Konusunu Oylayın.: Allah ile kulları arasında, “şartınız şartımız, siz lazım olanı ortaya koyun biz de koyalım”

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah ile kulları arasında, “şartınız şartımız, siz lazım olanı ortaya koyun biz de koyalım”
  1. 27.Eylül.2011, 12:04
    1
    Misafir

    Allah ile kulları arasında, “şartınız şartımız, siz lazım olanı ortaya koyun biz de koyalım”






    Allah ile kulları arasında, “şartınız şartımız, siz lazım olanı ortaya koyun biz de koyalım” Mumsema Allah ile kulları arasında, “şartınız şartımız, siz lazım olanı ortaya koyun biz de koyalım” anlamında bir sözleşme olmuş mudur? Allah isterse bir kulunu muhatap alıp onunla konuşur mu


  2. 27.Eylül.2011, 12:04
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 27.Eylül.2011, 12:16
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Allah ile kulları arasında, “şartınız şartımız, siz lazım olanı ortaya koyun biz de koyalım”




    Değerli kardeşimiz;



    Buradaki açıklamalar bazı ayetlerin ifadelerinden alınmıştır. Bu ayetlerde bütün müminlere yapılan çağrılarla bir nevi sözleşme yapılmıştır. Her fert kendi iç muhasebesinde bu ilahî taahhüde muhatap olduğunu düşünebilir ve kendini ona göre ayarlayabilir.

    Bu muhatap olma şekli elbette bir peygamber gibi olmaz. Bu sadece Kur’an okuyucuları arasında yer alan bir mümin olarak istediği dersini almak manasına gelir. İman, cihad, ilim, takva, namaz, oruç, hac gibi, konulara kendini muhatap kabul etmek de bu türden bir hitap şekline bir mazhariyeti ifade etmektedir.

    İlgili ayetlerden bazılarının mealleri şöyledir:

    “Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size karşı ahdimi yerine getireyim”(Bakara, 2/40).

    “Resulüm! De ki: “Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir/çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir”(Ali İmran, 3/31).

    “Ey iman edenler! Siz Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, Allah size hakkı batıldan ayırd edecek bir anlayış kuvveti verir, sizin günahlarınızı örter, sizi affeder. Allah büyük lütuf sahibidir”(Enfal, 8/29).

    “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) destek olursanız, O da size yardım eder ve savaşta ayaklarınızı kaydırmaz.”(Muhammed, 47/7).

    “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır”(Talak, 65/2).

    Allah’ın Kur’an’da buyurduğu bu taahhüdü kıyamete kadar bakidir.

    Gerçek vefa, sarih ve zımnî olarak Allah'a karşı verilen sözlere sadık kalmaktır Meselâ, "Ben, Allah'ın kuluyum, O da benim Mâbud'um Hazreti Muhammed aleyhissalatü vesselâmın ümmetiyim, İslâm'ın müntesibiyim" gibi ifadeler söz verme demektir

    Vefa, dosta ait bir sıfattır. Dost, dostunu asla terk etmez. Dostluğun devamı da ancak vefaya bağlıdır.

    Allah’ın ahdini bozmak, O’na verilen sözde durmamak, gerek Allah’a gerek insanlara verilen söze aykırı davranmaktır.
    Allah’ın ahdi ile başka manalar da kastedilmiş olabilir:
    1. Ahit, Allah’ın yaratırken insanın içine koyduğu Allah’ı tanıma kabiliyetidir. Buna fıtrat ahdi (doğal ahit) de denir ki, “Rabbin, Ademoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine şahit tutarak, ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti). ‘Evet, buna şahidiz’ dediler”(Araf, 7/172) ayetinde bu fıtrat ahdine işaret edilmiştir.
    2. Kâinatta Allah’ın birliğinin delillerini düşünüp de şu engin evrenin yaratıcısına kulluk etme kanaatine varmak da Allah’ın ahdi sayılır. Zaten yaratılışta insanın içine konulan yetenek, insanı bu kanaate götürür.
    3. Allah’ın ahdi, daha sonra gelecek peygambere inanacakları hakkında gerek peygamberlerden, gerek onlara inananlardan alınan sözdür. “Allah, peygamberlerden şöyle söz almıştı: ‘Bakın, size kitap ve hikmet verdim; sonra yanınızda bulunan kitabı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?’ demişti. ‘Kabul ettik’ dediler” (Al-i İmran, 2/81) ayetinde bu ahde işaret edilmiştir


  4. 27.Eylül.2011, 12:16
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;



    Buradaki açıklamalar bazı ayetlerin ifadelerinden alınmıştır. Bu ayetlerde bütün müminlere yapılan çağrılarla bir nevi sözleşme yapılmıştır. Her fert kendi iç muhasebesinde bu ilahî taahhüde muhatap olduğunu düşünebilir ve kendini ona göre ayarlayabilir.

    Bu muhatap olma şekli elbette bir peygamber gibi olmaz. Bu sadece Kur’an okuyucuları arasında yer alan bir mümin olarak istediği dersini almak manasına gelir. İman, cihad, ilim, takva, namaz, oruç, hac gibi, konulara kendini muhatap kabul etmek de bu türden bir hitap şekline bir mazhariyeti ifade etmektedir.

    İlgili ayetlerden bazılarının mealleri şöyledir:

    “Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size karşı ahdimi yerine getireyim”(Bakara, 2/40).

    “Resulüm! De ki: “Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir/çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir”(Ali İmran, 3/31).

    “Ey iman edenler! Siz Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, Allah size hakkı batıldan ayırd edecek bir anlayış kuvveti verir, sizin günahlarınızı örter, sizi affeder. Allah büyük lütuf sahibidir”(Enfal, 8/29).

    “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) destek olursanız, O da size yardım eder ve savaşta ayaklarınızı kaydırmaz.”(Muhammed, 47/7).

    “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır”(Talak, 65/2).

    Allah’ın Kur’an’da buyurduğu bu taahhüdü kıyamete kadar bakidir.

    Gerçek vefa, sarih ve zımnî olarak Allah'a karşı verilen sözlere sadık kalmaktır Meselâ, "Ben, Allah'ın kuluyum, O da benim Mâbud'um Hazreti Muhammed aleyhissalatü vesselâmın ümmetiyim, İslâm'ın müntesibiyim" gibi ifadeler söz verme demektir

    Vefa, dosta ait bir sıfattır. Dost, dostunu asla terk etmez. Dostluğun devamı da ancak vefaya bağlıdır.

    Allah’ın ahdini bozmak, O’na verilen sözde durmamak, gerek Allah’a gerek insanlara verilen söze aykırı davranmaktır.
    Allah’ın ahdi ile başka manalar da kastedilmiş olabilir:
    1. Ahit, Allah’ın yaratırken insanın içine koyduğu Allah’ı tanıma kabiliyetidir. Buna fıtrat ahdi (doğal ahit) de denir ki, “Rabbin, Ademoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine şahit tutarak, ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti). ‘Evet, buna şahidiz’ dediler”(Araf, 7/172) ayetinde bu fıtrat ahdine işaret edilmiştir.
    2. Kâinatta Allah’ın birliğinin delillerini düşünüp de şu engin evrenin yaratıcısına kulluk etme kanaatine varmak da Allah’ın ahdi sayılır. Zaten yaratılışta insanın içine konulan yetenek, insanı bu kanaate götürür.
    3. Allah’ın ahdi, daha sonra gelecek peygambere inanacakları hakkında gerek peygamberlerden, gerek onlara inananlardan alınan sözdür. “Allah, peygamberlerden şöyle söz almıştı: ‘Bakın, size kitap ve hikmet verdim; sonra yanınızda bulunan kitabı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?’ demişti. ‘Kabul ettik’ dediler” (Al-i İmran, 2/81) ayetinde bu ahde işaret edilmiştir





+ Yorum Gönder