Konusunu Oylayın.: Sınırlı olan bir şeyi yaratmak için ille de sınırsız sıfatlar ve isimler mi gerekir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sınırlı olan bir şeyi yaratmak için ille de sınırsız sıfatlar ve isimler mi gerekir?
  1. 30.Eylül.2011, 13:26
    1
    Misafir

    Sınırlı olan bir şeyi yaratmak için ille de sınırsız sıfatlar ve isimler mi gerekir?






    Sınırlı olan bir şeyi yaratmak için ille de sınırsız sıfatlar ve isimler mi gerekir? Mumsema Sınırlı olan bir şeyi yaratmak için ille de sınırsız sıfatlar ve isimler mi gerekir? Allah'ın niçin sonsuz sıfat ve isimleri olması gerekir? Tatmin edici bir cevap yazar mısınız?


  2. 30.Eylül.2011, 13:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 30.Eylül.2011, 13:27
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Sınırlı olan bir şeyi yaratmak için ille de sınırsız sıfatlar ve isimler mi gerekir?




    Bu soru şuna benzer, “sen niçin erkeksin.. Sen niçin bayansın.. Senin niçin gözlerin var, niçin aklın var...” Yani Allah olduğu gibidir. Allah kâinatı yaratmadan önce de sonsuz sıfatlara sahipti, yarattıktan sonra da sonsuz sıfatlara sahiptir. Allah’ın varlığı ve taşıdığı sıfatlarının varlığı, herhangi bir illete/sebebe dayalı olarak ortaya çıkmış değildir. Çünkü hiç bir illet/sebep yokken Allah vardı. Allah ezelidir, ebedidir, sermedidir. Bütün sıfatları da sermedidir. Sermediyete (ezeli ve ebedi olma keyfiyetine) herhangi bir illiyet bağı olmaz.

    Sonsuz sıfatların ispatı, sadece bu kainatın hal ve durumuna bakmaz. Sıfatların sonsuzluğu aklen ve mantıken de sabittir.

    Örneğin, Allah’ın kudreti ya sonsuzdur, ya sonludur, aklen ve mantıken bunun ortası yoktur. Bu önerme akli ve mantıki bir önermedir. Zira sonlu olan bir kudret, aynı zamanda sonsuz olamayacağı gibi, sonsuz bir kudret de aynı zamanda sonlu olamaz. Şayet bir kudret, bir yerde durup orayı yapamayacağı anlaşılır ise, zaten onun sonsuz kudret olmadığı sabit olur.

    Mantıkta iki zıt bir arada olamaz hükmü, kati bir hükümdür. Öyle ise Allah ya sonsuzdur ya da sonludur. Sonlu olsa sonluları icat edemez, zira kendi de sonlu olduğu için, yaratmaya kadir değil, mahaldir yani kendi de yaratılmaya muhtaçtır.

    Şayet Allah sonlu ise, ona zaten ilah diyemeyiz. Zira ilah sonsuzluğu temsil eden zaruri bir hükümdür. En nihayetinde akıl ve mantık, sonsuz ve ezeli olan bir varlığı kabul etmek durumundadır. Zira mümkün, mümküne illet olamaz. Yani varlık sahasına çıkmamış bir şey, başka bir şeyin varlık sahasına çıkmasına yardımcı ve sebep olamaz. Demek ezelde var ve sabit olan ezeli ve sonsuz bir İlah bulunmak aklen zaruridir.

    Bilinen bir gerçektir ki, aklen ve mantıken zaruri olan bir varlık, levazımı ile sabit olur, yani İlah’ı ilah yapan ilahî ve ezelî sıfatlarıdır. İlahî sıfatların arizi hallere konu olması ise imkansızdır. Öyle ise Allah sonsuz kudret sahibidir ve yaratamayacağı hiçbir şey yoktur. Bu kainat olsa da olmasa da aklın ve mantığın kabul etmesi gerektiği zaruri bir hüküm ve önermedir.

    Bu konuyu şöyle de değerlendirebiliriz. Allah’ın sıfatlarının sonsuz olması ile evrenin bu şekilde yaratılması arasında bir bağlantı vardır. Fakat bu bağlantı, evrenin etkisiyle sıfatların şekillenmesi değil, sıfatların sonsuzluğuyla evrenin şekillenmesi arasında söz konusudur. Örneğin, evrenin bu harika nizamı, ancak sonsuz bir ilim, bir kudret ve bir hikmetle yapılabilir. Demek ki, kâinatın mevcut harika sanat yönüne, çeşit çeşit varlıkların birbirleriyle olan münasebetlerine, birbiriyle olan yardımlaşmalarına akl-ı selim ile bakan kimse, bunların ancak ilmi, kudreti, hikmeti, iradesi, görmesi sonsuz olan bir yaratıcının işi olduğunu kolaylıkla fark eder.

    Mesela, görmeyenin görme duyusunu, işitmeyenin işitme duyusunu, bilmeyenin ilmi, âciz olanın beşer üstü harika işlerdeki kudreti yaratması mümkün değildir.

    Yalnız şu noktaya bir daha dikkat etmeliyiz ki, soruda geçtiği üzere, bir ressam resim çizme kabiliyetinde olduğu için resmi yapabiliyor, yoksa resmi yapacağını düşündüğü için kendine resim yapmak için gereken fıtri donanımlarını, yani aklını, sanat kabiliyetini, gözünü, elini, gücünü, iradesini kendine kazandırmış değildir. Zaten bu donanımları olmasa resim yapmayı tasavvur etmesi bile mümkün değildir.

    Hiç şüphesiz, verdiğimiz bu resim misali, sadece bir mülahaza aracı olabilir, yoksa Allah hakkında benzer bir benzetme görevini yapmaktan çok uzaktır.

    Bir bardağa denizin yerleşmesi mümkün olmadığı gibi, sınırlı olan insan aklının da sonsuzu kavraması mümkün değildir. Şu var ki, insan sonsuzu anlamasa bile onun varlığını bilebilir. Bilmek, inanmak başka, anlamak daha başkadır.

    İnsan sonsuzu anlayamaz, ama sonsuza inanabilir... Bu da insanoğluna büyük bir ilahî lütuftur. Yoksa, bütün sıfatları sonsuz olan Rabbine nasıl iman edecekti?

    Bu vadide insanoğluna bir mukayese imkanı, bir fikir yürütme, istidlalde bulunma gücü verilmiş. O, bu güç sayesinde çok iyi bilir ki, bu alemde benim bir başlangıcım ve sonum olduğu gibi, her şeyin de yine bir ilk ve son noktası var.

    Başlangıcı olan her şey, bize şu iki hakikati birden ders verir:

    Beni yoktan yaratan bir zat var ve onun varlığı ezelidir. Aynı şekilde her son da bize ebedi bir zattan haber verir.

    Kendimize şu soruyu soralım: Senin anlayamadığın sadece sonsuzluk mu? Yer çekimini anlayabiliyor musun? Güneşin, gezegenlerini nasıl çekip çevirdiğini kavrayabiliyor musun? Ruhun, aklın, hayalin, hafızanın mahiyetlerini bilebiliyor musun? Elma ağacının içindeki o manevi fabrikayı izah edebilmiş misin? Yumurta nasıl oluyor da, uçan bir kuş oluyor? Nutfe dokuz ay sonra nasıl ağlıyor, görüyor, işitiyor? Bu alemde insanın göremedikleri gördüklerinden, anlayamadıkları anladıklarından, bilmedikleri bildiklerinden çok fazladır.

    İnsanın, bu fani eşyayı anlamış gibi, bekayı anlamaya kalkışması onu en azından yorar. En azından diyorum, çünkü bu gibi yersiz arayışların insanı sersem etme ve yoldan çıkarma ihtimali de vardır...

    İnsanın sonsuzu anlama gayreti iki ayrı sahada cereyan ediyor. Birisi, ilahi sıfatların sonsuzluğu, diğeri de ahiret hayatının sonsuzluğu... Bu ikisi arasında, gözden kaçmaması gereken önemli bir farklılık var. Ahiretteki sonsuzluktan söz edildiğinde, zihinlerde hemen zaman ve müddet kavramları canlanır. Sonu gelmeyen, tükenmeyen, fani olmayan, arızalanmayan bir hayat... Burada verilen hayatın geri alınmaması, baki kılınması söz konusudur. Bunu aklın almaması için bir sebep olmasa gerek..

    Allah ın sıfatlarının sonsuzluğuna gelince:

    Onun kudreti sonsuzdur, demek, “ne kadar alem yaratırsa yaratsın kudretinde bir noksanlık olmaz” demektir. İlminin sonsuzluğu, onun cehilden münezzeh olduğu manasınadır. Diğer sıfatlar da aynı şekilde, aynı mantık içerisinde değerlendirilmelidir.

    “Ezeli olan elbette ebedidir.” hakikati, Cenab-ı Hakk'ın zatı için de geçerlidir, sıfatları için de... Yani, onun bütün sıfatları sonsuzdur, ebedidir. Zira, hiçbiri sonradan var olmuş değildir; hepsi ezelidir.



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet




  4. 30.Eylül.2011, 13:27
    2
    Editör



    Bu soru şuna benzer, “sen niçin erkeksin.. Sen niçin bayansın.. Senin niçin gözlerin var, niçin aklın var...” Yani Allah olduğu gibidir. Allah kâinatı yaratmadan önce de sonsuz sıfatlara sahipti, yarattıktan sonra da sonsuz sıfatlara sahiptir. Allah’ın varlığı ve taşıdığı sıfatlarının varlığı, herhangi bir illete/sebebe dayalı olarak ortaya çıkmış değildir. Çünkü hiç bir illet/sebep yokken Allah vardı. Allah ezelidir, ebedidir, sermedidir. Bütün sıfatları da sermedidir. Sermediyete (ezeli ve ebedi olma keyfiyetine) herhangi bir illiyet bağı olmaz.

    Sonsuz sıfatların ispatı, sadece bu kainatın hal ve durumuna bakmaz. Sıfatların sonsuzluğu aklen ve mantıken de sabittir.

    Örneğin, Allah’ın kudreti ya sonsuzdur, ya sonludur, aklen ve mantıken bunun ortası yoktur. Bu önerme akli ve mantıki bir önermedir. Zira sonlu olan bir kudret, aynı zamanda sonsuz olamayacağı gibi, sonsuz bir kudret de aynı zamanda sonlu olamaz. Şayet bir kudret, bir yerde durup orayı yapamayacağı anlaşılır ise, zaten onun sonsuz kudret olmadığı sabit olur.

    Mantıkta iki zıt bir arada olamaz hükmü, kati bir hükümdür. Öyle ise Allah ya sonsuzdur ya da sonludur. Sonlu olsa sonluları icat edemez, zira kendi de sonlu olduğu için, yaratmaya kadir değil, mahaldir yani kendi de yaratılmaya muhtaçtır.

    Şayet Allah sonlu ise, ona zaten ilah diyemeyiz. Zira ilah sonsuzluğu temsil eden zaruri bir hükümdür. En nihayetinde akıl ve mantık, sonsuz ve ezeli olan bir varlığı kabul etmek durumundadır. Zira mümkün, mümküne illet olamaz. Yani varlık sahasına çıkmamış bir şey, başka bir şeyin varlık sahasına çıkmasına yardımcı ve sebep olamaz. Demek ezelde var ve sabit olan ezeli ve sonsuz bir İlah bulunmak aklen zaruridir.

    Bilinen bir gerçektir ki, aklen ve mantıken zaruri olan bir varlık, levazımı ile sabit olur, yani İlah’ı ilah yapan ilahî ve ezelî sıfatlarıdır. İlahî sıfatların arizi hallere konu olması ise imkansızdır. Öyle ise Allah sonsuz kudret sahibidir ve yaratamayacağı hiçbir şey yoktur. Bu kainat olsa da olmasa da aklın ve mantığın kabul etmesi gerektiği zaruri bir hüküm ve önermedir.

    Bu konuyu şöyle de değerlendirebiliriz. Allah’ın sıfatlarının sonsuz olması ile evrenin bu şekilde yaratılması arasında bir bağlantı vardır. Fakat bu bağlantı, evrenin etkisiyle sıfatların şekillenmesi değil, sıfatların sonsuzluğuyla evrenin şekillenmesi arasında söz konusudur. Örneğin, evrenin bu harika nizamı, ancak sonsuz bir ilim, bir kudret ve bir hikmetle yapılabilir. Demek ki, kâinatın mevcut harika sanat yönüne, çeşit çeşit varlıkların birbirleriyle olan münasebetlerine, birbiriyle olan yardımlaşmalarına akl-ı selim ile bakan kimse, bunların ancak ilmi, kudreti, hikmeti, iradesi, görmesi sonsuz olan bir yaratıcının işi olduğunu kolaylıkla fark eder.

    Mesela, görmeyenin görme duyusunu, işitmeyenin işitme duyusunu, bilmeyenin ilmi, âciz olanın beşer üstü harika işlerdeki kudreti yaratması mümkün değildir.

    Yalnız şu noktaya bir daha dikkat etmeliyiz ki, soruda geçtiği üzere, bir ressam resim çizme kabiliyetinde olduğu için resmi yapabiliyor, yoksa resmi yapacağını düşündüğü için kendine resim yapmak için gereken fıtri donanımlarını, yani aklını, sanat kabiliyetini, gözünü, elini, gücünü, iradesini kendine kazandırmış değildir. Zaten bu donanımları olmasa resim yapmayı tasavvur etmesi bile mümkün değildir.

    Hiç şüphesiz, verdiğimiz bu resim misali, sadece bir mülahaza aracı olabilir, yoksa Allah hakkında benzer bir benzetme görevini yapmaktan çok uzaktır.

    Bir bardağa denizin yerleşmesi mümkün olmadığı gibi, sınırlı olan insan aklının da sonsuzu kavraması mümkün değildir. Şu var ki, insan sonsuzu anlamasa bile onun varlığını bilebilir. Bilmek, inanmak başka, anlamak daha başkadır.

    İnsan sonsuzu anlayamaz, ama sonsuza inanabilir... Bu da insanoğluna büyük bir ilahî lütuftur. Yoksa, bütün sıfatları sonsuz olan Rabbine nasıl iman edecekti?

    Bu vadide insanoğluna bir mukayese imkanı, bir fikir yürütme, istidlalde bulunma gücü verilmiş. O, bu güç sayesinde çok iyi bilir ki, bu alemde benim bir başlangıcım ve sonum olduğu gibi, her şeyin de yine bir ilk ve son noktası var.

    Başlangıcı olan her şey, bize şu iki hakikati birden ders verir:

    Beni yoktan yaratan bir zat var ve onun varlığı ezelidir. Aynı şekilde her son da bize ebedi bir zattan haber verir.

    Kendimize şu soruyu soralım: Senin anlayamadığın sadece sonsuzluk mu? Yer çekimini anlayabiliyor musun? Güneşin, gezegenlerini nasıl çekip çevirdiğini kavrayabiliyor musun? Ruhun, aklın, hayalin, hafızanın mahiyetlerini bilebiliyor musun? Elma ağacının içindeki o manevi fabrikayı izah edebilmiş misin? Yumurta nasıl oluyor da, uçan bir kuş oluyor? Nutfe dokuz ay sonra nasıl ağlıyor, görüyor, işitiyor? Bu alemde insanın göremedikleri gördüklerinden, anlayamadıkları anladıklarından, bilmedikleri bildiklerinden çok fazladır.

    İnsanın, bu fani eşyayı anlamış gibi, bekayı anlamaya kalkışması onu en azından yorar. En azından diyorum, çünkü bu gibi yersiz arayışların insanı sersem etme ve yoldan çıkarma ihtimali de vardır...

    İnsanın sonsuzu anlama gayreti iki ayrı sahada cereyan ediyor. Birisi, ilahi sıfatların sonsuzluğu, diğeri de ahiret hayatının sonsuzluğu... Bu ikisi arasında, gözden kaçmaması gereken önemli bir farklılık var. Ahiretteki sonsuzluktan söz edildiğinde, zihinlerde hemen zaman ve müddet kavramları canlanır. Sonu gelmeyen, tükenmeyen, fani olmayan, arızalanmayan bir hayat... Burada verilen hayatın geri alınmaması, baki kılınması söz konusudur. Bunu aklın almaması için bir sebep olmasa gerek..

    Allah ın sıfatlarının sonsuzluğuna gelince:

    Onun kudreti sonsuzdur, demek, “ne kadar alem yaratırsa yaratsın kudretinde bir noksanlık olmaz” demektir. İlminin sonsuzluğu, onun cehilden münezzeh olduğu manasınadır. Diğer sıfatlar da aynı şekilde, aynı mantık içerisinde değerlendirilmelidir.

    “Ezeli olan elbette ebedidir.” hakikati, Cenab-ı Hakk'ın zatı için de geçerlidir, sıfatları için de... Yani, onun bütün sıfatları sonsuzdur, ebedidir. Zira, hiçbiri sonradan var olmuş değildir; hepsi ezelidir.



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet







+ Yorum Gönder