Konusunu Oylayın.: Mevlananın Şiir Söylemesinin Sebebi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mevlananın Şiir Söylemesinin Sebebi
  1. 01.Ekim.2011, 19:48
    1
    Misafir

    Mevlananın Şiir Söylemesinin Sebebi






    Mevlananın Şiir Söylemesinin Sebebi Mumsema Mevlananın Şiir Söylemesinin Sebebi - Mevlana Celaleddin Rumi


  2. 01.Ekim.2011, 19:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 02.Ekim.2011, 01:17
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Mevlananın Şiir Söylemesinin Sebebi




    Allah Teâlâ sana iki cihanda ikramlarda bulunsun. Hazreti Pir Efendimiz “Fihi mâ Fih” adındaki kitabında kendi dilleriyle kendilerini şöyle anlatıyorlar: “Benim bir huyum var ki, kimsenin benden incinmesini istemem. Mesela bazı kimseler sema'da bana çarparlar, dostlardan bazıları da onlara engel olmaya kalkışırlar, bu benim hoşuma gitmez. Yüz defa söyledim, benim için kimseye bir şey söylemeyin, bana çarpanlardan razıyım. Ben gönül almayı o kadar isterim, buna öyle özen gösteririm ki, yanıma gelen dostların canı sıkılmasın diye şiir söylerim. Şiir söylemeyi bir süre bırakıyorum, ama onlar benim şiir söylememi istiyor, arzu ediyorlar.

    Men kucâ şi’r ez kucâ liykin bimen der miydemed
    An yeki türki ki âyed gûydem hey kim sen
    Türk key tâcik key rûmî key zengî key
    Mâlikel mülki ki dâned mû be mû sırr u alen

    Nerdeyim ben nerde şiir ama gelip Türkün biri
    Şîve-i türkânesiyle der bana hey kimsin
    Türk kim Tâcik kim Rûmî kim Zengî kim
    Malikel Mülk’e nümâyândır bütün sırr u alen

    Ben neredeyim, şiir söylemek nerde? Ama bir Türk gelip bana, hey sen kimsin! Der. Mülkün asıl sahibi olan Allah, kılıma kadar açık gizli her şeyi biliyor ki, Türk kim, Tâcik kim, Rum kim, Zenci kim bilmem ben. Yoksa ben neredeyim, şiir nerde, vallahi ben şiirden bıkmışım, bence şiirden beter bir şey yok. Benim bu halim, misafirin arzusuna uyarak elini işkembeye sokup temizlemesine benzer. Misafirin canı işkembe çorbası istediği için ev sahibi onun istediğini yapması lazım. Ben de şiir söylemek zorunda kalıyorum. Yıldızların kâsesinden, dünyanın sofrasından el çekmişim de, dilenci yüzlüler için kâseler yalıyorum.

    İnsan bakmalı, bir şehirde hangi mal satılıyorsa onu alıp satmalıdır. Ben uzun süre tahsil ettim, ne kadar zorluklar çektim, neden? Çünkü yanıma üstün insanlar, akıllılar, muhakkikler, derin ve ince meselelerle uğraşanlar gelsin diye. Cenabı Hak böyle istedi; bütün âlimleri burada topladı, ben ne yapabilirim. Bizim memlekette şairlikten daha ayıp bir iş yoktu. Eğer biz de kendi memleketimizde kalmış olsaydık, biz de onlar gibi yaşar, ders okutmak, vaaz vermek ve kitap yazmakla uğraşırdık. Bu şuna benzer: hekim hastanın başına vardığında hasta ilaç içmekten bıkmış, şerbet içmek istiyorsa hekim ilacı şerbete karıştırarak verir.”

    Hazreti Mevlânâ Efendimizin sözleri dış görünüşüyle gerçi şiirdir, velâkin baştanbaşa tevhid, Kur’an ve Hadis tefsiridir, onların sırlarıdır, hakikatlerdir, manalardır, sülûkun bütün kaidelerinin açıklamalarıdır. Nitekim buyururlar: “Bizden sonra şeyhiniz “Mesnevi”dir, talipleri eğitip yetiştirir.”

    Gerçekten buyurduğu hakikat bu gün ortaya çıkmaktadır. Velâkin bir kimsenin canı her şeyden kesilip uzaklaşmadıkça ve muvahhid olmadıkça Mesnevi’den bir koku alamaz. Onu kendi aklıyla değerlendiren Mesnevi’yi ‘mişnevi’ eder, yani dinlenmez yapar. Hâlbuki Hazreti Pir Efendimiz bütün şeyhlerin hakikatlerini, bütün âlimlerin demek istediklerini, her bir beytinde beyan etmek istemiştir. Nitekim buyururlar: “İsterim ki, can kalıbından kanlı köpükler çıkarayım, aşk tesiriyle kanlı gözyaşları dökeyim. İsterim ki, iki cihanın hakikat kelamını bir ağızdan çıkarıp söyleyeyim.”

    Sultan Veled Hazretleri evliya şiirleriyle veli olmayanların şiirleri arasındaki farkı şöyle anlatır: “Evliyanın şiiri tamamen Kur’an’ın tefsiridir. Zira evliya kendilerinden yok olup Hak ile var olmuşlardır. Onların duruşları ve hareket etmeleri Hak’tandır. Çünkü “Mü’minin kalbi Rahman’ın iki parmağı arasındadır, onu dilediği gibi döndürür”[45] Şairlerin şiiri ise onun tersine fikir, hayal mahsulüdür. Onların amacı kendi üstünlüklerini göstermektir. Bunlar evliya şiirlerini de kendi şiirleri gibi zannederler. Bilmezler ki, hakikatte onların fiilleri ve sözleri yaratıcıdandır, yaratılmışın onda yeri yoktur. Zira evliyanın şiiri kendini değil Hakk’ı göstermek içindir.

    Bu şuna benzer: rüzgâr gül bahçesi tarafından gelirse gül kokusu, külhandan gelirse kötü koku getirir. Bununla beraber rüzgâr aynı rüzgârdır, fakat geçtiği yerler farklıdır. Koku alma duygusu keskin olan, bu iki çeşit şiiri birbirinden ayırabilir. Mesela sarımsak yemiş olan bir kimse, ne kadar da ‘misk’ dese sarımsak kokusu yayar, ondan o koku duyulur. Onun tersine ağzında misk varsa ‘sarımsak’ demiş olsa da ondan misk kokusu duyulur.

    Aşığın şiiri bütün ilâhî kelamın tefsiridir, şairin şiiri sarımsak buharı gibidir. Âşık sevgilisinin güzelliğine hayretinden, gamzesinin nazlı işvesiyle sarhoş olduğundan dolayı şiir söyler. Şairin şiiri ise varlık neticesidir. Cenabı Hak şairler hakkında “Şairlere ancak azgınlar uyar”[46] buyurmuştur.”

    Hazreti Mevlânâ Efendimizin sözleri tevhid sırrı ve hakikatin özü olduğu halde kendileri o halden uzak kalmak isterler ve susmayı arzu ederlerdi. Nitekim buyururlar: “Ey dille söylenilen söz, ben ne zaman senden müstağni kalıp, sana muhtaç olmaktan kurtulacağım? Ne zaman marifet güneşinin aydınlığıyla hakikat şahının gölgesine gireceğim? Yarabbi, ecel bana gelmeden evvel delil-i hesti olan ilim ve amelden beni vareste kıl. Özellikle insanların ağzına düşen söz söyleme ilminden uzak tut!”

    Derya misali sözlerinin kendi hallerine hicap olduğunu şöyle beyan ederler: “Benim bu sözlerim, hallerime perdedir. Diken gibi olan fikirlerim, kalbimin gül bahçesi için utançtır. Yarabbi, bu lisandan başka, cana ruhani bir dil ver! Senin vahdetine kavuşmakta benim aramda bağ olan beşeri fikrim gevşesin, çözülsün. Bir gün kendimden yükseğe çıkayım, iyilik, kötülükten uzak olayım da senin kutsal sıfatlarını içimde sözsüz söyleyeyim.”

    Yine buyururlar: “Söz söylemekten elimi yudum, konuşmaktan da temizlendim, Lâkin hadesler peş peşe gelince abdesti, tövbeyi bozmak icap etti.”

    ---------------------------------------------------------
    [45] Hadisi şerif
    [46] Şuara Suresi - 224: bu ayetin İsmail Safavî’yi kastettiği yorumu yapılmıştır.



  4. 02.Ekim.2011, 01:17
    2
    Hadimul Müslimin



    Allah Teâlâ sana iki cihanda ikramlarda bulunsun. Hazreti Pir Efendimiz “Fihi mâ Fih” adındaki kitabında kendi dilleriyle kendilerini şöyle anlatıyorlar: “Benim bir huyum var ki, kimsenin benden incinmesini istemem. Mesela bazı kimseler sema'da bana çarparlar, dostlardan bazıları da onlara engel olmaya kalkışırlar, bu benim hoşuma gitmez. Yüz defa söyledim, benim için kimseye bir şey söylemeyin, bana çarpanlardan razıyım. Ben gönül almayı o kadar isterim, buna öyle özen gösteririm ki, yanıma gelen dostların canı sıkılmasın diye şiir söylerim. Şiir söylemeyi bir süre bırakıyorum, ama onlar benim şiir söylememi istiyor, arzu ediyorlar.

    Men kucâ şi’r ez kucâ liykin bimen der miydemed
    An yeki türki ki âyed gûydem hey kim sen
    Türk key tâcik key rûmî key zengî key
    Mâlikel mülki ki dâned mû be mû sırr u alen

    Nerdeyim ben nerde şiir ama gelip Türkün biri
    Şîve-i türkânesiyle der bana hey kimsin
    Türk kim Tâcik kim Rûmî kim Zengî kim
    Malikel Mülk’e nümâyândır bütün sırr u alen

    Ben neredeyim, şiir söylemek nerde? Ama bir Türk gelip bana, hey sen kimsin! Der. Mülkün asıl sahibi olan Allah, kılıma kadar açık gizli her şeyi biliyor ki, Türk kim, Tâcik kim, Rum kim, Zenci kim bilmem ben. Yoksa ben neredeyim, şiir nerde, vallahi ben şiirden bıkmışım, bence şiirden beter bir şey yok. Benim bu halim, misafirin arzusuna uyarak elini işkembeye sokup temizlemesine benzer. Misafirin canı işkembe çorbası istediği için ev sahibi onun istediğini yapması lazım. Ben de şiir söylemek zorunda kalıyorum. Yıldızların kâsesinden, dünyanın sofrasından el çekmişim de, dilenci yüzlüler için kâseler yalıyorum.

    İnsan bakmalı, bir şehirde hangi mal satılıyorsa onu alıp satmalıdır. Ben uzun süre tahsil ettim, ne kadar zorluklar çektim, neden? Çünkü yanıma üstün insanlar, akıllılar, muhakkikler, derin ve ince meselelerle uğraşanlar gelsin diye. Cenabı Hak böyle istedi; bütün âlimleri burada topladı, ben ne yapabilirim. Bizim memlekette şairlikten daha ayıp bir iş yoktu. Eğer biz de kendi memleketimizde kalmış olsaydık, biz de onlar gibi yaşar, ders okutmak, vaaz vermek ve kitap yazmakla uğraşırdık. Bu şuna benzer: hekim hastanın başına vardığında hasta ilaç içmekten bıkmış, şerbet içmek istiyorsa hekim ilacı şerbete karıştırarak verir.”

    Hazreti Mevlânâ Efendimizin sözleri dış görünüşüyle gerçi şiirdir, velâkin baştanbaşa tevhid, Kur’an ve Hadis tefsiridir, onların sırlarıdır, hakikatlerdir, manalardır, sülûkun bütün kaidelerinin açıklamalarıdır. Nitekim buyururlar: “Bizden sonra şeyhiniz “Mesnevi”dir, talipleri eğitip yetiştirir.”

    Gerçekten buyurduğu hakikat bu gün ortaya çıkmaktadır. Velâkin bir kimsenin canı her şeyden kesilip uzaklaşmadıkça ve muvahhid olmadıkça Mesnevi’den bir koku alamaz. Onu kendi aklıyla değerlendiren Mesnevi’yi ‘mişnevi’ eder, yani dinlenmez yapar. Hâlbuki Hazreti Pir Efendimiz bütün şeyhlerin hakikatlerini, bütün âlimlerin demek istediklerini, her bir beytinde beyan etmek istemiştir. Nitekim buyururlar: “İsterim ki, can kalıbından kanlı köpükler çıkarayım, aşk tesiriyle kanlı gözyaşları dökeyim. İsterim ki, iki cihanın hakikat kelamını bir ağızdan çıkarıp söyleyeyim.”

    Sultan Veled Hazretleri evliya şiirleriyle veli olmayanların şiirleri arasındaki farkı şöyle anlatır: “Evliyanın şiiri tamamen Kur’an’ın tefsiridir. Zira evliya kendilerinden yok olup Hak ile var olmuşlardır. Onların duruşları ve hareket etmeleri Hak’tandır. Çünkü “Mü’minin kalbi Rahman’ın iki parmağı arasındadır, onu dilediği gibi döndürür”[45] Şairlerin şiiri ise onun tersine fikir, hayal mahsulüdür. Onların amacı kendi üstünlüklerini göstermektir. Bunlar evliya şiirlerini de kendi şiirleri gibi zannederler. Bilmezler ki, hakikatte onların fiilleri ve sözleri yaratıcıdandır, yaratılmışın onda yeri yoktur. Zira evliyanın şiiri kendini değil Hakk’ı göstermek içindir.

    Bu şuna benzer: rüzgâr gül bahçesi tarafından gelirse gül kokusu, külhandan gelirse kötü koku getirir. Bununla beraber rüzgâr aynı rüzgârdır, fakat geçtiği yerler farklıdır. Koku alma duygusu keskin olan, bu iki çeşit şiiri birbirinden ayırabilir. Mesela sarımsak yemiş olan bir kimse, ne kadar da ‘misk’ dese sarımsak kokusu yayar, ondan o koku duyulur. Onun tersine ağzında misk varsa ‘sarımsak’ demiş olsa da ondan misk kokusu duyulur.

    Aşığın şiiri bütün ilâhî kelamın tefsiridir, şairin şiiri sarımsak buharı gibidir. Âşık sevgilisinin güzelliğine hayretinden, gamzesinin nazlı işvesiyle sarhoş olduğundan dolayı şiir söyler. Şairin şiiri ise varlık neticesidir. Cenabı Hak şairler hakkında “Şairlere ancak azgınlar uyar”[46] buyurmuştur.”

    Hazreti Mevlânâ Efendimizin sözleri tevhid sırrı ve hakikatin özü olduğu halde kendileri o halden uzak kalmak isterler ve susmayı arzu ederlerdi. Nitekim buyururlar: “Ey dille söylenilen söz, ben ne zaman senden müstağni kalıp, sana muhtaç olmaktan kurtulacağım? Ne zaman marifet güneşinin aydınlığıyla hakikat şahının gölgesine gireceğim? Yarabbi, ecel bana gelmeden evvel delil-i hesti olan ilim ve amelden beni vareste kıl. Özellikle insanların ağzına düşen söz söyleme ilminden uzak tut!”

    Derya misali sözlerinin kendi hallerine hicap olduğunu şöyle beyan ederler: “Benim bu sözlerim, hallerime perdedir. Diken gibi olan fikirlerim, kalbimin gül bahçesi için utançtır. Yarabbi, bu lisandan başka, cana ruhani bir dil ver! Senin vahdetine kavuşmakta benim aramda bağ olan beşeri fikrim gevşesin, çözülsün. Bir gün kendimden yükseğe çıkayım, iyilik, kötülükten uzak olayım da senin kutsal sıfatlarını içimde sözsüz söyleyeyim.”

    Yine buyururlar: “Söz söylemekten elimi yudum, konuşmaktan da temizlendim, Lâkin hadesler peş peşe gelince abdesti, tövbeyi bozmak icap etti.”

    ---------------------------------------------------------
    [45] Hadisi şerif
    [46] Şuara Suresi - 224: bu ayetin İsmail Safavî’yi kastettiği yorumu yapılmıştır.






+ Yorum Gönder