Konusunu Oylayın.: Tasavvuf ve tarikattan amaç nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tasavvuf ve tarikattan amaç nedir?
  1. 30.Eylül.2011, 21:00
    1
    Misafir

    Tasavvuf ve tarikattan amaç nedir?






    Tasavvuf ve tarikattan amaç nedir? Mumsema Tasavvuf ve tarikattan maksat nedir?


  2. 30.Eylül.2011, 21:00
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 30.Eylül.2011, 21:17
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Tasavvuf ve tarikattan amaç nedir?




    1) Müslüman önce itikadını düzeltecek. İnançları içinde, Ehl-i Sünnet vel Cemaat alimlerinin beyanlarına muhalif bir şey bulunmayacak. Onların görüş ve anlayışlarına uymayan hiçbir fikre itibar etmeyecek. Bidat ve dalalet fırkalarına aldanmayacak.

    İslama sımsıkı bağlılık, Fırka-i naciye: kurtuluş fırkası olan Ehl-i Sünnet vel-Cemaat inancı çerçevesinde şeriat hükümlerine göre hareket etmekle mümkündür. İtikatta bu büyüklere uymadan, onların görüşlerine tabi olmadan felaha kavuşmak, kurtuluşa ermek imkansızdır. Bu kaidenin değişme ihtimali de yoktur. Bir şahıs; bu zatların sırat-ı müstakim olan yolundan hardal danesi kadar ayrıldığında, onun sohbeti öldürücü zehirdir, diye itikat etmeli; onunla aynı mecliste bulunmayı, engerek yılanı ile birlikte oturmak gibi görmelidir.

    Kendilerinde dikkat-titizlik ve itina bulunmayan lakayd ilim taliplerine-ilim adamlarına gelince… Onlar, hangi gruptan olurlarsa olsunlar, din hırsızlarıdır! Onların sohbetlerinden kaçınmak da, dinin zaruriyatındandır. Bütün bu fitneler ve dinde vaki olan mefsedet, dünya menfaatleri devşirmek uğruna ahiretlerini heba eden topluluğun uğursuzluğundan olmuştur. İşte onlar, hidayete karşılık delaleti satın alanlardır. Ancak, onların bu ticareti kazanmamış, kendileri de doğru yola girememişlerdir. (S. Bakara, 16) Nitekim Allah dostlarından bir zat, Şeytan-ı aleyhillaneyi, insanları azdırıp saptırma işini bırakmış, rahatça otururken görüyor ve sebebini soruyor. İblis-i lain de, Bu zamanda kötü alimler, insanları azdırıp saptırmada bana kefil, işlerimi görmeye kafidirler diye cevap veriyor. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, 1/213)

    2) Şeri hükümlerden farz, vacip, sünnet ve müstehaplar gibi, yapılması icap eden ibadetlerle, işlenmesi yasak olan haram, müfsit, mekruh ve şüpheli olan hususları öğrenecek.

    3) Bu öğrendiklerinin icabınca amel edecek.

    4) Bütün bunlardan sonradır ki, sôfiyyeye mahsus olan tasfiye ve tezkiye tarikına, yani tasavvuf yoluna intisap edecek.

    İtikadı düzeltmeden şeri hükümleri bilmek fayda vermediği gibi, bu ikisi gerçekleşmeden yapılan amellerin de bir yararı olmaz. Bunların üçü birlikte elde edilmeden, tasavvuf yoluna girip ruhu tasfiye ve nefsi tezkiye edebilmek muhaldir. Bu dört esasın dışındakiler, farzların tamamlayıcı ve ikmal edicileri durumunda olan sünnetler gibi, şeriatin ikmal edicileri ve tamamlayıcılarıdır. Esaslar olmadan, bunların hemen hepsi de malayani dairesine giren fuzuli şeylerdir. Hadis-i şerifte, Kişinin malayaniyi terkedip kendisine faydalı olan şeylerle meşgul olması, Müslümanlığının güzelliğindendir buyuruluyor. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, 1/157)

    Tasavvuf yoluna işte bu usul üzere itikat ve amelden ibaret olan iki kanadı temin ettikten sonra girmek gerekir. Ancak bu ne mevcut itikat ve amel üzerine fazladan bir şey elde etmek, ne de onların dışında yeni bir şeye nail olmak maksadıyla değildir. Zira böyle bir şey, insanı hataya düşürür, ayağını kaydırır!.. Tasavvuf ve maneviyat yoluna girmekten maksat; itikatla alakalı hususlarda yakin ve itminan elde ederek, şek ve şüpheye düşürmek isteyenlerin tuzaklarına düşmeyip, amellerimizi boşa çıkartmamak içindir. Cenab-ı Hakk, Bilmiş olun ki, kalpler, ancak Allahı zikirle mutmain olur (S. Rad, 28) buyuruyor.

    Ve yine tasavvuf yoluna girmekten maksat; ibadetleri eda, amelleri ifada kolaylık ve rahatlığın hasıl olması, nefs-i emmareden gelen tembellik, inat ve kimseyi beyenmeyip herkesin yanlışını bulmak gibi hastalıkların zail olması içindir. Yoksa, bir takım enfüsi ve afaki kerametler, bazı gaybi şekilleri müşahede, keyfiyetsiz nurları ve renkleri muayene değildir. Zira bu gibi şeyler, oyun ve oyalanmaya dahildir. Zira gerek hissi ve gerekse gaybi olan suretlerin ve nurların hepsi de Cenab-ı Hakkın mahlukudurlar… Onun varlığına-birliğine delalet eden ayetlerinden ibarettir. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, 1/266)

    Hasılı, ilim ve amelde sôfiyye tarikatından elde edilen fayda; istidlali olan kelam ilimlerinin keşfi hale gelmesi, amelleri yaparken tam bir kolaylığın hasıl olması, nefis ve şeytan tarafından meydana gelen tembelliğin ortadan kalkmasıdır. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, 3/9) Yoksa birtakım kerametler, haller elde edip; suda yürümek, havada uçmak, çok uzun mesafeleri bir anda gidebilmek (tayy-i mekan) için asla değildir.


  4. 30.Eylül.2011, 21:17
    2
    Editör



    1) Müslüman önce itikadını düzeltecek. İnançları içinde, Ehl-i Sünnet vel Cemaat alimlerinin beyanlarına muhalif bir şey bulunmayacak. Onların görüş ve anlayışlarına uymayan hiçbir fikre itibar etmeyecek. Bidat ve dalalet fırkalarına aldanmayacak.

    İslama sımsıkı bağlılık, Fırka-i naciye: kurtuluş fırkası olan Ehl-i Sünnet vel-Cemaat inancı çerçevesinde şeriat hükümlerine göre hareket etmekle mümkündür. İtikatta bu büyüklere uymadan, onların görüşlerine tabi olmadan felaha kavuşmak, kurtuluşa ermek imkansızdır. Bu kaidenin değişme ihtimali de yoktur. Bir şahıs; bu zatların sırat-ı müstakim olan yolundan hardal danesi kadar ayrıldığında, onun sohbeti öldürücü zehirdir, diye itikat etmeli; onunla aynı mecliste bulunmayı, engerek yılanı ile birlikte oturmak gibi görmelidir.

    Kendilerinde dikkat-titizlik ve itina bulunmayan lakayd ilim taliplerine-ilim adamlarına gelince… Onlar, hangi gruptan olurlarsa olsunlar, din hırsızlarıdır! Onların sohbetlerinden kaçınmak da, dinin zaruriyatındandır. Bütün bu fitneler ve dinde vaki olan mefsedet, dünya menfaatleri devşirmek uğruna ahiretlerini heba eden topluluğun uğursuzluğundan olmuştur. İşte onlar, hidayete karşılık delaleti satın alanlardır. Ancak, onların bu ticareti kazanmamış, kendileri de doğru yola girememişlerdir. (S. Bakara, 16) Nitekim Allah dostlarından bir zat, Şeytan-ı aleyhillaneyi, insanları azdırıp saptırma işini bırakmış, rahatça otururken görüyor ve sebebini soruyor. İblis-i lain de, Bu zamanda kötü alimler, insanları azdırıp saptırmada bana kefil, işlerimi görmeye kafidirler diye cevap veriyor. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, 1/213)

    2) Şeri hükümlerden farz, vacip, sünnet ve müstehaplar gibi, yapılması icap eden ibadetlerle, işlenmesi yasak olan haram, müfsit, mekruh ve şüpheli olan hususları öğrenecek.

    3) Bu öğrendiklerinin icabınca amel edecek.

    4) Bütün bunlardan sonradır ki, sôfiyyeye mahsus olan tasfiye ve tezkiye tarikına, yani tasavvuf yoluna intisap edecek.

    İtikadı düzeltmeden şeri hükümleri bilmek fayda vermediği gibi, bu ikisi gerçekleşmeden yapılan amellerin de bir yararı olmaz. Bunların üçü birlikte elde edilmeden, tasavvuf yoluna girip ruhu tasfiye ve nefsi tezkiye edebilmek muhaldir. Bu dört esasın dışındakiler, farzların tamamlayıcı ve ikmal edicileri durumunda olan sünnetler gibi, şeriatin ikmal edicileri ve tamamlayıcılarıdır. Esaslar olmadan, bunların hemen hepsi de malayani dairesine giren fuzuli şeylerdir. Hadis-i şerifte, Kişinin malayaniyi terkedip kendisine faydalı olan şeylerle meşgul olması, Müslümanlığının güzelliğindendir buyuruluyor. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, 1/157)

    Tasavvuf yoluna işte bu usul üzere itikat ve amelden ibaret olan iki kanadı temin ettikten sonra girmek gerekir. Ancak bu ne mevcut itikat ve amel üzerine fazladan bir şey elde etmek, ne de onların dışında yeni bir şeye nail olmak maksadıyla değildir. Zira böyle bir şey, insanı hataya düşürür, ayağını kaydırır!.. Tasavvuf ve maneviyat yoluna girmekten maksat; itikatla alakalı hususlarda yakin ve itminan elde ederek, şek ve şüpheye düşürmek isteyenlerin tuzaklarına düşmeyip, amellerimizi boşa çıkartmamak içindir. Cenab-ı Hakk, Bilmiş olun ki, kalpler, ancak Allahı zikirle mutmain olur (S. Rad, 28) buyuruyor.

    Ve yine tasavvuf yoluna girmekten maksat; ibadetleri eda, amelleri ifada kolaylık ve rahatlığın hasıl olması, nefs-i emmareden gelen tembellik, inat ve kimseyi beyenmeyip herkesin yanlışını bulmak gibi hastalıkların zail olması içindir. Yoksa, bir takım enfüsi ve afaki kerametler, bazı gaybi şekilleri müşahede, keyfiyetsiz nurları ve renkleri muayene değildir. Zira bu gibi şeyler, oyun ve oyalanmaya dahildir. Zira gerek hissi ve gerekse gaybi olan suretlerin ve nurların hepsi de Cenab-ı Hakkın mahlukudurlar… Onun varlığına-birliğine delalet eden ayetlerinden ibarettir. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, 1/266)

    Hasılı, ilim ve amelde sôfiyye tarikatından elde edilen fayda; istidlali olan kelam ilimlerinin keşfi hale gelmesi, amelleri yaparken tam bir kolaylığın hasıl olması, nefis ve şeytan tarafından meydana gelen tembelliğin ortadan kalkmasıdır. (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani, 3/9) Yoksa birtakım kerametler, haller elde edip; suda yürümek, havada uçmak, çok uzun mesafeleri bir anda gidebilmek (tayy-i mekan) için asla değildir.





+ Yorum Gönder