Konusunu Oylayın.: Yıldız kaymasına bakılmasının bir sakıncası var mı? Yıldız doğması ve kayması ne demektir, insanların doğum veya ölümler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yıldız kaymasına bakılmasının bir sakıncası var mı? Yıldız doğması ve kayması ne demektir, insanların doğum veya ölümler
  1. 16.Eylül.2011, 17:34
    1
    Misafir

    Yıldız kaymasına bakılmasının bir sakıncası var mı? Yıldız doğması ve kayması ne demektir, insanların doğum veya ölümler






    Yıldız kaymasına bakılmasının bir sakıncası var mı? Yıldız doğması ve kayması ne demektir, insanların doğum veya ölümler Mumsema Yıldız kaymasına bakılmasının bir sakıncası var mı? Yıldız doğması ve kayması ne demektir, insanların doğum veya ölümleriyle ilişkisi var mıdır? Arkalarında yatan gizli gerçekler ne olabilir?


  2. 16.Eylül.2011, 17:34
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 16.Eylül.2011, 17:37
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Yıldız kaymasına bakılmasının bir sakıncası var mı? Yıldız doğması ve kayması ne demektir, insanların doğum veya




    Yıldız kaymasına bakmanın dinen bir sakıncası yoktur.

    Yıldızların kayması veya doğmasının insanların doğum veya ölümleriyle ilişkisi var mı?

    Esasen yıldızların doğması veya kayması, Allah’ın kâinatta cereyan eden kanunları çerçevesinde meydana gelen birer olaydır.

    “Güneş ve ay ne kimsenin hayatı ve ne de onun ölümü için tutulur. Bilakis onlar Allah’ın ayetlerinden birer ayettir/sonsuz ilim, kudret ve hikmet belgelerinden birer belgedir.”(Kenzu’l-ummal, h. No: 21554)
    manasına gelen hadis rivayetinde de bu hususa işaret edilmiştir.

    Diğer uzun bir hadiste Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

    “...Eski zamanlarda bazı kimseler güneş ve ayın tutulması veya yıldızların kaymasını, bir kısım büyük insanların ölümünden ötürü olduğunu söylüyorlardı, bu söyledikleri tamamen yalandır. Bunlar Allah’ın ayetlerinden birer ayettir / kudret ve hikmet belgelerinden birer belgedir.”(Kenzu’l-ummal, h. No: 38818)
    Bu işin bir yönü; yani yıldızların, ay ve güneşin insanların ölüm veya doğumlarını bilmediğini ve ona göre ayarlanmadığını vurgulayan yönüdür. Ama bunların bazı olaylara alamet olduğu, onlara işaret ettiğine dair bir yönü de vardır. Mesela, Hz. Mehdi’nin çıkmasının alamet olarak aynı Ramazan aynın başında ayın, sonunda da güneşin tutulacağına dair bilgiler vardır. Bu rivayetlerden şunu anlamak gerekir: Hz. Mehdî çıktığı için ilgili Ramazan ayında ay ve güneş tutulmuş değildir. Bilakis ay ve güneşin ilahî takdirde peş peşe tutulacağı o Ramazanda Hz. Mehdî’nin ortaya çıkması da takdir edilmiştir ki, bu büyük olan o büyük hadiseye bir alamet olsun, birileri ondan ders çıkarsın.

    Yine Birinci Cihan Harbi'nin başlarında güneş tutulmuştu, ayrıca bir kuyruklu yıldız doğmuştu ve bu ender olaylar, savaş felaketinin bir habercisi olarak yorumlanmıştı.

    Bu gibi olaylar bir sebep-sonuç determinizmi içerisinde değerlendirmek yanlıştır. Doğrusu, bu bir iktirandır; iki olayın –ilahî takdire uygun olarak- aynı zamanda meydana çıkmasıdır. Söz gelimi, ne kuyruklu yıldız Birinci Cihan Harbi'ne sebep olmuş, ne de Birinci Cihan Harbi kuyruklu yıldızın doğmasına neden olmuştur. Her iki olay da Allah’ın ezelî ilminin çizdiği kader çizelgesine göre anı zamanda meydana gelmiştir ve insanlar için biri diğerine bir alamet olarak gün yüzüne çıkmıştır.

    Acaba kainatta meydana gelen olayların arkalarında yatan gizli gerçekler ne olsa gerektir?

    Konunun en açık örneklerinden birine Risale-i Nur Külliyatından
    On Beşinci Söz’de rastlamak mümkündür. Bediüzzaman Hazretleri bu bölümde
    “Celalim hakkı için biz o Dünya Semayı takım takım kandillerle donattık ve onları şeytanlar için (rücum) atmalar yaptık...” (Mülk, 67/5)
    ayetinin tefsirini yapar. Ayetin ifadesine göre halk dilinde ‘yıldız kayması’ diye tabir edilen semavi hadise, aslında semaya doğru yükselip oradan bir kısım haberlere muttali olmaya çalışan habis ruhlara, melaike tarafından bir kısım şihab ve ateş şulelerinin atılmasından ibarettir. Mele-i alanın sakinlerine ve onların muhaverelerine değil de Dünya Semaya, yani ancak yakın semaya kadar yükselebilen şerir ruhlar, bu yakın semadan bir şeyler araklamaya, geleceğe ait bir kısım haberler hırsızlamaya teşebbüs ederler; bu teşebbüse mukabil de semanın sakinleri tarafından ateşli mancınık toplarına, alevli mermilere tutulurlar. İşte bu muharebenin tezahürü de bizim yıldız kayması diye tabir ettiğimiz hadise şeklinde ortaya çıkar.
    Bu açıllmaya göre madem semadan yağmur, ziya, hararet, bereket, melaike ve ervah gibi maddi-manevi bir çok şey zemine nüzul ediyor ve hakeza zeminden semaya doğru da buhar, akıl, hayal, cesetlerini çıkarmış ervah-ı emvat, enbiya ve evliya ruhları uruc ediyor; elbette bunu takliden bir kısım habis ruhlar da semaya çıkmak isteyecek ve çıkacaklardır. Çünkü vucutça letafet ve hıffetleri vardır. Hem şüphesiz tard edilip kovulacaklardır. Çünkü mahiyetçe şeraret ve nühusetleri vardır. Hem yine şüphesiz bu tard ve kovulma hadisesinin bizim alemimizde bir görüntüsü olacaktır. Zira insanın alemde müşahitlik, dellallık ve nezaret vazifesi vardır. Madem insanın böyle bir vazifesi vardır; bahar öncesinde yağmur vasıtası ile baharı insana haber veren Cenab-ı Hak böyle ehemmiyetli bir semavi hadiseyi, bir kısım vesilelerle haber verecek ve insanı bu semavi mübarezeye müşahit kılacaktır ve kılmıştır.

    İşte Kur’an böyle bir kevni hadiseyi bize aktarırken aslında gözlerden nihan olan bir kısım manevi vukuatı bizlere haber vermekte ve bu vukuatın taşıdığı şu üç gizli hakikati talim buyurmaktadır:

    a. Demek ki yeryüzünde insan bazında devam ede gelen hayır-şer mücadelesi, semada habis ruhlar ile melaikeler arasında dahi cereyan ediyor.

    b. Demek ki yeryüzünde hayrı temsil eden ve ubudiyet ile sorumlu bulunan toprak alaşımlı arz sekenesi insan bulunduğu gibi, sema da da aynı vazife ile muvazzaf nur alaşımlı ışıklı yıldız ve gezegenlerin sekenesi melaike bulunuyor.

    c. Demek ki semadan kayan ışıklar hiç bir anlam taşımayan bir yıldız kayması olmayıp, semanın haberlerine yönelik casusluğa uğraşan habis ruhların maksatlı mermilerle taşlanması oluyor. Ve insanın bu hadiseye şahit olduğunda belki dilek tutması değil, bilakis Cenab-ı Hakk'ın rububiyet-i ammesi ile kainatta, yerde ve semada nasıl tecelli ettiğini, bu habis ruhları şihablar ile nasıl terbiye ettiğini, hikmet ve tedbiri gereği bu terbiyeden bizleri nasıl haberdar ettiğini düşünmesi ve tedbirine "Ya Müdebbir!", hikmetine "Ya Hakim!", bu umumi mubareze ile ortaya koyduğu terbiyesine “Subhanellahi ve Bihamdihi Subhanellahilazim!” ile mukabele etmesi gerekiyor.

    İslam Dinine göre insan geleceği bilemez, gelecekten haber veremez; ancak bilimsel veriler ve olaylardan yola çıkarak gelecek hakkında tahmin yürütülebilir ve bu veriler ışığında tedbir alabilir.

    Bu bağlamda İlm-i Nücüm da denilen Astronomi ilminin İslam İlimleri arasında önemli bir yeri vardır. Ancak İslam Dini açısından astroloji ilmi olandan hareketle olması gereken üzerinde durmaktır; yoksa kâhinlik yapmak yoluyla insanların ve dünyanın geleceği (kaderi) hakkında konuşup hüküm vermek değildir. Zaten medyum ve kâhinler veya falcılık yoluyla gelecek hakkında akıl yürütüp tahminde bulunmayı İslam Dini reddeder.

    Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

    "Hiç şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında gündüz ve gecenin peşi peşine gelmesinde akıl sahipleri için apaçık deliller vardır." (Al-i İmran, 3/190)
    "O senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye Güneşi bir ışık kaynağı, Ayı bir nur yapan ve ona menziller takdir edendir. Allah bütün bunları (boş yere değil) ancak hak (ve hikmet) ile yarattı. O bilecek bir topluluk için ayetlerini birer birer açıklar." (Yunus, 10/5)
    "Güneş de Ay da bir hesapla hareket eder." (Rahman, 55/5)
    "Gökte burçlar yaratan ve orada bir kandil (Güneş) ve ışık saçan bir Ay meydana getiren Allah'ın şanı ne yücedir!" (Furkan, 25/61)
    "Ne Güneşin Aya çarpması ne de gecenin gündüzü geçmesi mümkündür. Onların her biri bir yörüngede yüzmektedirler." (Enbiya, 21/33)
    Bu ayetler gibi daha birçok ayette kâinattaki harika nizama işaretler vardır.

    Yine Kur'an-ı Kerim'de burçlarla ilgili ifadeler de bulunmaktadır. Kur'an-ı Kerim'in 85. suresinin adı da Burûc; burçlar suresidir. Burçlarla ilgili ayetler ise şunlardır:

    "Andolsun, biz gökte burclar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik." (Hıcr, 15/16)
    "Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şanı çok yücedir." (Furkan, 25/61)
    "Burclarla dolu göğe andolsun." (Burûc, 85/1)
    Görüldüğü gibi burçlar insanlara hizmet etmek üzere, Allah'ın gökyüzüne yerleştirdiği gök cisimleridir. Burçlar mahlûktur. Burçları yaratıcı kabul etmek mümkün olmadığı gibi, falan burçtan dolayı şu iş şöyle oldu veya olacak demek de mümkün değildir. Burçları yaratıcı veya insanların işlerini düzenleyici olarak kabul etmek; insanı şirke götürür.

    Kur'an-ı Kerim'de geçen burç ifadesiyle falcıların fal bakmak için kullandıkları burç ifadeleri arasında ancak ses benzerliği bulunmaktadır, anlam birliği bulunmamaktadır.

    Dinimiz kehanet, medyumluk ve falcılık gibi her türlü gaipten ve gelecekten haber verme anlamında kullanılan astroloji anlayışını reddeder ve böyle iddialarda bulunan kimselerin sözlerine itibar edilmemesini ister. Yani kâhinlerin, falcıların ve medyumların sözlerine itibar edilmesi kesin olarak yasaklamıştır.



  4. 16.Eylül.2011, 17:37
    2
    Editör



    Yıldız kaymasına bakmanın dinen bir sakıncası yoktur.

    Yıldızların kayması veya doğmasının insanların doğum veya ölümleriyle ilişkisi var mı?

    Esasen yıldızların doğması veya kayması, Allah’ın kâinatta cereyan eden kanunları çerçevesinde meydana gelen birer olaydır.

    “Güneş ve ay ne kimsenin hayatı ve ne de onun ölümü için tutulur. Bilakis onlar Allah’ın ayetlerinden birer ayettir/sonsuz ilim, kudret ve hikmet belgelerinden birer belgedir.”(Kenzu’l-ummal, h. No: 21554)
    manasına gelen hadis rivayetinde de bu hususa işaret edilmiştir.

    Diğer uzun bir hadiste Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

    “...Eski zamanlarda bazı kimseler güneş ve ayın tutulması veya yıldızların kaymasını, bir kısım büyük insanların ölümünden ötürü olduğunu söylüyorlardı, bu söyledikleri tamamen yalandır. Bunlar Allah’ın ayetlerinden birer ayettir / kudret ve hikmet belgelerinden birer belgedir.”(Kenzu’l-ummal, h. No: 38818)
    Bu işin bir yönü; yani yıldızların, ay ve güneşin insanların ölüm veya doğumlarını bilmediğini ve ona göre ayarlanmadığını vurgulayan yönüdür. Ama bunların bazı olaylara alamet olduğu, onlara işaret ettiğine dair bir yönü de vardır. Mesela, Hz. Mehdi’nin çıkmasının alamet olarak aynı Ramazan aynın başında ayın, sonunda da güneşin tutulacağına dair bilgiler vardır. Bu rivayetlerden şunu anlamak gerekir: Hz. Mehdî çıktığı için ilgili Ramazan ayında ay ve güneş tutulmuş değildir. Bilakis ay ve güneşin ilahî takdirde peş peşe tutulacağı o Ramazanda Hz. Mehdî’nin ortaya çıkması da takdir edilmiştir ki, bu büyük olan o büyük hadiseye bir alamet olsun, birileri ondan ders çıkarsın.

    Yine Birinci Cihan Harbi'nin başlarında güneş tutulmuştu, ayrıca bir kuyruklu yıldız doğmuştu ve bu ender olaylar, savaş felaketinin bir habercisi olarak yorumlanmıştı.

    Bu gibi olaylar bir sebep-sonuç determinizmi içerisinde değerlendirmek yanlıştır. Doğrusu, bu bir iktirandır; iki olayın –ilahî takdire uygun olarak- aynı zamanda meydana çıkmasıdır. Söz gelimi, ne kuyruklu yıldız Birinci Cihan Harbi'ne sebep olmuş, ne de Birinci Cihan Harbi kuyruklu yıldızın doğmasına neden olmuştur. Her iki olay da Allah’ın ezelî ilminin çizdiği kader çizelgesine göre anı zamanda meydana gelmiştir ve insanlar için biri diğerine bir alamet olarak gün yüzüne çıkmıştır.

    Acaba kainatta meydana gelen olayların arkalarında yatan gizli gerçekler ne olsa gerektir?

    Konunun en açık örneklerinden birine Risale-i Nur Külliyatından
    On Beşinci Söz’de rastlamak mümkündür. Bediüzzaman Hazretleri bu bölümde
    “Celalim hakkı için biz o Dünya Semayı takım takım kandillerle donattık ve onları şeytanlar için (rücum) atmalar yaptık...” (Mülk, 67/5)
    ayetinin tefsirini yapar. Ayetin ifadesine göre halk dilinde ‘yıldız kayması’ diye tabir edilen semavi hadise, aslında semaya doğru yükselip oradan bir kısım haberlere muttali olmaya çalışan habis ruhlara, melaike tarafından bir kısım şihab ve ateş şulelerinin atılmasından ibarettir. Mele-i alanın sakinlerine ve onların muhaverelerine değil de Dünya Semaya, yani ancak yakın semaya kadar yükselebilen şerir ruhlar, bu yakın semadan bir şeyler araklamaya, geleceğe ait bir kısım haberler hırsızlamaya teşebbüs ederler; bu teşebbüse mukabil de semanın sakinleri tarafından ateşli mancınık toplarına, alevli mermilere tutulurlar. İşte bu muharebenin tezahürü de bizim yıldız kayması diye tabir ettiğimiz hadise şeklinde ortaya çıkar.
    Bu açıllmaya göre madem semadan yağmur, ziya, hararet, bereket, melaike ve ervah gibi maddi-manevi bir çok şey zemine nüzul ediyor ve hakeza zeminden semaya doğru da buhar, akıl, hayal, cesetlerini çıkarmış ervah-ı emvat, enbiya ve evliya ruhları uruc ediyor; elbette bunu takliden bir kısım habis ruhlar da semaya çıkmak isteyecek ve çıkacaklardır. Çünkü vucutça letafet ve hıffetleri vardır. Hem şüphesiz tard edilip kovulacaklardır. Çünkü mahiyetçe şeraret ve nühusetleri vardır. Hem yine şüphesiz bu tard ve kovulma hadisesinin bizim alemimizde bir görüntüsü olacaktır. Zira insanın alemde müşahitlik, dellallık ve nezaret vazifesi vardır. Madem insanın böyle bir vazifesi vardır; bahar öncesinde yağmur vasıtası ile baharı insana haber veren Cenab-ı Hak böyle ehemmiyetli bir semavi hadiseyi, bir kısım vesilelerle haber verecek ve insanı bu semavi mübarezeye müşahit kılacaktır ve kılmıştır.

    İşte Kur’an böyle bir kevni hadiseyi bize aktarırken aslında gözlerden nihan olan bir kısım manevi vukuatı bizlere haber vermekte ve bu vukuatın taşıdığı şu üç gizli hakikati talim buyurmaktadır:

    a. Demek ki yeryüzünde insan bazında devam ede gelen hayır-şer mücadelesi, semada habis ruhlar ile melaikeler arasında dahi cereyan ediyor.

    b. Demek ki yeryüzünde hayrı temsil eden ve ubudiyet ile sorumlu bulunan toprak alaşımlı arz sekenesi insan bulunduğu gibi, sema da da aynı vazife ile muvazzaf nur alaşımlı ışıklı yıldız ve gezegenlerin sekenesi melaike bulunuyor.

    c. Demek ki semadan kayan ışıklar hiç bir anlam taşımayan bir yıldız kayması olmayıp, semanın haberlerine yönelik casusluğa uğraşan habis ruhların maksatlı mermilerle taşlanması oluyor. Ve insanın bu hadiseye şahit olduğunda belki dilek tutması değil, bilakis Cenab-ı Hakk'ın rububiyet-i ammesi ile kainatta, yerde ve semada nasıl tecelli ettiğini, bu habis ruhları şihablar ile nasıl terbiye ettiğini, hikmet ve tedbiri gereği bu terbiyeden bizleri nasıl haberdar ettiğini düşünmesi ve tedbirine "Ya Müdebbir!", hikmetine "Ya Hakim!", bu umumi mubareze ile ortaya koyduğu terbiyesine “Subhanellahi ve Bihamdihi Subhanellahilazim!” ile mukabele etmesi gerekiyor.

    İslam Dinine göre insan geleceği bilemez, gelecekten haber veremez; ancak bilimsel veriler ve olaylardan yola çıkarak gelecek hakkında tahmin yürütülebilir ve bu veriler ışığında tedbir alabilir.

    Bu bağlamda İlm-i Nücüm da denilen Astronomi ilminin İslam İlimleri arasında önemli bir yeri vardır. Ancak İslam Dini açısından astroloji ilmi olandan hareketle olması gereken üzerinde durmaktır; yoksa kâhinlik yapmak yoluyla insanların ve dünyanın geleceği (kaderi) hakkında konuşup hüküm vermek değildir. Zaten medyum ve kâhinler veya falcılık yoluyla gelecek hakkında akıl yürütüp tahminde bulunmayı İslam Dini reddeder.

    Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

    "Hiç şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında gündüz ve gecenin peşi peşine gelmesinde akıl sahipleri için apaçık deliller vardır." (Al-i İmran, 3/190)
    "O senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye Güneşi bir ışık kaynağı, Ayı bir nur yapan ve ona menziller takdir edendir. Allah bütün bunları (boş yere değil) ancak hak (ve hikmet) ile yarattı. O bilecek bir topluluk için ayetlerini birer birer açıklar." (Yunus, 10/5)
    "Güneş de Ay da bir hesapla hareket eder." (Rahman, 55/5)
    "Gökte burçlar yaratan ve orada bir kandil (Güneş) ve ışık saçan bir Ay meydana getiren Allah'ın şanı ne yücedir!" (Furkan, 25/61)
    "Ne Güneşin Aya çarpması ne de gecenin gündüzü geçmesi mümkündür. Onların her biri bir yörüngede yüzmektedirler." (Enbiya, 21/33)
    Bu ayetler gibi daha birçok ayette kâinattaki harika nizama işaretler vardır.

    Yine Kur'an-ı Kerim'de burçlarla ilgili ifadeler de bulunmaktadır. Kur'an-ı Kerim'in 85. suresinin adı da Burûc; burçlar suresidir. Burçlarla ilgili ayetler ise şunlardır:

    "Andolsun, biz gökte burclar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik." (Hıcr, 15/16)
    "Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şanı çok yücedir." (Furkan, 25/61)
    "Burclarla dolu göğe andolsun." (Burûc, 85/1)
    Görüldüğü gibi burçlar insanlara hizmet etmek üzere, Allah'ın gökyüzüne yerleştirdiği gök cisimleridir. Burçlar mahlûktur. Burçları yaratıcı kabul etmek mümkün olmadığı gibi, falan burçtan dolayı şu iş şöyle oldu veya olacak demek de mümkün değildir. Burçları yaratıcı veya insanların işlerini düzenleyici olarak kabul etmek; insanı şirke götürür.

    Kur'an-ı Kerim'de geçen burç ifadesiyle falcıların fal bakmak için kullandıkları burç ifadeleri arasında ancak ses benzerliği bulunmaktadır, anlam birliği bulunmamaktadır.

    Dinimiz kehanet, medyumluk ve falcılık gibi her türlü gaipten ve gelecekten haber verme anlamında kullanılan astroloji anlayışını reddeder ve böyle iddialarda bulunan kimselerin sözlerine itibar edilmemesini ister. Yani kâhinlerin, falcıların ve medyumların sözlerine itibar edilmesi kesin olarak yasaklamıştır.



  5. 21.Ocak.2012, 19:39
    3
    nurya
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Eylül.2009
    Üye No: 53334
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 51
    Bulunduğu yer: samsun

    Cevap: Yıldız kaymasına bakılmasının bir sakıncası var mı? Yıldız doğması ve kayması ne demektir, insanların doğum veya

    “Celalim hakkı için biz o Dünya Semayı takım takım kandillerle donattık ve onları şeytanlar için (rücum) atmalar yaptık...” (Mülk, 67/5)


  6. 21.Ocak.2012, 19:39
    3
    Devamlı Üye
    “Celalim hakkı için biz o Dünya Semayı takım takım kandillerle donattık ve onları şeytanlar için (rücum) atmalar yaptık...” (Mülk, 67/5)





+ Yorum Gönder