Konusunu Oylayın.: İmam nikaıi nasıl düşer koca üç defa kadına boşsun deyince nikah düşermi şahit olmadan?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
İmam nikaıi nasıl düşer koca üç defa kadına boşsun deyince nikah düşermi şahit olmadan?
  1. 27.Eylül.2011, 02:45
    1
    Misafir

    İmam nikaıi nasıl düşer koca üç defa kadına boşsun deyince nikah düşermi şahit olmadan?






    İmam nikaıi nasıl düşer koca üç defa kadına boşsun deyince nikah düşermi şahit olmadan? Mumsema imam nkahi nasil duser kooca uc defa kadina bossun bossun bossun deyince nikah dusermi sahit olmadan


  2. 27.Eylül.2011, 02:45
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 27.Eylül.2011, 15:57
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: imam nkahi nasil duser kooca uc defa kadina bossun boşsun boşsun deyince nikah duşermi şahit olmadan?




    Buhari ve Müslim'de geçen bir hadisi şerifte ise, talakın nasıl yapılacağı, ne zaman ve ne şekilde yerine getirileceği açıkça ortaya konulmaktadır.

    Hz. Ömer'in oğlu Abdullah, Rasulullah(as) zamanında, karısını hayız halinde iken boşamıştı. Hz. Ömer bin Hattab, oğlunun bu hareketinin hükmünü Rasulullah'a sorduğundâ, şöyle cevap vermiştir. "Oğlun Abdullah'a söyle, karısına geri dönsün, sonra kadın temizlenip tekrar adetini görüp sonra temizleninceye kadar onunla birlikte yaşasın. İkinci adetinden temizlendikten sonra dilerse aile hayatına devam etsin ve dilerse (cinsi bir surette yaklaşmaksızın) boşasın. İşte kadının iki kirlenmesi ve temizlenmesi zamanı, erkeklerin kadınları tatlik etmeleri için Allah'u Tealanın emrettiği iddet müddetidir."

    Bu tür bir boşanmanın, şer'i olup olmadığı alimlerce tartışılmıştır. Bir kısım fıkıhçılar bunun gerçek bir boşanma olduğunu, ancak bu boşanmayı yapanın günahkar olacağını öne sürerlerken; diğer bir kısım fıkıhçılar, "bu boşanma, Allah'ın meşru kıldığı cinsten olmadığı ve kendisine izin verilmediği halde, sahih olduğu düşünülemez" diyerek, böyle bir boşanmanın caiz olmadığından, gerçek anlamda boşanma olmadığını iddia etmişlerdir.

    Bu boşanma, gerçek bir boşanma değildir. Çünkü, bu boşanma istenilen ölçülere uygun değildir: Böyle bir boşanmayı yapmaya kalkışmak Allah'ın sınırlarını aşmak olur ki, Allah'ın sınırlarını aşan kimse kendine yazık etmiştir. İşte Rasulullah(as), Hz. Abdullah(r.anh)'ın kendisine yazık etmemesi için, yaptığı boşanmayı iptal ediyor. Rasulullah(as), bu boşanmayı iptal etmiş ve boşanmanın nasıl ve ne zaman yapılacağı konusunda ölçütler vererek, ancak bu şekildeki bir boşanmanın, Allah'ın istediği şekle uygun olâcağını ifade etmiştir.

    Boşanmada Allah'ın emirlerinden biri olduğuna göre, diğer emirler gibi., şartlara uygun olmalıdır. Aksi halde fiil gerçekleşmez. Tıpkı oruçta, namazda ve diğer ibâdetlerde olduğu gibi. Mesela oruç tutmak isteyen bir insan, tanyeri ağarıncaya, yani fecrin siyah ipliği beyaz. ipliğinden ayırdedilinceye kadar yiyip içecek ve sonra oruca niyet ederek, geceye kadar yiyip içmeden, cinsi münasebette bulunmadan orucunu tamamlayacaktır. İşte bu şekilde tutulan oruç, tam tutulmuş bir oruçtur. Eğer oruç tutacak olan kişi, güneş doğuncaya kadar yer içerse, ya da gece olmadan orucunu bozarsa bu kişi, oruç tutmuş sayılmaz. Eğer mü'min bir kişi, oruç tutmak isterse ancak şartlarına uyduğu halde oruçlu sayılır. İşte boşamanın hükmü de böyledir. Ancak şartlarına uygun bir boşanma gerçek bir boşanma olur.

    Talak Nevileri

    Talak; sünnet üzere ve bi dat üzere diye ikiye ayrılır.

    a-Sünnet Üzere Olan Talak

    Kur'an ve Sünnet'e uygun bir şekilde, kişinin zifafa girmiş bulunduğu karısını temizliği içinde, ona dokunmadan bir talakla boşamasıdır. Bu boşanma şekli Kur an ve Sünnet'te tavsiye edilen boşanma şeklidir.

    "Ey Nebi, kadınları boşayacağınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın..." (65 TALAK, 1)

    İddeti içinde boşamanın nasıl olacağını, Rasulullah(as), Hz.Ömer(r.anh)'in óğlu Hz. Abdullah(r.anh) olayında ortaya koymuştu. İddeti sayılarak boşamanın, bir defada yapılması hem boşayan hem de boşanan için hayırlıdır. Çünkü bu arada eşlerin birbirlerine karşı duyguları yumuşar ve bir daha bir araya gelmek için talepte bulunabilirler.

    "...Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler..." (2 BAKARA, 228)

    Boşanan kadının kocasına geri dönmesi için, boşamanın Kur'ani ölçüler içinde Sünnet'e uygun olması gerekir. Sünnet'e uygun bir boşanmada izlenecek yol şudur:

    Nisa, 34. ayetinde belirtildiği gibi, kadın evde huzursuzluk çıkarıyorsa; veya Ahzab, 28. ayetinde geçtiği üzere, kadın dünya hayatını ve süsünü istiyorsa böyle durumlarda, öncelikle kadına öğüt verilir. Allah'ın ayetleri ve yaratılış gayesi hatırlatılır. Bu dönem, kadının durumuna göre uzun veya daha kısa bir zaman alabilir. Ancak bunun en az zamanı, iddet müddetlerinde olduğu gibi, üç aydan az olmamalıdır. Çünkü, en az üç aylık bir süre içinde kadın, olayın ciddiyetini kavrar; hissi davrandığını anlayarak mantıksal davranmak ve Kur'ani hareket etmek için kendine çeki-düzen verebilir, hatasını anlayarak tevbe edebilir. Verilen öğüde rağmen, kendisine çeki-düzen vermeyen bir kadın ya da erkek, bu yolla düzelmeyeceğini ortaya koyuyor demektir. Dolayısıyla ikinci yaptırıma baş vurularak kadının ya da erkeğin düzeltilmesi, yuvanın yıkılmaması yolunâ gidilir. Bu ikinci yaptırım, kişinin eşini yatağından uzaklaştırmasıdır. Bunun süresini de dört aydan kısa tutmamak gerekir. Çünkü bir kadın ya da erkek ancak uzun bir süre eşinden ayrı kalırsa ólayın ciddiyetini kavrar. Bu süreyi de, Hz, Ömer(r.anh)'in dönemindeki şu olayla belirliyoruz. Gerçi bu süre ölçü değil, ancak bir benzerlik olması bakımından önemlidir.

    Bir gece vakti, Hz. Ömer(r.anh), etrafı kontrol etmek için dışarı çıktığı zaman, bir kadının şiir söyleyerek yalnız olduğunu ve kocasını özlediğini dile getirdiğini işitir. Bunun üzerine Halife, bu kadının neden böyle söylediğini soruşturduğunda, kadının kocasının, uzun zamandan beri mücahidlerle olduğunu ve geri dönmediğini anlar ve kızı Hafsa'ya, bir kadının kocasından uzak olarak ne kadar sabredebileceğini sorar. Hafsa(r.anha)'nın "dört ay" demesi üzerine Hz. Ömer(r.anh), hiç bir erkeği dört aydan fazla hanımından uzaklaştırmamaya karar verir.

    Dört ay yatağından uzaklaşılan kadın yada erkek, bu süre içinde de düzelmezse, yine aile birliğinin korunması, yuvada huzurun tesisi için, üçüncü yaptırıma geçilir. Bu yaptırım, kadının huzursuzluk çıkardığı zamanlarda dövülmesidir. Aile birliğinin korunmasını esas alan İslam, bu dövmenin nasıl ve ne şekilde yerine getirileceğini belirlemiştir.

    Hz. Peygamber(as)'den rivayet edilen bir hadisi şerifte:

    "Sizin kadınlarınız üzerinde olan haklarınız, hoşlanmadığınız kişileri evlerinize almamalarıdır. Şayet böyle yaparlarsa, hafif olarak, şiddete başvurmadan dövebilirsiniz. Döverken yüzüne ve tehlikeli yerlerine vurmaktan sakınmak gerekir. Çünkü maksat, terbiye etmek olup, telef etmek değildir."

    "Herhangi biriniz köleyi döver gibi karısını döver de aynı gün akşamında onunla belki cinsi münasebette bulunur." (İmam Ahmet)

    Kötü bir şekilde değil de, hafif olarak dövülmesine rağmen kadın düzelmezse, işte bu durumda yapılacak iş, o kadını iddeti içinde boşamaktır. Şayet boşanacak olan erkek ise, bu durumda kadın, kocasına karşı yumuşak davranmayarak, onu cezalandırır.

    Birinci talakı verilen kadın, bu süre içinde düzelirse ve kocası da onu isterse tekrar kocasına dönebilir. Kadın, döndükten belli bir müddet sonra yeniden huzursuzluk çıkarırsa, yine aynı birinci talakta olduğu gibi yaptırımlar uygulanır, düzelmezse ikinci talakı verilir. İkinci talaktan sonra yeniden, kocası isterse yuvasına döner. Üçüncü defa huzursuzluk çıkarır veya dünya hayatı ve süsünü isterse bu kadın, son talakı da verilerek boşanır ve ikinci bir kişiyle evlenmedikten sonra birinci kocasına helal olmaz.

    Talakı verilen Kadın, erkeğin evinden çıkartılmaz. Erkeğin evinin bir bölümünde oturtulur ve nafakası temin edilir. Evden çıkması için kadına baskı yapmak haramdır. Kadının evde kalma suresi, temizlenip talakı verildikten sonra üç aydır, eğer kadın hamile ise, bu süre çocuğu doğuruncaya kadardır. Doğuma kadar kadının geçimi erkeğe aittir.

    "(Boşadığınız) o kadınları, gücünüzün ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştır(ıp evden çıkmaya zorla)mak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Şayet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onların geçimini sağlayın. Sonra sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzelce konuşup anlaşın. (Anlaşmakta) güçlük çekerseniz (o zaman) çocuğu, başka bir kadın emzirecektir." (65 TALAK, 6)

    "Anneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için- tam iki yıl emzirirler. Onların uygun biçimde yiyeceğini ve giyeceğini sağlamak, çocuğun babasına aittir."(2 BAKARA, 233)

    Kocası ölen kadının evde bekleme süresi bir yıldır. Kocası vasiyet bırakarak eşinin bir yıl geçiminin sağlanmasını ister. Ancak kadın kendi isteği ile evi terk ederse, ölen üzerine bir sorumluluk yoktur.

    "İçinizden ölüp geriye eşler bırakanlar, eşlerinin (evlerinden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanması vasiyet etsinler. Şayet kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında uygun olanı yapmalarında sizin için günah yoktur. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir."(2 BAKARA, 240)

    Sünnet üzere olan talak tek tek verilir. Her talak için, eğer erkek birinci talakla geri alırsa, yapılacak işlem aynıdır. Üçüncü talaktan sonra geri dönüş olmayacağından, kadın istediği erkekle evlenir. İkinci eşle olan evlilikten sonra, yine boşanma söz konusu olursa, talakta uygulanacak işlem aynı olacaktır. Bu eş de, talakını verdiği kadının geçimini, iddet müddeti süresince sağlamakla mükelleftir.

    "Boşanmış kadınların uygun olan geçimlerini sağlamak korunanlar üzerine bir borçtur." (2 BAKARA, 241)

    b- Bid'at Üzere Yapılan Talak

    Kur'ani esaslara ve Sünnet'e aykırı şekilde yapılan talak, bid'at üzere yapılan talaktır. Bu talaka, üç talakı birden vermek, hayızlı halde, nifazlı ve cimada bulunulmuş iken temizlik halindeki talak şekilleri girer.

    Bu talak şekilleri, Kurani esaslarla çatıştığından, talakı veren harama girmiş, Allah'ın hükmüne karşı çıkmış olur. Çünkü yüce Rabbimiz:

    "...Kadınlarınızın iddetlerini gözeterek boşayın..."(65/1) buyurmuştur. İbn Aliyye, İbni Teymiyye, İbn Hazm ve İbn Kayyım gibi Kur'ani düstur edinen alimler bu görüştedirler. Nitekim İbn Ömer'in, hanımını hayızlı iken boşamasını Rasulullah(as) kabul etmemiş, geçersiz saymış ve karısına dönmesi emretmiştir. Bu emirle, yapılan talak geçersiz sayılmış ve şartları yerine getirildikten sonra boşayıp boşamamakta serbest bırakılmıştır.

    Bid'i talaka, İslami esaslarla çatıştığından dolâyı, bi'dat adı verilmiştir. Nitekim Rasulullah(as): "Her bid'at dalalettir" buyurarak bu çeşit talakın aynı zamanda dalalet olduğunu ifade etmişlerdir. Yine bir hadisi şerifte Rasulullah(as):

    "Üzerinde bizim emrimiz olmayan her iş reddedilmiştir." buyurarak, bunun geçersiz olduğunu ortaya koymuştur. Müminler için rahmet, şifa ve hidayet olan(10/57) Kur'an'ı Kerimde şöyle buyuruyor:

    "Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (33 AHZAB, 36)

    Bu apaçık hükümlere göre, bid'i talak geçersizdir. Geçerli olduğunu iddia etmek Allah ve Rasulü'ne karşı gelmektir ve sapıklıktır:

    Fıkh-us Sünne'de bildirildiği üzere, bid'at üzere yapılan talakın vaki olmayacağını; Abdullulah bin Ma'mer, Said bin Züseyyed ve İbn Abbas'ın arkadaşlarından Tavus ortaya koymuşlardır. Ayrıca Halla b. Amr ve tabünden Ebu Kilabe ile Hambeli imamlarından İbn Akil, Ehl-i Beyt imamları, zahiriler ve İmam-ı Ahmet de bu görüşü tercih etmişlerdir.

    Kısacası bid'at üzere yapılan talak, Allah ve Rasulünün emirlerine muhalefet olduğundan, bu talakı yapan sapıklık içine girmiştir. Çünkü yüce Rabb'imiz şöyle buyurmaktadır:

    "Allah'a ve Rasulüne karşı gelenler kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir! Biz açık açık ayetler indirdik. Kafirler için küçük düşürücü bir azab vardır." (58 MUCADELE, 5)

    Talak'ta Şahidin Gerekliliği

    Talakta da, tıpkı nikahta olduğu gibi, iki şahidin olması şarttır. Yani karısını boşayacak olan erkek, Kur'ani ölçülere göre yaşayan, Kur'an'la kendisini programlayan ve adalet sahibi olan iki kişiyi bulup, bunların huzurunda boşama işlemini gerçekleştirmelidir. Çünkü yüce Rabb'imiz Kuran'ı Kerim de şöyle buyuruyor:

    "Sürenin (iddet müddetinin) sonuna vardıklarında onları güzelce tutun, yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimseye öğütlenen budur. Kim Allah'tan korkarsa ona bir çıkış (yolu) yaratır." (65 TALAK, 2)

    İbn Kesir'in; tefsirinde İbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre Ata, "İçinizden de iki adaletli şahit getirin' ayeti hakkında şöyle demişti. "Nikah, talak ve boşanan kadını geri almak, Allah'u Teala'nın buyurduğu gibi; iki adaletli şahid getirmeden ve özürsüz olarak caiz olmaz."

    Talak ve nikah eş değerli olduklarından, nikahta şahitlerin bulunması nasıl şart ise, Ata'ya göre talakta da şahitlerin gerekli olduğu açık bir şekilde görülmektedir.

    Hz. Ali(r.anh)'den rivayet edildiğine göre, kendisine talak konusunda soran bir kimseye "Allah'ın emrettiği gibi iki adaletli şahit buldun mu?" diye sordu. Adam "Hayır" deyince Hz. Ali (r.anh) "Git, senin talakın geçerli değildir. " dedi.

    Hafız Süyütınin Dürrü'l- Mensur isimli tefsirinden rivayet edildiğine göre; "içinizden iki adil şahit getirin" (65/2) ayetinin yorumunda şöyle denilmiştir:

    Abdullah'ın İbn Şirin'den rivayet edildiğine göre, karısını şahitsiz boşayıp sonra yine şahitsiz alan kimse hakkında, bir adam İmran bin Husayn'a sordu. Bunun üzere İmran bin Husayn, "Bu adamın yaptığı ne kötü. Karısını bid'at üzere boşadı, yine sünnete aykırı olarak tekrar aldı. Boşarken ve alırken iki şahit bulundursun ve Allah'a istiğfarda bulunsun" dedi.

    Hafız Süyüti, adı geçen eserinde, Abdurrezzak ve Abd bin Humeyd'in. Ata'dan şöyle rivayet ettiklerini nakleder: Ata şöyle denıişti. "Nikah şahitledir. Talak şahitledir. Boşadığı karısını tekrar almak yine şahitledir."

    Cafer es-Sadık ise: "Her kim karısını şahidsiz boşarsa bir şey yapmış sayılmaz." demiştir.

    İmamiyye'nin görüşüne göre, "talakın vaki olmasında iki adaletli şahidin bulunması gerekir. Şayet şahidler bulunmazsa talak vaki olmaz. Çünkü Allah'u Teala: "İçinizden de iki adaletli şahit getirin" buyurmuştur. Bu ayette Allah'u Teala şahit getirilmesini emretmiş olup, şer'i şerifin örfüne göre emrin zahiri, vücup ifade eder.

    Buradaki vacipliğin zahirini müstehap olarak kabul etmek, delilsiz olarak şer'i örfün dışına çıkmaktır."

    Şu halde, şahitsiz olark karısını boşayanın talakı geçersizdir. Bunda ısrar eden ise, Allah'a karşı gelmiş olup sapıklık içine girmiştir.



  4. 27.Eylül.2011, 15:57
    2
    Silent and lonely rains



    Buhari ve Müslim'de geçen bir hadisi şerifte ise, talakın nasıl yapılacağı, ne zaman ve ne şekilde yerine getirileceği açıkça ortaya konulmaktadır.

    Hz. Ömer'in oğlu Abdullah, Rasulullah(as) zamanında, karısını hayız halinde iken boşamıştı. Hz. Ömer bin Hattab, oğlunun bu hareketinin hükmünü Rasulullah'a sorduğundâ, şöyle cevap vermiştir. "Oğlun Abdullah'a söyle, karısına geri dönsün, sonra kadın temizlenip tekrar adetini görüp sonra temizleninceye kadar onunla birlikte yaşasın. İkinci adetinden temizlendikten sonra dilerse aile hayatına devam etsin ve dilerse (cinsi bir surette yaklaşmaksızın) boşasın. İşte kadının iki kirlenmesi ve temizlenmesi zamanı, erkeklerin kadınları tatlik etmeleri için Allah'u Tealanın emrettiği iddet müddetidir."

    Bu tür bir boşanmanın, şer'i olup olmadığı alimlerce tartışılmıştır. Bir kısım fıkıhçılar bunun gerçek bir boşanma olduğunu, ancak bu boşanmayı yapanın günahkar olacağını öne sürerlerken; diğer bir kısım fıkıhçılar, "bu boşanma, Allah'ın meşru kıldığı cinsten olmadığı ve kendisine izin verilmediği halde, sahih olduğu düşünülemez" diyerek, böyle bir boşanmanın caiz olmadığından, gerçek anlamda boşanma olmadığını iddia etmişlerdir.

    Bu boşanma, gerçek bir boşanma değildir. Çünkü, bu boşanma istenilen ölçülere uygun değildir: Böyle bir boşanmayı yapmaya kalkışmak Allah'ın sınırlarını aşmak olur ki, Allah'ın sınırlarını aşan kimse kendine yazık etmiştir. İşte Rasulullah(as), Hz. Abdullah(r.anh)'ın kendisine yazık etmemesi için, yaptığı boşanmayı iptal ediyor. Rasulullah(as), bu boşanmayı iptal etmiş ve boşanmanın nasıl ve ne zaman yapılacağı konusunda ölçütler vererek, ancak bu şekildeki bir boşanmanın, Allah'ın istediği şekle uygun olâcağını ifade etmiştir.

    Boşanmada Allah'ın emirlerinden biri olduğuna göre, diğer emirler gibi., şartlara uygun olmalıdır. Aksi halde fiil gerçekleşmez. Tıpkı oruçta, namazda ve diğer ibâdetlerde olduğu gibi. Mesela oruç tutmak isteyen bir insan, tanyeri ağarıncaya, yani fecrin siyah ipliği beyaz. ipliğinden ayırdedilinceye kadar yiyip içecek ve sonra oruca niyet ederek, geceye kadar yiyip içmeden, cinsi münasebette bulunmadan orucunu tamamlayacaktır. İşte bu şekilde tutulan oruç, tam tutulmuş bir oruçtur. Eğer oruç tutacak olan kişi, güneş doğuncaya kadar yer içerse, ya da gece olmadan orucunu bozarsa bu kişi, oruç tutmuş sayılmaz. Eğer mü'min bir kişi, oruç tutmak isterse ancak şartlarına uyduğu halde oruçlu sayılır. İşte boşamanın hükmü de böyledir. Ancak şartlarına uygun bir boşanma gerçek bir boşanma olur.

    Talak Nevileri

    Talak; sünnet üzere ve bi dat üzere diye ikiye ayrılır.

    a-Sünnet Üzere Olan Talak

    Kur'an ve Sünnet'e uygun bir şekilde, kişinin zifafa girmiş bulunduğu karısını temizliği içinde, ona dokunmadan bir talakla boşamasıdır. Bu boşanma şekli Kur an ve Sünnet'te tavsiye edilen boşanma şeklidir.

    "Ey Nebi, kadınları boşayacağınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın..." (65 TALAK, 1)

    İddeti içinde boşamanın nasıl olacağını, Rasulullah(as), Hz.Ömer(r.anh)'in óğlu Hz. Abdullah(r.anh) olayında ortaya koymuştu. İddeti sayılarak boşamanın, bir defada yapılması hem boşayan hem de boşanan için hayırlıdır. Çünkü bu arada eşlerin birbirlerine karşı duyguları yumuşar ve bir daha bir araya gelmek için talepte bulunabilirler.

    "...Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler..." (2 BAKARA, 228)

    Boşanan kadının kocasına geri dönmesi için, boşamanın Kur'ani ölçüler içinde Sünnet'e uygun olması gerekir. Sünnet'e uygun bir boşanmada izlenecek yol şudur:

    Nisa, 34. ayetinde belirtildiği gibi, kadın evde huzursuzluk çıkarıyorsa; veya Ahzab, 28. ayetinde geçtiği üzere, kadın dünya hayatını ve süsünü istiyorsa böyle durumlarda, öncelikle kadına öğüt verilir. Allah'ın ayetleri ve yaratılış gayesi hatırlatılır. Bu dönem, kadının durumuna göre uzun veya daha kısa bir zaman alabilir. Ancak bunun en az zamanı, iddet müddetlerinde olduğu gibi, üç aydan az olmamalıdır. Çünkü, en az üç aylık bir süre içinde kadın, olayın ciddiyetini kavrar; hissi davrandığını anlayarak mantıksal davranmak ve Kur'ani hareket etmek için kendine çeki-düzen verebilir, hatasını anlayarak tevbe edebilir. Verilen öğüde rağmen, kendisine çeki-düzen vermeyen bir kadın ya da erkek, bu yolla düzelmeyeceğini ortaya koyuyor demektir. Dolayısıyla ikinci yaptırıma baş vurularak kadının ya da erkeğin düzeltilmesi, yuvanın yıkılmaması yolunâ gidilir. Bu ikinci yaptırım, kişinin eşini yatağından uzaklaştırmasıdır. Bunun süresini de dört aydan kısa tutmamak gerekir. Çünkü bir kadın ya da erkek ancak uzun bir süre eşinden ayrı kalırsa ólayın ciddiyetini kavrar. Bu süreyi de, Hz, Ömer(r.anh)'in dönemindeki şu olayla belirliyoruz. Gerçi bu süre ölçü değil, ancak bir benzerlik olması bakımından önemlidir.

    Bir gece vakti, Hz. Ömer(r.anh), etrafı kontrol etmek için dışarı çıktığı zaman, bir kadının şiir söyleyerek yalnız olduğunu ve kocasını özlediğini dile getirdiğini işitir. Bunun üzerine Halife, bu kadının neden böyle söylediğini soruşturduğunda, kadının kocasının, uzun zamandan beri mücahidlerle olduğunu ve geri dönmediğini anlar ve kızı Hafsa'ya, bir kadının kocasından uzak olarak ne kadar sabredebileceğini sorar. Hafsa(r.anha)'nın "dört ay" demesi üzerine Hz. Ömer(r.anh), hiç bir erkeği dört aydan fazla hanımından uzaklaştırmamaya karar verir.

    Dört ay yatağından uzaklaşılan kadın yada erkek, bu süre içinde de düzelmezse, yine aile birliğinin korunması, yuvada huzurun tesisi için, üçüncü yaptırıma geçilir. Bu yaptırım, kadının huzursuzluk çıkardığı zamanlarda dövülmesidir. Aile birliğinin korunmasını esas alan İslam, bu dövmenin nasıl ve ne şekilde yerine getirileceğini belirlemiştir.

    Hz. Peygamber(as)'den rivayet edilen bir hadisi şerifte:

    "Sizin kadınlarınız üzerinde olan haklarınız, hoşlanmadığınız kişileri evlerinize almamalarıdır. Şayet böyle yaparlarsa, hafif olarak, şiddete başvurmadan dövebilirsiniz. Döverken yüzüne ve tehlikeli yerlerine vurmaktan sakınmak gerekir. Çünkü maksat, terbiye etmek olup, telef etmek değildir."

    "Herhangi biriniz köleyi döver gibi karısını döver de aynı gün akşamında onunla belki cinsi münasebette bulunur." (İmam Ahmet)

    Kötü bir şekilde değil de, hafif olarak dövülmesine rağmen kadın düzelmezse, işte bu durumda yapılacak iş, o kadını iddeti içinde boşamaktır. Şayet boşanacak olan erkek ise, bu durumda kadın, kocasına karşı yumuşak davranmayarak, onu cezalandırır.

    Birinci talakı verilen kadın, bu süre içinde düzelirse ve kocası da onu isterse tekrar kocasına dönebilir. Kadın, döndükten belli bir müddet sonra yeniden huzursuzluk çıkarırsa, yine aynı birinci talakta olduğu gibi yaptırımlar uygulanır, düzelmezse ikinci talakı verilir. İkinci talaktan sonra yeniden, kocası isterse yuvasına döner. Üçüncü defa huzursuzluk çıkarır veya dünya hayatı ve süsünü isterse bu kadın, son talakı da verilerek boşanır ve ikinci bir kişiyle evlenmedikten sonra birinci kocasına helal olmaz.

    Talakı verilen Kadın, erkeğin evinden çıkartılmaz. Erkeğin evinin bir bölümünde oturtulur ve nafakası temin edilir. Evden çıkması için kadına baskı yapmak haramdır. Kadının evde kalma suresi, temizlenip talakı verildikten sonra üç aydır, eğer kadın hamile ise, bu süre çocuğu doğuruncaya kadardır. Doğuma kadar kadının geçimi erkeğe aittir.

    "(Boşadığınız) o kadınları, gücünüzün ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştır(ıp evden çıkmaya zorla)mak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Şayet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onların geçimini sağlayın. Sonra sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzelce konuşup anlaşın. (Anlaşmakta) güçlük çekerseniz (o zaman) çocuğu, başka bir kadın emzirecektir." (65 TALAK, 6)

    "Anneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için- tam iki yıl emzirirler. Onların uygun biçimde yiyeceğini ve giyeceğini sağlamak, çocuğun babasına aittir."(2 BAKARA, 233)

    Kocası ölen kadının evde bekleme süresi bir yıldır. Kocası vasiyet bırakarak eşinin bir yıl geçiminin sağlanmasını ister. Ancak kadın kendi isteği ile evi terk ederse, ölen üzerine bir sorumluluk yoktur.

    "İçinizden ölüp geriye eşler bırakanlar, eşlerinin (evlerinden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanması vasiyet etsinler. Şayet kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında uygun olanı yapmalarında sizin için günah yoktur. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir."(2 BAKARA, 240)

    Sünnet üzere olan talak tek tek verilir. Her talak için, eğer erkek birinci talakla geri alırsa, yapılacak işlem aynıdır. Üçüncü talaktan sonra geri dönüş olmayacağından, kadın istediği erkekle evlenir. İkinci eşle olan evlilikten sonra, yine boşanma söz konusu olursa, talakta uygulanacak işlem aynı olacaktır. Bu eş de, talakını verdiği kadının geçimini, iddet müddeti süresince sağlamakla mükelleftir.

    "Boşanmış kadınların uygun olan geçimlerini sağlamak korunanlar üzerine bir borçtur." (2 BAKARA, 241)

    b- Bid'at Üzere Yapılan Talak

    Kur'ani esaslara ve Sünnet'e aykırı şekilde yapılan talak, bid'at üzere yapılan talaktır. Bu talaka, üç talakı birden vermek, hayızlı halde, nifazlı ve cimada bulunulmuş iken temizlik halindeki talak şekilleri girer.

    Bu talak şekilleri, Kurani esaslarla çatıştığından, talakı veren harama girmiş, Allah'ın hükmüne karşı çıkmış olur. Çünkü yüce Rabbimiz:

    "...Kadınlarınızın iddetlerini gözeterek boşayın..."(65/1) buyurmuştur. İbn Aliyye, İbni Teymiyye, İbn Hazm ve İbn Kayyım gibi Kur'ani düstur edinen alimler bu görüştedirler. Nitekim İbn Ömer'in, hanımını hayızlı iken boşamasını Rasulullah(as) kabul etmemiş, geçersiz saymış ve karısına dönmesi emretmiştir. Bu emirle, yapılan talak geçersiz sayılmış ve şartları yerine getirildikten sonra boşayıp boşamamakta serbest bırakılmıştır.

    Bid'i talaka, İslami esaslarla çatıştığından dolâyı, bi'dat adı verilmiştir. Nitekim Rasulullah(as): "Her bid'at dalalettir" buyurarak bu çeşit talakın aynı zamanda dalalet olduğunu ifade etmişlerdir. Yine bir hadisi şerifte Rasulullah(as):

    "Üzerinde bizim emrimiz olmayan her iş reddedilmiştir." buyurarak, bunun geçersiz olduğunu ortaya koymuştur. Müminler için rahmet, şifa ve hidayet olan(10/57) Kur'an'ı Kerimde şöyle buyuruyor:

    "Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (33 AHZAB, 36)

    Bu apaçık hükümlere göre, bid'i talak geçersizdir. Geçerli olduğunu iddia etmek Allah ve Rasulü'ne karşı gelmektir ve sapıklıktır:

    Fıkh-us Sünne'de bildirildiği üzere, bid'at üzere yapılan talakın vaki olmayacağını; Abdullulah bin Ma'mer, Said bin Züseyyed ve İbn Abbas'ın arkadaşlarından Tavus ortaya koymuşlardır. Ayrıca Halla b. Amr ve tabünden Ebu Kilabe ile Hambeli imamlarından İbn Akil, Ehl-i Beyt imamları, zahiriler ve İmam-ı Ahmet de bu görüşü tercih etmişlerdir.

    Kısacası bid'at üzere yapılan talak, Allah ve Rasulünün emirlerine muhalefet olduğundan, bu talakı yapan sapıklık içine girmiştir. Çünkü yüce Rabb'imiz şöyle buyurmaktadır:

    "Allah'a ve Rasulüne karşı gelenler kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir! Biz açık açık ayetler indirdik. Kafirler için küçük düşürücü bir azab vardır." (58 MUCADELE, 5)

    Talak'ta Şahidin Gerekliliği

    Talakta da, tıpkı nikahta olduğu gibi, iki şahidin olması şarttır. Yani karısını boşayacak olan erkek, Kur'ani ölçülere göre yaşayan, Kur'an'la kendisini programlayan ve adalet sahibi olan iki kişiyi bulup, bunların huzurunda boşama işlemini gerçekleştirmelidir. Çünkü yüce Rabb'imiz Kuran'ı Kerim de şöyle buyuruyor:

    "Sürenin (iddet müddetinin) sonuna vardıklarında onları güzelce tutun, yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimseye öğütlenen budur. Kim Allah'tan korkarsa ona bir çıkış (yolu) yaratır." (65 TALAK, 2)

    İbn Kesir'in; tefsirinde İbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre Ata, "İçinizden de iki adaletli şahit getirin' ayeti hakkında şöyle demişti. "Nikah, talak ve boşanan kadını geri almak, Allah'u Teala'nın buyurduğu gibi; iki adaletli şahid getirmeden ve özürsüz olarak caiz olmaz."

    Talak ve nikah eş değerli olduklarından, nikahta şahitlerin bulunması nasıl şart ise, Ata'ya göre talakta da şahitlerin gerekli olduğu açık bir şekilde görülmektedir.

    Hz. Ali(r.anh)'den rivayet edildiğine göre, kendisine talak konusunda soran bir kimseye "Allah'ın emrettiği gibi iki adaletli şahit buldun mu?" diye sordu. Adam "Hayır" deyince Hz. Ali (r.anh) "Git, senin talakın geçerli değildir. " dedi.

    Hafız Süyütınin Dürrü'l- Mensur isimli tefsirinden rivayet edildiğine göre; "içinizden iki adil şahit getirin" (65/2) ayetinin yorumunda şöyle denilmiştir:

    Abdullah'ın İbn Şirin'den rivayet edildiğine göre, karısını şahitsiz boşayıp sonra yine şahitsiz alan kimse hakkında, bir adam İmran bin Husayn'a sordu. Bunun üzere İmran bin Husayn, "Bu adamın yaptığı ne kötü. Karısını bid'at üzere boşadı, yine sünnete aykırı olarak tekrar aldı. Boşarken ve alırken iki şahit bulundursun ve Allah'a istiğfarda bulunsun" dedi.

    Hafız Süyüti, adı geçen eserinde, Abdurrezzak ve Abd bin Humeyd'in. Ata'dan şöyle rivayet ettiklerini nakleder: Ata şöyle denıişti. "Nikah şahitledir. Talak şahitledir. Boşadığı karısını tekrar almak yine şahitledir."

    Cafer es-Sadık ise: "Her kim karısını şahidsiz boşarsa bir şey yapmış sayılmaz." demiştir.

    İmamiyye'nin görüşüne göre, "talakın vaki olmasında iki adaletli şahidin bulunması gerekir. Şayet şahidler bulunmazsa talak vaki olmaz. Çünkü Allah'u Teala: "İçinizden de iki adaletli şahit getirin" buyurmuştur. Bu ayette Allah'u Teala şahit getirilmesini emretmiş olup, şer'i şerifin örfüne göre emrin zahiri, vücup ifade eder.

    Buradaki vacipliğin zahirini müstehap olarak kabul etmek, delilsiz olarak şer'i örfün dışına çıkmaktır."

    Şu halde, şahitsiz olark karısını boşayanın talakı geçersizdir. Bunda ısrar eden ise, Allah'a karşı gelmiş olup sapıklık içine girmiştir.






+ Yorum Gönder