’ın görevli elçileridir. Bir peygamberi kabul edip diğerini kabul etmemek buna benzer. Böyle birinin devlete bağlılığı olmadığı gibi, peygamberlerden birisini kabul etmeyenin de Allah’a iman ve itaati yoktur. Çünkü Allah’a iman ve itaat kim olursa olsun elçisini kabul ederek o elçiye itaat etmesi ile ölçülür. Bunun için yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Kim Allah’ın elçisine itaat ederse Allah’a itaat etmiştir” buyurur.

    Allah’a itaatin ölçüsü, peygambere uymak ve sünnetini ihya etmektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim “Kim Allah’ı seviyorsa Allah’ın elçisine uyun ki Allah da sizi sevsin” buyurarak bunu izah etmiştir. Demek Allah sevgisinin ölçüsü peygambere itaat derecesindedir.

    Hz. Musa’ya (as) inanan birisi şayet Hz. İsa’ya (as) isyan ediyorsa aslında Allah’a isyan ediyor demektir. Böyle birinin Allah’a imanı ve itaati yoktur. Yine Hz. Muhammed’e (as) itaat etmiyorsa onun yine Allah’a iman ve itaati yoktur. Bunun için Kur’an-ı Kerim peygambere itaat etmenin üzerinde durur ve bu konuda Kur’anda yüzlerce ayet vardır. “Ben Kur’anı dinlerim ve Kur’anı kabul erdim” diyen birisi bu ayetlerin emri olan peygambere itaat etmiyor ve sünnetini önemsemiyorsa Kur’anı dinlemiyor ve Kur’ana inanmıyor” demektir. Böyle birinin ne peygambere ne de Kur’ana imanı yoktur. İnanıyorum diyorsa bu iman “Münafık imanı” olur. Münafığın imanı ise dildeki imandır. Dil ile iman etmek münafığın imanıdır. Mü’minin imanı kalp ile inanmaktır.



  3. 05.Ekim.2011, 16:26
    2
    Silent and lonely rains



    Allah kâinatı kendisini tanıtmak için yaratmıştır. İnsanı da kendini tanıması için yaratmıştır. Kâinat Allah’ın varlığına ve birliğine delildir; insan da kâinatın bu delâletine şahittir. Kâmil insan buna şahit olan insandır. Çünkü kâinatın ve insanın yaratılış amacına uygun davranmış ve kâinattaki delillere bakarak Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmiştir. Ancak her insan gerek nisyanından gerekse isyanından dolayı bu amacı gerçekleştirmeden çok uzak bir hayat sürmektedir. Geçim kaygıları ve nefsanî hisler bu büyük amacın önünde büyük engeller oluşturmaktadır. Bunun için Allah insanlara olan merhamet ve rahmetinden dolayı yine insanların içinden seçtiği, insanların da sözlerine güvendiği elçileri ve bunlara gönderdiği kitaplar ile insanları bu amaca sevk etmek ve eğitmek istemiştir. Bu elçilere inanan ve sözlerine itaat edenler yine bu amaca yönelerek kurtulurlar.

    Allah dünyayı da insanlar için bir okul olarak yaratmıştır. İnsan burada Allah’ın kendisine verdiği kabiliyetleri geliştirerek cennete layık hale gelecektir. Okul öğretmen olmazsa bir şeye yaramaz. Allah öğretmen olarak da kendilerini vahiy ve ilham ile eğittiği peygamberlerini göndermiştir. Öğretmen olmazsa okul yapılmayacağı için Allah da “Elçileri olmazsa dünyayı yaratmazdı.” Öğretmenler kendi kafalarına göre değil Allah’ın kendilerine verdiği kitaplar ile insanları eğitmektedir. Öğretileri hep bu kitaplardaki hakikatlerdir. Sözleri de bu hakikatlerin açıklamaları mahiyetindedir. Tabii ki Allah’ın kitabını okuyan ve öğretmeni olan peygamberini dinleyen öğrenci mükâfatı hak ederken, okumayan ve dinlemeyen de cezayı hak edecektir. Allah’ın mükâfatı cennet ve cezası cehennemdir. Allah’ın büyüklüğüne ve şanına yakışan ceza ve mükâfat budur.

    Peygamberler insanlara İman, İlim, Ahlak ve Hukuk eğitimi verirler. İman ile insanlar küfür ve şirkten kurtulurlar. İlim ile dünya ve ahiret saadetinin yollarını öğrenirler. Maddi ve manevi ilimlerin, teknik ve teknolojik gelişmelerin pirleri ve üstatları peygamberlerdir. Her sanat ve mesleğin pirleri yine peygamberlerdir. Ahlak dediğimiz beşeri münasebetlerdeki iyi ve güzel olan her şeyi de yine insanlar peygamberlerden ders almış ve tatbikatlarından da tatbikatını öğrenmişlerdir. İnsanların aralarında adaleti sağlayacak olan hak ve hukuk kurallarını da yine peygamberler insanlara öğretmişlerdir. Peygamberlerin yolu ve sünneti budur. Hepsi mahza hak ve hayırdır. Bu yolun dışındaki tüm yollar cehalet, küfür, ahlaksızlık ve zulme çıkar. Bunlar ise insanı cehenneme götürür.

    Bunun için peygamberlerin yolu ve sünneti dışında kurtuluş yolu ve ümidi yoktur. “Vardır!” iddiası sonucu değiştirmez; ancak iddia sahiplerini küfre, zulme, ahlaksızlığa ve cehalete götürür ve sonuçta bu yol cehenneme çıkar. “Çıkmaz!” diye gidenler de bir daha geri dönemezler. Bu bir imtihandır. Cennet adam istediği gibi, cehennem de akıllı ve zeki insanları ister ki ceza olarak orada istihdam etsin.



    Peygamberlere iman imanın şartlarındandır. Peygamberlere iman etmeyenin imanı olmadığı gibi, Kur’anda ve Sünnette isimleri geçen peygamberlerden birisine inanmayanın da imanı yoktur. Peygamberlere inanmamak veya beğenmemek imansızlıktandır. Çünkü peygamber vasıfları ve mucizeleri ile ispat eder ki Allah’ın elçisidir ve görevli memurudur. Devletin görevli memuruna inanmamak ve itaat etmemek devlete isyan sayıldığı malumdur. Peygambere itaat da Allah’a itaat ve saygısızlık Allah’a isyan sayılır.

    Devletin bir memurunu çok seven birisi, şayet devlet o memuru görevinden alarak bir başkasını görevlendirince ben eski memuru seviyordum, bunu tanımıyorum ve emrine itaat etmiyorum derse bu görevliden ziyade devlete isyan sayılır. Padişah o isyankârı cezalandırır. Peygamberler Allah’ın görevli elçileridir. Bir peygamberi kabul edip diğerini kabul etmemek buna benzer. Böyle birinin devlete bağlılığı olmadığı gibi, peygamberlerden birisini kabul etmeyenin de Allah’a iman ve itaati yoktur. Çünkü Allah’a iman ve itaat kim olursa olsun elçisini kabul ederek o elçiye itaat etmesi ile ölçülür. Bunun için yüce Allah Kur’an-ı Kerimde “Kim Allah’ın elçisine itaat ederse Allah’a itaat etmiştir” buyurur.

    Allah’a itaatin ölçüsü, peygambere uymak ve sünnetini ihya etmektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim “Kim Allah’ı seviyorsa Allah’ın elçisine uyun ki Allah da sizi sevsin” buyurarak bunu izah etmiştir. Demek Allah sevgisinin ölçüsü peygambere itaat derecesindedir.

    Hz. Musa’ya (as) inanan birisi şayet Hz. İsa’ya (as) isyan ediyorsa aslında Allah’a isyan ediyor demektir. Böyle birinin Allah’a imanı ve itaati yoktur. Yine Hz. Muhammed’e (as) itaat etmiyorsa onun yine Allah’a iman ve itaati yoktur. Bunun için Kur’an-ı Kerim peygambere itaat etmenin üzerinde durur ve bu konuda Kur’anda yüzlerce ayet vardır. “Ben Kur’anı dinlerim ve Kur’anı kabul erdim” diyen birisi bu ayetlerin emri olan peygambere itaat etmiyor ve sünnetini önemsemiyorsa Kur’anı dinlemiyor ve Kur’ana inanmıyor” demektir. Böyle birinin ne peygambere ne de Kur’ana imanı yoktur. İnanıyorum diyorsa bu iman “Münafık imanı” olur. Münafığın imanı ise dildeki imandır. Dil ile iman etmek münafığın imanıdır. Mü’minin imanı kalp ile inanmaktır.



  4. 05.Ekim.2011, 16:28
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamberlere niçin iman etmeliyiz? Hepsine mi inanmamız gerekir? Peygamberlerin vasıfları nelerdir?

    Peygamberlerin Vasıfları:
    Peygamberlerin tümünün beş temel vasfı vardır. Bunlar:

    “Sıdk, Emanet, Fetanet, Tebliğ ve İsmet”tir.

    Bu vasıfları üzerinde taşımayan peygamber olamaz; peygamberlik iddia ediyorsa bu sahte olur.

    Sıdk: Doğruluk ve asla yalan söylememektir. Bu vasfı peygamberliğinden önce de sonra da devamlı olmalıdır. İnsanlara yalan söyleyen Allah hakkında da söyleyebilir. Allah adına yalan söylemek ise günahların en büyüğüdür. Sıdk sadece sözle olmaz; davranış ve tutumda, hal ve hareketlerinde de doğru olması demektir. Tüm peygamberler her şeyleri ile doğrudurlar.

    Emanet: Herkesin güvenini kazanması demektir. Güvenilmeyen insan peygamber olamaz. Toplumda kendisine itimat edilen ve güvenilen biri olması ve bu vasıfları ile öne çıkması ve meşhur olması gerekir. Peygamberimize “Muhammedü’l-Emin” denilmesi bunu ispat eder. Diğer peygamberler de böyledir.

    Fetanet: Akıllı ve zeki olmak demektir. Akıl ve zekânın olması yetmez; aklını ve zekâsını mükemmel şekilde doğru olarak kullanmak daha önemlidir. Peygamberler akıl ve zekâları ile tebliğ ve davette, insanları idare etmedeki siyaseti ile bunu ispat ederek insanlara kendilerini kabul ettirmiş olmaları gerekir. Tüm peygamberler böyledir.

    Tebliğ: Bu Allah’ın vahyini insanlara sadece duyurmak demek değildir. Eksiksiz duyurmak ile beraber insanların anlayacağı şekilde ve yanlış anlamalara fırsat vermeyecek tarzda muhataba göre açıklamak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak anlamlarını içeren bir vasıftır. Bazılarının zannı gibi peygamber (hâşâ) bir postacı değildir. Zaten Arap müşrikleri de bunu istiyorlardı. Siz Allah’ın emrini duyurun biz istediğimiz gibi anlayalım ve yorumlayalım diyorlardı. Peygambere itaat etmek istemiyorlardı. “Bize bunu bir melek getirseydi itaat ederdik” diyorlardı. Tebliğ, vahyin doğru şekilde anlaşılması ve doğru uygulanması anlamlarını içerir. Yoksa Allah bir melek ile kitabını gönderir ve gerisini insanlara bırakırdı.

    İsmet: Günah işlememek, tüm kusur ve hatalardan uzak durmak demektir. Bu kusur ahlaktan ibaret değildir. Düşünce ve inançta, ibadet ve tebliğde, insani ve beşeri münasebetlerde istikamet ve doğruluk üzere olmak anlamlarını içerir. Peygamberler bunların tümünde hata ve günahtan, yanlış davranış ve hareketten uzaktırlar ve beridirler, her yaptıkları doğrudur. Yine peygamberler vahyi izahtaki hatalardan beridir demektir.

    Bunların dışında ahir zaman peygamberi olan peygamberimiz’e (sav) has olan ve “Hasâis-i Nübüvvet-i Muhammediye” denilen vasıfları da vardır. Bunlar ise: “Son peygamber olması, Kur’anın, ahkâmının ve dininin kıyamete kadar devam etmesi ve tüm insanlara gönderilmiş olması” gibi üç temel vasfıdır.

    Son Peygamber Olması: Hz. Muhammed (sav) son peygamberdir. Her şeyin bir sonu vardır. Peygamberlik müessesesinin sonu da Hz. Muhammed (sav) ile son bulmuştur. Bunun için peygamberimiz (sav) “Hatemu’l-Enbiya”dır. Bundan sonra peygamber yoktur. Çünkü sonunda kıyamet kopacaktır.

    Dini Kıyamete Kadar Geçerlidir: Sondur, en mükemmeldir ve tüm insanların tüm zamanlardaki ihtiyacına kâfidir. İnsanlığın dünya ve ahiret saadeti için daha mükemmeli yoktur ve olamaz. Daha mükemmeli olamayacağı için yenisine ihtiyaç yoktur. “İnsan mükemmel yaratılmıştır. Daha mükemmeli olamaz” gibi bir durumdur bu. Bundan daha mükemmelini akl-ı beşer düşünemez. Bilmemek ve kabul etmemekle gerçekler değişmez. İnsan aklının görevi itiraz etmek değil anlamaya çalışmaktır. Yani akıl itiraz aleti değil; anlama aletidir.

    Tüm İnsanlığa Gönderilmiştir: Kur’an ve Hz. Muhammed (sav) tüm insanlığın peygamberidir. Arapların ve müslümanların peygamberidir denemez. Peygamberimizin ümmeti tüm insanlıktır. İngiliz, Rus, Çin, Japon, Kızılderili, Zenci ve Eskimo’ların ve şu anda yeryüzünde bulunan Hindu, Şinto, Hıristiyan ve Yahudilerin peygamberi Hz. Muhammed (sav) dir. Hepsi peygamberimizin (sav) ümmetidir. Ancak onlar kabul etmemektedirler. Bu Arap müşriklerinin peygamberimizin peygamberliğini kabul etmemeleri gibi bir durumdur.

    Ümmet ikiye ayrılır: Ümmet-i Da’ve ve Ümmet-i İcabe. Bir peygamberin davet ile mükellef olduğu tüm insanlara “Ümmet-i Dave” denir. Peygamberin davetini kabul edenlere ise “Ümmet-i İcâbe” denir. Bizler “Elhamdülillah” daveti kabul edenlerdeniz. Kabul etmeyenlerin tümü de “Davete” muhatap olanlardır. Bunun için “Ümmet-i Dâ’ve” dirler. Daveti kabul edenlerin görevi ise kabul etmeyenlere daveti duyurmak ve tebliğe devam etmektir.



  5. 05.Ekim.2011, 16:28
    3
    Silent and lonely rains
    Peygamberlerin Vasıfları:
    Peygamberlerin tümünün beş temel vasfı vardır. Bunlar:

    “Sıdk, Emanet, Fetanet, Tebliğ ve İsmet”tir.

    Bu vasıfları üzerinde taşımayan peygamber olamaz; peygamberlik iddia ediyorsa bu sahte olur.

    Sıdk: Doğruluk ve asla yalan söylememektir. Bu vasfı peygamberliğinden önce de sonra da devamlı olmalıdır. İnsanlara yalan söyleyen Allah hakkında da söyleyebilir. Allah adına yalan söylemek ise günahların en büyüğüdür. Sıdk sadece sözle olmaz; davranış ve tutumda, hal ve hareketlerinde de doğru olması demektir. Tüm peygamberler her şeyleri ile doğrudurlar.

    Emanet: Herkesin güvenini kazanması demektir. Güvenilmeyen insan peygamber olamaz. Toplumda kendisine itimat edilen ve güvenilen biri olması ve bu vasıfları ile öne çıkması ve meşhur olması gerekir. Peygamberimize “Muhammedü’l-Emin” denilmesi bunu ispat eder. Diğer peygamberler de böyledir.

    Fetanet: Akıllı ve zeki olmak demektir. Akıl ve zekânın olması yetmez; aklını ve zekâsını mükemmel şekilde doğru olarak kullanmak daha önemlidir. Peygamberler akıl ve zekâları ile tebliğ ve davette, insanları idare etmedeki siyaseti ile bunu ispat ederek insanlara kendilerini kabul ettirmiş olmaları gerekir. Tüm peygamberler böyledir.

    Tebliğ: Bu Allah’ın vahyini insanlara sadece duyurmak demek değildir. Eksiksiz duyurmak ile beraber insanların anlayacağı şekilde ve yanlış anlamalara fırsat vermeyecek tarzda muhataba göre açıklamak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak anlamlarını içeren bir vasıftır. Bazılarının zannı gibi peygamber (hâşâ) bir postacı değildir. Zaten Arap müşrikleri de bunu istiyorlardı. Siz Allah’ın emrini duyurun biz istediğimiz gibi anlayalım ve yorumlayalım diyorlardı. Peygambere itaat etmek istemiyorlardı. “Bize bunu bir melek getirseydi itaat ederdik” diyorlardı. Tebliğ, vahyin doğru şekilde anlaşılması ve doğru uygulanması anlamlarını içerir. Yoksa Allah bir melek ile kitabını gönderir ve gerisini insanlara bırakırdı.

    İsmet: Günah işlememek, tüm kusur ve hatalardan uzak durmak demektir. Bu kusur ahlaktan ibaret değildir. Düşünce ve inançta, ibadet ve tebliğde, insani ve beşeri münasebetlerde istikamet ve doğruluk üzere olmak anlamlarını içerir. Peygamberler bunların tümünde hata ve günahtan, yanlış davranış ve hareketten uzaktırlar ve beridirler, her yaptıkları doğrudur. Yine peygamberler vahyi izahtaki hatalardan beridir demektir.

    Bunların dışında ahir zaman peygamberi olan peygamberimiz’e (sav) has olan ve “Hasâis-i Nübüvvet-i Muhammediye” denilen vasıfları da vardır. Bunlar ise: “Son peygamber olması, Kur’anın, ahkâmının ve dininin kıyamete kadar devam etmesi ve tüm insanlara gönderilmiş olması” gibi üç temel vasfıdır.

    Son Peygamber Olması: Hz. Muhammed (sav) son peygamberdir. Her şeyin bir sonu vardır. Peygamberlik müessesesinin sonu da Hz. Muhammed (sav) ile son bulmuştur. Bunun için peygamberimiz (sav) “Hatemu’l-Enbiya”dır. Bundan sonra peygamber yoktur. Çünkü sonunda kıyamet kopacaktır.

    Dini Kıyamete Kadar Geçerlidir: Sondur, en mükemmeldir ve tüm insanların tüm zamanlardaki ihtiyacına kâfidir. İnsanlığın dünya ve ahiret saadeti için daha mükemmeli yoktur ve olamaz. Daha mükemmeli olamayacağı için yenisine ihtiyaç yoktur. “İnsan mükemmel yaratılmıştır. Daha mükemmeli olamaz” gibi bir durumdur bu. Bundan daha mükemmelini akl-ı beşer düşünemez. Bilmemek ve kabul etmemekle gerçekler değişmez. İnsan aklının görevi itiraz etmek değil anlamaya çalışmaktır. Yani akıl itiraz aleti değil; anlama aletidir.

    Tüm İnsanlığa Gönderilmiştir: Kur’an ve Hz. Muhammed (sav) tüm insanlığın peygamberidir. Arapların ve müslümanların peygamberidir denemez. Peygamberimizin ümmeti tüm insanlıktır. İngiliz, Rus, Çin, Japon, Kızılderili, Zenci ve Eskimo’ların ve şu anda yeryüzünde bulunan Hindu, Şinto, Hıristiyan ve Yahudilerin peygamberi Hz. Muhammed (sav) dir. Hepsi peygamberimizin (sav) ümmetidir. Ancak onlar kabul etmemektedirler. Bu Arap müşriklerinin peygamberimizin peygamberliğini kabul etmemeleri gibi bir durumdur.

    Ümmet ikiye ayrılır: Ümmet-i Da’ve ve Ümmet-i İcabe. Bir peygamberin davet ile mükellef olduğu tüm insanlara “Ümmet-i Dave” denir. Peygamberin davetini kabul edenlere ise “Ümmet-i İcâbe” denir. Bizler “Elhamdülillah” daveti kabul edenlerdeniz. Kabul etmeyenlerin tümü de “Davete” muhatap olanlardır. Bunun için “Ümmet-i Dâ’ve” dirler. Daveti kabul edenlerin görevi ise kabul etmeyenlere daveti duyurmak ve tebliğe devam etmektir.



  6. 20.Şubat.2015, 11:09
    4
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,411
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: Peygamberlere niçin iman etmeliyiz? Hepsine mi inanmamız gerekir? Peygamberlerin vasıfları ne

    Peygamberlere iman etmezsek şöyle bir durum olur ;Kuranı Kerimi okudun , okudun ama önünde örnek yok , ozaman deriz ki bu inanış ütopik bir hayat, hani bunu yaşayan örnek yok boşuna ibadet etmim diye düşünebiliriz ama eger peygamberler gibi yaşayan Kuranı görürsek önümüzde; onların hayatlarını yaşadıklarını işte o zaman O yapabilmişse bende yaparım , bizde yapabiliriz deriz ve inandığımız andan itibaren onlara benzemek için gayret gösteririz . Mesela çoğu hastalıklar esnasında Hz Eyyubun sabrını düşünmeli denir . İşte Kuranı Kerimi yaşamak için , Onların önderliğine ve örnekliğine bizimde onlara inanmaya iman etmeye ihtiyacımız var


  7. 20.Şubat.2015, 11:09
    4
    Mum Ve Merhem Olabilmek..
    Peygamberlere iman etmezsek şöyle bir durum olur ;Kuranı Kerimi okudun , okudun ama önünde örnek yok , ozaman deriz ki bu inanış ütopik bir hayat, hani bunu yaşayan örnek yok boşuna ibadet etmim diye düşünebiliriz ama eger peygamberler gibi yaşayan Kuranı görürsek önümüzde; onların hayatlarını yaşadıklarını işte o zaman O yapabilmişse bende yaparım , bizde yapabiliriz deriz ve inandığımız andan itibaren onlara benzemek için gayret gösteririz . Mesela çoğu hastalıklar esnasında Hz Eyyubun sabrını düşünmeli denir . İşte Kuranı Kerimi yaşamak için , Onların önderliğine ve örnekliğine bizimde onlara inanmaya iman etmeye ihtiyacımız var





+ Yorum Gönder