Konusunu Oylayın.: Yabancı kadınlara şevkle bakmanın haram olmasının sebebi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Yabancı kadınlara şevkle bakmanın haram olmasının sebebi nedir?
  1. 01.Ağustos.2011, 13:17
    1
    Misafir

    Yabancı kadınlara şevkle bakmanın haram olmasının sebebi nedir?






    Yabancı kadınlara şevkle bakmanın haram olmasının sebebi nedir? Mumsema Yabancı kadınlara şevkle bakmanın haram olmasının sebebi nedir?


  2. 01.Ağustos.2011, 15:40
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yabancı kadınlara şevkle bakmanın haram olmasının sebebi nedir?




    Göz, görüntüleri kalbe aktaran bir pencereye benzer. Göz ve kulak muhafaza edilmezse kalbi, şehevî duygulara sevk ederek nefsi azgınlaştırır. Azgın olan nefis ise sahibini helâke götürür. Bu konudaki ayet ve hadisler gayet açıktır.

    Hazret-i Ali kerremallahu vechehu şöyle anlatıyor: “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, adamın birisi Medine yollarının birinde yürürken, bir kadın gördü. Ona bakmaya başladı. Kadında ona bakıyordu. Böylece şeytan her ikisine de vesvese verdi. İkisi de birbirlerinin hoşuna gittiğinden bakışmaya devam ettiler.

    Adam, bu şekilde kadına bakarak giderken, duvara çarptı ve burnu kırıldı. Adam; “Vallahi Resulullah'a gidip, olayı anlatmadan kanımı silmeyeceğim.” dedi. Olayı, Peygamberimize anlattı. Nebi sallallahu aleyhi vesellem de; “Bu günahının cezasıdır.” buyurdu. (Tecrid-i Sarih)

    Bunun üzerine Allahu Zülcelâl şu ayeti celileyi vahy etti: “Mümin erkeklere söyle: ‘Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, süslerini, kendiliğinden görüneni müstesna, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar…” (Nûr, 30–31)

    Bu ayet, erkeğe hem de kadına hemcinsinin veya karşı cinsin avretine (bakılmaması gereken yerlerine) bakmamayı, ayrıca kadına da -bununla beraber- süslerini (ziynet), istisna edilen kimselerden başkasına göstermemesini emrediyor.

    Bir Müslüman’ın şehvetle bakabileceği kadın yalnızca eşidir. Bunun dışında hiçbir kimseye şehvetle bakmak caiz değildir. Şehvetle bakmanın ölçüsü “devamlı bakmaktır.” Bir Müslüman yolda gözü kapalı veya başı önünde yürüyecek değildir.

    Karşısına gelen kadın ve erkeği de görecektir; ancak ilk görme anından sonra yüz çevirecek, ikinci kez bakmayacağı gibi ilk bakışta devamlı da olmayacaktır. Çünkü gördüğü kimseye tekrar bakınca veya bakışını devam ettirince yasak sınıra adımını atmış olur.

    İslâm işe, harama bakmayı yasaklamaktan başlıyor. Erkek olsun, kadın olsun gözleri haram bakışlardan sakındırıyor. Hiç kimse “göz benim değil mi canım! İster bakarım, ister yumarım, kime ne?” diyemez. O gözü ve diğer organları bizlere emanet olarak veren Allah, bu emanetleri kendi arzumuz (hevamız) doğrultusunda değil; O'nun rızası yönünde kullanmamızı istiyor. Haram bakışlardan sakınmak, Allah için değil; bizim için gerekli olduğundan merhametli Rabbimiz bunları bizim için yasaklamıştır. Aksi davranışların hesabını soracağını da bize bildiriyor:

    Allah Teâlâ bir ayeti kerime de şöyle buyuruyor: “Bilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp bunların her biri, yaptığından sorumludur.” (İsrâ; 36)

    Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, Hz. Ali'ye şöyle demiştir: “Ali! Arka arkaya bakma; birinci bakış hakkındır, ama ikinci bakışa hakkın yoktur.” (Tirmizi, Müslim)

    Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir keresinde de şöyle buyurmuştur: “Ey Âdemoğlu, birinci bakış senin hakkın ama sakın ikinci bakışı yapma.”

    Birinci bakış kasıtsız olarak yapılacağı için kişinin hakkıdır. Eğer harama bakmak kastıyla olursa birincisi de yasaktır. (Fahreddin er-Razi, Tefsîr’ül-kebîr)

    Zinaya götüren ilk adım

    Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır.” (Buharî)

    Harama bakmak; zinaya götüren ilk adımdır. Zinaya sebebiyet verdiği için Peygamber Efendimiz, bunu zina olarak ifade buyurmuştur ki, bu abartılı değerlendirme ile kötülüklere giden yolun bakışlar ile adımı atılmamış olsun.

    Taberani'de geçen bir hadis-i kutsîde şöyle buyrulmaktadır: “(Bakılması haram olan şeye) Bakmak, İblisin oklarından bir oktur. Kim Benim korkumdan dolayı onu terk ederse, yerine kalbinde tatlılığı duyacağı bir iman/ibadet veririm.” (İbn Kesir)

    Bir hadisi şerifte de: “Erkek erkeğin avretine, kadın da kadının avretine bakmasın. Vücudunun bir kısmı çıplak iken erkek erkeğe, kadın kadına temas etmesin” buyruluyor. (Müslim, Tirmizi)

    Ebû Said el-Hudrî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebi sallalahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    —Yollarda oturmaktan kaçının! Sahabeler:
    —Biz buna mecbûruz. Meselelerimizi orada konuşuyoruz, dediler. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
    —Oturmaktan vazgeçemeyecekseniz o halde yolun hakkını verin! buyurdu. Sahabeler;
    —Yolun hakkı nedir Ey Allah'ın Resulü? Diye sordular. Efendimiz:
    —Harama bakmamak, gelip geçenleri incitmemek, selam almak, marufu emredip münkerden nehy etmektir.” buyurdu. (Buharî)

    Ne yazık ki günümüzde cadde üzerindeki kahve önlerine oturup gelen geçenin dedikodusunu yapmak, kadına kıza bakmak moda olmuştur. Sırf bu maksatla caddelerde, sokaklarda ve pazar yerlerinde dolaşan kişiler ve gruplar vardır. Kendilerini böylelerine göstermek için caddeye sokağa, çarşıya pazara çıkanlar da maalesef az değildir. Özellikle büyük şehirlerde belli yerlerde akşam gezintisine çıkan ve dolaşan kalabalıklar, büyük çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, bu iki hâdis-i şerifte yerine getirilmesi istenilen hiç bir yol hakkına dikkat etmemektedirler.


    Gözler de zina eder

    Dinimiz, kalbî duyguların temizliğini gideren, cinsî zaafları çoğaltan ve de zina eğilimini arttıran bakışların, azaba uğratacağını bildirerek haram kılmıştır. Zira bütün ahlâk dışı münasebetler, önce bakışmalarla başlar. Gülümseme, selâmlaşma ve konuşma ile gelişir. Buluşma ile sonuçlanır, sonrası felâket olabilir. Zira göz, kalbin ana girişidir. Kalp de bütün organlarımızın yönetim merkezidir.

    Duyu organlarımızdan, özellikle gözden kalbe, şehevî duyguları uyarıcı ve azgınlaştırıcı mesajlar gelirse insan ahlâk dışı bir hayatın ve ilişkilerin arzulusu olur. Çünkü arzulu bakışlar Peygamberimizin ifadesiyle: “Şeytanın zehirli oklarından bir oktur.” (İbn Kesir) ve kalbe ekilen şehvet tohumlarıdır. Manevî zinadır.

    Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Gözler de zina eder; onların zinası (bakılması haram olan kimselere şehvetle) bakmaktır.” (Buharî, Müslim)

    “Gözler de zina eder.” ifadesi, gözün harama bakması ile gayr-ı meşru cinsel ilişki anlamındaki zina arasında bir fark yoktur, ha o olmuş, ha ötekisi” şeklinde anlaşılmamalıdır.

    Elbette, hem dünyevî ve hem uhrevî ceza bakımından ikisi arasında büyük bir fark vardır. “Göz zinası”, esas zinaya yaklaştırma açısından yasaklanmıştır. Ona izin verilmiş olsa diğerine kapı açılmış olacaktır. “Göz zinası” tabiri, gözlerin harama bakışının da çirkin olduğunu ifade etmek için biraz mübalağalı, korkutucu, caydırıcı ve mecazî bir ifadedir.

    “Göz nereye bakarsa gönül oraya akar.” Sözü de boşuna söylenmemiştir. Dinimizin en büyük gayesi, can pırlantasını dünya ilişkilerinin çirkefinden temizleyerek, ona nurlu hüviyetini yeniden kazandırmak ve ulvî duygulara yöneltmektir. Tabii her şeyden evvel “göz”ü dikkate alarak, yukarıdaki ayetlerle erkeklerin ve kadınların “gaddı basar” gözleri bakmaktan men eylemek, yani gözler aşağı indirip bakmamalarını ve örtünerek avret yerlerini yabancılara göstermemeleri emredilmiştir.

    Zira hrama bakmaya alışmak ve tekrar tekrar aynı hataya düşmek tehlikesi çok fazladır. Her bakış kalbi yaralar ve sonrası için baskı kurar. Göz, her şeyi kalbe ulaştıran en büyük kapıdır.

    Bu sebeple insan göz yoluyla birçok günaha düşer. Çünkü bakış tebessüme, tebessüm selâma, selam konuşmaya, konuşma anlaşmaya, anlaşma haram ilişkilere götürür.

    Hemasî de bu konuda şunları söylüyor: “Bakışlar kalbin elçisi olduğu için gördüğün manzaralar seni üzer. Zira her gördüğünü yapamazsın, bazı gördüklerine de dayanamazsın.”

    Mahşer günü kimi gözler ağlamaz

    Harama bakmakla, şeytanın oklarına hedef tahtası oluyor bir insan. Havalar biraz ısınmasın, nice bayan denildiğinde boyan anlayan, sayın denilince soyun anlayan, toplumda kişiliğiyle değil de dişiliğiyle görülmek isteyen kızlar, kadınlar açık yerleri kapalı yerlerinden daha çok şekilde sokağa dökülüyorlar.

    Sahil kenarları ve plajların daha feci olduğunu bilmeyen yok. Üstsüzler, altsızlar, yüzsüzler, arsızlar... “Bütün bunlara rağmen gözü haramdan sakındırmak mümkün mü?” diyenler olacaktır.

    Gerçekten zor olsa da imkânsız değildir, elbette mümkündür. Zira Rabbimiz bize imkânsız bir şeyi emretmez. O zerre kadar zulmetmez, her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. (Bakara; 286)

    Eğer İlahî bir emri yerine getirmek ya da yasaktan kaçınmak zor ise hiç şüphesiz kazancı da o oranda fazla olacaktır. Ümmetin fesadı zamanında Sünnet’e sarılana (bin) şehit sevabı verilmesi de bunu gösterir. Caddelerde yürüyüş konusunda da Sünnet’e sarılırsak, gözü korumak çok kolaylaşacaktır. Çünkü biz ihlâslı ve gayretli olursak, Rabbimiz bize yardım ederek bizi güçlendirecektir.

    Karşıt cinslere şehvetle bakmamanın dünya ve ahirette birçok mükâfatının olduğunu unutmayalım. İşte bu mükâfatlardan bir tanesini haber veren şu hadisi şerifle yazımızı noktalayalım:

    “Kıyamet günü her göz ağlayacaktır. Ancak Yüce Allah'ın haram kıldığı şeylerden men edilip kapanan göz (yabancılara bakmayan göz) ile Allah yolunda nöbet tutan göz ve Allah korkusundan ağlayan göz müstesna. (Bu gözlerin sahipleri Kıyamet günü mutluluktan güleceklerdir.)” (Camiü’s-Sağîr)

    Bir hadisi şerif

    Hz. Malik bin Ubeyde radıyallahu anhudan rivayetle, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurdular ki:

    “Beli bükülmüş yaşlı kullar, emzikli masum yavrular ve merada otlayan hayvanlar olmasaydı; Allah (işlediğiniz günahlar ve isyanınız sebebiyle), azabını üzerinize dökerdi de taş gibi olurdunuz.”


    HASAN ÇALIŞKAN


  3. 01.Ağustos.2011, 15:40
    2
    Silent and lonely rains



    Göz, görüntüleri kalbe aktaran bir pencereye benzer. Göz ve kulak muhafaza edilmezse kalbi, şehevî duygulara sevk ederek nefsi azgınlaştırır. Azgın olan nefis ise sahibini helâke götürür. Bu konudaki ayet ve hadisler gayet açıktır.

    Hazret-i Ali kerremallahu vechehu şöyle anlatıyor: “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, adamın birisi Medine yollarının birinde yürürken, bir kadın gördü. Ona bakmaya başladı. Kadında ona bakıyordu. Böylece şeytan her ikisine de vesvese verdi. İkisi de birbirlerinin hoşuna gittiğinden bakışmaya devam ettiler.

    Adam, bu şekilde kadına bakarak giderken, duvara çarptı ve burnu kırıldı. Adam; “Vallahi Resulullah'a gidip, olayı anlatmadan kanımı silmeyeceğim.” dedi. Olayı, Peygamberimize anlattı. Nebi sallallahu aleyhi vesellem de; “Bu günahının cezasıdır.” buyurdu. (Tecrid-i Sarih)

    Bunun üzerine Allahu Zülcelâl şu ayeti celileyi vahy etti: “Mümin erkeklere söyle: ‘Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, süslerini, kendiliğinden görüneni müstesna, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar…” (Nûr, 30–31)

    Bu ayet, erkeğe hem de kadına hemcinsinin veya karşı cinsin avretine (bakılmaması gereken yerlerine) bakmamayı, ayrıca kadına da -bununla beraber- süslerini (ziynet), istisna edilen kimselerden başkasına göstermemesini emrediyor.

    Bir Müslüman’ın şehvetle bakabileceği kadın yalnızca eşidir. Bunun dışında hiçbir kimseye şehvetle bakmak caiz değildir. Şehvetle bakmanın ölçüsü “devamlı bakmaktır.” Bir Müslüman yolda gözü kapalı veya başı önünde yürüyecek değildir.

    Karşısına gelen kadın ve erkeği de görecektir; ancak ilk görme anından sonra yüz çevirecek, ikinci kez bakmayacağı gibi ilk bakışta devamlı da olmayacaktır. Çünkü gördüğü kimseye tekrar bakınca veya bakışını devam ettirince yasak sınıra adımını atmış olur.

    İslâm işe, harama bakmayı yasaklamaktan başlıyor. Erkek olsun, kadın olsun gözleri haram bakışlardan sakındırıyor. Hiç kimse “göz benim değil mi canım! İster bakarım, ister yumarım, kime ne?” diyemez. O gözü ve diğer organları bizlere emanet olarak veren Allah, bu emanetleri kendi arzumuz (hevamız) doğrultusunda değil; O'nun rızası yönünde kullanmamızı istiyor. Haram bakışlardan sakınmak, Allah için değil; bizim için gerekli olduğundan merhametli Rabbimiz bunları bizim için yasaklamıştır. Aksi davranışların hesabını soracağını da bize bildiriyor:

    Allah Teâlâ bir ayeti kerime de şöyle buyuruyor: “Bilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp bunların her biri, yaptığından sorumludur.” (İsrâ; 36)

    Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, Hz. Ali'ye şöyle demiştir: “Ali! Arka arkaya bakma; birinci bakış hakkındır, ama ikinci bakışa hakkın yoktur.” (Tirmizi, Müslim)

    Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir keresinde de şöyle buyurmuştur: “Ey Âdemoğlu, birinci bakış senin hakkın ama sakın ikinci bakışı yapma.”

    Birinci bakış kasıtsız olarak yapılacağı için kişinin hakkıdır. Eğer harama bakmak kastıyla olursa birincisi de yasaktır. (Fahreddin er-Razi, Tefsîr’ül-kebîr)

    Zinaya götüren ilk adım

    Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır.” (Buharî)

    Harama bakmak; zinaya götüren ilk adımdır. Zinaya sebebiyet verdiği için Peygamber Efendimiz, bunu zina olarak ifade buyurmuştur ki, bu abartılı değerlendirme ile kötülüklere giden yolun bakışlar ile adımı atılmamış olsun.

    Taberani'de geçen bir hadis-i kutsîde şöyle buyrulmaktadır: “(Bakılması haram olan şeye) Bakmak, İblisin oklarından bir oktur. Kim Benim korkumdan dolayı onu terk ederse, yerine kalbinde tatlılığı duyacağı bir iman/ibadet veririm.” (İbn Kesir)

    Bir hadisi şerifte de: “Erkek erkeğin avretine, kadın da kadının avretine bakmasın. Vücudunun bir kısmı çıplak iken erkek erkeğe, kadın kadına temas etmesin” buyruluyor. (Müslim, Tirmizi)

    Ebû Said el-Hudrî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebi sallalahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    —Yollarda oturmaktan kaçının! Sahabeler:
    —Biz buna mecbûruz. Meselelerimizi orada konuşuyoruz, dediler. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
    —Oturmaktan vazgeçemeyecekseniz o halde yolun hakkını verin! buyurdu. Sahabeler;
    —Yolun hakkı nedir Ey Allah'ın Resulü? Diye sordular. Efendimiz:
    —Harama bakmamak, gelip geçenleri incitmemek, selam almak, marufu emredip münkerden nehy etmektir.” buyurdu. (Buharî)

    Ne yazık ki günümüzde cadde üzerindeki kahve önlerine oturup gelen geçenin dedikodusunu yapmak, kadına kıza bakmak moda olmuştur. Sırf bu maksatla caddelerde, sokaklarda ve pazar yerlerinde dolaşan kişiler ve gruplar vardır. Kendilerini böylelerine göstermek için caddeye sokağa, çarşıya pazara çıkanlar da maalesef az değildir. Özellikle büyük şehirlerde belli yerlerde akşam gezintisine çıkan ve dolaşan kalabalıklar, büyük çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, bu iki hâdis-i şerifte yerine getirilmesi istenilen hiç bir yol hakkına dikkat etmemektedirler.


    Gözler de zina eder

    Dinimiz, kalbî duyguların temizliğini gideren, cinsî zaafları çoğaltan ve de zina eğilimini arttıran bakışların, azaba uğratacağını bildirerek haram kılmıştır. Zira bütün ahlâk dışı münasebetler, önce bakışmalarla başlar. Gülümseme, selâmlaşma ve konuşma ile gelişir. Buluşma ile sonuçlanır, sonrası felâket olabilir. Zira göz, kalbin ana girişidir. Kalp de bütün organlarımızın yönetim merkezidir.

    Duyu organlarımızdan, özellikle gözden kalbe, şehevî duyguları uyarıcı ve azgınlaştırıcı mesajlar gelirse insan ahlâk dışı bir hayatın ve ilişkilerin arzulusu olur. Çünkü arzulu bakışlar Peygamberimizin ifadesiyle: “Şeytanın zehirli oklarından bir oktur.” (İbn Kesir) ve kalbe ekilen şehvet tohumlarıdır. Manevî zinadır.

    Nitekim Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Gözler de zina eder; onların zinası (bakılması haram olan kimselere şehvetle) bakmaktır.” (Buharî, Müslim)

    “Gözler de zina eder.” ifadesi, gözün harama bakması ile gayr-ı meşru cinsel ilişki anlamındaki zina arasında bir fark yoktur, ha o olmuş, ha ötekisi” şeklinde anlaşılmamalıdır.

    Elbette, hem dünyevî ve hem uhrevî ceza bakımından ikisi arasında büyük bir fark vardır. “Göz zinası”, esas zinaya yaklaştırma açısından yasaklanmıştır. Ona izin verilmiş olsa diğerine kapı açılmış olacaktır. “Göz zinası” tabiri, gözlerin harama bakışının da çirkin olduğunu ifade etmek için biraz mübalağalı, korkutucu, caydırıcı ve mecazî bir ifadedir.

    “Göz nereye bakarsa gönül oraya akar.” Sözü de boşuna söylenmemiştir. Dinimizin en büyük gayesi, can pırlantasını dünya ilişkilerinin çirkefinden temizleyerek, ona nurlu hüviyetini yeniden kazandırmak ve ulvî duygulara yöneltmektir. Tabii her şeyden evvel “göz”ü dikkate alarak, yukarıdaki ayetlerle erkeklerin ve kadınların “gaddı basar” gözleri bakmaktan men eylemek, yani gözler aşağı indirip bakmamalarını ve örtünerek avret yerlerini yabancılara göstermemeleri emredilmiştir.

    Zira hrama bakmaya alışmak ve tekrar tekrar aynı hataya düşmek tehlikesi çok fazladır. Her bakış kalbi yaralar ve sonrası için baskı kurar. Göz, her şeyi kalbe ulaştıran en büyük kapıdır.

    Bu sebeple insan göz yoluyla birçok günaha düşer. Çünkü bakış tebessüme, tebessüm selâma, selam konuşmaya, konuşma anlaşmaya, anlaşma haram ilişkilere götürür.

    Hemasî de bu konuda şunları söylüyor: “Bakışlar kalbin elçisi olduğu için gördüğün manzaralar seni üzer. Zira her gördüğünü yapamazsın, bazı gördüklerine de dayanamazsın.”

    Mahşer günü kimi gözler ağlamaz

    Harama bakmakla, şeytanın oklarına hedef tahtası oluyor bir insan. Havalar biraz ısınmasın, nice bayan denildiğinde boyan anlayan, sayın denilince soyun anlayan, toplumda kişiliğiyle değil de dişiliğiyle görülmek isteyen kızlar, kadınlar açık yerleri kapalı yerlerinden daha çok şekilde sokağa dökülüyorlar.

    Sahil kenarları ve plajların daha feci olduğunu bilmeyen yok. Üstsüzler, altsızlar, yüzsüzler, arsızlar... “Bütün bunlara rağmen gözü haramdan sakındırmak mümkün mü?” diyenler olacaktır.

    Gerçekten zor olsa da imkânsız değildir, elbette mümkündür. Zira Rabbimiz bize imkânsız bir şeyi emretmez. O zerre kadar zulmetmez, her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. (Bakara; 286)

    Eğer İlahî bir emri yerine getirmek ya da yasaktan kaçınmak zor ise hiç şüphesiz kazancı da o oranda fazla olacaktır. Ümmetin fesadı zamanında Sünnet’e sarılana (bin) şehit sevabı verilmesi de bunu gösterir. Caddelerde yürüyüş konusunda da Sünnet’e sarılırsak, gözü korumak çok kolaylaşacaktır. Çünkü biz ihlâslı ve gayretli olursak, Rabbimiz bize yardım ederek bizi güçlendirecektir.

    Karşıt cinslere şehvetle bakmamanın dünya ve ahirette birçok mükâfatının olduğunu unutmayalım. İşte bu mükâfatlardan bir tanesini haber veren şu hadisi şerifle yazımızı noktalayalım:

    “Kıyamet günü her göz ağlayacaktır. Ancak Yüce Allah'ın haram kıldığı şeylerden men edilip kapanan göz (yabancılara bakmayan göz) ile Allah yolunda nöbet tutan göz ve Allah korkusundan ağlayan göz müstesna. (Bu gözlerin sahipleri Kıyamet günü mutluluktan güleceklerdir.)” (Camiü’s-Sağîr)

    Bir hadisi şerif

    Hz. Malik bin Ubeyde radıyallahu anhudan rivayetle, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurdular ki:

    “Beli bükülmüş yaşlı kullar, emzikli masum yavrular ve merada otlayan hayvanlar olmasaydı; Allah (işlediğiniz günahlar ve isyanınız sebebiyle), azabını üzerinize dökerdi de taş gibi olurdunuz.”


    HASAN ÇALIŞKAN





+ Yorum Gönder