Konusunu Oylayın.: Bedir savaşının nedenleri nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bedir savaşının nedenleri nelerdir?
  1. 01.Ekim.2011, 11:59
    1
    Misafir

    Bedir savaşının nedenleri nelerdir?






    Bedir savaşının nedenleri nelerdir? Mumsema Bedir savaşının nedenleri nelerdir?


  2. 01.Ekim.2011, 12:20
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Bedir savaşının nedenleri nelerdir?




    Hicretin ikinci senesinde Kureyş müşrikleri bir ticâret kervânı hazırlamışlardı. Şam pazarına gönderilen kervâna Mekke'den kadın erkek hemen hemen herkes hisselerine göre ortak idiler. Bin deveden meydana gelen ve sermayesi 50.000 dinar kadar olan bu büyük ticâret kervanının satılan malları karşılığında harbe hazırlık için silâh alınacaktı. Kervânın yola çıkarılmasındaki asıl maksat buydu. Kureyşliler ayrıca kervânla birlikte Ebû Süfyan başkanlığında otuz-kırk kişi kadar muhafız da göndermişlerdi. (Sîre, 2/257; Tabakât, 2/11)

    Resûlullah (s.a.v.), Ebû Süfyan bin Harb'in başkanlığında Şam'-dan gelmekte olan, Kureyş'in bir ticaret kervanının haberini almıştı. Resûlullah (s.a.v.) Müslümanları, Mekke'de bıraktıkları mallarına karşılık bu kervanın mallarını ele geçirmeye davet etti.


    Hicretin 2. senesi, 17 Ramazan, Cuma (Mîlâdî: 13 Mart 624).

    Kureyş`in Ticâret Kervanı
    Hicretin ikinci senesinde Kureyş müşrikleri bir ticâret kervânı hazırlamışlardı. Şam pazarına gönderilen kervâna Mekke`den kadın erkek hemen hemen herkes hisselerine göre ortak idiler. Bin deveden meydana gelen ve sermayesi 50.000 dinar olan bu büyük ticâret kervanının satılan malları karşılığında harbe hazırlık için silâh alınacaktı. Kervânın yola çıkarılmasındaki asıl maksat buydu. Kureyşliler Ayrıca kervânla birlikte Ebû Süfyan başkanlığında 30-40 kişi kadar muhafız da göndermişlerdi.462
    Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu durumu haber aldı. Ebû Süfyan başkanlığındaki bu büyük ticâret kervanının Mekke`ye dönmesine mâni olmaya karar verdi. Teşkil ettiği 300 kişiyi aşkın (305-315) Sahabî ile yola çıkmaya hazırlandı.
    Sahabîler Bedir seferine katılmayı şiddetle arzu ediyorlardı. Hattâ bu hususta kur`a çekenler bile vardı. Ensardan Sa`d, babası Hayseme`ye, "Eğer bu seferin mükâfatı Cennetten başka birşey olmasaydı, senden geri kalırdım. Ben bu seferde bana şehidlik nasip olmasını umuyorum" diyerek sefere katılma arzusunu izhar etmişti. Babası ise ona, "Sen rahatsız olan hanımının yanında kal da ben gideyim" diye cevap vermişti.
    Ama Sa`d bunu kabul etmemiş ve aralarında Kur`a çekilmesine karar vermişlerdi. Çekilen kur`a Sa`d`a çıkmış ve sefere o iştirak etmişti. Bedir`de şehid düşerek bu yüksek arzusuna da nail olmuştu.463
    Sefere çıkmak için yalnız erkeklerde değil, kadınlarda da büyük bir istek ve arzu vardı. Sefer hazırlıkları yapılırken Ümmü Varaka bint-i Abdullah Resûlullahın huzuruna gelerek şöyle dedi:
    "Yâ Resûlallah! Bana müsâade et de sizinle birlikte ben de çıkayım. Yaralarınızı tedâvi ederim."
    Resûl-i Ekrem Efendimiz bu fedakâr kadına, "Sen evinde otur Kur`ân oku! Muhakkak ki Allah, sana şehidlik nasib eder" buyurdu.Bu hâdiseden sonra Peygamber Efendimiz onu hep "şehîde" diye anardı.
    Nitekim, hafız olan Ümmü Varaka, Hz. Ömer devrinde biri erkek, diğeri kadın iki uşağı tarafından geceleyin üzerine kadife örtü basılarak şehid edildi. Katiller yakalanarak asılmak suretiyle cezalandırıldılar. Medine`de asılarak cezalandırılanların ilki bunlar oldu.464

    Medine`den Hareket
    Peygamber Efendimiz, yerine namaz kıldırmakla Abdullah ibni Ümmi Mektûm`u vazifelendirdi. Ensardan Ebû Lübâbe Hazretlerini ise, şehre nâib (vekil) tâyin etti. Ramazan ayından on iki geceyi geride bıraktıkları oldukça sıcak bir Cumartesi gününde, mücahidlerle Medine`den hareket etti.464
    Resûl-i Ekrem Efendimizin beyaz sancağını Mus`ab bin Umeyr (r.a.) taşıyordu. İki siyah bayraktan Ukab adındaki Hz. Ali`nin, diğeri ise Ensardan Sa`d bin Muaz Hazretlerinin elinde idi.466
    Kervân, Bedir* mevkiinde karşılanacaktı. Çünkü burası Mekke, Medine ve Suriye`ye giden yolların birleştiği stratejik önemi olan bir noktaydı.
    Mücâhidler, yazın en sıcak günlerinin birinde Medine`den yola çıkmışlardı. Üstelik Ramazan ayı olduğu için oruçlu bulunuyorlardı. Kavurucu sıcaklar altında, alev saçan çöl üstünde, oruçlu halde yol almak oldukça güçtü. Bu sebeple Peygamberimiz orucunu açtı. Mücâhidlere de açmalarını emir buyurdu.467
    Henüz Medine`den fazla uzaklaşılmamıştı. Resûl-i Ekrem, küçük yaşta olanları ordudan ayırarak geri çevirdi. Sayılan sekiz olan bu küçük mücâhidler, ordudan geri kalmaktan fazlasıyla üzüldüler. Bunun üzerine Peygamberimiz bir-ikisine tekrar orduya katılma izni verdi. Hz. Sa`d bin Ebî Vakkas der ki:
    "Resûlullahın küçüklerimizi geri çevirmesinden biraz önce, kardeşim Umeyr`in göze görünmemeye çalıştığını gördüm.
    "`Kardeşim sana ne oldu?` diye sordum.
    "`Allah Resûlünün beni küçük görüp geri çevirmesinden korkuyorum. Halbuki, ben sefere çıkmak istiyor, Allah`ın bana şehîdlik nasip etmesini umuyorum,` diye cevap verdi.
    "Kendisi Resûlullaha arzedilince küçük görüp ona, `Sen geri dön` dedi.
    "Umeyr ağlamaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah da müsaade etti. Umeyr`in boyu kısa olduğu için kılıcını bağlayamamış, ben yardım ederek bağlamıştım."468
    Allah yolunda savaşıp şehidlik mertebesine ulaşmak isteyen Umeyr, harp esnasında ınüşriklerin oklarına hedef olup bu yüksek gayesine ulaştı.
    Müslümanlarla beraber iki at, yetmiş deve vardı. Develere nöbetleşe biniliyordu. Peygamber Efendimiz de bu hususta, diğer Müslümanlardan kendisini farklı görmek istemiyordu. Hz. Ali ve Mersed bin Ebû Mersed ile bir deveye nöbetleşe biniyorlardı. Yürüme sırası Efendimize geldiğinde, diğer iki Sahabî, "Yâ Resûlallah! Sen bin, biz senin yerine yürürüz" diyorlardı.
    Ancak Peygamber Efendimiz, bunu kabul etmiyor ve "Siz yürümekte benden daha kuvvetli olmadığınız gibi, sevap ve mükâfat hususunda da ben sizden daha müstağnî ve ihtiyaçsız değilim"469 diye cevap veriyordu.
    Bu hareketiyle Resûl-i Kibriyâ, İslâmın getirdiği adâlet ve müsavat düsturunu, her şeyden önce bizzat şahsında tatbik etmiş oluyordu.
    İslâm ordusu, kavurucu sıcaklar altında yoluna devam ediyordu. Henüz Bedir mevkiine varmadan, Ebû Süfyan başından beri endişe duyduğu hususu haber aldı: "Müslümanlar kervânı ele geçirmek için yola çıkmışlar!"
    Mekke`ye derhal bir haberci gönderirken, kendisi de hiç konaklamadan kervânın istikametini değiştirerek Kızıl Deniz sahilinden Bedir`e uğramadan Mekke`ye doğru yol aldı.

    Kureyş`in Harbe Hazırlanması
    Ebû Süfyan`dan önce Mekke`ye varan haberci Zamzam, acaib "bir kılıkla devesinin üzerinde bağıra bağıra haberi duyurdu:
    "Ey Kureyş topluluğu! Ticâret kervanınıza, Ebû Süfyan`ın yanındaki mallarınıza Muhammed ve Ashabı saldırdılar! Ona ulaşabileceğinizi sanmıyorum. İmdât! İmdât!"
    Haliyle bu haber Kureyş`in infiâline sebep oldu. Zira kervânda hemen hemen her âilenin malı vardı. Kureyşliler derhal toplandılar. Sürat`le hazırlığa başladılar. Alelacele hazırlanan Müşrik ordusunun sayısı 950`yi buldu. Bunların 100`ü atlı 700`ü develi idi.
    Bu rakam, kervânı takibe çıkan Müslümanların sayıca üç katı demekti. Aynı zamanda Kureyş ordusu silâh bakımından da Müslümanlardan çok daha üstündü. Bu arada müşrik ordusuna katılmak istemeyenler de çıktı. Fakat, Ebû Cehil ve diğer ileri gelenlerin baskısı karşısında onlar da iştirâk etmek zorunda kaldılar. Buna rağmen Ebû Leheb hasta olduğunu bahâne etti ve yerine bedelle birini göndererek Mekke`de kaldı.
    Hazırlanan müşrik ordusu, muganniyelerin söylediği şarkıların, kadınların çaldığı deflerin coşkun havası içinde Mekke`den Bedir`e doğru hareket etti.
    Yolda kervânını Bedir`den arızasız geçiren Ebû Süfyan`dan kendilerine şu haber geldi:
    "Siz kervânınızı, kervan üzerindeki adamlarınızı ve mallarınızı muhafaza etmek için yola çıkmıştınız. Allah onları kurtarıp selâmete erdirdi. Artık dönünüz!"
    Ancak, Ebû Cehil dönmek niyetinde değildi. Başkalarının da geri dönmesine rıza göstermeyerek şöyle konuştu:
    "Vallahi Bedir`e varmadıkça dönmeyiz. Orada üç gün kalırız. Develer boğazlayıp, yemekler yeriz. Şaraplar içeriz! Câriyelere şarkılar söyleterek eğleniriz! Başımıza toplanacak Araplar bizi dinler ve seyrederler. Bundan sonra hep bizden korkar dururlar. Haydi ilerleyiniz!"470
    Müşrik ordusu Bedir`e doğru ilerlemeye başlarken, haberci de Ebû Süfyan`ın yanına dönüp durumu kendisine anlattı. Ebû Süfyan bu haberden memnun olmadı ve "Yazık oldu kavmime! Bu Amr bin Hişâm`ın, Ebû Cehil`in işidir! Dönmek istemedi. O, bunu halka baş olmak sevdasıyla yaptı. Azgınlık, eksiklik ve uğursuzluk getirir" dedi.
    Endişesini ise son cümlesiyle şöyle dile getirdi:
    "Eğer, Muhammed`in Ashâbı, onlara rastlarsa, işleri tamamdır!"471
    Ebû Cehil`in bütün şirretliği ve kışkırtıcılığına rağmen, ordudan ayrılanlar oldu. Ahnes bin Şerik müttefiki bulunan Zühreoğullarını ikna ederek beraberce Mekke`ye döndüler. Daha sonra bunları Hz. Ömer`in kabilesi Adiyy bin Ka`boğulları takib etti.
    Müşrik ordusuna Hâşimoğulları da katılmıştı. Kureyşten bazıları kendilerine, "Vallahi, ey Haşimoğulları! İyi biliyoruz ki sizler, her ne kadar bizimle sefere çıkmışsanız da, kalbiniz Muhammed`ledir" deyince, Ebû Tâlib`in oğlu Tâlib de bir kısım kimselerle birlikte geri döndü.
    Peygamber Efendimiz, mücâhidlerle Safra yakınındaki Zefiran mevkiine vardığında, Kureyşin büyük bir ordu ile gelmekte olduğunu haber aldı. Böyle bir hareketle karşılaşacaklarını tahmin etmediklerinden bir anda ne yapmaları gerektiği hususunda karar veremediler. Zira, niyetleri harb etmek değildi. Bunun için bir hazırlıkları da yoktu. Üstelik alınan isrihbarâta göre, müşrik ordusu hem sayıca çok, hem silâhça onlardan üstün idi.

    Mücâhirlerle İstişâre
    Resûl-i Ekrem, Ashâbını topladı. Kervanın takib edilmesinin mi, yoksa müşrik ordusuna karşı çıkmanın mı daha uygun olacağı hususunda onlarla istişarede bulundu. Bir kısım mücahid, kervanın takib edilmesinin uygun olacağını ifade etti. Peygamber Efendimiz, bundan hoşlanmadı. O sırada, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer söz alıp müşriklerin üzerine yürümenin, onlarla harbe girmenin daha muvafık olacağı hususunda konuşunca, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bundan memnun oldu. Daha sonra Ensardan Mikdat bin Esved Hazretleri şöyle dedi:
    "Yâ Resûlallah! Rabbim sana neyi emrettiyse onu yap! Vallahi biz İsrailoğullarının Hz. Musâ`ya dediği gibi, `Git Rabbinle beraber düşmanlara karşı çık! Biz buradan kımıldamayız` tarzında bir söz söyleyecek değiliz. Biz sana tâbiyiz."472
    Feragat ve cesaret timsali bu Sahabînin sözlerinden memnun olan Resûl-i Ekrem kendilerine hayır duâda bulundu.
    Bu konuşmalardan sonra, kararın ne mahiyette verileceği artık anlaşılmıştı. Fakat Ensarın da bu hususta görüşünü almak gerekiyordu. Çünkü, onlar Medine dahilinde Peygamberimizi ve Müslümanları koruyacaklarına dair söz vermişlerdi. Şimdi ise şehrin dışında bulunuyorlardı.
    Resûl-i Ekrem onların bu konudaki görüşlerini sordu. Ensar namına Sa`d bin Muaz Hazretleri söz aldı ve şöyle konuştu:
    "Yâ Resûlallah! Biz sana îmân ve seni tasdik ettik. Bize getirdiğin şeyin de hak olduğuna şehâdet ettik. Bu hususta dinlemek ve itâat etmek üzere sana kesin sözler de verdik.
    "Yâ Resûlallah! Nasıl bilirsen, öyle yap. Biz seninle beraberiz. Seni Hak dinle gönderen Allah`a yemin olsun ki, sen bize şu denizi gösterip dalarsan, biz de seninle birlikte dalarız. Bizden bir kişi dahi geri kalmaz. Biz düşmana karşı varmaktan çekinmeyiz. Muharebe ânında geri dönmeyiz. Allah`ın bereketi ile yürüt bizi."473
    Karar artık kesinlik kazanmıştı: Bir avuç mücâhid herşeye rağmen, kendilerinden gerek sayıca ve gerekse silahça kat kat fazla olan müşrik ordusuna karşı koyacaklardı. Onların sayıca çokluğu, silahça üstünlüğü kahraman Sahabîlerin gözünü korkutmadı. Kur`ân`ın ifadesiyle "Ölümün ağzına girmeyi"474 seve seve göze alıyorlardı. Onlar, Allah`ın yardımına güveniyorlardı. Allah için mücadele vereceklerinin idrâkinde olarak, din sahibinin yardımını esirgemeyeceğine gönülden inanıyorlardı.
    Mücâhidlerin sayısı az, amma îmân ve cesaretleri sıradağlar gibiydi. İstinad noktaları Kâinatın Sahibi idi. Reisleri Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed idi (a.s.m.). Böyle bir ordu elbette her şeyi göze alarak müşrik ordusuna karşı koymaktan çekinmeyecek ve korkmayacaktı!
    Sa`d bin Muaz`ın (r.a.) konuşmasından fevkalâde memnun olan Resûl-i Ekrem Efendimiz, sevinç içinde, ümit dolu bir sadâ ile mücâhidlere şu müjdeyi verdi:
    "Yürüyün ve Allah`ın lütfu ile şâd olun. İşte Kureyşin tek tek düşüp uzayacağı yerleri şimdiden görür gibiyim."475
    Bu konuşma mücâhidler üzerinde derin bir tesir icra etti ve heyecanlarını kat kat arttırdı. Bedir`e doğru şevkle yol almaya başladılar.
    İslâm ordusu, Cuma gecesi yatsı vakti Bedir yakınına geldi.
    Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Şu küçük tepe yakınındaki kuyu başında bir takım bilgiler elde edeceğimizi umarım" buyurduktan sonra, Hz. Ali, Zübeyr bin Avvam, Sa`d bin Ebî Vakkas gibi bazı Sahabeleri oraya gönderdi.
    O sırada müşriklerin sucuları, su taşıyan develeriyle birlikte kuyunun başında bulunuyorlardı. Mücâhidler onlardan bazılarını ele geçirdiler.
    Huzura getirildiklerinde Efendimiz kendilerine, "Bana, Kureyş hakkında mâlumat veriniz" dedi.
    Onlar, "Vallahi, şu gördüğün kum tepesinin en yüksek, en uzak tarafındadırlar" dediler.Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, "O topluluk ne kadar vardır?" diye sordu.
    "Pek çok" diye cevap verdiler. Efendimiz tekrar, "Onların sayıları ne olabilir?" dedi.
    "Bilmiyoruz" cevabını verdiler.
    Bu sefer Peygamber Efendimiz, "Onlar her gün kaç deve kesiyorlar" diye sordu.
    "Bir gün 9, bir gün 10" dediler.
    Bunun üzerine Resûlullah, "Onlar, 950 ile 1000 kişi arasındadır" buyurdu.
    Sonra, "İçlerinde Kureyş eşrafından kimler var?" diye sordu.
    Müşrik sucuları Kureyş ileri gelenlerinden bir çoğunun ismini sıralayınca, Resûl-i Ekrem Efendimiz Ashâbına dönerek şöyle buyurdu:
    "İşte Mekke, ciğerpârelerini size fedâ etti!"
    Sonra yine adamlara, "Gelirken, Kureyşten geri dönenler oldu mu?" diye sordu.
    "Evet" dediler, "Beni Zühreler Ahnes bir Şerik`le geri döndüler.
    O zaman Peygamber Efendimiz, "O, doğru yolda değilken, Âhiret, Allah ve Kitabı bilmezken Zühreoğullarına doğru yolu göstermiştir" buyurdu.476
    Bedir`e vardığı gece Peygamber Efendimiz, "İnşallah, yarın sabah filânın vurulup düşeceği yer şurasıdır! İnşallah, yarın sabah filânın vurulup düşeceği yer şurasıdır! İşte şurasıdır! Şurasıdır" buyurdu ve elini o yerlere koyarak müşrik Kureyş reislerinden her birinin nerede katledileceğini birer birer gösterdi.
    Hz. Ömer der ki:
    "Onlardan hiç birisi de, Nebiyy-i Ekremin elini koyduğu yerlerin ne ilerisinde, ne de gerisinde vurulup düşmediler."477



  3. 01.Ekim.2011, 12:20
    2
    Silent and lonely rains



    Hicretin ikinci senesinde Kureyş müşrikleri bir ticâret kervânı hazırlamışlardı. Şam pazarına gönderilen kervâna Mekke'den kadın erkek hemen hemen herkes hisselerine göre ortak idiler. Bin deveden meydana gelen ve sermayesi 50.000 dinar kadar olan bu büyük ticâret kervanının satılan malları karşılığında harbe hazırlık için silâh alınacaktı. Kervânın yola çıkarılmasındaki asıl maksat buydu. Kureyşliler ayrıca kervânla birlikte Ebû Süfyan başkanlığında otuz-kırk kişi kadar muhafız da göndermişlerdi. (Sîre, 2/257; Tabakât, 2/11)

    Resûlullah (s.a.v.), Ebû Süfyan bin Harb'in başkanlığında Şam'-dan gelmekte olan, Kureyş'in bir ticaret kervanının haberini almıştı. Resûlullah (s.a.v.) Müslümanları, Mekke'de bıraktıkları mallarına karşılık bu kervanın mallarını ele geçirmeye davet etti.


    Hicretin 2. senesi, 17 Ramazan, Cuma (Mîlâdî: 13 Mart 624).

    Kureyş`in Ticâret Kervanı
    Hicretin ikinci senesinde Kureyş müşrikleri bir ticâret kervânı hazırlamışlardı. Şam pazarına gönderilen kervâna Mekke`den kadın erkek hemen hemen herkes hisselerine göre ortak idiler. Bin deveden meydana gelen ve sermayesi 50.000 dinar olan bu büyük ticâret kervanının satılan malları karşılığında harbe hazırlık için silâh alınacaktı. Kervânın yola çıkarılmasındaki asıl maksat buydu. Kureyşliler Ayrıca kervânla birlikte Ebû Süfyan başkanlığında 30-40 kişi kadar muhafız da göndermişlerdi.462
    Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu durumu haber aldı. Ebû Süfyan başkanlığındaki bu büyük ticâret kervanının Mekke`ye dönmesine mâni olmaya karar verdi. Teşkil ettiği 300 kişiyi aşkın (305-315) Sahabî ile yola çıkmaya hazırlandı.
    Sahabîler Bedir seferine katılmayı şiddetle arzu ediyorlardı. Hattâ bu hususta kur`a çekenler bile vardı. Ensardan Sa`d, babası Hayseme`ye, "Eğer bu seferin mükâfatı Cennetten başka birşey olmasaydı, senden geri kalırdım. Ben bu seferde bana şehidlik nasip olmasını umuyorum" diyerek sefere katılma arzusunu izhar etmişti. Babası ise ona, "Sen rahatsız olan hanımının yanında kal da ben gideyim" diye cevap vermişti.
    Ama Sa`d bunu kabul etmemiş ve aralarında Kur`a çekilmesine karar vermişlerdi. Çekilen kur`a Sa`d`a çıkmış ve sefere o iştirak etmişti. Bedir`de şehid düşerek bu yüksek arzusuna da nail olmuştu.463
    Sefere çıkmak için yalnız erkeklerde değil, kadınlarda da büyük bir istek ve arzu vardı. Sefer hazırlıkları yapılırken Ümmü Varaka bint-i Abdullah Resûlullahın huzuruna gelerek şöyle dedi:
    "Yâ Resûlallah! Bana müsâade et de sizinle birlikte ben de çıkayım. Yaralarınızı tedâvi ederim."
    Resûl-i Ekrem Efendimiz bu fedakâr kadına, "Sen evinde otur Kur`ân oku! Muhakkak ki Allah, sana şehidlik nasib eder" buyurdu.Bu hâdiseden sonra Peygamber Efendimiz onu hep "şehîde" diye anardı.
    Nitekim, hafız olan Ümmü Varaka, Hz. Ömer devrinde biri erkek, diğeri kadın iki uşağı tarafından geceleyin üzerine kadife örtü basılarak şehid edildi. Katiller yakalanarak asılmak suretiyle cezalandırıldılar. Medine`de asılarak cezalandırılanların ilki bunlar oldu.464

    Medine`den Hareket
    Peygamber Efendimiz, yerine namaz kıldırmakla Abdullah ibni Ümmi Mektûm`u vazifelendirdi. Ensardan Ebû Lübâbe Hazretlerini ise, şehre nâib (vekil) tâyin etti. Ramazan ayından on iki geceyi geride bıraktıkları oldukça sıcak bir Cumartesi gününde, mücahidlerle Medine`den hareket etti.464
    Resûl-i Ekrem Efendimizin beyaz sancağını Mus`ab bin Umeyr (r.a.) taşıyordu. İki siyah bayraktan Ukab adındaki Hz. Ali`nin, diğeri ise Ensardan Sa`d bin Muaz Hazretlerinin elinde idi.466
    Kervân, Bedir* mevkiinde karşılanacaktı. Çünkü burası Mekke, Medine ve Suriye`ye giden yolların birleştiği stratejik önemi olan bir noktaydı.
    Mücâhidler, yazın en sıcak günlerinin birinde Medine`den yola çıkmışlardı. Üstelik Ramazan ayı olduğu için oruçlu bulunuyorlardı. Kavurucu sıcaklar altında, alev saçan çöl üstünde, oruçlu halde yol almak oldukça güçtü. Bu sebeple Peygamberimiz orucunu açtı. Mücâhidlere de açmalarını emir buyurdu.467
    Henüz Medine`den fazla uzaklaşılmamıştı. Resûl-i Ekrem, küçük yaşta olanları ordudan ayırarak geri çevirdi. Sayılan sekiz olan bu küçük mücâhidler, ordudan geri kalmaktan fazlasıyla üzüldüler. Bunun üzerine Peygamberimiz bir-ikisine tekrar orduya katılma izni verdi. Hz. Sa`d bin Ebî Vakkas der ki:
    "Resûlullahın küçüklerimizi geri çevirmesinden biraz önce, kardeşim Umeyr`in göze görünmemeye çalıştığını gördüm.
    "`Kardeşim sana ne oldu?` diye sordum.
    "`Allah Resûlünün beni küçük görüp geri çevirmesinden korkuyorum. Halbuki, ben sefere çıkmak istiyor, Allah`ın bana şehîdlik nasip etmesini umuyorum,` diye cevap verdi.
    "Kendisi Resûlullaha arzedilince küçük görüp ona, `Sen geri dön` dedi.
    "Umeyr ağlamaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah da müsaade etti. Umeyr`in boyu kısa olduğu için kılıcını bağlayamamış, ben yardım ederek bağlamıştım."468
    Allah yolunda savaşıp şehidlik mertebesine ulaşmak isteyen Umeyr, harp esnasında ınüşriklerin oklarına hedef olup bu yüksek gayesine ulaştı.
    Müslümanlarla beraber iki at, yetmiş deve vardı. Develere nöbetleşe biniliyordu. Peygamber Efendimiz de bu hususta, diğer Müslümanlardan kendisini farklı görmek istemiyordu. Hz. Ali ve Mersed bin Ebû Mersed ile bir deveye nöbetleşe biniyorlardı. Yürüme sırası Efendimize geldiğinde, diğer iki Sahabî, "Yâ Resûlallah! Sen bin, biz senin yerine yürürüz" diyorlardı.
    Ancak Peygamber Efendimiz, bunu kabul etmiyor ve "Siz yürümekte benden daha kuvvetli olmadığınız gibi, sevap ve mükâfat hususunda da ben sizden daha müstağnî ve ihtiyaçsız değilim"469 diye cevap veriyordu.
    Bu hareketiyle Resûl-i Kibriyâ, İslâmın getirdiği adâlet ve müsavat düsturunu, her şeyden önce bizzat şahsında tatbik etmiş oluyordu.
    İslâm ordusu, kavurucu sıcaklar altında yoluna devam ediyordu. Henüz Bedir mevkiine varmadan, Ebû Süfyan başından beri endişe duyduğu hususu haber aldı: "Müslümanlar kervânı ele geçirmek için yola çıkmışlar!"
    Mekke`ye derhal bir haberci gönderirken, kendisi de hiç konaklamadan kervânın istikametini değiştirerek Kızıl Deniz sahilinden Bedir`e uğramadan Mekke`ye doğru yol aldı.

    Kureyş`in Harbe Hazırlanması
    Ebû Süfyan`dan önce Mekke`ye varan haberci Zamzam, acaib "bir kılıkla devesinin üzerinde bağıra bağıra haberi duyurdu:
    "Ey Kureyş topluluğu! Ticâret kervanınıza, Ebû Süfyan`ın yanındaki mallarınıza Muhammed ve Ashabı saldırdılar! Ona ulaşabileceğinizi sanmıyorum. İmdât! İmdât!"
    Haliyle bu haber Kureyş`in infiâline sebep oldu. Zira kervânda hemen hemen her âilenin malı vardı. Kureyşliler derhal toplandılar. Sürat`le hazırlığa başladılar. Alelacele hazırlanan Müşrik ordusunun sayısı 950`yi buldu. Bunların 100`ü atlı 700`ü develi idi.
    Bu rakam, kervânı takibe çıkan Müslümanların sayıca üç katı demekti. Aynı zamanda Kureyş ordusu silâh bakımından da Müslümanlardan çok daha üstündü. Bu arada müşrik ordusuna katılmak istemeyenler de çıktı. Fakat, Ebû Cehil ve diğer ileri gelenlerin baskısı karşısında onlar da iştirâk etmek zorunda kaldılar. Buna rağmen Ebû Leheb hasta olduğunu bahâne etti ve yerine bedelle birini göndererek Mekke`de kaldı.
    Hazırlanan müşrik ordusu, muganniyelerin söylediği şarkıların, kadınların çaldığı deflerin coşkun havası içinde Mekke`den Bedir`e doğru hareket etti.
    Yolda kervânını Bedir`den arızasız geçiren Ebû Süfyan`dan kendilerine şu haber geldi:
    "Siz kervânınızı, kervan üzerindeki adamlarınızı ve mallarınızı muhafaza etmek için yola çıkmıştınız. Allah onları kurtarıp selâmete erdirdi. Artık dönünüz!"
    Ancak, Ebû Cehil dönmek niyetinde değildi. Başkalarının da geri dönmesine rıza göstermeyerek şöyle konuştu:
    "Vallahi Bedir`e varmadıkça dönmeyiz. Orada üç gün kalırız. Develer boğazlayıp, yemekler yeriz. Şaraplar içeriz! Câriyelere şarkılar söyleterek eğleniriz! Başımıza toplanacak Araplar bizi dinler ve seyrederler. Bundan sonra hep bizden korkar dururlar. Haydi ilerleyiniz!"470
    Müşrik ordusu Bedir`e doğru ilerlemeye başlarken, haberci de Ebû Süfyan`ın yanına dönüp durumu kendisine anlattı. Ebû Süfyan bu haberden memnun olmadı ve "Yazık oldu kavmime! Bu Amr bin Hişâm`ın, Ebû Cehil`in işidir! Dönmek istemedi. O, bunu halka baş olmak sevdasıyla yaptı. Azgınlık, eksiklik ve uğursuzluk getirir" dedi.
    Endişesini ise son cümlesiyle şöyle dile getirdi:
    "Eğer, Muhammed`in Ashâbı, onlara rastlarsa, işleri tamamdır!"471
    Ebû Cehil`in bütün şirretliği ve kışkırtıcılığına rağmen, ordudan ayrılanlar oldu. Ahnes bin Şerik müttefiki bulunan Zühreoğullarını ikna ederek beraberce Mekke`ye döndüler. Daha sonra bunları Hz. Ömer`in kabilesi Adiyy bin Ka`boğulları takib etti.
    Müşrik ordusuna Hâşimoğulları da katılmıştı. Kureyşten bazıları kendilerine, "Vallahi, ey Haşimoğulları! İyi biliyoruz ki sizler, her ne kadar bizimle sefere çıkmışsanız da, kalbiniz Muhammed`ledir" deyince, Ebû Tâlib`in oğlu Tâlib de bir kısım kimselerle birlikte geri döndü.
    Peygamber Efendimiz, mücâhidlerle Safra yakınındaki Zefiran mevkiine vardığında, Kureyşin büyük bir ordu ile gelmekte olduğunu haber aldı. Böyle bir hareketle karşılaşacaklarını tahmin etmediklerinden bir anda ne yapmaları gerektiği hususunda karar veremediler. Zira, niyetleri harb etmek değildi. Bunun için bir hazırlıkları da yoktu. Üstelik alınan isrihbarâta göre, müşrik ordusu hem sayıca çok, hem silâhça onlardan üstün idi.

    Mücâhirlerle İstişâre
    Resûl-i Ekrem, Ashâbını topladı. Kervanın takib edilmesinin mi, yoksa müşrik ordusuna karşı çıkmanın mı daha uygun olacağı hususunda onlarla istişarede bulundu. Bir kısım mücahid, kervanın takib edilmesinin uygun olacağını ifade etti. Peygamber Efendimiz, bundan hoşlanmadı. O sırada, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer söz alıp müşriklerin üzerine yürümenin, onlarla harbe girmenin daha muvafık olacağı hususunda konuşunca, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bundan memnun oldu. Daha sonra Ensardan Mikdat bin Esved Hazretleri şöyle dedi:
    "Yâ Resûlallah! Rabbim sana neyi emrettiyse onu yap! Vallahi biz İsrailoğullarının Hz. Musâ`ya dediği gibi, `Git Rabbinle beraber düşmanlara karşı çık! Biz buradan kımıldamayız` tarzında bir söz söyleyecek değiliz. Biz sana tâbiyiz."472
    Feragat ve cesaret timsali bu Sahabînin sözlerinden memnun olan Resûl-i Ekrem kendilerine hayır duâda bulundu.
    Bu konuşmalardan sonra, kararın ne mahiyette verileceği artık anlaşılmıştı. Fakat Ensarın da bu hususta görüşünü almak gerekiyordu. Çünkü, onlar Medine dahilinde Peygamberimizi ve Müslümanları koruyacaklarına dair söz vermişlerdi. Şimdi ise şehrin dışında bulunuyorlardı.
    Resûl-i Ekrem onların bu konudaki görüşlerini sordu. Ensar namına Sa`d bin Muaz Hazretleri söz aldı ve şöyle konuştu:
    "Yâ Resûlallah! Biz sana îmân ve seni tasdik ettik. Bize getirdiğin şeyin de hak olduğuna şehâdet ettik. Bu hususta dinlemek ve itâat etmek üzere sana kesin sözler de verdik.
    "Yâ Resûlallah! Nasıl bilirsen, öyle yap. Biz seninle beraberiz. Seni Hak dinle gönderen Allah`a yemin olsun ki, sen bize şu denizi gösterip dalarsan, biz de seninle birlikte dalarız. Bizden bir kişi dahi geri kalmaz. Biz düşmana karşı varmaktan çekinmeyiz. Muharebe ânında geri dönmeyiz. Allah`ın bereketi ile yürüt bizi."473
    Karar artık kesinlik kazanmıştı: Bir avuç mücâhid herşeye rağmen, kendilerinden gerek sayıca ve gerekse silahça kat kat fazla olan müşrik ordusuna karşı koyacaklardı. Onların sayıca çokluğu, silahça üstünlüğü kahraman Sahabîlerin gözünü korkutmadı. Kur`ân`ın ifadesiyle "Ölümün ağzına girmeyi"474 seve seve göze alıyorlardı. Onlar, Allah`ın yardımına güveniyorlardı. Allah için mücadele vereceklerinin idrâkinde olarak, din sahibinin yardımını esirgemeyeceğine gönülden inanıyorlardı.
    Mücâhidlerin sayısı az, amma îmân ve cesaretleri sıradağlar gibiydi. İstinad noktaları Kâinatın Sahibi idi. Reisleri Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed idi (a.s.m.). Böyle bir ordu elbette her şeyi göze alarak müşrik ordusuna karşı koymaktan çekinmeyecek ve korkmayacaktı!
    Sa`d bin Muaz`ın (r.a.) konuşmasından fevkalâde memnun olan Resûl-i Ekrem Efendimiz, sevinç içinde, ümit dolu bir sadâ ile mücâhidlere şu müjdeyi verdi:
    "Yürüyün ve Allah`ın lütfu ile şâd olun. İşte Kureyşin tek tek düşüp uzayacağı yerleri şimdiden görür gibiyim."475
    Bu konuşma mücâhidler üzerinde derin bir tesir icra etti ve heyecanlarını kat kat arttırdı. Bedir`e doğru şevkle yol almaya başladılar.
    İslâm ordusu, Cuma gecesi yatsı vakti Bedir yakınına geldi.
    Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Şu küçük tepe yakınındaki kuyu başında bir takım bilgiler elde edeceğimizi umarım" buyurduktan sonra, Hz. Ali, Zübeyr bin Avvam, Sa`d bin Ebî Vakkas gibi bazı Sahabeleri oraya gönderdi.
    O sırada müşriklerin sucuları, su taşıyan develeriyle birlikte kuyunun başında bulunuyorlardı. Mücâhidler onlardan bazılarını ele geçirdiler.
    Huzura getirildiklerinde Efendimiz kendilerine, "Bana, Kureyş hakkında mâlumat veriniz" dedi.
    Onlar, "Vallahi, şu gördüğün kum tepesinin en yüksek, en uzak tarafındadırlar" dediler.Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, "O topluluk ne kadar vardır?" diye sordu.
    "Pek çok" diye cevap verdiler. Efendimiz tekrar, "Onların sayıları ne olabilir?" dedi.
    "Bilmiyoruz" cevabını verdiler.
    Bu sefer Peygamber Efendimiz, "Onlar her gün kaç deve kesiyorlar" diye sordu.
    "Bir gün 9, bir gün 10" dediler.
    Bunun üzerine Resûlullah, "Onlar, 950 ile 1000 kişi arasındadır" buyurdu.
    Sonra, "İçlerinde Kureyş eşrafından kimler var?" diye sordu.
    Müşrik sucuları Kureyş ileri gelenlerinden bir çoğunun ismini sıralayınca, Resûl-i Ekrem Efendimiz Ashâbına dönerek şöyle buyurdu:
    "İşte Mekke, ciğerpârelerini size fedâ etti!"
    Sonra yine adamlara, "Gelirken, Kureyşten geri dönenler oldu mu?" diye sordu.
    "Evet" dediler, "Beni Zühreler Ahnes bir Şerik`le geri döndüler.
    O zaman Peygamber Efendimiz, "O, doğru yolda değilken, Âhiret, Allah ve Kitabı bilmezken Zühreoğullarına doğru yolu göstermiştir" buyurdu.476
    Bedir`e vardığı gece Peygamber Efendimiz, "İnşallah, yarın sabah filânın vurulup düşeceği yer şurasıdır! İnşallah, yarın sabah filânın vurulup düşeceği yer şurasıdır! İşte şurasıdır! Şurasıdır" buyurdu ve elini o yerlere koyarak müşrik Kureyş reislerinden her birinin nerede katledileceğini birer birer gösterdi.
    Hz. Ömer der ki:
    "Onlardan hiç birisi de, Nebiyy-i Ekremin elini koyduğu yerlerin ne ilerisinde, ne de gerisinde vurulup düşmediler."477



  4. 14.Şubat.2014, 22:43
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Bedir savaşının nedenleri nelerdir?

    BEDİR SAVAŞININ SEBEPLERİ KISACA


    Peygamberimiz, Muhacirler ile Medine’ye yerleştikten sonra da, Mekkeli Müşrikler düşmanlıklarından vazgeçmediler. Medine yakınlarına kadar gelip Müslümanların otlamakta olan develerini alıp götürdüler. Müşrikler Abdullah İbni Übeyy’e haber göndererek, Muhammed’i öldürmesini veya Medine’den çıkarmasını istediler. Eğer bunu yapmazsa Medine’ye saldıracaklarını bildirdiler. Diğer taraftan Müslümanlarla yapılacak bir savaşa hazırlık için büyük bir ticaret kervanını Şam’a gönderdiler.
    Müslümanların bu tehlikelere karşı uyanık olması ve tedbir alması gerekiyordu. Kervanın hareketini önlemek amacıyla hicretin ikinci yılı Ramazan ayında Peygamber Efendimiz 305 kişilik bir ordu ile yola çıktı. Bunu duyan Mekkeli Müşrikler, 1000 kişilik bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Bedir denilen yere gelince durdular ve buradaki suyu kontrolleri altına aldılar.
    Müslümanlar Medine’den savaş için değil, Müşriklere ait ticaret kervanının hareketini önlemek için çıkmışlardı.
    Mekke’den büyük bir düşman ordusunun gelmekte olduğu haber alındı. Bunun üzerine Peygamberimiz ashabı île istişare ettikten sonra düşmanla karşılaşmaya karar verdi.
    Bedir’e gelen İslâm ordusu kumluk bir sahaya inmek zorunda kaldı. Burada su yoktu. Çünkü daha önce gelen müşrikler suyun bulunduğu yeri zaptetmişlerdi. Fakat Allah’ın yardımı yetişti. O gece bol yağmur yağdı. Müslümanlar su sıkıntısından kurtuldu.
    Peygamberimiz, İslâm dini’ni güzel sözle ve irşad yoluyla yaymaya çalışmış, kimseyi zorlamamıştır. Ancak, Müşriklerin saldırılarına karşı Allah tarafından müslümanların savaşmasına izin verilmiştir.


  5. 14.Şubat.2014, 22:43
    3
    Moderatör
    BEDİR SAVAŞININ SEBEPLERİ KISACA


    Peygamberimiz, Muhacirler ile Medine’ye yerleştikten sonra da, Mekkeli Müşrikler düşmanlıklarından vazgeçmediler. Medine yakınlarına kadar gelip Müslümanların otlamakta olan develerini alıp götürdüler. Müşrikler Abdullah İbni Übeyy’e haber göndererek, Muhammed’i öldürmesini veya Medine’den çıkarmasını istediler. Eğer bunu yapmazsa Medine’ye saldıracaklarını bildirdiler. Diğer taraftan Müslümanlarla yapılacak bir savaşa hazırlık için büyük bir ticaret kervanını Şam’a gönderdiler.
    Müslümanların bu tehlikelere karşı uyanık olması ve tedbir alması gerekiyordu. Kervanın hareketini önlemek amacıyla hicretin ikinci yılı Ramazan ayında Peygamber Efendimiz 305 kişilik bir ordu ile yola çıktı. Bunu duyan Mekkeli Müşrikler, 1000 kişilik bir ordu ile Medine üzerine yürüdüler. Bedir denilen yere gelince durdular ve buradaki suyu kontrolleri altına aldılar.
    Müslümanlar Medine’den savaş için değil, Müşriklere ait ticaret kervanının hareketini önlemek için çıkmışlardı.
    Mekke’den büyük bir düşman ordusunun gelmekte olduğu haber alındı. Bunun üzerine Peygamberimiz ashabı île istişare ettikten sonra düşmanla karşılaşmaya karar verdi.
    Bedir’e gelen İslâm ordusu kumluk bir sahaya inmek zorunda kaldı. Burada su yoktu. Çünkü daha önce gelen müşrikler suyun bulunduğu yeri zaptetmişlerdi. Fakat Allah’ın yardımı yetişti. O gece bol yağmur yağdı. Müslümanlar su sıkıntısından kurtuldu.
    Peygamberimiz, İslâm dini’ni güzel sözle ve irşad yoluyla yaymaya çalışmış, kimseyi zorlamamıştır. Ancak, Müşriklerin saldırılarına karşı Allah tarafından müslümanların savaşmasına izin verilmiştir.





+ Yorum Gönder