Konusunu Oylayın.: Komünizim ve sosyalizm nasıl ortaya çıktı. Bunların savunduğu görüş nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Komünizim ve sosyalizm nasıl ortaya çıktı. Bunların savunduğu görüş nedir?
  1. 23.Eylül.2011, 07:24
    1
    Misafir

    Komünizim ve sosyalizm nasıl ortaya çıktı. Bunların savunduğu görüş nedir?






    Komünizim ve sosyalizm nasıl ortaya çıktı. Bunların savunduğu görüş nedir? Mumsema Komünizim ve sosyalizm nasıl ortaya çıktı. Bunların savunduğu görüş nedir?


  2. 23.Eylül.2011, 07:24
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 23.Eylül.2011, 13:39
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Komünizim ve sosyalizm nasıl ortaya çıktı. Bunların savunduğu görüş nedir?




    Komünizim ve sosyalizm nasıl ortaya çıktı. Bunların savunduğu görüş nedir?


    cevap 1: Bir sistemin her şeyinin yanlış olması gerekmez. Onun da bazı güzellikleri olabilir. Sosyalizmin insanlığın ortak güzelliklerinden bazıları olabilir. Ancak sistem olarak İslam esaslarına aykırıdır.
    Kominizm, 1818'de Almanya'da doğan ve 1883'te İngiltere'de ölen Karl Marks adlı bir yahudi tarafından ortaya atılmıştır.
    Karl Marks'ın özel hayatını dikkatle inceleyen bir kimse,onun bir"hayat tarzı" olarak niçin"Kominizm"den başka bir sistem ortaya koymadığını kolaylıkla anlayabilir.
    Onu,bir dünya görüşü(ideoloji)olarak"Kominizm"i ileri sürmeye iten faktörlerin başında, hiç kuşkusuz duygusal yaşamındaki başarısızlıkları gelir. Karl Marks,1836 yılında aristokrat bir aileye mensup olan bir kızla gizlice nişanlanır. Ancak kızın ailesi bir süre sonra bu meseleyi öğrendiğinde, kızlarının bu evlilik girişimini Marks'ın aristokrat bir aileye mensup olmadığı gerekçesiyle engeller. Bu hadise, Marks'ın duygusal yaşamında yediği ilk darbedir ve kendisinde adeta bir şok tesiri meydana getiren bu darbeden sonra Marx burjuvaziye ve aristokratlara karşı korkunç bir kin beslemeye başlayacaktır.
    Ayrıca 1835'te Bonn'daki"Şairler kulübü"nde, Karl Marks'ın bir burjuvazi ile yaptığı bir kılıç düellosu vardır. Düello, kaşından yaralanan Marks'ın yenilgisiyle sonuçlanmış ve fakat bu burjuvanın kendisinde açtığı bu yara, sadece kaşında bir iz olarak kalmayıp, zihninin derinliklerine kadar işlemiştir.
    Öte yandan ailesinin yoksul ve dindar olmasının Marks'ta, zenginlere karşı bir amansız kinin doğmasına neden olduğunu ve bu kinin sonucunda Shakespeare'in şu sözlerini sürekli tekrarlar hale geldiğini belirtelim.
    "Ey altın! Ey pırıl pırıl parlayan altın! Senki siyahı beyaz, çirkini güzel, kötüyü iyi, yaşlıyı genç, korkağı cesur kılarsın! Kutsal bağları kuran ve çözen de bu kan kırmızı köleliğin ta kendisidir......"
    Ancak(şurası unutulmamalıdır ki)onun bir sistem olarak"Kominizm"i veya başka bir deyişle "Marksizm"i öne sürmesine yol açan en büyük faktör kendisinin yahudi oluşudur. Tüm bunların yanı sıra Kominizm'in feodalizm'in yarattığı zulme ve gene de tüm Avrupa'da tanık olunan haksızlıklara bir tepki olarak doğduğu da açık bir gerçektir.Yine Kominizm, kilisenin kendi yolundan sapmasına da bir tepkidir.O dönem kilise, yöneticileri teokratik(Kralların Allah tarafından halkı yönetmek üzere seçildiklerine inanan dini yönetim biçimi) sistemin destekleyicisi haline gelmiş ve yönetimi tamamen destekleyerek,onların sözünden çıkmamayı ilke haline getirmişti.
    Kominizm, Ateizm'in eşidir. Herşeyi maddeci bir gözle ele alır. Net kanıtları;
    "Tanrı yoktur.Hayat da maddeden ibarettir."(Karl Marks)
    "Evrendeki olayları düzenleyenin Tanrı olduğu düşüncesi doğru değildir.Gerçek şu ki,Tanrı,insanın kendi aczini örtbas edebilmek için uydurduğu bir safsatadır. Tanrı'nın var olduğu fikrini savunanların,aslında cahil ve aciz kimseler olmaları da bunun kanıtıdır."(Lenin)
    Kominizm dünyaya hakim olmayı, Ateizm'i yaygınlaştırmak, araç olarak terörü kullanmak, ahlakı ayaklar altına almak bakımından Siyonizmle yakın arkadaştır.
    "Kominizm militan, her türlü dalavere, aldatma ve beyin yıkama takatiklerini yerine göre kullanmak zorundadır. Çünkü kominizm'i yayma mücadelesi verirken, kominizm'i gerçekleştirecek her aracı kullanmak normal ve kutsaldır......."(lenin) (Bu sistemde diğer sistemler gibi kendi çıkarlarını gözetebilmek için hertürlü sahtekarlığı yapmaktan kaçınmamaktadır. Nitekim fikir babalarının görüşleri de böyledir.)
    Kominizm anlayış ınkılap hususunda işçi ve çalışanların gönüllerine saçtığı kin gücüne ve toplumun tabakaları arasında intikam ve kızgınlık ruhunun oluşmsına güvenir. Marks bu bağlamda işçilere seslenerek şöyle der: "Siyasi egemenliği elde edebilmeniz buna layık olabilmeniz için halkla onbeş yirmi veya elli yıl süresince iç savaş vermeniz gerekir."
    Papon der ki: "Müstebitleri, eşrafı ve milliyetçileri kesiniz."
    Paravdon ise şöyle der:"Bütün dünyanın son bir kez bilmesi gerekir ki Aristokrasizmin ölümden başka kurtuluşu yoktur."Kominizm inkılap anlayışında Maksist toplumun oluşturulabilmesi için her türlü sapık yol ve vesileyi caiz görür. Lenin der ki: "Kominizm savunucularının her türlü hile tuzak ve saptırma yollarını denemesi gerekir.
    Kominizm eşitlik ilkeleriyle süslenmiş bir düzendir. Örnek verecek olursak; Çinin Özbekistana uyguladığı kıyım bu mu eşitlik, eşitlik bir annenin göz yaşı dökmesine kahkaha atmak mı, yoksa bir çocuğu yetim bırakmak mı ve acizi ezmek mi eğer bu eşitlik ise biz müslümanlar bunun karşısındayız.
    Cevap 2: Bu mesele herkesin sorduğu bir konu olduğundan özellikle araştırılması ve ümmetin doğru olarak bilgilendirilmesi gerekir. Bu nedenle, titiz ve ciddi bir veya birkaç esere müracaat edilmesi gerekir. Lenin için Deccaliyetin mümessilir denebilsede asıl olan şahs-ı manevidir. Ve bu kısa sürede ölüp giden şahıslardan daha dehşetlidir.
    DECCAL: bu kelime (decl) kökünden mübalağalı ism-i faildir. Aşın yalan ve aldatmalarla hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak gösteren ve münafıkane hakkı bâtıl ile karıştırıp hakkı örten ve böylece cemiyetleri ifsad ve idlâl eden şahıs demektir, Tac tercemesi, 5. cild, 631. hadiste beyan edildiği gibi: "Deccal meçhul (gaib) bir serdir." şeklindeki ifadeden de anlaşıldığı gibi, süfyan denen İslâm deccalının deccallığı, herkesin anlayacağı tarzda apaçık değildir. Münafıkane bir tavırla ümmeti ifsad ve idlâle çalışır. Deccalın başlattığı cereyana da deccaliyet denir. Deccalın en şerli ve zararlı tarafı da deccaliyetidir. Deccalın ölümünden sonra da cereyanı hayli devam eder. Deccalın hak ile bâtılı karıştırmasına karşı Kur'an, hak ile bâtılın tefrik ve tebyinini ister, İşte Kur'anın dersini, tam anlayan sahabeler nazarında hak ile bâtıl tamamen ayrılmıştı.
    Deccal; "Sahih hadislerin ihbarı ve din büyüklerinin izah ve kabulleri ile, âhirzamanda gelecek ve Risâlet-i Ahmediyeyi inkar edip islâmiyet'i tahribe çalışacak ve dünyayı fesada verecek çok şerli ve küfr-ü mutlak yolunda olan dehşetli bir şahıstır. Bir hadis rivayetinde üç deccal, diğerinde yirmiyedi deccal geleceği Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam tarafından bildirilmiştir. Âlem-i islâm'da muhtelif zamanlarda çıkmış olan dehşetli din düşmanlarının ve anarşiye hizmet edenlerin umumu da rivayetleri tasdik etmektedir. Bu din yıkıcılığının âhirzamanda daha dehşetli olacağı bildirilmektedir. Şu son asırda görülen ve dünyayı tehdit eden ve Cenab-ı Hakk'ı inkâra kadar cür'et edip medeniyet-i beşeriyeyi tahribe çalışan dehşetli cereyanlar bu gaybî ihbarın doğruluğunu tasdik etmektedir." (O.A.L.)
    "Deccalın sahs-ı surisi insan gibidir. Mağrur, fîr'avunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan; surî, cebbârane olan hâkimiyetine, uluhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessastır. Fakat sahs-ı manevîsi olan dinsizlik cereyan-ı azimi, pek cesimdir. Rivayetlerde Deccala ait tavsifat-ı müd-hişe ona işaret eder. Bir vakit Japonya'nın başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhitte, diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Artür Kal'asında tasvir edilmiş. O küçük Japon Kumandanının bu surette tasviriyle, ordusunun sahs-ı manevîsi gösterilmiş." (M. 58)
    Âhirzamanda biri islâm âleminde, diğeri beşeriyet âleminde olmak üzere, iki deccal ve cereyanları bulunur.
    Sual: "...Rivayetlerde, her iki Deccalın harikulade icraatlarından ve pek fevkalâde iktidarlarından ve heybetlerinden bahsedilmiş...
    Elcevab: (İlim ancak Allah' ındır.) İcraatları büyük ve harikulade olması ise: Ekser tahribat ve hevesâta sevkıyat olduğundan, kolayca harikulade öyle işler yaparlar ki, bir rivayette, "Bir günleri bir senedir." Yâni; bir senede yaptıkları işleri ücyüz senede yapılmaz denilmiş... tstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat ve iyilikler haksız olarak onlara isnad edilmesiyle binler adam kadar bir iktidar onların şahıslarında tevehhüm edilmeğe sebep olur.
    Her iki Deccal, azamî bir istibdat ve azamî bir zulüm ve azamî bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, azamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acib bir istibdat ki: -kanunlar perdesinde- herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdâhale ederler. Zannederim asr-ı âhirde İslâm ve Türk hürriyet-perverleri, bir hiss-i kablel vuku ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat çok aldanıp yanlış bir hedef ve hatâ bir cephede hücum göstermişler. Hem öyle bir zulüm ve cebir ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harab ve yüzer mâsumları tecziye ve tehcir ile perişan eder.
    Her iki Deccal, Yahudinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besliyen gizli komitesinin muavenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki dehşetli bir diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların komitelerini aldatıp müzaheretlerini kazandıklarından dehşetli bir iktidar zannedilir." (Ş. 593-594) (TT. 5.ci. 1026. hadisten 1047. hadise kadar Deccal hakkındaki rivayetlerdendir.)
    SÜFYAN: Âhirzamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına sebeb olacağı sahih hadislerle bildirilen ve şeair-i İslamiyeyi tahribe çalışan dehşetli ve münafık bir şahıs.
    "Rivayetler, Deccal'in dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş. Gaybı yanlız Allah bilir Bunun bir te'vili şudur ki: islamların Deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki onların Deccalı, Süfyan'dır. islâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccalı ayrıdır. Yoksa büyük Deccalın cebr ve ceberut-u mutlakına karşı itaat etmiyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz." (Ş. 585)
    Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor: “Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim: Medine'den çıkacak bir fitne, Mekke'den çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne. Bir fitne de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfya-nî'nin fitnesidir.”
    Kitab-ül Feteva-yı Hadisiyye, Ahmed Şehabeddin bin Hacer-ül Heyte-mî adlı eserin 30. sahifesinde ve Kenz-ül Ummal, 14. ci. 272. sahifede ve 39639, 39677. hadislerinde ve diğer bazı hadis kitablarında "Süfyan"dan bahsedilir. Evet, "Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye ve hâdisat-ı istikbaliye Şam'ın etrafında ve Arabistan'da tasvir edilmiş.
    Allahu a'lem, bunun bir te'vili şudur ki: Merkez-i hilâfet eski zamanda Irak'da ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, râviler kendi içtihadlariyle -daimî öyle kalacak gibi- mâna verip "Merkez-i Hükûmet-i İslâmiye" yakınlarında tasvir etmişler, Haleb ve Şam demişler. Hadîsin mücmel haberlerini, kendi içtihadlariyle tafsil etmişler." (Ş. 585)
    Diğer "bir rivayette, "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek" denilmiş. Allahu alem bunun bir te'vili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve Islâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Sûfyânî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.
    Garibdir hem çok garibdir. Yediyüz sene müddetinde Islâmiyetin ve Kur'an'ın elinde şeref-şiâr, bârika-asâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten Islâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeğe çalışır. Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. "Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor." diye rivayetlerden anlaşılıyor." (Ş. 596)
    "Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile da lâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."
    Vel'ilmu indallah, bunun bir te'vili şudur ki: "Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vâsıta-i saltanat olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve akliyle çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır." demektir." (Ş. 585)
    Süfyan ve Deccal'in kendilerinden daha çok, Süfyaniyet ve Deccaliyet denen cereyanları ve komiteleri daha dehşetlidir.


  4. 23.Eylül.2011, 13:39
    2
    Silent and lonely rains



    Komünizim ve sosyalizm nasıl ortaya çıktı. Bunların savunduğu görüş nedir?


    cevap 1: Bir sistemin her şeyinin yanlış olması gerekmez. Onun da bazı güzellikleri olabilir. Sosyalizmin insanlığın ortak güzelliklerinden bazıları olabilir. Ancak sistem olarak İslam esaslarına aykırıdır.
    Kominizm, 1818'de Almanya'da doğan ve 1883'te İngiltere'de ölen Karl Marks adlı bir yahudi tarafından ortaya atılmıştır.
    Karl Marks'ın özel hayatını dikkatle inceleyen bir kimse,onun bir"hayat tarzı" olarak niçin"Kominizm"den başka bir sistem ortaya koymadığını kolaylıkla anlayabilir.
    Onu,bir dünya görüşü(ideoloji)olarak"Kominizm"i ileri sürmeye iten faktörlerin başında, hiç kuşkusuz duygusal yaşamındaki başarısızlıkları gelir. Karl Marks,1836 yılında aristokrat bir aileye mensup olan bir kızla gizlice nişanlanır. Ancak kızın ailesi bir süre sonra bu meseleyi öğrendiğinde, kızlarının bu evlilik girişimini Marks'ın aristokrat bir aileye mensup olmadığı gerekçesiyle engeller. Bu hadise, Marks'ın duygusal yaşamında yediği ilk darbedir ve kendisinde adeta bir şok tesiri meydana getiren bu darbeden sonra Marx burjuvaziye ve aristokratlara karşı korkunç bir kin beslemeye başlayacaktır.
    Ayrıca 1835'te Bonn'daki"Şairler kulübü"nde, Karl Marks'ın bir burjuvazi ile yaptığı bir kılıç düellosu vardır. Düello, kaşından yaralanan Marks'ın yenilgisiyle sonuçlanmış ve fakat bu burjuvanın kendisinde açtığı bu yara, sadece kaşında bir iz olarak kalmayıp, zihninin derinliklerine kadar işlemiştir.
    Öte yandan ailesinin yoksul ve dindar olmasının Marks'ta, zenginlere karşı bir amansız kinin doğmasına neden olduğunu ve bu kinin sonucunda Shakespeare'in şu sözlerini sürekli tekrarlar hale geldiğini belirtelim.
    "Ey altın! Ey pırıl pırıl parlayan altın! Senki siyahı beyaz, çirkini güzel, kötüyü iyi, yaşlıyı genç, korkağı cesur kılarsın! Kutsal bağları kuran ve çözen de bu kan kırmızı köleliğin ta kendisidir......"
    Ancak(şurası unutulmamalıdır ki)onun bir sistem olarak"Kominizm"i veya başka bir deyişle "Marksizm"i öne sürmesine yol açan en büyük faktör kendisinin yahudi oluşudur. Tüm bunların yanı sıra Kominizm'in feodalizm'in yarattığı zulme ve gene de tüm Avrupa'da tanık olunan haksızlıklara bir tepki olarak doğduğu da açık bir gerçektir.Yine Kominizm, kilisenin kendi yolundan sapmasına da bir tepkidir.O dönem kilise, yöneticileri teokratik(Kralların Allah tarafından halkı yönetmek üzere seçildiklerine inanan dini yönetim biçimi) sistemin destekleyicisi haline gelmiş ve yönetimi tamamen destekleyerek,onların sözünden çıkmamayı ilke haline getirmişti.
    Kominizm, Ateizm'in eşidir. Herşeyi maddeci bir gözle ele alır. Net kanıtları;
    "Tanrı yoktur.Hayat da maddeden ibarettir."(Karl Marks)
    "Evrendeki olayları düzenleyenin Tanrı olduğu düşüncesi doğru değildir.Gerçek şu ki,Tanrı,insanın kendi aczini örtbas edebilmek için uydurduğu bir safsatadır. Tanrı'nın var olduğu fikrini savunanların,aslında cahil ve aciz kimseler olmaları da bunun kanıtıdır."(Lenin)
    Kominizm dünyaya hakim olmayı, Ateizm'i yaygınlaştırmak, araç olarak terörü kullanmak, ahlakı ayaklar altına almak bakımından Siyonizmle yakın arkadaştır.
    "Kominizm militan, her türlü dalavere, aldatma ve beyin yıkama takatiklerini yerine göre kullanmak zorundadır. Çünkü kominizm'i yayma mücadelesi verirken, kominizm'i gerçekleştirecek her aracı kullanmak normal ve kutsaldır......."(lenin) (Bu sistemde diğer sistemler gibi kendi çıkarlarını gözetebilmek için hertürlü sahtekarlığı yapmaktan kaçınmamaktadır. Nitekim fikir babalarının görüşleri de böyledir.)
    Kominizm anlayış ınkılap hususunda işçi ve çalışanların gönüllerine saçtığı kin gücüne ve toplumun tabakaları arasında intikam ve kızgınlık ruhunun oluşmsına güvenir. Marks bu bağlamda işçilere seslenerek şöyle der: "Siyasi egemenliği elde edebilmeniz buna layık olabilmeniz için halkla onbeş yirmi veya elli yıl süresince iç savaş vermeniz gerekir."
    Papon der ki: "Müstebitleri, eşrafı ve milliyetçileri kesiniz."
    Paravdon ise şöyle der:"Bütün dünyanın son bir kez bilmesi gerekir ki Aristokrasizmin ölümden başka kurtuluşu yoktur."Kominizm inkılap anlayışında Maksist toplumun oluşturulabilmesi için her türlü sapık yol ve vesileyi caiz görür. Lenin der ki: "Kominizm savunucularının her türlü hile tuzak ve saptırma yollarını denemesi gerekir.
    Kominizm eşitlik ilkeleriyle süslenmiş bir düzendir. Örnek verecek olursak; Çinin Özbekistana uyguladığı kıyım bu mu eşitlik, eşitlik bir annenin göz yaşı dökmesine kahkaha atmak mı, yoksa bir çocuğu yetim bırakmak mı ve acizi ezmek mi eğer bu eşitlik ise biz müslümanlar bunun karşısındayız.
    Cevap 2: Bu mesele herkesin sorduğu bir konu olduğundan özellikle araştırılması ve ümmetin doğru olarak bilgilendirilmesi gerekir. Bu nedenle, titiz ve ciddi bir veya birkaç esere müracaat edilmesi gerekir. Lenin için Deccaliyetin mümessilir denebilsede asıl olan şahs-ı manevidir. Ve bu kısa sürede ölüp giden şahıslardan daha dehşetlidir.
    DECCAL: bu kelime (decl) kökünden mübalağalı ism-i faildir. Aşın yalan ve aldatmalarla hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak gösteren ve münafıkane hakkı bâtıl ile karıştırıp hakkı örten ve böylece cemiyetleri ifsad ve idlâl eden şahıs demektir, Tac tercemesi, 5. cild, 631. hadiste beyan edildiği gibi: "Deccal meçhul (gaib) bir serdir." şeklindeki ifadeden de anlaşıldığı gibi, süfyan denen İslâm deccalının deccallığı, herkesin anlayacağı tarzda apaçık değildir. Münafıkane bir tavırla ümmeti ifsad ve idlâle çalışır. Deccalın başlattığı cereyana da deccaliyet denir. Deccalın en şerli ve zararlı tarafı da deccaliyetidir. Deccalın ölümünden sonra da cereyanı hayli devam eder. Deccalın hak ile bâtılı karıştırmasına karşı Kur'an, hak ile bâtılın tefrik ve tebyinini ister, İşte Kur'anın dersini, tam anlayan sahabeler nazarında hak ile bâtıl tamamen ayrılmıştı.
    Deccal; "Sahih hadislerin ihbarı ve din büyüklerinin izah ve kabulleri ile, âhirzamanda gelecek ve Risâlet-i Ahmediyeyi inkar edip islâmiyet'i tahribe çalışacak ve dünyayı fesada verecek çok şerli ve küfr-ü mutlak yolunda olan dehşetli bir şahıstır. Bir hadis rivayetinde üç deccal, diğerinde yirmiyedi deccal geleceği Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam tarafından bildirilmiştir. Âlem-i islâm'da muhtelif zamanlarda çıkmış olan dehşetli din düşmanlarının ve anarşiye hizmet edenlerin umumu da rivayetleri tasdik etmektedir. Bu din yıkıcılığının âhirzamanda daha dehşetli olacağı bildirilmektedir. Şu son asırda görülen ve dünyayı tehdit eden ve Cenab-ı Hakk'ı inkâra kadar cür'et edip medeniyet-i beşeriyeyi tahribe çalışan dehşetli cereyanlar bu gaybî ihbarın doğruluğunu tasdik etmektedir." (O.A.L.)
    "Deccalın sahs-ı surisi insan gibidir. Mağrur, fîr'avunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan; surî, cebbârane olan hâkimiyetine, uluhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessastır. Fakat sahs-ı manevîsi olan dinsizlik cereyan-ı azimi, pek cesimdir. Rivayetlerde Deccala ait tavsifat-ı müd-hişe ona işaret eder. Bir vakit Japonya'nın başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhitte, diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Artür Kal'asında tasvir edilmiş. O küçük Japon Kumandanının bu surette tasviriyle, ordusunun sahs-ı manevîsi gösterilmiş." (M. 58)
    Âhirzamanda biri islâm âleminde, diğeri beşeriyet âleminde olmak üzere, iki deccal ve cereyanları bulunur.
    Sual: "...Rivayetlerde, her iki Deccalın harikulade icraatlarından ve pek fevkalâde iktidarlarından ve heybetlerinden bahsedilmiş...
    Elcevab: (İlim ancak Allah' ındır.) İcraatları büyük ve harikulade olması ise: Ekser tahribat ve hevesâta sevkıyat olduğundan, kolayca harikulade öyle işler yaparlar ki, bir rivayette, "Bir günleri bir senedir." Yâni; bir senede yaptıkları işleri ücyüz senede yapılmaz denilmiş... tstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat ve iyilikler haksız olarak onlara isnad edilmesiyle binler adam kadar bir iktidar onların şahıslarında tevehhüm edilmeğe sebep olur.
    Her iki Deccal, azamî bir istibdat ve azamî bir zulüm ve azamî bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, azamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acib bir istibdat ki: -kanunlar perdesinde- herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdâhale ederler. Zannederim asr-ı âhirde İslâm ve Türk hürriyet-perverleri, bir hiss-i kablel vuku ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat çok aldanıp yanlış bir hedef ve hatâ bir cephede hücum göstermişler. Hem öyle bir zulüm ve cebir ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harab ve yüzer mâsumları tecziye ve tehcir ile perişan eder.
    Her iki Deccal, Yahudinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besliyen gizli komitesinin muavenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki dehşetli bir diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların komitelerini aldatıp müzaheretlerini kazandıklarından dehşetli bir iktidar zannedilir." (Ş. 593-594) (TT. 5.ci. 1026. hadisten 1047. hadise kadar Deccal hakkındaki rivayetlerdendir.)
    SÜFYAN: Âhirzamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına sebeb olacağı sahih hadislerle bildirilen ve şeair-i İslamiyeyi tahribe çalışan dehşetli ve münafık bir şahıs.
    "Rivayetler, Deccal'in dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş. Gaybı yanlız Allah bilir Bunun bir te'vili şudur ki: islamların Deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki onların Deccalı, Süfyan'dır. islâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccalı ayrıdır. Yoksa büyük Deccalın cebr ve ceberut-u mutlakına karşı itaat etmiyen şehid olur ve istemeyerek itaat eden kâfir olmaz, belki günahkâr da olmaz." (Ş. 585)
    Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor: “Sizleri benden sonra vuku bulacak yedi fitneden sakınmaya davet ederim: Medine'den çıkacak bir fitne, Mekke'den çıkacak bir fitne, Yemen'den çıkacak bir fitne, Şam'dan çıkacak bir fitne, şarktan çıkacak bir fitne, garbdan çıkacak bir fitne. Bir fitne de Şam'ın merkezinden zuhur eder ki, işte bu Süfya-nî'nin fitnesidir.”
    Kitab-ül Feteva-yı Hadisiyye, Ahmed Şehabeddin bin Hacer-ül Heyte-mî adlı eserin 30. sahifesinde ve Kenz-ül Ummal, 14. ci. 272. sahifede ve 39639, 39677. hadislerinde ve diğer bazı hadis kitablarında "Süfyan"dan bahsedilir. Evet, "Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye ve hâdisat-ı istikbaliye Şam'ın etrafında ve Arabistan'da tasvir edilmiş.
    Allahu a'lem, bunun bir te'vili şudur ki: Merkez-i hilâfet eski zamanda Irak'da ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, râviler kendi içtihadlariyle -daimî öyle kalacak gibi- mâna verip "Merkez-i Hükûmet-i İslâmiye" yakınlarında tasvir etmişler, Haleb ve Şam demişler. Hadîsin mücmel haberlerini, kendi içtihadlariyle tafsil etmişler." (Ş. 585)
    Diğer "bir rivayette, "İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek" denilmiş. Allahu alem bunun bir te'vili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve Islâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Sûfyânî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.
    Garibdir hem çok garibdir. Yediyüz sene müddetinde Islâmiyetin ve Kur'an'ın elinde şeref-şiâr, bârika-asâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten Islâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeğe çalışır. Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. "Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor." diye rivayetlerden anlaşılıyor." (Ş. 596)
    "Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile da lâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."
    Vel'ilmu indallah, bunun bir te'vili şudur ki: "Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vâsıta-i saltanat olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve akliyle çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi rehber edip tamimine şiddetle çalışır." demektir." (Ş. 585)
    Süfyan ve Deccal'in kendilerinden daha çok, Süfyaniyet ve Deccaliyet denen cereyanları ve komiteleri daha dehşetlidir.





+ Yorum Gönder