Konusunu Oylayın.: Aşk insanın gözünü kör ettiğine göre, Hazreti Allah bu duyguyu niçin yaratmıştır? İnsan aklını örtüp maskeleyen bu duygu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Aşk insanın gözünü kör ettiğine göre, Hazreti Allah bu duyguyu niçin yaratmıştır? İnsan aklını örtüp maskeleyen bu duygu
  1. 21.Temmuz.2011, 20:54
    1
    Misafir

    Aşk insanın gözünü kör ettiğine göre, Hazreti Allah bu duyguyu niçin yaratmıştır? İnsan aklını örtüp maskeleyen bu duygu






    Aşk insanın gözünü kör ettiğine göre, Hazreti Allah bu duyguyu niçin yaratmıştır? İnsan aklını örtüp maskeleyen bu duygu Mumsema Aşk insanın gözünü kör ettiğine göre, Hazreti Allah bu duyguyu niçin yaratmıştır? İnsan aklını örtüp maskeleyen bu duyguların yaratılmasındaki hikmet nedir?


  2. 21.Temmuz.2011, 20:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Aşk insanın gözünü kör ettiğine göre, Hazreti Allah bu duyguyu niçin yaratmıştır? İnsan aklını örtüp maskeleyen bu duyguların yaratılmasındaki hikmet nedir?


    Benzer Konular

    - Allah kalbi niçin yaratmıştır?

    - Allah bütün varlıkları, insanları, cinleri niçin yaratmıştır?

    - Allah her şeyi bir ölçüye göre yaratmıştır konusuna örnekler

    - Allah (c.c) kâinatı niçin altı günde yaratmıştır? Hikmeti nedir?

    - Allah, niçin dünyayı madde olarak yaratmıştır?

  3. 21.Temmuz.2011, 21:56
    2
    gökhanagt
    Sorma neden?

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Ekim.2010
    Üye No: 79664
    Mesaj Sayısı: 215
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Cevap: Aşk insanın gözünü kör ettiğine göre, Hazreti Allah bu duyguyu niçin yaratmıştır? İnsan aklını örtüp maskeleyen b




    Muhabbet, sevgi demektir. Aşk ise normal sevgiden daha ötedir. Bunu ifade etmek için şiddetli sevgi ifadesi kullanılabilir. Sevgi, aşırı derecede yoğunlaşırsa ve dozajı son derece artarsa, aşka inkılâp eder. Aşk için, karşı konulmaz sevgi de denebilir. Nitekim mecazi aşka giriftar olanlar için halk arasında "meczup" diye tanımlanır. Akıl adeta devreden çıkar ve muhabbet duygusunun arkasından gidilir. İşte bu durumda aşk, aşkın sahibini kör eder.

    İnsanın fıtratını değiştirmesi ve söküp atması mümkün değildir. Zaten bunları yok etmek insan fıtratına da aykırıdır. Örneğin demirin sert, ateşin de yakıcı olması onların yaratılış özelliklerindendir. Bunları yok etmek nasıl mümkün değilse ve doğru da değilse, insan fıtratına konulan duyguların da yok edilmesi hem mümkün değildir hem de doğru olmaz.

    Bu sebeple yapılması gereken ve mümkün olan şey, demirin sertliğini ve ateşin yakıcılığını hayırlı işlerde kullanarak hem bu nimetleri veren Allah’a şükretmiş hem de bu iki nimeti hayırlı yerlerde kullanarak ibadet etmiş oluruz. Bunun gibi insan fıtratına yerleştirilen duyguları da hayırlı yerlerde kullanarak hem bu nimetleri veren Allah’a şükretmiş hem de bu güzel nimetleri hayırlı yerlerde kullanarak ibadet etmiş oluruz.
    Demek ki, hissiyatları yok etmek değil, yüzünü/yönünü hayırlı ve faydalı işlere döndürmek yoluna gidilmelidir.

    Ayrıca insanlara verilen sevgi, inat, gelecek endişesi, düşmanlık gibi şiddetli duygular, dünyanın adi ve basit işlerine sarf olunmak için değil, ebedi olan ahiret hayatının kazanılması için verilmiştir. İnsana düşen görev; bu hissiyatlarını mecrasını ve yüzünü ahirete çevirmektir. Yoksa bu hissiyatları fıtrattan söküp atmak değildir.

    Cevap 2:

    Aşk ve muhabbet insanın en köklü ve en esaslı bir duygusudur. Bunun da diğerleri gibi tamamen fıtrattan sökülüp atılması kabil değildir. Ama bu duyguyu İlahi veya mecazi aşka çevirmek insanın iradesine bakar. Allah, muhabbet ve aşk kabiliyetini, kendi Zatını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini sevmemiz için bize takmıştır; insan suistimal ile bu kabiliyeti mecazi aşklara çeviriyor ise elbette sorumlu olacaktır.

    Allah insana kendi cemal ve kemalini sevecek ve fani güzelliklerle tatmin olmayacak genişlikte ve keskinlikte bir kalp vermiştir. İnsanın bu geniş kalbi ancak ebedi ve solmayan bir güzellik ile tatmin olabilir.

    Oysa kainatın ve içindeki bütün güzelliklerin üzerinde fena ve fanilik damgası vardır. Sevdiğimiz o güzellik ya eskir, pörsür ve fani olur ya da bize karşılık vermez, verse de bizim meftun olduğumuz o güzellik çabuk söner. Demek bize verilen bu kalp o fena ve fani güzellikler için değil, ebedi ve solmayan bir güzelliği sevmek için tahsis edilmiştir.

    Biz suistimal edip Allah’a tahsis edilmiş kalbimizi fani mahlukata yönlendirirsek, bunun tokadını hem burada hem ahirette yeriz. Kalbimizdeki bu hastalığı tedavi etmenin yolu ise iman ve tefekkür üzerinde yoğunlaşıp o güzellikler üzerinde fanilik damgalarını okuyarak sevgi ve aşkımızı gerçek sahibine tevdi etmektir.

    Kainatta aşka sebep olan üç faktör vardır. Bunlar cemal, kemal ve ihsandır. İnsan bu sebeplerden dolayı aşık olur ya da birisini sever. Halbuki kainattaki bütün güzellikler, mükemmellikler, ikram ve ihsanların membaı ve esası Allah’ın isim ve sıfatlarıdır.

    Kainattaki bütün güzellikleri toplasak Allah’ın cemali yanında okyanustan bir damla mesabesinde kalır. Üstelik bu güzellik ebedidir. Öyle ise, asıl güzellik kaynağına kalbimizi tevcih edip tatmin olmak varken, neden damla ile oyalanıp acı ve elem çekelim.

    "Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur." (Rad,13/ 28) ayetinde de ihtar ve ikaz edildiği gibi, insan kalbini tatmin edip doyuracak tek maşuk tek mahbub Allah’tır. Bu sebeple kalbimize giren bu kir ve pasları temizleyip Allah aşkına yanmamız gerekir. Yoksa insanın fani aşklar içinde boğulup imtihanı kaybetme riski çok fazla olur. Hazreti İbrahim (as) gibi “La uhubbül afilin - Fani şeyleri sevemeye değmez" (Enam, 6/76) deyip, mecazi aşklardan kalbimizi ve gönlümüzü arındırıp kurtarmalıyız.

    Cevap 3:

    Varlıkları sevmek iki türlü olur. Birisi caiz değil iken, diğeri caizdir.

    Birisi; bir şeyi kendi hesabına ve zatı için sevmektir. Yani sanatı sanatkarına olan yönünden ve işaretinden dolayı değil de, sanatı sırf sanat için, kendi hesabına sevmektir. Bu sevgiye mecazi sevgi deniliyor. Bu sevgi Allah’ın razı olduğu bir sevgi değildir. Her şeyin fani ve geçici olması bu yüzü iledir.

    Allah namına olmayan her şey fena ve yokluğa mahkumdur. Fena ve yoklukla yoğrulmuş bir sevgi ise, insana lezzetten çok azap veriyor. Bu sebeple Allah namına olmayan mecazi sevmekler, yanlış ve yasaktır. Üstelik bu sevgi insana Allah’ı hatırlatmıyor, tam aksine unutturuyor. Halbuki insana verilen kalp; ancak Allah sevgisi ile tatmin olabilir. Fani ve geçici mahlukat ile tatmin olmaz.

    Diğeri ise; Allah namına ve Allah hesabına sevmektir. Yani mahlukatı, O'nun isim ve sıfatlarına ayna ve vasıta olduğu için sevmek. O'nun sevgisine vesile olduğu için muhabbet etmektir. Bu sevgiye de hakiki sevgi deniliyor. Bu sevgi Allah’ın razı olduğu bir sevgidir.

    Mesela; bir çiçeğe bakıldığı zaman, o çiçekte sevilmeye layık ne varsa, hepsi Allah’ın sonsuz güzelliğinden gelen zayıf bir tecellidir. Güzelliğin asıl kaynağı ve menbası; Allah’ın sonsuz cemalidir. Demek çiçek sadece bir mazhar ve aynadır. Bir aynaya bakıp da, aynanın kaynağına intikal etmemek abes olur.

    İşte kainatta sevgiye sebep olan bütün güzellikler, mükemmellikler ve iyilikler, hepsi Allah’tan geliyor, mahlukattaki bütün güzellikler; O'nun sonsuz isim ve sıfatlarının çok perdelerden geçmiş zayıf ve basit birer tecellileridir. Biz bu tecellileri Allah için ve onun ismi ve namı ile sevebiliriz. Anne ve babamızı Allah’ın birer mahluku ve sanatı noktasından sevebiliriz. Allah namına olmadan ve O'ndan bağlantısız, sırf kendi hesaplarına sevmek doğru değildir. Yoksa Allah için ve O'nun hesabına ne kadar sevip hürmet etsek azdır. Burada sevmenin bir sınırı ve yasağı yoktur.

    Cevap 4:


    Kâinattaki her şey Allah’ın isim ve sıfatlarını bizlere yansıtan aynalardır. Allah için sevmek; varlıkların birer ayna olduğunun idrakine varmak ve üzerlerinde yansıttıkları “Allah’ın isim ve sıfatlarını” görüp, “O isim ve sıfatların aynaları oldukları için” sevmektir. Örneğin;

    Dünyayı, Ahiretin tarlası, Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını tanıtan bir ayna, bir mektup, bir misafirhane olarak görüp sevmek.

    Hayatı, Rabbimizin bize verdiği en kıymetli bir hazine, ahiretimizi kazanmak için bize verilen bir sermaye olarak görüp sevmek.

    Anne ve babayı, Cenab-ı Hakk’ın yetişip büyümemiz için bizi emanet ettiği merhametli muhafızlar olarak görüp, gereken hürmeti göstererek sevmek.

    Hayat arkadaşını, İlahi rahmetin latif, sevgili bir emaneti olduğu için sevmek.

    Dost ve Ahbabları, bizi doğru yola sevk eden ve o yolda yoldaşlık eden birer yardımcı olduğunu düşünüp sevmek.

    Gönderilen rızıkları, Allah’ın bize rahmet hazinesinden gönderdiği hediyeler olduğu için sevmek gerekir.

    Dünya ve içindekiler bu şekilde sevilirse, Allah’ın razı olduğu, “Allah için” olan sevgi gerçekleşmiş olur.

    Sonuç olarak, Allah için sevmeli, Rabbimiz’in hoşnut olduğu şeylere ve işlere gönül vermeliyiz. Allah'ın bizlere ihsan ettiği sevgi ve aşk nimetini böyle kullanmalıyız.


  4. 21.Temmuz.2011, 21:56
    2
    Sorma neden?



    Muhabbet, sevgi demektir. Aşk ise normal sevgiden daha ötedir. Bunu ifade etmek için şiddetli sevgi ifadesi kullanılabilir. Sevgi, aşırı derecede yoğunlaşırsa ve dozajı son derece artarsa, aşka inkılâp eder. Aşk için, karşı konulmaz sevgi de denebilir. Nitekim mecazi aşka giriftar olanlar için halk arasında "meczup" diye tanımlanır. Akıl adeta devreden çıkar ve muhabbet duygusunun arkasından gidilir. İşte bu durumda aşk, aşkın sahibini kör eder.

    İnsanın fıtratını değiştirmesi ve söküp atması mümkün değildir. Zaten bunları yok etmek insan fıtratına da aykırıdır. Örneğin demirin sert, ateşin de yakıcı olması onların yaratılış özelliklerindendir. Bunları yok etmek nasıl mümkün değilse ve doğru da değilse, insan fıtratına konulan duyguların da yok edilmesi hem mümkün değildir hem de doğru olmaz.

    Bu sebeple yapılması gereken ve mümkün olan şey, demirin sertliğini ve ateşin yakıcılığını hayırlı işlerde kullanarak hem bu nimetleri veren Allah’a şükretmiş hem de bu iki nimeti hayırlı yerlerde kullanarak ibadet etmiş oluruz. Bunun gibi insan fıtratına yerleştirilen duyguları da hayırlı yerlerde kullanarak hem bu nimetleri veren Allah’a şükretmiş hem de bu güzel nimetleri hayırlı yerlerde kullanarak ibadet etmiş oluruz.
    Demek ki, hissiyatları yok etmek değil, yüzünü/yönünü hayırlı ve faydalı işlere döndürmek yoluna gidilmelidir.

    Ayrıca insanlara verilen sevgi, inat, gelecek endişesi, düşmanlık gibi şiddetli duygular, dünyanın adi ve basit işlerine sarf olunmak için değil, ebedi olan ahiret hayatının kazanılması için verilmiştir. İnsana düşen görev; bu hissiyatlarını mecrasını ve yüzünü ahirete çevirmektir. Yoksa bu hissiyatları fıtrattan söküp atmak değildir.

    Cevap 2:

    Aşk ve muhabbet insanın en köklü ve en esaslı bir duygusudur. Bunun da diğerleri gibi tamamen fıtrattan sökülüp atılması kabil değildir. Ama bu duyguyu İlahi veya mecazi aşka çevirmek insanın iradesine bakar. Allah, muhabbet ve aşk kabiliyetini, kendi Zatını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini sevmemiz için bize takmıştır; insan suistimal ile bu kabiliyeti mecazi aşklara çeviriyor ise elbette sorumlu olacaktır.

    Allah insana kendi cemal ve kemalini sevecek ve fani güzelliklerle tatmin olmayacak genişlikte ve keskinlikte bir kalp vermiştir. İnsanın bu geniş kalbi ancak ebedi ve solmayan bir güzellik ile tatmin olabilir.

    Oysa kainatın ve içindeki bütün güzelliklerin üzerinde fena ve fanilik damgası vardır. Sevdiğimiz o güzellik ya eskir, pörsür ve fani olur ya da bize karşılık vermez, verse de bizim meftun olduğumuz o güzellik çabuk söner. Demek bize verilen bu kalp o fena ve fani güzellikler için değil, ebedi ve solmayan bir güzelliği sevmek için tahsis edilmiştir.

    Biz suistimal edip Allah’a tahsis edilmiş kalbimizi fani mahlukata yönlendirirsek, bunun tokadını hem burada hem ahirette yeriz. Kalbimizdeki bu hastalığı tedavi etmenin yolu ise iman ve tefekkür üzerinde yoğunlaşıp o güzellikler üzerinde fanilik damgalarını okuyarak sevgi ve aşkımızı gerçek sahibine tevdi etmektir.

    Kainatta aşka sebep olan üç faktör vardır. Bunlar cemal, kemal ve ihsandır. İnsan bu sebeplerden dolayı aşık olur ya da birisini sever. Halbuki kainattaki bütün güzellikler, mükemmellikler, ikram ve ihsanların membaı ve esası Allah’ın isim ve sıfatlarıdır.

    Kainattaki bütün güzellikleri toplasak Allah’ın cemali yanında okyanustan bir damla mesabesinde kalır. Üstelik bu güzellik ebedidir. Öyle ise, asıl güzellik kaynağına kalbimizi tevcih edip tatmin olmak varken, neden damla ile oyalanıp acı ve elem çekelim.

    "Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur." (Rad,13/ 28) ayetinde de ihtar ve ikaz edildiği gibi, insan kalbini tatmin edip doyuracak tek maşuk tek mahbub Allah’tır. Bu sebeple kalbimize giren bu kir ve pasları temizleyip Allah aşkına yanmamız gerekir. Yoksa insanın fani aşklar içinde boğulup imtihanı kaybetme riski çok fazla olur. Hazreti İbrahim (as) gibi “La uhubbül afilin - Fani şeyleri sevemeye değmez" (Enam, 6/76) deyip, mecazi aşklardan kalbimizi ve gönlümüzü arındırıp kurtarmalıyız.

    Cevap 3:

    Varlıkları sevmek iki türlü olur. Birisi caiz değil iken, diğeri caizdir.

    Birisi; bir şeyi kendi hesabına ve zatı için sevmektir. Yani sanatı sanatkarına olan yönünden ve işaretinden dolayı değil de, sanatı sırf sanat için, kendi hesabına sevmektir. Bu sevgiye mecazi sevgi deniliyor. Bu sevgi Allah’ın razı olduğu bir sevgi değildir. Her şeyin fani ve geçici olması bu yüzü iledir.

    Allah namına olmayan her şey fena ve yokluğa mahkumdur. Fena ve yoklukla yoğrulmuş bir sevgi ise, insana lezzetten çok azap veriyor. Bu sebeple Allah namına olmayan mecazi sevmekler, yanlış ve yasaktır. Üstelik bu sevgi insana Allah’ı hatırlatmıyor, tam aksine unutturuyor. Halbuki insana verilen kalp; ancak Allah sevgisi ile tatmin olabilir. Fani ve geçici mahlukat ile tatmin olmaz.

    Diğeri ise; Allah namına ve Allah hesabına sevmektir. Yani mahlukatı, O'nun isim ve sıfatlarına ayna ve vasıta olduğu için sevmek. O'nun sevgisine vesile olduğu için muhabbet etmektir. Bu sevgiye de hakiki sevgi deniliyor. Bu sevgi Allah’ın razı olduğu bir sevgidir.

    Mesela; bir çiçeğe bakıldığı zaman, o çiçekte sevilmeye layık ne varsa, hepsi Allah’ın sonsuz güzelliğinden gelen zayıf bir tecellidir. Güzelliğin asıl kaynağı ve menbası; Allah’ın sonsuz cemalidir. Demek çiçek sadece bir mazhar ve aynadır. Bir aynaya bakıp da, aynanın kaynağına intikal etmemek abes olur.

    İşte kainatta sevgiye sebep olan bütün güzellikler, mükemmellikler ve iyilikler, hepsi Allah’tan geliyor, mahlukattaki bütün güzellikler; O'nun sonsuz isim ve sıfatlarının çok perdelerden geçmiş zayıf ve basit birer tecellileridir. Biz bu tecellileri Allah için ve onun ismi ve namı ile sevebiliriz. Anne ve babamızı Allah’ın birer mahluku ve sanatı noktasından sevebiliriz. Allah namına olmadan ve O'ndan bağlantısız, sırf kendi hesaplarına sevmek doğru değildir. Yoksa Allah için ve O'nun hesabına ne kadar sevip hürmet etsek azdır. Burada sevmenin bir sınırı ve yasağı yoktur.

    Cevap 4:


    Kâinattaki her şey Allah’ın isim ve sıfatlarını bizlere yansıtan aynalardır. Allah için sevmek; varlıkların birer ayna olduğunun idrakine varmak ve üzerlerinde yansıttıkları “Allah’ın isim ve sıfatlarını” görüp, “O isim ve sıfatların aynaları oldukları için” sevmektir. Örneğin;

    Dünyayı, Ahiretin tarlası, Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını tanıtan bir ayna, bir mektup, bir misafirhane olarak görüp sevmek.

    Hayatı, Rabbimizin bize verdiği en kıymetli bir hazine, ahiretimizi kazanmak için bize verilen bir sermaye olarak görüp sevmek.

    Anne ve babayı, Cenab-ı Hakk’ın yetişip büyümemiz için bizi emanet ettiği merhametli muhafızlar olarak görüp, gereken hürmeti göstererek sevmek.

    Hayat arkadaşını, İlahi rahmetin latif, sevgili bir emaneti olduğu için sevmek.

    Dost ve Ahbabları, bizi doğru yola sevk eden ve o yolda yoldaşlık eden birer yardımcı olduğunu düşünüp sevmek.

    Gönderilen rızıkları, Allah’ın bize rahmet hazinesinden gönderdiği hediyeler olduğu için sevmek gerekir.

    Dünya ve içindekiler bu şekilde sevilirse, Allah’ın razı olduğu, “Allah için” olan sevgi gerçekleşmiş olur.

    Sonuç olarak, Allah için sevmeli, Rabbimiz’in hoşnut olduğu şeylere ve işlere gönül vermeliyiz. Allah'ın bizlere ihsan ettiği sevgi ve aşk nimetini böyle kullanmalıyız.





+ Yorum Gönder