Konusunu Oylayın.: Evrimcilerin güneşin oluşumu konusunda; "büyük bir bulutun zamanla sıkışarak güneşi oluşturduğu” tezi doğru mudur

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Evrimcilerin güneşin oluşumu konusunda; "büyük bir bulutun zamanla sıkışarak güneşi oluşturduğu” tezi doğru mudur
  1. 30.Eylül.2011, 13:35
    1
    Misafir

    Evrimcilerin güneşin oluşumu konusunda; "büyük bir bulutun zamanla sıkışarak güneşi oluşturduğu” tezi doğru mudur






    Evrimcilerin güneşin oluşumu konusunda; "büyük bir bulutun zamanla sıkışarak güneşi oluşturduğu” tezi doğru mudur Mumsema Evrimcilerin güneşin oluşumu konusunda; "büyük bir bulutun zamanla sıkışarak güneşi oluşturduğu” tezi doğru mudur


  2. 30.Eylül.2011, 13:36
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Evrimcilerin güneşin oluşumu konusunda; "büyük bir bulutun zamanla sıkışarak güneşi oluşturduğu” tezi doğru mudur




    Değerli kardeşimiz;



    Evrimci olsun veya yaratılışçı olsun, kâinatın, güneşin ve diğer gezegenlerin teşekkülünü ve yapısını anlama konusunda bilim adamlarının genelde kullandıkları materyal ve metotlar birbirine benzerdir. Aralarındaki en büyük fark, bu varlığı kimin yaptığı konusundadır. Evrimci, bütün varlıkların tesadüfen ve başıboş olarak gayesiz ve hedefsiz olarak ortaya çıktığını ileri sürer. Bir Yaratıcıyı kabul edenler ise, her varlığın mutlaka belli bir gayeye göre ve planlı olarak Allah’ın ilim, irade ve kudretinin eseri olarak meydana geldiğini kabul eder.

    Bu açıklamalardan sonra, yukarıdaki soruya gelince, güneşin teşekkülü konusunda kimse hakiki hali bilemiyor ki, bu konuda ileriye sürülen görüşün doğru veya yanlışlığına hükmedilsin. Bugün elde edilen verilere göre güneşin teşekkülü ile ilgili bir takım yorumlar yapılacaktır. Gelecekte elde edilecek bazı verilerin ışığında günümüzde yapılan değerlendirmelerden vazgeçip yeni değerlendirme ve kabullerin ortaya çıkması da mümkündür.

    Eğer soruda, güneşin ortaya çıkışıyla ilgili Kur’an’ın görüşünün ne olduğu soruluyorsa, evvel emirde Kur’an bir Din kitabıdır ve asıl vazifesi, Allah’ı tanıtmak, insanın Allah’a, nefsine ve topluma karşı görevlerini bildirmek, ahret hakkında insanları bilgilendirmektir. Bunun yanında kısmen, kâinatın yaratılışı ile ilgili kısa bilgiler de vermektedir. Kur’an’da bu konu ile ilgili bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

    “Sonra duman halinde göğe yöneldi, ona ve yerküreye; 'isteyerek veya istemeyerek, gelin!' dedi, ikisi de 'isteyerek geldik’ dediler” (Fussilet, 11).

    İslâm dini, araştırma ve incelemeyi teşvik eder, âlimlerin çalışmalarını ibadetten sayar. İslâm’ın reddettiği ise, Allah’ın devreden çıkarılması, mevcudatın tesadüf ve sebeplere verilmesidir.

    İnsan yaratılış itibariyle etkilenebilir bir yapıdadır ve telkine açıktır. Bu durumuyla insan boş bir kabı andırır. Kalp ve beyni olumlu fikir ve hakikatlerle doldurulmazsa, onların yerini, ister istemez olumsuz ideolojiler, hurafe ve safsatalar alır.

    Belli bir dönemden sonra, sürekli ve yoğun telkinlerle, zavallı muhataplarının beyinlerini yıkaya yıkaya, nihayet onları materyalist ve ateist düşünce dışında hiçbir hakikati kabul edemeyecek, bir hâle sokarlar. Artık bu insanlar mantık ve muhakemelerini kaybederek robotlaşır.

    Basit bir hanenin dahi ustasız olamayacağı kesin bir gerçek iken, şu muhteşem kâinat sarayını, sahipsiz ve yaratansız kabul ederler. Bir harfin kâtipsiz olması muhal olduğu hâlde, her harfinde nihayetsiz hikmetler bulunan şu kainat kitabını katipsiz kabul ederler. Hem bütün bitkiler, hayvanlar ve insanları, hayatsız ve şuursuz ve iradesiz tabiatın yaptığına, yahut bunların kendi kendine meydana geldiğine inanırlar. Kendilerini gayesiz, vazifesiz, başıboş ve sahipsiz zannederler, korkunç bir dalalete düşerler.

    İnsanın kıymet ve mahiyetini elmas derecesinden kömür derecesine indiren, bütün insanî özellikleri silip süpürerek, onu hayvandan çok aşağı dereceye düşüren inkârcılığın iç yüzündeki çirkinliği ve imkânsızlığı göremezler. Hâlbuki kâinattaki büyük ve kuşatıcı hakikatler, küfür ve inkâr ile izah edilemez.

    Hem inkârın mahiyeti, yalan olmakla beraber, gerçeğin zıddını kabul etmektir. Mesela, Selimiye camisinin mimarını inkâr etmek, hakikatsiz bir safsata ve büyük bir yalandır. Evet, mükemmel plânı, harika estetiği, sanatlı yapılışı ile akılları hayrete düşüren böyle muhteşem bir eser, ortada iken, onun ustasını inkâr etmek en büyük bir safsata, en dehşetli bir zulüm ve en hakikatsiz bir hurafedir.

    Aynen bu örnek gibi, miyarlarca galaksileri içine alan şu muhteşem kâinat sarayının hâlık ve mâlikini, sahip ve mutasarrıfını inkâr etmek, bu örnekten hadsiz derecede çirkin bir yalan, müthiş bir hezeyan, korkunç bir safsatadır.



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet




  3. 30.Eylül.2011, 13:36
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;



    Evrimci olsun veya yaratılışçı olsun, kâinatın, güneşin ve diğer gezegenlerin teşekkülünü ve yapısını anlama konusunda bilim adamlarının genelde kullandıkları materyal ve metotlar birbirine benzerdir. Aralarındaki en büyük fark, bu varlığı kimin yaptığı konusundadır. Evrimci, bütün varlıkların tesadüfen ve başıboş olarak gayesiz ve hedefsiz olarak ortaya çıktığını ileri sürer. Bir Yaratıcıyı kabul edenler ise, her varlığın mutlaka belli bir gayeye göre ve planlı olarak Allah’ın ilim, irade ve kudretinin eseri olarak meydana geldiğini kabul eder.

    Bu açıklamalardan sonra, yukarıdaki soruya gelince, güneşin teşekkülü konusunda kimse hakiki hali bilemiyor ki, bu konuda ileriye sürülen görüşün doğru veya yanlışlığına hükmedilsin. Bugün elde edilen verilere göre güneşin teşekkülü ile ilgili bir takım yorumlar yapılacaktır. Gelecekte elde edilecek bazı verilerin ışığında günümüzde yapılan değerlendirmelerden vazgeçip yeni değerlendirme ve kabullerin ortaya çıkması da mümkündür.

    Eğer soruda, güneşin ortaya çıkışıyla ilgili Kur’an’ın görüşünün ne olduğu soruluyorsa, evvel emirde Kur’an bir Din kitabıdır ve asıl vazifesi, Allah’ı tanıtmak, insanın Allah’a, nefsine ve topluma karşı görevlerini bildirmek, ahret hakkında insanları bilgilendirmektir. Bunun yanında kısmen, kâinatın yaratılışı ile ilgili kısa bilgiler de vermektedir. Kur’an’da bu konu ile ilgili bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

    “Sonra duman halinde göğe yöneldi, ona ve yerküreye; 'isteyerek veya istemeyerek, gelin!' dedi, ikisi de 'isteyerek geldik’ dediler” (Fussilet, 11).

    İslâm dini, araştırma ve incelemeyi teşvik eder, âlimlerin çalışmalarını ibadetten sayar. İslâm’ın reddettiği ise, Allah’ın devreden çıkarılması, mevcudatın tesadüf ve sebeplere verilmesidir.

    İnsan yaratılış itibariyle etkilenebilir bir yapıdadır ve telkine açıktır. Bu durumuyla insan boş bir kabı andırır. Kalp ve beyni olumlu fikir ve hakikatlerle doldurulmazsa, onların yerini, ister istemez olumsuz ideolojiler, hurafe ve safsatalar alır.

    Belli bir dönemden sonra, sürekli ve yoğun telkinlerle, zavallı muhataplarının beyinlerini yıkaya yıkaya, nihayet onları materyalist ve ateist düşünce dışında hiçbir hakikati kabul edemeyecek, bir hâle sokarlar. Artık bu insanlar mantık ve muhakemelerini kaybederek robotlaşır.

    Basit bir hanenin dahi ustasız olamayacağı kesin bir gerçek iken, şu muhteşem kâinat sarayını, sahipsiz ve yaratansız kabul ederler. Bir harfin kâtipsiz olması muhal olduğu hâlde, her harfinde nihayetsiz hikmetler bulunan şu kainat kitabını katipsiz kabul ederler. Hem bütün bitkiler, hayvanlar ve insanları, hayatsız ve şuursuz ve iradesiz tabiatın yaptığına, yahut bunların kendi kendine meydana geldiğine inanırlar. Kendilerini gayesiz, vazifesiz, başıboş ve sahipsiz zannederler, korkunç bir dalalete düşerler.

    İnsanın kıymet ve mahiyetini elmas derecesinden kömür derecesine indiren, bütün insanî özellikleri silip süpürerek, onu hayvandan çok aşağı dereceye düşüren inkârcılığın iç yüzündeki çirkinliği ve imkânsızlığı göremezler. Hâlbuki kâinattaki büyük ve kuşatıcı hakikatler, küfür ve inkâr ile izah edilemez.

    Hem inkârın mahiyeti, yalan olmakla beraber, gerçeğin zıddını kabul etmektir. Mesela, Selimiye camisinin mimarını inkâr etmek, hakikatsiz bir safsata ve büyük bir yalandır. Evet, mükemmel plânı, harika estetiği, sanatlı yapılışı ile akılları hayrete düşüren böyle muhteşem bir eser, ortada iken, onun ustasını inkâr etmek en büyük bir safsata, en dehşetli bir zulüm ve en hakikatsiz bir hurafedir.

    Aynen bu örnek gibi, miyarlarca galaksileri içine alan şu muhteşem kâinat sarayının hâlık ve mâlikini, sahip ve mutasarrıfını inkâr etmek, bu örnekten hadsiz derecede çirkin bir yalan, müthiş bir hezeyan, korkunç bir safsatadır.



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet







+ Yorum Gönder