Konusunu Oylayın.: İslami kavram olarak: Kısmet

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslami kavram olarak: Kısmet
  1. 17.Eylül.2011, 11:07
    1
    Misafir

    İslami kavram olarak: Kısmet






    İslami kavram olarak: Kısmet Mumsema İslami kavram olarak: Kısmet


  2. 17.Eylül.2011, 11:07
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 17.Eylül.2011, 13:01
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslami kavram olarak: Kısmet




    İslâm her Şeyin Allah´ın takdiri sonucu meydana geldiğine inanmayı emreder. Takdir Allah´ındır. "Allahu Teala sizi önce balçıktan yaratan sonra bir ölüm zamanı hükmedendir..." (el-En´am, 6/2) buyurmaktadır.
    Kader Allah´ın takdir etmiş olduğu; kullar tarafından önceden bilinmesi mümkün olmayan ancak "levh-i mahfuz"da yazılı bulunan hükümlerdir. "Küçük, büyük her şey (levh-i mahfuz´da) yazılıdır" (el-Kamer, 54/53).
    İnsan iradesiyle dünyadaki yaşantısı sonucu önceden bilemediği, ancak Allah´ın bildiği kaderi doğrultusunda bir yaşantı benimsemektedir (Ayrıca bk. kader).

    Kısmet, taksim ölçme pay ve bölme anlamlarına geldiği gibi talih ve kader anlamında kullanılır.

    İslâm´ın pay, nasip ve kısmet olarak ele aldığı konuya gelince:

    Bir malı taksim etmenin câiz olduğunu gösteren deliller vardır. Kur´an-ı Kerim´de şöyle buyrulur: "Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve arasında pay edilmiş olduğunu söyle" (el-Kamer, 54/28). Allâh´ın Resûlü de ganimet mallarını ashâb-ı kiram arasında taksim etmiş ve "Her hak sahibine hakkını ver" buyurmuştur. Birçok ortak malların bu şekliyle kalması, sahiplerinin zararına, koruma güçlüğüne yol açacağından, bunların taksimi aklen de gereklidir. İslâm Devletinin gerekli hallerde ortak mülklerin paylaştırılması için halka yardımcı olmak üzere "taksim memuru (kassâm)" tayin etmesi gerekir. Bunların maaşı Devletçe ödenir. Çünkü bu görev, hâkim görevi gibidir. Halkın bir takım anlaşmazlıklarını çözer. Eğer maaşları Devletçe ödenmezse, malı taksim edilenlerden kişi başına "taksim edici memur"un ücreti alınır.

    -----------------

    Kaza ve Kader inancı, insanda ye`sin ve ümidsizliğin ve kederin en büyük ilâcıdır. İnsan, başına gelen felâket ve musîbetlere, kadere olan inancı sebebiyle, Allah`ın takdîri gözüyle bakıp kendini teselli eder. Onun takdîrine rıza gösterir. Kudreti sonsuz bir Rabbın murâkabesi altında olduğunu hisseder. O belâ ve musibetin Allah`tan geldiğini bildiğinden, kurtulmak için yalnızca O`na iltica eder, O`na yalvarır. Gelen musibetin kendisi için keffâret ve afv sebebi olduğunu düşünür, sabır ve metanet gösterir.

    Bu sırdandır ki, مَنْ امَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ "Kadere îman eden, kederden emîn olur" denilmiştir. Kadere îman, insan rûhunu dünya kadar ağır yüklerden de kurtarır. Çünkü insan, bütün kâinatla alâkadardır. Maksadları ve arzuları, ideal ve hedefleri sonsuzdur. Kudret, irâde ve hürriyeti ise, sınırlı ve mahduddur. Arzu ve maksadlarının, düşünce ve fikirlerinin bâzan binde birini bile gerçekleştirmeye gücü yetmez.

    Bu durumda insanın gerçekleşmeyen arzu, ideal ve düşünceleri, onu mânen baskı altında tutar, ruhunu ezer, kalb ve vicdanını sızlatır. Ümidsizliğe düşürür. İşte kadere îman, bu durumdaki bir insanın en büyük teselli kaynağı, şevk ve gayret menba`ı, ümid ışığı, üzerindeki ağırlıkları yükleyebileceği metin bir istinad noktasıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kader, insanı gurur ve kibirden kurtarır. Nefsin ve benliğin insanı havalandırarak yoldan çıkarmasına, bir nevi fir`avunlaştırmasına mâni olur. Tevazu` ve mahviyet sâhibi kılar.

    Mehmet Dikmen

    Kadere iman, insan için, en büyük huzur kaynağıdır. Mümin olan insan, gerek kendi nefsinde gerek dış âlemde gördüğü bütün tanzim ve takdirlerin nice hikmetlerle dolup taştığını ve hepsinin de rahmeti netice verdiğini düşünür. “Kaderin her şeyi güzeldir.” diyerek, başına gelen her türlü hâdisenin altında rahmet ve hikmeti arar.

    Dünya ve âhiret saadeti için gerekli her teşebbüsü yapar ve sonunda Allahın rahmet ve keremine itimat eder, huzur bulur!.kaybettiğine gam çekmez. Geçmişte kaçırdığı fırsatlara ah! etmez. şöyle olsaydı böyle olmazdı! yahut, böyle olmasaydı şöyle olurdu! gibi lâfların ruha sıkıntı vermekten öte bir fayda sağlamadığını bilir. Mazinin yükünü sırtından atar. Allaha güvenerek istikbale doğru yol almaya koyulur, huzur bulur!...

    Allahın kendisine lütfettiği nimetlerle, servetlerle, kabiliyetlerle övünmez, gururlanmaz. Her hayrı ondan bilir, huzur bulur!.kadere inanmayanlar insanlığa neyi takdim ediyorlar?

    Çalışmayıp, tembelce oturmayı mı? Yoksa, sebeplere teşebbüs etmekle birlikte sonra neticeyi rıza ile karşılamayıp üzülmeyi, dövünmeyi mi?.. Bunda insanlığı ıstıraba sürüklemenin ötesinde ne fayda umuyorlar?!.Hassas ruhu ve tahammülsüz bedeni ile, şu aciz insanı nasıl bu ağır yükün altına sokuyorlar!?.yoksa huzursuz, asabi ve isyankâr ruhlardan, kendi yıkıcı emelleri hesabına bekledikleri bir şeyler mi var?
    Alaaddin Başar (Prof.Dr.)



  4. 17.Eylül.2011, 13:01
    2
    Silent and lonely rains



    İslâm her Şeyin Allah´ın takdiri sonucu meydana geldiğine inanmayı emreder. Takdir Allah´ındır. "Allahu Teala sizi önce balçıktan yaratan sonra bir ölüm zamanı hükmedendir..." (el-En´am, 6/2) buyurmaktadır.
    Kader Allah´ın takdir etmiş olduğu; kullar tarafından önceden bilinmesi mümkün olmayan ancak "levh-i mahfuz"da yazılı bulunan hükümlerdir. "Küçük, büyük her şey (levh-i mahfuz´da) yazılıdır" (el-Kamer, 54/53).
    İnsan iradesiyle dünyadaki yaşantısı sonucu önceden bilemediği, ancak Allah´ın bildiği kaderi doğrultusunda bir yaşantı benimsemektedir (Ayrıca bk. kader).

    Kısmet, taksim ölçme pay ve bölme anlamlarına geldiği gibi talih ve kader anlamında kullanılır.

    İslâm´ın pay, nasip ve kısmet olarak ele aldığı konuya gelince:

    Bir malı taksim etmenin câiz olduğunu gösteren deliller vardır. Kur´an-ı Kerim´de şöyle buyrulur: "Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve arasında pay edilmiş olduğunu söyle" (el-Kamer, 54/28). Allâh´ın Resûlü de ganimet mallarını ashâb-ı kiram arasında taksim etmiş ve "Her hak sahibine hakkını ver" buyurmuştur. Birçok ortak malların bu şekliyle kalması, sahiplerinin zararına, koruma güçlüğüne yol açacağından, bunların taksimi aklen de gereklidir. İslâm Devletinin gerekli hallerde ortak mülklerin paylaştırılması için halka yardımcı olmak üzere "taksim memuru (kassâm)" tayin etmesi gerekir. Bunların maaşı Devletçe ödenir. Çünkü bu görev, hâkim görevi gibidir. Halkın bir takım anlaşmazlıklarını çözer. Eğer maaşları Devletçe ödenmezse, malı taksim edilenlerden kişi başına "taksim edici memur"un ücreti alınır.

    -----------------

    Kaza ve Kader inancı, insanda ye`sin ve ümidsizliğin ve kederin en büyük ilâcıdır. İnsan, başına gelen felâket ve musîbetlere, kadere olan inancı sebebiyle, Allah`ın takdîri gözüyle bakıp kendini teselli eder. Onun takdîrine rıza gösterir. Kudreti sonsuz bir Rabbın murâkabesi altında olduğunu hisseder. O belâ ve musibetin Allah`tan geldiğini bildiğinden, kurtulmak için yalnızca O`na iltica eder, O`na yalvarır. Gelen musibetin kendisi için keffâret ve afv sebebi olduğunu düşünür, sabır ve metanet gösterir.

    Bu sırdandır ki, مَنْ امَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ "Kadere îman eden, kederden emîn olur" denilmiştir. Kadere îman, insan rûhunu dünya kadar ağır yüklerden de kurtarır. Çünkü insan, bütün kâinatla alâkadardır. Maksadları ve arzuları, ideal ve hedefleri sonsuzdur. Kudret, irâde ve hürriyeti ise, sınırlı ve mahduddur. Arzu ve maksadlarının, düşünce ve fikirlerinin bâzan binde birini bile gerçekleştirmeye gücü yetmez.

    Bu durumda insanın gerçekleşmeyen arzu, ideal ve düşünceleri, onu mânen baskı altında tutar, ruhunu ezer, kalb ve vicdanını sızlatır. Ümidsizliğe düşürür. İşte kadere îman, bu durumdaki bir insanın en büyük teselli kaynağı, şevk ve gayret menba`ı, ümid ışığı, üzerindeki ağırlıkları yükleyebileceği metin bir istinad noktasıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kader, insanı gurur ve kibirden kurtarır. Nefsin ve benliğin insanı havalandırarak yoldan çıkarmasına, bir nevi fir`avunlaştırmasına mâni olur. Tevazu` ve mahviyet sâhibi kılar.

    Mehmet Dikmen

    Kadere iman, insan için, en büyük huzur kaynağıdır. Mümin olan insan, gerek kendi nefsinde gerek dış âlemde gördüğü bütün tanzim ve takdirlerin nice hikmetlerle dolup taştığını ve hepsinin de rahmeti netice verdiğini düşünür. “Kaderin her şeyi güzeldir.” diyerek, başına gelen her türlü hâdisenin altında rahmet ve hikmeti arar.

    Dünya ve âhiret saadeti için gerekli her teşebbüsü yapar ve sonunda Allahın rahmet ve keremine itimat eder, huzur bulur!.kaybettiğine gam çekmez. Geçmişte kaçırdığı fırsatlara ah! etmez. şöyle olsaydı böyle olmazdı! yahut, böyle olmasaydı şöyle olurdu! gibi lâfların ruha sıkıntı vermekten öte bir fayda sağlamadığını bilir. Mazinin yükünü sırtından atar. Allaha güvenerek istikbale doğru yol almaya koyulur, huzur bulur!...

    Allahın kendisine lütfettiği nimetlerle, servetlerle, kabiliyetlerle övünmez, gururlanmaz. Her hayrı ondan bilir, huzur bulur!.kadere inanmayanlar insanlığa neyi takdim ediyorlar?

    Çalışmayıp, tembelce oturmayı mı? Yoksa, sebeplere teşebbüs etmekle birlikte sonra neticeyi rıza ile karşılamayıp üzülmeyi, dövünmeyi mi?.. Bunda insanlığı ıstıraba sürüklemenin ötesinde ne fayda umuyorlar?!.Hassas ruhu ve tahammülsüz bedeni ile, şu aciz insanı nasıl bu ağır yükün altına sokuyorlar!?.yoksa huzursuz, asabi ve isyankâr ruhlardan, kendi yıkıcı emelleri hesabına bekledikleri bir şeyler mi var?
    Alaaddin Başar (Prof.Dr.)






+ Yorum Gönder