Konusunu Oylayın.: Said Nursinin Hocaları kimlerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Said Nursinin Hocaları kimlerdir?
  1. 21.Temmuz.2011, 22:48
    1
    Misafir

    Said Nursinin Hocaları kimlerdir?






    Said Nursinin Hocaları kimlerdir? Mumsema Said Nursinin Hocaları kimlerdir?


  2. 21.Temmuz.2011, 22:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 22.Temmuz.2011, 01:36
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Said Nursinin Hocaları kimlerdir?




    Dine hizmet için, ille de ehl-i beyte mensubiyet şartı yoktur. Çünkü; kimin, hangi ırka ve kabileye mensubiyeti, Allah tarafından takdir edilmektedir.

    Ayrıca, ehl-i beyte mensup olup, hizmet ifa edenler olduğu gibi; aynı mensubiyet içerisinde olup da, maazallah sapanlar ve dalalete düşenler de vardır.

    Allah hidayeti; ırka, cinse, kabileye, coğrafyaya ve özel bir zamana tahsis etmez. Hidayet umumi bir nimettir ve kimsenin tasarrufunda değildir. Resul-ü Kibriyanın (a.s.v.) kendi öz amcası Ebu Talibe, hidayet noktasında vesile olamaması da buna delildir.

    Sahabelerden itibaren, zamanımıza kadar, bu dine hizmet edenler, sadece ehl-i beyt mensupları değildir. Ancak, onlar bu hizmetin, Resul-ü Kibriya (sav) cihetiyle bidayeti ve kıvamı olmuşlardır.

    Sualin üslubu; bu yüksek meseleyi, çok basit, yüzeysel ve hafife alma makamında görünüyor.

    Din; Allah’tan başka hiç kimsenin, merciiyyet noktasında kullanım alanı değildir.

    Hidayet mevzuu ve dine hizmet, sadece ve sadece ehl-i beyte münhasır olsa idi; Allah’ın Resulü (a.s.v.) kendisinden sonra, yerine akrabalarından birini tercih ve tensip ederdi. Böyle olmayıp da, seçimle hazreti Ebu Bekir (r.a.)’ın ümmetin başına geçmesi, bir muradı ilahi olup, hizmetin her liyakatli insana nasip olabileceğinin delilidir.


    Resul-ü Kibriyanın (sav), iki çeşit AL’i vardır.

    1. Maddi ve nesebi AL.

    2. Manevi AL’dir.

    Her iki AL’e mensup vasıflı ve mühim insanlar, bu dine hizmet etmişlerdir.

    İslamiyet’e hizmet ifa eden ve neseben Resul-ü Kibriyaya (sav) dayanan silsileye, maddi AL denir. Neseben Resul-ü Kibriyaya dayanmayan, ancak bu dine hizmet ifa eden mühim zevata da, manevi AL denir.

    Manevi AL'
    den olup, bu dine ciddi manada hizmet ifa eden zevat; maddi AL’den olup hizmet ifa etmeyen veya edemeyen insanlardan üstündür.

    Çünkü; Allah indinde üstünlük takva ve ihlas iledir.

    Sadece nesep bağı ile Resullullah (a.s.v.)’a irtibatlı olanların yakınlığı, et ile kandır. Hizmet ifa eden ve maddi bağı olmayan manevi AL’e mensup olanların yakınlığı ise, ruh ile candır.

    Muazzez Üstadımıza gelince, bizlerin fazla bir şey söylemesi zaid olur. Çünkü Üstadımız'ın maddi ve fiziki şahsiyet ve mensubiyetinden ziyade, vesile olduğu hizmetine, davasına ve telif ettiği şaheser olan külliyata bakılmalıdır.

    İnsan vesilelerde boğulmamalıdır. Çünkü neticeler önemlidir. Faraza muazzez Üstadımız; bilinmeyen, tanınmayan ve gariban bir kabileye bile dahil olsa; bizim onun eserlerinden istifademize mani olamaz. Bizler Risale-i Nur külliyatındaki hakikatlere bakar ve istifade ederiz.

    Çünkü şeref, haysiyet, kıymet, fazilet ve değer, etten ve kandan değil; ihlas, takva ve ilimden gelir. Külliyat ise; bu hakikatleri ifade ve ifaze etmekle, bütün insanlığa faydalı olan, hakikatli bir Kur'an tefsiridir.

    Kaldı ki, Üstadımızın ehl-i beyte ve o silsileye mensubiyeti vardır. Şeceresi mevcuttur. Hocaları, başta İmam-ı Ali (r.a.) olmakla beraber, en son Mevlana Halit-i Bağdadi’ye kadar olan, bütün zevatı muhteremdir. Hem baba hem de anne tarafından zülcenaheyn olarak ehl-i beyte mensuptur. Bu hususta
    Sikke-i Tasdiki Gaybi eserini, Birinci Şua’yı, Barla Lahikası'nı, Hazreti Ali (r.a)’nın Celcelutiye isimli eserini, İmam-ı Rabbani'nin Mektubat'ını, Futuhul Gayb isimli eseri, Abdulkadir Geylani'nin istihraçlarını, hasseten Resul-ü Kibriyanın (a.s.v.) ahir zamanla ilgili hadislerini dikkatle ve itinayla mütalaa etmenizi tavsiye ederiz.



  4. 22.Temmuz.2011, 01:36
    2
    Silent and lonely rains



    Dine hizmet için, ille de ehl-i beyte mensubiyet şartı yoktur. Çünkü; kimin, hangi ırka ve kabileye mensubiyeti, Allah tarafından takdir edilmektedir.

    Ayrıca, ehl-i beyte mensup olup, hizmet ifa edenler olduğu gibi; aynı mensubiyet içerisinde olup da, maazallah sapanlar ve dalalete düşenler de vardır.

    Allah hidayeti; ırka, cinse, kabileye, coğrafyaya ve özel bir zamana tahsis etmez. Hidayet umumi bir nimettir ve kimsenin tasarrufunda değildir. Resul-ü Kibriyanın (a.s.v.) kendi öz amcası Ebu Talibe, hidayet noktasında vesile olamaması da buna delildir.

    Sahabelerden itibaren, zamanımıza kadar, bu dine hizmet edenler, sadece ehl-i beyt mensupları değildir. Ancak, onlar bu hizmetin, Resul-ü Kibriya (sav) cihetiyle bidayeti ve kıvamı olmuşlardır.

    Sualin üslubu; bu yüksek meseleyi, çok basit, yüzeysel ve hafife alma makamında görünüyor.

    Din; Allah’tan başka hiç kimsenin, merciiyyet noktasında kullanım alanı değildir.

    Hidayet mevzuu ve dine hizmet, sadece ve sadece ehl-i beyte münhasır olsa idi; Allah’ın Resulü (a.s.v.) kendisinden sonra, yerine akrabalarından birini tercih ve tensip ederdi. Böyle olmayıp da, seçimle hazreti Ebu Bekir (r.a.)’ın ümmetin başına geçmesi, bir muradı ilahi olup, hizmetin her liyakatli insana nasip olabileceğinin delilidir.


    Resul-ü Kibriyanın (sav), iki çeşit AL’i vardır.

    1. Maddi ve nesebi AL.

    2. Manevi AL’dir.

    Her iki AL’e mensup vasıflı ve mühim insanlar, bu dine hizmet etmişlerdir.

    İslamiyet’e hizmet ifa eden ve neseben Resul-ü Kibriyaya (sav) dayanan silsileye, maddi AL denir. Neseben Resul-ü Kibriyaya dayanmayan, ancak bu dine hizmet ifa eden mühim zevata da, manevi AL denir.

    Manevi AL'
    den olup, bu dine ciddi manada hizmet ifa eden zevat; maddi AL’den olup hizmet ifa etmeyen veya edemeyen insanlardan üstündür.

    Çünkü; Allah indinde üstünlük takva ve ihlas iledir.

    Sadece nesep bağı ile Resullullah (a.s.v.)’a irtibatlı olanların yakınlığı, et ile kandır. Hizmet ifa eden ve maddi bağı olmayan manevi AL’e mensup olanların yakınlığı ise, ruh ile candır.

    Muazzez Üstadımıza gelince, bizlerin fazla bir şey söylemesi zaid olur. Çünkü Üstadımız'ın maddi ve fiziki şahsiyet ve mensubiyetinden ziyade, vesile olduğu hizmetine, davasına ve telif ettiği şaheser olan külliyata bakılmalıdır.

    İnsan vesilelerde boğulmamalıdır. Çünkü neticeler önemlidir. Faraza muazzez Üstadımız; bilinmeyen, tanınmayan ve gariban bir kabileye bile dahil olsa; bizim onun eserlerinden istifademize mani olamaz. Bizler Risale-i Nur külliyatındaki hakikatlere bakar ve istifade ederiz.

    Çünkü şeref, haysiyet, kıymet, fazilet ve değer, etten ve kandan değil; ihlas, takva ve ilimden gelir. Külliyat ise; bu hakikatleri ifade ve ifaze etmekle, bütün insanlığa faydalı olan, hakikatli bir Kur'an tefsiridir.

    Kaldı ki, Üstadımızın ehl-i beyte ve o silsileye mensubiyeti vardır. Şeceresi mevcuttur. Hocaları, başta İmam-ı Ali (r.a.) olmakla beraber, en son Mevlana Halit-i Bağdadi’ye kadar olan, bütün zevatı muhteremdir. Hem baba hem de anne tarafından zülcenaheyn olarak ehl-i beyte mensuptur. Bu hususta
    Sikke-i Tasdiki Gaybi eserini, Birinci Şua’yı, Barla Lahikası'nı, Hazreti Ali (r.a)’nın Celcelutiye isimli eserini, İmam-ı Rabbani'nin Mektubat'ını, Futuhul Gayb isimli eseri, Abdulkadir Geylani'nin istihraçlarını, hasseten Resul-ü Kibriyanın (a.s.v.) ahir zamanla ilgili hadislerini dikkatle ve itinayla mütalaa etmenizi tavsiye ederiz.






+ Yorum Gönder