Konusunu Oylayın.: Allah'ı zikreden bir dil, ona şükreden bir kalp ve imanı doğrultusunda yaşamaya yardımcı bir eş...

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Allah'ı zikreden bir dil, ona şükreden bir kalp ve imanı doğrultusunda yaşamaya yardımcı bir eş...
  1. 19.Eylül.2011, 21:23
    1
    Misafir

    Allah'ı zikreden bir dil, ona şükreden bir kalp ve imanı doğrultusunda yaşamaya yardımcı bir eş...






    Allah'ı zikreden bir dil, ona şükreden bir kalp ve imanı doğrultusunda yaşamaya yardımcı bir eş... Mumsema "Kişinin sahip olduklarının en hayırlısı Allah'ı zikreden bir dil, ona şükreden bir kalp ve imanı doğrultusunda yaşamaya yardımcı bir eştir." sözü hadis midir?


  2. 19.Eylül.2011, 21:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 19.Eylül.2011, 23:28
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,632
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Allah'ı zikreden bir dil, ona şükreden bir kalp ve imanı doğrultusunda yaşamaya yardımcı bir eş...




    Sevbân (r.a.), şöyle demiştir: “Ey iman edenler! Bilin ki, hahamların, rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızca yiyip yutuyor ve onları Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Fakat bütün o altını, gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlara, işte onlara sonraki hayatta çok çetin azabı müjdele.” (Tevbe, 9/34) anlamındaki ayet indiği zaman Peygamberle bir yolculukta beraber idik. Peygamber (asm)’in bazı ashabı, “Bu ayet altın ve gümüş biriktirmenin kötülüğü hakkında indi. Hangi malın daha hayırlı olduğunu bilsek de onu edinmiş olsaydık.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (asm) şöyle buyurdu:

    “En değerli şey Allah’ı devamlı hatırlayan dil, Allah’ın nimetlerine şükrederek kulluk yapan kalb, imanı konusunda erkeğine yardımcı olan kadındır.” (İbn Mâce, Nikah, 27; Tirmîzî, Tefsir, 9/9)

    Hadîsteki "Meta" kelimesi tekildir. Çoğulu "Emtia"dır. Arap dilinde, altın ve gümüşten başka insanın yararlandığı az veya çok her çeşit eşyaya denilir. Giyilen veya serilen eşya anlamında da kullanılır. Bir de geçici bir süre için yararlanılan ve baki olmayan şey mânâsına da kullanılır. Hadîste daha çok bu son mânâ kastedilmiştir.

    Sahâbîler (Radıyallâhü anhüm) altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmemenin hükmünü ve fenalığını inen âyet-i kerîme'den öğrenince, ihtiyaçlarının birikmesi hâlinde, yararlanmak üzere hangi malları edinebileceklerini öğrenmek istemişler ve bu arzularını bir temenni mâhiyetinde Hz. Peygamber’e sormuşlar. Resûlullah aleyhissalatü vesselam da buyurduğu cevapta, insanın edinmesi en faziletli olan şeylerin zikir edici lisan yâni Allah Teâlâ'ya hamd, sena, tesbih ve tehlil etmek, Kur'an okumak gibi zikirle meşgul olan dil, Allah'ın verdiği nimetlere şükür eden kalb ve kocasına namaz, oruç ve diğer ibâdetleri hatırlatıp ifasını sağlamaya ve kocasının zina ile diğer haram şeylerden uzak kalmasına çalışmakla yardımcı olan imanlı kadın olduğuna işaret buyurmuştur." (Mubârekfûrî, Tuhfetü'l-Ahvezî, ilgili hadisin şerhi)

    Peygamberimiz, hadiste geçen üç şeyi mal cinsinden saymıştır. Çünkü bu üç şey insan tarafından arzu edilen şeyler olup müminin kalbinde bunlara karşı bir eğilim bulunur. Ayrıca malların yararı geçicidir. Fakat bu üç şeyin yararı kalıcıdır. Bu açıdan cevap hakimane bir üslûp ile verilmiştir. Böylece, müminlerin gayret ve ehemmiyeti yararlığı devamlı ve kalıcı olup âhirete de yönelik olan şeylere olmalıdır. Sorulacak soruların da böyle ölçüler içinde olması daha uygundur. (bk. Sindi Haşiyesi, ilgili hadisin şerhi)

    Hadiste geçen bu üç şeyden dil, bedene ait ibadetleri; kalp, ruha ait ibadetleri; eş de etrafımızdakilerin bize yapacağı faydaları ve yardımları temsil ettiği söylenebilir. Çünkü insan şu üç şeyden meydana gelmiştir: Beden, ruh ve çevre. Bu açıdan insana verilen her şeyin hayra ve güzelliğe yönlendirilmesi gerekir. Böylece her şey değerlenir ve ebedileşir.

    Diğer taraftan, erkek için değerli olarak ifade edilen “imanı konusunda erkeğine yardımcı olan kadın” sözünün, “imanı konusunda hanımına yardımcı olan erkek” şeklinde her mümin kadın için de geçerlidir. Buna göre, kadın için en değerli olan şey; kendisine iman, ibadet, takva gibi konularda destek ve yardımcı olan kocadır.

    Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; hayat arkadaşını ebedi hayatta kaybetmemek için dindar olur.

    Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp "Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim" diye takvâ dairesinde yaşar.

    Sahabilerin soru sormalarına neden olayı ayeti, Elmalılı Hamdi şöyle açıklamaktadır:

    “Ey müminler! Şurası bir hakikattır ki, yahudi hahamlarıyla hıristiyan rahiplerinden bir çoğu, hepsi değilse de muhakkak ki bir çoğu insanların mallarını batıl bir şekilde yiyip geliyorlar. Yok yere, sebepsiz bir şekilde, haksız yollardan, meşru olmayan maksatlarla halkın mallarını, paralarını alıyor, hakları olmadıkları halde onlardan yararlanıyor, servetler yığıyorlar ve Allah yolundan insanları engelliyorlar.

    O servetlerle ve o batıl intifa maksatlarıyla halkı kendilerine bağlayıp, tağyir ve tahrif ettikleri, değiştirip durdukları din kurallarına uymaya zorluyorlar, onları İslâm'dan, doğruluktan veya Tevrat ve İncil'de yazılı olan gidişattan menediyorlar. Böylece halka fena bir örnek oluyorlar. Sanki para ile her şeyin çaresi bulunabilirmiş veya para uğruna her şeyi yapmak mubahmış gibi. Hatta hak ve hukuk değişebilir, günahlar affolunabilirmiş de haram helâl demeden para kazanmak, hazineler yığmak gerekiyormuş gibi bir duygu ve düşüncenin halk arasında yaygınlaşmasına sebep oluyorlar, insanları böylece hak yolundan saptırıyorlar, kötü örnek olup baştan çıkarıyorlar.

    Ve onlar ki, altını ve gümüşü kenz yaparlar. Toplayıp sımsıkı saklarlar, tıkız ederler. Altın ve gümüşün hakkı, insanlığın faydası açısından yaratılış hikmeti, mübadele vasıtası olması, yani para olarak alışverişi kolaylaştırması ve Allah'ın kullarının gerçek ihtiyaçlarına harcanmasıdır. Üstelik "Sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir nimet, bir devlet ve kuvvet olmamasıdır." (Haşr 59/7).

    Para bütün halk arasında tedavül etmelidir ve ihtiyaçların ehem olanı mühim olanına, şiddetlisi hafifine tercih edilerek güzelce harcanmalıdır. İhtiyaçların önceliklerine göre sarfedilmesi gerekirken bazıları onu ya çarçur eder, ya da tedavülden çekerek, gömerek veya herhangi bir yerde gizleyerek, yığar ve sımsıkı saklar ve bunları Allah yolunda sarfetmezler. Allah için hakkını vermezler. Allah yolundan engellemek için mallarını sarfedenler şöyle dursun, bunlar parayı toplayıp saklamak suretiyle Allah yolunda sarftan menederler.

    Bu paralarla Allah yolundan saptırmak için para harcayanlara karşı mücadele etmek varken, bunlar tutarlar parayı hiçbir işe yaramaz hale getirirler, tatil ve iptal eylerler.

    İşte bunlar yok mu? Kim olursa olsunlar, gerek o haham ve papazlardan, gerek onlara uyup, onları örnek alıp para saklayanlardan olsun, gerekse zekatlarını vermeyen ve paralarını saklayan müslümanlardan olsun işte onları, elem verici bir azapla müjdele, ey Muhammed.” (Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

    Ayette önce, yahudi din âlimlerinden ve hıristiyan din adamların¬dan bir çoğunun, dini istismar etmek suretiyle haksız kazanç elde ettiklerine ve bu sakilde sağladıkları güçle insanları Allah'ın gösterdiği yoldan alıkoyma çabası içinde olduklarına dikkat çekilmiştir. Bu kimselerin din üzerinden çıkar sağlamalarıyla ilgili olarak, verdikleri hükümler için rüşvet almaları, İlâhî kitapta değişiklik yapıp yazdıkları tahrif edilmiş nüshaları satmaları. Allah katında duaların kabulüne aracı olacağı izlenimi vererek bağış almaları, günah çıkarma karşılığında bir gelir elde etmeleri ve birçok dolambaçlı yollarla kendileri için malî kaynaklar oluşturmaları gibi izahlar yapılmıştır. Allah yolundan alıkoymanın şekli ile ilgili olarak da tefsirlerde, zaman ve mekâna göre değişik çabaların sarfedildiğine dair açıklamalar yer alır. (Taberî, ilgili ayetin tefsiri)

    Âyette daha sonra, topluma iyi örnek olacak yerde kişisel ihtiraslarını bütün değerlerin üstünde tutan bu din temsilcileriyle birlikte, özellikle o günkü şartlarda- temel iktisadî mübadele araçları olan altın ve gümüşü stok ederek ekonomiyi pörsüten ve böylece toplumun çeşitli mahrumiyetlere mâruz kalmasına sebebiyet veren kimselerin de acı veren bir azaba çarptırılacakları bildirilmiştir,

    Bu ifadenin tefsiri sırasında Hz. Peygamber'e ve sahâbîlere atfen zikredilen birçok rivayet de, başta zekât ödemeleri olmak üzere gereken vecîbeleri ihmal etmeksizin ve başkalarının haklarından arındırarak servete sahip olmanın buradaki yergi ifadesinin kapsamında olmadığını göstermektedir. İbn Âşur, esasen âyetin bu konuya sırf servet sahibi olma ve mal stoklamayı yerme veya hayır yollarına harcama yapmayı övme bağlamında değinmediğini, âyetteki tehdit ifadesinin harcama yapmaksızın (ekonominin tıkanmasına yol açacak tarzda) servet biriktirmeyle ilgili olduğunu belirtir. (bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri)


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 19.Eylül.2011, 23:28
    2
    Moderatör



    Sevbân (r.a.), şöyle demiştir: “Ey iman edenler! Bilin ki, hahamların, rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızca yiyip yutuyor ve onları Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Fakat bütün o altını, gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlara, işte onlara sonraki hayatta çok çetin azabı müjdele.” (Tevbe, 9/34) anlamındaki ayet indiği zaman Peygamberle bir yolculukta beraber idik. Peygamber (asm)’in bazı ashabı, “Bu ayet altın ve gümüş biriktirmenin kötülüğü hakkında indi. Hangi malın daha hayırlı olduğunu bilsek de onu edinmiş olsaydık.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (asm) şöyle buyurdu:

    “En değerli şey Allah’ı devamlı hatırlayan dil, Allah’ın nimetlerine şükrederek kulluk yapan kalb, imanı konusunda erkeğine yardımcı olan kadındır.” (İbn Mâce, Nikah, 27; Tirmîzî, Tefsir, 9/9)

    Hadîsteki "Meta" kelimesi tekildir. Çoğulu "Emtia"dır. Arap dilinde, altın ve gümüşten başka insanın yararlandığı az veya çok her çeşit eşyaya denilir. Giyilen veya serilen eşya anlamında da kullanılır. Bir de geçici bir süre için yararlanılan ve baki olmayan şey mânâsına da kullanılır. Hadîste daha çok bu son mânâ kastedilmiştir.

    Sahâbîler (Radıyallâhü anhüm) altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda infak etmemenin hükmünü ve fenalığını inen âyet-i kerîme'den öğrenince, ihtiyaçlarının birikmesi hâlinde, yararlanmak üzere hangi malları edinebileceklerini öğrenmek istemişler ve bu arzularını bir temenni mâhiyetinde Hz. Peygamber’e sormuşlar. Resûlullah aleyhissalatü vesselam da buyurduğu cevapta, insanın edinmesi en faziletli olan şeylerin zikir edici lisan yâni Allah Teâlâ'ya hamd, sena, tesbih ve tehlil etmek, Kur'an okumak gibi zikirle meşgul olan dil, Allah'ın verdiği nimetlere şükür eden kalb ve kocasına namaz, oruç ve diğer ibâdetleri hatırlatıp ifasını sağlamaya ve kocasının zina ile diğer haram şeylerden uzak kalmasına çalışmakla yardımcı olan imanlı kadın olduğuna işaret buyurmuştur." (Mubârekfûrî, Tuhfetü'l-Ahvezî, ilgili hadisin şerhi)

    Peygamberimiz, hadiste geçen üç şeyi mal cinsinden saymıştır. Çünkü bu üç şey insan tarafından arzu edilen şeyler olup müminin kalbinde bunlara karşı bir eğilim bulunur. Ayrıca malların yararı geçicidir. Fakat bu üç şeyin yararı kalıcıdır. Bu açıdan cevap hakimane bir üslûp ile verilmiştir. Böylece, müminlerin gayret ve ehemmiyeti yararlığı devamlı ve kalıcı olup âhirete de yönelik olan şeylere olmalıdır. Sorulacak soruların da böyle ölçüler içinde olması daha uygundur. (bk. Sindi Haşiyesi, ilgili hadisin şerhi)

    Hadiste geçen bu üç şeyden dil, bedene ait ibadetleri; kalp, ruha ait ibadetleri; eş de etrafımızdakilerin bize yapacağı faydaları ve yardımları temsil ettiği söylenebilir. Çünkü insan şu üç şeyden meydana gelmiştir: Beden, ruh ve çevre. Bu açıdan insana verilen her şeyin hayra ve güzelliğe yönlendirilmesi gerekir. Böylece her şey değerlenir ve ebedileşir.

    Diğer taraftan, erkek için değerli olarak ifade edilen “imanı konusunda erkeğine yardımcı olan kadın” sözünün, “imanı konusunda hanımına yardımcı olan erkek” şeklinde her mümin kadın için de geçerlidir. Buna göre, kadın için en değerli olan şey; kendisine iman, ibadet, takva gibi konularda destek ve yardımcı olan kocadır.

    Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; hayat arkadaşını ebedi hayatta kaybetmemek için dindar olur.

    Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp "Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim" diye takvâ dairesinde yaşar.

    Sahabilerin soru sormalarına neden olayı ayeti, Elmalılı Hamdi şöyle açıklamaktadır:

    “Ey müminler! Şurası bir hakikattır ki, yahudi hahamlarıyla hıristiyan rahiplerinden bir çoğu, hepsi değilse de muhakkak ki bir çoğu insanların mallarını batıl bir şekilde yiyip geliyorlar. Yok yere, sebepsiz bir şekilde, haksız yollardan, meşru olmayan maksatlarla halkın mallarını, paralarını alıyor, hakları olmadıkları halde onlardan yararlanıyor, servetler yığıyorlar ve Allah yolundan insanları engelliyorlar.

    O servetlerle ve o batıl intifa maksatlarıyla halkı kendilerine bağlayıp, tağyir ve tahrif ettikleri, değiştirip durdukları din kurallarına uymaya zorluyorlar, onları İslâm'dan, doğruluktan veya Tevrat ve İncil'de yazılı olan gidişattan menediyorlar. Böylece halka fena bir örnek oluyorlar. Sanki para ile her şeyin çaresi bulunabilirmiş veya para uğruna her şeyi yapmak mubahmış gibi. Hatta hak ve hukuk değişebilir, günahlar affolunabilirmiş de haram helâl demeden para kazanmak, hazineler yığmak gerekiyormuş gibi bir duygu ve düşüncenin halk arasında yaygınlaşmasına sebep oluyorlar, insanları böylece hak yolundan saptırıyorlar, kötü örnek olup baştan çıkarıyorlar.

    Ve onlar ki, altını ve gümüşü kenz yaparlar. Toplayıp sımsıkı saklarlar, tıkız ederler. Altın ve gümüşün hakkı, insanlığın faydası açısından yaratılış hikmeti, mübadele vasıtası olması, yani para olarak alışverişi kolaylaştırması ve Allah'ın kullarının gerçek ihtiyaçlarına harcanmasıdır. Üstelik "Sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir nimet, bir devlet ve kuvvet olmamasıdır." (Haşr 59/7).

    Para bütün halk arasında tedavül etmelidir ve ihtiyaçların ehem olanı mühim olanına, şiddetlisi hafifine tercih edilerek güzelce harcanmalıdır. İhtiyaçların önceliklerine göre sarfedilmesi gerekirken bazıları onu ya çarçur eder, ya da tedavülden çekerek, gömerek veya herhangi bir yerde gizleyerek, yığar ve sımsıkı saklar ve bunları Allah yolunda sarfetmezler. Allah için hakkını vermezler. Allah yolundan engellemek için mallarını sarfedenler şöyle dursun, bunlar parayı toplayıp saklamak suretiyle Allah yolunda sarftan menederler.

    Bu paralarla Allah yolundan saptırmak için para harcayanlara karşı mücadele etmek varken, bunlar tutarlar parayı hiçbir işe yaramaz hale getirirler, tatil ve iptal eylerler.

    İşte bunlar yok mu? Kim olursa olsunlar, gerek o haham ve papazlardan, gerek onlara uyup, onları örnek alıp para saklayanlardan olsun, gerekse zekatlarını vermeyen ve paralarını saklayan müslümanlardan olsun işte onları, elem verici bir azapla müjdele, ey Muhammed.” (Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

    Ayette önce, yahudi din âlimlerinden ve hıristiyan din adamların¬dan bir çoğunun, dini istismar etmek suretiyle haksız kazanç elde ettiklerine ve bu sakilde sağladıkları güçle insanları Allah'ın gösterdiği yoldan alıkoyma çabası içinde olduklarına dikkat çekilmiştir. Bu kimselerin din üzerinden çıkar sağlamalarıyla ilgili olarak, verdikleri hükümler için rüşvet almaları, İlâhî kitapta değişiklik yapıp yazdıkları tahrif edilmiş nüshaları satmaları. Allah katında duaların kabulüne aracı olacağı izlenimi vererek bağış almaları, günah çıkarma karşılığında bir gelir elde etmeleri ve birçok dolambaçlı yollarla kendileri için malî kaynaklar oluşturmaları gibi izahlar yapılmıştır. Allah yolundan alıkoymanın şekli ile ilgili olarak da tefsirlerde, zaman ve mekâna göre değişik çabaların sarfedildiğine dair açıklamalar yer alır. (Taberî, ilgili ayetin tefsiri)

    Âyette daha sonra, topluma iyi örnek olacak yerde kişisel ihtiraslarını bütün değerlerin üstünde tutan bu din temsilcileriyle birlikte, özellikle o günkü şartlarda- temel iktisadî mübadele araçları olan altın ve gümüşü stok ederek ekonomiyi pörsüten ve böylece toplumun çeşitli mahrumiyetlere mâruz kalmasına sebebiyet veren kimselerin de acı veren bir azaba çarptırılacakları bildirilmiştir,

    Bu ifadenin tefsiri sırasında Hz. Peygamber'e ve sahâbîlere atfen zikredilen birçok rivayet de, başta zekât ödemeleri olmak üzere gereken vecîbeleri ihmal etmeksizin ve başkalarının haklarından arındırarak servete sahip olmanın buradaki yergi ifadesinin kapsamında olmadığını göstermektedir. İbn Âşur, esasen âyetin bu konuya sırf servet sahibi olma ve mal stoklamayı yerme veya hayır yollarına harcama yapmayı övme bağlamında değinmediğini, âyetteki tehdit ifadesinin harcama yapmaksızın (ekonominin tıkanmasına yol açacak tarzda) servet biriktirmeyle ilgili olduğunu belirtir. (bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri)


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder