Konusunu Oylayın.: Sihir nedir, sihir ve sihirbazlığın hükmü nedir? İllüzyonların gösterilerine de sihir denilir mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Sihir nedir, sihir ve sihirbazlığın hükmü nedir? İllüzyonların gösterilerine de sihir denilir mi?
  1. 27.Eylül.2011, 12:05
    1
    Misafir

    Sihir nedir, sihir ve sihirbazlığın hükmü nedir? İllüzyonların gösterilerine de sihir denilir mi?






    Sihir nedir, sihir ve sihirbazlığın hükmü nedir? İllüzyonların gösterilerine de sihir denilir mi? Mumsema Sihir nedir, sihir ve sihirbazlığın hükmü nedir? İllüzyonların gösterilerine de sihir denilir mi?


  2. 27.Eylül.2011, 12:05
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 27.Eylül.2011, 12:14
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Sihir nedir, sihir ve sihirbazlığın hükmü nedir? İllüzyonların gösterilerine de sihir denilir mi?




    Sihir: İnsana yönelik olarak tabiat üstü gizli güçlerin yardımı ve aracılığıyla, belli bir maksadı gerçekleştirmek ve belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan ve etkili olduğu kabul edilen eylem; bir şeyin veya olayın gerçek hüviyetinden uzak olarak başka bir halinin gösterilmesi.

    Sihir, İslâm'ın kesin olarak yasaklayıp reddettiği bir inanç ve işlem olup, tabiat kuvvetleriyle insanlara bir takım etkilerin yapıldığı söylenen ilkel bir anlayış ve olgudur. Tevhid inancının insanların hayatından uzak kaldığı dönemlerde, toplumların ilkel inançlara saplanmasıyla ve özellikle totem inancının yaygın olduğu kitleler arasında çeşitli göz boyama yollarıyla yapılan sihir, eski İran, Çin, Mezopotamya, Arap yarımadası, Mısır ve Hindistan'da rastlanan bir meslek haline getirilmiştir.

    Allah inancının ve sağlam düşüncenin zayıfladığı dönemlerde daha çok rastlanan bir olay olan sihir, bazı toplumlarda dinî törenlere bir inanç haline getirilmiş ve Allah'ın kudreti unutularak bir çok sihirbaz ve kâhinin sözleri geçerli kılınmıştır. İslâm'ın sihirbaz ve kâhinleri kınaması, insanları basit inanç ve düşüncelerle oyalayıp onları gerçek Allah inancından uzaklaştırarak ilkel ve akıl dışı anlayışlara sürüklemelerini engellemek içindir.

    Genellikle İslâm alimleri sihri şu kategorilere ayırmışlardır:

    Birincisi; tapınmaya ve yıldızların etkisine dayandırılan ve tılsım adı verilen daha çok Keldanilerin yaptığı sihir. Hz. İbrahim (a.s) bu inanç ve anlayış ile mücadele vermek ve yıldızlara tapınan bu insanları hidayete davet etmek üzere gönderilmiştir.

    İkincisi; ruh çağırma, ipnotizma ve benzeri yollarla insana etkili olduğu kabul edilen sihir. Bu sihri yapanlar insanları öldürmek ve diriltmek marifetlerinin olduğunu başkalarına telkin ile kabul ettirirler.

    Üçüncüsü, ervah-ı arziyye denilen yer yüzündeki cinlerin gizli kuvvetlerinden yararlanarak yapıldığı ileri sürülen sihir. Genellikle cincilik olarak halk arasında yayılan ve cahil kimselerin itibar ettiği bir kandırmacadan ibarettir.

    Dördüncü çeşit sihir ise; herhangi bir olağanüstü yönü olmayan, sadece insanların idraklerini bir an için yanıltarak yapılan bir göz boyamadan ibaret olan sihirdir. Buna daha çok illüzyon denir.

    Beşinci sihir yolu da; olağanüstü işler yaptığına inanılan çeşitli aletlerle yapılan sihirdir. İnsanlar bu aletlerin özelliklerini bilmedikleri için, bunların bir el marifetiyle kullanılmasıyla olağanüstü işlerin becerildiği intibaını vermektedir. Hz. Musa (as)'ya karşı içine cıva doldurulmuş hortum gibi bazı iplerin sıcak bir alana bırakılması sonunda cıvanın genleşmesiyle iplerin yılan gibi kıvrıldığı görülmekte ve bu hortumların yılana çevrildiği iddia edilerek insanlar aldatılmaktadır. Bu gibi oyunlar her zaman var olagelmiştir.

    Altıncı sihir oyunu da; çeşitli ilaçların ve kokuların kullanılmasıyla yapılan sihirdir.

    Bu gibi ilaç ve maddelerin kimyevî özelliklerini bilmeyen kitleler, sihirbazın iş becerdiğine inanırlar.

    Yedinci sihir çeşidi de; ism-i a'zam'ı bildiğini insanlara kabul ettirerek, karşısındakileri psikolojik baskı ile cezbetmek suretiyle yapılan etkileşimle ortaya çıkarılan sihirdir. Bu, insanları kandırmakta başka bir şey değildir.
    Diğer bir sihir çeşidi de, insanların gizli ve bilinmeyen yönlerini sahtekar ve gammazların yardımıyla öğrenen ve bu gizli yönlerini bildiklerini onlara ispatladığını söyleyenlerin yaptığı sihirdir. Bu da insanları aldatıp birbirine düşüren, birbirlerinin aleyhine kışkırtan ve aralarını bozan bir hokkabazlıktan başka bir şey değildir.

    Bütün bunlara bakıldığında sihir, hayal olan şeyleri gerçekmiş gibi göstermek suretiyle insanlar üzerinde aldatıcı bir tesir oluşturmaktan ibaret bir olaydır. Buna rağmen bir gerçek yönünün olduğu ve hakikaten etki yaptığı kabul edilmektedir. Bakara süresindeki (2/102.) âyet bunun bir gerçeklik payının olduğunu haber vermektedir. Ama ne olursa olsun İslâm, sihri yasaklamış, haram saymış ve buna inananları, kâfir kabul etmiştir.

    "Abdullah b. Ömer (r.a) şöyle diyor: "Bir gün iki kişi Rasûlüllah (s.a.s)'in huzuruna geldi. Bunlardan birisi, yaptığı konuşmayla cemaati hayrete düşürdü. Rasûlüllah (s.a.s), "Öyle konuşma vardır ki; sihir gibidir, insanı büyüler." buyurdu." Daha sonra şöyle diyor: "Bir gün böyle güzel bir konuşmayı başka bir kimse Halife Ömer b. Abdülaziz (r.a)'in huzurunda yaptı. Herkes bu konuşmadan sanki büyülendi. Halife bu olay üzerine: "Bu tip konuşmalar sihir gibidir, ancak helaldir." dedi.

    Kurtubî ise; "Sihir, hile ile bir şeyi örtmektir. Çünkü sihirbazlar hile ile bir takım şeyler yaparak sihir yapılan kimseye, bazı şeyleri olduğundan farklı gösterir. Serabın uzaktan su görünmesi gibi, sihir de gerçek dışıdır." demektedir.

    Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Şeytanların, Süleymanın mülk (ü saltanat ve nübüvveti) aleyhinde uydurup takip etlikleri şeylere (yalanlara) uydular. Halbuki Süleyman asla kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kafirlerdir ki insanlara sihri (büyücülüğü) ve Bâbil'deki iki meleğe, Hârut ve Mârut'a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki onlar (o iki melek); "Biz ancak imtihan için gönderilmişizdir, sakın (sihir, büyü yapıp da) kâfir olma." demedikçe, hiç bir kimseye (sihir) öğretemezlerdi. İşte onlardan (o iki melekten) koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğrendiler. Halbuki (sihirbazlar) Allah'ın izni olmadıkça onunla hiç bir kimseye zarar verecek değillerdir. Onlar ise kendilerini zarara sokacak, onlara fayda vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onlar muhakkak biliyorlardı ki onu (sihri) satın alan (ona revac veren) kimsenin ahiretten hiç bir nasibi yoktur. Onların kendilerini cidden ne kötü şey mukabilinde satmış olduklarını bilmiş olsalardı."

    "Eğer onlar (Yahudiler, Peygambere ve Kur'an'a) iman edip de (sihir yapmak gibi günahlardan) sakınmış olsalardı, Allah katında (kazanacakları) sevab, (haklarında) elbet daha hayırlı olurdu. Eğer bunu bilselerdi." (Bakara, 2/102-103).



  4. 27.Eylül.2011, 12:14
    2
    Editör



    Sihir: İnsana yönelik olarak tabiat üstü gizli güçlerin yardımı ve aracılığıyla, belli bir maksadı gerçekleştirmek ve belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan ve etkili olduğu kabul edilen eylem; bir şeyin veya olayın gerçek hüviyetinden uzak olarak başka bir halinin gösterilmesi.

    Sihir, İslâm'ın kesin olarak yasaklayıp reddettiği bir inanç ve işlem olup, tabiat kuvvetleriyle insanlara bir takım etkilerin yapıldığı söylenen ilkel bir anlayış ve olgudur. Tevhid inancının insanların hayatından uzak kaldığı dönemlerde, toplumların ilkel inançlara saplanmasıyla ve özellikle totem inancının yaygın olduğu kitleler arasında çeşitli göz boyama yollarıyla yapılan sihir, eski İran, Çin, Mezopotamya, Arap yarımadası, Mısır ve Hindistan'da rastlanan bir meslek haline getirilmiştir.

    Allah inancının ve sağlam düşüncenin zayıfladığı dönemlerde daha çok rastlanan bir olay olan sihir, bazı toplumlarda dinî törenlere bir inanç haline getirilmiş ve Allah'ın kudreti unutularak bir çok sihirbaz ve kâhinin sözleri geçerli kılınmıştır. İslâm'ın sihirbaz ve kâhinleri kınaması, insanları basit inanç ve düşüncelerle oyalayıp onları gerçek Allah inancından uzaklaştırarak ilkel ve akıl dışı anlayışlara sürüklemelerini engellemek içindir.

    Genellikle İslâm alimleri sihri şu kategorilere ayırmışlardır:

    Birincisi; tapınmaya ve yıldızların etkisine dayandırılan ve tılsım adı verilen daha çok Keldanilerin yaptığı sihir. Hz. İbrahim (a.s) bu inanç ve anlayış ile mücadele vermek ve yıldızlara tapınan bu insanları hidayete davet etmek üzere gönderilmiştir.

    İkincisi; ruh çağırma, ipnotizma ve benzeri yollarla insana etkili olduğu kabul edilen sihir. Bu sihri yapanlar insanları öldürmek ve diriltmek marifetlerinin olduğunu başkalarına telkin ile kabul ettirirler.

    Üçüncüsü, ervah-ı arziyye denilen yer yüzündeki cinlerin gizli kuvvetlerinden yararlanarak yapıldığı ileri sürülen sihir. Genellikle cincilik olarak halk arasında yayılan ve cahil kimselerin itibar ettiği bir kandırmacadan ibarettir.

    Dördüncü çeşit sihir ise; herhangi bir olağanüstü yönü olmayan, sadece insanların idraklerini bir an için yanıltarak yapılan bir göz boyamadan ibaret olan sihirdir. Buna daha çok illüzyon denir.

    Beşinci sihir yolu da; olağanüstü işler yaptığına inanılan çeşitli aletlerle yapılan sihirdir. İnsanlar bu aletlerin özelliklerini bilmedikleri için, bunların bir el marifetiyle kullanılmasıyla olağanüstü işlerin becerildiği intibaını vermektedir. Hz. Musa (as)'ya karşı içine cıva doldurulmuş hortum gibi bazı iplerin sıcak bir alana bırakılması sonunda cıvanın genleşmesiyle iplerin yılan gibi kıvrıldığı görülmekte ve bu hortumların yılana çevrildiği iddia edilerek insanlar aldatılmaktadır. Bu gibi oyunlar her zaman var olagelmiştir.

    Altıncı sihir oyunu da; çeşitli ilaçların ve kokuların kullanılmasıyla yapılan sihirdir.

    Bu gibi ilaç ve maddelerin kimyevî özelliklerini bilmeyen kitleler, sihirbazın iş becerdiğine inanırlar.

    Yedinci sihir çeşidi de; ism-i a'zam'ı bildiğini insanlara kabul ettirerek, karşısındakileri psikolojik baskı ile cezbetmek suretiyle yapılan etkileşimle ortaya çıkarılan sihirdir. Bu, insanları kandırmakta başka bir şey değildir.
    Diğer bir sihir çeşidi de, insanların gizli ve bilinmeyen yönlerini sahtekar ve gammazların yardımıyla öğrenen ve bu gizli yönlerini bildiklerini onlara ispatladığını söyleyenlerin yaptığı sihirdir. Bu da insanları aldatıp birbirine düşüren, birbirlerinin aleyhine kışkırtan ve aralarını bozan bir hokkabazlıktan başka bir şey değildir.

    Bütün bunlara bakıldığında sihir, hayal olan şeyleri gerçekmiş gibi göstermek suretiyle insanlar üzerinde aldatıcı bir tesir oluşturmaktan ibaret bir olaydır. Buna rağmen bir gerçek yönünün olduğu ve hakikaten etki yaptığı kabul edilmektedir. Bakara süresindeki (2/102.) âyet bunun bir gerçeklik payının olduğunu haber vermektedir. Ama ne olursa olsun İslâm, sihri yasaklamış, haram saymış ve buna inananları, kâfir kabul etmiştir.

    "Abdullah b. Ömer (r.a) şöyle diyor: "Bir gün iki kişi Rasûlüllah (s.a.s)'in huzuruna geldi. Bunlardan birisi, yaptığı konuşmayla cemaati hayrete düşürdü. Rasûlüllah (s.a.s), "Öyle konuşma vardır ki; sihir gibidir, insanı büyüler." buyurdu." Daha sonra şöyle diyor: "Bir gün böyle güzel bir konuşmayı başka bir kimse Halife Ömer b. Abdülaziz (r.a)'in huzurunda yaptı. Herkes bu konuşmadan sanki büyülendi. Halife bu olay üzerine: "Bu tip konuşmalar sihir gibidir, ancak helaldir." dedi.

    Kurtubî ise; "Sihir, hile ile bir şeyi örtmektir. Çünkü sihirbazlar hile ile bir takım şeyler yaparak sihir yapılan kimseye, bazı şeyleri olduğundan farklı gösterir. Serabın uzaktan su görünmesi gibi, sihir de gerçek dışıdır." demektedir.

    Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

    "Şeytanların, Süleymanın mülk (ü saltanat ve nübüvveti) aleyhinde uydurup takip etlikleri şeylere (yalanlara) uydular. Halbuki Süleyman asla kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kafirlerdir ki insanlara sihri (büyücülüğü) ve Bâbil'deki iki meleğe, Hârut ve Mârut'a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki onlar (o iki melek); "Biz ancak imtihan için gönderilmişizdir, sakın (sihir, büyü yapıp da) kâfir olma." demedikçe, hiç bir kimseye (sihir) öğretemezlerdi. İşte onlardan (o iki melekten) koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğrendiler. Halbuki (sihirbazlar) Allah'ın izni olmadıkça onunla hiç bir kimseye zarar verecek değillerdir. Onlar ise kendilerini zarara sokacak, onlara fayda vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onlar muhakkak biliyorlardı ki onu (sihri) satın alan (ona revac veren) kimsenin ahiretten hiç bir nasibi yoktur. Onların kendilerini cidden ne kötü şey mukabilinde satmış olduklarını bilmiş olsalardı."

    "Eğer onlar (Yahudiler, Peygambere ve Kur'an'a) iman edip de (sihir yapmak gibi günahlardan) sakınmış olsalardı, Allah katında (kazanacakları) sevab, (haklarında) elbet daha hayırlı olurdu. Eğer bunu bilselerdi." (Bakara, 2/102-103).






+ Yorum Gönder