Konusunu Oylayın.: EL-ESMAU'L-HUSNA (Allah’ın İsimleri)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
EL-ESMAU'L-HUSNA (Allah’ın İsimleri)
  1. 14.Temmuz.2011, 01:52
    1
    Misafir

    EL-ESMAU'L-HUSNA (Allah’ın İsimleri)






    EL-ESMAU'L-HUSNA (Allah’ın İsimleri) Mumsema EL-ESMAU'L-HUSNA (Allah’ın İsimleri)


  2. 14.Temmuz.2011, 01:52
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 27.Temmuz.2013, 21:36
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: EL-ESMAU'L-HUSNA (Allah’ın İsimleri)




    ESMÂ-İ HÜSN (Allah’ın İsimleri)




    En güzel isimler demektir. Bu tabir âyet ve hadislerde geçmiştir: "En güzel isimler Allah'ındır. O halde, O'na bu güzel isimlerle dua edin ve O'nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın...." (A'râf, 7/180; bk. Tâ-hâ, 20/8; Haşr, 59/24); "Allah'ın 99 ismi vardır. Bu isimleri ezberleyen (hıfz) kimse cennete girer." (Buhârî, Deavat, 68. VII, 169); "Allâh'ın 99 ismi vardır. Bu isimleri sayan (ihsâ) kimse cennete girer."(Müslim, Zikr, 6. III, 2062)

    Âyet ve hadislerde zikredilen "el-esmâü'l-hüsnâ"; Allah'ın nasıl bir varlık olduğunun, O'nun niteliklerini, özelliklerini ve hangi vasıflara sahip olup olmadığını beyan eden isim ve sıfatlardır.

    Allah'ı güzel isimleriyle tanımak ve anmak, O'na layık olmayan nitelikler isnat etmemek insanın başta gelen görevidir. Allah'ın isimleri hakkında Allah'a layık olmayan isimler isnat etmek, Allah'a "baba" demek gibi veya "cebbar", "mütekebbir", "zû intikam" gibi azamet ve kudret ifade eden isimleri kabul etmemek veya Allah'a özgü isimleri Allah'tan başka varlıklara vermek Kur'ân'da ilhad kavramıyla ifade edilmiştir. İlhad, doğru olandan, haktan sapmak demektir. Arapların Lat ismini el-ilâh, Menat ismini el-mennân, Uzza ismini el-Azîz isminden türetmeleri ilhaddır. Allâh'a, cisim, cevher, akıl ve illet gibi isimler vermek ilhaddır.

    Hadislerde geçen "ihsâ" (saymak) ve "hıfz" (ezberlemek) kelimeleri ile maksat; Allah'ı güzel isimleriyle tanımak, O'na O'nun istediği şekilde ibadet ve itaat etmektir. Yoksa bu isimleri anlamadan ezberlemek ve tekrarlamak değildir. Mesela bir insan yaptığı bir işte Allah'ın kendisini gördüğünü, yaptıklarını bildiğini, ameline göre ödül veya ceza vereceğini düşünmesi ve ona göre hareket etmesi Allah'ın isimlerini hıfz ve ihsâdır. Tirmizî (ö. 279) esmâü'l-hüsna ile ilgili Ebû Hüreyre'den yaptığı bir rivâyette, Allâh'ın 99 isimini zikretmiş ve bu hadis için garîb demiştir (Deavat, 83. No: 3506). Tirmizî, Ebû Hüreyre'den aynı anlamda iki hadis daha rivâyet etmiş ancak bu rivâyetlerde isimler sayılmamıştır. İbn Ebî Ömer- Sufyan b. Uyeyne - Ebû'z-Zinad - el-A'rac tarikıyla gelen hadise "hasen-sahih" demiştir. Buhârî ve Müslim'in rivâyetlerinde de isimler yoktur.

    İbn Mâce, el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgili rivâyetinde 101 isim zikretmiştir (Dua, 10, 11. No: 1269-1270). Tirmizî'nin rivâyetinde el-esmâü'l-hüsnâ, "hüvallahüllezî lâilâhe illâ hû" ile başlarken, İbn Mâce'nin rivâyetinde "Allah" lafzı ile başlamaktadır.

    Tirmizî ve İbn Mâce'nin el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgili rivâyetlerinin dışında başka hadislerde de Allah'ı tanıtan isim ve sıfatlar geçmektedir. Hadislerde geçen kâbid, bâsıt, hâfid, râfi', mu'ızz, müzill, sabûr, muhsî, mübdi', mümît, vâcid, reşîd, mukaddim, muahhir, muğnî, mâni', dârr, nâfi' ve mâcid gibi bazı sıfatlar, isim şeklinde Kur'ân'da geçmemektedir. Ancak bu sıfatların ifade ettiği manalar fiilller ile ifade edilmiştir. Allah'ın isimleri / sıfatları 99 adetten ibaret değildir. 99 rakamı çokluktan kinayedir. Nitekim, el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgili hadisler, Allah'ın isimlerinin 99'dan ibaret olduğunu da belirtmemekte, sadece bu isimleri sayanların cennete gireceklerini bildirmektedir. Ayrıca hadislerde geçmeyen ancak Kur'ân'da geçen Allah'ın güzel isim ve sıfatları vardır. Bu isim ve sıfatların sayısı iki yüzü geçmektedir. Aşağıda zikrettiğimiz isim ve sıfatların önündeki KK, Kur'ân-ı Kerîm'i; İC, İbn Mâce'yi; TR,Tirmizî'yi, HK, Hâkim Neysabûrî'yi; İH, İbn Hıbban'ı; BY, Beyhakî'yi; NS, Nesâî'yi ifade etmektedir. Diğer hadislerde geçenlerin kaynakları verilmiştir.

    Ayet ve hadislerde geçen Allah'ın isim ve sıfatlarının kısaca anlamları:

    el-A'lâ ; en yüce, en şerefli.

    A'lem ; her şeyi en iyi bilen

    el-Adl ; âdil, insaflı, her şeyi yerli yerinde yapan, her şeyi hak ve doğru olan

    Adüvvün li'l-kâfirîn; ; kâfirlerin düşmanı

    el-Afüvv ; çok affedici, çok bağışlayan

    el-Âhir ; varlığının sonu olmayan, ölümsüz, ebedî ve bâkî olan

    Âhizü'n bi nâsiyetih ; suçluları cezalandıran

    Ahkemü'l-hâkimîn ; hüküm verenlerin en iyisi, hâkimler hâkimi

    Ahsenü'l-hâlikîn ; yaratanların, takdir ve tasvir edenlerin en iyisi

    Akrab ; bilmesi, görmesi, duyması, haberdâr olması ve yardım etmesi açısından insanlara en yakın olan

    el-Alî ; şanı, şerefi, izzeti ve kudreti yüce olan

    el-Alîm ; her şeyi çok iyi bilen

    el-Âlim ; bilen, anlayan, tanıyan

    Âlimü'l-ğaybi ; gaybı bilen

    Âlimü ğaybi's-semâvâti ve'l-ard ; yerin ve göklerin gaybını bilen

    Âlimü'l-ğaybi ve'ş-şehâdeti ; görünen ve görünmeyen âlemi bilen

    el-Allâm ; çok bilen, bilgisi çok olan, her şeyi bilen

    Allâmü'l-ğuyûb ; görünmeyenleri çok iyi bilen

    el- Azîm ; zatı, isim, sıfat ve fiileri itibariyle pek ulu, büyük, yüce

    el- Azîz ; üstün, güçlü, kuvvetli, galip, şerefli, değerli, melik

    el- Bâ'ıs ; kıyamet kopunca ölüleri dirilten, mahşer yerine sevk eden, uyarıcı ve müjdeci olarak peygamber gönderen, kıyamette şahitler getiren

    el- Bâkî ; sonlu ve ölümlü olmayan, varlığı sürekli olan, ebedî

    Bâli'ğu emrih ; emri, hükmü hedefine ulaşan, kararını infaz eden

    el- Bâri' ; yaratan, örneği olmadan varlıkları îcat eden

    el- Berr ; iyilik eden, çok lütüfkâr, çok merhametli, çok şefkatli

    el- Bârr ; iyilik eden, çok lütufkâr, çok merhametli, çok şefkatli

    el- Bâsıt ; dilediğine rızkı bol veren

    el- Basîr ; aydınlık ve karanlıkta küçük ve büyük her şeyi gören

    el- Bâtın ; mâhiyeti akıl ile idrâk olunamayan, haya ile tahayyül edilemeyen, her şeyin iç yüzünü, sırlarını bilen

    el- Bedî' ; bir şeyi nümûnesi olmadan yaratan , vâr eden, îcât eden

    Bedîu's-semâvâti ve'l-erd ; gökleri ve yeri örneği olmadan yaratan

    berîü'n mine'l-müşrikîn ; müşriklerden berî, uzak olan

    el- Bürhân ; delil sahibi, kullarına delil gösteren, varlığına her şey delalet eden

    Câ'ıl(ûn) ; yaratan, vâr eden, bir varlıktan başka bir varlık yapan,

    el- Câmi' ; kıyamette insanları bir araya toplayan, cem eden

    Câmi'u'n-nâs ; kıyamette insanları bir araya toplayan, cem eden

    el - Cebbâr ; emir ve yasaklarını, hüküm ve karalarını kullarına yaptırmaya gücü yeten, azgın ve zalimleri kahredici, dertlere derman olan, yaraları sarıp onaran, yaratıklarının hallerini düzelten

    el- Celîl ; ulu, kudretli, yüce, azamet ve Kibriya sahibi

    el- Cemîl ; zatı, isim, sıfat, söz, fiil ve hükümleri iyi, güzel, iyilik ve ihsan sahibi

    el- Cevâd ; cömert, nimet ve ihsanı bol olan (Tirmizî, Edeb, 41)

    ed- Dâim ; ölümsüz, varlığı sürekli olan, bâkî ve dâim

    ed- Dârr ; zarar veren şeyleri yaratan âsileri zarar vererek cezalandıran

    ed- Dehr ; zamanı ve zaman içinde olup biten her şeyi vâr eden, zamanın sahibi ve yöneten (Müslim, Elfâz,1, 3. Buhârî, Edeb, 101. Tevhîd, 34)

    ed- Deyyân ; hüküm veren, hesaba çeken, zelil eden, kahhâr (Buhârî, Tevhîd, 32. Ahmed, III, 495)

    el- Ebed ; ölümsüz, varlığı sürekli, bâkî ve dâim

    Ebkâ ; verdiği nimetler sürekli ve daha kalıcı olan

    el-Ehad ; eşi, benzeri ve ikincisi bulunmayan bir tek, yegâne

    Ehlü'l-mağfire ; mağfiret ehli, affedici

    Ehlü't-takvâ ; azabından korkup sakınmaya, korunmaya layık olan

    Ekber ; zatı, isim, sıfat ve fiilleri, şana ve şerefi, nimet ve ihsanı en yüce en ulu (Müslim, Tahâre, 17;Tirmizî, Deavat, 25)

    el-Ekrem ; en çok ikram eden

    Erhamü'r-râhımîn ; merhamet edenlerin en merhametlisi

    Esdeku hadîsen ; en doğru sözlü

    Esdeku Kîlen ; en doğru sözlü

    Esra'u Mekren ; hile ve tuzak kuranları en sür'atli bir şekilde cezalandıran

    Esra'u Ferahan ; kullarının tevbesine çok sevinen

    Esra'u'l-hâsibîn ; hesap soranların, hesap görenlerin en sür'atlisi

    Eşeddü Kuvveten ; çok kuvvetli, çok güçlü

    Eşeddü Tenkîlen ; çok şiddetli cezalandıran

    Eşeddü be'sen ; çok şiddetli cezalandıran

    el-Evvel ; öncesi olmayan, yaratılmamış, ezelî ve kadîm tek varlık

    Fa'âlün limâ yürîd ; dilediğini yapan

    Fâil(ûn) ; Yapan, yaratan, vâr eden

    Fâliku'l-habbi ve'n-nevâ ; çekirdek ve taneleri çatlatan, yarıp açan

    Fâliku'l-ısbâh ; karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran

    el- Fâtır ; yaratan, îcat eden, yoktan var eden

    Fâtıru's-semâvâti ve'l erdı ; yeri ve gökleri yaratan

    el- Fâtın ; deneyen, imtihan eden (Mâlik, Kader,

    el-Ferd ; tek kadîm, ezelî, ebedî ve bâkî olan varlık.( Beyhakî, I, 161)

    el- Fettâh ; en âdil hüküm veren iyilik kapılarını açan

    Gâlib'ün `alâ emrihî ; emirinde işinde ve hükmünde galip olan, üstün gelen

    el-Ğaffâr ; çok affeden, çok bağışlayan, günah ne kadar çok olursa olsun yine bağışlayan

    Ğâfiru'z-Zenbi ; günahları bağışlayan

    el-Ğafûr ; çok affeden, çok bağışlayan

    el- Ğanî ; zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan

    el- Habîr ; her şeyden haberdar olan, gizli âşikâr her şeyi bilen, haber veren

    el- Hâdî ; hidayet eden, doğru yolu gösteren

    el- Hâfız ; koruyup gözeten

    el- Hafî ; çok ikram eden, son derece iyilik ve lütuf sahibi, her şeyi bilen (Ebu Davud, Tirmizî,

    el- Hâfid ; şan, şeret ve itibar bakımından kâfirleri alçaltan, değersiz yapan, cezalandıran

    el- Hafîz ; varlıkları yok olmaktan koruyan,

    el- Hakem ; hüküm veren, son kararı veren

    el- Hakîm ; hikmet sahibi, her işi, emri ve yasağı yerli yerinde olan

    el- Hâkim ; hükmeden, karar veren, haklıyı haksızı ayıran

    el- Hakk ; varlığı, ilah ve rab oluşu hak olan, eşyayı var eden hakkı ızhar eden, mülk sahibi, yok olmayan, varlığında şüphe bulunmayan, âdil

    el- Hâlik ; her şeyi yaratan

    el- Halîm ; çok sakin, hemen öfkelenmeyen, kızmayan, heyecanlanmayan, acele etmeyen hoşgörülü, teenni ile hareke eden

    el- Hallâk ; mükemmel yaratan, devamlı yaratan

    el- Hamîd ; çok övülen, övgüye layık olan

    el- Hannân ; çok merhametli, çok şefkatli

    el-Hâsib ; insanları sorgulayan, hesaba çeken )

    Hasbü ; yardım etmede, rızık vermede ve korumada yeten,

    el-Hasîb ; insanlara yeten, insanların yaptıklarını koruyup hesaba çeken

    el-Hayî ; edep ve haya sahibi, çirkinliği bulunmayan, bağış, ihsan ve nimeti terk etmeyen (Ebû Dâvud, Hammam, 2; İbn Mâce, Dua, 13; Nesaî, Gusl, 7)

    Hayr ; hayırlı, faydalı olan, iyilik eden

    Hayru'l-fâsılîn ; hükmedenlerenin, haklı ile haksızı ayırt edenlerin en hayırlısı

    Hayru'l-fâtihîn ; hükmedenlerin, nimet verenlerin, hayır kapılarını açanların en hayırlısı

    Hayru'l-ğâfirîn ; bağışlayanların en hayırlısı

    Hayru'l-hâkimîn ; hüküm ve karar verenlerin en hayırlısı

    Hayru'l-mâkirîn ; hile ile kötülük yapanları bilemeyecekleri, anlayamayacakları, cihetlerden daha şiddetli cezalandıran

    Hayru'l-münzilîn ; nimet verenlerin, ikram edenlerin en hayırlısı

    Hayru'l-vârisîn ; varislerin en hayırlısı

    Hayru'n-nâsırîn ; yardım edenlerin en hayırlısı

    Hayru'r-râhımîn ; merhamet edenlerin en hayırlısı

    Hayru'r-râzikîn ; rızık, nimet verenlerin en hayırlısı

    Hayrun hâfizan ; en iyi koruyup gözeten

    el- Hayy ; yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezelî ve ebedî olan

    Hüvallahüllezî lâilâhe illâ hû ; kendisinden başka tanrı bulunmayan Allah

    el- İlâh ; ma'bûd. Tanrı

    İlâhü'n-nâs ; insanların ilahı

    el- Kâbid ; dilediğine rızkı daraltan, ölüm zamanı gelenlerin ruhlarını kabzeden

    Kâbilü't-tevb ; tevbeleri kabul eden

    el-Kâdî ; hakla hükmeden (Beyhâkî, el-Esmâ ve's-Sıfât, s. 111)

    Kâdî'l-umûr ; işlere karar veren (Tirmizî)

    el- Kâdîm ; evveli olmayan, ezelî olan ilk varlık

    el- Kâdir ; güçlü, kuvvetli, her şeye gücü yeten

    el- Kadîr ; çok güçlü, çok kuvvetli, istediğini istediği gibi eksiksiz, kusursuz ve tam yapabilen

    el- Kâfî ; kullarına yardım eden, vekil olan, yol gösteren, yaptıklarını bilen, gören, haberdar olan ve hesaba çeken

    el- Kahhâr ; yenilmeyen, daima galip gelen

    el- Kâhir ; galip gelen, zelil eden, güçlü, her şeyi kuşatan, yaratıklarını dilediği gibi yöneten

    el- Kâim ; varlıkları görüp gözeten, koruyan, yöneten

    el- Kâin ; kadîm, ezelî, ebedî, bâkî, ilk varlık, varlığı sürekli olan (Ahmed, II, 539)

    el-Karîb ; aff, mağfireti, rahmeti, bilmesi, görmesi ve duyması itibariyle kullarına yakın olan

    el- Kâşif ; azap, sıkıntı, bela ve dertleri gideren

    Kâşifü'l-azâb ; azabı, sıkıntıyı, derdi kaldıran

    Kâtib(ûn) ; insanların yaptıklarını yazan

    el- Kavî ; kuvvetli, kudretli, her şeye gücü yeten

    el- Kayyûm ; zatı ile kaim olana, ezelî ve ebedî, her şeyin varlığı kendisine bağlı, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan, ihtiyaçlarını üstlenen

    el- Kebîr ; zatı, isim ve sıfatları, şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti, değer ve izzeti pek yüce, ulu ve büyük

    el- Kefîl ; bütün canlıların rızıklarını üstlenen, bu konuda kullarına yeten, nimet veren, kullarını görüp gözeten

    el- Kerîm ; değerli, şerefli, çok nimet veren, nimet ve ihsanı bol olan

    el- Kuddûs ; her türlü çirkinlik (Nesefî, VI, 234), noksanlık ve ayıplardan uzak, tertemiz, bütün kemal sıfatları kendisinde toplayan, güzellik, iyilik ve faziletlerle övülen

    el- Latîf ; yaratıklara karşı yumuşak davranan, çok merhametli, çok lütufkâr, ihsan sahibi, insanlara hak ettiklerinden fazlasını veren her şeyin detayını, sırlarını en iyi bilen, işleri çok hassas düzenleyen, gözle görülmeyen

    el- Mâcid ; şan ve şeref sahibi, hayır ve ihsanı, kerem ve lütfu bol olan

    Mâhid(ûn) ; yer yüzünü yaratıkları için elverişli, yarayışlı ve faydalı olarak yaratan

    el- Mâlik ; bütün varlıkların sahibi

    Mâlikü yevmi'd-din ; din gününün, âhiretin sahibi

    Mâlikü'l-mülk ; mülkün sahibi

    el- Mâni' ; istediği şey engel olan, koruyan, kurtaran, yardım eden

    el- Mecîd ; çok şerefli, çok itibarlı
    el-Melik ; bütün varlıkları yöneten, dilediğini yapan, dilediği gibi hükmeden

    Meliki'n-nâs ; insanların meliki

    el-Melîk ; çok mülkü olan, her şeyin sahibi ve Malikî, onları terbiye edip yetiştiren, mülk ve güç veren

    el-Mennân ; kullarına bol ihsânda bulunan, sayısız nimetler veren (İbn Mace, Dua, 9.

    el-Metîn ; çok kuvvetli, çok dayanıklı, âcizliği, za'fiyeti ve gevşekliği olmayan

    el-Mevlâ ; dost, yardımcı, görüp gözeten

    Mu'azzib(în) ; suç işleyenleri, zalimleri, günahkârları cezalandıran

    el-Mu'ızz ; izzet ve şeref, güç ve kuvvet, itibar ve şeref veren, aziz yapan

    el-Mu'îd ; canlı varlıkları ölümlerinden sonra dirilten, yeniden yaratan

    el-Mu'tî ; nimet veren ihsanda bulunan

    el-Muahhır ; geriye bırakan

    el-Muğîs ; yağmur yağdıran

    el-Muğnî ; insanlara mal mülk veren, onları zengin yapan, cömert, nimet sahibi,

    Mûhinü keydi'l-kâfirîn ; kâfirlerin tuzağını zayıflatan, boşa çıkaran

    el-Muhît ; ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatan, her şeye muttali olan

    Muhîtü'n bi'l-kâfirîn; kâfirleri kuşatan

    el-Muhric ; bir şeyi açığa çıkaran, bir varlıktan başka bir varlık var eden, gizli şeyleri ortaya çıkaran

    el-Muhsî ; insanların bütün yaptıklarını , olup biten her şeyi bilen ve koruyan

    el-Muhsin ; yaptığı şeyleri iyi, güzel, sağlam ve kaliteli yapan, insanlara ikram ve in'am eden

    el-Muhyî ; varlıklara hayat veren, onları yaşatan, ölümlerinden sonra dirilten

    Muhyî'l-mevtâ ; ölüleri dirilten

    Muhzî'l-kâfirîn ; kâfirleri rezil rüsvay eden

    el-Mukaddim ; öne alan

    Mukallibü'l-kulûb ; kalpleri halden hale çeviren

    Musarrifu'l-kulub ; kalpleri halden hale çeviren

    el-Mu'îd ; ölümlerinden sonra da tekrar diriltecek ve hayatlarını iade edecek olan

    el-Mukît ; her şeye gücü yeten, , rızık veren, yapılanları bilen, koruyan, mükâfat veren

    el-Muksıt ; âdil, hakla hükmeden

    el-Muktedir ; güçlü, kuvvetli, istediğini istediği gibi yapan

    el-Musavvir ; yaratıklara şekil ve özellik veren

    Mûsi'(ûn) ; gökleri genişleten

    el-Muksıt ; âdil, hakla ve adaletle hükmeden, mazlumun hakkını zalimden adaletle olan demektir

    Mutahhir ; müminleri manevî kirlerden, günahlardan temizleyen, kötülüklerden kurtaran

    el-Mübdi' ; varlıkları ilk defa yaratan Beyhakî'in el-Esmâ ve's-Sıfât adlı eserinde (s. 61) bu isim el-Bâdi' olarak geçmektedir. Her iki kelime aynı anlamdadır.

    el-Mübîn ; varlığı âşikâr olan, hakkı ızhar eden, gerçeği beyan eden

    Mübrim (ûn) ; hile ile kötülük yapmaya karar verenleri bilir, onların bu kötülüklerini boşa çıkarır, onları kesin olarak cezalandırır

    Mübtel(în) ; deneyen, imtihan eden, gizli olanları açığa çıkaran

    el-Mücîb ; duaları, istekleri, dilekleri kabul eden, ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları gideren

    el-Müdebbir ; kâinatı yöneten, işleri yerli yerince düzene koyan

    el-Müheymin ; insanların bütün yaptıklarını bilen, koruyan, görüp gözeten

    Mûhinü keydi'l-kâfirîn, ; ise kâfirlerin tuzağını zayıflatan, gevşeten, boşa çıkaran,

    el-Mühlik ; isyan eden, azan, günaha dalan ve zulmeden fert ve toplumları yok eden, helak eden

    el-Mükevvin ; ebedî olarak vâr olan (Ahmed, II, 539; Buhârî, Tevhîd, 26)

    el-Mümidd ; yardım eden

    el-Mü'min ; yaratıklarına güven veren

    el-Mümît ; varlıkların hayatlarına son veren, canlarını alan

    el-Müneccî ; sıkıntı, bela ve azaptan kurtaran

    el-Münezzil ; nimet veren, su, sekînet, melek, kitap ve peygamber indiren

    el-Münîr ; ışık veren, aydınlatan,

    Münşi(ûn) ; îcat eden, inşa eden, yapan, ilk defa yaratan

    el-Müntekim ; suçluları cezalandıran

    Münzil (în) ; melek. Kitap, bu, sekînet indiren, nimet veren

    Münzilü't-Tevrâti ve'l-İncîli ve'l-Fürkân ; Tevrat, İncil ve Kur'ân'ı indiren

    Münzir(în) ; kullarına fayda ve zarar veren şeyleri bildiren; inkâr ve isyan edenlerin âkibetinin kötü olduğunu haber vererek onları bu davranışlardan sakındıran ve azabı ile korkutan

    Mürsil(în) ; vahiy, peygamber, bol yağmur, aşılayıcı rüzgar, koruyucu melek âsiler için yıldırımlar ve âfetler gönderen

    el-Müsa'ır ; ürünleri azaltıp çoğaltan, kıtlaştırıp bollaştıran (Tirmizî, Büyu', 73. Ebû Dâvud, Büyu', 51)

    el-Müsteân ; kendisinden yardım istenen, kindisine sığınılan

    Müstemi'(ûn) ; sesleri işiten,duyan

    el-Müteâl ; aşkın, pek yüce, ulu, eksik ve noksanlıklardan berî olan

    el-Mütekebbir ; ihtiyaç ve noksanlığı gerektiren her şeyden münezzeh, pek yüce ve ulu

    el-Müteveffî ; yaratıkların canlarını alan

    Mütimmü nûrihî ; nurunu, dinini tamamlayan

    el-Müzill ; boyun eğdiren, zelil eden, alçaltan

    en-Nâfi' ; faydalı şeyleri yaratan, bütün yaratıklara faydası olan

    en-Nâsır ; yardım eden

    en-Nasîr ; çok yardım eden, sürekli yardım eden

    en-Nazîf ; sözleri, işleri ve hükümleri temiz, iyi ve güzel olan (Tirmizî, Edeb, 41)

    en-Nûr ; aydınlatıcı, ışık verici

    Nûru's-semâvâti ve'l-ard ; gökleri ve yeri aydınlatan

    er-Rabb ; varlıkları yaratıp yetiştiren, terbiye eden, eğiten, yetiştiren, her şeye nizamını, güzelliğini ve yeteneklerini veren, her şeyin Malikî ve sahibi

    Rabbü'l-âlemîn ; âlemlerin rabbi

    Rabbü'n-Nâs ; insanların Rabbi

    Rabb'ü'l-Arş ; Arş'ın Rabbi

    Rabbü'l-Felak ; sabahın Rabbi

    Rabbü's-Semâvâti ; göklerin Rabbi

    Rabbü'l-Ard ; yerin Rabbi

    Rabbü'l-Izzeti ; kudret ve şeref sahibi

    Rabbü'ş-Şi'râ ; Şi'ra yıldızının sahibi

    Rabbü Külli Şey'in ; her şeyin Rabbi

    er-Râfi' ; peygamber ve müminlerin itibar, şan ve şereflerini artıran, göğü yükselten

    er-Rahîm ; çok merhametli

    er-Rahmân ; çok merhametli, pek müşfik

    er-Rakîb ; insanların hallerini, sözleri, yaptıklarını ve davranışlarını bilen, haber alan, murakabe edip koruyan

    er-Râşid ; doğru yolu gösteren, her işi isabetli olan

    er-Raûf ; çok merhametli, çok şefkatli, çok acıyan

    Refî'u'd-derecât ; manevî dereceleri ve gökleri tabaka tabaka yükselten

    er-Refîk ; yumuşak davranışlı, merhametli (Müslim, Selam, 15, Buharî, Edeb, 35, Ebû Dâvûd, Edeb, 15)

    er-Reşîd ; her işinde isabetli olan, doğru yolu en iyi gösteren

    er-Rezzâk ; bol nimet, maddî ve manevî rızık veren

    Hayrü'r-râzikîn ; rızık verenlerin en hayırlısı

    es-Sabûr ; çok sabırlı

    es-Sâdık ; söz, iş, va'd ve va'îdinde doğru olan her sözünü ve va'dini yerine getiren

    es-Sâil ; insanları âhirette sorgulayan, hesaba çeken (Müslim, İmâre, 45. Buhârî, Enbiyâ, 50)

    es-Samed ; her şeyin kendisine muhtaç olduğu, yöneldiği, her dilek ve isteğin mercîi; hiç eksiği, kusuru ve ihtiyacı olmayan ulu, şanlı, dosdoğru, âdil ve güvenilir

    es-Sâmi' ; sözlerini açığını da gizlisini de işiten

    es-Sâni' ; varlıkları, iyi, güzel, sağlam ve muhkem yapan, fâil, halik, musavvir (Müslim, Zikr, 9)

    es-Selâm ; eksiklik, âcizlik, hastalık, ölüm ve benzeri şeylerden salim olan kullarına güven ve selamet veren

    es-Semî' ; her sözü, bütün konuşulanları en iyi işiten, duyan

    Semî'u'd-Dü'â ; duaları duyar kabul eden

    Serîu'l-hısâb ; çok süratli sorgulama yapan, hesap soran

    Serî'u'l-`Ikâb, ; çok hızlı cezalandıran

    es-Setîr ; kularının ayıp ve kusurlarını örten (Nesâî, Gusl, 7. Ebû Dâvûd, Hammam, 2. Ahmed, IV, 224)

    es-Seyyid ; en şerefli, en yüce, kâinatın sahibi, Malikî ve yöneticisi (Ahmed, IV, 24. Beyhakî, el-Esmâ ve's-Sıfât, I, 54)

    es-Sübbûh ; her türlü kötülük, eksiklik, acizlik, ve noksanlıklardan uzak olan (Müslim, Salat, 223; Ebu Davut, Salat, 17; Nesai, Tatbik, 11, Ahmed, V. 35, 99,115,148)

    eş-Şâfi' ; maddî ve ma'nevî hastalıklara şifa veren, sıkıntıları gideren (Buharî, Merda, 20. Tıb, 40; Müslim, Selam, 46, 47, 48; Ebû Dâvud, Tıb, 17)

    eş-Şâhid ; bilen, muttali olan, tanık

    eş-Şâkir ; verdiği nimetlere şükredi ve çalışan kimseyi ödüllendiren

    eş-Şedîd ; çok kuvvetli, cezalandırması çok şiddetli

    Şedîdü'l-`azâb ; azabı çok şiddetli

    Şedîdü'l-`ıkâb ; cezalandırması çok şiddetli

    Şedîdü'l-mihâl ; cezası. Azabı, kuvveti çok şiddetli olan

    eş-Şefî' ; müminler yâr ve yardımcısı, azap ve sıkıntılardan koruyucusu

    eş-Şehîd ; her şeye muttali olan, gören, bilen, haberdâr olan, her yerde hazır nazır olan, hiçbir şey kendisinden gizlenemeyen, bütün sırlara vakıf olan, her şeyi murakabe eden

    eş-Şekûr ; ibadet eden kullarının mükâfatlarını bolca veren, az çok her itaati ödüllendiren

    Şey ; var olan, mevcut

    et-Tâmm ; zat, isim, sıfat ve fiilleri, eksisiksiz, kusursuz ve mükemmel olan, acziyet ve za'fiyeti olmayan

    et-Tayyib ; söz, iş ve hükümleri iyi, güzel ve faydalı olan eksiklik ve noksanlardan münezzeh olan (Tirmizî, Edeb, 41; Müslim, Zekat, 65)

    et-Tevvâb ; tevbeleri çok kabul eden, sürekli tevbeleri kabul eden

    el-Vâcid ; zengin, hiç bir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi, her şeye gücü yeten

    el-Vâhid ; zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan, tek olan

    el-Vâkî` ; yaratıklarını tehlikelerden koruyan

    el-Vâlî ; koruyup gözeten, yardım eden, işleri deruhte eden

    el-Vâris ; bütün varlıkların sahibi, bâkî, ebedî ve dâim olan her şey kendisine dönen

    el-Vâsi' ; güçlü, kuvvetli, ilim ve merhameti her şeyi kuşatan, bütün yaratıklara rızık veren, nimet ve ihsanı bol olan

    Vâsi'u'l-mağfire ; bağışlaması, mağfireti bol olan

    el-Vedûd ; müminleri çok seven, kulları tarafından çok sevilen

    el-Vehhâb ; karşılıksız çok nimet veren, ikram ve ihsanda devamlı olan lütfu,, ihsanı ve rahmeti bütün kulları kuşatan

    el-Vekîl ; güvenilen, koruyucu, yardım eden, görüp gözeten, her şeyin Malikî ve yöneticisi

    el-Velî ; dost, seven, görüp gözeten, yardım eden

    el-Vitr ; ilah, yaratıcı ve ma'bud olmada eşi ve benzeri bulunmayan, tek

    ez-Zâhir ; varlığı her şeyden âşikâr olan, her şeye galip gelen her şeyden yüce olan

    ez-Zâri' ; yetiştiren, büyüten, inşa eden (Beyhâkî, el-Esmâ ve's-Sıfât, s. 57)

    Zâri'ûn ; ekinleri, bitkileri yetiştiren, büyüten

    Zû'l-izzeti ; izzet, güç, kuvvet ve şeref sahibi

    Zî't-tavl ; lütuf, bağış, ikram , ihsan, af ve bağış sahibi,

    Zû fadl ; ikram sahibi

    Zü'l-fadli'l-azîm : çok ikram sahibi

    Zû-intikam ; intikam sahibi, âsileri, zalimleri cçezalandıran

    Zü'l-`ıkâb ; suçluları, günahkârları, zalimleri cezalandıran

    Zü'l-Arş ; Arşın sahibi

    Zü'l-celâli ve'l-ikrâm ; azamet ve kibriya, ikram ve ihsan sahibi

    Zü'l-kuvveti ; güç ve kuvvet sahibi
    Zü'l-mağfireti ; af ve bağış sahibi

    Zü'l-me'âric ; bütün derecelerin sahibi

    Zû'l-mecd ve'l-ikrâm, ; şeref ve ikram sahibi,

    Zü'r-rahmeti ; merhamet sahibi
    Bu kelimelerin detaylı anlam ve açıklamaları için ilgili maddelere bakınız.


  4. 27.Temmuz.2013, 21:36
    2
    Devamlı Üye



    ESMÂ-İ HÜSN (Allah’ın İsimleri)




    En güzel isimler demektir. Bu tabir âyet ve hadislerde geçmiştir: "En güzel isimler Allah'ındır. O halde, O'na bu güzel isimlerle dua edin ve O'nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın...." (A'râf, 7/180; bk. Tâ-hâ, 20/8; Haşr, 59/24); "Allah'ın 99 ismi vardır. Bu isimleri ezberleyen (hıfz) kimse cennete girer." (Buhârî, Deavat, 68. VII, 169); "Allâh'ın 99 ismi vardır. Bu isimleri sayan (ihsâ) kimse cennete girer."(Müslim, Zikr, 6. III, 2062)

    Âyet ve hadislerde zikredilen "el-esmâü'l-hüsnâ"; Allah'ın nasıl bir varlık olduğunun, O'nun niteliklerini, özelliklerini ve hangi vasıflara sahip olup olmadığını beyan eden isim ve sıfatlardır.

    Allah'ı güzel isimleriyle tanımak ve anmak, O'na layık olmayan nitelikler isnat etmemek insanın başta gelen görevidir. Allah'ın isimleri hakkında Allah'a layık olmayan isimler isnat etmek, Allah'a "baba" demek gibi veya "cebbar", "mütekebbir", "zû intikam" gibi azamet ve kudret ifade eden isimleri kabul etmemek veya Allah'a özgü isimleri Allah'tan başka varlıklara vermek Kur'ân'da ilhad kavramıyla ifade edilmiştir. İlhad, doğru olandan, haktan sapmak demektir. Arapların Lat ismini el-ilâh, Menat ismini el-mennân, Uzza ismini el-Azîz isminden türetmeleri ilhaddır. Allâh'a, cisim, cevher, akıl ve illet gibi isimler vermek ilhaddır.

    Hadislerde geçen "ihsâ" (saymak) ve "hıfz" (ezberlemek) kelimeleri ile maksat; Allah'ı güzel isimleriyle tanımak, O'na O'nun istediği şekilde ibadet ve itaat etmektir. Yoksa bu isimleri anlamadan ezberlemek ve tekrarlamak değildir. Mesela bir insan yaptığı bir işte Allah'ın kendisini gördüğünü, yaptıklarını bildiğini, ameline göre ödül veya ceza vereceğini düşünmesi ve ona göre hareket etmesi Allah'ın isimlerini hıfz ve ihsâdır. Tirmizî (ö. 279) esmâü'l-hüsna ile ilgili Ebû Hüreyre'den yaptığı bir rivâyette, Allâh'ın 99 isimini zikretmiş ve bu hadis için garîb demiştir (Deavat, 83. No: 3506). Tirmizî, Ebû Hüreyre'den aynı anlamda iki hadis daha rivâyet etmiş ancak bu rivâyetlerde isimler sayılmamıştır. İbn Ebî Ömer- Sufyan b. Uyeyne - Ebû'z-Zinad - el-A'rac tarikıyla gelen hadise "hasen-sahih" demiştir. Buhârî ve Müslim'in rivâyetlerinde de isimler yoktur.

    İbn Mâce, el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgili rivâyetinde 101 isim zikretmiştir (Dua, 10, 11. No: 1269-1270). Tirmizî'nin rivâyetinde el-esmâü'l-hüsnâ, "hüvallahüllezî lâilâhe illâ hû" ile başlarken, İbn Mâce'nin rivâyetinde "Allah" lafzı ile başlamaktadır.

    Tirmizî ve İbn Mâce'nin el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgili rivâyetlerinin dışında başka hadislerde de Allah'ı tanıtan isim ve sıfatlar geçmektedir. Hadislerde geçen kâbid, bâsıt, hâfid, râfi', mu'ızz, müzill, sabûr, muhsî, mübdi', mümît, vâcid, reşîd, mukaddim, muahhir, muğnî, mâni', dârr, nâfi' ve mâcid gibi bazı sıfatlar, isim şeklinde Kur'ân'da geçmemektedir. Ancak bu sıfatların ifade ettiği manalar fiilller ile ifade edilmiştir. Allah'ın isimleri / sıfatları 99 adetten ibaret değildir. 99 rakamı çokluktan kinayedir. Nitekim, el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgili hadisler, Allah'ın isimlerinin 99'dan ibaret olduğunu da belirtmemekte, sadece bu isimleri sayanların cennete gireceklerini bildirmektedir. Ayrıca hadislerde geçmeyen ancak Kur'ân'da geçen Allah'ın güzel isim ve sıfatları vardır. Bu isim ve sıfatların sayısı iki yüzü geçmektedir. Aşağıda zikrettiğimiz isim ve sıfatların önündeki KK, Kur'ân-ı Kerîm'i; İC, İbn Mâce'yi; TR,Tirmizî'yi, HK, Hâkim Neysabûrî'yi; İH, İbn Hıbban'ı; BY, Beyhakî'yi; NS, Nesâî'yi ifade etmektedir. Diğer hadislerde geçenlerin kaynakları verilmiştir.

    Ayet ve hadislerde geçen Allah'ın isim ve sıfatlarının kısaca anlamları:

    el-A'lâ ; en yüce, en şerefli.

    A'lem ; her şeyi en iyi bilen

    el-Adl ; âdil, insaflı, her şeyi yerli yerinde yapan, her şeyi hak ve doğru olan

    Adüvvün li'l-kâfirîn; ; kâfirlerin düşmanı

    el-Afüvv ; çok affedici, çok bağışlayan

    el-Âhir ; varlığının sonu olmayan, ölümsüz, ebedî ve bâkî olan

    Âhizü'n bi nâsiyetih ; suçluları cezalandıran

    Ahkemü'l-hâkimîn ; hüküm verenlerin en iyisi, hâkimler hâkimi

    Ahsenü'l-hâlikîn ; yaratanların, takdir ve tasvir edenlerin en iyisi

    Akrab ; bilmesi, görmesi, duyması, haberdâr olması ve yardım etmesi açısından insanlara en yakın olan

    el-Alî ; şanı, şerefi, izzeti ve kudreti yüce olan

    el-Alîm ; her şeyi çok iyi bilen

    el-Âlim ; bilen, anlayan, tanıyan

    Âlimü'l-ğaybi ; gaybı bilen

    Âlimü ğaybi's-semâvâti ve'l-ard ; yerin ve göklerin gaybını bilen

    Âlimü'l-ğaybi ve'ş-şehâdeti ; görünen ve görünmeyen âlemi bilen

    el-Allâm ; çok bilen, bilgisi çok olan, her şeyi bilen

    Allâmü'l-ğuyûb ; görünmeyenleri çok iyi bilen

    el- Azîm ; zatı, isim, sıfat ve fiileri itibariyle pek ulu, büyük, yüce

    el- Azîz ; üstün, güçlü, kuvvetli, galip, şerefli, değerli, melik

    el- Bâ'ıs ; kıyamet kopunca ölüleri dirilten, mahşer yerine sevk eden, uyarıcı ve müjdeci olarak peygamber gönderen, kıyamette şahitler getiren

    el- Bâkî ; sonlu ve ölümlü olmayan, varlığı sürekli olan, ebedî

    Bâli'ğu emrih ; emri, hükmü hedefine ulaşan, kararını infaz eden

    el- Bâri' ; yaratan, örneği olmadan varlıkları îcat eden

    el- Berr ; iyilik eden, çok lütüfkâr, çok merhametli, çok şefkatli

    el- Bârr ; iyilik eden, çok lütufkâr, çok merhametli, çok şefkatli

    el- Bâsıt ; dilediğine rızkı bol veren

    el- Basîr ; aydınlık ve karanlıkta küçük ve büyük her şeyi gören

    el- Bâtın ; mâhiyeti akıl ile idrâk olunamayan, haya ile tahayyül edilemeyen, her şeyin iç yüzünü, sırlarını bilen

    el- Bedî' ; bir şeyi nümûnesi olmadan yaratan , vâr eden, îcât eden

    Bedîu's-semâvâti ve'l-erd ; gökleri ve yeri örneği olmadan yaratan

    berîü'n mine'l-müşrikîn ; müşriklerden berî, uzak olan

    el- Bürhân ; delil sahibi, kullarına delil gösteren, varlığına her şey delalet eden

    Câ'ıl(ûn) ; yaratan, vâr eden, bir varlıktan başka bir varlık yapan,

    el- Câmi' ; kıyamette insanları bir araya toplayan, cem eden

    Câmi'u'n-nâs ; kıyamette insanları bir araya toplayan, cem eden

    el - Cebbâr ; emir ve yasaklarını, hüküm ve karalarını kullarına yaptırmaya gücü yeten, azgın ve zalimleri kahredici, dertlere derman olan, yaraları sarıp onaran, yaratıklarının hallerini düzelten

    el- Celîl ; ulu, kudretli, yüce, azamet ve Kibriya sahibi

    el- Cemîl ; zatı, isim, sıfat, söz, fiil ve hükümleri iyi, güzel, iyilik ve ihsan sahibi

    el- Cevâd ; cömert, nimet ve ihsanı bol olan (Tirmizî, Edeb, 41)

    ed- Dâim ; ölümsüz, varlığı sürekli olan, bâkî ve dâim

    ed- Dârr ; zarar veren şeyleri yaratan âsileri zarar vererek cezalandıran

    ed- Dehr ; zamanı ve zaman içinde olup biten her şeyi vâr eden, zamanın sahibi ve yöneten (Müslim, Elfâz,1, 3. Buhârî, Edeb, 101. Tevhîd, 34)

    ed- Deyyân ; hüküm veren, hesaba çeken, zelil eden, kahhâr (Buhârî, Tevhîd, 32. Ahmed, III, 495)

    el- Ebed ; ölümsüz, varlığı sürekli, bâkî ve dâim

    Ebkâ ; verdiği nimetler sürekli ve daha kalıcı olan

    el-Ehad ; eşi, benzeri ve ikincisi bulunmayan bir tek, yegâne

    Ehlü'l-mağfire ; mağfiret ehli, affedici

    Ehlü't-takvâ ; azabından korkup sakınmaya, korunmaya layık olan

    Ekber ; zatı, isim, sıfat ve fiilleri, şana ve şerefi, nimet ve ihsanı en yüce en ulu (Müslim, Tahâre, 17;Tirmizî, Deavat, 25)

    el-Ekrem ; en çok ikram eden

    Erhamü'r-râhımîn ; merhamet edenlerin en merhametlisi

    Esdeku hadîsen ; en doğru sözlü

    Esdeku Kîlen ; en doğru sözlü

    Esra'u Mekren ; hile ve tuzak kuranları en sür'atli bir şekilde cezalandıran

    Esra'u Ferahan ; kullarının tevbesine çok sevinen

    Esra'u'l-hâsibîn ; hesap soranların, hesap görenlerin en sür'atlisi

    Eşeddü Kuvveten ; çok kuvvetli, çok güçlü

    Eşeddü Tenkîlen ; çok şiddetli cezalandıran

    Eşeddü be'sen ; çok şiddetli cezalandıran

    el-Evvel ; öncesi olmayan, yaratılmamış, ezelî ve kadîm tek varlık

    Fa'âlün limâ yürîd ; dilediğini yapan

    Fâil(ûn) ; Yapan, yaratan, vâr eden

    Fâliku'l-habbi ve'n-nevâ ; çekirdek ve taneleri çatlatan, yarıp açan

    Fâliku'l-ısbâh ; karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran

    el- Fâtır ; yaratan, îcat eden, yoktan var eden

    Fâtıru's-semâvâti ve'l erdı ; yeri ve gökleri yaratan

    el- Fâtın ; deneyen, imtihan eden (Mâlik, Kader,

    el-Ferd ; tek kadîm, ezelî, ebedî ve bâkî olan varlık.( Beyhakî, I, 161)

    el- Fettâh ; en âdil hüküm veren iyilik kapılarını açan

    Gâlib'ün `alâ emrihî ; emirinde işinde ve hükmünde galip olan, üstün gelen

    el-Ğaffâr ; çok affeden, çok bağışlayan, günah ne kadar çok olursa olsun yine bağışlayan

    Ğâfiru'z-Zenbi ; günahları bağışlayan

    el-Ğafûr ; çok affeden, çok bağışlayan

    el- Ğanî ; zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan

    el- Habîr ; her şeyden haberdar olan, gizli âşikâr her şeyi bilen, haber veren

    el- Hâdî ; hidayet eden, doğru yolu gösteren

    el- Hâfız ; koruyup gözeten

    el- Hafî ; çok ikram eden, son derece iyilik ve lütuf sahibi, her şeyi bilen (Ebu Davud, Tirmizî,

    el- Hâfid ; şan, şeret ve itibar bakımından kâfirleri alçaltan, değersiz yapan, cezalandıran

    el- Hafîz ; varlıkları yok olmaktan koruyan,

    el- Hakem ; hüküm veren, son kararı veren

    el- Hakîm ; hikmet sahibi, her işi, emri ve yasağı yerli yerinde olan

    el- Hâkim ; hükmeden, karar veren, haklıyı haksızı ayıran

    el- Hakk ; varlığı, ilah ve rab oluşu hak olan, eşyayı var eden hakkı ızhar eden, mülk sahibi, yok olmayan, varlığında şüphe bulunmayan, âdil

    el- Hâlik ; her şeyi yaratan

    el- Halîm ; çok sakin, hemen öfkelenmeyen, kızmayan, heyecanlanmayan, acele etmeyen hoşgörülü, teenni ile hareke eden

    el- Hallâk ; mükemmel yaratan, devamlı yaratan

    el- Hamîd ; çok övülen, övgüye layık olan

    el- Hannân ; çok merhametli, çok şefkatli

    el-Hâsib ; insanları sorgulayan, hesaba çeken )

    Hasbü ; yardım etmede, rızık vermede ve korumada yeten,

    el-Hasîb ; insanlara yeten, insanların yaptıklarını koruyup hesaba çeken

    el-Hayî ; edep ve haya sahibi, çirkinliği bulunmayan, bağış, ihsan ve nimeti terk etmeyen (Ebû Dâvud, Hammam, 2; İbn Mâce, Dua, 13; Nesaî, Gusl, 7)

    Hayr ; hayırlı, faydalı olan, iyilik eden

    Hayru'l-fâsılîn ; hükmedenlerenin, haklı ile haksızı ayırt edenlerin en hayırlısı

    Hayru'l-fâtihîn ; hükmedenlerin, nimet verenlerin, hayır kapılarını açanların en hayırlısı

    Hayru'l-ğâfirîn ; bağışlayanların en hayırlısı

    Hayru'l-hâkimîn ; hüküm ve karar verenlerin en hayırlısı

    Hayru'l-mâkirîn ; hile ile kötülük yapanları bilemeyecekleri, anlayamayacakları, cihetlerden daha şiddetli cezalandıran

    Hayru'l-münzilîn ; nimet verenlerin, ikram edenlerin en hayırlısı

    Hayru'l-vârisîn ; varislerin en hayırlısı

    Hayru'n-nâsırîn ; yardım edenlerin en hayırlısı

    Hayru'r-râhımîn ; merhamet edenlerin en hayırlısı

    Hayru'r-râzikîn ; rızık, nimet verenlerin en hayırlısı

    Hayrun hâfizan ; en iyi koruyup gözeten

    el- Hayy ; yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezelî ve ebedî olan

    Hüvallahüllezî lâilâhe illâ hû ; kendisinden başka tanrı bulunmayan Allah

    el- İlâh ; ma'bûd. Tanrı

    İlâhü'n-nâs ; insanların ilahı

    el- Kâbid ; dilediğine rızkı daraltan, ölüm zamanı gelenlerin ruhlarını kabzeden

    Kâbilü't-tevb ; tevbeleri kabul eden

    el-Kâdî ; hakla hükmeden (Beyhâkî, el-Esmâ ve's-Sıfât, s. 111)

    Kâdî'l-umûr ; işlere karar veren (Tirmizî)

    el- Kâdîm ; evveli olmayan, ezelî olan ilk varlık

    el- Kâdir ; güçlü, kuvvetli, her şeye gücü yeten

    el- Kadîr ; çok güçlü, çok kuvvetli, istediğini istediği gibi eksiksiz, kusursuz ve tam yapabilen

    el- Kâfî ; kullarına yardım eden, vekil olan, yol gösteren, yaptıklarını bilen, gören, haberdar olan ve hesaba çeken

    el- Kahhâr ; yenilmeyen, daima galip gelen

    el- Kâhir ; galip gelen, zelil eden, güçlü, her şeyi kuşatan, yaratıklarını dilediği gibi yöneten

    el- Kâim ; varlıkları görüp gözeten, koruyan, yöneten

    el- Kâin ; kadîm, ezelî, ebedî, bâkî, ilk varlık, varlığı sürekli olan (Ahmed, II, 539)

    el-Karîb ; aff, mağfireti, rahmeti, bilmesi, görmesi ve duyması itibariyle kullarına yakın olan

    el- Kâşif ; azap, sıkıntı, bela ve dertleri gideren

    Kâşifü'l-azâb ; azabı, sıkıntıyı, derdi kaldıran

    Kâtib(ûn) ; insanların yaptıklarını yazan

    el- Kavî ; kuvvetli, kudretli, her şeye gücü yeten

    el- Kayyûm ; zatı ile kaim olana, ezelî ve ebedî, her şeyin varlığı kendisine bağlı, uykusu ve uyuklaması olmayan, varlıkları yöneten, koruyan, ihtiyaçlarını üstlenen

    el- Kebîr ; zatı, isim ve sıfatları, şanı ve şerefi, kadri ve kıymeti, değer ve izzeti pek yüce, ulu ve büyük

    el- Kefîl ; bütün canlıların rızıklarını üstlenen, bu konuda kullarına yeten, nimet veren, kullarını görüp gözeten

    el- Kerîm ; değerli, şerefli, çok nimet veren, nimet ve ihsanı bol olan

    el- Kuddûs ; her türlü çirkinlik (Nesefî, VI, 234), noksanlık ve ayıplardan uzak, tertemiz, bütün kemal sıfatları kendisinde toplayan, güzellik, iyilik ve faziletlerle övülen

    el- Latîf ; yaratıklara karşı yumuşak davranan, çok merhametli, çok lütufkâr, ihsan sahibi, insanlara hak ettiklerinden fazlasını veren her şeyin detayını, sırlarını en iyi bilen, işleri çok hassas düzenleyen, gözle görülmeyen

    el- Mâcid ; şan ve şeref sahibi, hayır ve ihsanı, kerem ve lütfu bol olan

    Mâhid(ûn) ; yer yüzünü yaratıkları için elverişli, yarayışlı ve faydalı olarak yaratan

    el- Mâlik ; bütün varlıkların sahibi

    Mâlikü yevmi'd-din ; din gününün, âhiretin sahibi

    Mâlikü'l-mülk ; mülkün sahibi

    el- Mâni' ; istediği şey engel olan, koruyan, kurtaran, yardım eden

    el- Mecîd ; çok şerefli, çok itibarlı
    el-Melik ; bütün varlıkları yöneten, dilediğini yapan, dilediği gibi hükmeden

    Meliki'n-nâs ; insanların meliki

    el-Melîk ; çok mülkü olan, her şeyin sahibi ve Malikî, onları terbiye edip yetiştiren, mülk ve güç veren

    el-Mennân ; kullarına bol ihsânda bulunan, sayısız nimetler veren (İbn Mace, Dua, 9.

    el-Metîn ; çok kuvvetli, çok dayanıklı, âcizliği, za'fiyeti ve gevşekliği olmayan

    el-Mevlâ ; dost, yardımcı, görüp gözeten

    Mu'azzib(în) ; suç işleyenleri, zalimleri, günahkârları cezalandıran

    el-Mu'ızz ; izzet ve şeref, güç ve kuvvet, itibar ve şeref veren, aziz yapan

    el-Mu'îd ; canlı varlıkları ölümlerinden sonra dirilten, yeniden yaratan

    el-Mu'tî ; nimet veren ihsanda bulunan

    el-Muahhır ; geriye bırakan

    el-Muğîs ; yağmur yağdıran

    el-Muğnî ; insanlara mal mülk veren, onları zengin yapan, cömert, nimet sahibi,

    Mûhinü keydi'l-kâfirîn ; kâfirlerin tuzağını zayıflatan, boşa çıkaran

    el-Muhît ; ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatan, her şeye muttali olan

    Muhîtü'n bi'l-kâfirîn; kâfirleri kuşatan

    el-Muhric ; bir şeyi açığa çıkaran, bir varlıktan başka bir varlık var eden, gizli şeyleri ortaya çıkaran

    el-Muhsî ; insanların bütün yaptıklarını , olup biten her şeyi bilen ve koruyan

    el-Muhsin ; yaptığı şeyleri iyi, güzel, sağlam ve kaliteli yapan, insanlara ikram ve in'am eden

    el-Muhyî ; varlıklara hayat veren, onları yaşatan, ölümlerinden sonra dirilten

    Muhyî'l-mevtâ ; ölüleri dirilten

    Muhzî'l-kâfirîn ; kâfirleri rezil rüsvay eden

    el-Mukaddim ; öne alan

    Mukallibü'l-kulûb ; kalpleri halden hale çeviren

    Musarrifu'l-kulub ; kalpleri halden hale çeviren

    el-Mu'îd ; ölümlerinden sonra da tekrar diriltecek ve hayatlarını iade edecek olan

    el-Mukît ; her şeye gücü yeten, , rızık veren, yapılanları bilen, koruyan, mükâfat veren

    el-Muksıt ; âdil, hakla hükmeden

    el-Muktedir ; güçlü, kuvvetli, istediğini istediği gibi yapan

    el-Musavvir ; yaratıklara şekil ve özellik veren

    Mûsi'(ûn) ; gökleri genişleten

    el-Muksıt ; âdil, hakla ve adaletle hükmeden, mazlumun hakkını zalimden adaletle olan demektir

    Mutahhir ; müminleri manevî kirlerden, günahlardan temizleyen, kötülüklerden kurtaran

    el-Mübdi' ; varlıkları ilk defa yaratan Beyhakî'in el-Esmâ ve's-Sıfât adlı eserinde (s. 61) bu isim el-Bâdi' olarak geçmektedir. Her iki kelime aynı anlamdadır.

    el-Mübîn ; varlığı âşikâr olan, hakkı ızhar eden, gerçeği beyan eden

    Mübrim (ûn) ; hile ile kötülük yapmaya karar verenleri bilir, onların bu kötülüklerini boşa çıkarır, onları kesin olarak cezalandırır

    Mübtel(în) ; deneyen, imtihan eden, gizli olanları açığa çıkaran

    el-Mücîb ; duaları, istekleri, dilekleri kabul eden, ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları gideren

    el-Müdebbir ; kâinatı yöneten, işleri yerli yerince düzene koyan

    el-Müheymin ; insanların bütün yaptıklarını bilen, koruyan, görüp gözeten

    Mûhinü keydi'l-kâfirîn, ; ise kâfirlerin tuzağını zayıflatan, gevşeten, boşa çıkaran,

    el-Mühlik ; isyan eden, azan, günaha dalan ve zulmeden fert ve toplumları yok eden, helak eden

    el-Mükevvin ; ebedî olarak vâr olan (Ahmed, II, 539; Buhârî, Tevhîd, 26)

    el-Mümidd ; yardım eden

    el-Mü'min ; yaratıklarına güven veren

    el-Mümît ; varlıkların hayatlarına son veren, canlarını alan

    el-Müneccî ; sıkıntı, bela ve azaptan kurtaran

    el-Münezzil ; nimet veren, su, sekînet, melek, kitap ve peygamber indiren

    el-Münîr ; ışık veren, aydınlatan,

    Münşi(ûn) ; îcat eden, inşa eden, yapan, ilk defa yaratan

    el-Müntekim ; suçluları cezalandıran

    Münzil (în) ; melek. Kitap, bu, sekînet indiren, nimet veren

    Münzilü't-Tevrâti ve'l-İncîli ve'l-Fürkân ; Tevrat, İncil ve Kur'ân'ı indiren

    Münzir(în) ; kullarına fayda ve zarar veren şeyleri bildiren; inkâr ve isyan edenlerin âkibetinin kötü olduğunu haber vererek onları bu davranışlardan sakındıran ve azabı ile korkutan

    Mürsil(în) ; vahiy, peygamber, bol yağmur, aşılayıcı rüzgar, koruyucu melek âsiler için yıldırımlar ve âfetler gönderen

    el-Müsa'ır ; ürünleri azaltıp çoğaltan, kıtlaştırıp bollaştıran (Tirmizî, Büyu', 73. Ebû Dâvud, Büyu', 51)

    el-Müsteân ; kendisinden yardım istenen, kindisine sığınılan

    Müstemi'(ûn) ; sesleri işiten,duyan

    el-Müteâl ; aşkın, pek yüce, ulu, eksik ve noksanlıklardan berî olan

    el-Mütekebbir ; ihtiyaç ve noksanlığı gerektiren her şeyden münezzeh, pek yüce ve ulu

    el-Müteveffî ; yaratıkların canlarını alan

    Mütimmü nûrihî ; nurunu, dinini tamamlayan

    el-Müzill ; boyun eğdiren, zelil eden, alçaltan

    en-Nâfi' ; faydalı şeyleri yaratan, bütün yaratıklara faydası olan

    en-Nâsır ; yardım eden

    en-Nasîr ; çok yardım eden, sürekli yardım eden

    en-Nazîf ; sözleri, işleri ve hükümleri temiz, iyi ve güzel olan (Tirmizî, Edeb, 41)

    en-Nûr ; aydınlatıcı, ışık verici

    Nûru's-semâvâti ve'l-ard ; gökleri ve yeri aydınlatan

    er-Rabb ; varlıkları yaratıp yetiştiren, terbiye eden, eğiten, yetiştiren, her şeye nizamını, güzelliğini ve yeteneklerini veren, her şeyin Malikî ve sahibi

    Rabbü'l-âlemîn ; âlemlerin rabbi

    Rabbü'n-Nâs ; insanların Rabbi

    Rabb'ü'l-Arş ; Arş'ın Rabbi

    Rabbü'l-Felak ; sabahın Rabbi

    Rabbü's-Semâvâti ; göklerin Rabbi

    Rabbü'l-Ard ; yerin Rabbi

    Rabbü'l-Izzeti ; kudret ve şeref sahibi

    Rabbü'ş-Şi'râ ; Şi'ra yıldızının sahibi

    Rabbü Külli Şey'in ; her şeyin Rabbi

    er-Râfi' ; peygamber ve müminlerin itibar, şan ve şereflerini artıran, göğü yükselten

    er-Rahîm ; çok merhametli

    er-Rahmân ; çok merhametli, pek müşfik

    er-Rakîb ; insanların hallerini, sözleri, yaptıklarını ve davranışlarını bilen, haber alan, murakabe edip koruyan

    er-Râşid ; doğru yolu gösteren, her işi isabetli olan

    er-Raûf ; çok merhametli, çok şefkatli, çok acıyan

    Refî'u'd-derecât ; manevî dereceleri ve gökleri tabaka tabaka yükselten

    er-Refîk ; yumuşak davranışlı, merhametli (Müslim, Selam, 15, Buharî, Edeb, 35, Ebû Dâvûd, Edeb, 15)

    er-Reşîd ; her işinde isabetli olan, doğru yolu en iyi gösteren

    er-Rezzâk ; bol nimet, maddî ve manevî rızık veren

    Hayrü'r-râzikîn ; rızık verenlerin en hayırlısı

    es-Sabûr ; çok sabırlı

    es-Sâdık ; söz, iş, va'd ve va'îdinde doğru olan her sözünü ve va'dini yerine getiren

    es-Sâil ; insanları âhirette sorgulayan, hesaba çeken (Müslim, İmâre, 45. Buhârî, Enbiyâ, 50)

    es-Samed ; her şeyin kendisine muhtaç olduğu, yöneldiği, her dilek ve isteğin mercîi; hiç eksiği, kusuru ve ihtiyacı olmayan ulu, şanlı, dosdoğru, âdil ve güvenilir

    es-Sâmi' ; sözlerini açığını da gizlisini de işiten

    es-Sâni' ; varlıkları, iyi, güzel, sağlam ve muhkem yapan, fâil, halik, musavvir (Müslim, Zikr, 9)

    es-Selâm ; eksiklik, âcizlik, hastalık, ölüm ve benzeri şeylerden salim olan kullarına güven ve selamet veren

    es-Semî' ; her sözü, bütün konuşulanları en iyi işiten, duyan

    Semî'u'd-Dü'â ; duaları duyar kabul eden

    Serîu'l-hısâb ; çok süratli sorgulama yapan, hesap soran

    Serî'u'l-`Ikâb, ; çok hızlı cezalandıran

    es-Setîr ; kularının ayıp ve kusurlarını örten (Nesâî, Gusl, 7. Ebû Dâvûd, Hammam, 2. Ahmed, IV, 224)

    es-Seyyid ; en şerefli, en yüce, kâinatın sahibi, Malikî ve yöneticisi (Ahmed, IV, 24. Beyhakî, el-Esmâ ve's-Sıfât, I, 54)

    es-Sübbûh ; her türlü kötülük, eksiklik, acizlik, ve noksanlıklardan uzak olan (Müslim, Salat, 223; Ebu Davut, Salat, 17; Nesai, Tatbik, 11, Ahmed, V. 35, 99,115,148)

    eş-Şâfi' ; maddî ve ma'nevî hastalıklara şifa veren, sıkıntıları gideren (Buharî, Merda, 20. Tıb, 40; Müslim, Selam, 46, 47, 48; Ebû Dâvud, Tıb, 17)

    eş-Şâhid ; bilen, muttali olan, tanık

    eş-Şâkir ; verdiği nimetlere şükredi ve çalışan kimseyi ödüllendiren

    eş-Şedîd ; çok kuvvetli, cezalandırması çok şiddetli

    Şedîdü'l-`azâb ; azabı çok şiddetli

    Şedîdü'l-`ıkâb ; cezalandırması çok şiddetli

    Şedîdü'l-mihâl ; cezası. Azabı, kuvveti çok şiddetli olan

    eş-Şefî' ; müminler yâr ve yardımcısı, azap ve sıkıntılardan koruyucusu

    eş-Şehîd ; her şeye muttali olan, gören, bilen, haberdâr olan, her yerde hazır nazır olan, hiçbir şey kendisinden gizlenemeyen, bütün sırlara vakıf olan, her şeyi murakabe eden

    eş-Şekûr ; ibadet eden kullarının mükâfatlarını bolca veren, az çok her itaati ödüllendiren

    Şey ; var olan, mevcut

    et-Tâmm ; zat, isim, sıfat ve fiilleri, eksisiksiz, kusursuz ve mükemmel olan, acziyet ve za'fiyeti olmayan

    et-Tayyib ; söz, iş ve hükümleri iyi, güzel ve faydalı olan eksiklik ve noksanlardan münezzeh olan (Tirmizî, Edeb, 41; Müslim, Zekat, 65)

    et-Tevvâb ; tevbeleri çok kabul eden, sürekli tevbeleri kabul eden

    el-Vâcid ; zengin, hiç bir şeye muhtaç olmayan, her şeyin sahibi, her şeye gücü yeten

    el-Vâhid ; zatında, isim ve sıfatlarında eşi ve benzeri bulunmayan, tek olan

    el-Vâkî` ; yaratıklarını tehlikelerden koruyan

    el-Vâlî ; koruyup gözeten, yardım eden, işleri deruhte eden

    el-Vâris ; bütün varlıkların sahibi, bâkî, ebedî ve dâim olan her şey kendisine dönen

    el-Vâsi' ; güçlü, kuvvetli, ilim ve merhameti her şeyi kuşatan, bütün yaratıklara rızık veren, nimet ve ihsanı bol olan

    Vâsi'u'l-mağfire ; bağışlaması, mağfireti bol olan

    el-Vedûd ; müminleri çok seven, kulları tarafından çok sevilen

    el-Vehhâb ; karşılıksız çok nimet veren, ikram ve ihsanda devamlı olan lütfu,, ihsanı ve rahmeti bütün kulları kuşatan

    el-Vekîl ; güvenilen, koruyucu, yardım eden, görüp gözeten, her şeyin Malikî ve yöneticisi

    el-Velî ; dost, seven, görüp gözeten, yardım eden

    el-Vitr ; ilah, yaratıcı ve ma'bud olmada eşi ve benzeri bulunmayan, tek

    ez-Zâhir ; varlığı her şeyden âşikâr olan, her şeye galip gelen her şeyden yüce olan

    ez-Zâri' ; yetiştiren, büyüten, inşa eden (Beyhâkî, el-Esmâ ve's-Sıfât, s. 57)

    Zâri'ûn ; ekinleri, bitkileri yetiştiren, büyüten

    Zû'l-izzeti ; izzet, güç, kuvvet ve şeref sahibi

    Zî't-tavl ; lütuf, bağış, ikram , ihsan, af ve bağış sahibi,

    Zû fadl ; ikram sahibi

    Zü'l-fadli'l-azîm : çok ikram sahibi

    Zû-intikam ; intikam sahibi, âsileri, zalimleri cçezalandıran

    Zü'l-`ıkâb ; suçluları, günahkârları, zalimleri cezalandıran

    Zü'l-Arş ; Arşın sahibi

    Zü'l-celâli ve'l-ikrâm ; azamet ve kibriya, ikram ve ihsan sahibi

    Zü'l-kuvveti ; güç ve kuvvet sahibi
    Zü'l-mağfireti ; af ve bağış sahibi

    Zü'l-me'âric ; bütün derecelerin sahibi

    Zû'l-mecd ve'l-ikrâm, ; şeref ve ikram sahibi,

    Zü'r-rahmeti ; merhamet sahibi
    Bu kelimelerin detaylı anlam ve açıklamaları için ilgili maddelere bakınız.





+ Yorum Gönder