Konusunu Oylayın.: Şiilere buğzetmek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şiilere buğzetmek
  1. 28.Ağustos.2011, 22:53
    1
    Misafir

    Şiilere buğzetmek






    Şiilere buğzetmek Mumsema sahabelere sövenlere buğz konusunda yardım istiyorum


  2. 28.Ağustos.2011, 22:53
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 29.Ağustos.2011, 00:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Şiilere buğzetmek




    Sahabeye Sövenin Hükmü

    Sahiheyn’de Bera radıyallahu anh’den rivayet edilir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Ensar’ı ancak mümin sever ve onlara ancak münafık buğzeder.Kim onları severse Allah da onu sever kim onlara buğz ederse Allah da ona buğz eder.(Buhari (3783) Müslim (75)


    Müslim Ebu Hüreyre ve Ebu Said radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor Resülullah sallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kimse Ensar’a buğz edemez (Müslim (76,77)


    روى الخلال عن أبي بكر المروذي قال: سألت أبا عبد الله عمن يشتم أبا بكر وعمر وعائشة؟ قال: ما أراه على الإسلام
    İmam Ahmed b Hanbel dedi ki:

    İmam Hallal Ebu Bekir el-Mervezi’den rivayet ederek dedi ki: Ebu Abdullah’a (İmam Ahmed’e) Ebu Bekir Ömer ve Aişe’ye Söven hakkında soruldu: Dedi ki: Onu İslam üzere görmüyorum.Ebu Bekir el-Hallal Sünne 2/557 sahih bir sened ile.

    Yine Abdulmelik Bin Abdulhamid’den rivayet Ebu Abdullah’ın şöyle dediğini işittim Peygamber sallahu aleyhi ve sellem’in ashabına dil uzatan kişinin Rafiziler gibi kafir olmasından korkarım sonra dedi ki: Peygamber sallahu aleyhi ve sellem’in ashabına söven kişinin dinden çıkmamış olmasından emin olamayız.

    Yine Abdullah Bin Ahmed Bin Hanbel’den rivayet eder Babama Peygamber sallahu aleyhi ve sellem’in ashabına dil uzatan bir kimse hakkında sordum dedi ki: Onu Müslüman görmem.

    عن محمد بن يوسف الفريابي قال: سمعت سفيان ورجل يسأله عن من يشتم أبا بكر وعمر؟ فقال: كافر بالله العظيم
    Sufyan es-Sevri:

    Muhammed İbn Yusuf el-Firyabi’den bir kişiden işittim ki Sufyan’a Ebu Bekir ve Ömer’e Söven Hakkında sordular Aziym olan Allah’a Küfretmiştir.Zehebi Siyeru Alemin Nubela 7/253

    عن موسى بن هارون قال: سمعت الفريابي ورجل يسأله عمن شتم أبا بكر وعمر؟ قال: كافر...، قال: فيصلى عليه؟ قال: لا، وسألته كيف يصنع به وهو يقول: لا إله إلا الله؟ قال: لا تمسوه بأيديكم ارفعوه بالخشب حتى تواروه في حفرته

    Musa İbn Harun’dedi ki: işittim ki Firyabiye bir adam Ebu Bekir ve Ömer’e söven hakkında sordu dedi ki: Kafir’dir dedi Cenaze naması kılınırmı dedi Hayır dedi O La ilahe illalllah dediği halde ona ne yapılır diye sorunca da Ona ellerinizi sürmeyin Çukuruna atılıncaya kadar odunla kaldırılır dedi.Tabakatu’l-Hanabile (1/24)

    إذا رأيت الرجل ينتقص أحدا من أصحاب رسول الله - صلى الله عليه وسلم- فاعلم أنه زنديق ، وذلك أن رسول الله - صلى الله عليه وسلم- عندنا حق والقرآن حق ، وإنما أدى إلينا هذا القرآن والسنن أصحاب رسول الله - صلى الله عليه وسلم- وإنما يريدون أن يجرحوا شهودنا ليبطلوا الكتاب والسنة والجرح بهم أولى وهم زنادقة

    Ebu Zür’atu’r-Razi rahımullah dedi ki: Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından birine dil uzatan bir kimse görürsen bil ki o zındıktır.Bize göre Resul sallallahu aleyhı ve sellem haktır Kur’an haktır.Biz bu Kur’an’ı ancak Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabının sünnetleri ile eda ederiz.Onlar ise ancak şahitlerimizi cerh etmek istiyorlar ki Kitap ve Sünneti boşa çıkarsınlar.Onları cerh etmek zındıklıktır.(Hatib el-Bağdadi el-Kifaye fi İlmi’r-Rivaye Tarih-i Dımeşk el-İsabe fi Temyizi’s-Sahabe et-Tehzibu’l-Kemal

    El-Lalekai Süfyan Bin Uyeyne Halef Bin Havşeb Said Bin Abdurrahman Bin Ebza isnadıyla rivayet ediyor Babama:

    Ebu Bekir radıyallahu anhuma’ya dil uzatan bir adam gelirse ona ne yaparsın diye sordum dedi ki:

    Boynunu vururum

    Ya Ömer’e söven kişiye? Dedim Yine:

    Boynunu vururum dedi.(El-Lalekai (2378)

    Ahmed bin Cafer Bin Yakub el-Istahari’nin rivayet ettiği risalesinde İmam Ahmed der ki: Onların kötülüklerinden bir şey zikredilmesi onlardan birine hakaret etmek ve kusur bulmak caiz değildir Kim böyle yaparsa sultanın onu takip ederek cezalandırması gerekir O affedilemez Bilakis mutlaka cezalandırılmalı ve tevbe etmesi istenmelidir Tevbe ederse kabul edilir Etmezse ölünceye yahut dönünceye kadar hapsedilir.Tabakatu’l-Hanabile (1/24)

    İbn Kesir, Allah Teala’nın: “Muhammed Allah'ın rasulüdür. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vaat etmiştir.”(Fetih 29) ayetinin tefsirinde der ki: “İmam Malik - Allah ona rahmet eylesin - kendisinden gelen rivayetlerden birisine göre bu ayet-i kerime’den sahabeye karşı buğz eden Râfızîleri tekfir hükmü çıkarmıştır. O der ki: “Çünkü onlar, Ashâb-ı Kirâm'a buğz etmektedirler. Herkim sahabeye buğz ederse bu ayet gereğince o kâfirdir.”

    El-Kurtubî der ki: “Gerçekten de Malik çok güzel söylemiş ve âyeti böyle tevil etmekte isabet etmiştir. Onlardan birisinin değerini küçük gören yahut yaptığı rivayette birilerine dil uzatan bir kimse, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın buyruğunu reddetmiş, Müslümanların şeriatlarını iptal etmiş olur. Dr. Nasır el-Kafarî; Usulü Mezhebiş Şiati’l İmamiyeti’l İsna Aşeriye (3/1250)

    Şeyhulislam rahimehullah, selef imamlarının söyledikleriyle alakalı olarak diyor ki: “Rafızilik bidatinin aslı; zındıklık, ilhad, kasıt ve bolca yalan söylemektir. Zaten onlar da şu sözleriyle bunu kabul etmiş oluyorlar: “Dinimiz takiyyedir.” Bu ise onlardan birinin kalbinde olanın zıddı olan şeyi diliyle söylemesidir. İşte bu yalan ve münafıklıktır. Onlar şöyle denildiği gibidirler: “Beni ortaya atarak gizlice kaçtın. Şeyhulislam İbn Teymiye Minhacus Sunne (1/59-60)

    Suudî Arabistan’daki Daimi Fetva Komisyonu’na Kuzey Irak’ta yaşayan kimseler tarafından, orada bulunan Caferiye mezhebinden bir cemaat hakkında soru soruldu. Onlardan bazıları soran kimselerin kestiklerini yemiyor, bazıları dayiyormuş. “Biz de diyoruz ki; onlar Ali, Hasen, Huseyn ve diğer seyyidlerine sıkıntı ve genişlik anlarında yalvardıklarını bildiğimiz halde onların kestiğini yiyebilir miyiz?” diye sordular.

    Şeyh Abdulaziz b. Baz, Şeyh Abdurrazzak Afifi, Şeyh Abdullah b. Gadyan ve Şeyh Abdullah b. Kuud başkanlığındaki Komisyon – Allah hepsini de hakka isabet ettirsin – şu cevabı verdiler:

    “Hamd yalnız Allah’a mahsustur. Salat ve selam rasulünün, ehli beytinin ve ashabının üzerine olsun. Bundan sonra:

    Eğer durum soruda anlatıldığı gibiyse, onların yanında bulunan Caferiler; Ali, Hasen, Huseyn ve seyitlerine yalvarıyorlarsa, Allah’a sığınırız onlar İslam dininden çıkmış müşriklerdir. Onların kestiği, üzerine Allah’ın adını zikretse bile leş olduğundan yemek helal değildir Fetava el-Lecnetud Daime Lil-İfta (2/264)

    Allame Şeyh Abdullah b. Abdurrahman el-Cibrin’e – Allah onu her türlü kötülüğe karşı hıfz eylesin ve gözetsin – sorulan bir soruda şöyle denildi:

    “Faziletli Şeyh! Bizim ülkemizde Rafızi bir kasap var. Ehli sünnetten bazı kimseler hayvanlarını ona kestiriyorlar. Yine burada bazı lokantalarda Rafızileri çalıştırıyorlar. Bu rafıziyi ve benzerlerini çalıştırmanın hükmü nedir? Onların kestiğinin hükmü nedir? Onların kestiği helal mi yoksa haram mıdır? Bize fetva verin, Allah size hayırlı karşılık versin. Başarı Allah’tandır.”

    “Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Rafızinin kestiğinin yenmesi helal değildir. Zira şüphesiz Rafıziler genelde sıkıntıda ve bollukta, hatta Arafat, tavaf ve sa’yde bile daima Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh’e, oğullarına ve imamlarına seslenerek dua ettikleri için müşriktirler. Bunuçok defa duyduk. Bu, kişiyi İslam’dan çıkaran ve öldürülmeyi hak ettiren büyük şirktir.

    Aynı şekilde arafatta işittiğimiz gibi; Ali radıyallahu anh’ı ancak Allah’ın vasfı olan sıfatlarla vasfetmektedirler. Onlar bununla da onu rab, yaratıcı ve kainatta tasarruf sahibi, gaybı bilen, zarar ve yarar vermeye muktedir kabul ederek mürted olmaktadırlar.

    Yine onlar Kur’an’ı Kerimi eleştiriyor, sahabenin onu değiştirdiğini, ehli beyt ve düşmanları ile alakalı pek çok şeyi çıkardıklarını iddia ediyor, Kuran’a uymuyor ve delil de kabul etmiyorlar.

    Yine onlar büyük sahabelere, ilk üç Raşit halifeye, müminlerin annelerine, Enes, Cabir, Ebu Hureyre radıyallahu anhum gibi meşhur sahabelere hakaret ediyor ve hadislerini kabul etmiyorlar. Güya onların iddiasına göre onlar kafirmiş (!) sadece ehlibeytten gelen hadisleri sahih bilirler. Uydurulmuş hadislerle ve sadece kendi sözlerine delil olan rivayetlerle ilgilenirler. Lakin onlar bununla beraber kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söyleyerek münafıklık ederler. İçlerindekini gizleyerek sana başka türlü gözükürler. Derler ki: “Takiyyesi olmayanın dini yoktur.” Onların kardeşlik ve muhabbet çağrısını kabul etmeyin. Münafıklık onlarda bir akidedir. Onların şerlerine karşı Allah yeter. Allah Muhammed’e, âl’ine ve ashabına salât ve selam etsin. Bu fetva Rafızîlerle çalışmanın hükmü hakkındaki sorudan sonra H.1414 yılında yayınlanmıştır. Şeyh Abdullah b. El-Cibrin’in Rafızîleri tekfir etme konusunda yalnız olmadığını açıklamak isterim. Selef imamlarından sonraki imamlara kadar sahih olarak geldiğine göre bu fırkayı tekfir etmişlerdir. Cehalet özür olması halinin ortadan kalkması için onlara hüccet ikamesi yapılır.



  4. 29.Ağustos.2011, 00:23
    2
    Silent and lonely rains



    Sahabeye Sövenin Hükmü

    Sahiheyn’de Bera radıyallahu anh’den rivayet edilir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Ensar’ı ancak mümin sever ve onlara ancak münafık buğzeder.Kim onları severse Allah da onu sever kim onlara buğz ederse Allah da ona buğz eder.(Buhari (3783) Müslim (75)


    Müslim Ebu Hüreyre ve Ebu Said radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor Resülullah sallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kimse Ensar’a buğz edemez (Müslim (76,77)


    روى الخلال عن أبي بكر المروذي قال: سألت أبا عبد الله عمن يشتم أبا بكر وعمر وعائشة؟ قال: ما أراه على الإسلام
    İmam Ahmed b Hanbel dedi ki:

    İmam Hallal Ebu Bekir el-Mervezi’den rivayet ederek dedi ki: Ebu Abdullah’a (İmam Ahmed’e) Ebu Bekir Ömer ve Aişe’ye Söven hakkında soruldu: Dedi ki: Onu İslam üzere görmüyorum.Ebu Bekir el-Hallal Sünne 2/557 sahih bir sened ile.

    Yine Abdulmelik Bin Abdulhamid’den rivayet Ebu Abdullah’ın şöyle dediğini işittim Peygamber sallahu aleyhi ve sellem’in ashabına dil uzatan kişinin Rafiziler gibi kafir olmasından korkarım sonra dedi ki: Peygamber sallahu aleyhi ve sellem’in ashabına söven kişinin dinden çıkmamış olmasından emin olamayız.

    Yine Abdullah Bin Ahmed Bin Hanbel’den rivayet eder Babama Peygamber sallahu aleyhi ve sellem’in ashabına dil uzatan bir kimse hakkında sordum dedi ki: Onu Müslüman görmem.

    عن محمد بن يوسف الفريابي قال: سمعت سفيان ورجل يسأله عن من يشتم أبا بكر وعمر؟ فقال: كافر بالله العظيم
    Sufyan es-Sevri:

    Muhammed İbn Yusuf el-Firyabi’den bir kişiden işittim ki Sufyan’a Ebu Bekir ve Ömer’e Söven Hakkında sordular Aziym olan Allah’a Küfretmiştir.Zehebi Siyeru Alemin Nubela 7/253

    عن موسى بن هارون قال: سمعت الفريابي ورجل يسأله عمن شتم أبا بكر وعمر؟ قال: كافر...، قال: فيصلى عليه؟ قال: لا، وسألته كيف يصنع به وهو يقول: لا إله إلا الله؟ قال: لا تمسوه بأيديكم ارفعوه بالخشب حتى تواروه في حفرته

    Musa İbn Harun’dedi ki: işittim ki Firyabiye bir adam Ebu Bekir ve Ömer’e söven hakkında sordu dedi ki: Kafir’dir dedi Cenaze naması kılınırmı dedi Hayır dedi O La ilahe illalllah dediği halde ona ne yapılır diye sorunca da Ona ellerinizi sürmeyin Çukuruna atılıncaya kadar odunla kaldırılır dedi.Tabakatu’l-Hanabile (1/24)

    إذا رأيت الرجل ينتقص أحدا من أصحاب رسول الله - صلى الله عليه وسلم- فاعلم أنه زنديق ، وذلك أن رسول الله - صلى الله عليه وسلم- عندنا حق والقرآن حق ، وإنما أدى إلينا هذا القرآن والسنن أصحاب رسول الله - صلى الله عليه وسلم- وإنما يريدون أن يجرحوا شهودنا ليبطلوا الكتاب والسنة والجرح بهم أولى وهم زنادقة

    Ebu Zür’atu’r-Razi rahımullah dedi ki: Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından birine dil uzatan bir kimse görürsen bil ki o zındıktır.Bize göre Resul sallallahu aleyhı ve sellem haktır Kur’an haktır.Biz bu Kur’an’ı ancak Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabının sünnetleri ile eda ederiz.Onlar ise ancak şahitlerimizi cerh etmek istiyorlar ki Kitap ve Sünneti boşa çıkarsınlar.Onları cerh etmek zındıklıktır.(Hatib el-Bağdadi el-Kifaye fi İlmi’r-Rivaye Tarih-i Dımeşk el-İsabe fi Temyizi’s-Sahabe et-Tehzibu’l-Kemal

    El-Lalekai Süfyan Bin Uyeyne Halef Bin Havşeb Said Bin Abdurrahman Bin Ebza isnadıyla rivayet ediyor Babama:

    Ebu Bekir radıyallahu anhuma’ya dil uzatan bir adam gelirse ona ne yaparsın diye sordum dedi ki:

    Boynunu vururum

    Ya Ömer’e söven kişiye? Dedim Yine:

    Boynunu vururum dedi.(El-Lalekai (2378)

    Ahmed bin Cafer Bin Yakub el-Istahari’nin rivayet ettiği risalesinde İmam Ahmed der ki: Onların kötülüklerinden bir şey zikredilmesi onlardan birine hakaret etmek ve kusur bulmak caiz değildir Kim böyle yaparsa sultanın onu takip ederek cezalandırması gerekir O affedilemez Bilakis mutlaka cezalandırılmalı ve tevbe etmesi istenmelidir Tevbe ederse kabul edilir Etmezse ölünceye yahut dönünceye kadar hapsedilir.Tabakatu’l-Hanabile (1/24)

    İbn Kesir, Allah Teala’nın: “Muhammed Allah'ın rasulüdür. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vaat etmiştir.”(Fetih 29) ayetinin tefsirinde der ki: “İmam Malik - Allah ona rahmet eylesin - kendisinden gelen rivayetlerden birisine göre bu ayet-i kerime’den sahabeye karşı buğz eden Râfızîleri tekfir hükmü çıkarmıştır. O der ki: “Çünkü onlar, Ashâb-ı Kirâm'a buğz etmektedirler. Herkim sahabeye buğz ederse bu ayet gereğince o kâfirdir.”

    El-Kurtubî der ki: “Gerçekten de Malik çok güzel söylemiş ve âyeti böyle tevil etmekte isabet etmiştir. Onlardan birisinin değerini küçük gören yahut yaptığı rivayette birilerine dil uzatan bir kimse, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın buyruğunu reddetmiş, Müslümanların şeriatlarını iptal etmiş olur. Dr. Nasır el-Kafarî; Usulü Mezhebiş Şiati’l İmamiyeti’l İsna Aşeriye (3/1250)

    Şeyhulislam rahimehullah, selef imamlarının söyledikleriyle alakalı olarak diyor ki: “Rafızilik bidatinin aslı; zındıklık, ilhad, kasıt ve bolca yalan söylemektir. Zaten onlar da şu sözleriyle bunu kabul etmiş oluyorlar: “Dinimiz takiyyedir.” Bu ise onlardan birinin kalbinde olanın zıddı olan şeyi diliyle söylemesidir. İşte bu yalan ve münafıklıktır. Onlar şöyle denildiği gibidirler: “Beni ortaya atarak gizlice kaçtın. Şeyhulislam İbn Teymiye Minhacus Sunne (1/59-60)

    Suudî Arabistan’daki Daimi Fetva Komisyonu’na Kuzey Irak’ta yaşayan kimseler tarafından, orada bulunan Caferiye mezhebinden bir cemaat hakkında soru soruldu. Onlardan bazıları soran kimselerin kestiklerini yemiyor, bazıları dayiyormuş. “Biz de diyoruz ki; onlar Ali, Hasen, Huseyn ve diğer seyyidlerine sıkıntı ve genişlik anlarında yalvardıklarını bildiğimiz halde onların kestiğini yiyebilir miyiz?” diye sordular.

    Şeyh Abdulaziz b. Baz, Şeyh Abdurrazzak Afifi, Şeyh Abdullah b. Gadyan ve Şeyh Abdullah b. Kuud başkanlığındaki Komisyon – Allah hepsini de hakka isabet ettirsin – şu cevabı verdiler:

    “Hamd yalnız Allah’a mahsustur. Salat ve selam rasulünün, ehli beytinin ve ashabının üzerine olsun. Bundan sonra:

    Eğer durum soruda anlatıldığı gibiyse, onların yanında bulunan Caferiler; Ali, Hasen, Huseyn ve seyitlerine yalvarıyorlarsa, Allah’a sığınırız onlar İslam dininden çıkmış müşriklerdir. Onların kestiği, üzerine Allah’ın adını zikretse bile leş olduğundan yemek helal değildir Fetava el-Lecnetud Daime Lil-İfta (2/264)

    Allame Şeyh Abdullah b. Abdurrahman el-Cibrin’e – Allah onu her türlü kötülüğe karşı hıfz eylesin ve gözetsin – sorulan bir soruda şöyle denildi:

    “Faziletli Şeyh! Bizim ülkemizde Rafızi bir kasap var. Ehli sünnetten bazı kimseler hayvanlarını ona kestiriyorlar. Yine burada bazı lokantalarda Rafızileri çalıştırıyorlar. Bu rafıziyi ve benzerlerini çalıştırmanın hükmü nedir? Onların kestiğinin hükmü nedir? Onların kestiği helal mi yoksa haram mıdır? Bize fetva verin, Allah size hayırlı karşılık versin. Başarı Allah’tandır.”

    “Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Rafızinin kestiğinin yenmesi helal değildir. Zira şüphesiz Rafıziler genelde sıkıntıda ve bollukta, hatta Arafat, tavaf ve sa’yde bile daima Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh’e, oğullarına ve imamlarına seslenerek dua ettikleri için müşriktirler. Bunuçok defa duyduk. Bu, kişiyi İslam’dan çıkaran ve öldürülmeyi hak ettiren büyük şirktir.

    Aynı şekilde arafatta işittiğimiz gibi; Ali radıyallahu anh’ı ancak Allah’ın vasfı olan sıfatlarla vasfetmektedirler. Onlar bununla da onu rab, yaratıcı ve kainatta tasarruf sahibi, gaybı bilen, zarar ve yarar vermeye muktedir kabul ederek mürted olmaktadırlar.

    Yine onlar Kur’an’ı Kerimi eleştiriyor, sahabenin onu değiştirdiğini, ehli beyt ve düşmanları ile alakalı pek çok şeyi çıkardıklarını iddia ediyor, Kuran’a uymuyor ve delil de kabul etmiyorlar.

    Yine onlar büyük sahabelere, ilk üç Raşit halifeye, müminlerin annelerine, Enes, Cabir, Ebu Hureyre radıyallahu anhum gibi meşhur sahabelere hakaret ediyor ve hadislerini kabul etmiyorlar. Güya onların iddiasına göre onlar kafirmiş (!) sadece ehlibeytten gelen hadisleri sahih bilirler. Uydurulmuş hadislerle ve sadece kendi sözlerine delil olan rivayetlerle ilgilenirler. Lakin onlar bununla beraber kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söyleyerek münafıklık ederler. İçlerindekini gizleyerek sana başka türlü gözükürler. Derler ki: “Takiyyesi olmayanın dini yoktur.” Onların kardeşlik ve muhabbet çağrısını kabul etmeyin. Münafıklık onlarda bir akidedir. Onların şerlerine karşı Allah yeter. Allah Muhammed’e, âl’ine ve ashabına salât ve selam etsin. Bu fetva Rafızîlerle çalışmanın hükmü hakkındaki sorudan sonra H.1414 yılında yayınlanmıştır. Şeyh Abdullah b. El-Cibrin’in Rafızîleri tekfir etme konusunda yalnız olmadığını açıklamak isterim. Selef imamlarından sonraki imamlara kadar sahih olarak geldiğine göre bu fırkayı tekfir etmişlerdir. Cehalet özür olması halinin ortadan kalkması için onlara hüccet ikamesi yapılır.



  5. 29.Ağustos.2011, 00:24
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Şiilere buğzetmek

    Bu hususta ehl-i sünnet ve'1-cemaat ile Şiiler'in Rasulullah'a, eğiticiliği hususunda hangi nazarla baktığını bir düşünün. Rasulullah'ın çevresinde sahabeleri bulunacak ve Rasulullah bütün gücü ile bunları eğitecek. Şimdi bunlar Rasulullah'tan sonra beşeriyetin en hayırlısı mı olacaklar, yoksa en şerlileri mi? İşte Ehl-i Sünnet birinci şıkkı esas almış, Rasulullah'tan sonra sahabelerinin beşeriyetin en hayırlı insanları olduğunu söylemiştir. Allah, Rasulullah'ın eli ile bu insanları yetiştirmiştir. Bunların hepsi tertemiz, seçkin, üstün takva sahibi insanlardır. Ne var ki Şiiler bu sahabeler hakkında: "Bunlar dinden çıkan zındıklardır, Tacirlerdir, hüsrana uğramışlardır. Bunların içinden bir ikisini çıkar, geriye kalanları hırsızlar, (haşa ve haşa) domuzlardır" şeklinde ifadeler kullanmışlardır. Kitapları okunduğunda Ebu Bekir, Ömer, Osman'ın zındıklığına hükmettikleri yani bunların görünürde mümin olsalar da, içlerinde küfrü gizledikleri görülmektedir. Bunların en iyi yaklaşımı ile, bu sahabeler iman ettikten sonra tekrar mürted olmuşlardır. Bu nasıl bir inanç? Nasıl bir saygı? Rasulullah'ı nasıl tazim? Rasulullah nasıl olur da iki kızını birden zındık diye vasıflandırdıkları Osman ile evlendirir? Niçin gökten vahiy getiren Cebrail, ölümünden sonra bu zatların dinden çıkacaklarını ve bunlarla hısımlık yapmaması gerektiğini Rasulullah'a bildirmemiştir? Ve ona: "Dikkat et, senden sonra Ebu Bekir, Osman ve Ömer dinden çıkacaklar! Kur'ân ve Sünnet'e muhalefet edecekler!" dememiştir? Diğer yandan Rasulullah'ın Ebu Bekir ve Ömer için bu kadar hüsn-i şehadette bulunması nerede kalacaktır? Rasulullah bunları yirmi üç sene boyunca eğitecek, her girdiği yere Ebu Bekir ve Ömer ile girecek, her çıktığı yerden onlarla beraber çıkacak, buna rağmen diğer müslümanlar Rasulullah'tan faydalanacaklar, bunlar faydalanmış olmayacaklardır. Vakıa Şiilerin sahabe hakkındaki görüşleri Rasulullah'ın peygamberlik makamına gölge düşürmektedir. Rasulullah'ın yüce makamını yaralamakta ve onu itham etmektedir. Aziz ve celil olan Allah Rasulullah'ı uyaramaz: "Senden sonra sakın Ebu Bekir'i, Ömer'i, Osman'ı halife seçmesinler" diye emir buyuramaz mıydı? "Sen bunları çevrenden uzaklaştır. Osman kızlarını boşasın, sen de Aişe'yi boşa" diye uyarı gelemez miydi? Çünkü Şiiler, hakkında Nur Sûresinde on âyet inen Hz. Aişe için bile: "Bu âyetler onun hakkında nazil olmamıştır, ayetlerde zikredilen ifk olayı aslında Aişe ilgili değildir" demişler, böylece onun temizliğini yaralamaya çalışmışlardır. Böylece Allah onları bildikleri halde saptırmıştır.


    Ebu Bekir'e gelince; bizzat Kur'ân-ı Kerim'in açık ifadesi ile onun Rasulullah'ın arkadaşı olduğu zikredilmiş ve Allah'ın Ebu Bekir'in yanında olduğu beyan edilmiş ve şöyle buyurulmuştur:
    "Siz Peygamber'e yardım etmeseniz de Allah ona yardım etti. Hani bir zaman Peygamber iki kişiden biri iken kâfirler onu Mekke'den çıkardılar. Onlar mağarada iken arkadaşına: "Üzülme, şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir" diyordu...." (Tevbe, 40)
    Peki, Şiiler Kur'ân-ı Kerim'in bu açık nassı karşısında ve bu husus ile ilgili diğer sahih hadisler karşısında ne yapacaklardır?
    Ehl-i Sünnet Hz. Ali'nin, Hz. Osman ve diğer sahabeler gibi üstün sahabelerden olduğuna itikad etmektedir. Çünkü Rasulullah Hz. Ali için şöyle buyurmuştur: "Şimdi sen, Musa'ya göre Harun'un derecesi ne ise, senin de bana göre aynı derecede olmana razı olmaz mısın?"( Buharı, Fedaili Sahabe, bab: 9; Tirmizi Kit. Menakıb, bab: 20)
    Diğer yandan Rasulullah yeryüzünün en hayırlı hanımlarından olan öz kızı Fatıma'yı Hz. Ali ile evlendirmiştir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: "Cennetteki kadınların en hayırlıları şu dört kadındır: Müzahim kızı Asiye, İmran kızı Meryem, Huveylid kızı Hatice ve Muhammed kızı Fatıma'dır." Ancak alimler bu hanımlardan hangisinin en üstün olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Hz. Fatıma mı, Meryem mi, yoksa başka biri mi?
    İslâm ifrat ve tefritten uzak, itidali muhafaza eden bir dindir.


    Şayet bu Kur'ân Allah katından inmemiş ve Rasulullah tarafından uydurulmuş bir kitap olsaydı, Rasulullah Kur'ân'a en sevdiği bir insan olan Hz. Aişe'nin ismini yazardı veya her zaman sitayişle bahsettiği Hz. Hatice'nin adını yazardı. Fakat Kur'ân'da bunların ismi zikredilmedi, Hz. Meryem'in ismi zikredildi ve şöyle buyuruldu: "Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, temizledi ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı." (Ali İmran, 42)


    Yine bu Kur'ân Rasulullah tarafından uydurulan bir kitap olsaydı Ebu Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın ve Ali'nin adlarını ona yazardı. Fakat bunlardan hiçbirinin, hatta Zeyd b. Sabit dışında hiçbir sahabenin ismi Kur'ân-ı Kerim'de zikredilmedi. Bu da gösteriyor ki, İslâm dini ifrat ve tefritten uzak, herkese lâyık olduğu mertebe ve fazileti tanıyan bir dindir. İşte Ehl-i Sünnet bu şekilde bir yol tutmuştur. Bizi Ehl-i Sünnet ve'1-cemaatten kılan Allah'a hamd olsun. Bu Allah'ın bize büyük bir lütfudur. Halbuki ehl-i Sünnet'e mensup olmayanlar, beşeriyetin en hayırlısı olan bu insanları en kötü sıfatlarla sıfatlandırmaktadırlar. Bunları sadece günahkârlar değil, zındıklar diye vasıflandırmışlardır. Yani günahkâr olsalardı, müslümanlıklan devam edecekti. Zındık olunca İslâm'dan dahi çıkmış sayılıyorlar onlara göre.


    Bir gün, Medine-i Münevvere'de Rasulullah'in mescidinde bulunuyordum. Bir de baktım ki, bir Şii Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'e sesinin çıktığı kadarı ile bağırıp küfrediyor. Allah bizleri bu tür yaklaşımlardan uzaklaştırsın. Bazen insan sağlam bir inanca sahip olur da az bir amel işlerse büyük bir mükâfat elde edebilir. Fakat inancı sakat olan, çok amel işlese de mükâfatı gider, yok olur.
    Şiiler Rasulullah'ın sahabelerinden dört veya beş tanesini ayırıyor, diğerleri hakkında: "Bunlar facirdir, bunlar zındıktır, bunlar şöyle şöyle yapmışlardır" şeklinde ithamlarda bulunuyorlar. Bize göre Şiiler'in bu davranışı ancak yahudilerin planları ve Abdullah bin Sebe gibi münafıkların ortaya attığı hile ve desiselerden beslenmiştir. Ne yazık ki onların nesilleri bu gibi görüşleri benimseyip, günümüze kadar devam ettirmişlerdir. Onlar, Rasulullah'ın çevresinde bulunan sahabeleri hor, hakir görmüşlerdir.



  6. 29.Ağustos.2011, 00:24
    3
    Silent and lonely rains
    Bu hususta ehl-i sünnet ve'1-cemaat ile Şiiler'in Rasulullah'a, eğiticiliği hususunda hangi nazarla baktığını bir düşünün. Rasulullah'ın çevresinde sahabeleri bulunacak ve Rasulullah bütün gücü ile bunları eğitecek. Şimdi bunlar Rasulullah'tan sonra beşeriyetin en hayırlısı mı olacaklar, yoksa en şerlileri mi? İşte Ehl-i Sünnet birinci şıkkı esas almış, Rasulullah'tan sonra sahabelerinin beşeriyetin en hayırlı insanları olduğunu söylemiştir. Allah, Rasulullah'ın eli ile bu insanları yetiştirmiştir. Bunların hepsi tertemiz, seçkin, üstün takva sahibi insanlardır. Ne var ki Şiiler bu sahabeler hakkında: "Bunlar dinden çıkan zındıklardır, Tacirlerdir, hüsrana uğramışlardır. Bunların içinden bir ikisini çıkar, geriye kalanları hırsızlar, (haşa ve haşa) domuzlardır" şeklinde ifadeler kullanmışlardır. Kitapları okunduğunda Ebu Bekir, Ömer, Osman'ın zındıklığına hükmettikleri yani bunların görünürde mümin olsalar da, içlerinde küfrü gizledikleri görülmektedir. Bunların en iyi yaklaşımı ile, bu sahabeler iman ettikten sonra tekrar mürted olmuşlardır. Bu nasıl bir inanç? Nasıl bir saygı? Rasulullah'ı nasıl tazim? Rasulullah nasıl olur da iki kızını birden zındık diye vasıflandırdıkları Osman ile evlendirir? Niçin gökten vahiy getiren Cebrail, ölümünden sonra bu zatların dinden çıkacaklarını ve bunlarla hısımlık yapmaması gerektiğini Rasulullah'a bildirmemiştir? Ve ona: "Dikkat et, senden sonra Ebu Bekir, Osman ve Ömer dinden çıkacaklar! Kur'ân ve Sünnet'e muhalefet edecekler!" dememiştir? Diğer yandan Rasulullah'ın Ebu Bekir ve Ömer için bu kadar hüsn-i şehadette bulunması nerede kalacaktır? Rasulullah bunları yirmi üç sene boyunca eğitecek, her girdiği yere Ebu Bekir ve Ömer ile girecek, her çıktığı yerden onlarla beraber çıkacak, buna rağmen diğer müslümanlar Rasulullah'tan faydalanacaklar, bunlar faydalanmış olmayacaklardır. Vakıa Şiilerin sahabe hakkındaki görüşleri Rasulullah'ın peygamberlik makamına gölge düşürmektedir. Rasulullah'ın yüce makamını yaralamakta ve onu itham etmektedir. Aziz ve celil olan Allah Rasulullah'ı uyaramaz: "Senden sonra sakın Ebu Bekir'i, Ömer'i, Osman'ı halife seçmesinler" diye emir buyuramaz mıydı? "Sen bunları çevrenden uzaklaştır. Osman kızlarını boşasın, sen de Aişe'yi boşa" diye uyarı gelemez miydi? Çünkü Şiiler, hakkında Nur Sûresinde on âyet inen Hz. Aişe için bile: "Bu âyetler onun hakkında nazil olmamıştır, ayetlerde zikredilen ifk olayı aslında Aişe ilgili değildir" demişler, böylece onun temizliğini yaralamaya çalışmışlardır. Böylece Allah onları bildikleri halde saptırmıştır.


    Ebu Bekir'e gelince; bizzat Kur'ân-ı Kerim'in açık ifadesi ile onun Rasulullah'ın arkadaşı olduğu zikredilmiş ve Allah'ın Ebu Bekir'in yanında olduğu beyan edilmiş ve şöyle buyurulmuştur:
    "Siz Peygamber'e yardım etmeseniz de Allah ona yardım etti. Hani bir zaman Peygamber iki kişiden biri iken kâfirler onu Mekke'den çıkardılar. Onlar mağarada iken arkadaşına: "Üzülme, şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir" diyordu...." (Tevbe, 40)
    Peki, Şiiler Kur'ân-ı Kerim'in bu açık nassı karşısında ve bu husus ile ilgili diğer sahih hadisler karşısında ne yapacaklardır?
    Ehl-i Sünnet Hz. Ali'nin, Hz. Osman ve diğer sahabeler gibi üstün sahabelerden olduğuna itikad etmektedir. Çünkü Rasulullah Hz. Ali için şöyle buyurmuştur: "Şimdi sen, Musa'ya göre Harun'un derecesi ne ise, senin de bana göre aynı derecede olmana razı olmaz mısın?"( Buharı, Fedaili Sahabe, bab: 9; Tirmizi Kit. Menakıb, bab: 20)
    Diğer yandan Rasulullah yeryüzünün en hayırlı hanımlarından olan öz kızı Fatıma'yı Hz. Ali ile evlendirmiştir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: "Cennetteki kadınların en hayırlıları şu dört kadındır: Müzahim kızı Asiye, İmran kızı Meryem, Huveylid kızı Hatice ve Muhammed kızı Fatıma'dır." Ancak alimler bu hanımlardan hangisinin en üstün olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Hz. Fatıma mı, Meryem mi, yoksa başka biri mi?
    İslâm ifrat ve tefritten uzak, itidali muhafaza eden bir dindir.


    Şayet bu Kur'ân Allah katından inmemiş ve Rasulullah tarafından uydurulmuş bir kitap olsaydı, Rasulullah Kur'ân'a en sevdiği bir insan olan Hz. Aişe'nin ismini yazardı veya her zaman sitayişle bahsettiği Hz. Hatice'nin adını yazardı. Fakat Kur'ân'da bunların ismi zikredilmedi, Hz. Meryem'in ismi zikredildi ve şöyle buyuruldu: "Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, temizledi ve seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı." (Ali İmran, 42)


    Yine bu Kur'ân Rasulullah tarafından uydurulan bir kitap olsaydı Ebu Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın ve Ali'nin adlarını ona yazardı. Fakat bunlardan hiçbirinin, hatta Zeyd b. Sabit dışında hiçbir sahabenin ismi Kur'ân-ı Kerim'de zikredilmedi. Bu da gösteriyor ki, İslâm dini ifrat ve tefritten uzak, herkese lâyık olduğu mertebe ve fazileti tanıyan bir dindir. İşte Ehl-i Sünnet bu şekilde bir yol tutmuştur. Bizi Ehl-i Sünnet ve'1-cemaatten kılan Allah'a hamd olsun. Bu Allah'ın bize büyük bir lütfudur. Halbuki ehl-i Sünnet'e mensup olmayanlar, beşeriyetin en hayırlısı olan bu insanları en kötü sıfatlarla sıfatlandırmaktadırlar. Bunları sadece günahkârlar değil, zındıklar diye vasıflandırmışlardır. Yani günahkâr olsalardı, müslümanlıklan devam edecekti. Zındık olunca İslâm'dan dahi çıkmış sayılıyorlar onlara göre.


    Bir gün, Medine-i Münevvere'de Rasulullah'in mescidinde bulunuyordum. Bir de baktım ki, bir Şii Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'e sesinin çıktığı kadarı ile bağırıp küfrediyor. Allah bizleri bu tür yaklaşımlardan uzaklaştırsın. Bazen insan sağlam bir inanca sahip olur da az bir amel işlerse büyük bir mükâfat elde edebilir. Fakat inancı sakat olan, çok amel işlese de mükâfatı gider, yok olur.
    Şiiler Rasulullah'ın sahabelerinden dört veya beş tanesini ayırıyor, diğerleri hakkında: "Bunlar facirdir, bunlar zındıktır, bunlar şöyle şöyle yapmışlardır" şeklinde ithamlarda bulunuyorlar. Bize göre Şiiler'in bu davranışı ancak yahudilerin planları ve Abdullah bin Sebe gibi münafıkların ortaya attığı hile ve desiselerden beslenmiştir. Ne yazık ki onların nesilleri bu gibi görüşleri benimseyip, günümüze kadar devam ettirmişlerdir. Onlar, Rasulullah'ın çevresinde bulunan sahabeleri hor, hakir görmüşlerdir.






+ Yorum Gönder