Konusunu Oylayın.: Sen kabirdekilere işittirecek değilsin" ayetine rağmen, niçin kabirdekilere telkin yapılmakta ve selam verilmektedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sen kabirdekilere işittirecek değilsin" ayetine rağmen, niçin kabirdekilere telkin yapılmakta ve selam verilmektedir?
  1. 25.Eylül.2011, 17:06
    1
    Misafir

    Sen kabirdekilere işittirecek değilsin" ayetine rağmen, niçin kabirdekilere telkin yapılmakta ve selam verilmektedir?






    Sen kabirdekilere işittirecek değilsin" ayetine rağmen, niçin kabirdekilere telkin yapılmakta ve selam verilmektedir? Mumsema Sen kabirdekilere işittirecek değilsin" ayetine rağmen, niçin kabirdekilere telkin yapılmakta ve selam verilmektedir? Eğer ölülere selam verme ve telkinde bulunma hadisleri sahih ise bu ayet ile hadisi şerifler arasındaki çelişkiyi nasıl giderebiliriz


  2. 25.Eylül.2011, 17:06
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Sen kabirdekilere işittirecek değilsin" ayetine rağmen, niçin kabirdekilere telkin yapılmakta ve selam verilmektedir? Eğer ölülere selam verme ve telkinde bulunma hadisleri sahih ise bu ayet ile hadisi şerifler arasındaki çelişkiyi nasıl giderebiliriz


    Benzer Konular

    - Allah’u Teala’nın: "Şüphesiz sen kabirlerinde onlara işittirici değilsin." (Fatır 22) aye

    - İslam dininde ramazan ayına niçin önem verilmektedir

    - Haram olan günahlar yapılmakta iken selam verilir mi?

    - Cd ve TV gibi diğer ses cihazlarından Kur'an-ı Kerim dinlerken uyuya kalmak günah mı? Bu durum "

    - İbrahim soyumdan da önderler yap deyince Allah zalimler önder olamaz buyurmuştu (Bakara, 2/124) ayet

  3. 25.Eylül.2011, 17:06
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,814
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Sen kabirdekilere işittirecek değilsin" ayetine rağmen, niçin kabirdekilere telkin yapılmakta ve selam verilmekte




    Değerli kardeşimiz;



    Ölü kabre konulup defin işi tamamlandıktan son­ra, ölüye telkin verilip verilmeyeceği hususunda âlimler farklı görüşlere sahip olmuşlardır; Ölünün kabre konulmakla artık dünyadakileri duymasının mümkün ol­madığını söyleyenler(1), telkinin ölüye hiçbir faydası olmayacağına ve verilmemesi gerektiğine kaildirler. Ka­birdeki ölünün dirileri duyabileceğine kail olup, dirile­rin onu duyamayacaklarını söyleyenler ise, telkin veri­lebileceğini söylemişler ve Rasülullah (a.s.m) in Bedir'deki Ehl-i Kalîb'e hitabını da, ölülerin Allah dilediği zaman, dirileri duyabileceklerine delil olarak zikretmişler­dir(2).
    İmam Ebü Hanife ise, telkinin ne emredilmiş, ne de ya­saklanmış olduğunu, insanların definden sonra telkin verip vermemekte serbest olduklarını söylemiştir(3).
    İmam Şafi'î ise definden sonra telkinin müstehap olduğunu söyler. İmam Ahmed b. Hanbel de Şafi'î ile aynı görüştedir. Telkini müstehab gören Şafiiler; kabre konulan kulun dönüp giden yakınlarının ayak seslerini duyduğuna(4) Hz. Peygamber'in Bedir'de öldürülen müşriklerin seslenmesine(5) dair hadisleri delil göstermişlerdir.
    İmam Mâlik, "Ölülerinize Lâilâhe İllellah telkin edin."(6) hadisindeki "ölüler" den, "ölüm döşeğindeki hastaların" kastedildiğini belirterek, definden sonra telkine dâir sahih bir haber bulunmadığı için, ölüye telkin vermek mekruhtur, demektedir.(7)
    Telkin verilip verilmeme hususu ihtilaflı olsa da kabirdekilerin kendisine hitap edileni işiteceğine dair rivayetler vardır. Bedir savaşında harbin sonunda Kureyş'den ölenler bir kuyuya dolduruldu. Allah Resulü onlara hitap ederek: Ey filan oğlu filan ve falan oğlu falan! Allah ve Resulünün size va'd ettiklerini gerçek buldunuz mu? Ben Allah'ın bana va'd ettiğini gerçek buldum, dedi. Hz. Ömer: Ey Allah'ın Resulü! Ruhsuz cesetlere nasıl hitab ediyorsunuz? diye sorunca Peygamberimiz: "Benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi duyamazsınız. Şu kadar var ki, onlar cevap veremezler." (Müslim, Cennet, 76, 77) buyurdu.

    Peygamber Efendimiz bir kabrin yanından geçerken yanındakilere "Selam size ey mü'minler yurdunun sakinleri!" diyerek selam vermelerini emir buyurmuşlardır. (Müslim, Cenaiz, 102; Ebu Davud, Cenaiz, 79; Nesâî, Taharet, 109; İbn Mace, Cenaiz, 36, Zühd,36; Muvatta', Taharet, 28) Selam anlayana verileceğine göre ölüler kendilerini ziyaret edenleri tanıyorlar demektir. Müdakkik alimlerden birisi olarak tanınan İbn Kayyım el-Cevziyye de ölülerin özellikle Cuma ve Cumartesi günleri ziyaret edip dua edenlerden ve çocuklarının güzel davranışlarından duydukları sevinci nakleder. (İbn Kayyım el-Cevziyye, Kitâbu'r-Ruh, 10)

    Kabirdekilerin işitmeyeceği ile ilgili Fatır Suresindeki ayeti kerime de önceki ayetlerle birlikte değerlendirildiğinde burada kafirlerin ölülere benzetilmiş olduğu şeklinde yorumlanmıştır.
    "Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir. Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin." (Fatır, 35/19-22)
    Bu ayeti evvelindeki ayetlerle değerlendirildiğinde müfessirlerin genel kanaatine göre bu karşılaştırmalı örneklerin olumlu olanları hakkı, imanı, iman sahiplerini ve kavuşacakları güzellikleri; olumsuz olanları da bâtılı, inkarcılığı, inkarcıları ve kötü akıbetlerini temsil etmektedir. Bu konudaki yorumlan şöyle özetlemek mümkündür:
    Müminin tuttuğu yol sağlam, ufku ve basireti açık, niyet ve iradesi zinde, yaptıkları kalıcı ve yarayışlıdır; kâfir ise ölüden farksızdır, basireti kapalı, kalbi kararmış, yaptıklan anlam kazanamamış ve boşa gitmiştir.(8)
    Râzî bu örneklere şöyle bir izah getirir: "Gören" kelimesi mümini, "kör" kelimesi kâfiri, "aydınlık" imanı, "karanlıklar" küfrü, "gölge" rahatlığı ve huzuru, "sıcak" sıkıntıyı ve yakıcı ateşi, "diriler" müminleri, "ölüler" kâfirleri anlatmak için kullanılmıştır(9). Yani onlar işittiklerinden faydalanamamak ve onu kabul etmemek bakı­mından kabirdekiler ayarındadırlar.
    Burada kafirlerin hali ruhsuz ceset gibi hiç bir şeyi hissedip işitmeyeceği ve kabirdeki cesetlerin nasıl insanı işitmesi mümkün değilse kafirler içindeki küfür karanlığından dolayı ey Peygamber senin hitabını işitmezler şeklinde anlaşılabilir.
    Berzah aleminde bulunan ruhların kabirleriyle alakası hasebiyle verilen selam ve hitabın cesede değil ruha yapıldığı anlaşılmaktadır.
    Dipnotlar:
    1- Ölünün dirileri duyamayacağını ileri sürenler delil ola­rak: "(Ey Rasulüm) sen (a daveti) ölülere duyuramazsın..." (Rûm, 30/52) âyeti ile, "..Sen kabirde bulunanlara işittirecek değilsin. " (Fâtir, 35/22) âyetini zikretmektedirler ve Hz. Pey­gamber (S) in Bedirdeki ehl-İ kalibe hitabını da, ashabına va'z ve nasihat olarak nitelendirirler. (el-Hapruti, Abdullâtif, Tekmile-i Tenkihu'l-Kelâm, s. 145, ist.)
    2- el-Harputi, 145-146, ist. 1332; Ibnü'l-Hümâm, I, 446-447.
    3- el-Ceziri, el-Fıkhu Ale'l-Mezâhibil-Erba'a, I, s. 501. Beyrut, 1972.
    4- Buhari, Cenaiz, 68; Müslim, Cennet, 70-72
    5- Buhari, Meğazi, 8; Müslim Cennet, 76-77
    6- Müslim, Sahih, Cenâiz. l, c. II, s. 631.
    7- el-Ceziri, el-Fıkhu Ale'l-Mezâhibil-Erba'a, I, s. 501. Beyrut, 1972.
    8- Taberî, Tefsir, XXII, 128-129
    9- Razi, Tefsir, XXVI, 16



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    24-Eylül-2011 - 10:39:55

    Okunma Sayısı: 363



  4. 25.Eylül.2011, 17:06
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;



    Ölü kabre konulup defin işi tamamlandıktan son­ra, ölüye telkin verilip verilmeyeceği hususunda âlimler farklı görüşlere sahip olmuşlardır; Ölünün kabre konulmakla artık dünyadakileri duymasının mümkün ol­madığını söyleyenler(1), telkinin ölüye hiçbir faydası olmayacağına ve verilmemesi gerektiğine kaildirler. Ka­birdeki ölünün dirileri duyabileceğine kail olup, dirile­rin onu duyamayacaklarını söyleyenler ise, telkin veri­lebileceğini söylemişler ve Rasülullah (a.s.m) in Bedir'deki Ehl-i Kalîb'e hitabını da, ölülerin Allah dilediği zaman, dirileri duyabileceklerine delil olarak zikretmişler­dir(2).
    İmam Ebü Hanife ise, telkinin ne emredilmiş, ne de ya­saklanmış olduğunu, insanların definden sonra telkin verip vermemekte serbest olduklarını söylemiştir(3).
    İmam Şafi'î ise definden sonra telkinin müstehap olduğunu söyler. İmam Ahmed b. Hanbel de Şafi'î ile aynı görüştedir. Telkini müstehab gören Şafiiler; kabre konulan kulun dönüp giden yakınlarının ayak seslerini duyduğuna(4) Hz. Peygamber'in Bedir'de öldürülen müşriklerin seslenmesine(5) dair hadisleri delil göstermişlerdir.
    İmam Mâlik, "Ölülerinize Lâilâhe İllellah telkin edin."(6) hadisindeki "ölüler" den, "ölüm döşeğindeki hastaların" kastedildiğini belirterek, definden sonra telkine dâir sahih bir haber bulunmadığı için, ölüye telkin vermek mekruhtur, demektedir.(7)
    Telkin verilip verilmeme hususu ihtilaflı olsa da kabirdekilerin kendisine hitap edileni işiteceğine dair rivayetler vardır. Bedir savaşında harbin sonunda Kureyş'den ölenler bir kuyuya dolduruldu. Allah Resulü onlara hitap ederek: Ey filan oğlu filan ve falan oğlu falan! Allah ve Resulünün size va'd ettiklerini gerçek buldunuz mu? Ben Allah'ın bana va'd ettiğini gerçek buldum, dedi. Hz. Ömer: Ey Allah'ın Resulü! Ruhsuz cesetlere nasıl hitab ediyorsunuz? diye sorunca Peygamberimiz: "Benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi duyamazsınız. Şu kadar var ki, onlar cevap veremezler." (Müslim, Cennet, 76, 77) buyurdu.

    Peygamber Efendimiz bir kabrin yanından geçerken yanındakilere "Selam size ey mü'minler yurdunun sakinleri!" diyerek selam vermelerini emir buyurmuşlardır. (Müslim, Cenaiz, 102; Ebu Davud, Cenaiz, 79; Nesâî, Taharet, 109; İbn Mace, Cenaiz, 36, Zühd,36; Muvatta', Taharet, 28) Selam anlayana verileceğine göre ölüler kendilerini ziyaret edenleri tanıyorlar demektir. Müdakkik alimlerden birisi olarak tanınan İbn Kayyım el-Cevziyye de ölülerin özellikle Cuma ve Cumartesi günleri ziyaret edip dua edenlerden ve çocuklarının güzel davranışlarından duydukları sevinci nakleder. (İbn Kayyım el-Cevziyye, Kitâbu'r-Ruh, 10)

    Kabirdekilerin işitmeyeceği ile ilgili Fatır Suresindeki ayeti kerime de önceki ayetlerle birlikte değerlendirildiğinde burada kafirlerin ölülere benzetilmiş olduğu şeklinde yorumlanmıştır.
    "Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir. Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin." (Fatır, 35/19-22)
    Bu ayeti evvelindeki ayetlerle değerlendirildiğinde müfessirlerin genel kanaatine göre bu karşılaştırmalı örneklerin olumlu olanları hakkı, imanı, iman sahiplerini ve kavuşacakları güzellikleri; olumsuz olanları da bâtılı, inkarcılığı, inkarcıları ve kötü akıbetlerini temsil etmektedir. Bu konudaki yorumlan şöyle özetlemek mümkündür:
    Müminin tuttuğu yol sağlam, ufku ve basireti açık, niyet ve iradesi zinde, yaptıkları kalıcı ve yarayışlıdır; kâfir ise ölüden farksızdır, basireti kapalı, kalbi kararmış, yaptıklan anlam kazanamamış ve boşa gitmiştir.(8)
    Râzî bu örneklere şöyle bir izah getirir: "Gören" kelimesi mümini, "kör" kelimesi kâfiri, "aydınlık" imanı, "karanlıklar" küfrü, "gölge" rahatlığı ve huzuru, "sıcak" sıkıntıyı ve yakıcı ateşi, "diriler" müminleri, "ölüler" kâfirleri anlatmak için kullanılmıştır(9). Yani onlar işittiklerinden faydalanamamak ve onu kabul etmemek bakı­mından kabirdekiler ayarındadırlar.
    Burada kafirlerin hali ruhsuz ceset gibi hiç bir şeyi hissedip işitmeyeceği ve kabirdeki cesetlerin nasıl insanı işitmesi mümkün değilse kafirler içindeki küfür karanlığından dolayı ey Peygamber senin hitabını işitmezler şeklinde anlaşılabilir.
    Berzah aleminde bulunan ruhların kabirleriyle alakası hasebiyle verilen selam ve hitabın cesede değil ruha yapıldığı anlaşılmaktadır.
    Dipnotlar:
    1- Ölünün dirileri duyamayacağını ileri sürenler delil ola­rak: "(Ey Rasulüm) sen (a daveti) ölülere duyuramazsın..." (Rûm, 30/52) âyeti ile, "..Sen kabirde bulunanlara işittirecek değilsin. " (Fâtir, 35/22) âyetini zikretmektedirler ve Hz. Pey­gamber (S) in Bedirdeki ehl-İ kalibe hitabını da, ashabına va'z ve nasihat olarak nitelendirirler. (el-Hapruti, Abdullâtif, Tekmile-i Tenkihu'l-Kelâm, s. 145, ist.)
    2- el-Harputi, 145-146, ist. 1332; Ibnü'l-Hümâm, I, 446-447.
    3- el-Ceziri, el-Fıkhu Ale'l-Mezâhibil-Erba'a, I, s. 501. Beyrut, 1972.
    4- Buhari, Cenaiz, 68; Müslim, Cennet, 70-72
    5- Buhari, Meğazi, 8; Müslim Cennet, 76-77
    6- Müslim, Sahih, Cenâiz. l, c. II, s. 631.
    7- el-Ceziri, el-Fıkhu Ale'l-Mezâhibil-Erba'a, I, s. 501. Beyrut, 1972.
    8- Taberî, Tefsir, XXII, 128-129
    9- Razi, Tefsir, XXVI, 16



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    24-Eylül-2011 - 10:39:55

    Okunma Sayısı: 363






+ Yorum Gönder