Konusunu Oylayın.: Hanbeli Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Hanbeli Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller
  1. 28.Temmuz.2011, 05:48
    1
    Misafir

    Hanbeli Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller






    Hanbeli Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller Mumsema Hanbeli Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller


  2. 28.Temmuz.2011, 05:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 28.Temmuz.2011, 12:12
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hanbeli Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller




    Hanbeli Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller

    Hanbeliler dediler ki: Sehiv secdesinin sebepleri noksanlık, fazlalık ve bazı şekillerinde şüphe olmak üzere, üç tanedir. Bu sayılan sebeplerden biri sehiv sonucu vukû bulursa secde gerekir. Bu sebeplerden biri kasde bağlı olarak vukû bulursa namaz batıl olmaz. Eğer fiilî olursa na­maz batıl olur. Bunlardan biri mahalli dışında sözlü olursa, namaz batıl olmaz. Cenaze namazı, şükür secdesi, sehiv secdesi ve tilâvet secdesinde sehiv meydana gelirse sehiv secdesi gerekmez. Başka namazlarda vukû bu­lursa secde gerekir.
    Namazda fazlalık yapmaya gelince; bunun misâli, kişinin fazladan olarak bir kıyam veya ka’de yapmasıdır. Bu görüşte olanlara göre fazla­dan yapılan bu ka’de, istirahat oturumu kadar olsa bile fazlalık sayılır. Teşehhüdde ettahiyyâtünün yanı sıra Fatihayı okuyan veya kıyamda Fâtihâ’nın yanısıra ettahiyyâtüyü okuyan kişi namazda fazlalık yapmış olur. Fiilî fazlalık yapan kişinin sehiv secdesi yapması vâcib; mahalli dışında sözlü fazlalık yapan kişinin sehiv secdesi yapması ise mendubtur.
    Namazda noksanlık yapmaya gelince; bunun misâli, kişinin rükû, secde veya Fâtiha’yı veya bunlara benzer bir rüknü sehven terk etmesidir. Bu sayılanlardan birini terk eden kişi, müteâkib rek’atin kıraatine başlama­dan önce hatırlarsa, bunları ve bunlardan sonraki rükünleri yerine getir­mesi, sonra da sehiv secdesi yapması gerekir. Hatırlamaz da müteakip rek’atin kıraatine başlarsa, rek’ati lağvederek, sonra kıldığı rek’ati onun yerine geçirir. Sonra da eksik kalan rek’atin yerine bir rek’at kılar. Vâcib olarak da sehiv secdesi yapar. Müteâkib rek’atin kıraatine başladıktan sonra eksikliği ikmâl için, haram olduğunu bile bile geriye dönerse nama­zı batıl olur. Fakat bunun caiz olduğuna inanarak geri dönerse namazı batıl olmaz. Müteâkib rek’atin kıraatine başlamadan önce eksikliği hatır­lar da ikmâl etmek için kasıtlı olarak geri dönmezse ve hükmü de biliyor­sa, namazı batıl olur. Hüküm hakkında bilgisi yoksa rek’ati lağveder. Müteâkib rek’ati onun yerine geçirir. Sonra da onun yerine bir rek’at kılar. Sehiv secdesi yapması da vâcib olur.
    Noksanlığı ancak selâm verdikten sonra hatırlamışsa ve bu noksan­lık, son rek’atte değil de, diğer rek’atlerden birinde vukû bulmuşsa, bu rek’atin yerine tam bir rek’at kılar. Bu noksanlık eğer son rek’atte vukû ­bulmuşsa, bu rek’ati ve bu rek’atten sonraki (teşehhüd ve salât gibi) kı­sımları yeniden ifâ eder. Sonra da sehiv secdesi yapar. Tabiî bu anlatılan uygulama, selâmdan sonra uzun bir süre geçmemişse ve namaz kılan kişi konuşmamış veya abdesti bozulmamışsa tatbik edilebilir. Aksi takdirde namaz batıl olur ve iade edilmesi vâcib olur.
    Namazda sehiv secdesini gerekli kılan şüpheye gelince, bunun misâli; namaz kılan kişinin rükünlerden birini terk etmesi veya rek’atlerin sayısı hususunda şüpheye düşmesidir. Bu durumda namaz kılan kişi, namazın geri kalan kısmına kesin bildiği şekilde devam eder. Şüphe ettiği eksikliği ikmâl eder, namazını tamamlar ve sonra da sehiv secdesi yapar. Rükû halindeyken imama yetişen kimse, rükûdan kalkmasından önce imama yetişip yetişmediği hususunda şüphe ederse bu rek’ati kılmış sayılmaz. Sonra da gerekli kısımlarıyla birlikte bu rek’ati yeniden kılıp sehiv secdesi yapar.
    Namazın vâciblerinden birini terk ettiğinden şüpheye düşen kişi, me­selâ rükû veya secde tesbihlerinden birini terk ettiği konusunda şüpheye düşmüşse sehiv secdesi yapmaz. Zîrâ sehiv secdesi, vacibin terki hususun­da şüpheden ötürü gerekli olmaz. Aksine, vacibin sehven terkinden ötürü gerekir. Namazın rek’atlerini tamamlayıp teşehhüdde bulunan kişi, son rek’ati fazla kıldığından şüphe ederse sehiv secdesi yapması gerekmez. Ama teşehhüdden önce, son rek’ati fazla kıldığından şüphe ederse, sehiv secdesi yapması gerekir. Bir secdeyi fazla yaptığından şüphe eden kişinin durumu da aynen bunun gibidir.
    Bu anlatılanlardan ortaya çıktığı üzere, şüphenin her çeşidinde sehiv secdesi gerekli olmamaktadır. Yapılması istenmeyen durumlarda sehiv sec­desi yapan kimsenin, bu sehiv secdesinden ötürü ayrıca sehiv secdesi yap­ması gerekir. Çünkü böyle bir kişi, namaza meşru olmayan iki secde ek­lemiş olmaktadır. Namazında sehiv yaptığını bilen ve fakat bu sehvinden ötürü secde etmesinin gerekli olup olmadığını bilmeyen kişi, secde etmez. Zîrâ bu secdenin sebepi gerçekleşmiş değildir. Asıl olan da olmamasıdır. Namazında sehiv yapan ve fakat bundan ötürü secde edip etmediği husu­sunda şüphe eden kimse, sadece sehiv için iki secde eder. İmamın ardında namaz kılmakta olan bir tek kişi ise, bu bir rüknün veya bir rek’atin terk edildiğinden şüphe ederse, bireysel olarak kılan gibi, namazı en azı üzerine tamamlaması ve imamın işlediği fiile dönmemesi gerekir. İmamın selâm vermesinden sonra şüphelendiği kısmı edâ etmesi ve sehiv secdesi yapması, sonra da selâm vermesi gerekir. İmamın arkasında kendisiyle birlikte başka namaz kılanlar da varsa, imamın ve imamla birlikte cema­atin işlediğine dönmesi gerekir. Bir kişi secdeyi gerekli kılan bir şüphede bulunur ve sonra da isabet ettiğini anlarsa, bu şüphe için secde etmesi gerekmez.
    Sehven veya bilmeyerek, mânâyı değiştirecek şekilde hatalı kıraatte bulunan kişinin sehiv secdesi yapması vâcibtir. Namazın sünnetlerinden birini terk eden kişinin sehiv secdesi yapması mubahtır.
    Şafiiler dediler ki: Sehiv secdesinin sebepleri altı tanedir:
    1. İmamın veya yalnız başına namaz kılmakta olan kişinin eb’az diye adlandırılan müekked sünnetlerden birini terk etmesi. Namazın ilk teşehhüdü ve her gün okunan Kunut gibi. Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre okumak ve benzeri hey’et diye adlandırılan gayr-ı müekked sünnetlerden birini kasden veya sehven terk eden kişinin sehiv secdesi yapması gerek­mez. Rükû veya secde gibi bir farzı terk eden kişi bunu, (müteâkib rek’at-teki mislini) yapmadan önce hatırlarsa derhal ifâ etmelidir. Ama mislini yaptıktan sonra hatırlarsa, misli onun yerine geçer. Arada geçen kısımlar da lağvedilir. Meselâ rükûu unutarak terk eden kişi, müteâkib rek’atteki rükûu yapmadan önce hatırlarsa, hemen rükûu edâ eder ve önceden yap­tığını lağvederek namazına devam eder. Selâm vermeden önce sehiv sec­desi yapar. Müteâkib rek’atin rükûunu yaptıktan sonra hatırlarsa, ikinci rükû birincinin yerine geçer. Böylece sonraki, öncekinin yerine geçmiş olur. Selâmdan önce hatırladığı takdirde, öncekiyle sonraki arasında ge­çen kısımları lağveder. Bunu eğer selâmdan sonra hatırlamışsa ve örfe göre aradan uzun zaman geçmemişse veya kendisine afv edilmeyen bir ne­caset bulaşmamışsa, altı kelimeden fazla konuşmamışsa, namazı batıl kı­lacak amel-i kesîr işlememişse, unutmuş olduğu rüknü yerine getirmesi vâcib olur. Meselâ bir rükûu terk etmiş olan kişi, anılan şartları ihlâl etmeksizin selâmdan sonra bunu hatırlarsa; kalkıp rükûa varması, sonra onu tamamlayan şeyleri (iki secdeyi) yapması ve selâm vermesi gerekir.
    İlk teşehhüd gibi müekked bir sünneti terk edip müteâkib rek’ate kal­kan kişi, eğer kıyam hâline yakınsa oturmaya geri dönmez. Bilerek, kas­ten geri dönerse namazı batıl olur. Unutarak veya bilmeyerek geri döner­se namazı batıl olmaz. Ama sehiv secdesi yapması sünnet olur. Felâket anında okunanı değil de, normal olarak her gün okunmakta olan Kunutu terk ederek oturmak için rükû haddine varacak şekilde eğilirse artık Kunut için kıyama geri dönmez. Bilerek ve kasıtlı olarak geri dönerse nama­zı batıl olur. Aksi takdirde, ilk teşehhüdde oturmayıp ayağa kalkan kişi­nin, yukarıda belirtilen hükmüne tâbi olur. Bu anlatılanlar, kişinin ima­ma tâbi olmayarak namaz kılması hâlinde söz konusudur.
    Bir kimse, eğer imama tâbi olarak namaz kılarken ilk teşehhüd veya Kunutu kasıtlı olarak terk etmişse, geri dönüp imama katılabileceği gibi, bekleyerek imamın kendisine ulaştıktan sonra namaza devam etmesi de mümkündür. Eğer bu ikisinden birisini sehven terk etmişse, geri dönüp imama tâbi olması vâcib olur. Dönmediği takdirde namazı batıl olur. Ancak bu her iki durumda da imama katılmak için geri dönmeyip imam­dan ayrılmaya niyet etmesi hâlinde namazı batıl olmaz. Kendisi de imam­dan ayrılıp münferid olur. imam veya imama uyan kimse, sözgelimi ka­sıtlı olarak ilk teşehhüdü veya Kunutu terk ettiğinde, eğer bu terk etme halinde kıyama daha yakın bulunur veya Kunutu terk etme hâlinde rükû haddine varmış olur da bunları telâfi etmek için geriye dönerse, muktedînin imamla birlikte geri dönmemesi vâcib olur. Bu durumdaki muktedî, imamdan ayrılmaya kalbiyle niyet eder. Yahut da teşehhüdü terk etme hâlinde imamla birlikte teşehhüde geri dönmeyip kıyam hâlinde imamı bek­ler. Kunutu terk etme hâlinde de imamla birlikte geri dönmeyip secdede onu bekler. Eğer bilerek ve kasıtlı olarak imamla birlikte geri dönerse namazı batıl olur. Aksi takdirde batıl olmaz. İmam birinci teşehhüdü terk edip kıyama kalkarsa, muktedînin de onunla birlikte kalkması vacib olur. İmam bu durumda teşehhüde geri dönerse, muktedî onunla birlikte geri dönmez.
    2. Sehiv secdesinin ikinci sebepi, fazlalıktan şüphe etmektir. Na­mazdaki bir kişi, kıldığı rek’atlerin sayısında şüpheye düşerse, geri kalan kısma kendi kesin hükmüne göre devamla vâcib olarak namazını tamam­lar ve fazla kıldığı ihtimalinden ötürü sehiv secdesi yapar. Şüpheye düşen kişi, zannına göre hareket etmeyeceği gibi başkasının haberine de kulak vermez. Ancak haber verenlerin sayısı tevatür derecesine varırsa, onların haberine göre hareket etmesi gerekir.
    3. Sadece kasıtlı olarak yapılması halinde namazı batıl kılan bir davranışı sehven yapmak. Buna örnek olarak itidal veya iki secde arasın­da oturma gibi kısa bir rüknü uzatmak gösterilebilir. Unutarak az konuş­mak da böyledir. Bu davranışlardan birini sehven yapmış olduğuna kesin kanaat getiren kişinin sehiv secdesi yapması gerekir. Ama bunları yapıp yapmadığından şüphe eden kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez. Boy­nu yan tarafa çevirmek veya iki adım yürümek gibi kasıtlı olarak yapıl­ması hâlinde de, namazı batıl kılmayan fiillerin sehven veya kasıtlı olarak yapılması halinde de, sehiv secdesi gerekmez. Çok konuşma veya çok yeme gibi, kasıtlı da olsa, sehven de olsa, yapılması durumunda namazı batıl kılan fiilleri yapmak durumunda sehiv secdesi gerekmez. Bunları işleyen kişinin zaten namazı batıl olmuştur.
    4. Ka’de halindeyken Fâtiha’nın bir kısmını veya tümünü tekrarla­mak gibi namazı batıl kılmayan sözlü bir rüknü, mahallinden başka bir yere nakletmekten ötürü sehiv secdesi gerekir. Rükû hâlinde zamm-ı sûre okumak gibi, sözlü bir sünneti de mahallinden başka bir yere nakletme hâlinde yine secde gerekir. Fâtiha’dan önce zamm-ı sûreyi okumak bun­dan istisna edilmiş olup bu takdirde secde gerekmez.
    5. Muayyen bazı şeyleri terk etmekten şüpheye düşmek. Meselâ fe­lâket anı dışında mûtâd Kunutu okumadığından şüphelenen kişi de secde etmelidir. Meselâ Kunut’ta Kunut duasını mı, yoksa salavâtı mı terketti-ğini bilemeyip şüphelenen kişinin secde etmesi gerekir. Eb’azdan olan bir sünnetin tamamını yerine getirip getirmediği hususunda şüpheye düşen kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez.
    6. Muktedînin inancına göre de olsa namazında noksanlık bulunan bir kimseye iktidâ ederek peşinde namaz kılmak. Meselâ sabah namazın da Kunutu okumayan veya rükûdan önce okuyan birine iktidâ ederek ardında namaz kılan kimse selâm vermeden beklemeli ve imamın selâ­mından sonra sehiv secdesi yapmalıdır. İlk teşehhüdde Peygamber Efen­dimize salât getirmeyen birine iktidâ ederek namaz kılan kişinin de sehiv secdesi yapması gerekir.[84]


  4. 28.Temmuz.2011, 12:12
    2
    Silent and lonely rains



    Hanbeli Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller

    Hanbeliler dediler ki: Sehiv secdesinin sebepleri noksanlık, fazlalık ve bazı şekillerinde şüphe olmak üzere, üç tanedir. Bu sayılan sebeplerden biri sehiv sonucu vukû bulursa secde gerekir. Bu sebeplerden biri kasde bağlı olarak vukû bulursa namaz batıl olmaz. Eğer fiilî olursa na­maz batıl olur. Bunlardan biri mahalli dışında sözlü olursa, namaz batıl olmaz. Cenaze namazı, şükür secdesi, sehiv secdesi ve tilâvet secdesinde sehiv meydana gelirse sehiv secdesi gerekmez. Başka namazlarda vukû bu­lursa secde gerekir.
    Namazda fazlalık yapmaya gelince; bunun misâli, kişinin fazladan olarak bir kıyam veya ka’de yapmasıdır. Bu görüşte olanlara göre fazla­dan yapılan bu ka’de, istirahat oturumu kadar olsa bile fazlalık sayılır. Teşehhüdde ettahiyyâtünün yanı sıra Fatihayı okuyan veya kıyamda Fâtihâ’nın yanısıra ettahiyyâtüyü okuyan kişi namazda fazlalık yapmış olur. Fiilî fazlalık yapan kişinin sehiv secdesi yapması vâcib; mahalli dışında sözlü fazlalık yapan kişinin sehiv secdesi yapması ise mendubtur.
    Namazda noksanlık yapmaya gelince; bunun misâli, kişinin rükû, secde veya Fâtiha’yı veya bunlara benzer bir rüknü sehven terk etmesidir. Bu sayılanlardan birini terk eden kişi, müteâkib rek’atin kıraatine başlama­dan önce hatırlarsa, bunları ve bunlardan sonraki rükünleri yerine getir­mesi, sonra da sehiv secdesi yapması gerekir. Hatırlamaz da müteakip rek’atin kıraatine başlarsa, rek’ati lağvederek, sonra kıldığı rek’ati onun yerine geçirir. Sonra da eksik kalan rek’atin yerine bir rek’at kılar. Vâcib olarak da sehiv secdesi yapar. Müteâkib rek’atin kıraatine başladıktan sonra eksikliği ikmâl için, haram olduğunu bile bile geriye dönerse nama­zı batıl olur. Fakat bunun caiz olduğuna inanarak geri dönerse namazı batıl olmaz. Müteâkib rek’atin kıraatine başlamadan önce eksikliği hatır­lar da ikmâl etmek için kasıtlı olarak geri dönmezse ve hükmü de biliyor­sa, namazı batıl olur. Hüküm hakkında bilgisi yoksa rek’ati lağveder. Müteâkib rek’ati onun yerine geçirir. Sonra da onun yerine bir rek’at kılar. Sehiv secdesi yapması da vâcib olur.
    Noksanlığı ancak selâm verdikten sonra hatırlamışsa ve bu noksan­lık, son rek’atte değil de, diğer rek’atlerden birinde vukû bulmuşsa, bu rek’atin yerine tam bir rek’at kılar. Bu noksanlık eğer son rek’atte vukû ­bulmuşsa, bu rek’ati ve bu rek’atten sonraki (teşehhüd ve salât gibi) kı­sımları yeniden ifâ eder. Sonra da sehiv secdesi yapar. Tabiî bu anlatılan uygulama, selâmdan sonra uzun bir süre geçmemişse ve namaz kılan kişi konuşmamış veya abdesti bozulmamışsa tatbik edilebilir. Aksi takdirde namaz batıl olur ve iade edilmesi vâcib olur.
    Namazda sehiv secdesini gerekli kılan şüpheye gelince, bunun misâli; namaz kılan kişinin rükünlerden birini terk etmesi veya rek’atlerin sayısı hususunda şüpheye düşmesidir. Bu durumda namaz kılan kişi, namazın geri kalan kısmına kesin bildiği şekilde devam eder. Şüphe ettiği eksikliği ikmâl eder, namazını tamamlar ve sonra da sehiv secdesi yapar. Rükû halindeyken imama yetişen kimse, rükûdan kalkmasından önce imama yetişip yetişmediği hususunda şüphe ederse bu rek’ati kılmış sayılmaz. Sonra da gerekli kısımlarıyla birlikte bu rek’ati yeniden kılıp sehiv secdesi yapar.
    Namazın vâciblerinden birini terk ettiğinden şüpheye düşen kişi, me­selâ rükû veya secde tesbihlerinden birini terk ettiği konusunda şüpheye düşmüşse sehiv secdesi yapmaz. Zîrâ sehiv secdesi, vacibin terki hususun­da şüpheden ötürü gerekli olmaz. Aksine, vacibin sehven terkinden ötürü gerekir. Namazın rek’atlerini tamamlayıp teşehhüdde bulunan kişi, son rek’ati fazla kıldığından şüphe ederse sehiv secdesi yapması gerekmez. Ama teşehhüdden önce, son rek’ati fazla kıldığından şüphe ederse, sehiv secdesi yapması gerekir. Bir secdeyi fazla yaptığından şüphe eden kişinin durumu da aynen bunun gibidir.
    Bu anlatılanlardan ortaya çıktığı üzere, şüphenin her çeşidinde sehiv secdesi gerekli olmamaktadır. Yapılması istenmeyen durumlarda sehiv sec­desi yapan kimsenin, bu sehiv secdesinden ötürü ayrıca sehiv secdesi yap­ması gerekir. Çünkü böyle bir kişi, namaza meşru olmayan iki secde ek­lemiş olmaktadır. Namazında sehiv yaptığını bilen ve fakat bu sehvinden ötürü secde etmesinin gerekli olup olmadığını bilmeyen kişi, secde etmez. Zîrâ bu secdenin sebepi gerçekleşmiş değildir. Asıl olan da olmamasıdır. Namazında sehiv yapan ve fakat bundan ötürü secde edip etmediği husu­sunda şüphe eden kimse, sadece sehiv için iki secde eder. İmamın ardında namaz kılmakta olan bir tek kişi ise, bu bir rüknün veya bir rek’atin terk edildiğinden şüphe ederse, bireysel olarak kılan gibi, namazı en azı üzerine tamamlaması ve imamın işlediği fiile dönmemesi gerekir. İmamın selâm vermesinden sonra şüphelendiği kısmı edâ etmesi ve sehiv secdesi yapması, sonra da selâm vermesi gerekir. İmamın arkasında kendisiyle birlikte başka namaz kılanlar da varsa, imamın ve imamla birlikte cema­atin işlediğine dönmesi gerekir. Bir kişi secdeyi gerekli kılan bir şüphede bulunur ve sonra da isabet ettiğini anlarsa, bu şüphe için secde etmesi gerekmez.
    Sehven veya bilmeyerek, mânâyı değiştirecek şekilde hatalı kıraatte bulunan kişinin sehiv secdesi yapması vâcibtir. Namazın sünnetlerinden birini terk eden kişinin sehiv secdesi yapması mubahtır.
    Şafiiler dediler ki: Sehiv secdesinin sebepleri altı tanedir:
    1. İmamın veya yalnız başına namaz kılmakta olan kişinin eb’az diye adlandırılan müekked sünnetlerden birini terk etmesi. Namazın ilk teşehhüdü ve her gün okunan Kunut gibi. Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre okumak ve benzeri hey’et diye adlandırılan gayr-ı müekked sünnetlerden birini kasden veya sehven terk eden kişinin sehiv secdesi yapması gerek­mez. Rükû veya secde gibi bir farzı terk eden kişi bunu, (müteâkib rek’at-teki mislini) yapmadan önce hatırlarsa derhal ifâ etmelidir. Ama mislini yaptıktan sonra hatırlarsa, misli onun yerine geçer. Arada geçen kısımlar da lağvedilir. Meselâ rükûu unutarak terk eden kişi, müteâkib rek’atteki rükûu yapmadan önce hatırlarsa, hemen rükûu edâ eder ve önceden yap­tığını lağvederek namazına devam eder. Selâm vermeden önce sehiv sec­desi yapar. Müteâkib rek’atin rükûunu yaptıktan sonra hatırlarsa, ikinci rükû birincinin yerine geçer. Böylece sonraki, öncekinin yerine geçmiş olur. Selâmdan önce hatırladığı takdirde, öncekiyle sonraki arasında ge­çen kısımları lağveder. Bunu eğer selâmdan sonra hatırlamışsa ve örfe göre aradan uzun zaman geçmemişse veya kendisine afv edilmeyen bir ne­caset bulaşmamışsa, altı kelimeden fazla konuşmamışsa, namazı batıl kı­lacak amel-i kesîr işlememişse, unutmuş olduğu rüknü yerine getirmesi vâcib olur. Meselâ bir rükûu terk etmiş olan kişi, anılan şartları ihlâl etmeksizin selâmdan sonra bunu hatırlarsa; kalkıp rükûa varması, sonra onu tamamlayan şeyleri (iki secdeyi) yapması ve selâm vermesi gerekir.
    İlk teşehhüd gibi müekked bir sünneti terk edip müteâkib rek’ate kal­kan kişi, eğer kıyam hâline yakınsa oturmaya geri dönmez. Bilerek, kas­ten geri dönerse namazı batıl olur. Unutarak veya bilmeyerek geri döner­se namazı batıl olmaz. Ama sehiv secdesi yapması sünnet olur. Felâket anında okunanı değil de, normal olarak her gün okunmakta olan Kunutu terk ederek oturmak için rükû haddine varacak şekilde eğilirse artık Kunut için kıyama geri dönmez. Bilerek ve kasıtlı olarak geri dönerse nama­zı batıl olur. Aksi takdirde, ilk teşehhüdde oturmayıp ayağa kalkan kişi­nin, yukarıda belirtilen hükmüne tâbi olur. Bu anlatılanlar, kişinin ima­ma tâbi olmayarak namaz kılması hâlinde söz konusudur.
    Bir kimse, eğer imama tâbi olarak namaz kılarken ilk teşehhüd veya Kunutu kasıtlı olarak terk etmişse, geri dönüp imama katılabileceği gibi, bekleyerek imamın kendisine ulaştıktan sonra namaza devam etmesi de mümkündür. Eğer bu ikisinden birisini sehven terk etmişse, geri dönüp imama tâbi olması vâcib olur. Dönmediği takdirde namazı batıl olur. Ancak bu her iki durumda da imama katılmak için geri dönmeyip imam­dan ayrılmaya niyet etmesi hâlinde namazı batıl olmaz. Kendisi de imam­dan ayrılıp münferid olur. imam veya imama uyan kimse, sözgelimi ka­sıtlı olarak ilk teşehhüdü veya Kunutu terk ettiğinde, eğer bu terk etme halinde kıyama daha yakın bulunur veya Kunutu terk etme hâlinde rükû haddine varmış olur da bunları telâfi etmek için geriye dönerse, muktedînin imamla birlikte geri dönmemesi vâcib olur. Bu durumdaki muktedî, imamdan ayrılmaya kalbiyle niyet eder. Yahut da teşehhüdü terk etme hâlinde imamla birlikte teşehhüde geri dönmeyip kıyam hâlinde imamı bek­ler. Kunutu terk etme hâlinde de imamla birlikte geri dönmeyip secdede onu bekler. Eğer bilerek ve kasıtlı olarak imamla birlikte geri dönerse namazı batıl olur. Aksi takdirde batıl olmaz. İmam birinci teşehhüdü terk edip kıyama kalkarsa, muktedînin de onunla birlikte kalkması vacib olur. İmam bu durumda teşehhüde geri dönerse, muktedî onunla birlikte geri dönmez.
    2. Sehiv secdesinin ikinci sebepi, fazlalıktan şüphe etmektir. Na­mazdaki bir kişi, kıldığı rek’atlerin sayısında şüpheye düşerse, geri kalan kısma kendi kesin hükmüne göre devamla vâcib olarak namazını tamam­lar ve fazla kıldığı ihtimalinden ötürü sehiv secdesi yapar. Şüpheye düşen kişi, zannına göre hareket etmeyeceği gibi başkasının haberine de kulak vermez. Ancak haber verenlerin sayısı tevatür derecesine varırsa, onların haberine göre hareket etmesi gerekir.
    3. Sadece kasıtlı olarak yapılması halinde namazı batıl kılan bir davranışı sehven yapmak. Buna örnek olarak itidal veya iki secde arasın­da oturma gibi kısa bir rüknü uzatmak gösterilebilir. Unutarak az konuş­mak da böyledir. Bu davranışlardan birini sehven yapmış olduğuna kesin kanaat getiren kişinin sehiv secdesi yapması gerekir. Ama bunları yapıp yapmadığından şüphe eden kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez. Boy­nu yan tarafa çevirmek veya iki adım yürümek gibi kasıtlı olarak yapıl­ması hâlinde de, namazı batıl kılmayan fiillerin sehven veya kasıtlı olarak yapılması halinde de, sehiv secdesi gerekmez. Çok konuşma veya çok yeme gibi, kasıtlı da olsa, sehven de olsa, yapılması durumunda namazı batıl kılan fiilleri yapmak durumunda sehiv secdesi gerekmez. Bunları işleyen kişinin zaten namazı batıl olmuştur.
    4. Ka’de halindeyken Fâtiha’nın bir kısmını veya tümünü tekrarla­mak gibi namazı batıl kılmayan sözlü bir rüknü, mahallinden başka bir yere nakletmekten ötürü sehiv secdesi gerekir. Rükû hâlinde zamm-ı sûre okumak gibi, sözlü bir sünneti de mahallinden başka bir yere nakletme hâlinde yine secde gerekir. Fâtiha’dan önce zamm-ı sûreyi okumak bun­dan istisna edilmiş olup bu takdirde secde gerekmez.
    5. Muayyen bazı şeyleri terk etmekten şüpheye düşmek. Meselâ fe­lâket anı dışında mûtâd Kunutu okumadığından şüphelenen kişi de secde etmelidir. Meselâ Kunut’ta Kunut duasını mı, yoksa salavâtı mı terketti-ğini bilemeyip şüphelenen kişinin secde etmesi gerekir. Eb’azdan olan bir sünnetin tamamını yerine getirip getirmediği hususunda şüpheye düşen kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez.
    6. Muktedînin inancına göre de olsa namazında noksanlık bulunan bir kimseye iktidâ ederek peşinde namaz kılmak. Meselâ sabah namazın da Kunutu okumayan veya rükûdan önce okuyan birine iktidâ ederek ardında namaz kılan kimse selâm vermeden beklemeli ve imamın selâ­mından sonra sehiv secdesi yapmalıdır. İlk teşehhüdde Peygamber Efen­dimize salât getirmeyen birine iktidâ ederek namaz kılan kişinin de sehiv secdesi yapması gerekir.[84]





+ Yorum Gönder