Konusunu Oylayın.: Hac ile ilgili hadisler ve manaları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hac ile ilgili hadisler ve manaları
  1. 27.Eylül.2011, 14:13
    1
    Misafir

    Hac ile ilgili hadisler ve manaları






    Hac ile ilgili hadisler ve manaları Mumsema hac ile ilgili hadislerin manalarıyle birlikte yayımlanmasını istiyorum. şu an burada bulunan hadisler çok güzel ama hacla alakalı pek bulamadım. teşekkürler...


  2. 27.Eylül.2011, 14:13
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    hac ile ilgili hadislerin manalarıyle birlikte yayımlanmasını istiyorum. şu an burada bulunan hadisler çok güzel ama hacla alakalı pek bulamadım. teşekkürler...


    Benzer Konular

    - Arabi harfler ve manaları

    - Kandiller ve manaları

    - Namaz süreleri ve manaları

    - Sahabe isimleri ve manaları

    - Dua ve manaları

  3. 27.Eylül.2011, 15:38
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: hac ile ilgili hadisler ve manaları






    Mîkâtlar

    Kasım İbnu Muhammed anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh) Mekkelilere şöyle hitabetti: “Ey Mekkeliler! İnsanların durumu ne, onlar saçları tozlu ve keçeleşmiş vaziyette gelirken sizler yağlanıyorsu-nuz? (Zilhicce) hilâlini gö-rünce siz de telbiyede bulunun.” [Muvatta, Hacc 49, (1, 339)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Şu iki memleket (Basra ve Kûfe) fethedildiği zaman Ömer’e geldiler, dediler ki:

    “Ey Mü’minlerin Emiri! Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ne-cidliler için Karn’ı (mîkât olarak) tesbit etmişti. Orası bizim yolumuza sapa düşer, Karn’a gitmek istesek, bize zor gelir!”

    O, “Öyleyse onun kendi yolunuzdaki hizasına bakın” dedi ve onlar için Zât-ı Irk’ı tesbit etti. [Buharî, Hacc 13]

    İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Doğulular için Akîk’i mîkât kıldı.” [Ebu Dâvud, Me-nâsik 9, (1740); Tirmizî, Hacc 17, (832)]

    İmam Mâlik: “Bana ulaştığına göre, Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) Ci’râne’de umre için ihrâma girdi.” de-miştir. [Muvatta, Hacc 27, (1, 331); Ebu Dâvud, Hacc 81, (1996); Tir-mizî, Hacc 96, (935); Nesâî, Hacc 104, (5, 199)]

    İHRAM VE HARAMLARI

    İbnu ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm)’ muhrimin giyeceği şeylerden sorulmuştu şu cevabı verdi: “Muhrim ne ka-mîs (gömlek), ne sarık, ne bürnus[1], ne şalvar ne de vers[2] veya zaferân bulaşmış bir giysi taşır. Aya-ğında huff (topukları kapatan ve üzerine meshedilmesi caiz olan çizme, bot, mest vs.) yoktur. Ancak naleyn (ayakkabı) bulamazsa, mestlerin topuktan aşağı kısmını kesmelidir.”

    Buharî’de şu ziyade var: “İhramlı kadın yüzünü örtmez, eldiven de giy-mez.” [Buharî, Hacc 21, Cezâu’s-Sayd 13, 15, İlm 53, Sâlât 9; Müslim, Hacc 1, (1177); Muvatta, Hacc 8, (1, 324-328); Tirmizî, Hacc 18, (833); Ebu Dâvud, Menâ-sik 32, (1824, 1825, 1826); Nesâî, Hacc 28, (5, 129)]

    Yine İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’den rivayete göre demiştir ki: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) kadınları ihrama girdikleri vakit eldiven kul-lanmaktan, yüzlerini örtmekten ve vers ve za’ferân değmiş elbise giymek-ten yasak-ladı ve: “Bunlardan gayrı, hoşuna giden elbise çeşitlerinden safranla boyanmış veya ipekli veya zinet veya şalvar veya kamîs veya mest giysin.” dedi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 32, (1827)]

    Nâfi, Hz. Ömer’in azadlısı Eslem’in , İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’e şöyle dediğini işitmiştir: “Ömer (radıyallahu anh), Hz. Talha (radıyallahu anh) ih-ramlı iken üzerinde boyalı bir giysi görmüştü.

    “(Ey Talha) bu boyalı giysi de ne?” diye sordu. (Talha cevaben):

    “Ey Mü’minlerin emiri, bu kızıl toprakla boyanmıştır!” dedi. Ömer (radıyallahu anh):

    “Ey millet, sizler halkın imanlarısınız, halk sizlere uymaktadır. Eğer câhil biri bu elbiseyi görse: “Talha İbnu Ubeydillah, ihramda bo-yalı elbise giymiş.” diyecek. Ey millet, bu boyalı elbiselerden hiçbirini giymeyin!” [Muvatta, Hacc 10, (1, 326)]

    Urve anlatıyor: “Esma Bintu Ebî Bekr (radıyallahu an-hümâ), ihramlı ol-duğu halde, sarı renkli elbiseler giyerdi. Ancak bunlarda zâ’ferân olmazdı.” [Muvatta, Hacc 11, (1, 326)]

    Ya’lâ İbnu Umeyye (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Ci’irrâne’de iken, sakalını ve saçlarını sarıya boyanmış, sırtında da zâ’fe-rân lekeleri bu-lunan bir cübbeyelumre için ihrama girmiş bir adam geldi.

    “Ey Allah’ın Resûlü dedi, şu gördüğün gibi umre için ih-rama gir-dim!”

    Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm):

    “Şu cübbeyi çıkar, sarı boyayı da yıka!” diye emretti.” [Buharî, Umre 10, Ce-zâu’s-Sayd 16, 17, Megâzî 56, Fedâilu’l-Kur’an 2; Müslim, Hacc 6, (1180); Mu-vatta, Hacc 18, (1, 328-329); Tirmizî, Hacc 20, (835, 836); Ebu Dâvud, Menâsik 31, (1819-1822); Nesâî, Hacc 43, (5, 142-143)]

    Bu metin, Sahiheyn’deki metindir. Ebu Dâvud’un rivayetinde şu ziyade mev-cuttur: “Umre’de iken, hacc’da yaptığını yap.”

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’in: “İhramlının mıntaka (kemer) takma-sını mekruh addettiği” rivayet edilmiştir.” [Muvatta, Hacc 12, (1, 326)]

    Kasım İbnu Muhammed anlatıyor: “Bana, el-Ferâfisa İbnu Umayr el-Hanefi haber verdi ki, O, Hz. Osman (radıyallahu anh)’ı, ihramlı iken yüzünü örter görmüş.” [Muvatta, Hacc 13, (1, 327)]

    Nafî anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “İhramlı kimse, başın çeneden yukarısını örtmez.” [Muvatta, Hacc 13, (1. 327)]

    Hz. Aişe (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Biz (kadınlar) ihramlı ola-rak Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’la beraber iken, binekliler bize uğrardı. Onlar tam hizamıza gelince, herbirimiz cilba-bını başından yüzünün üzerine sarkıtıverirdi. Bizi geçtiler mi tekrar kaldırırdık.” [Ebu Dâvud, Menâsik 34, (1833)]

    Fâtıma Bintü’l-Münzir anlatıyor: “Biz, bir kısım kadınlar, ihramlı iken, yanımızda Esmâ Bintu Ebî Bekr (radıyallahu anhümâ) olduğu halde, yüz-lerimizi ör-tüyorduk.” [Muvatta, Hacc 16, (1, 328)]

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) hem ihrama girdiği zaman, hem de ihramdan çıktığı zaman Kâ’be’yi tavaftan önce hıll’i için, içinde misk bulunan kokuyu şu iki elimle sürdüm.” [Buharî, Hacc 18, 143, Libâs 73, 89, 91; Müslim, Hacc 31, 33, (1189); Muvatta, Hacc 17, (1, 328); Tirmizî, Hacc 77, (917); Ebu Dâvud, Menâ-sik 11, (1746); Nesâî, Hacc 41, (5. 136-141)]

    Bir rivayette şu ibare de var: “…Veda haccında zerîre denilen koku ile …”[3]

    Bir başka rivayette: “… ihrama girmezden önce, sonra ihrama gi-rerdi …”

    Bir diğer rivayette: “… bulabildiğim kokunun en iyisi ile başında ve saka-lında koku maddesinin parıltısını görünceye kadar (sürerdim).”

    Bir diğer rivayette: “… Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ih-ramlı iken (sürülen) koku maddesinin saç ayrımlarındaki parlaklı-ğına (şu anda) bakıyor gibi-yim.”

    Bir rivayette şu ziyade var: “İbnü Ömer (radıyallahu anhümâ) zeytinyağıyla yağ-lanırdı. Bunu İbrahim (Nehâî)’ye zikretmiştim, bana: “Pekala, şu rivayeti ne yapa-caksın: “Esved, Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’den onun şöyle söylediğini ri-vayet etti: “… (Sürülen koku maddesinin saç ayrımlarındaki parlaklığına bakı-yor gibiyim.”

    Bir rivayette de şu ziyade var: “… Bu, ihramının kokusu idi.”

    Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: “İbn Ömer’e koku sürünüp ihrama giren kimse hakkında soruldu. Şu cevabı verdi: “Ben koku neşreden ihramlı olmayı sevmem. Katrana bu-lanmam bunu yapmaktan daha iyidir. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye, İbnu Ömer’in, bu sözü haber verilince: “Ben, Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’a ihrama (gireceği) sırada koku sür-düm. Bu halde hanımlarına uğradı. Sonra da ihrama girdi, koku neşredi-yordu.” dedi. [Buharî, Gusl 14; Müslim, Hacc 47, (1192); Nesâî, Hacc 42, (5, 139), Gusl 13, (1, 203)]

    Nesâî’nin kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denir: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm), ihrama girmeyi arzu ettiği za-man bulabildiği en güzel yağla yağlanırdı. Öyle ki, yağın parlaklığını başında ve sakalında görürdüm.” (Râvi Hz. Aişe’dir) [Nesâî, Hacc 42, (5, 139-140)]

    Nesâî’nin Hz. Aişe’den bir başka rivayeti şöyledir: “Ben O’na ihrama gire-ceği zaman ihramı için, Akabe’yi taşlamasından sonra ve Beytullah’ı tavafından önce hıll’i (ihramsız hâli) için koku sürdüm.” [Nesâî, Hacc 41, (5, 137)]

    Bir diğer rivayet şöyledir: “Sizin kokunuza benzemeyen bir kokutur.” Yani kokusu uzun müddet kalmaz.” demektir.” [Nesâî, Hacc 41, (5, 137)]

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Biz Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) ile Mekke-’ye doğru yola çıkardık. İhram sıra-sında alınlarımıza sükk kokusun-dan sürer-dik. Birimiz terlese yüzüne akardı. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) onu görür, bize yasakla-mazdı.” [Ebu Dâvud, Menâsik 32, (1830)]

    Salt b. Zübeyd, ailesinin birçok ferdin-den şunu nakletmiştir: “Hz. Ömer (radıyallahu anh) Şe-cerede iken, güzel bir koku hissetti. “Bu kimden?” diye sordu. Kesîr İbnu’s-Salt:

    “Bendendir, saçımı dondurdum ve traş ol-mamaya karar verdim.” dedi.

    Hz. Ömer, “Su birikintilerinden birine git, koku gidinceye kadar başını ovuştur!” dedi. O da öyle yaptı.” [Muvatta, Hacc 20, (1, 329)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’den anlatıldığına göre: “İhramlı iken Cuhfe’de ölen oğlu Vâkid’i kefenledi, başını ve yüzünü örttü ve şöyle dedi: “İhramlı olmasaydık, ona güzel koku sü-rerdik.” [Muvatta, Hacc 14, (1, 327)]

    Bu hadiste, İmam-ı Azam, İmam Malik ve Evzâî Sahiheyn’de kaydedilen bir İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) rivayetine cevap bulurlar: “İhramlı bir kimseyi, devesi sırtından atarak ölümüne se-bep olmuştu. Durum Resûlullah’a intikal ettiri-lince:

    “Onu yıkayın, kefenleyin, sakın başını örtmeyin ve koku da yak-laştırma-yın. Zira o, (kıyamet günü) telbiye getirerek dirilecektir.” bu-yurdu.”

    Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) ihram giyerek Mekke’ye doğru yola çıkınca, güzel bir kokusu olmayan yağla yağlanırdı. Sonra Zülhuleyfe mescidine gelir, na-maz kılar, sonra binerdi. Devesi onu kaldırınca ihrama girer, şöyle derdi: “Ben Resûlullah’ın böyle yaptığını gördüm.” [Buharî, Hacc 28; Mu-vatta, Hacc 32, (1, 333).]

    Tirmizî’nin bir rivayetinde şöyle denir: “O koku katılma-mış bir yağla yağ-lanırdı.” [Tirmizî, Hacc 114, (962); İbnu Mâce, Menâsik 88, (3083)]

    Abdullah İbnu Huneyn anlatıyor: “İbnu Abbâs ile Misver İbnu Mah-reme (radıyallahu anhümâ) Ebvâ’da ihtilaf ettiler. İbnu Abbas: “Muhrim başını yıkar.” dedi, Misver ise: “Hayır, yıkayamaz!” dedi. İbnu Abbas, beni Ebu Eyyûb el-Ensâri (radıyallahu anh)’a gön-derdi. Onu iki direk arasına gerilmiş bir perde gerisinde yı-kanı-yor buldum. Selam verdim, “Kim o?” dedi.

    “Abdullah İbnu Huneyn, dedim. Beni sana İbnu Abbas gönderdi. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın ih-ramlı iken başını nasıl yıkadığını soru-yor.”

    Ebû Eyyûb (radıyallahu anh) elini perdenin üzerine koyup aşağı doğru bastı ve başı gö-ründü. Üzerine su döken kişiye: “Dök!” dedi. O da başına döktü. Başını iki eliyle oynattı, onları öne ve geriye getirdi ve şöyle dedi: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ı böyle yapar gördüm.” [Buharî, Cezâu’s-Sayd 14; Müslim, Hacc 91, (1205); Muvatta, Hacc 4, (1, 323); Ebu Dâvud, Menâsik 38, (1840); Nesâî, Hacc 27, (5, 128-129); İbnu Mâce, Menâsik 22, (2934)]

    Muvatta dışındaki rivayetlerde şu ziyade mevcuttur: “Misver, İbnu Abba-s’a şunu söyledi: “Seninle bir daha münakaşa etmiyeceğim (ne dersen kabu-lüm).”

    Hârice İbnu Zeyd, babası Zeyd (radıyallahu anh)’den nakle-diyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ihrama girmek için so-yundu ve yıkandı.” [Tirmizî, Hacc 16, (830)]

    Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) ihrama girmezden önce ihram için, Mekke’ye girmek için, Arafat’ta vakfe için yıkanırdı.” [Muvatta, Hacc 3, (1, 322); Buharî, Hacc 38]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) yıkama ile saçlarını nizama soktu.” [Ebu Dâvud, Menâsik 12, (1747, 1748); Nesâî, Hacc 40, (5, 136); Buharî, Hacc 19; Müslim, 21, (1184); İbnu Mâce, Menâsik 72, (3047)]

    İbn Abas radiyellahu anh Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ihramlı iken hacamat olduğunu rivayet etmitir.

    Buhârî şu ilavede bulundu: Oruçlu iken hacamat oldu.

    Buharînin bir diğer rivayetinde “ İhramlı iken başındaki bir sancıdan dolayı ha-camat oldu.” ifadesi vardır.

    Bir diğer rivayette de “ Yarım baş ağrısından dolayı Mekke yolunda Lahyu cemel denen bir su başında başının ortasından hacamat oldu. [ Buhari, Cezaus’s-Sayd 11, T1b 12,15; Müslim, Hacc 88, (1203); Ebû Davud, Menasik 36,1835-1836); Tirmizî Hac 22,(839); Nesâî, Hacc 92, (5, 193); İbnu Mâce, Menπasik 87, (3081).] Metin Sahiheynindir.

    Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) ihramlı iken ayağının sırtından çektiği bir ağrı sebebiyle hacamat oldu.” [Ebu Dâvud, Menâsik 36, (1837); Nesâî, Hacc 94, (5, 194)]

    Nesâî’nin rivayetinde “… maruz kaldığı incinme sebebiyle (ayağının sırtın-dan hacamat oldu)” denmiştir.

    Nübeyh İbnu Vehb anlatıyor: “Ömer İbnu Ubeydillah İbni Ma’mer, ihramlı iken gözünden hastalandı. Bunun üzerine gözlerine sürme çekmek istedi. Ancak Ebân İbnu Osman onu bundan men etti ve gözle-rine sabır basmasını tavsiye etti. İlave-ten: Hz. Osman (radıyallahu anh)’ın Re-sûlullah’ın böyle yaptığını ri-vayet etti-ğini söyledi.” [Müslim, Hacc 98, (1204); Ebu Dâvud, Menâsik 37, (1838); Tirmizî, Hacc 106, (952); Nesâî, Hacc 45, (5, 143)]

    Ebu Dâvud’un rivayetinde şu ziyade var: “Ebân hacc emiri idi.”

    Sabır güzel koku olarak kullanılmayan bir ilaçtır.

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ihramlı iken Meymûne ile evlendi.” [Buharî, Cezâu’s-Sayd 12, Megâzi 43, Nikâh 30; Müslim, Nikah 46, (1410); Ebu Dâvud, Menâsik 39, (1844, 1845); Tirmizî, Hacc 24, (842); Nesâî, Hacc 90, (1, 91, 192)]

    Buharî’nin bir rivayetinde şu ziyade var: “Umretü’l-Kazâ sıra-sındayadı. Gerdeğe ihramsız girmişti. Meymûne Serif’te vefat etti.”

    Ebu Dâvud der ki: İbnu Müseyyeb demiştir ki: “İhramlı iken Re-sûlullah’ın Meymûne ile evlenmesi meselesinde İbnu Abbas vehme düşmüştür.”

    Nesâî’ye ait bir başka rivayette: “İhramlı iken Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) evlendi.” denir. Meymûne ile evlendiği zik-redilmez.

    Meymûne (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Her ikimiz de Se-rif’te ih-ramsız iken, Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) benimle ev-lendi.” [Müslim, Nikah 48, (1411); Ebu Dâvud, Menâsik 39, (1843); Tirmizî, Hacc 24, (845)] Bu me-tin Ebu Dâvud’dakidir.

    Müslim’de şöyle denmiştir: “Kendisi ihramsız olduğu halde O’-nunla (Meymûne) evlendi, Râvi -ki Yezîd İbnu’l-Esamm’dır- der ki: “Meymûne hem be-nim teyzemdi, hem de İbnu Abbas’ın teyzesi idi.”

    Tirmizî’de şu ziyade vardır: “Meymûne (radıyallahu anhâ) ile gerdek yaptı-ğında ihramsız idi. Meymûne Serif’te öldü. Onu, Resû-lullah’ın kendisyle ger-dek yaptığı çadırda defnettik.”

    Hz. Osman (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) buyurdular ki: “İhramlı ne evlenir, ne ev-lendirir, ne de evlenme teklifinde bu-lunur.” [Müslim, Nikah 41, (1409); Muvatta, Hacc 70, (1, 348, 349); Ebu Dâvud, Menâsik 37, (1841); Tirmizî, Hacc 23, (840); Nesâî, Hacc 91, (5, 192)]

    Ebu Katâde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hudeybiye sulhu yapıldığı sene, bir gün Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın asha-bından bir grupla bir-likte, Mekke yolu üzerinde bir yerde oturuyor-dum. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm), bizden ileride (konaklamış) idi. Ben hariç herkes ihramlıydı. Halk vahşi bir eşek gördü, ben o sırada meşguldüm, ayakkabımı tamir ediyordum. Gör-düklerinden beni haberdar etmediler, onu kendiliğimden görmüş olmamı istiyorlardı. Bir ara aralarında bir gü-lüşme oldu. Birden etra-fıma bakındım (ve bu esnada) hayvanı gördüm. Hemen (Cerâde adındaki) atıma gidip eğerledim ve bindim. (Acelemden) kamçıyı ve mız-rağı unutmuştum. “Kamçı ve mızra-ğımı bana verin!” diye ses-lendim.

    “Hayır, dediler, vallahi bu işte sana yardımcı olmak istemeyiz.” Öfkelen-dim. İnip onları aldım. Tekrar binip, eşeğe doğru hızla git-tim, (yetişip) avla-dım. Beraberimde getirdim, ölmüştü. Arkadaşlarım etinden yediler. Ancak sonradan ih-ramlı iken yeyip yememe husu-sunda şekke düşüp (yediklerine pişman oldular). Yürüdük, ben bir parça ayırdım. Resûlullah’a kavuşunca, bu meseleyi sorduk.

    “Beraberinizde bir şeyler kaldı mı?” dedi. Ben: “Evet!” diyerek parçayı uzat-tım. İhramlı olduğu halde, ondan yedi. Ve şöyle dedi.:

    “Bu bir taamdır. Onu Allah size ikram etmiştir!” [Buharî, Cezâu’s-Sayd 2, 3, 4, 5, Hibe 3, Cihad 46, 88, Megâzi 35, Et’ime 19, Zebâih 10, 11; Müslim, Hacc 56, (1196); Muvatta, Hacc 76, (1, 350); Tirmizî, Hacc 25, (847); Ebu Dâvud, Menâsik 41, (1852); Nesâî, Hacc 78, (5, 182); İbnu Mâce, Menâsik 93, (3093)]

    Bir rivayette şu ilave vardır: “O helaldir, yiyin.”

    Bir diğer rivayette: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) onlara “Sizden biri ona saldırmasını emretmedi, veya gösterdi mi?” dedi. Onlar: “Hayır!” deyince, “Öyleyse yiyin!” buyurdu.”

    Bir başkasında“ Gösterdiniz veya yardım etti-niz ya da yolunu çevirdiniz mi” (diye sordu).”

    Sa’b İbnu Cessâme (radıyallahu anh)’nin anlattığına göre, kendisi, Re-sûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’a, Ebvâ veya Veddân’da (canlı) yaban eşeği hediye etmişti ama o geri vermişti. Yüzünün döküldüğünü görünce: “Sadece ihramlı lodu-ğumuz için geri verdik” demişti. [Buharî, Ce-zâu’s-Sayd 6, Hibe 5, 17; Müslim, Hacc 50, (1193); Muvatta, Hacc 83, (1, 353); Tirmizî, Hacc 26, (849); Nesâî, Hacc 79, (5, 183-185); İbnu Mâce, Menâsik 92, (3090)]

    Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) buyurdu ki: “Siz ihramlı iken, bizzat av-lamamış iseniz veya sizin için avlanmamış ise kara avı size helaldir.” [Ebu Dâvud, Menâsik 41, (1851); Tirmizî, Hacc 25, (846); Nesâî, Hacc 81, (5, 187)]

    Abdullah İbnu Âmir İbni Rebi’a anlatıyor: “Hz. Osman (radıyallahu anh)’a Arc’ta iken bir av eti getirildi. Arkadaşlarına:

    “Yiyiniz!” dedi. Onlar:

    “Sen yemiyor musun?” diye sordular.

    “Ben, dedi sizin durumunuzda değilim, bu hayvan benim için avlandı.” [Muvatta, Hacc 84, (1, 354)]

    Urve merhum anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye:

    “Bir av hayvanı benim için avlanmamışsa bu bana helal mi, ha-ram mı?” diye sormuştum, şu cevabı verdi:

    “Ey kızkardeşimin oğlu, o (ihram müddeti) on gündür. İçinde bir seğrime his-sedersen bırakıver (yeme).” [Muvatta, Hacc 85, (1, 354)]

    el-Behzî (radıyallahu anh) -ki ismi Zeyd İbnu Ka’b’dır- anla-tıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Mekke’ye gitmek düşün-cesiyle ihramlı olarak (Medine’den) çıktı. Rahvâ nam mevkiye va-rınca orada kesilmiş bir vahşi eşekle kar-şılaştılar. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’a bundan bahse-dildi:

    “Bırakın onu, dedi, sahibi hemen gelebilir!”

    Derken hayvanın sahibi Behzî geldi ve Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm)’ı bu-larak:

    “Ey Allah’ın Resûlü, bu eşeği (size bıraktım) dilediğiniz gibi ta-sarruf edin!” dedi. Resûlullah derhal Hz. Ebu Bekr’e emrederek, “Yol arkadaşları arasında taksim etme-sini” söyledi.

    Sonra yola devam edip İsâye nâm yere geldi. Burası Ruveyse ile Arc ara-sında bir yer idi. Sıcak bir gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan vardı. -Ravi der ki- Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) bir şahsa, herkes geçinceye kadar orada bekleyip kimseye hayvanı rahat-sız ettirmemesini emretti.” [Muvatta, Hacc 79, (1, 351); Nesâî, Hacc 78, (5, 182, 183), Sayd 32, (7, 205)]

    Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz, hacc veya umre için Hz. Peygamber (aleyhisselâtu vesselâm)’le birlikte yola çıkmıştık. Yol esnasında bir çe-kirge sürüsüne rastladık. Kamçı ve yaylarımızla vurmaya başladık. Resû-lullah (aleyhisselâtu vesselâm): “Bunu yeyin, zira o deniz avından (sayılır)” dedi.” [Ebu Dâvud, Me-nâsik 42, (1854); Tirmizî, Hacc 27, (850)]

    Esmâ Bintu Ümeys (radıyallahu anhâ) Muhammed’i Bey-dâ-’da doğur-du-ğunu söylemiş, önceki hadisteki durumu aynen zik-ret-miştir.” [Muvatta, Hacc 1, (1, 322); Nesâî, Hacc 26, (5, 127)]




  4. 27.Eylül.2011, 15:38
    2
    Silent and lonely rains





    Mîkâtlar

    Kasım İbnu Muhammed anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh) Mekkelilere şöyle hitabetti: “Ey Mekkeliler! İnsanların durumu ne, onlar saçları tozlu ve keçeleşmiş vaziyette gelirken sizler yağlanıyorsu-nuz? (Zilhicce) hilâlini gö-rünce siz de telbiyede bulunun.” [Muvatta, Hacc 49, (1, 339)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Şu iki memleket (Basra ve Kûfe) fethedildiği zaman Ömer’e geldiler, dediler ki:

    “Ey Mü’minlerin Emiri! Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ne-cidliler için Karn’ı (mîkât olarak) tesbit etmişti. Orası bizim yolumuza sapa düşer, Karn’a gitmek istesek, bize zor gelir!”

    O, “Öyleyse onun kendi yolunuzdaki hizasına bakın” dedi ve onlar için Zât-ı Irk’ı tesbit etti. [Buharî, Hacc 13]

    İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Doğulular için Akîk’i mîkât kıldı.” [Ebu Dâvud, Me-nâsik 9, (1740); Tirmizî, Hacc 17, (832)]

    İmam Mâlik: “Bana ulaştığına göre, Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) Ci’râne’de umre için ihrâma girdi.” de-miştir. [Muvatta, Hacc 27, (1, 331); Ebu Dâvud, Hacc 81, (1996); Tir-mizî, Hacc 96, (935); Nesâî, Hacc 104, (5, 199)]

    İHRAM VE HARAMLARI

    İbnu ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm)’ muhrimin giyeceği şeylerden sorulmuştu şu cevabı verdi: “Muhrim ne ka-mîs (gömlek), ne sarık, ne bürnus[1], ne şalvar ne de vers[2] veya zaferân bulaşmış bir giysi taşır. Aya-ğında huff (topukları kapatan ve üzerine meshedilmesi caiz olan çizme, bot, mest vs.) yoktur. Ancak naleyn (ayakkabı) bulamazsa, mestlerin topuktan aşağı kısmını kesmelidir.”

    Buharî’de şu ziyade var: “İhramlı kadın yüzünü örtmez, eldiven de giy-mez.” [Buharî, Hacc 21, Cezâu’s-Sayd 13, 15, İlm 53, Sâlât 9; Müslim, Hacc 1, (1177); Muvatta, Hacc 8, (1, 324-328); Tirmizî, Hacc 18, (833); Ebu Dâvud, Menâ-sik 32, (1824, 1825, 1826); Nesâî, Hacc 28, (5, 129)]

    Yine İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’den rivayete göre demiştir ki: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) kadınları ihrama girdikleri vakit eldiven kul-lanmaktan, yüzlerini örtmekten ve vers ve za’ferân değmiş elbise giymek-ten yasak-ladı ve: “Bunlardan gayrı, hoşuna giden elbise çeşitlerinden safranla boyanmış veya ipekli veya zinet veya şalvar veya kamîs veya mest giysin.” dedi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 32, (1827)]

    Nâfi, Hz. Ömer’in azadlısı Eslem’in , İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’e şöyle dediğini işitmiştir: “Ömer (radıyallahu anh), Hz. Talha (radıyallahu anh) ih-ramlı iken üzerinde boyalı bir giysi görmüştü.

    “(Ey Talha) bu boyalı giysi de ne?” diye sordu. (Talha cevaben):

    “Ey Mü’minlerin emiri, bu kızıl toprakla boyanmıştır!” dedi. Ömer (radıyallahu anh):

    “Ey millet, sizler halkın imanlarısınız, halk sizlere uymaktadır. Eğer câhil biri bu elbiseyi görse: “Talha İbnu Ubeydillah, ihramda bo-yalı elbise giymiş.” diyecek. Ey millet, bu boyalı elbiselerden hiçbirini giymeyin!” [Muvatta, Hacc 10, (1, 326)]

    Urve anlatıyor: “Esma Bintu Ebî Bekr (radıyallahu an-hümâ), ihramlı ol-duğu halde, sarı renkli elbiseler giyerdi. Ancak bunlarda zâ’ferân olmazdı.” [Muvatta, Hacc 11, (1, 326)]

    Ya’lâ İbnu Umeyye (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Ci’irrâne’de iken, sakalını ve saçlarını sarıya boyanmış, sırtında da zâ’fe-rân lekeleri bu-lunan bir cübbeyelumre için ihrama girmiş bir adam geldi.

    “Ey Allah’ın Resûlü dedi, şu gördüğün gibi umre için ih-rama gir-dim!”

    Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm):

    “Şu cübbeyi çıkar, sarı boyayı da yıka!” diye emretti.” [Buharî, Umre 10, Ce-zâu’s-Sayd 16, 17, Megâzî 56, Fedâilu’l-Kur’an 2; Müslim, Hacc 6, (1180); Mu-vatta, Hacc 18, (1, 328-329); Tirmizî, Hacc 20, (835, 836); Ebu Dâvud, Menâsik 31, (1819-1822); Nesâî, Hacc 43, (5, 142-143)]

    Bu metin, Sahiheyn’deki metindir. Ebu Dâvud’un rivayetinde şu ziyade mev-cuttur: “Umre’de iken, hacc’da yaptığını yap.”

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’in: “İhramlının mıntaka (kemer) takma-sını mekruh addettiği” rivayet edilmiştir.” [Muvatta, Hacc 12, (1, 326)]

    Kasım İbnu Muhammed anlatıyor: “Bana, el-Ferâfisa İbnu Umayr el-Hanefi haber verdi ki, O, Hz. Osman (radıyallahu anh)’ı, ihramlı iken yüzünü örter görmüş.” [Muvatta, Hacc 13, (1, 327)]

    Nafî anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “İhramlı kimse, başın çeneden yukarısını örtmez.” [Muvatta, Hacc 13, (1. 327)]

    Hz. Aişe (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Biz (kadınlar) ihramlı ola-rak Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’la beraber iken, binekliler bize uğrardı. Onlar tam hizamıza gelince, herbirimiz cilba-bını başından yüzünün üzerine sarkıtıverirdi. Bizi geçtiler mi tekrar kaldırırdık.” [Ebu Dâvud, Menâsik 34, (1833)]

    Fâtıma Bintü’l-Münzir anlatıyor: “Biz, bir kısım kadınlar, ihramlı iken, yanımızda Esmâ Bintu Ebî Bekr (radıyallahu anhümâ) olduğu halde, yüz-lerimizi ör-tüyorduk.” [Muvatta, Hacc 16, (1, 328)]

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) hem ihrama girdiği zaman, hem de ihramdan çıktığı zaman Kâ’be’yi tavaftan önce hıll’i için, içinde misk bulunan kokuyu şu iki elimle sürdüm.” [Buharî, Hacc 18, 143, Libâs 73, 89, 91; Müslim, Hacc 31, 33, (1189); Muvatta, Hacc 17, (1, 328); Tirmizî, Hacc 77, (917); Ebu Dâvud, Menâ-sik 11, (1746); Nesâî, Hacc 41, (5. 136-141)]

    Bir rivayette şu ibare de var: “…Veda haccında zerîre denilen koku ile …”[3]

    Bir başka rivayette: “… ihrama girmezden önce, sonra ihrama gi-rerdi …”

    Bir diğer rivayette: “… bulabildiğim kokunun en iyisi ile başında ve saka-lında koku maddesinin parıltısını görünceye kadar (sürerdim).”

    Bir diğer rivayette: “… Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ih-ramlı iken (sürülen) koku maddesinin saç ayrımlarındaki parlaklı-ğına (şu anda) bakıyor gibi-yim.”

    Bir rivayette şu ziyade var: “İbnü Ömer (radıyallahu anhümâ) zeytinyağıyla yağ-lanırdı. Bunu İbrahim (Nehâî)’ye zikretmiştim, bana: “Pekala, şu rivayeti ne yapa-caksın: “Esved, Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’den onun şöyle söylediğini ri-vayet etti: “… (Sürülen koku maddesinin saç ayrımlarındaki parlaklığına bakı-yor gibiyim.”

    Bir rivayette de şu ziyade var: “… Bu, ihramının kokusu idi.”

    Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: “İbn Ömer’e koku sürünüp ihrama giren kimse hakkında soruldu. Şu cevabı verdi: “Ben koku neşreden ihramlı olmayı sevmem. Katrana bu-lanmam bunu yapmaktan daha iyidir. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye, İbnu Ömer’in, bu sözü haber verilince: “Ben, Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’a ihrama (gireceği) sırada koku sür-düm. Bu halde hanımlarına uğradı. Sonra da ihrama girdi, koku neşredi-yordu.” dedi. [Buharî, Gusl 14; Müslim, Hacc 47, (1192); Nesâî, Hacc 42, (5, 139), Gusl 13, (1, 203)]

    Nesâî’nin kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denir: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm), ihrama girmeyi arzu ettiği za-man bulabildiği en güzel yağla yağlanırdı. Öyle ki, yağın parlaklığını başında ve sakalında görürdüm.” (Râvi Hz. Aişe’dir) [Nesâî, Hacc 42, (5, 139-140)]

    Nesâî’nin Hz. Aişe’den bir başka rivayeti şöyledir: “Ben O’na ihrama gire-ceği zaman ihramı için, Akabe’yi taşlamasından sonra ve Beytullah’ı tavafından önce hıll’i (ihramsız hâli) için koku sürdüm.” [Nesâî, Hacc 41, (5, 137)]

    Bir diğer rivayet şöyledir: “Sizin kokunuza benzemeyen bir kokutur.” Yani kokusu uzun müddet kalmaz.” demektir.” [Nesâî, Hacc 41, (5, 137)]

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Biz Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) ile Mekke-’ye doğru yola çıkardık. İhram sıra-sında alınlarımıza sükk kokusun-dan sürer-dik. Birimiz terlese yüzüne akardı. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) onu görür, bize yasakla-mazdı.” [Ebu Dâvud, Menâsik 32, (1830)]

    Salt b. Zübeyd, ailesinin birçok ferdin-den şunu nakletmiştir: “Hz. Ömer (radıyallahu anh) Şe-cerede iken, güzel bir koku hissetti. “Bu kimden?” diye sordu. Kesîr İbnu’s-Salt:

    “Bendendir, saçımı dondurdum ve traş ol-mamaya karar verdim.” dedi.

    Hz. Ömer, “Su birikintilerinden birine git, koku gidinceye kadar başını ovuştur!” dedi. O da öyle yaptı.” [Muvatta, Hacc 20, (1, 329)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’den anlatıldığına göre: “İhramlı iken Cuhfe’de ölen oğlu Vâkid’i kefenledi, başını ve yüzünü örttü ve şöyle dedi: “İhramlı olmasaydık, ona güzel koku sü-rerdik.” [Muvatta, Hacc 14, (1, 327)]

    Bu hadiste, İmam-ı Azam, İmam Malik ve Evzâî Sahiheyn’de kaydedilen bir İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) rivayetine cevap bulurlar: “İhramlı bir kimseyi, devesi sırtından atarak ölümüne se-bep olmuştu. Durum Resûlullah’a intikal ettiri-lince:

    “Onu yıkayın, kefenleyin, sakın başını örtmeyin ve koku da yak-laştırma-yın. Zira o, (kıyamet günü) telbiye getirerek dirilecektir.” bu-yurdu.”

    Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) ihram giyerek Mekke’ye doğru yola çıkınca, güzel bir kokusu olmayan yağla yağlanırdı. Sonra Zülhuleyfe mescidine gelir, na-maz kılar, sonra binerdi. Devesi onu kaldırınca ihrama girer, şöyle derdi: “Ben Resûlullah’ın böyle yaptığını gördüm.” [Buharî, Hacc 28; Mu-vatta, Hacc 32, (1, 333).]

    Tirmizî’nin bir rivayetinde şöyle denir: “O koku katılma-mış bir yağla yağ-lanırdı.” [Tirmizî, Hacc 114, (962); İbnu Mâce, Menâsik 88, (3083)]

    Abdullah İbnu Huneyn anlatıyor: “İbnu Abbâs ile Misver İbnu Mah-reme (radıyallahu anhümâ) Ebvâ’da ihtilaf ettiler. İbnu Abbas: “Muhrim başını yıkar.” dedi, Misver ise: “Hayır, yıkayamaz!” dedi. İbnu Abbas, beni Ebu Eyyûb el-Ensâri (radıyallahu anh)’a gön-derdi. Onu iki direk arasına gerilmiş bir perde gerisinde yı-kanı-yor buldum. Selam verdim, “Kim o?” dedi.

    “Abdullah İbnu Huneyn, dedim. Beni sana İbnu Abbas gönderdi. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın ih-ramlı iken başını nasıl yıkadığını soru-yor.”

    Ebû Eyyûb (radıyallahu anh) elini perdenin üzerine koyup aşağı doğru bastı ve başı gö-ründü. Üzerine su döken kişiye: “Dök!” dedi. O da başına döktü. Başını iki eliyle oynattı, onları öne ve geriye getirdi ve şöyle dedi: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ı böyle yapar gördüm.” [Buharî, Cezâu’s-Sayd 14; Müslim, Hacc 91, (1205); Muvatta, Hacc 4, (1, 323); Ebu Dâvud, Menâsik 38, (1840); Nesâî, Hacc 27, (5, 128-129); İbnu Mâce, Menâsik 22, (2934)]

    Muvatta dışındaki rivayetlerde şu ziyade mevcuttur: “Misver, İbnu Abba-s’a şunu söyledi: “Seninle bir daha münakaşa etmiyeceğim (ne dersen kabu-lüm).”

    Hârice İbnu Zeyd, babası Zeyd (radıyallahu anh)’den nakle-diyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ihrama girmek için so-yundu ve yıkandı.” [Tirmizî, Hacc 16, (830)]

    Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) ihrama girmezden önce ihram için, Mekke’ye girmek için, Arafat’ta vakfe için yıkanırdı.” [Muvatta, Hacc 3, (1, 322); Buharî, Hacc 38]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) yıkama ile saçlarını nizama soktu.” [Ebu Dâvud, Menâsik 12, (1747, 1748); Nesâî, Hacc 40, (5, 136); Buharî, Hacc 19; Müslim, 21, (1184); İbnu Mâce, Menâsik 72, (3047)]

    İbn Abas radiyellahu anh Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ihramlı iken hacamat olduğunu rivayet etmitir.

    Buhârî şu ilavede bulundu: Oruçlu iken hacamat oldu.

    Buharînin bir diğer rivayetinde “ İhramlı iken başındaki bir sancıdan dolayı ha-camat oldu.” ifadesi vardır.

    Bir diğer rivayette de “ Yarım baş ağrısından dolayı Mekke yolunda Lahyu cemel denen bir su başında başının ortasından hacamat oldu. [ Buhari, Cezaus’s-Sayd 11, T1b 12,15; Müslim, Hacc 88, (1203); Ebû Davud, Menasik 36,1835-1836); Tirmizî Hac 22,(839); Nesâî, Hacc 92, (5, 193); İbnu Mâce, Menπasik 87, (3081).] Metin Sahiheynindir.

    Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) ihramlı iken ayağının sırtından çektiği bir ağrı sebebiyle hacamat oldu.” [Ebu Dâvud, Menâsik 36, (1837); Nesâî, Hacc 94, (5, 194)]

    Nesâî’nin rivayetinde “… maruz kaldığı incinme sebebiyle (ayağının sırtın-dan hacamat oldu)” denmiştir.

    Nübeyh İbnu Vehb anlatıyor: “Ömer İbnu Ubeydillah İbni Ma’mer, ihramlı iken gözünden hastalandı. Bunun üzerine gözlerine sürme çekmek istedi. Ancak Ebân İbnu Osman onu bundan men etti ve gözle-rine sabır basmasını tavsiye etti. İlave-ten: Hz. Osman (radıyallahu anh)’ın Re-sûlullah’ın böyle yaptığını ri-vayet etti-ğini söyledi.” [Müslim, Hacc 98, (1204); Ebu Dâvud, Menâsik 37, (1838); Tirmizî, Hacc 106, (952); Nesâî, Hacc 45, (5, 143)]

    Ebu Dâvud’un rivayetinde şu ziyade var: “Ebân hacc emiri idi.”

    Sabır güzel koku olarak kullanılmayan bir ilaçtır.

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ihramlı iken Meymûne ile evlendi.” [Buharî, Cezâu’s-Sayd 12, Megâzi 43, Nikâh 30; Müslim, Nikah 46, (1410); Ebu Dâvud, Menâsik 39, (1844, 1845); Tirmizî, Hacc 24, (842); Nesâî, Hacc 90, (1, 91, 192)]

    Buharî’nin bir rivayetinde şu ziyade var: “Umretü’l-Kazâ sıra-sındayadı. Gerdeğe ihramsız girmişti. Meymûne Serif’te vefat etti.”

    Ebu Dâvud der ki: İbnu Müseyyeb demiştir ki: “İhramlı iken Re-sûlullah’ın Meymûne ile evlenmesi meselesinde İbnu Abbas vehme düşmüştür.”

    Nesâî’ye ait bir başka rivayette: “İhramlı iken Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) evlendi.” denir. Meymûne ile evlendiği zik-redilmez.

    Meymûne (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Her ikimiz de Se-rif’te ih-ramsız iken, Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) benimle ev-lendi.” [Müslim, Nikah 48, (1411); Ebu Dâvud, Menâsik 39, (1843); Tirmizî, Hacc 24, (845)] Bu me-tin Ebu Dâvud’dakidir.

    Müslim’de şöyle denmiştir: “Kendisi ihramsız olduğu halde O’-nunla (Meymûne) evlendi, Râvi -ki Yezîd İbnu’l-Esamm’dır- der ki: “Meymûne hem be-nim teyzemdi, hem de İbnu Abbas’ın teyzesi idi.”

    Tirmizî’de şu ziyade vardır: “Meymûne (radıyallahu anhâ) ile gerdek yaptı-ğında ihramsız idi. Meymûne Serif’te öldü. Onu, Resû-lullah’ın kendisyle ger-dek yaptığı çadırda defnettik.”

    Hz. Osman (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) buyurdular ki: “İhramlı ne evlenir, ne ev-lendirir, ne de evlenme teklifinde bu-lunur.” [Müslim, Nikah 41, (1409); Muvatta, Hacc 70, (1, 348, 349); Ebu Dâvud, Menâsik 37, (1841); Tirmizî, Hacc 23, (840); Nesâî, Hacc 91, (5, 192)]

    Ebu Katâde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hudeybiye sulhu yapıldığı sene, bir gün Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın asha-bından bir grupla bir-likte, Mekke yolu üzerinde bir yerde oturuyor-dum. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm), bizden ileride (konaklamış) idi. Ben hariç herkes ihramlıydı. Halk vahşi bir eşek gördü, ben o sırada meşguldüm, ayakkabımı tamir ediyordum. Gör-düklerinden beni haberdar etmediler, onu kendiliğimden görmüş olmamı istiyorlardı. Bir ara aralarında bir gü-lüşme oldu. Birden etra-fıma bakındım (ve bu esnada) hayvanı gördüm. Hemen (Cerâde adındaki) atıma gidip eğerledim ve bindim. (Acelemden) kamçıyı ve mız-rağı unutmuştum. “Kamçı ve mızra-ğımı bana verin!” diye ses-lendim.

    “Hayır, dediler, vallahi bu işte sana yardımcı olmak istemeyiz.” Öfkelen-dim. İnip onları aldım. Tekrar binip, eşeğe doğru hızla git-tim, (yetişip) avla-dım. Beraberimde getirdim, ölmüştü. Arkadaşlarım etinden yediler. Ancak sonradan ih-ramlı iken yeyip yememe husu-sunda şekke düşüp (yediklerine pişman oldular). Yürüdük, ben bir parça ayırdım. Resûlullah’a kavuşunca, bu meseleyi sorduk.

    “Beraberinizde bir şeyler kaldı mı?” dedi. Ben: “Evet!” diyerek parçayı uzat-tım. İhramlı olduğu halde, ondan yedi. Ve şöyle dedi.:

    “Bu bir taamdır. Onu Allah size ikram etmiştir!” [Buharî, Cezâu’s-Sayd 2, 3, 4, 5, Hibe 3, Cihad 46, 88, Megâzi 35, Et’ime 19, Zebâih 10, 11; Müslim, Hacc 56, (1196); Muvatta, Hacc 76, (1, 350); Tirmizî, Hacc 25, (847); Ebu Dâvud, Menâsik 41, (1852); Nesâî, Hacc 78, (5, 182); İbnu Mâce, Menâsik 93, (3093)]

    Bir rivayette şu ilave vardır: “O helaldir, yiyin.”

    Bir diğer rivayette: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) onlara “Sizden biri ona saldırmasını emretmedi, veya gösterdi mi?” dedi. Onlar: “Hayır!” deyince, “Öyleyse yiyin!” buyurdu.”

    Bir başkasında“ Gösterdiniz veya yardım etti-niz ya da yolunu çevirdiniz mi” (diye sordu).”

    Sa’b İbnu Cessâme (radıyallahu anh)’nin anlattığına göre, kendisi, Re-sûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’a, Ebvâ veya Veddân’da (canlı) yaban eşeği hediye etmişti ama o geri vermişti. Yüzünün döküldüğünü görünce: “Sadece ihramlı lodu-ğumuz için geri verdik” demişti. [Buharî, Ce-zâu’s-Sayd 6, Hibe 5, 17; Müslim, Hacc 50, (1193); Muvatta, Hacc 83, (1, 353); Tirmizî, Hacc 26, (849); Nesâî, Hacc 79, (5, 183-185); İbnu Mâce, Menâsik 92, (3090)]

    Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) buyurdu ki: “Siz ihramlı iken, bizzat av-lamamış iseniz veya sizin için avlanmamış ise kara avı size helaldir.” [Ebu Dâvud, Menâsik 41, (1851); Tirmizî, Hacc 25, (846); Nesâî, Hacc 81, (5, 187)]

    Abdullah İbnu Âmir İbni Rebi’a anlatıyor: “Hz. Osman (radıyallahu anh)’a Arc’ta iken bir av eti getirildi. Arkadaşlarına:

    “Yiyiniz!” dedi. Onlar:

    “Sen yemiyor musun?” diye sordular.

    “Ben, dedi sizin durumunuzda değilim, bu hayvan benim için avlandı.” [Muvatta, Hacc 84, (1, 354)]

    Urve merhum anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye:

    “Bir av hayvanı benim için avlanmamışsa bu bana helal mi, ha-ram mı?” diye sormuştum, şu cevabı verdi:

    “Ey kızkardeşimin oğlu, o (ihram müddeti) on gündür. İçinde bir seğrime his-sedersen bırakıver (yeme).” [Muvatta, Hacc 85, (1, 354)]

    el-Behzî (radıyallahu anh) -ki ismi Zeyd İbnu Ka’b’dır- anla-tıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Mekke’ye gitmek düşün-cesiyle ihramlı olarak (Medine’den) çıktı. Rahvâ nam mevkiye va-rınca orada kesilmiş bir vahşi eşekle kar-şılaştılar. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’a bundan bahse-dildi:

    “Bırakın onu, dedi, sahibi hemen gelebilir!”

    Derken hayvanın sahibi Behzî geldi ve Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm)’ı bu-larak:

    “Ey Allah’ın Resûlü, bu eşeği (size bıraktım) dilediğiniz gibi ta-sarruf edin!” dedi. Resûlullah derhal Hz. Ebu Bekr’e emrederek, “Yol arkadaşları arasında taksim etme-sini” söyledi.

    Sonra yola devam edip İsâye nâm yere geldi. Burası Ruveyse ile Arc ara-sında bir yer idi. Sıcak bir gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan vardı. -Ravi der ki- Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) bir şahsa, herkes geçinceye kadar orada bekleyip kimseye hayvanı rahat-sız ettirmemesini emretti.” [Muvatta, Hacc 79, (1, 351); Nesâî, Hacc 78, (5, 182, 183), Sayd 32, (7, 205)]

    Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz, hacc veya umre için Hz. Peygamber (aleyhisselâtu vesselâm)’le birlikte yola çıkmıştık. Yol esnasında bir çe-kirge sürüsüne rastladık. Kamçı ve yaylarımızla vurmaya başladık. Resû-lullah (aleyhisselâtu vesselâm): “Bunu yeyin, zira o deniz avından (sayılır)” dedi.” [Ebu Dâvud, Me-nâsik 42, (1854); Tirmizî, Hacc 27, (850)]

    Esmâ Bintu Ümeys (radıyallahu anhâ) Muhammed’i Bey-dâ-’da doğur-du-ğunu söylemiş, önceki hadisteki durumu aynen zik-ret-miştir.” [Muvatta, Hacc 1, (1, 322); Nesâî, Hacc 26, (5, 127)]




  5. 27.Eylül.2011, 15:41
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: hac ile ilgili hadisler ve manaları

    HAC VE UMRE CİNAYETLERİ

    Ebû İsa et-Tirmîzî dedi ki, Bu hadisi İbn Ömer’den İbrahim b. Yezid el-Hûziyy’il-Mekkî’den başka rivayet eden birini bilmiyoruz. Ehl-i hadisten bazısının onun hıfzı ile ilgili konuşması olmuştur.

    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh) sırtlan öldüren için bir koç, geyik öldüren için bir keçi, tavşan öldüren için bir çebiş, (küçük keçi), Arap tavşanı (denilen bir nevi tarla faresi) için bir kuzuya hükmetti.” [Muvatta, Hacc 235, (1, 416)]

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Kim, haccın nüsü-künden bir şey unutur veya terkederse bir kan akıtsın.” [Muvatta, Hacc 240, (1, 419)]

    HACC-I İFRÂD

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’den rivayete göre, Hz. Peygam-ber (aleyhisselâtu vesselâm) hacc-ı ifrad yapmıştır.” [Müslim, Hacc 122, (1211); Mu-vatta, Hacc 38, (1, 335); Tirmizî, Hacc 10, (820); Menâsik 23, (1777); Nesâî, Hacc 48, (5, 145)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) buyurmuştur ki: “(Babam Ömer (radıyallahu anh) dedi ki:) Haccınızla umrenizin arasını ayırın. Zira böyle yapmak, sizden birinin haccının daha mükkemmel olma-sını sağlar. Umreni-zin mükemmel olması da, onu hacc ayları dı-şında yapmaya bağlıdır.” [Muvatta, Hacc 67, (1, 347)]

    Hz. Muaviye (radıyallahu anh)’den yapılan rivayete göre şöyle bu-yurmuş-tur: “Ey Resûlullah’ın ashabı! Biliyor musunuz, Re-sûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) şunu şunu yapmayı yasakladı, kap-lan derilerine oturmayı yasakladı?” Dinleyenler: “Evet (biliyoruz!)” dediler. Hz. Muaviye (radıyallahu anh) tekrar sordu: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın hacc ile umrenin arasını birleştirmenizi (hacc-ı kıran yapmanızı) da yasakladığını bili-yor musunuz?” Yanın-dakiler: “Hayır, bunu bilmiyo-ruz!” dediler. Hz. Muaviye (radıyallahu anh):

    “Öyleyse bilin, bu da öbürleriyle birlikte (yasaklar arasında). Ne var ki, siz-ler unutmuşsunuz!” dedi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1794)]

    HACC-I KIRAN

    Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-se-lâm)’ı hacc ve umre her ikisi için de (ihrama gi-rip) telbiye çekerken işittim.”

    Bekr İbnu Abdillah el-Müzenî demiş ki: “Ben bunu Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’e söyledim. Bana: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) sadece hacc için telbiye getirdi.” diye cevap verdi.

    Sonra tekrar Enes (radıyallahu anh)’le karşılaştım ve İbnu Ömer-’in sözünü ken-disine aktardım. Bana (kızarak):

    “Galiba bizi çocuk yerine koyuyorsunuz. Ben Resûlullah (aleyhisselâtu ves-se-lâm)’ı: “Umre ve hacc için lebbeyk!” derken işit-tim” dedi.” [Buharî, Taksîru’s-Salât 5, Hacc 24, 25, 27, 117, 119, Cihad 104, 126; Müslim, Hacc 185, (1232); Ebu Dâvud, Hacc 24, (1795); Tir-mizî, Hacc 11, (821); Nesâî, Hacc 49, (5, 150); İbnu Mâce, Hacc 38, (2968, 2969)]

    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) hacc ve umreyi birleştirip, her ikisi için de tek bir tavaf yaptı.” [Tirmizî, Hacc 102, (947); Nesâî, Hacc 144, (5, 226); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2973)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Hacc ile umreyi birleş-tiren kimseye tek bir tavaf yeterlidir. İkisinin ihramın-dan birlikte çıkar.” [Buharî, Hacc 77, 105, Muhsar 1, 3, 4, Megâzî 35; Müslim, Hacc 181, (1230); Tir-mizî, Hacc 102, (947); Nesâî, Hacc 144, (5, 225-226); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2975)]

    Tirmizî’de şöyle gelmiştir: “Kim hacc ve umre için ihrama girerse, her iki-sinden de ihramdan çıkıncaya kadar, tek tavaf, tek sa’y yeterlidir.” [Tirmizî, Hacc 102, (948); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2975)]

    HACC-I TEMETTÜ VE HACCIN FESHİ

    Abdullah İbnu Şakîk anlatıyor: “ Osman (radıyallahu anh) temettüyü ya-saklıyor, Hz. Ali de emrediyordu. Hz. Osman, Hz. Ali (radıyallahu anhümâ)’ye bir söz söyledi. Hz. Ali (radıyallahu anh): “Sen de biliyorsun ki biz, Resûlul-lah (aleyhisselâtu vesselâm)’la birlikte temettü yaptık” dedi. Hz. Osman da: “Evet, ama biz korku-yorduk” dedi.” [Müslim, Hacc 158, (1223); Nesâî, Hacc 50, (5, 152)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Veda Haccı’nda hacca kadar umreden yararlandı ve kurban kesti. Kurbanını Zülhuleyfe’den itibaren be-raberinde gö-türdü. Menâsikin icrasına başla-yıp, umre telbiyesi getirdi. Sonra hacc için telbiye getirdi. Beraberindeki ashabı da hacca kadar umreden yararlandı. Hacc ka-filesi içerisinde kurbanı olanlar da vardı, olmayanlar da.

    Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Mekke’ye geldiği zaman halka hitaben: “Kimin kurbanı varsa, haccını tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmasın, ki-min kurbanı yoksa tavaf ve sa’y’ini yapsın, sa-çını kısaltarak ihramden çıksın. Sonra hac için ihrama girip kurbanını kessin. Kurban bulamayan hac sırasında üç gün, evine dönünce de yedi gün olmak üzere (on gün) oruç tutsun.” bu-yurdu.” [Buharî, Hacc 104; Müslim, Hacc 174, (1227); Ebu Dâvud, Hacc 24, (1805); Nesâî, Hacc 50, (5, 151-152)]

    İkrîme anlatıyor: “İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)’a müt-’atul-hacc-’dan sorulmuştu, şu cevabı verdi:

    “Veda haccında, muhacirler, ensarîler ve Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm)’ın zevceleri hep ihrama girdiler, biz de gir-dik. Mekke’ye geldiğimiz za-man Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm):

    “Kurbanlık nişanlıyanlar hariç, herkes hacc için giydiği ihramı umreye çe-vir-sin.” diye emretti. Biz de Beytullah’ı tavaf ettik. Safa ile Merve’de sa’y yaptık. (İhramdan çıkarak) kadınlarımıza geldik, elbi-selerimizi giydik. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) şunu da söy-lemişti:

    “Kim kurbanlık nişanlamışsa, kurbanlığı mahalline varıncaya kadar ih-ramdan çıkmasın!”

    Terviye akşamında (yani Zilhicce’nin 8. günü) bize hacc için ih-rama gir-memizi emretti. (Harem bölgesinin dışına çıkarak ihramla-rımızı giyerek hacca başlayıp) me-nâsiki tamamladığımız zaman Mekke’ye geri gelip Beytullah’ı Safa ve Merve’yi ta-vaf ettik. Böylece haccımız tamamlanmış, ayet-i kerimenin bu-yurduğu üzere (Meâlen): “Haccı da umreyi de Allah için tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeple bun-lardan) alıkonursanız, o halde kolayınıza gelen kur-ban gönderin…” (Bakara 196) üzerimizde kursan borcu kalmıştı.” [Buharî, Hacc 37, (Buharî bunu bab başlığında ta’lik (senetsiz) olarak kaydetmiştir.)]

    Ebu Dâvud’daki rivayette şöyle denmektedir: “Ebu Zer (radıyallahu anh), hacca niyetle ihram giyip sonradan bunu umreye çevirenler hakkında şöyle diyordu: “Bu, sadece Hz. Peygamber’le hac-cedenlere has bir ruhsattı.” [Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1807); İbnu Mâce, Hacc 42, (2985)]

    Ebu Cemre anlatıyor: “İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)’a mut’a’dan sor-dum; bana onu yapmamı emretti, haccda kesilen kur-bandan sordum. “Bu hususta dedi, deve veya sığır veya davar veya kana ortak olmak imkanları var (bunların hepsi meşrudur).”

    Ebu Cemre der ki: “İnsanlar mut’a’yı mekruh addediyorlardı. (Eve gelip) uyu-dum. Rüyamda birisini gördüm (bana gelip):

    “Makbul umre, mebrûr hacc!” diye müjdeledi. Hemen İbnu Ab-bas (radıyallahu anhümâ)’a gelip haber verdim. Bana:

    “Allahuekber! Ebu’l-Kâsım (aleyhisselâtu vesselâm)’ın sünneti!” dedi.” [Buharî, Hacc 102; Müslim, Hacc 204, (1242)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Kim hacc aylarında umre yapar, sonra Mekke’de hacc zamanı gelinceye kadar ikamet ederse bu kimse, hacc da yaparsa mütemettidir. Bu durumda kolayına gelen bir kurban kesmesi vacib olur. Eğer kurban bula-mazsa, üç günü hacc sırasında, yedi günü de döndüğü zaman ol-mak üzere (on gün) oruç tutar.”

    İmam Malik der ki: “Bu hüküm, o kimsenin hacc zamanına ka-dar orada ikamet etmesi ve aynı sene içinde hacc yapması halinde ca-ridir.” [Muvatta, Hacc 62, (1, 344)]

    Muvatta’nın bir diğer rivayetinde der ki: “Allah’a yemin olsun, haccdan önce umre yapıp (bu sebeple) kurban kesmem, haccdan sonra Zilhicce ayında umre yap-mamdan daha sevimlidir.”

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şöyle demiştir: “Oruç, umre ya-pıp hacca kadar temettüde bulunup da hacc için ihrama girmesinden arefe gününe kadar kurban bu-lamayan kimse içindir. Eğer orucu tutmazsa, Minâ günlerinde tu-tar.” İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) de böyle hükmediyordu. [Muvatta, Hacc 255, (1, 426)]

    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “(Veda Haccında), Re-sûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ve ashabı (radıyallahu anhüm), hacc için ihrama gir-dikleri vakit, Resûlullah ile Talha hariç, hiç kim-senin kurbanlığı yoktu. O sı-rada Hz. Ali, beraberinde bir kurbanlık olduğu halde Yemen’den geldi. Ve der-hal: “Ben de Resûlullah’ın ni-yet ettiği şeye niyet ederek ihram giydim.” deyip katıldı.

    Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ashabına bu hacclarını um-reye çevir-mele-rini, tavaf yapmalarını, (sa’y yapmalarını), beraberinde kurbanlığı olanlar hariç sac-larını kısa keserek ihramdan çıkmalarını emretti.

    Bir kısım itiraz ederek: “Yani henüz cenabetken Minâ’ya mı gide-ceğiz?” dediler. Bu söz Hz. Peygamber (aleyhisselâtu vesselâm)’e ulaşmıştı: “Geride bı-raktığım işle-rimi tekrar bulsaydım kurban ge-tirmezdim. Eğer, beraberimde kurbanlığım olma-saydı, ben de ihram-dan çıkardım dedi.” dedi.[5]

    Bu sırada Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) hayız oldu. Beytullah’ı ta-vaf hariç, haccın bütün menâsikini yerine getirdi. Temizlenince de tavafı yaptı. Dedi ki:

    “Ey Allah’ın Resûlü! Sizler hem umre, hem de hacc yapmış ola-rak buradan ayrı-lacaksınız, ben ise sadece haccla ayrılacağım!”

    Bunun üzerine Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) oğlan kar-deşi Abdur-rahman İbnu Ebî Bekr (radıyallahu anhümâ)’e Hz. Aişe’yi (Harem bölgesinin dı-şında yer alan) Ten’îm’e götürmesini emretti. (Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) orada ih-ram giyerek haccdan sonra umre yaptı.”[6]

    Buharî’nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir:

    “(Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm), Mekke’ye gelince) asha-bına: “İhramınızdan çıkın. Önceki niyetinizi müt’aya çevirin!” dedi. Ashab:

    “Biz önce “hacc” diye ismen belirterek niyet etmişken, şimdi na-sıl müt’aya çevi-rebiliriz?” diye itiraz ettiler. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm):

    “Ben size ne söylüyorsam onu yapın. Eğer kurbanlık getirmemiş olsaydım, size emretmiş bulunduğumu ben de yapardım. Ancak, kurbanım (Mina’daki kesim) mahalline ulaşmadan ihramlıya haram olan şeylerden hiç birisi bana helal olmaz!” dedi. Bunun üzerine As-hab-ı Kiram, Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın emrini yerine getirip ihramdan çıktılar.”

    Müslim’in bir rivayetinde şu ibareye de yer verilmiştir: “Bize ihram-dan çıkmamız, hacc için yaptığımız niyyetin umreye çevrilmesi emredilmişti. Bu, bize çok imkansız bir emir geldi ve he-pimizin canını sıktı. Memnuniyet-sizliğimiz Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’a ulaştırıldı. Ona semavî bir şey (haber) mi ulaştı, insanlardan mı bir şey ulaştı bilemiyoruz, her ne ise, bize şu hitabda bulundu:

    “Ey nâs, ihramdan çıkın. Eğer beraberimde kurbanlığım olma-saydı, ben de sizin gibi yapardım!”

    (Resûlullah’ın bu kesin emri üzerine) ihramdan çıktık. Hatta hanımları-mızla münasebet-i cinsiyede bile bulunduk. İhrama gir-memiş olan bir kimse-nin yaptığı her şeyi yaptık. Bu hal terviye gü-nüne (Zilhicce’nin 8. günü) kadar devam etti. O gün gelip, Mekke’yi arkada bıraktığımız vakit, hacca niyet ederek ihrama girdik.”

    Müslim’in diğer bir rivayetinde şöyle denir: “Biz hacc-ı if-rad için ih-ram gi-yip Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’la birlikte ilerledik. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) de umre için ihrama girdi. Se-ref’e gelince Hz. Aişe hayız oldu. (Mekke’ye) ge-lince Kâ’be’yi, Safa ve Merve’yi tavaf ettik. Sonra, berabe-rinde kurbanlık olmayanla-rın ih-ramdan çıkmaları emredildi.

    “Neleri nefsimize helal edeceğiz?” diye sorduk. Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm):

    “(İhramlıya yasak olan) her şeyi!” dedi. Bunun üzerine kadınla-rımızla da yattık, kokular süründük, elbiselerimizi giydik. (Bunların hepsini yaparken) bizimle arefe (yani hacc ihramı giyme) günü ara-sında sadece ve sadece dört gece vardı.

    Sonra terviye günü (Zilhicce’nin 8’i) tekrar ihrama girdik. Bir ara Resûlul-lah (aleyhisselâtu vesselâm) Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’nin yanına girmişti, onu ağlı-yor buldu.

    “Neyin var?” diye sordu.

    “Hayız oldum, herkes ihramdan çıktı, ben çıkamadım, tavafımı da yapa-madım. Herkes artık (umresini tamamladı), hacc için (Arafat’a) çıkıyor!” diye-rek yakındı. Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm):

    “Bu hal, Cenab-ı Hakk tarafından Adem (aleyhisselam)’in kızla-rına yazıl-mış bir kaderdir, (sana mahsus bir kusur değil). Sen de, (ihrama giren herkesin yaptığı gibi) yıkan ve hacc için ihrama gir.”[7] dedi. O da öyle yaptı. (Mina, Arafat ve Müzdelife’deki) vakfelerin hepsine katıldı. Hayızdan temizlenince de (ifâza) tavafını yaptı. (Bunlar bittikten sonra Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye:

    “Artık hem haccını hem de umreni yapmış, her ikisinin de ih-ramından çıkmış oldun!” dedi. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ):

    “Ancak benim içimden Beytullah’ı tavaf etmeden hacc yaptığım hissi geçi-yor.” dedi. Bunun üzerine (oğlan kardeşine seslenerek):

    “Ey Abdurrahman (kızkardeşin) Aişe’yi Ten’îm’e götür, orada umre için ihrama girsin!” dedi. Bu vak’a Hasbe gecesi cereyan et-mişti.[8] Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) mülayim bir insandı. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) bir şey arzu etti mi onun arkasını takip eder (yerine getirirdi).”

    Yine Müslim’in bir başka rivayetinde: “Ne Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), ne de ashab (radıyallahu anhümâ), hiç kimse, Safa ile Merve ara-sında ilk tava-fın dışında başka bir tavaf yapmadı.” denmiştir.

    Buharî, Müslim, Ebu Dâvud ve Nesâî’de kaydedilen bir ri-vayette İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “(Cahiliye Arapları) hacc aylarındaki um-reyi yeryüzünde işlenebilen günahla-rın en büyüğü biliyorlardı. Keza Mu-harrem ayını da Safer diye isim-lendirip: “Bere iyileşip eser kalmadığı ve Safer ayı çıktığı va-kit umre yapmak isteyene umre helal olur.” diyorlardı. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ve Ashab-ı Güzin (radıyallahu anhümâ)’i hacc için ih-rama girmiş olarak 4 Zilhicce sabahı (Mekke’ye) geldiler. (Gelir gelmez) Resû-lullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), hacc niyetlerini umreye tahvil etmelerini em-retti. Bu, ashab nezdinde büyük bir ha-dise oldu.

    “- Ey Allah’ın Resûlü neleri helal addedeceğiz?” diye sordular.

    “Bütün (ihram haramları) helal olacak!” diye cevap verdi.”

    Nesâî’deki rivayette: Eser yerine veber (yün) denmiştir. Mana: “Yün çoğa-lınca.” olur.

    Keza “Safer ayı çıkınca” tabirinden sonra: “Veya şöyle dedi: Safer ayı gi-rince” ta-biri ilave edilmiştir. [Buharî, Hacc 34, Menâkıbu’l-Ensâr 26; Müslim 198, (1240, 1241); Ebu Dâvud, Hacc 80, (1987), Menâsik 23, (1792); Nesâî, Hacc 77, 108, (5, 180, 181, 201, 202)]

    Müslim ve Tirmizî’de şöyle demiştir: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) buyurdu ki: “Umre, kıyamete kadar hacca dahil oldu: Yani, umre ameli, hacc-ı kıran yapmak isteyenin hacc ameline dahil oldu.” [Müslim, Hacc 203, (1241); Tirmizî, Hacc 89, (932)]

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Biz hacc aylarında, Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’la birlikte, hacc için ihrama gir-miş olarak[9], hacc gece-lerinde yola çıkıp Serif nam yere indik. Orada Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm): “Kimin beraberinde kurbanlığı yoksa, haccını umre yapmak isteyen um-reye çevirsin. Beraberinde kurbanlığı olan bunu yapmasın.” dedi. Hz. Aişe sö-züne devamla der ki: “Ashab’tan bazısı umreye niyet etti, bazısı da terketti. Re-sûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) ile gücü yerinde olan bazısının yanında kur-banlığı vardı.

    (Bir ara) Resûlullah yanıma gelince beni ağlar buldu.

    “Niye ağlıyorsun?” diye sordu.

    “Ben ashabına söylediklerini işittim ve umre yapmaktan engel olundum!” de-dim. Bunun üzerine:

    “Neyin var?” diye tekrar sordu.

    “Namaz kılamıyorum (hayız oldum).” dedim.

    “Bu sana zarar vermez. Sen Hz. Adem (aleyhisselâm)’in kızla-rından bir kadın-sın. Allah öbürlerine yazdığı kaderi sana da takdir etti, bu bir kusur sa-yılmaz. Sen haccına devam et. Cenab-ı Hakk inşa-allah, umreyi de sana nasib edecek” dedi.”

    (Kaynaklar 1315 numaralı hadisin sonunda topluca verilmiştir.)




  6. 27.Eylül.2011, 15:41
    3
    Silent and lonely rains
    HAC VE UMRE CİNAYETLERİ

    Ebû İsa et-Tirmîzî dedi ki, Bu hadisi İbn Ömer’den İbrahim b. Yezid el-Hûziyy’il-Mekkî’den başka rivayet eden birini bilmiyoruz. Ehl-i hadisten bazısının onun hıfzı ile ilgili konuşması olmuştur.

    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh) sırtlan öldüren için bir koç, geyik öldüren için bir keçi, tavşan öldüren için bir çebiş, (küçük keçi), Arap tavşanı (denilen bir nevi tarla faresi) için bir kuzuya hükmetti.” [Muvatta, Hacc 235, (1, 416)]

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Kim, haccın nüsü-künden bir şey unutur veya terkederse bir kan akıtsın.” [Muvatta, Hacc 240, (1, 419)]

    HACC-I İFRÂD

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’den rivayete göre, Hz. Peygam-ber (aleyhisselâtu vesselâm) hacc-ı ifrad yapmıştır.” [Müslim, Hacc 122, (1211); Mu-vatta, Hacc 38, (1, 335); Tirmizî, Hacc 10, (820); Menâsik 23, (1777); Nesâî, Hacc 48, (5, 145)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) buyurmuştur ki: “(Babam Ömer (radıyallahu anh) dedi ki:) Haccınızla umrenizin arasını ayırın. Zira böyle yapmak, sizden birinin haccının daha mükkemmel olma-sını sağlar. Umreni-zin mükemmel olması da, onu hacc ayları dı-şında yapmaya bağlıdır.” [Muvatta, Hacc 67, (1, 347)]

    Hz. Muaviye (radıyallahu anh)’den yapılan rivayete göre şöyle bu-yurmuş-tur: “Ey Resûlullah’ın ashabı! Biliyor musunuz, Re-sûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) şunu şunu yapmayı yasakladı, kap-lan derilerine oturmayı yasakladı?” Dinleyenler: “Evet (biliyoruz!)” dediler. Hz. Muaviye (radıyallahu anh) tekrar sordu: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın hacc ile umrenin arasını birleştirmenizi (hacc-ı kıran yapmanızı) da yasakladığını bili-yor musunuz?” Yanın-dakiler: “Hayır, bunu bilmiyo-ruz!” dediler. Hz. Muaviye (radıyallahu anh):

    “Öyleyse bilin, bu da öbürleriyle birlikte (yasaklar arasında). Ne var ki, siz-ler unutmuşsunuz!” dedi.” [Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1794)]

    HACC-I KIRAN

    Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-se-lâm)’ı hacc ve umre her ikisi için de (ihrama gi-rip) telbiye çekerken işittim.”

    Bekr İbnu Abdillah el-Müzenî demiş ki: “Ben bunu Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’e söyledim. Bana: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) sadece hacc için telbiye getirdi.” diye cevap verdi.

    Sonra tekrar Enes (radıyallahu anh)’le karşılaştım ve İbnu Ömer-’in sözünü ken-disine aktardım. Bana (kızarak):

    “Galiba bizi çocuk yerine koyuyorsunuz. Ben Resûlullah (aleyhisselâtu ves-se-lâm)’ı: “Umre ve hacc için lebbeyk!” derken işit-tim” dedi.” [Buharî, Taksîru’s-Salât 5, Hacc 24, 25, 27, 117, 119, Cihad 104, 126; Müslim, Hacc 185, (1232); Ebu Dâvud, Hacc 24, (1795); Tir-mizî, Hacc 11, (821); Nesâî, Hacc 49, (5, 150); İbnu Mâce, Hacc 38, (2968, 2969)]

    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) hacc ve umreyi birleştirip, her ikisi için de tek bir tavaf yaptı.” [Tirmizî, Hacc 102, (947); Nesâî, Hacc 144, (5, 226); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2973)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Hacc ile umreyi birleş-tiren kimseye tek bir tavaf yeterlidir. İkisinin ihramın-dan birlikte çıkar.” [Buharî, Hacc 77, 105, Muhsar 1, 3, 4, Megâzî 35; Müslim, Hacc 181, (1230); Tir-mizî, Hacc 102, (947); Nesâî, Hacc 144, (5, 225-226); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2975)]

    Tirmizî’de şöyle gelmiştir: “Kim hacc ve umre için ihrama girerse, her iki-sinden de ihramdan çıkıncaya kadar, tek tavaf, tek sa’y yeterlidir.” [Tirmizî, Hacc 102, (948); İbnu Mâce, Menâsik 39, (2975)]

    HACC-I TEMETTÜ VE HACCIN FESHİ

    Abdullah İbnu Şakîk anlatıyor: “ Osman (radıyallahu anh) temettüyü ya-saklıyor, Hz. Ali de emrediyordu. Hz. Osman, Hz. Ali (radıyallahu anhümâ)’ye bir söz söyledi. Hz. Ali (radıyallahu anh): “Sen de biliyorsun ki biz, Resûlul-lah (aleyhisselâtu vesselâm)’la birlikte temettü yaptık” dedi. Hz. Osman da: “Evet, ama biz korku-yorduk” dedi.” [Müslim, Hacc 158, (1223); Nesâî, Hacc 50, (5, 152)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Veda Haccı’nda hacca kadar umreden yararlandı ve kurban kesti. Kurbanını Zülhuleyfe’den itibaren be-raberinde gö-türdü. Menâsikin icrasına başla-yıp, umre telbiyesi getirdi. Sonra hacc için telbiye getirdi. Beraberindeki ashabı da hacca kadar umreden yararlandı. Hacc ka-filesi içerisinde kurbanı olanlar da vardı, olmayanlar da.

    Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Mekke’ye geldiği zaman halka hitaben: “Kimin kurbanı varsa, haccını tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmasın, ki-min kurbanı yoksa tavaf ve sa’y’ini yapsın, sa-çını kısaltarak ihramden çıksın. Sonra hac için ihrama girip kurbanını kessin. Kurban bulamayan hac sırasında üç gün, evine dönünce de yedi gün olmak üzere (on gün) oruç tutsun.” bu-yurdu.” [Buharî, Hacc 104; Müslim, Hacc 174, (1227); Ebu Dâvud, Hacc 24, (1805); Nesâî, Hacc 50, (5, 151-152)]

    İkrîme anlatıyor: “İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)’a müt-’atul-hacc-’dan sorulmuştu, şu cevabı verdi:

    “Veda haccında, muhacirler, ensarîler ve Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm)’ın zevceleri hep ihrama girdiler, biz de gir-dik. Mekke’ye geldiğimiz za-man Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm):

    “Kurbanlık nişanlıyanlar hariç, herkes hacc için giydiği ihramı umreye çe-vir-sin.” diye emretti. Biz de Beytullah’ı tavaf ettik. Safa ile Merve’de sa’y yaptık. (İhramdan çıkarak) kadınlarımıza geldik, elbi-selerimizi giydik. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) şunu da söy-lemişti:

    “Kim kurbanlık nişanlamışsa, kurbanlığı mahalline varıncaya kadar ih-ramdan çıkmasın!”

    Terviye akşamında (yani Zilhicce’nin 8. günü) bize hacc için ih-rama gir-memizi emretti. (Harem bölgesinin dışına çıkarak ihramla-rımızı giyerek hacca başlayıp) me-nâsiki tamamladığımız zaman Mekke’ye geri gelip Beytullah’ı Safa ve Merve’yi ta-vaf ettik. Böylece haccımız tamamlanmış, ayet-i kerimenin bu-yurduğu üzere (Meâlen): “Haccı da umreyi de Allah için tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeple bun-lardan) alıkonursanız, o halde kolayınıza gelen kur-ban gönderin…” (Bakara 196) üzerimizde kursan borcu kalmıştı.” [Buharî, Hacc 37, (Buharî bunu bab başlığında ta’lik (senetsiz) olarak kaydetmiştir.)]

    Ebu Dâvud’daki rivayette şöyle denmektedir: “Ebu Zer (radıyallahu anh), hacca niyetle ihram giyip sonradan bunu umreye çevirenler hakkında şöyle diyordu: “Bu, sadece Hz. Peygamber’le hac-cedenlere has bir ruhsattı.” [Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1807); İbnu Mâce, Hacc 42, (2985)]

    Ebu Cemre anlatıyor: “İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)’a mut’a’dan sor-dum; bana onu yapmamı emretti, haccda kesilen kur-bandan sordum. “Bu hususta dedi, deve veya sığır veya davar veya kana ortak olmak imkanları var (bunların hepsi meşrudur).”

    Ebu Cemre der ki: “İnsanlar mut’a’yı mekruh addediyorlardı. (Eve gelip) uyu-dum. Rüyamda birisini gördüm (bana gelip):

    “Makbul umre, mebrûr hacc!” diye müjdeledi. Hemen İbnu Ab-bas (radıyallahu anhümâ)’a gelip haber verdim. Bana:

    “Allahuekber! Ebu’l-Kâsım (aleyhisselâtu vesselâm)’ın sünneti!” dedi.” [Buharî, Hacc 102; Müslim, Hacc 204, (1242)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “Kim hacc aylarında umre yapar, sonra Mekke’de hacc zamanı gelinceye kadar ikamet ederse bu kimse, hacc da yaparsa mütemettidir. Bu durumda kolayına gelen bir kurban kesmesi vacib olur. Eğer kurban bula-mazsa, üç günü hacc sırasında, yedi günü de döndüğü zaman ol-mak üzere (on gün) oruç tutar.”

    İmam Malik der ki: “Bu hüküm, o kimsenin hacc zamanına ka-dar orada ikamet etmesi ve aynı sene içinde hacc yapması halinde ca-ridir.” [Muvatta, Hacc 62, (1, 344)]

    Muvatta’nın bir diğer rivayetinde der ki: “Allah’a yemin olsun, haccdan önce umre yapıp (bu sebeple) kurban kesmem, haccdan sonra Zilhicce ayında umre yap-mamdan daha sevimlidir.”

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şöyle demiştir: “Oruç, umre ya-pıp hacca kadar temettüde bulunup da hacc için ihrama girmesinden arefe gününe kadar kurban bu-lamayan kimse içindir. Eğer orucu tutmazsa, Minâ günlerinde tu-tar.” İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) de böyle hükmediyordu. [Muvatta, Hacc 255, (1, 426)]

    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “(Veda Haccında), Re-sûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ve ashabı (radıyallahu anhüm), hacc için ihrama gir-dikleri vakit, Resûlullah ile Talha hariç, hiç kim-senin kurbanlığı yoktu. O sı-rada Hz. Ali, beraberinde bir kurbanlık olduğu halde Yemen’den geldi. Ve der-hal: “Ben de Resûlullah’ın ni-yet ettiği şeye niyet ederek ihram giydim.” deyip katıldı.

    Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ashabına bu hacclarını um-reye çevir-mele-rini, tavaf yapmalarını, (sa’y yapmalarını), beraberinde kurbanlığı olanlar hariç sac-larını kısa keserek ihramdan çıkmalarını emretti.

    Bir kısım itiraz ederek: “Yani henüz cenabetken Minâ’ya mı gide-ceğiz?” dediler. Bu söz Hz. Peygamber (aleyhisselâtu vesselâm)’e ulaşmıştı: “Geride bı-raktığım işle-rimi tekrar bulsaydım kurban ge-tirmezdim. Eğer, beraberimde kurbanlığım olma-saydı, ben de ihram-dan çıkardım dedi.” dedi.[5]

    Bu sırada Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) hayız oldu. Beytullah’ı ta-vaf hariç, haccın bütün menâsikini yerine getirdi. Temizlenince de tavafı yaptı. Dedi ki:

    “Ey Allah’ın Resûlü! Sizler hem umre, hem de hacc yapmış ola-rak buradan ayrı-lacaksınız, ben ise sadece haccla ayrılacağım!”

    Bunun üzerine Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) oğlan kar-deşi Abdur-rahman İbnu Ebî Bekr (radıyallahu anhümâ)’e Hz. Aişe’yi (Harem bölgesinin dı-şında yer alan) Ten’îm’e götürmesini emretti. (Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) orada ih-ram giyerek haccdan sonra umre yaptı.”[6]

    Buharî’nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir:

    “(Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm), Mekke’ye gelince) asha-bına: “İhramınızdan çıkın. Önceki niyetinizi müt’aya çevirin!” dedi. Ashab:

    “Biz önce “hacc” diye ismen belirterek niyet etmişken, şimdi na-sıl müt’aya çevi-rebiliriz?” diye itiraz ettiler. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm):

    “Ben size ne söylüyorsam onu yapın. Eğer kurbanlık getirmemiş olsaydım, size emretmiş bulunduğumu ben de yapardım. Ancak, kurbanım (Mina’daki kesim) mahalline ulaşmadan ihramlıya haram olan şeylerden hiç birisi bana helal olmaz!” dedi. Bunun üzerine As-hab-ı Kiram, Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın emrini yerine getirip ihramdan çıktılar.”

    Müslim’in bir rivayetinde şu ibareye de yer verilmiştir: “Bize ihram-dan çıkmamız, hacc için yaptığımız niyyetin umreye çevrilmesi emredilmişti. Bu, bize çok imkansız bir emir geldi ve he-pimizin canını sıktı. Memnuniyet-sizliğimiz Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’a ulaştırıldı. Ona semavî bir şey (haber) mi ulaştı, insanlardan mı bir şey ulaştı bilemiyoruz, her ne ise, bize şu hitabda bulundu:

    “Ey nâs, ihramdan çıkın. Eğer beraberimde kurbanlığım olma-saydı, ben de sizin gibi yapardım!”

    (Resûlullah’ın bu kesin emri üzerine) ihramdan çıktık. Hatta hanımları-mızla münasebet-i cinsiyede bile bulunduk. İhrama gir-memiş olan bir kimse-nin yaptığı her şeyi yaptık. Bu hal terviye gü-nüne (Zilhicce’nin 8. günü) kadar devam etti. O gün gelip, Mekke’yi arkada bıraktığımız vakit, hacca niyet ederek ihrama girdik.”

    Müslim’in diğer bir rivayetinde şöyle denir: “Biz hacc-ı if-rad için ih-ram gi-yip Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’la birlikte ilerledik. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) de umre için ihrama girdi. Se-ref’e gelince Hz. Aişe hayız oldu. (Mekke’ye) ge-lince Kâ’be’yi, Safa ve Merve’yi tavaf ettik. Sonra, berabe-rinde kurbanlık olmayanla-rın ih-ramdan çıkmaları emredildi.

    “Neleri nefsimize helal edeceğiz?” diye sorduk. Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm):

    “(İhramlıya yasak olan) her şeyi!” dedi. Bunun üzerine kadınla-rımızla da yattık, kokular süründük, elbiselerimizi giydik. (Bunların hepsini yaparken) bizimle arefe (yani hacc ihramı giyme) günü ara-sında sadece ve sadece dört gece vardı.

    Sonra terviye günü (Zilhicce’nin 8’i) tekrar ihrama girdik. Bir ara Resûlul-lah (aleyhisselâtu vesselâm) Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’nin yanına girmişti, onu ağlı-yor buldu.

    “Neyin var?” diye sordu.

    “Hayız oldum, herkes ihramdan çıktı, ben çıkamadım, tavafımı da yapa-madım. Herkes artık (umresini tamamladı), hacc için (Arafat’a) çıkıyor!” diye-rek yakındı. Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm):

    “Bu hal, Cenab-ı Hakk tarafından Adem (aleyhisselam)’in kızla-rına yazıl-mış bir kaderdir, (sana mahsus bir kusur değil). Sen de, (ihrama giren herkesin yaptığı gibi) yıkan ve hacc için ihrama gir.”[7] dedi. O da öyle yaptı. (Mina, Arafat ve Müzdelife’deki) vakfelerin hepsine katıldı. Hayızdan temizlenince de (ifâza) tavafını yaptı. (Bunlar bittikten sonra Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye:

    “Artık hem haccını hem de umreni yapmış, her ikisinin de ih-ramından çıkmış oldun!” dedi. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ):

    “Ancak benim içimden Beytullah’ı tavaf etmeden hacc yaptığım hissi geçi-yor.” dedi. Bunun üzerine (oğlan kardeşine seslenerek):

    “Ey Abdurrahman (kızkardeşin) Aişe’yi Ten’îm’e götür, orada umre için ihrama girsin!” dedi. Bu vak’a Hasbe gecesi cereyan et-mişti.[8] Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) mülayim bir insandı. Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) bir şey arzu etti mi onun arkasını takip eder (yerine getirirdi).”

    Yine Müslim’in bir başka rivayetinde: “Ne Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), ne de ashab (radıyallahu anhümâ), hiç kimse, Safa ile Merve ara-sında ilk tava-fın dışında başka bir tavaf yapmadı.” denmiştir.

    Buharî, Müslim, Ebu Dâvud ve Nesâî’de kaydedilen bir ri-vayette İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) demiştir ki: “(Cahiliye Arapları) hacc aylarındaki um-reyi yeryüzünde işlenebilen günahla-rın en büyüğü biliyorlardı. Keza Mu-harrem ayını da Safer diye isim-lendirip: “Bere iyileşip eser kalmadığı ve Safer ayı çıktığı va-kit umre yapmak isteyene umre helal olur.” diyorlardı. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ve Ashab-ı Güzin (radıyallahu anhümâ)’i hacc için ih-rama girmiş olarak 4 Zilhicce sabahı (Mekke’ye) geldiler. (Gelir gelmez) Resû-lullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), hacc niyetlerini umreye tahvil etmelerini em-retti. Bu, ashab nezdinde büyük bir ha-dise oldu.

    “- Ey Allah’ın Resûlü neleri helal addedeceğiz?” diye sordular.

    “Bütün (ihram haramları) helal olacak!” diye cevap verdi.”

    Nesâî’deki rivayette: Eser yerine veber (yün) denmiştir. Mana: “Yün çoğa-lınca.” olur.

    Keza “Safer ayı çıkınca” tabirinden sonra: “Veya şöyle dedi: Safer ayı gi-rince” ta-biri ilave edilmiştir. [Buharî, Hacc 34, Menâkıbu’l-Ensâr 26; Müslim 198, (1240, 1241); Ebu Dâvud, Hacc 80, (1987), Menâsik 23, (1792); Nesâî, Hacc 77, 108, (5, 180, 181, 201, 202)]

    Müslim ve Tirmizî’de şöyle demiştir: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) buyurdu ki: “Umre, kıyamete kadar hacca dahil oldu: Yani, umre ameli, hacc-ı kıran yapmak isteyenin hacc ameline dahil oldu.” [Müslim, Hacc 203, (1241); Tirmizî, Hacc 89, (932)]

    Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Biz hacc aylarında, Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’la birlikte, hacc için ihrama gir-miş olarak[9], hacc gece-lerinde yola çıkıp Serif nam yere indik. Orada Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm): “Kimin beraberinde kurbanlığı yoksa, haccını umre yapmak isteyen um-reye çevirsin. Beraberinde kurbanlığı olan bunu yapmasın.” dedi. Hz. Aişe sö-züne devamla der ki: “Ashab’tan bazısı umreye niyet etti, bazısı da terketti. Re-sûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) ile gücü yerinde olan bazısının yanında kur-banlığı vardı.

    (Bir ara) Resûlullah yanıma gelince beni ağlar buldu.

    “Niye ağlıyorsun?” diye sordu.

    “Ben ashabına söylediklerini işittim ve umre yapmaktan engel olundum!” de-dim. Bunun üzerine:

    “Neyin var?” diye tekrar sordu.

    “Namaz kılamıyorum (hayız oldum).” dedim.

    “Bu sana zarar vermez. Sen Hz. Adem (aleyhisselâm)’in kızla-rından bir kadın-sın. Allah öbürlerine yazdığı kaderi sana da takdir etti, bu bir kusur sa-yılmaz. Sen haccına devam et. Cenab-ı Hakk inşa-allah, umreyi de sana nasib edecek” dedi.”

    (Kaynaklar 1315 numaralı hadisin sonunda topluca verilmiştir.)




  7. 27.Eylül.2011, 15:42
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: hac ile ilgili hadisler ve manaları

    Bir diğer rivayette Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şöyle der: “Hayız halim Arefe gününe kadar devam etti, o gün temizlendim. Ben de sadece umreye ni-yet etmiştim. Resûlullah saçımı çözüp ta-ramamı, umreyi bırakıp, hacc niyetiyle ihrama girmemi emretti. Em-rini yerine getirdim ve haccımı eda ettim.”

    Hz. Aişe bir başka rivayette şöyle der: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-se-lâm)’la birlikte çıktık, kurban günü Mina’ya gel-dik. Ben (orada) temizlendim. Sonra Mina’dan çıktım. Beytullah’a koştum. Sonra, Resûlullah’la birlikte nefr-i âhir (teşrik günlerinin üçüncüsü, yani bayramın 4. günü=13 Zilhicce) günü çık-tık. Musah-hab’a[10] indik. Abdurrahman (radıyallahu anh)’ı çağırdı ve:

    “Kızkardeşini Harem bölgesinden çıkar (Ten’im’e kadar götür. Orada) umre için ihram giysin. Umreyi yapınca buraya gelin, sizi dö-nünceye kadar burada bekliyo-rum!” dedi. Ben ayrılıp (Ten’im’e gidip ihram giydim, umre yaptım) ta-vaftan boşa-lınca, seherde yanına gel-dim. Yola çıkma emri verdi. Herkes göç yükleyip Medine’ye müte-veccihen hareket etti.”

    Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) ile birlikte yola çıktık. Bazılarımız umre ni-yetiyle ihrama girdi, bazıları-mız da sadece hacc niyetiyle ihrama girdi. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) da sadece hacc için ihrama girmişti. Umre için ihrama girenler, (umreyi ya-pınca) ihramdan çık-tılar. Hacc için ihrama girenler veya hacc ve umre için ih-rama giren-ler, yevm-i nahr’e (kurbanın birinci gününe kadar) ihramdan çık-madılar.” [Buharî, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3, 33, 81, Edâhî 3, 10; Müslim, Hacc 111-135, (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224, (1, 410-412); Ebu Dâvud, Menâ-sik 23, (1778-1783); Nesâî, Hacc 77, (5, 177-178); Tir-mizî, Hacc 91, (934)]

    Ebu Mûsâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-se-lâm) Bathâ’da mola vermişken yanına uğradım. Bana:

    “Neye niyetle ihrama girdin?” diye sordu. Ben:

    “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın niyeti ile niyetlendim” dedim. Bana:

    “Kurbanlığın var mı?” diye sordu. Ben:

    “Hayır!” dedim.

    “Öyleyse, dedi, Beytullah’ı, Safa ve Merve’yi tavaf et ve ihramdan çık!”

    Resûlullah’ın bu söylediklerini yaptım. Ailemden bir kadına uğ-radım. Saç-larımı tarayıp, başımı yıkayıverdi.

    Ben Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh)’in halifeliği sırasında, halka bu şekilde fetva veriyordum. O öldü, yerine Hz. Ömer (radıyallahu anh) halife oldu. Onun zama-nında, bir hacc mevsimiydi. Ben (hacc için hazırlığa) kalkmış oldu-ğum sırada bir adam gelip:

    “Fetvalarında teennili ol. Emirü’l-mü’minin hac mevzuundu neler ihda-sedece-ğini bilemezsin!” dedi. Ben de:

    “Ey insanlar, ben, kime haccla ilgili bir fetva vermiş idiysem, te-ennili ol-sun. İşte mü’minlerin emiri size geliyor. Onu imam edinin, ona uyun!” de-dim. Hz. Ömer (radıyallahu anh) gelince kendisine:

    “Ey mü’minlerin emiri, kulağıma gelen nedir? Hacc menâkisiyle alakalı yeni şeyler mi ihdas ettiniz?” diye sordum. Bana:

    “Eğer Allah’ın kitabıyla amel edeceksek, bak Allah’ın kitabı ne diyor: “Hacc da, umreyi de Allah için tam yapın…” (Bakara 196) em-rediyor. Eğer Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın sünneti ile amel edeceksek O: “Menâsikinizi ben-den alın” diyor ve kurbanlığı yerine (Mina’ya) ulaşıncaya kadar ihramdan çık-mıyor.” [Buharî, Umre 11, Hacc 32, 34, 125, Megâzî 60, 77; Müslim, Hacc 154, (1221); Nesâî, Hacc 50, (5, 153)]

    Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), Hz. Ali’yi Yemen’e emir olarak gönderdiği zaman ben onun yanında idim. Onunla be-raber ben de (altın) kaplar elde ettim. Hz. Ali (radıyallahu anh), (Yemen’den) Resûlullah’ın yanına gelince, Hz. Fatıma’nın, (boyalı elbiseler giymiş), evi de (hâlâ kokmakta olan) bir tütsü ile tütsülemiş olduğunu gördü. (Bu kıyafet ve bu tütsünün yasak olduğu hacc döneminde karşılaştığı bu man-zaraya Ali) kızdı. Hz. Fâtıma:

    “Niye kızıyorsun? Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ashabına (ihramdan çıkmalarını emir buyurdu, onlar da ihramdan çıktılar.” dedi. (Bunun üzerine Hz. Ali, zevcesine: “Ben zaten Resûlullah’ın niyyeti ile ihrama girmiştim” dedi ve) Hz. Peygamber (aleyhisselâtu vesselâm)’e uğradı. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm): “Sen ne yaptın?” diye sordu. Hz. Ali:

    “Resûlullah’ın niyeti ile niyetlendim deyince Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm):

    “Ben kurbanlık getirdim ve hacc-ı kıran’a niyet ettim” diye açık-lamada bu-lundu ve Hz. Ali (radıyallahu anh)’ye şu emri verdi:

    “Altmış yedi -veya altmış altı- deve kes. Develerden otuz üç -veya otuz dört- ta-nesini kendin için ayır ve bu develerden her bi-rinden bir parça da (benim için) ayır.” [Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1797)]

    Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) Zülhuleyfe’de geceledi. Sabah olunca (devesine) bindi. Devesi onu Bey-dâ’da havaya kaldırınca, Allah’a hamd etti, tesbih etti, tekbir getirdi, tahlîl ge-tirdi. Sonra hacc ve umre için (niyet edip) telbiye getirdi. Halk da her ikisi için (niyet edip) tel-biye getirdi. (Mekke’ye) gelince halka emretti, onlar da ihramdan çık-tılar. Bu hal terviye gününe (Zilhicce’nin 8’i) kadar devam etti. Ter-viye günü hacc için ihrama girip telbiye getir-diler. Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) haccı ifâ edince kendi eliyle ayakta olduğu halde, yedi deve kesti.” [Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1796); Nesâî, Hacc 143, (5, 225)]

    Bilal İbnu’l-Hâris (radıyallahu anh)’in yaptığı bir rivayette şu ibare mevcut-tur: “Ey Allah’ın Resûlü hacc (için yapılan niyet)ı umreye çevirmek sa-dece bize mi hastır, yoksa bizden sonrakiler için de caiz olacak mıdır? diye sor-dum. Bana şu ce-vabı verdi:

    “Bu sadece size hastır. (Sizden sonraki müslümanlara câiz değil-dir).” [Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1808); Nesâî, Hacc 77, (5, 179)]

    Nesâî, Bilal İbnu’l-Hâris’ten sadece (sadedinde olduğumuz) fes-hu’l-hacc hadisini tahric etmiştir. Feshu’l-hacc: Kişinin önce hacca niyet etmesi, fakat sonradan bunu umreye çevirmesi, umre yapınca ihramdan çıkması, tekrar hacc için ihrama girme-sidir.

    Yine Buharî’nin, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)’tan kaydettiği bir riva-yette şöyle denir:

    “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm), insanlara (haccın İslâm’a uygun olan) ada-bını öğretmesi ve Resûlullah adına tebligatta bu-lunması için Hz. Ebu Bekir’i hacc emiri olarak gönderdi. Hacc kafilesi Arafat’a Zülmecaz cihetinden vasıl olunca Kâ’be’ye yaklaşmadı, fakat Zülmecaz’a doğru yöneldi. Böyle yapışı, hacca umre ile niyet etme-miş olmasından ileri geliyordu.”

    İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm)’ın asha-bından bir adam, Hz. Ömer (radıyallahu anh)’e gele-rek, huzurunda, Resû-lullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın ölmüş bu-lunduğu hastalığı sırasında, hacc’-dan önce ya-pılan umreyi yasaklar-ken Resûlullah’ı işittiğine dair şehadette bu-lundu.” [Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1793)]

    TAVAF VE SA’Y’İN MAHİYETİ

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) ve ashabı (radıyallahu anhüm) Mekke’ye, Yesrib hummasından bitkin düşmüş bir halde geldiler. Müşrikler (şehirde menfi bir dedikodu yaparak): “Yarın buraya humma hastalı-ğından dermanı kesilmiş ve ondan çok ızdırab çekmiş bir ka-vim ge-lecek” dediler ve (müslümanların sey-rine bakmak için) Hicr’in arka-sına oturdular. (Onların hainliğin-den vahyen haberdar olan) Resû-lullah (aleyhisselâtu vesselâm), celâdetlerini müşriklere göstermeleri için, müslümanlara tavafın ilk üç şavtında remel yapmalarını, iki köşe ara-sında da adi yürüyüşle yürümelerini em-retti.

    Bu hali gören müşrikler: “Bunlar mı hummanın bitkin düşür-düğünü zannetti-ğimiz insanlar, bunlar falan ve falandan daha sağ-lammış!” dediler.

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) der ki: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm)’ı asha-bına (radıyallahu anhüm) bütün şavt-larda remel yapmalarını em-retmekten alı-koyan şey onlara duyduğu merhametti.” [Buharî, Hacc 55, Megâzi 43; Müslim, Hacc 240, (1266); Tir-mizî, Hacc 39, (863); Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1886, 1889); Nesâî, Hacc 155, (5, 230)]

    Buharî, bu rivayette şu ziyadeyi kaydeder: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) sulh antlaşması yaptığı sene (umre için) ge-lince müşriklere kuvvetlerini gösterme-leri için “hızlı yürüyün!” diye emretti. Müşrikler bu sırada Ku’aykı’ân dağı tarafına oturmuş (seyrediyor)lardı.”

    Ebu Dâvud’un bir diğer rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) ızdıbâ yaptı, istilâmda bulundu, tekbir getirdi, sonra üç tavafta remel yaptı. Müs-lümanlar Rükn-i Yemânî’ye varınca Kureyş’in naza-rından gizleniyor, giz-lenince de normal yürüyüşe geçiyor, sonra tekrar karşıla-rına çıkınca bu sefer yeni-den remele geçi-yorlardı. Onları böyle remel (yaparken canlı ve kıvrak) gören Kureyş: “Bunlar ceylanlar gibiymiş” diyorlardı.

    İbnu Abbas: “Remel sünnettir” demiştir. [Ebu Dâvud, Menasik 51, (1889)]

    Ebu’t-Tufeyl (radıyallahu anh) anlatıyor: “İbnu Abbas (radıyallahu an-hümâ)’a dedim ki:

    “Kâ’be’nin etrafında (tavaf yaparken) ilk üç şavtında remel, son dört şav-tında da normal yürüme yapmak sünnet midir, değil midir? Senin kavmin buna sünnet di-yor-lar?”

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) bana şu cevabı verdi:

    “Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler.”

    “Yani hem doğru söylemişlir, hem de kizb etmişler demekle neyi kastedi-yor-sun?” diye açıklama istedim.

    Anlattı:

    “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Mekke’ye (umretü’l-kaza için) gel-mişti. Müşrik-ler: “Muhammed ve ashabı zayıflıktan Kâ’be’yi tavaf edemez” dediler. Müşrikler onu kıskanıyorlardı. Bunun üze-rine Hz. Peygamber (aleyhisselâtu vesse-lâm) ashabına üç (şavtta) re-mel yaparak, dört şavtta da normal şe-kilde yürüme-lerini emretti.”

    Ben tekrar, İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)’a:

    “Bana Safa ile Merve arasındaki tavafı binerek yapmanını sünnet olup ol-madı-ğını haber ver. Zira senin kavmin bunun sünnet oldu-ğunu söylüyorlar!” dedim. Bana şu ce-vabı verdi:

    “Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler.”

    “Hem doğru söylemeleri, hem de kizb etmeleri ne demektir?” diye ben tek-rar sorunca açıkladı:

    “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Mekke’ye umre için geldiği zaman (Mekkeli) ahali etrafını çokca sarmış: “İşte Muhammed! İşte Muhammed!” diye sı-kıntı veriyorlardı. Hatta, genç kızlar bile evle-rinden çıkmışlardı. Resû-lullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın hu-zu-runda (yol açmak için) halka vurula-mazdı. Halk başına üşüşünce, bu sebeple o da hay-vana bindi. Aslında sa’yi ya-yan yapmak (binerek yapmaktan) efdaldir.” [Müslim, Hacc 237, (1264); Ebu Dâ-vud, Menâsik 51, (1885)]

    Ebu Dâvud’un rivayetinde İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) -Müslim’deki ri-vayete ziyade olarak- şunu söyler: “Hudeybiye müza-kereleri sırasında Kureyş-liler: “Muhammed’i ve arkadaşlarını bıra-kın, böcekler gibi ölsünler” dediler. Müteakip sene umre yapmak şartı üzerine sulh antlaşması yapılınca, Resûlul-lah (aleyhisselâtu vesse-lâm) Mekke’ye geldi. Müşrikler de Ku’aykı’ân tepesi yönünden geldiler. Aleyhisselâtu vesselâm efendimiz ashabına: “Beytullah’ı üç şavtta remel yaparak tavaf edin” dedi. Bu (bütün ümmete şâmil) bir sünnet de-ğildir. Safa ile Merve ara-sındaki sa’y ile ilgili olarak (Ebu Dâvud’da gelen açık-lama, (yukarıda kaydedilen) Müslim rivayetin-dekinin aynıdır.)

    Ancak Ebu Dâvud’da şu ziyade dahi yer alır: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), halk sözlerini daha iyi işitsin, yerini daha iyi görsün ve elleri onu ulaşmasın diye bir de-veye bindi.”

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) ve ashabı (radıyallahu anhüm) Ci’irrâne’-den umre yaptılar. Bu umrede Beytullah’ı remel yaparak tavaf ettiler. Bu tavafta ridaları-nın bir ucunu sağ koltukla-rının altına koymuşlar, diğer ucunu da sol omuzla-rının üzerine atarak (ızdıba yap-mışlardı).” [Ebu Dâvud, Menâsik 50, (1884), 50, (1891)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’den Nâfi’nin anlattığına göre, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) Mekke’de ihrama girdiği za-man ne Beytullah’ı ta-vaf eder, ne de Safa ve Merve arasında sa’yde bulunurdu. Bunları Mina dö-nüşü yapardı. Mekke’de ih-rama girdiği zaman Beytullah’ı tavaf edecek olsa remel yapmazdı.” [Muvatta, Hacc 34, (1, 365)]

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), ifaza tavafının yedi şavtında da remelde bu-lunma-mıştır.” [Ebu Dâvud, Menâsik 83, (2001)]



  8. 27.Eylül.2011, 15:42
    4
    Silent and lonely rains
    Bir diğer rivayette Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şöyle der: “Hayız halim Arefe gününe kadar devam etti, o gün temizlendim. Ben de sadece umreye ni-yet etmiştim. Resûlullah saçımı çözüp ta-ramamı, umreyi bırakıp, hacc niyetiyle ihrama girmemi emretti. Em-rini yerine getirdim ve haccımı eda ettim.”

    Hz. Aişe bir başka rivayette şöyle der: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-se-lâm)’la birlikte çıktık, kurban günü Mina’ya gel-dik. Ben (orada) temizlendim. Sonra Mina’dan çıktım. Beytullah’a koştum. Sonra, Resûlullah’la birlikte nefr-i âhir (teşrik günlerinin üçüncüsü, yani bayramın 4. günü=13 Zilhicce) günü çık-tık. Musah-hab’a[10] indik. Abdurrahman (radıyallahu anh)’ı çağırdı ve:

    “Kızkardeşini Harem bölgesinden çıkar (Ten’im’e kadar götür. Orada) umre için ihram giysin. Umreyi yapınca buraya gelin, sizi dö-nünceye kadar burada bekliyo-rum!” dedi. Ben ayrılıp (Ten’im’e gidip ihram giydim, umre yaptım) ta-vaftan boşa-lınca, seherde yanına gel-dim. Yola çıkma emri verdi. Herkes göç yükleyip Medine’ye müte-veccihen hareket etti.”

    Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) ile birlikte yola çıktık. Bazılarımız umre ni-yetiyle ihrama girdi, bazıları-mız da sadece hacc niyetiyle ihrama girdi. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) da sadece hacc için ihrama girmişti. Umre için ihrama girenler, (umreyi ya-pınca) ihramdan çık-tılar. Hacc için ihrama girenler veya hacc ve umre için ih-rama giren-ler, yevm-i nahr’e (kurbanın birinci gününe kadar) ihramdan çık-madılar.” [Buharî, Umre 6, 8, 9, Hayz 1, 7, Hacc 3, 33, 81, Edâhî 3, 10; Müslim, Hacc 111-135, (1211-1212); Muvatta, Hacc 223-224, (1, 410-412); Ebu Dâvud, Menâ-sik 23, (1778-1783); Nesâî, Hacc 77, (5, 177-178); Tir-mizî, Hacc 91, (934)]

    Ebu Mûsâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-se-lâm) Bathâ’da mola vermişken yanına uğradım. Bana:

    “Neye niyetle ihrama girdin?” diye sordu. Ben:

    “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın niyeti ile niyetlendim” dedim. Bana:

    “Kurbanlığın var mı?” diye sordu. Ben:

    “Hayır!” dedim.

    “Öyleyse, dedi, Beytullah’ı, Safa ve Merve’yi tavaf et ve ihramdan çık!”

    Resûlullah’ın bu söylediklerini yaptım. Ailemden bir kadına uğ-radım. Saç-larımı tarayıp, başımı yıkayıverdi.

    Ben Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh)’in halifeliği sırasında, halka bu şekilde fetva veriyordum. O öldü, yerine Hz. Ömer (radıyallahu anh) halife oldu. Onun zama-nında, bir hacc mevsimiydi. Ben (hacc için hazırlığa) kalkmış oldu-ğum sırada bir adam gelip:

    “Fetvalarında teennili ol. Emirü’l-mü’minin hac mevzuundu neler ihda-sedece-ğini bilemezsin!” dedi. Ben de:

    “Ey insanlar, ben, kime haccla ilgili bir fetva vermiş idiysem, te-ennili ol-sun. İşte mü’minlerin emiri size geliyor. Onu imam edinin, ona uyun!” de-dim. Hz. Ömer (radıyallahu anh) gelince kendisine:

    “Ey mü’minlerin emiri, kulağıma gelen nedir? Hacc menâkisiyle alakalı yeni şeyler mi ihdas ettiniz?” diye sordum. Bana:

    “Eğer Allah’ın kitabıyla amel edeceksek, bak Allah’ın kitabı ne diyor: “Hacc da, umreyi de Allah için tam yapın…” (Bakara 196) em-rediyor. Eğer Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın sünneti ile amel edeceksek O: “Menâsikinizi ben-den alın” diyor ve kurbanlığı yerine (Mina’ya) ulaşıncaya kadar ihramdan çık-mıyor.” [Buharî, Umre 11, Hacc 32, 34, 125, Megâzî 60, 77; Müslim, Hacc 154, (1221); Nesâî, Hacc 50, (5, 153)]

    Berâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), Hz. Ali’yi Yemen’e emir olarak gönderdiği zaman ben onun yanında idim. Onunla be-raber ben de (altın) kaplar elde ettim. Hz. Ali (radıyallahu anh), (Yemen’den) Resûlullah’ın yanına gelince, Hz. Fatıma’nın, (boyalı elbiseler giymiş), evi de (hâlâ kokmakta olan) bir tütsü ile tütsülemiş olduğunu gördü. (Bu kıyafet ve bu tütsünün yasak olduğu hacc döneminde karşılaştığı bu man-zaraya Ali) kızdı. Hz. Fâtıma:

    “Niye kızıyorsun? Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) ashabına (ihramdan çıkmalarını emir buyurdu, onlar da ihramdan çıktılar.” dedi. (Bunun üzerine Hz. Ali, zevcesine: “Ben zaten Resûlullah’ın niyyeti ile ihrama girmiştim” dedi ve) Hz. Peygamber (aleyhisselâtu vesselâm)’e uğradı. Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm): “Sen ne yaptın?” diye sordu. Hz. Ali:

    “Resûlullah’ın niyeti ile niyetlendim deyince Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm):

    “Ben kurbanlık getirdim ve hacc-ı kıran’a niyet ettim” diye açık-lamada bu-lundu ve Hz. Ali (radıyallahu anh)’ye şu emri verdi:

    “Altmış yedi -veya altmış altı- deve kes. Develerden otuz üç -veya otuz dört- ta-nesini kendin için ayır ve bu develerden her bi-rinden bir parça da (benim için) ayır.” [Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1797)]

    Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) Zülhuleyfe’de geceledi. Sabah olunca (devesine) bindi. Devesi onu Bey-dâ’da havaya kaldırınca, Allah’a hamd etti, tesbih etti, tekbir getirdi, tahlîl ge-tirdi. Sonra hacc ve umre için (niyet edip) telbiye getirdi. Halk da her ikisi için (niyet edip) tel-biye getirdi. (Mekke’ye) gelince halka emretti, onlar da ihramdan çık-tılar. Bu hal terviye gününe (Zilhicce’nin 8’i) kadar devam etti. Ter-viye günü hacc için ihrama girip telbiye getir-diler. Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) haccı ifâ edince kendi eliyle ayakta olduğu halde, yedi deve kesti.” [Ebu Dâvud, Menâsik 24, (1796); Nesâî, Hacc 143, (5, 225)]

    Bilal İbnu’l-Hâris (radıyallahu anh)’in yaptığı bir rivayette şu ibare mevcut-tur: “Ey Allah’ın Resûlü hacc (için yapılan niyet)ı umreye çevirmek sa-dece bize mi hastır, yoksa bizden sonrakiler için de caiz olacak mıdır? diye sor-dum. Bana şu ce-vabı verdi:

    “Bu sadece size hastır. (Sizden sonraki müslümanlara câiz değil-dir).” [Ebu Dâvud, Menâsik 25, (1808); Nesâî, Hacc 77, (5, 179)]

    Nesâî, Bilal İbnu’l-Hâris’ten sadece (sadedinde olduğumuz) fes-hu’l-hacc hadisini tahric etmiştir. Feshu’l-hacc: Kişinin önce hacca niyet etmesi, fakat sonradan bunu umreye çevirmesi, umre yapınca ihramdan çıkması, tekrar hacc için ihrama girme-sidir.

    Yine Buharî’nin, İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)’tan kaydettiği bir riva-yette şöyle denir:

    “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm), insanlara (haccın İslâm’a uygun olan) ada-bını öğretmesi ve Resûlullah adına tebligatta bu-lunması için Hz. Ebu Bekir’i hacc emiri olarak gönderdi. Hacc kafilesi Arafat’a Zülmecaz cihetinden vasıl olunca Kâ’be’ye yaklaşmadı, fakat Zülmecaz’a doğru yöneldi. Böyle yapışı, hacca umre ile niyet etme-miş olmasından ileri geliyordu.”

    İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm)’ın asha-bından bir adam, Hz. Ömer (radıyallahu anh)’e gele-rek, huzurunda, Resû-lullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın ölmüş bu-lunduğu hastalığı sırasında, hacc’-dan önce ya-pılan umreyi yasaklar-ken Resûlullah’ı işittiğine dair şehadette bu-lundu.” [Ebu Dâvud, Menâsik 23, (1793)]

    TAVAF VE SA’Y’İN MAHİYETİ

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) ve ashabı (radıyallahu anhüm) Mekke’ye, Yesrib hummasından bitkin düşmüş bir halde geldiler. Müşrikler (şehirde menfi bir dedikodu yaparak): “Yarın buraya humma hastalı-ğından dermanı kesilmiş ve ondan çok ızdırab çekmiş bir ka-vim ge-lecek” dediler ve (müslümanların sey-rine bakmak için) Hicr’in arka-sına oturdular. (Onların hainliğin-den vahyen haberdar olan) Resû-lullah (aleyhisselâtu vesselâm), celâdetlerini müşriklere göstermeleri için, müslümanlara tavafın ilk üç şavtında remel yapmalarını, iki köşe ara-sında da adi yürüyüşle yürümelerini em-retti.

    Bu hali gören müşrikler: “Bunlar mı hummanın bitkin düşür-düğünü zannetti-ğimiz insanlar, bunlar falan ve falandan daha sağ-lammış!” dediler.

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) der ki: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm)’ı asha-bına (radıyallahu anhüm) bütün şavt-larda remel yapmalarını em-retmekten alı-koyan şey onlara duyduğu merhametti.” [Buharî, Hacc 55, Megâzi 43; Müslim, Hacc 240, (1266); Tir-mizî, Hacc 39, (863); Ebu Dâvud, Menâsik 51, (1886, 1889); Nesâî, Hacc 155, (5, 230)]

    Buharî, bu rivayette şu ziyadeyi kaydeder: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) sulh antlaşması yaptığı sene (umre için) ge-lince müşriklere kuvvetlerini gösterme-leri için “hızlı yürüyün!” diye emretti. Müşrikler bu sırada Ku’aykı’ân dağı tarafına oturmuş (seyrediyor)lardı.”

    Ebu Dâvud’un bir diğer rivayetinde şöyle denir: “Resûlullah (aleyhisselâtu ves-selâm) ızdıbâ yaptı, istilâmda bulundu, tekbir getirdi, sonra üç tavafta remel yaptı. Müs-lümanlar Rükn-i Yemânî’ye varınca Kureyş’in naza-rından gizleniyor, giz-lenince de normal yürüyüşe geçiyor, sonra tekrar karşıla-rına çıkınca bu sefer yeni-den remele geçi-yorlardı. Onları böyle remel (yaparken canlı ve kıvrak) gören Kureyş: “Bunlar ceylanlar gibiymiş” diyorlardı.

    İbnu Abbas: “Remel sünnettir” demiştir. [Ebu Dâvud, Menasik 51, (1889)]

    Ebu’t-Tufeyl (radıyallahu anh) anlatıyor: “İbnu Abbas (radıyallahu an-hümâ)’a dedim ki:

    “Kâ’be’nin etrafında (tavaf yaparken) ilk üç şavtında remel, son dört şav-tında da normal yürüme yapmak sünnet midir, değil midir? Senin kavmin buna sünnet di-yor-lar?”

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) bana şu cevabı verdi:

    “Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler.”

    “Yani hem doğru söylemişlir, hem de kizb etmişler demekle neyi kastedi-yor-sun?” diye açıklama istedim.

    Anlattı:

    “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Mekke’ye (umretü’l-kaza için) gel-mişti. Müşrik-ler: “Muhammed ve ashabı zayıflıktan Kâ’be’yi tavaf edemez” dediler. Müşrikler onu kıskanıyorlardı. Bunun üze-rine Hz. Peygamber (aleyhisselâtu vesse-lâm) ashabına üç (şavtta) re-mel yaparak, dört şavtta da normal şe-kilde yürüme-lerini emretti.”

    Ben tekrar, İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)’a:

    “Bana Safa ile Merve arasındaki tavafı binerek yapmanını sünnet olup ol-madı-ğını haber ver. Zira senin kavmin bunun sünnet oldu-ğunu söylüyorlar!” dedim. Bana şu ce-vabı verdi:

    “Hem doğru söylemişler, hem de kizb etmişler.”

    “Hem doğru söylemeleri, hem de kizb etmeleri ne demektir?” diye ben tek-rar sorunca açıkladı:

    “Resûlullah (aleyhisselâtu vesselâm) Mekke’ye umre için geldiği zaman (Mekkeli) ahali etrafını çokca sarmış: “İşte Muhammed! İşte Muhammed!” diye sı-kıntı veriyorlardı. Hatta, genç kızlar bile evle-rinden çıkmışlardı. Resû-lullah (aleyhisselâtu vesselâm)’ın hu-zu-runda (yol açmak için) halka vurula-mazdı. Halk başına üşüşünce, bu sebeple o da hay-vana bindi. Aslında sa’yi ya-yan yapmak (binerek yapmaktan) efdaldir.” [Müslim, Hacc 237, (1264); Ebu Dâ-vud, Menâsik 51, (1885)]

    Ebu Dâvud’un rivayetinde İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) -Müslim’deki ri-vayete ziyade olarak- şunu söyler: “Hudeybiye müza-kereleri sırasında Kureyş-liler: “Muhammed’i ve arkadaşlarını bıra-kın, böcekler gibi ölsünler” dediler. Müteakip sene umre yapmak şartı üzerine sulh antlaşması yapılınca, Resûlul-lah (aleyhisselâtu vesse-lâm) Mekke’ye geldi. Müşrikler de Ku’aykı’ân tepesi yönünden geldiler. Aleyhisselâtu vesselâm efendimiz ashabına: “Beytullah’ı üç şavtta remel yaparak tavaf edin” dedi. Bu (bütün ümmete şâmil) bir sünnet de-ğildir. Safa ile Merve ara-sındaki sa’y ile ilgili olarak (Ebu Dâvud’da gelen açık-lama, (yukarıda kaydedilen) Müslim rivayetin-dekinin aynıdır.)

    Ancak Ebu Dâvud’da şu ziyade dahi yer alır: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), halk sözlerini daha iyi işitsin, yerini daha iyi görsün ve elleri onu ulaşmasın diye bir de-veye bindi.”

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm) ve ashabı (radıyallahu anhüm) Ci’irrâne’-den umre yaptılar. Bu umrede Beytullah’ı remel yaparak tavaf ettiler. Bu tavafta ridaları-nın bir ucunu sağ koltukla-rının altına koymuşlar, diğer ucunu da sol omuzla-rının üzerine atarak (ızdıba yap-mışlardı).” [Ebu Dâvud, Menâsik 50, (1884), 50, (1891)]

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’den Nâfi’nin anlattığına göre, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) Mekke’de ihrama girdiği za-man ne Beytullah’ı ta-vaf eder, ne de Safa ve Merve arasında sa’yde bulunurdu. Bunları Mina dö-nüşü yapardı. Mekke’de ih-rama girdiği zaman Beytullah’ı tavaf edecek olsa remel yapmazdı.” [Muvatta, Hacc 34, (1, 365)]

    İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhisselâtu vesse-lâm), ifaza tavafının yedi şavtında da remelde bu-lunma-mıştır.” [Ebu Dâvud, Menâsik 83, (2001)]






+ Yorum Gönder