Konusunu Oylayın.: Allaha güvenmek, hüsnü zan etmek ne demektir? Allaha güvenmenin sonu hezimetle bitebilir.

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Allaha güvenmek, hüsnü zan etmek ne demektir? Allaha güvenmenin sonu hezimetle bitebilir.
  1. 30.Eylül.2011, 13:41
    1
    Misafir

    Allaha güvenmek, hüsnü zan etmek ne demektir? Allaha güvenmenin sonu hezimetle bitebilir.






    Allaha güvenmek, hüsnü zan etmek ne demektir? Allaha güvenmenin sonu hezimetle bitebilir. Mumsema Allaha güvenmek, hüsnü zan etmek ne demektir? Allaha güvenmenin sonu hezimetle bitebilir. Babamıza güvenmek böyle değildir. Babamıza itimat etsek bizi elinden geliyorsa perişan etmeyeceğini biliriz.


  2. 30.Eylül.2011, 13:41
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Allaha güvenmek, hüsnü zan etmek ne demektir? Allaha güvenmenin sonu hezimetle bitebilir. Babamıza güvenmek böyle değildir. Babamıza itimat etsek bizi elinden geliyorsa perişan etmeyeceğini biliriz.


    Benzer Konular

    - Ruhu Allaha ulaşmayı dilemek günah mı yoksa Allaha teslim olmak mıdır?

    - Allaha Tevekkül Etmek Ne Demektir

    - Yanlız ca Allaha iman etmek ne demektir ?

    - Özgüven nefsine güvenmek midir? Yani Allaha güvenle kendine güven arasındaki ilişki n

    - Allaha Güvenmek[tevekkül etmek] nedir?

  3. 30.Eylül.2011, 13:42
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Allaha güvenmek, hüsnü zan etmek ne demektir? Allaha güvenmenin sonu hezimetle bitebilir.




    Allah’a güvenmek, Allah’ın rahmetine, hikmetine güvenmek demektir. Kur’an’daki surelerin başında kendini Rahman ve Rahim olarak bize takdim eden Allah’ın bizi perişan etmek için işler yapacağını düşünmek, Allah’ı gereği gibi tanımamak anlamına gelir. Allah kullarına öyle şefkatlidir ki, bütün isyanlarına, nankörlüklerine, inkârlarına rağmen onlara bin bir türlü nimetler veriyor ve bu nimetlerini kesmiyor.

    İnsanların başına gelen sıkıntıların büyük çoğunluğu, insanın kendi su-i istimalinden, kâinat çapında yürürlükte olan ilahî kanunlara riayet etmemekten kaynaklanıyor. Hastalıkların çoğunluğunun insanların yanlışlarından kaynaklandığını bu gün modern tıp da itiraf ediyor.

    Unutmamak gerekir ki, insanlar Allah tarafından imtihana tabi tutulmuşlar. Bu imtihanın gereği olarak lezzetler yanında elemler, acılar da vardır. Nimetlere karşı şükür, sıkıntılara karşı sabır bu imtihanda başarılı olup olmanın en önemli kriteridir.

    Allah’a tevekkül ederken, hem bu dünyayı hem de öbür dünyayı göz önünde bulundurmak durumundayız. Burada bir sıkıntı varsa, karşılığında bize mutlaka sevap verir diyerek Allah’a güveneceğiz. Efendimiz(a.s.m) bu konuyu meal olarak şu ifadelerle özetlemiştir. “Müminin bulunduğu her durumu güzeldir. Şayet bir nimet içinde olursa, ona şükreder ve sevap kazanır. Şayet bir musibetle karşılaşsa sabreder yine sevap kazanır.” (Müsned, 1/173)

    Bundan da anlaşılıyor ki, Allah’a tevekkül edip güvenmek, onun insanlara olan merhametine ve hikmetine itimat etmek demektir. Mesela, hastalıklar insanın günah kirlerini sabunlu su gibi yıkar temizler. Ebedi bir hayatı kazandıran geçici bir sıkıntı karşısında sabırlı olmak, kalbini bozmamak ne kadar kârlı bir ticaret olduğu iman şuuru olan herkesin anladığı bir husustur.

    En büyük bir perişanlık halinde bile Allah’a karşı kalbini bozup bozmaması bir müminin önemli imtihanlarından biridir. “Öyle insanlar vardır ki Allah’a, sırf bir hesaba binaen, imanla küfrün arasında bir yerde ibadet eder. Şayet umduğu faydayı elde ederse onunla huzur bulup sevinir, eğer bir sıkıntı ve imtihana mâruz kalırsa yüzüstü dönüverir. Dünyayı da âhireti de kaybeder. İşte besbelli olan hüsran budur.”(Hac, 22/11) mealindeki ayette bu imtihanın ince detaylarından birine işaret edilmiştir.

    “Babamıza güvenmek böyle değildir. Bir konuda babamıza itimat etsek bizi elinden geliyorsa perişan etmeyeceğini biliriz.” ifadesinin bir doğrusu daha vardır ki o da şudur; Allah dilemediği sürece hiç bir baba hiç bir şey yapamaz. Onun için babaya gerçek manada güvenmek sadece bir oyalamaktan ibarettir.

    “Elinden geliyorsa..” deniliyor, zaten gerçek anlamda elinden ne geliyor ki... ? Deyim yerindeyse, binlerce babanın şefkatinin toplamından daha fazla bir şefkate sahip olan ve üstelik her dilediğini yapabilecek güçte olan Allah’a güvenmeyip de, şefkatinin gereğini yerine getirmekten âciz olan bir babaya -Allah’a güvenir gibi- güvenmek hataların en büyüklerinden biridir.



  4. 30.Eylül.2011, 13:42
    2
    Editör



    Allah’a güvenmek, Allah’ın rahmetine, hikmetine güvenmek demektir. Kur’an’daki surelerin başında kendini Rahman ve Rahim olarak bize takdim eden Allah’ın bizi perişan etmek için işler yapacağını düşünmek, Allah’ı gereği gibi tanımamak anlamına gelir. Allah kullarına öyle şefkatlidir ki, bütün isyanlarına, nankörlüklerine, inkârlarına rağmen onlara bin bir türlü nimetler veriyor ve bu nimetlerini kesmiyor.

    İnsanların başına gelen sıkıntıların büyük çoğunluğu, insanın kendi su-i istimalinden, kâinat çapında yürürlükte olan ilahî kanunlara riayet etmemekten kaynaklanıyor. Hastalıkların çoğunluğunun insanların yanlışlarından kaynaklandığını bu gün modern tıp da itiraf ediyor.

    Unutmamak gerekir ki, insanlar Allah tarafından imtihana tabi tutulmuşlar. Bu imtihanın gereği olarak lezzetler yanında elemler, acılar da vardır. Nimetlere karşı şükür, sıkıntılara karşı sabır bu imtihanda başarılı olup olmanın en önemli kriteridir.

    Allah’a tevekkül ederken, hem bu dünyayı hem de öbür dünyayı göz önünde bulundurmak durumundayız. Burada bir sıkıntı varsa, karşılığında bize mutlaka sevap verir diyerek Allah’a güveneceğiz. Efendimiz(a.s.m) bu konuyu meal olarak şu ifadelerle özetlemiştir. “Müminin bulunduğu her durumu güzeldir. Şayet bir nimet içinde olursa, ona şükreder ve sevap kazanır. Şayet bir musibetle karşılaşsa sabreder yine sevap kazanır.” (Müsned, 1/173)

    Bundan da anlaşılıyor ki, Allah’a tevekkül edip güvenmek, onun insanlara olan merhametine ve hikmetine itimat etmek demektir. Mesela, hastalıklar insanın günah kirlerini sabunlu su gibi yıkar temizler. Ebedi bir hayatı kazandıran geçici bir sıkıntı karşısında sabırlı olmak, kalbini bozmamak ne kadar kârlı bir ticaret olduğu iman şuuru olan herkesin anladığı bir husustur.

    En büyük bir perişanlık halinde bile Allah’a karşı kalbini bozup bozmaması bir müminin önemli imtihanlarından biridir. “Öyle insanlar vardır ki Allah’a, sırf bir hesaba binaen, imanla küfrün arasında bir yerde ibadet eder. Şayet umduğu faydayı elde ederse onunla huzur bulup sevinir, eğer bir sıkıntı ve imtihana mâruz kalırsa yüzüstü dönüverir. Dünyayı da âhireti de kaybeder. İşte besbelli olan hüsran budur.”(Hac, 22/11) mealindeki ayette bu imtihanın ince detaylarından birine işaret edilmiştir.

    “Babamıza güvenmek böyle değildir. Bir konuda babamıza itimat etsek bizi elinden geliyorsa perişan etmeyeceğini biliriz.” ifadesinin bir doğrusu daha vardır ki o da şudur; Allah dilemediği sürece hiç bir baba hiç bir şey yapamaz. Onun için babaya gerçek manada güvenmek sadece bir oyalamaktan ibarettir.

    “Elinden geliyorsa..” deniliyor, zaten gerçek anlamda elinden ne geliyor ki... ? Deyim yerindeyse, binlerce babanın şefkatinin toplamından daha fazla bir şefkate sahip olan ve üstelik her dilediğini yapabilecek güçte olan Allah’a güvenmeyip de, şefkatinin gereğini yerine getirmekten âciz olan bir babaya -Allah’a güvenir gibi- güvenmek hataların en büyüklerinden biridir.






+ Yorum Gönder