Konusunu Oylayın.: Dinimize göre kadın-erkek ilişkisi nasıl olmalıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 10 kişi
Dinimize göre kadın-erkek ilişkisi nasıl olmalıdır?
  1. 13.Temmuz.2011, 22:48
    1
    Misafir

    Dinimize göre kadın-erkek ilişkisi nasıl olmalıdır?






    Dinimize göre kadın-erkek ilişkisi nasıl olmalıdır? Mumsema selamünaleyküm arkadaşlar. merak ettiğim bir konuda sizlerden bilgi almak istiyorum. dinimize göre kadın-erkek ilişkisi nasıl olmalıdır? bir kadın ile bir erkeğin günümüzdeki tabiriyle flört etmeleri doğrumudur? bir kadının eşi olmayan bir erkekle cinsel konular konuşması caizmidir? yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim allahın selameti üzerinize olsun


  2. 13.Temmuz.2011, 22:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    selamünaleyküm arkadaşlar. merak ettiğim bir konuda sizlerden bilgi almak istiyorum. dinimize göre kadın-erkek ilişkisi nasıl olmalıdır? bir kadın ile bir erkeğin günümüzdeki tabiriyle flört etmeleri doğrumudur? bir kadının eşi olmayan bir erkekle cinsel konular konuşması caizmidir? yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim allahın selameti üzerinize olsun


    Benzer Konular

    - İslama göre gelin kaynana ilişkisi nasıl olmalıdır ?

    - İslama göre karı koca ilişkisi nasıl olmalıdır?

    - Dinimize göre düğün nasıl olmalıdır?

    - Dinimize göre kadın erkek ilişkisi ve sınırları

    - Dinimize göre erkek ve kız kardeşler arasında miras paylaşımı nasıl olmalıdır?

  3. 14.Temmuz.2011, 00:55
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: dinimize göre kadın-erkek ilişkisi nasıl olmalıdır?




    Flört, Müslümanlarların lügatında yeri olan bir kelime olmadığı gibi, ifade ettiği mânâ da Müslümanlarda hayat bulan bir olay değildir. Flörte kimler ne mânâ yüklerse yüklesin, İslâm böylesine hissi bir konuda erkekle kadına sınırlar çizer ve Efendimiz (asv)'in meşhur ikazı iki tarafı da kesin ölçülerle korumaya alır, muhafaza eder.
    Nedir Efendimiz (asv)'in kesin ve çok makul olan ikazı?

    "Yabancı bir kadınla bir erkek iki ikiye, baş başa kalırlarsa üçüncüleri şeytandır!.."
    Evet, biribirine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları; hislerinin isyanına, yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsi hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Nerede başlar, nerelere kadar gider. Zaten toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir.
    Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi?
    Elbette öyle bir iddiamız olmaz. Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez. Bildiğim gerçek odur ki, kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen eğlence metaı haline gelmemelidir.
    Bilindiği üzere kolay elde edilen şeyin kıymeti pek bilinmez, kolayca da terk edilmesinde mahzur düşünülmez. Değerli şeyler ise hep zor elde edilir, böylece de kolayca terk edilmezler. Kadın, değerlerin en yücesi, itibarını korunması lazım gelenlerin de en önde gelenidir. Kadının bir gün falanın yanında, öteki günü de filanın kolunda olması, bir başka gün ise kimin yanında olacağının bilinmez hale düşmesi, onu hayatı boyunca itibarsızlığa mahkum eder. Bir değerli hayatı böylesine değersiz ve itibarsız hale düşüren şeye ise, siz ister flört deyin, isterse başka bir şey; ne savunulur ne de sonucu basite alınacak bir doğallık olarak görülebilir.
    Yine bir kudsi beyandan öğrenmekteyiz ki sonu evliliğe varmayan gayri meşru yakınlaşmalardan taraflar öylesine pişmanlık duyacak ki ahirette:
    – Keşke ateş parçası tutsaydım da böyle sonuçlar verecek başlangıçlar yapmasaydım diye feryat edeceklerdir.
    Ama bunun faydası olmayacaktır. Çünkü ok yaydan çıkmış, kurşun hedefi vurmuş; tamiri mümkün olmayan tahribat vaki olmuştur.
    Onun içindir ki dindar ailelerde kadın, kuracağı yuvada mutlu ve huzurlu olmak için geride şaibeli bir geçmiş bırakmamaya çok dikkat eder, vardığı yerde başına kakılacak bir sürü yanlışların sahibi olmama konusunda büyük titizlik gösterir. Bu dikkat ve titizliğinden dolayı da ömür boyu sevinç duyar, itibar sahibi olmanın mutluluğunu yaşar.
    Kadını tertemiz mutlu bir ailenin kurucusu değil de, günlük zevklerin malzemesi haline getiren erkekler, yahut da kendilerini bu duruma düşürmüş kadınlar elbette konuyu bizim gibi yorumlamayacak, hallerine uygun düşen hayatın savunucusu olacaklardır. Böylelerine bizim ne söyleyecek sözümüz, ne de verecek cevabımız olur. Kendi düşen ağlamazdan başka...
    (Ahmed Şahin, Aile İlmihali, 142)



  4. 14.Temmuz.2011, 00:55
    2
    Silent and lonely rains



    Flört, Müslümanlarların lügatında yeri olan bir kelime olmadığı gibi, ifade ettiği mânâ da Müslümanlarda hayat bulan bir olay değildir. Flörte kimler ne mânâ yüklerse yüklesin, İslâm böylesine hissi bir konuda erkekle kadına sınırlar çizer ve Efendimiz (asv)'in meşhur ikazı iki tarafı da kesin ölçülerle korumaya alır, muhafaza eder.
    Nedir Efendimiz (asv)'in kesin ve çok makul olan ikazı?

    "Yabancı bir kadınla bir erkek iki ikiye, baş başa kalırlarsa üçüncüleri şeytandır!.."
    Evet, biribirine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları; hislerinin isyanına, yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsi hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Nerede başlar, nerelere kadar gider. Zaten toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir.
    Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi?
    Elbette öyle bir iddiamız olmaz. Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez. Bildiğim gerçek odur ki, kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen eğlence metaı haline gelmemelidir.
    Bilindiği üzere kolay elde edilen şeyin kıymeti pek bilinmez, kolayca da terk edilmesinde mahzur düşünülmez. Değerli şeyler ise hep zor elde edilir, böylece de kolayca terk edilmezler. Kadın, değerlerin en yücesi, itibarını korunması lazım gelenlerin de en önde gelenidir. Kadının bir gün falanın yanında, öteki günü de filanın kolunda olması, bir başka gün ise kimin yanında olacağının bilinmez hale düşmesi, onu hayatı boyunca itibarsızlığa mahkum eder. Bir değerli hayatı böylesine değersiz ve itibarsız hale düşüren şeye ise, siz ister flört deyin, isterse başka bir şey; ne savunulur ne de sonucu basite alınacak bir doğallık olarak görülebilir.
    Yine bir kudsi beyandan öğrenmekteyiz ki sonu evliliğe varmayan gayri meşru yakınlaşmalardan taraflar öylesine pişmanlık duyacak ki ahirette:
    – Keşke ateş parçası tutsaydım da böyle sonuçlar verecek başlangıçlar yapmasaydım diye feryat edeceklerdir.
    Ama bunun faydası olmayacaktır. Çünkü ok yaydan çıkmış, kurşun hedefi vurmuş; tamiri mümkün olmayan tahribat vaki olmuştur.
    Onun içindir ki dindar ailelerde kadın, kuracağı yuvada mutlu ve huzurlu olmak için geride şaibeli bir geçmiş bırakmamaya çok dikkat eder, vardığı yerde başına kakılacak bir sürü yanlışların sahibi olmama konusunda büyük titizlik gösterir. Bu dikkat ve titizliğinden dolayı da ömür boyu sevinç duyar, itibar sahibi olmanın mutluluğunu yaşar.
    Kadını tertemiz mutlu bir ailenin kurucusu değil de, günlük zevklerin malzemesi haline getiren erkekler, yahut da kendilerini bu duruma düşürmüş kadınlar elbette konuyu bizim gibi yorumlamayacak, hallerine uygun düşen hayatın savunucusu olacaklardır. Böylelerine bizim ne söyleyecek sözümüz, ne de verecek cevabımız olur. Kendi düşen ağlamazdan başka...
    (Ahmed Şahin, Aile İlmihali, 142)






+ Yorum Gönder