Konusunu Oylayın.: Kuran ve sünnet çerçevesinde eş seçme

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kuran ve sünnet çerçevesinde eş seçme
  1. 04.Ekim.2011, 08:11
    1
    Misafir

    Kuran ve sünnet çerçevesinde eş seçme






    Kuran ve sünnet çerçevesinde eş seçme Mumsema Kuran ve sünnet çerçevesinde eş seçme


  2. 04.Ekim.2011, 12:11
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kuran ve sünnet çerçevesinde eş seçme




    Kur'ân-ı Kerim birçok âyetinde bu alandan bahseder. Kişiye hangi kadınların haram, hangilerinin helal olduğunu ve hangilerinin iyi ve hangilerinin iyi olmadığını açıklar.

    Bu âyetlerden bazıları şunlardır:

    "Allah'a ortak koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar, evlenmeyin. (Allah'a ortak koşan kadın), hoşunuza gitse dahi, inanan bir cariye, ortak koşan (hür) bir kadından iyidir. Ortak koşan erkekler de inanıncaya kadar, onlarla (kadınlarınızı) ev-lendirmeyin. (Allah'a ortak koşan hür bir erkek) hoşunuza gitse dahi, inanan bir köle, ortak koşan bir adamdan iyidir. (Zira) on-lar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete (girmeğe) ve mağfirete çağırıyor. İnsanlara âyetlerini (böyle) açıklıyor ki öğüt alsınlar.[663]

    "Geçmişte olanlar hariç, (bundan böyle) babalarınızın ev-lendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu fuhuştur, (Allah'ın) hışmıdır ve iğrenç bir yoldur. Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, tey-zeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizleri emziren ana-larınız, süt bacılarınız, karılarınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız -eğer onlarla birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur- kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kızkardeşi bir arada almanız. Ancak geçmişte olanlar hariç. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan çok merhamet edendir. (Savaşta esir olarak) ellerinize geçen (cariyeler) müstesna, evli kadınlar (la evlenmeniz) de (yasaklandı. İşte bun-lar) size Allah'ın yazdığı yasaklardır. Bunlardan Ötesini, iffetli yaşamak, zina etmemek şartıyla mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız) size helal kılındı. O halde onlardan ne kadar yararlandmızsa, ona karşılık kesilen ücretlerini (mehirlerini) bir hak olarak verin. Mehrin kesiminden sonra karşılıklı anlaşmak (suretiyle kesilenden az veya çok vermeniz) de üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir. [664]

    "Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine ki-tap verilenlerin yemeği, size helal, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. Ve inananlardan, namuslu hür kadınlar zina etmeksi-zin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini ver-diğiniz taktirde size helâldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o ahirette kaybedenlerdendir.[665]

    "Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi kadınlar, iyi erkeklere; iyi erkekler de iyi kadınlara (meyleder). Bunlar (Peygamber, Aişe ve Safvan) on-ların dediklerinden uzaktırlar. Kendilerine (Allah'tan) bir mağrifet ve cömertçe bir rızık vardır. [666]

    Ayeti kerimelere baktığımızda şu aşağıdaki hususlara önem ver-diklerini görürüz:

    1- iman.

    2- Ahlâk.

    3- Soy akrabalığı ve süt akrabalığı.

    4- Evlilik sebebiyle akrabalık.

    Şimdi bu hususları tafsilatıyla göreceğiz. [667]



    İman Ve Nikah


    İlk âyetin sözkonusu ettiği iman meselesine gelince, o hayatta doğru davranışın temeli, ruhî huzurun sebebi ve umut kaynağıdır. "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez. [668]Çalışanın teşvikçisidir. "(Yapacağınızı) yapın amelinizi Allah da, Resulü de, müminler de görecektir." [669]Bu durumuyla iman, kişinin peşinde koştuğu gayesinin gerçekleşmesi ve elde etmek istediği güzel sonuçlann kefilidir. Allah buna bir misal veriyor; "güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir ki (o ağaç), Rabbinin iz-niyle her zaman yemişini verir. [670]

    imanı olmayan, gerdanında söz, akide ve amel süsleri bulunma-yan insandır. Ruhu çirkindir, kötü huyludur, üstün değerleri hep mad-deye gömülüdür, hedefi, haktan başkasıdır: "Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın, (yanındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi ona Allah'tan sonra kim doğru yolu gösterecek, düşünmüyor musunuz?" [671]

    Böyle bir kişiden mi insanî mesaj beklenir? Hangi içtimaî hedefi gerçekleştirmesi umut edilir? Gölgesinde hangi huzurlu hayattan bah-sedilebilir?

    "Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma imkanı) olmayan kötü bir ağaca benzer. [672]

    "Onlar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete (girmeğe) ve mağfirete çağırıyor. [673]

    O halde Kur'an-ı Kerim'in imanı, üstün bir hayata giden her şeyin temeli olarak görmesinde, bu arada kendisinden en güzel meyveler bek-lenen evliliğin de temeli olmasını istemesinde şaşılacak bir durum yok-tur.[674]


    Ayetten Çıkarılacak Sonuçlar:


    Ayet-i kerimenin ışığında şu sonuçları çıkarabiliriz:

    a- iman ile şirk arasında büyük bir uçurum vardır, iman, her iyi-liğin kaynağıdır. Aynı şekilde şirk de, her kötülüğün kaynağıdır.

    b- iman sahibi, güçlü olma, güzellik, soy ve hürriyet gibi meziyet-lere sahip olmasa da, bu meziyetlere sahip müşrikler üstündür.

    Çünkü sınırlan, kayıtları, gaye ve hedefleri bulunan ve sürekli de-vam edecek olan bir ilişki sözkonusu. Temelleri atılacak, varlığı koruna-cak bir ilişki. Bu alanda imandan daha önemlisi yoktur.

    Evlilik geçici ve duygusal bir ilişki değil ki güzelliğin, malın, güç ve itibarın sözü edilsin.

    c- Müşrikin sorumluluğunu hissetmesi diye birşey yoktur. Kutsal değerleri olmayan, hâk-hukuk tanımayan birinin gözünde evlilik nedir ki? Onun için böyle bir akdi bozmak ve sorumluluğundan sıyrılmak çok kolaydır. Müşrikin evlilik bağları çürümüş iplere benzer.

    Biri Hz. Hasan'a: "Benim kızım var, çok da isteyenleri var. Kime vereyim?" diye sordu. Hz. Hasan (r.a.) şöyle cevap verdi: "Onu müttakî birine ver. Çünkü onu severse, ona değer verir, sevmezse, ona zulmet-mez.

    d- Vücutça güçlü, soyca üstün ve görünüşçe yakışıklı bir müşriği seven kadın, o müşrikin inanç ve düşüncesinden de büyük ölçüde etki-lenir. Aynı şekilde boyu, soyu ve güzelliği sebebiyle bir müşrik kadını seven erkek de, o müşrik kadının inanç ve düşüncelerinin etkisinde kalır.

    Çünkü bir şahsı benimseyen ve ona hayran kalan, kalbinin derin-liklerinde ona saygı duyar, nihayet onu kutsallaştırabilir. Farkında ol-sun veya olmasın ondan büyük Ölçüde etkilenir, onun gönlünü kazan-mak için tüm çabasını harcar. Yavaş yavaş dünyayı onun gözüyle görmeğe, kulağıyla duymaya başlar. Onu ne kadar taktir ediyorsa, o ölçüde ona yakın olmaya çalışır. Yaklaştıkça da, kendi değerlerinden, üstün tuttuklarından uzaklaşır.

    e- Eşlerden birinin durumu bu olunca, ya çocukların üzerindeki etki nasıl olacaktır. Hangi tarafa gidecekler? An a-b ab al arının çatışan değerleri ve farklı inançları arasında şaşırıp kalmayacaklar mı?

    f- Müşrikin durumu şu açıkladığımız şekilde olduğuna göre, müşrik neye çağırır, arkadaşını nereye götürür?

    O, dünyada hayat cehennemine, âhirette de cehennem ateşine çağırır, iman ise, dünyada hayat nimetlerine âhirette ise naim cenne-tine çağırır.

    O nerede, bu nerede!

    Henüz sözün başında iman ile şirk arasında derin bir uçurumun bulunduğunu söylememiş miydik? Bunu birbirinden ayırt edemeyenin, onları birbirine karıştıranın ve cennete çağırana koşmayanın, duygu-ları körelmiştir, vicdansızdır, geri zekâlıdır ve aklından zoru vardır.[675]


    İman Ve Ahlâk


    Kişi ne kadar derin bir imana sahip ise, mü'minlerin ahlâkiyle ahlâklanması, dinî emirlere riayeti ve dinî değerlere bağlılığı da o ölçüde olur.

    Bu sebeple mü'minim iddiasında bulunan ya da mü'minler cemaa-tine intisap eden herkes, evlilik alanında seçilmeğe ehil değildir.

    Salih amel kişinin ağırlığını arttırdığına ve hem Allah, hem de in-sanlar indinde değerini yükselttiğine ve onu hem dünya, hem de âhirette sevaba eriştirdiğine göre, ki Yüce Allah "erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu (dünyada) hoş bir

    hayatla yaşatırız, onların ücretlerini yaptıklarının en güzeliyle

    veririz" buyurmaktadır. [676]Aynı şekilde iyi ahlâkın ve iffetli olmanın da iman ile birlikte eş seçimi alanında bir varlığı ve değeri vardır.

    Bu sebeple iman ile birlikte iffetli olmak, seçim alanlarının en güzelidir. Ahlâk örgüleriyle korunmuş mümin erkek, iffet elbisesini kuşanmış mümin kadına denktir. Fasık erkek de ancak fasık bir kadına ehildir.

    Yüce Allah şöyle buyurur: "Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır. [677]

    Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden şunu nakleder: Mirsed b. Ebî Mirsed el-Ganevî, Mekke'deki esirleri kaçırıyordu. Mekke'de Anâk isminde bir fahişe vardı ve Mirsed'in dostu idi. Mirsed, dedi ki: Peygamber'e (s.a.v.) gittim ve: Ya Resûlallah, Anâk ile evleneyim mi? dedim. Peygamber (s.a.v.) sustu, bana cevap vermedi. Sonra şu âyet indi: "Zina eden kadınla ancak zina eden veya müşrik olan erkek evle-nebilir." Peygamber (s.a.v.) beni çağırdı ve bana bu âyeti okuduktan sonra: "O kadınla evlenme" buyurdu. [678]

    Tirmizî, zikrettiği rivayette Mirsed'in bu isteğinin sebebinin, cahiliye döneminde bu şahsın o kadınla dostluğunun olduğunu zikreder. Al-lah ona islâmi nasip edince de kahramanca bir iş yapmayı düşündü. Belki böylece Allah günahlarını affeder ve mükâfatını yüceltir.

    Kureyşlilerin gaflet anlarını kollar ve müslüman esirleri Mekke'den Medine'ye kaçırırdı. Mehtaplı bir gecede Anâk onun Mekke'de bir duvarın gölgesinde saklandığını ve sözleştiği bir esiri bağlandığı yerden çözmek için fırsat kolladığını gördü. Anâk onu tanıdı, dehşete kapılmıştı, birden: Mirsed, diye bağırdı. Mirsed, cevap verdi. Anâk onu kendisiyle gecelemeye ve geçen günlerin anılarını yatağında paylaşmaya çağırdı.

    Ancak Mirsed, Anâk'ı hayal kırıklığına uğrattı: Anâk! Allah bize zinayı haram kıldı, dedi. Umduğunu bulamayan Anâk, Mekke'lilere ses-lenerek birinin müslüman esirleri kaçırmak istediğini haber verdi. Mirsed saklandığı yerden fırlayarak kaçtı. Aralarından sekiz kişi peşine düştüler, ancak yakalayamadılar.

    Her halde Mirsed bu fedakârca işe devam etmek istiyordu. Ancak onun bu durumunu öğrenen o kadından emin olmak için onunla evlen-mek istedi. Böylece onu kendi tarafina çekmek istiyordu. Bu gibi du-rumlarda sahabenin yaptığı gibi Peygamber'den (s.a.v.) izin istedi. Va-hiy, yeni toplumun ahkâmını getirmeğe devam ediyordu, henüz bütün kurallar inmiş değildi.

    Gayenin sorumluluğuna rağmen, islâm bu metoddan şiddetle sakındırdı. Ayet inerek böyle birşeyin bir mü'mine yakışmayacağını be-lirtti. [679]Bir mü'min böyle bir çirkefliğe düşmezdi; mü'minin zânî bi-riyle ne işi vardı!

    Evet iffetli biri zâniye bir kadınla evlenecek olsa ergeç o kadının çirkefliğine sürüklenecektir. Çünkü o kadının kendine göre günahkârlardan oluşan özel bir çevresi vardır, onlar o kadını terket-meyeceklerdir. Ancak gerçekten tevbe ederse, o başka. Ne var ki fahişeler arasında bu şekilde tevbe edenler çok azdır.

    Batıl, ister istemez mutlaka hakkettiğini bulacaktır.

    Bir müddet sonra vakıaya teslim olacak, içinden bir aile kura-mayacağım düşünmeğe başlayacaktır. Çevresinde olup bitenler onu ilgi-lendirmemeğe başlayacak ya da Önemsemeyecek, nihayet dinî hamiyet gittikçe zayıflayacaktır.

    Daha sonra değer ölçüleri değişecek ve geleneklerle ahlâkî değerlerden soyutlanacak ve ahlâksız karısının çevresine doğru sürüklenerek bataklığa düşecektir.

    Hele bir de bunun sonucunda soyların karışması, çocukların farklı eğilimlere sahip bir ana ve baba kucağındaki şaşkınlıkları; istikrar ve huzurun hakim olduğu, vicdan ve ahlâkın gölgesinde oluştuğu, ahlâk ve değerlere bağlılığın geliştiği huzur, sevgi ve şefkat ortamından mahrum kalışları daha da karmaşık problemler getirecektir.

    Haddi zatında islamiyet, bu gibilere tevbe kapısını kapatmış değildir. Aksine tevbe etmeleri için kapıları ardına kadar açmıştır ve bu durumdan kurtuldukları taktirde evlilik konusunda sakıncalı kişi ol-maktan da kurtulurlar.

    O çirkin mesleklerini kınamakla birlikte bir beşer olarak böyle bir hataya düşmüş olmalarını mümkün görür.

    Onlara yaklaşmayı şiddetle sakındırmasına rağmen güzel bir tev-be ile tevbe edenlerine kucak açar.

    Onlardan şiddetle sakındırırken hedef bizzat kendileri değil, toplum ve aileye olan zararından dolayı tuttukları yoldur.

    Eğer samimi olarak o yolu tepebilirlerse, mü'minler safına girerler ve Allah, günahlarım sevaba çevirir.

    Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ve onlar ki Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa günahı (nın cezasını) bulur. Kıyamet günü onun için azâb kat kat yapılır ve o (azab)ın içinde hor ve hakir olarak kalır. Ancak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.[680]

    Ibnu Kesir, bir adamın Ibnu Abbas'a: Bir kadınla oynaşır; Allah'ın haram kıldığı şeyler yapardım. Yüce Allah bana tevbe etmemi nasip etti, ben de o kadınla evlenmek istedim. Bazıları: Zina eden erkek, an-cak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir, dediler. Ibnu Abbâs: O, bununla ilgili değil, onunla evlen, eğer günahı varsa benim boynuma, dedi.

    Ibnu Kesir, bir gurup âlimin: "Tevbe edildiği taktirde, evlenmek caiz olur" şeklindeki görüşlerine delil olarak bu rivayeti zikretmektedir. [681]

    Ibnu Kesir bu rivayeti zikretmeden önce, Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini naklediyor: iffet sahibi bir erkeğin, tevbe etmedikçe fahişe bir kadınla evlenmesi caiz değildir. Ancak tevbe ederse, o zaman nikâh akdi sahih olur. Aynı şekilde hür ve iffet sahibi bir kadının, gerçek bir tevbe ile tevbe etmedikçe facir ve ahlâksız bir erkekle evlen-mesi caiz değildir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Bu (tür ev-lenmek), müminlere haram kılınmıştır." [682]

    Bu sebeple Ibnu Hanbel'in akdi yapıldığı takdirde bunun geçerli olduğu haramlığın, böyle bir evliliğe adım atmak olduğu şeklindeki görüşüne katılmak mümkün değildir. Ibnu Hanbel'in bu görüşünü yukarıda zikretmiştik. [683]Yüce Allah'ın şu sözü de, dediklerimizi desteklemektedir: "Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi kadınlar, iyi erkeklere; iyi erkekler de, iyi kadınlara; (meyleder).[684]

    Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem, şöyle demiştir: Kadınlardan kötü olanlar, erkeklerden kötü olanlaradır; erkeklerden kötü olanlar, kadın-lardan kötü olanlaradır. Kadınlardan iyi olanlar, erkeklerden iyi olanla-radır; erkeklerden iyi olanlar da, kadınlardan iyi olanlaradır. [685]

    Yüce Allah, soy akrabalığından, süt akrabalığından ve evlilik sebe-biyle akrabalıktan dolayı kadınlarla evlenmeyi haram kılmış, bunun dışındakileri ise helal kılmıştır.

    Ancak ahlâkî sağlamlık, kişinin seçmek istediği eşte mutlaka bu-lunması gereken bir husustur; seçimin şer'î olabilmesi için bu şarttır. Kadın müslüman da olsa, onda bu şart aranır. Nitekim şu âyet-i kerîme de buna delalet etmektedir: "Bunlardan Ötesini, iffetli yaşamak, zina etmemek şartiyle mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız), size helal kılındı, [686]

    Ehl-i kitaptan olan kadınla ilgili olarak da şöyle buyurulmaktadır: "Bugün size, iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâl-dir. Ve inananlardan namuslu hür kadınlar ve sizden önce ken-dilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar -zina etmek-sizin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini verdiğiniz taktirde- size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o âhirette kaybedenlerdendir." [687]

    Ancak bu kadınların, helal olmalarının ilk ve temel şartı semavî bir kitaba inanıyor olmalarıdır.

    Müslüman olsun, ehl-i kitaptan olsun eş olarak seçilecek kadında ahlâkî sağlamlığın şart koşulması, hayat ortağını seçerken çok dikkatli ve ihtiyatlı olmamızı gerektiriyor. Ancak bu şekilde evlilik gayesine ulaşır ve ondan beklenen sonuçlar gerçekleşebilir.

    Ibnu Mâce, kendi senediyle Ebû Umame'den Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor:

    "Mü'min kişi, Allah'tan korkmasından sonra, saliha bir kadından daha hayırlısını elde etmemiştir; ona emrettiği za-man, enirine itaat eder; ona baktığı zaman, onu sevindirir; onun üzerine yemin ettiğinde, yeminini doğru çıkarır; yanında bulun-madığında da kendi nefsi ve onun malı hakkında samimi dav-ranır.[688]

    Sevbân'ın şöyle dediği rivayet edilir: "Altın ve gümüşle ilgili âyet indiğinde, sahabe; acaba hangi malı edinsek dediler. Ömer: Ben sizin için öğreneyim, dedi ve koşarak devesine bindi ve Peygamber'e (s.a.v.) gitti. Ben de peşinden gittim. Ya Resûlallah, hangi malı edinelim? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sizden her biriniz şükreden bîr kalb, zikreden bir dil ve âhiret işinde kendisine yardımcı olacak mümin bir eş edinsin. [689]

    Müslim, Abdullah b. Amr'dan Rasûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyur-duğunu rivayet ediyor:

    "Dünya bir yararlanma yeridir. Onda yararlanılacak şeylerin en hayırlısı ise, saliha kadındır. [690]

    Buhârî, Ebû Hüreyre'den Peygamber'in (s.a.v.) saliha kadın ve onun çocuklarıyla kocasına dair tavrım vasfedişini rivayet eder: "Deveye binen kadınların en hayırlıları Kureyş'in saliha kadınlarıdır; küçük çocuklarına çok şefkatli ve kocalarının sa-hip olduğu şeyi çok gözetirler.[691]



  3. 04.Ekim.2011, 12:11
    2
    Silent and lonely rains



    Kur'ân-ı Kerim birçok âyetinde bu alandan bahseder. Kişiye hangi kadınların haram, hangilerinin helal olduğunu ve hangilerinin iyi ve hangilerinin iyi olmadığını açıklar.

    Bu âyetlerden bazıları şunlardır:

    "Allah'a ortak koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar, evlenmeyin. (Allah'a ortak koşan kadın), hoşunuza gitse dahi, inanan bir cariye, ortak koşan (hür) bir kadından iyidir. Ortak koşan erkekler de inanıncaya kadar, onlarla (kadınlarınızı) ev-lendirmeyin. (Allah'a ortak koşan hür bir erkek) hoşunuza gitse dahi, inanan bir köle, ortak koşan bir adamdan iyidir. (Zira) on-lar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete (girmeğe) ve mağfirete çağırıyor. İnsanlara âyetlerini (böyle) açıklıyor ki öğüt alsınlar.[663]

    "Geçmişte olanlar hariç, (bundan böyle) babalarınızın ev-lendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu fuhuştur, (Allah'ın) hışmıdır ve iğrenç bir yoldur. Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, tey-zeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizleri emziren ana-larınız, süt bacılarınız, karılarınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız -eğer onlarla birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur- kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kızkardeşi bir arada almanız. Ancak geçmişte olanlar hariç. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan çok merhamet edendir. (Savaşta esir olarak) ellerinize geçen (cariyeler) müstesna, evli kadınlar (la evlenmeniz) de (yasaklandı. İşte bun-lar) size Allah'ın yazdığı yasaklardır. Bunlardan Ötesini, iffetli yaşamak, zina etmemek şartıyla mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız) size helal kılındı. O halde onlardan ne kadar yararlandmızsa, ona karşılık kesilen ücretlerini (mehirlerini) bir hak olarak verin. Mehrin kesiminden sonra karşılıklı anlaşmak (suretiyle kesilenden az veya çok vermeniz) de üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir. [664]

    "Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine ki-tap verilenlerin yemeği, size helal, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. Ve inananlardan, namuslu hür kadınlar zina etmeksi-zin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini ver-diğiniz taktirde size helâldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o ahirette kaybedenlerdendir.[665]

    "Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi kadınlar, iyi erkeklere; iyi erkekler de iyi kadınlara (meyleder). Bunlar (Peygamber, Aişe ve Safvan) on-ların dediklerinden uzaktırlar. Kendilerine (Allah'tan) bir mağrifet ve cömertçe bir rızık vardır. [666]

    Ayeti kerimelere baktığımızda şu aşağıdaki hususlara önem ver-diklerini görürüz:

    1- iman.

    2- Ahlâk.

    3- Soy akrabalığı ve süt akrabalığı.

    4- Evlilik sebebiyle akrabalık.

    Şimdi bu hususları tafsilatıyla göreceğiz. [667]



    İman Ve Nikah


    İlk âyetin sözkonusu ettiği iman meselesine gelince, o hayatta doğru davranışın temeli, ruhî huzurun sebebi ve umut kaynağıdır. "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez. [668]Çalışanın teşvikçisidir. "(Yapacağınızı) yapın amelinizi Allah da, Resulü de, müminler de görecektir." [669]Bu durumuyla iman, kişinin peşinde koştuğu gayesinin gerçekleşmesi ve elde etmek istediği güzel sonuçlann kefilidir. Allah buna bir misal veriyor; "güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir ki (o ağaç), Rabbinin iz-niyle her zaman yemişini verir. [670]

    imanı olmayan, gerdanında söz, akide ve amel süsleri bulunma-yan insandır. Ruhu çirkindir, kötü huyludur, üstün değerleri hep mad-deye gömülüdür, hedefi, haktan başkasıdır: "Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın, (yanındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi ona Allah'tan sonra kim doğru yolu gösterecek, düşünmüyor musunuz?" [671]

    Böyle bir kişiden mi insanî mesaj beklenir? Hangi içtimaî hedefi gerçekleştirmesi umut edilir? Gölgesinde hangi huzurlu hayattan bah-sedilebilir?

    "Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma imkanı) olmayan kötü bir ağaca benzer. [672]

    "Onlar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete (girmeğe) ve mağfirete çağırıyor. [673]

    O halde Kur'an-ı Kerim'in imanı, üstün bir hayata giden her şeyin temeli olarak görmesinde, bu arada kendisinden en güzel meyveler bek-lenen evliliğin de temeli olmasını istemesinde şaşılacak bir durum yok-tur.[674]


    Ayetten Çıkarılacak Sonuçlar:


    Ayet-i kerimenin ışığında şu sonuçları çıkarabiliriz:

    a- iman ile şirk arasında büyük bir uçurum vardır, iman, her iyi-liğin kaynağıdır. Aynı şekilde şirk de, her kötülüğün kaynağıdır.

    b- iman sahibi, güçlü olma, güzellik, soy ve hürriyet gibi meziyet-lere sahip olmasa da, bu meziyetlere sahip müşrikler üstündür.

    Çünkü sınırlan, kayıtları, gaye ve hedefleri bulunan ve sürekli de-vam edecek olan bir ilişki sözkonusu. Temelleri atılacak, varlığı koruna-cak bir ilişki. Bu alanda imandan daha önemlisi yoktur.

    Evlilik geçici ve duygusal bir ilişki değil ki güzelliğin, malın, güç ve itibarın sözü edilsin.

    c- Müşrikin sorumluluğunu hissetmesi diye birşey yoktur. Kutsal değerleri olmayan, hâk-hukuk tanımayan birinin gözünde evlilik nedir ki? Onun için böyle bir akdi bozmak ve sorumluluğundan sıyrılmak çok kolaydır. Müşrikin evlilik bağları çürümüş iplere benzer.

    Biri Hz. Hasan'a: "Benim kızım var, çok da isteyenleri var. Kime vereyim?" diye sordu. Hz. Hasan (r.a.) şöyle cevap verdi: "Onu müttakî birine ver. Çünkü onu severse, ona değer verir, sevmezse, ona zulmet-mez.

    d- Vücutça güçlü, soyca üstün ve görünüşçe yakışıklı bir müşriği seven kadın, o müşrikin inanç ve düşüncesinden de büyük ölçüde etki-lenir. Aynı şekilde boyu, soyu ve güzelliği sebebiyle bir müşrik kadını seven erkek de, o müşrik kadının inanç ve düşüncelerinin etkisinde kalır.

    Çünkü bir şahsı benimseyen ve ona hayran kalan, kalbinin derin-liklerinde ona saygı duyar, nihayet onu kutsallaştırabilir. Farkında ol-sun veya olmasın ondan büyük Ölçüde etkilenir, onun gönlünü kazan-mak için tüm çabasını harcar. Yavaş yavaş dünyayı onun gözüyle görmeğe, kulağıyla duymaya başlar. Onu ne kadar taktir ediyorsa, o ölçüde ona yakın olmaya çalışır. Yaklaştıkça da, kendi değerlerinden, üstün tuttuklarından uzaklaşır.

    e- Eşlerden birinin durumu bu olunca, ya çocukların üzerindeki etki nasıl olacaktır. Hangi tarafa gidecekler? An a-b ab al arının çatışan değerleri ve farklı inançları arasında şaşırıp kalmayacaklar mı?

    f- Müşrikin durumu şu açıkladığımız şekilde olduğuna göre, müşrik neye çağırır, arkadaşını nereye götürür?

    O, dünyada hayat cehennemine, âhirette de cehennem ateşine çağırır, iman ise, dünyada hayat nimetlerine âhirette ise naim cenne-tine çağırır.

    O nerede, bu nerede!

    Henüz sözün başında iman ile şirk arasında derin bir uçurumun bulunduğunu söylememiş miydik? Bunu birbirinden ayırt edemeyenin, onları birbirine karıştıranın ve cennete çağırana koşmayanın, duygu-ları körelmiştir, vicdansızdır, geri zekâlıdır ve aklından zoru vardır.[675]


    İman Ve Ahlâk


    Kişi ne kadar derin bir imana sahip ise, mü'minlerin ahlâkiyle ahlâklanması, dinî emirlere riayeti ve dinî değerlere bağlılığı da o ölçüde olur.

    Bu sebeple mü'minim iddiasında bulunan ya da mü'minler cemaa-tine intisap eden herkes, evlilik alanında seçilmeğe ehil değildir.

    Salih amel kişinin ağırlığını arttırdığına ve hem Allah, hem de in-sanlar indinde değerini yükselttiğine ve onu hem dünya, hem de âhirette sevaba eriştirdiğine göre, ki Yüce Allah "erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu (dünyada) hoş bir

    hayatla yaşatırız, onların ücretlerini yaptıklarının en güzeliyle

    veririz" buyurmaktadır. [676]Aynı şekilde iyi ahlâkın ve iffetli olmanın da iman ile birlikte eş seçimi alanında bir varlığı ve değeri vardır.

    Bu sebeple iman ile birlikte iffetli olmak, seçim alanlarının en güzelidir. Ahlâk örgüleriyle korunmuş mümin erkek, iffet elbisesini kuşanmış mümin kadına denktir. Fasık erkek de ancak fasık bir kadına ehildir.

    Yüce Allah şöyle buyurur: "Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır. [677]

    Amr b. Şuayb, babasından, o da dedesinden şunu nakleder: Mirsed b. Ebî Mirsed el-Ganevî, Mekke'deki esirleri kaçırıyordu. Mekke'de Anâk isminde bir fahişe vardı ve Mirsed'in dostu idi. Mirsed, dedi ki: Peygamber'e (s.a.v.) gittim ve: Ya Resûlallah, Anâk ile evleneyim mi? dedim. Peygamber (s.a.v.) sustu, bana cevap vermedi. Sonra şu âyet indi: "Zina eden kadınla ancak zina eden veya müşrik olan erkek evle-nebilir." Peygamber (s.a.v.) beni çağırdı ve bana bu âyeti okuduktan sonra: "O kadınla evlenme" buyurdu. [678]

    Tirmizî, zikrettiği rivayette Mirsed'in bu isteğinin sebebinin, cahiliye döneminde bu şahsın o kadınla dostluğunun olduğunu zikreder. Al-lah ona islâmi nasip edince de kahramanca bir iş yapmayı düşündü. Belki böylece Allah günahlarını affeder ve mükâfatını yüceltir.

    Kureyşlilerin gaflet anlarını kollar ve müslüman esirleri Mekke'den Medine'ye kaçırırdı. Mehtaplı bir gecede Anâk onun Mekke'de bir duvarın gölgesinde saklandığını ve sözleştiği bir esiri bağlandığı yerden çözmek için fırsat kolladığını gördü. Anâk onu tanıdı, dehşete kapılmıştı, birden: Mirsed, diye bağırdı. Mirsed, cevap verdi. Anâk onu kendisiyle gecelemeye ve geçen günlerin anılarını yatağında paylaşmaya çağırdı.

    Ancak Mirsed, Anâk'ı hayal kırıklığına uğrattı: Anâk! Allah bize zinayı haram kıldı, dedi. Umduğunu bulamayan Anâk, Mekke'lilere ses-lenerek birinin müslüman esirleri kaçırmak istediğini haber verdi. Mirsed saklandığı yerden fırlayarak kaçtı. Aralarından sekiz kişi peşine düştüler, ancak yakalayamadılar.

    Her halde Mirsed bu fedakârca işe devam etmek istiyordu. Ancak onun bu durumunu öğrenen o kadından emin olmak için onunla evlen-mek istedi. Böylece onu kendi tarafina çekmek istiyordu. Bu gibi du-rumlarda sahabenin yaptığı gibi Peygamber'den (s.a.v.) izin istedi. Va-hiy, yeni toplumun ahkâmını getirmeğe devam ediyordu, henüz bütün kurallar inmiş değildi.

    Gayenin sorumluluğuna rağmen, islâm bu metoddan şiddetle sakındırdı. Ayet inerek böyle birşeyin bir mü'mine yakışmayacağını be-lirtti. [679]Bir mü'min böyle bir çirkefliğe düşmezdi; mü'minin zânî bi-riyle ne işi vardı!

    Evet iffetli biri zâniye bir kadınla evlenecek olsa ergeç o kadının çirkefliğine sürüklenecektir. Çünkü o kadının kendine göre günahkârlardan oluşan özel bir çevresi vardır, onlar o kadını terket-meyeceklerdir. Ancak gerçekten tevbe ederse, o başka. Ne var ki fahişeler arasında bu şekilde tevbe edenler çok azdır.

    Batıl, ister istemez mutlaka hakkettiğini bulacaktır.

    Bir müddet sonra vakıaya teslim olacak, içinden bir aile kura-mayacağım düşünmeğe başlayacaktır. Çevresinde olup bitenler onu ilgi-lendirmemeğe başlayacak ya da Önemsemeyecek, nihayet dinî hamiyet gittikçe zayıflayacaktır.

    Daha sonra değer ölçüleri değişecek ve geleneklerle ahlâkî değerlerden soyutlanacak ve ahlâksız karısının çevresine doğru sürüklenerek bataklığa düşecektir.

    Hele bir de bunun sonucunda soyların karışması, çocukların farklı eğilimlere sahip bir ana ve baba kucağındaki şaşkınlıkları; istikrar ve huzurun hakim olduğu, vicdan ve ahlâkın gölgesinde oluştuğu, ahlâk ve değerlere bağlılığın geliştiği huzur, sevgi ve şefkat ortamından mahrum kalışları daha da karmaşık problemler getirecektir.

    Haddi zatında islamiyet, bu gibilere tevbe kapısını kapatmış değildir. Aksine tevbe etmeleri için kapıları ardına kadar açmıştır ve bu durumdan kurtuldukları taktirde evlilik konusunda sakıncalı kişi ol-maktan da kurtulurlar.

    O çirkin mesleklerini kınamakla birlikte bir beşer olarak böyle bir hataya düşmüş olmalarını mümkün görür.

    Onlara yaklaşmayı şiddetle sakındırmasına rağmen güzel bir tev-be ile tevbe edenlerine kucak açar.

    Onlardan şiddetle sakındırırken hedef bizzat kendileri değil, toplum ve aileye olan zararından dolayı tuttukları yoldur.

    Eğer samimi olarak o yolu tepebilirlerse, mü'minler safına girerler ve Allah, günahlarım sevaba çevirir.

    Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ve onlar ki Allah ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa günahı (nın cezasını) bulur. Kıyamet günü onun için azâb kat kat yapılır ve o (azab)ın içinde hor ve hakir olarak kalır. Ancak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.[680]

    Ibnu Kesir, bir adamın Ibnu Abbas'a: Bir kadınla oynaşır; Allah'ın haram kıldığı şeyler yapardım. Yüce Allah bana tevbe etmemi nasip etti, ben de o kadınla evlenmek istedim. Bazıları: Zina eden erkek, an-cak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir, dediler. Ibnu Abbâs: O, bununla ilgili değil, onunla evlen, eğer günahı varsa benim boynuma, dedi.

    Ibnu Kesir, bir gurup âlimin: "Tevbe edildiği taktirde, evlenmek caiz olur" şeklindeki görüşlerine delil olarak bu rivayeti zikretmektedir. [681]

    Ibnu Kesir bu rivayeti zikretmeden önce, Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini naklediyor: iffet sahibi bir erkeğin, tevbe etmedikçe fahişe bir kadınla evlenmesi caiz değildir. Ancak tevbe ederse, o zaman nikâh akdi sahih olur. Aynı şekilde hür ve iffet sahibi bir kadının, gerçek bir tevbe ile tevbe etmedikçe facir ve ahlâksız bir erkekle evlen-mesi caiz değildir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Bu (tür ev-lenmek), müminlere haram kılınmıştır." [682]

    Bu sebeple Ibnu Hanbel'in akdi yapıldığı takdirde bunun geçerli olduğu haramlığın, böyle bir evliliğe adım atmak olduğu şeklindeki görüşüne katılmak mümkün değildir. Ibnu Hanbel'in bu görüşünü yukarıda zikretmiştik. [683]Yüce Allah'ın şu sözü de, dediklerimizi desteklemektedir: "Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi kadınlar, iyi erkeklere; iyi erkekler de, iyi kadınlara; (meyleder).[684]

    Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem, şöyle demiştir: Kadınlardan kötü olanlar, erkeklerden kötü olanlaradır; erkeklerden kötü olanlar, kadın-lardan kötü olanlaradır. Kadınlardan iyi olanlar, erkeklerden iyi olanla-radır; erkeklerden iyi olanlar da, kadınlardan iyi olanlaradır. [685]

    Yüce Allah, soy akrabalığından, süt akrabalığından ve evlilik sebe-biyle akrabalıktan dolayı kadınlarla evlenmeyi haram kılmış, bunun dışındakileri ise helal kılmıştır.

    Ancak ahlâkî sağlamlık, kişinin seçmek istediği eşte mutlaka bu-lunması gereken bir husustur; seçimin şer'î olabilmesi için bu şarttır. Kadın müslüman da olsa, onda bu şart aranır. Nitekim şu âyet-i kerîme de buna delalet etmektedir: "Bunlardan Ötesini, iffetli yaşamak, zina etmemek şartiyle mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız), size helal kılındı, [686]

    Ehl-i kitaptan olan kadınla ilgili olarak da şöyle buyurulmaktadır: "Bugün size, iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâl-dir. Ve inananlardan namuslu hür kadınlar ve sizden önce ken-dilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar -zina etmek-sizin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini verdiğiniz taktirde- size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse, onun ameli boşa çıkmıştır ve o âhirette kaybedenlerdendir." [687]

    Ancak bu kadınların, helal olmalarının ilk ve temel şartı semavî bir kitaba inanıyor olmalarıdır.

    Müslüman olsun, ehl-i kitaptan olsun eş olarak seçilecek kadında ahlâkî sağlamlığın şart koşulması, hayat ortağını seçerken çok dikkatli ve ihtiyatlı olmamızı gerektiriyor. Ancak bu şekilde evlilik gayesine ulaşır ve ondan beklenen sonuçlar gerçekleşebilir.

    Ibnu Mâce, kendi senediyle Ebû Umame'den Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor:

    "Mü'min kişi, Allah'tan korkmasından sonra, saliha bir kadından daha hayırlısını elde etmemiştir; ona emrettiği za-man, enirine itaat eder; ona baktığı zaman, onu sevindirir; onun üzerine yemin ettiğinde, yeminini doğru çıkarır; yanında bulun-madığında da kendi nefsi ve onun malı hakkında samimi dav-ranır.[688]

    Sevbân'ın şöyle dediği rivayet edilir: "Altın ve gümüşle ilgili âyet indiğinde, sahabe; acaba hangi malı edinsek dediler. Ömer: Ben sizin için öğreneyim, dedi ve koşarak devesine bindi ve Peygamber'e (s.a.v.) gitti. Ben de peşinden gittim. Ya Resûlallah, hangi malı edinelim? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sizden her biriniz şükreden bîr kalb, zikreden bir dil ve âhiret işinde kendisine yardımcı olacak mümin bir eş edinsin. [689]

    Müslim, Abdullah b. Amr'dan Rasûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyur-duğunu rivayet ediyor:

    "Dünya bir yararlanma yeridir. Onda yararlanılacak şeylerin en hayırlısı ise, saliha kadındır. [690]

    Buhârî, Ebû Hüreyre'den Peygamber'in (s.a.v.) saliha kadın ve onun çocuklarıyla kocasına dair tavrım vasfedişini rivayet eder: "Deveye binen kadınların en hayırlıları Kureyş'in saliha kadınlarıdır; küçük çocuklarına çok şefkatli ve kocalarının sa-hip olduğu şeyi çok gözetirler.[691]






+ Yorum Gönder