Konusunu Oylayın.: Maliki Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Maliki Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller
  1. 28.Temmuz.2011, 05:47
    1
    Misafir

    Maliki Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller






    Maliki Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller Mumsema Maliki Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller


  2. 28.Temmuz.2011, 05:47
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 28.Temmuz.2011, 12:13
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Maliki Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller




    Maliki Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller

    Mâlikîler: sehiv secdesinin üç sebepten ötürü gerektiğini söyle­mişlerdir:
    Birinci Sebep: Namazın sünnetlerinden birini terk etmek! Bunun açık­laması şöyledir:
    Namaz içindeki müekked sünnetlerden birini yapmamak. Meselâ zamm-ı sûreyi unutarak yerinde okumayan kişinin, bu sûreyi terk etmiş olduğu muhakkak veya şüpheli de olsa namaz için bir noksanlık sayılır. Bu durumda selâm vermeden önce sehiv secdesi yapmak gerekir. Yine bunun gibi, yaptığı hatanın bir eksiklik mi, yoksa bir fazlalık mı olduğu hususunda şüpheye düşen kişinin hatâsına eksiklik gözüyle bakılır. Bu eksiklik de selâmdan önce yapılacak sehiv secdesiyle ikmâl edilmiş olur. Bilindiği gibi bu mezhebe göre, namazdaki eksikliklerin sehiv secdesiyle ikmâl edileceği kural hâline gelmiştir.
    Terkinden dolayı sehiv secdesi yapılan sünnetle ilgili olarak üç şart gereklidir:
    a. Bu sünnet, önce de söylendiği gibi müekked bir sünnet olmalı­dır. Rükû veya secde tekbirlerinden biri gibi gayr-ı müekked bir sünneti veya sabah namazındaki Kunut gibi bir mendubu sehven terk eden kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez. Gayr-ı müekked bir sünnetin terkinden ötürü, selâmdan önce sehiv secdesi yapan kişinin, namazdan olmayan bir şeyi namaza eklemesi nedeniyle namazı batıl olur. Bu durumdaki kimse­nin, selâmdan sonra secde etmesi hâlinde, namazdan olmayan bir şeyi namaz dışında fazladan yapmış olması dolayısıyla namazı batıl olmaz.
    b. Bu sünnet, namaz içindeki bir sünnet olmalıdır. Namaz kılan kimsenin, önünden geçenlerin kendisinin namazına zarar vermemeleri için önüne sütre koyması gibi namaz dışındaki bir sünneti unutarak terk etmesi sehiv secdesi yapmasını gerektirmez.
    c. Bu sünneti terk eden kişi, unutarak terk etmiş olmalıdır. Müek­ked bir sünneti kasıtlı olarak terk eden kişinin namazının sahîh veya batıl olacağı hususunda ihtilâf vukû bulmuştur. Namaz içindeki gayr-ı müek­ked sünnetlerden iki tanesini terk etmek, hüküm ve şartlar bakımından müekked bir sünneti terk etmek gibi olur. Gayr-ı müekked sünnetlerden iki tanesini sehven terk eden kişinin, sehiv secdesi yapması gerekir. Kasten terk eden kişinin namazının batıl olup olmayacağı hususunda ise ihtilâf vukû bulmuştur. İkiden fazla sünneti kasıtlı olarak terk eden kişinin nama­zı kuvvetli görüşe göre batıl olur. Allah’tan bağışlanma dileyip namazı iade etmesi gerekir.
    Özetleyecek olursak deriz ki: Müekked bir sünneti veya hafîf iki sün­neti unutarak terk etmek, sehiv secdesiyle telâfi edilebilir. Hafif bir sünne­ti veya mendubu -buna fazîlet de denir- terk etmekten ötürü sehiv secdesi gerekmez. Bu nedenle selâmdan önce sehiv secdesi yapan kişinin namazı batıl olur. Selâmdan sonra secde edenin namazı ise batıl olmaz. Farzlar­dan birini terk eden kişinin eksikliği, secdeyle telâfi edilmez. Bu eksiklik son rek’atte de olsa, bunu edâ etmek mecburiyetindedir. Terk edilen bu rükün, son rek’atte ise ve namazının tam olduğuna inanıp da selâm ver­mesinden önce hatırlarsa, bu eksik rüknü hemen yerine getirir. Namazı­nın tamam olduğuna inanıp da selâm verirse, eksik rek’ati lağvedip ek­sikliği gidermek için bir rek’at kılarsa namazı sahîh olur. Lağvettiğinin yerine namaza bir rek’at eklediği için sehiv secdesi yapması gerekir. Tabiî bunu, selâmdan sonra yapacak kadar müsait zaman varsa yapar. Aksi takdirde namazı batıl olur. Terk edilen rükün son rek’atte değil de diğer rek’atlerden birinde olursa, müteâkib rek’atin rükûunu akdetmeden önce bu eksik rüknü ikmâl eder. Rükûu akdetmek de, başı mutmain ve mute­dil olarak rükûdan kaldırmakla olur. Ancak terk edilen rükün, bir rükû ise, müteâkib rek’atin rükûu, başı kaldırmaksızın da olsa sadece o rükûa eğilmekle tahakkuk eder. Meselâ ikinci rek’atin secdesini sehven terk eden kişi, üçüncü rek’ate kalkarsa, hatırladığı takdirde müteâkib rek’atin rükûundan başını mutmain ve mutedil olarak kaldırmadan önceki rek’atin eksik bıraktığı secdesini ikmâl eder. Şayet hatırlamaz da rükûdan kalkar­sa namazına devam eder. Üçüncü rek’ati ikinci rek’at olarak sayar ve sonunda da ka’deye oturur. Bundan sonra iki rek’at daha kılıp selâm verir. Ve ikinci rek’at olarak saydığı üçüncü rek’atte sadece Fâtiha’yı oku­duğu, zamm-ı sûreyi okumadığı; ayrıca fazladan bir rek’at kıldığı gerek­çesiyle de sehiv secdesi yapması gerekir.
    Noksanlığı ikmâl etmenin keyfiyeti şöyledir:
    Rükûu terk etmiş olan kişinin kıyam hâline geri dönerek Kur’an-ı Kerîm’in Fatiha dışındaki herhangi bir yerinden bir miktar okuması ve bun­dan sonra rükû etmesi mendubtur. Ki, rükûu kıraatten sonra olmuş ol­sun. Rükûdan kalkmayı terk eden kişi, rükû haddine varıncaya kadar kam­bur hâle döner. Sonra da niyet ederek rükûdan kalkar.
    Bir secdeyi terk eden kişi, secdeyi oturuştan sonra yapmış olmak için, oturur. İki secdeyi terk eden kişi, kıyamdan secdeye doğru inip iki secdeyi ikmâl eder. Fâtihâ’yı terk etmiş olma durumu, bu anlatılan hükümlerden istisna edilmiştir. Fâtihâ’yı sehven terk eden kişi, rükûa varıncaya kadar hatırlamadığı takdirde, meşhur kavle göre namazına devam eder. Selâm­dan önce de sehiv secdesi yapar. Namazın bir rek’atinde de olsa okuduk­tan sonra Fâtihâ’yı geri kalan rek’atlerin birinde veya daha fazlasında terk etme arasında herhangi bir fark yoktur. Şu yüzden ki: Bu mezhebin mûtemed görüşüne göre, Fâtiha’nın, namazın bütün rek’atlerinde okun­ması gerekli ise de bunu bir rek’atte okuyup diğerlerinde unutarak terk e­den kişinin namazı sahîh olur. Fâtiha’nın bir rek’atte vâcib olduğu görü­şüne uyarak bu eksiklik, sehiv secdesiyle telâfi edilir. Bu durumdaki bir kişinin, namazını vakit içinde veya dışında iade etmesi ihtiyat gereğidir. Fâtihâ’yı okumamış olmaktan ötürü sehiv secdesini kasıtlı olarak terk eden kişinin namazı batıl olur. Unutarak yapmayan kişi, eğer aradan örfe göre uzun bir zaman geçmemişse, sehiv secdesini yine de yapmalıdır. Ak­si takdirde namazı batıl olur. Kasıtlı olarak veya unutarak Fâtihâ’yı terk eden kişi, rükûdan önce hatırlar da okumazsa, Fatiha her rek’atte vâcib olduğu için namazı batıl olur ki, bu da meşhur bir görüştür.
    İkinci Sebep: Namaz fiilleri cinsinden olmayan bir fiili fazladan yap­mak! Unutarak hafifçe bir şey yemek veya azıcık konuşmak gibi! Rükû ve secde gibi namaz rükünlerinden birini fazladan yapmak veya bir ya da iki rek’at gibi, namazın bir kısmını fazladan yapmak da böyle olup sehiv secdesini gerekli kılar. Yapılan fazlalık namazın kıraatinden ise ve bu kıraat de farz değilse, yine sehiv secdesini gerektirir. Meselâ dört rek’atli bir namazın son iki rek’atinde unutarak fazladan zamm-ı sûre oku­yan kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez. Selâm verdikten sonra sehiv secdesi yapsa da namazı batıl olmaz. Çünkü yapmış olduğu fazlalık, na­maz dışındaki bir fazlalıktır. Yapılan fazlalık, Fatiha gibi farz bir kıraat ise ve namaz kılan kişi sehven Fâtihâ’yı tekrar okursa sehiv secdesi yap­malıdır. Bir kimse farz kıraati fazlalaştırdığında şüphe içinde bile olsa sehiv secdesi yapmak mecburiyetindedir. Sözgelimi öğle namazını kılan bir kimse, üç rek’at mi, yoksa dört rek’at mi kıldığı hususunda tereddüde düşerse, namazını hangisine yakînen hükmederse ona göre tamamlar ve bir rek’at daha kılar. Kıldığı rek’atin fazla olduğu olasılığından dolayı selâmdan sonra sehiv secdesi yapar. Şef namazını kılmakta olan kişi, Şef namazında mı, yoksa vitirde mi olduğu hususunda tereddüde düşer­se, bulunduğu namazı Şef namazı sayılır ve sonra da vitir olarak bir rek’at kılar. Kıldığı bu rek’atin fazla olduğu ihtimaline dayanarak selâm­dan sonra sehiv secdesi yapar. Uzatmanın meşru olmadığı yerlerde, mese­lâ rükûdan kalkma ve iki secde arasında oturmada fazladan beklemek de ziyâdelik sayılır ve sehiv secdesini gerektirir.
    Uzatmanın sınırı, vâcib ve sünnet olan itmi’nân miktarından açıkça fazladan beklemektir. Ama uzatmanın meşru olduğu secde ve son ka’de gibi yerlerde uzatmak, sehiv secdesini gerekli kılan bir uzatma sayılmaz. Kişinin bir rek’atte de olsa Fâtihâ’yı gizlice okumayı terk edip yerine ken­disinin veya yanında bulunanların işiteceğinden fazla yüksek bir sesle oku­ması da fazlalıktan sayılır ve sehiv secdesini gerektirir. Ama gerektiğinde seslice okumayı terk edip -sadece dili hareket ettirerek- en alt seviyede ses­sizce okuması, fazlalık değil noksanlıktır ve bu sadece Fatiha, ya da hem Fatiha, hem zamm-ı sûrede vukûbulmuşsa, selâmdan önce sehiv secdesini gerekli kılar. Eğer yalnızca zamm-ı sûrede vukû bulmuşsa ve bir tek rek’­atte olmuşsa, sehiv secdesi gerekli olmaz. Çünkü bu, hafif bir sünnettir. Ama bu, iki rek’atte tekerrür ederse sehiv secdesini gerektirir.
    Şu da var ki: İmam veya bireysel olarak namaz kılan kişi, birinci teşehhüdde oturmazsa elleri ve dizleri yerden ayrılmadıkça geri dönmesi sünnet olur. Aksi takdirde geri dönmez. Dönse de namazı batıl olmaz. Üçüncü rek’atte Fâtiha’dan birkaç âyeti okuduktan sonra geri dönse bile namazı batıl olmaz. Fâtihâ’yı tamamladıktan sonra dönerse namazı batıl olur. İmama tâbi olarak namaz kılmakta olan kişi, imamın elleri ve dizle­ri yerden ayrılmadıkça ka’deye geri dönmesi hâlinde veya Fâtihâ’yı ta­mamlamadan önce geri dönmesi hâlinde ona uymak mecburiyetindedir. Yine bunun gibi, elleri ve dizleri yerden ayrıldıktan sonra ka’deye geri dönmeme hususunda da imama tâbi olmak mecburiyetindedir. Bu husus­larda kasıtlı olarak imama muhalefet ederse ve bu da cahilliğinden veya kendi te’vîlinden kaynaklanmışsa, namazı batıl olur.
    Üçüncü Sebep: Sehiv secdesi sebeplerinin üçüncüsü, noksanlık ve faz­lalığın birlikte vukû bulmasıdır. Buradaki noksanlıktan maksat, müekked olmasa bile, bir sünneti terk etmektir. Fazlalıktan maksat, ikinci sebepte açıklanmıştır. Meselâ zamm-ı sûreyi sesli okumak gerektiği halde sehven sessiz okuyan ve fazladan bir rek’at kılan kişi, noksanlıkla fazlalığı bir araya getirmiş olur. Noksanlık tarafını fazlalık tarafına tercih ederek se­lâmdan önce sehiv secdesi yapmalıdır.


  4. 28.Temmuz.2011, 12:13
    2
    Silent and lonely rains



    Maliki Mezhebine Göre Sehiv Secdesini Gerektiren Haller

    Mâlikîler: sehiv secdesinin üç sebepten ötürü gerektiğini söyle­mişlerdir:
    Birinci Sebep: Namazın sünnetlerinden birini terk etmek! Bunun açık­laması şöyledir:
    Namaz içindeki müekked sünnetlerden birini yapmamak. Meselâ zamm-ı sûreyi unutarak yerinde okumayan kişinin, bu sûreyi terk etmiş olduğu muhakkak veya şüpheli de olsa namaz için bir noksanlık sayılır. Bu durumda selâm vermeden önce sehiv secdesi yapmak gerekir. Yine bunun gibi, yaptığı hatanın bir eksiklik mi, yoksa bir fazlalık mı olduğu hususunda şüpheye düşen kişinin hatâsına eksiklik gözüyle bakılır. Bu eksiklik de selâmdan önce yapılacak sehiv secdesiyle ikmâl edilmiş olur. Bilindiği gibi bu mezhebe göre, namazdaki eksikliklerin sehiv secdesiyle ikmâl edileceği kural hâline gelmiştir.
    Terkinden dolayı sehiv secdesi yapılan sünnetle ilgili olarak üç şart gereklidir:
    a. Bu sünnet, önce de söylendiği gibi müekked bir sünnet olmalı­dır. Rükû veya secde tekbirlerinden biri gibi gayr-ı müekked bir sünneti veya sabah namazındaki Kunut gibi bir mendubu sehven terk eden kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez. Gayr-ı müekked bir sünnetin terkinden ötürü, selâmdan önce sehiv secdesi yapan kişinin, namazdan olmayan bir şeyi namaza eklemesi nedeniyle namazı batıl olur. Bu durumdaki kimse­nin, selâmdan sonra secde etmesi hâlinde, namazdan olmayan bir şeyi namaz dışında fazladan yapmış olması dolayısıyla namazı batıl olmaz.
    b. Bu sünnet, namaz içindeki bir sünnet olmalıdır. Namaz kılan kimsenin, önünden geçenlerin kendisinin namazına zarar vermemeleri için önüne sütre koyması gibi namaz dışındaki bir sünneti unutarak terk etmesi sehiv secdesi yapmasını gerektirmez.
    c. Bu sünneti terk eden kişi, unutarak terk etmiş olmalıdır. Müek­ked bir sünneti kasıtlı olarak terk eden kişinin namazının sahîh veya batıl olacağı hususunda ihtilâf vukû bulmuştur. Namaz içindeki gayr-ı müek­ked sünnetlerden iki tanesini terk etmek, hüküm ve şartlar bakımından müekked bir sünneti terk etmek gibi olur. Gayr-ı müekked sünnetlerden iki tanesini sehven terk eden kişinin, sehiv secdesi yapması gerekir. Kasten terk eden kişinin namazının batıl olup olmayacağı hususunda ise ihtilâf vukû bulmuştur. İkiden fazla sünneti kasıtlı olarak terk eden kişinin nama­zı kuvvetli görüşe göre batıl olur. Allah’tan bağışlanma dileyip namazı iade etmesi gerekir.
    Özetleyecek olursak deriz ki: Müekked bir sünneti veya hafîf iki sün­neti unutarak terk etmek, sehiv secdesiyle telâfi edilebilir. Hafif bir sünne­ti veya mendubu -buna fazîlet de denir- terk etmekten ötürü sehiv secdesi gerekmez. Bu nedenle selâmdan önce sehiv secdesi yapan kişinin namazı batıl olur. Selâmdan sonra secde edenin namazı ise batıl olmaz. Farzlar­dan birini terk eden kişinin eksikliği, secdeyle telâfi edilmez. Bu eksiklik son rek’atte de olsa, bunu edâ etmek mecburiyetindedir. Terk edilen bu rükün, son rek’atte ise ve namazının tam olduğuna inanıp da selâm ver­mesinden önce hatırlarsa, bu eksik rüknü hemen yerine getirir. Namazı­nın tamam olduğuna inanıp da selâm verirse, eksik rek’ati lağvedip ek­sikliği gidermek için bir rek’at kılarsa namazı sahîh olur. Lağvettiğinin yerine namaza bir rek’at eklediği için sehiv secdesi yapması gerekir. Tabiî bunu, selâmdan sonra yapacak kadar müsait zaman varsa yapar. Aksi takdirde namazı batıl olur. Terk edilen rükün son rek’atte değil de diğer rek’atlerden birinde olursa, müteâkib rek’atin rükûunu akdetmeden önce bu eksik rüknü ikmâl eder. Rükûu akdetmek de, başı mutmain ve mute­dil olarak rükûdan kaldırmakla olur. Ancak terk edilen rükün, bir rükû ise, müteâkib rek’atin rükûu, başı kaldırmaksızın da olsa sadece o rükûa eğilmekle tahakkuk eder. Meselâ ikinci rek’atin secdesini sehven terk eden kişi, üçüncü rek’ate kalkarsa, hatırladığı takdirde müteâkib rek’atin rükûundan başını mutmain ve mutedil olarak kaldırmadan önceki rek’atin eksik bıraktığı secdesini ikmâl eder. Şayet hatırlamaz da rükûdan kalkar­sa namazına devam eder. Üçüncü rek’ati ikinci rek’at olarak sayar ve sonunda da ka’deye oturur. Bundan sonra iki rek’at daha kılıp selâm verir. Ve ikinci rek’at olarak saydığı üçüncü rek’atte sadece Fâtiha’yı oku­duğu, zamm-ı sûreyi okumadığı; ayrıca fazladan bir rek’at kıldığı gerek­çesiyle de sehiv secdesi yapması gerekir.
    Noksanlığı ikmâl etmenin keyfiyeti şöyledir:
    Rükûu terk etmiş olan kişinin kıyam hâline geri dönerek Kur’an-ı Kerîm’in Fatiha dışındaki herhangi bir yerinden bir miktar okuması ve bun­dan sonra rükû etmesi mendubtur. Ki, rükûu kıraatten sonra olmuş ol­sun. Rükûdan kalkmayı terk eden kişi, rükû haddine varıncaya kadar kam­bur hâle döner. Sonra da niyet ederek rükûdan kalkar.
    Bir secdeyi terk eden kişi, secdeyi oturuştan sonra yapmış olmak için, oturur. İki secdeyi terk eden kişi, kıyamdan secdeye doğru inip iki secdeyi ikmâl eder. Fâtihâ’yı terk etmiş olma durumu, bu anlatılan hükümlerden istisna edilmiştir. Fâtihâ’yı sehven terk eden kişi, rükûa varıncaya kadar hatırlamadığı takdirde, meşhur kavle göre namazına devam eder. Selâm­dan önce de sehiv secdesi yapar. Namazın bir rek’atinde de olsa okuduk­tan sonra Fâtihâ’yı geri kalan rek’atlerin birinde veya daha fazlasında terk etme arasında herhangi bir fark yoktur. Şu yüzden ki: Bu mezhebin mûtemed görüşüne göre, Fâtiha’nın, namazın bütün rek’atlerinde okun­ması gerekli ise de bunu bir rek’atte okuyup diğerlerinde unutarak terk e­den kişinin namazı sahîh olur. Fâtiha’nın bir rek’atte vâcib olduğu görü­şüne uyarak bu eksiklik, sehiv secdesiyle telâfi edilir. Bu durumdaki bir kişinin, namazını vakit içinde veya dışında iade etmesi ihtiyat gereğidir. Fâtihâ’yı okumamış olmaktan ötürü sehiv secdesini kasıtlı olarak terk eden kişinin namazı batıl olur. Unutarak yapmayan kişi, eğer aradan örfe göre uzun bir zaman geçmemişse, sehiv secdesini yine de yapmalıdır. Ak­si takdirde namazı batıl olur. Kasıtlı olarak veya unutarak Fâtihâ’yı terk eden kişi, rükûdan önce hatırlar da okumazsa, Fatiha her rek’atte vâcib olduğu için namazı batıl olur ki, bu da meşhur bir görüştür.
    İkinci Sebep: Namaz fiilleri cinsinden olmayan bir fiili fazladan yap­mak! Unutarak hafifçe bir şey yemek veya azıcık konuşmak gibi! Rükû ve secde gibi namaz rükünlerinden birini fazladan yapmak veya bir ya da iki rek’at gibi, namazın bir kısmını fazladan yapmak da böyle olup sehiv secdesini gerekli kılar. Yapılan fazlalık namazın kıraatinden ise ve bu kıraat de farz değilse, yine sehiv secdesini gerektirir. Meselâ dört rek’atli bir namazın son iki rek’atinde unutarak fazladan zamm-ı sûre oku­yan kişinin sehiv secdesi yapması gerekmez. Selâm verdikten sonra sehiv secdesi yapsa da namazı batıl olmaz. Çünkü yapmış olduğu fazlalık, na­maz dışındaki bir fazlalıktır. Yapılan fazlalık, Fatiha gibi farz bir kıraat ise ve namaz kılan kişi sehven Fâtihâ’yı tekrar okursa sehiv secdesi yap­malıdır. Bir kimse farz kıraati fazlalaştırdığında şüphe içinde bile olsa sehiv secdesi yapmak mecburiyetindedir. Sözgelimi öğle namazını kılan bir kimse, üç rek’at mi, yoksa dört rek’at mi kıldığı hususunda tereddüde düşerse, namazını hangisine yakînen hükmederse ona göre tamamlar ve bir rek’at daha kılar. Kıldığı rek’atin fazla olduğu olasılığından dolayı selâmdan sonra sehiv secdesi yapar. Şef namazını kılmakta olan kişi, Şef namazında mı, yoksa vitirde mi olduğu hususunda tereddüde düşer­se, bulunduğu namazı Şef namazı sayılır ve sonra da vitir olarak bir rek’at kılar. Kıldığı bu rek’atin fazla olduğu ihtimaline dayanarak selâm­dan sonra sehiv secdesi yapar. Uzatmanın meşru olmadığı yerlerde, mese­lâ rükûdan kalkma ve iki secde arasında oturmada fazladan beklemek de ziyâdelik sayılır ve sehiv secdesini gerektirir.
    Uzatmanın sınırı, vâcib ve sünnet olan itmi’nân miktarından açıkça fazladan beklemektir. Ama uzatmanın meşru olduğu secde ve son ka’de gibi yerlerde uzatmak, sehiv secdesini gerekli kılan bir uzatma sayılmaz. Kişinin bir rek’atte de olsa Fâtihâ’yı gizlice okumayı terk edip yerine ken­disinin veya yanında bulunanların işiteceğinden fazla yüksek bir sesle oku­ması da fazlalıktan sayılır ve sehiv secdesini gerektirir. Ama gerektiğinde seslice okumayı terk edip -sadece dili hareket ettirerek- en alt seviyede ses­sizce okuması, fazlalık değil noksanlıktır ve bu sadece Fatiha, ya da hem Fatiha, hem zamm-ı sûrede vukûbulmuşsa, selâmdan önce sehiv secdesini gerekli kılar. Eğer yalnızca zamm-ı sûrede vukû bulmuşsa ve bir tek rek’­atte olmuşsa, sehiv secdesi gerekli olmaz. Çünkü bu, hafif bir sünnettir. Ama bu, iki rek’atte tekerrür ederse sehiv secdesini gerektirir.
    Şu da var ki: İmam veya bireysel olarak namaz kılan kişi, birinci teşehhüdde oturmazsa elleri ve dizleri yerden ayrılmadıkça geri dönmesi sünnet olur. Aksi takdirde geri dönmez. Dönse de namazı batıl olmaz. Üçüncü rek’atte Fâtiha’dan birkaç âyeti okuduktan sonra geri dönse bile namazı batıl olmaz. Fâtihâ’yı tamamladıktan sonra dönerse namazı batıl olur. İmama tâbi olarak namaz kılmakta olan kişi, imamın elleri ve dizle­ri yerden ayrılmadıkça ka’deye geri dönmesi hâlinde veya Fâtihâ’yı ta­mamlamadan önce geri dönmesi hâlinde ona uymak mecburiyetindedir. Yine bunun gibi, elleri ve dizleri yerden ayrıldıktan sonra ka’deye geri dönmeme hususunda da imama tâbi olmak mecburiyetindedir. Bu husus­larda kasıtlı olarak imama muhalefet ederse ve bu da cahilliğinden veya kendi te’vîlinden kaynaklanmışsa, namazı batıl olur.
    Üçüncü Sebep: Sehiv secdesi sebeplerinin üçüncüsü, noksanlık ve faz­lalığın birlikte vukû bulmasıdır. Buradaki noksanlıktan maksat, müekked olmasa bile, bir sünneti terk etmektir. Fazlalıktan maksat, ikinci sebepte açıklanmıştır. Meselâ zamm-ı sûreyi sesli okumak gerektiği halde sehven sessiz okuyan ve fazladan bir rek’at kılan kişi, noksanlıkla fazlalığı bir araya getirmiş olur. Noksanlık tarafını fazlalık tarafına tercih ederek se­lâmdan önce sehiv secdesi yapmalıdır.





+ Yorum Gönder