Konusunu Oylayın.: Dini piyes istiyorum yardımcı olurmusunuz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Dini piyes istiyorum yardımcı olurmusunuz?
  1. 11.Temmuz.2011, 16:42
    1
    Misafir

    Dini piyes istiyorum yardımcı olurmusunuz?






    Dini piyes istiyorum yardımcı olurmusunuz? Mumsema Ya bununla ilgili piyes istiyorum ve aradığımı bulamıyorum tekçe bu başlık önemli değil sadece dini bir piyes olsun canlandıracak kişinin çok olmasını diliyorum lütfen bana yardımcı olun ben bulamadım sizin bulacağınıza inanıyorum


  2. 11.Temmuz.2011, 16:42
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Ya bununla ilgili piyes istiyorum ve aradığımı bulamıyorum tekçe bu başlık önemli değil sadece dini bir piyes olsun canlandıracak kişinin çok olmasını diliyorum lütfen bana yardımcı olun ben bulamadım sizin bulacağınıza inanıyorum


    Benzer Konular

    - Dini Domain Hakkında Yardımcı Olurmusunuz

    - Gusül duasını tam olarak öğrenmmek istiyorum yardımcı olurmusunuz ?

    - Kur'anı kerimi tecvitli öğrenmek istiyorum yardımcı olurmusunuz lütfen

    - Yarışmaları başarı ile geçirebilmek için dua öğrenmek istiyorum yardımcı olurmusunuz....

    - Tövbe duasını öğrenmek istiyorum yardımcı olurmusunuz?

  3. 13.Temmuz.2011, 02:32
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Dini piyes istiyorum yardımcı olurmusunuz?




    size verdiğim piyesi arkadaşlarımla canlandırmıştık güzelde olmuştu...

    VEHB BİN KEBŞE (RA)
    1. SAHNE

    Hz. Ali (ra): Elhamdülillah Vehb! Cenab-ı Hakk Çin diyarı insanlarının hidayetine, senin feyz ve muhabbetle dolu gönlünü vesile kılacak.

    Hz.Ömer (ra): Rasulullah bu gönül fethine seni layık gördüyse alnını şükür secdeleriyle şereflendir. Zira dikenlerden arınmamış bir gönüle böylesi bir vazife verilmez. Kıymetini bil Vehb! Rasulullah sana bu vazifeyi sunarken gözlerinde teslimiyet aramıştı. Sen de başını kaldırmış “Anam babam sana feda olsun ya Rasulullah! Senin iraden neyse benim ki de o odur. Sen iste gideyim, sen dile öleyim. Bu dünyada da diğer dünyada da tek muradımsın Efendim!” demiştin. Hem masum, hem teslim buğulu gözlerle baka kalmıştın Rasulullah’a.

    Hz. Ali (ra): Efendimizin, gönüllerimizin tek gülünün, yıldız misali gözleri nasıl parlamıştı, mübarek ay yüzleri nasıl da gül gibi açıvermişti. Değil mi ya Ömer!

    Hz. Ömer (ra): O (sav)’i böylesi memnun eden mübarek yolculuğun ne zamandır ey kardeşim?

    Vehb B. Kebşe (ra): İnşallah yarın sabah namazının edasından sonra. Ufkumuza doğacak güneşle beraber, Rasulullah’ın rahmet ellerini uzatacağız Çin diyarına.

    2.SAHNE

    Sunucu Konuşması:Vakit; sabah namazı. Vehb’in ayrılık vakti. Sahnede sahabeler. Sahnenin bir köşesinde rahle. Vehb rahleden yana konuşmaktadır. Çünkü o tarafta Peygamber Efendimiz (Sav) bulunmaktadır…Not: Peygamberimiz (sav) sahnede gözükmeyeceğinden Vehb sanki o varmış gibi, ona bakıyormuş gibi konuşur.Oysa o tarafta gerçekte kimse olmaz.)

    Vehb B. Kebşe (ra): Esselamu Aleyke Ya Rasulallah! Anamı , babamı , yurdumu uğruna bırakıverdiği Efendim! Sizi bırakıp sizin emrinize gidiyorum. Ne olur dua buyurun. Bu firakın ateşi beni helak etmek yerine onlara mübarek bir hizmet meşalesi olsun. Efendim, içimde bir alev tutuştu. Hem sizin hasretiniz hem de ’ın ayetlerini götüreceğim o mübarek insanların heyecanları kalbimi hararetlendiriyor. Efendim, dualarınıza muhtacım. Kalbimiz sizin dergahınız olsun ki bütün yaralı gönüllere kucak açalım, dua buyurun.

    Hz.Ali (ra):Çin’den buralara kadar yetişen ve Resulünden bihaber gafillerin sessiz feryatlarını duymaz mısın? Seni beklemekteler.

    Hz. Ömer (ra): Haydi güneş doğmada! Ey Resulünün gözbebeği! Çin’ de doğacak güneş de seni beklemede. Seherde gözyaşlarına yetiş ki güneş açsın ardından.

    Sunucu: Vehb b. Kebşe için zirvelerin yolu, ebediyet kazancı bir yıllık çileli yolculuktan geçiyordu. Yollar uzun, hava sıcak, kumlar alev alevdi. Lakin yolların alevini duyan kim? Vehb’in gönlü Rasulullah’ın firakının ateşiyle alev alevdi.
    Bu zorluklar ancak büyük bir iman vecdiyle takat getirilebilecek muhteşem ve fedakarane hizmet tablolarıdır. İman ise gücünü ona muhabbetten almıştır. Bütün ulvi yolculukların aslî sebebi ona olan muhabbettir. Ve Zat-ı Uluhiyet’ e varabilmenin yegane yolu ise O’na muhabbetle noktalanmıştır. Çünkü sevginin şartı, aşkın kanunu, sevilen kişiye duyulan muhabbet ve o aşktan dolayı o kinin sevdiği şeyleri sevmek ve isteklerine de tabi olmaktır.
    Zorlu yolculuk Çin’de doğan güneşle son bulmuştur. güneş için ısıtmamak ve aydınlatmamak nasıl imkansızsa kamil ruhlar için de acımamak ve hayrı ve hakkı tebliğ etmekte bigane kalmak da öyle imkansızdır. İşte Vehb’in gönlü de güneş misali Resulullah’tan aldığı feyz ve rahmetle uzanıyordu hasta ve gafil yüreklere.Tebliğ zor! Mum erimede! Ancak pervaneler hasretle uçuşmada Vehb’in etrafında. Vehb de ev ev dolaşıyor, herkesle tanışıyor, imanın hayata akşedişinin en güzel meyvelrini veriyordu O’nun samimiyeti. Yanına düşman giren dost çıkıyordu. Sonunda Vehb büyük umutlara gebe yüreğinin doğurduğu yeni iman dostlarıyla feyzli sohbetler yapıyordu.

    3. SAHNE

    Vehb bin Kebşe (Ra): Kardeşlerim! ’ın Habibi’nin gönül bahçelerinden her daim afv ve merhamet rayihaları yayılırdı. Öyle ki tebliğ için gittiği Taif halkından gördüğü zulüm, gönlünü mahzun etmişti. Ancak O’nu asıl düşündüren tebliğ vazife ve mesuliyetinde zaafa düşme endişesiydi! hatta bu tebliğden gelecek nesiller mahrum kalır endişesiyle Taif’e beddua yerine hayır duada bulunmuştu.
    2. Talebe: ’ın gönderdiği bir elçi nasıl bir simaya sahipti acaba?
    1. Talebe: Eziyet gördüğü bir kavme beddua edemeyen yüreğin ahlakı nasıl bir ahlaktır!
    3. Talebe: Hocam, onuru, o yüzü görebilmek bahtiyarlığına hiç erişebilecek miyiz? Bir görsek! Sadece bir kere de olsa zahiren yakınlığını bir hissetsek…
    Vehb bin Kebşe (Ra): O’nu kelimelerle anlatmak mümkün mü? Halid bin Velid hep derdi ki “Gönderilen gönderenin kadrince olur” Gönden Cenab-ı Hakk’sa kadrini siz düşünü.
    1. Talebe: madem öyle, siz gitseniz bizim yerimize! Bizi görmiş olan gözlerinizi Efendimiz görseler de sizin gözlerinizde de olsa Efendimiz’in nazarlarından nasiplensek.
    Vehb bin Kebşe (Ra): Aah! Bu sözleriniz gönlüme cam kırığı gibi dalmada! Lakin bize verilen göreve teslimiyetimiz O’na duyduğumuz muhabbetin neticesi. Tebliğ etmek gerek, tebliğ edelim ki verilen iman nimetinin şükrünü eda etmiş bedelini bir nebze de olsa ödemiş olalım! Sizi nasıl bırakayım? ve Rasulü’nün emanetisiniz bana…
    2. talebe: Hocam! Yine bizim için, bizimle gitmiş olacaksınız! ne olur bizi mahrum etmeyin O’nun size akseden nurundan, üzerinize sinen gül kokusundan…
    Vehb bin Kebşe ( Ra): tamam öyleyse, yine sizin için yalnızca ve Resulü’nün rızası için! Hem hasretimi hem sizi götüreceğim Resulullah’a!

    4. SAHNE

    Sunucu Konuşması: Yolculuk… Aynı çileli yolculuk! Yollar uzun, hava sıcak, kumlar alev alevdi. lakin bu sefer yolun yönü vuslata varmaktaydı. Aşk ikliminden beslene hizmet arzusu kalpte mekan bulduğunda kulu böyle sonsuzluğun seyyahı eyler! Bu ilahi yolculuğun başlangıç noktasına, feyz manbaına kainatın hasretiyle yandığı Efendisine dönmüştür Vehb bin Kebşe… Mekke’nin kapıları açılmıştır O’na…)

    Vehb bi Kebşe (Ra): Ah Medine! Medinem, Rasulün mübarek nuruyla aydınlanan şehir.
    1. Sahabe: Ey mübarek yolcu! Hoş geldin! Resulü’nün kutlu elçisi! Hoş geldin.
    Vehb bin Kebşe (Ra): Hoş buluruz ancak Resulü’^nü görürsek…
    (Cevap yok!)
    2. sahabe: Aşk yolunun hizmet neferi selamet getirdin!
    Vehb bin Kebşe (Ra): ’ın Habibi, Kainatın Efendisi nerededir?
    (Cevap yok!)
    Hz. Ali( Ra): Hidayet müjdelerini duymak ister kulaklarımız ey ’ın resulü’nün elçisi!
    Vehb bin Kebşe (Ra): Müjdelerimi evvela resulü’ne arzetmek isterim! Efendimiz nerede?
    Hz. Ali (Ra): O’nun yoculuğu Refik-i alasında kemale erdi. Ey Kebşe oğlu Vehb.
    ( Yığılır kalır)
    Hz. Ali (Ra): Haydi! Yığılıp kalmak yakışmaz bir tebliğ mücahidine! “Muhammed ancak bir Rasul’dür! Ondan önce peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz?” Unutma, Mekke- Medine’de pturmaktansa Orta Asya’ya, Horasan’a gidip tebliğin çileli ama rahmet dolu yoluna gidenler evladır.
    Vehb bin Kebşe (Ra): Evet hizmeti yarım bırakmamak gerek! Haydi Rasulullah havz-ı Kevser başında beklemede… Bekletme tebliğe susayanları ey Vehb! Hem unutma Rasulullah da bekleme de…
    ( Çıkar ve gider)



    ..................

    BİLAL-İ HABEŞİ
    -RADIYALLAHU ANH-

    1.SAHNE

    (Arkadaşı gelir)
    SAHABE; Bilal..Ya Bilal.. yine dalmış (yanına yaklaşır) Bilal seslenirim duymazsın. Nedir bu halin? Hazana tutulmuş bir yaprak gibi tir tir titrersin?
    BİLAL: Ahh kardeşim. Peygamber Efendimizin vefatının üzerinden aylar geçti. Herşey geçti, yaşandı. Nice güzellikler varoldu hayatımızda. Ancak hiçbiri O’nun varlığı gibi neşe vermiyor insana. O varken herşey ne kadar güzeldi. O’nunla sohbet eder, beraberce otururduk. O, aramızdan geçerken her yer Onun gül rayihasına bürünürdü. O rayihayla sarhoş olanlara birde bakmaya görsün. İşte o an bütün zaman duruversin isterdik. Onunla göz göze gelmeyi ne kadar istesek de buna takat getiremez huzurunda boynumuzu bükerdik.
    Sonra yine geçtik o yerlerden. Birlikte oturduğumuz mekânlarda yine oturduk. Ama artık zevk vermiyordu hiçbiri. Çünkü o refik-i alaya hicret etmişti. Yokluğunu bir an dahi düşünemezken her faniyi bulan Onu da bulmuştu.
    Günlerce hüzün yağdı yüreklerimize. Yüreğimizi dağlaya dağlaya verdik Onu toprağa.
    SAHABE: Bilal üzgünsün anlıyorum lakin bilmez misinki kişi sevdiğiyle beraberdir?
    BİLAL: Öyle elbet. Ama yokluğuna biran bile sabredemezken bu hasrete nasıl dayansın Bilal? O refik-i alaya hicret etti. Dostuyla vuslat buldu. Ahh ya biz? Ya ben? Yıllardır gazalara iştirak eder dururum bende şehadet şerbetini yudumlar Ona kavuşurum diye. Ama bir türlü nasib olmaz. Söyle kardeşim vuslat ne zamandı? Hasret yol yol oldu yüreğimi dağlıyor. Yangınım bitmiyor.
    SAHABE: Senin halini ancak senin gibi olanlar bilir. (Yanından ayrılır. Bilal (r.a) başını önüne eğer. Yakaza halinde Efendimiz`i görür)
    PEYGAMBER EFENDİMİZ: Ya Bilal. Artık bizi ziyaret vaktin gelmedi mi?
    BİLAL: Efendim, Efendim!..Ne olur gitmeyin..Ya Resulallah! Hasretinden kebap oldu sinem. Kâinatın bütün nehirlerini boşaltsalar üzerimden yine de dinmez bu yangınım. Daha ne zamana kadar tutuşacak yüreğim? Ama bilirdim beni bildiğini. Halden hale girdiğimi bilirdin bilirim. Ancak nasıl gelirim kapına? Eşiğine nasıl yüz sürerim? Nasıl dayanır bu aciz yüreğim?


    2.SAHNE

    BİLAL: Ya Resulallah geldim geldim işte..Neyim varsa hepsini bırakıp sana geldim.(Ağlamaya başlar. Hasan ile Hüseyin efendilerimiz gelirler.)
    HZ.HASAN: Efendimiz’in mezarının başında hıçkırarak ağlayan bu adamda kim?
    HZ.HÜSEYİN: A! bu Bilal değil mi?
    HZ.HASAN: Dayanamamış besbelli. Hasretinden ta buralara kadar gelmiş.
    HZ.HÜSEYİN: Hadi yanına gidelim.
    HZ.HASAN: Bilal, Bilal..Ya Bilal.
    BİLAL: Aman ’ım kimleri görüyorum? Rasulullah’ın Nur-i Dideleri. Güzeller güzelinin biricik yadigârları. Gelin, gelin size bir sarılayım. Mübareğin misk kokusu sinmiş üzerinize.
    HZ.HASAN: O duyuş senin sevdanın ateşindendir.
    HZ.HÜSEYİN: Onu çok özlemişsin besbelli. Ancak hatıraları da mı serinletmez seni?
    BİLAL: Serinlik dedikleri şey... Bizim gibiler dünyanın en soğuk iklimlerine gitseler yine de bulamazlar o dediğin şeyi.
    HZ.HASAN: Senin gibi bizler de özledik Efendimiz’i. Ne olur Bilal. Tıpkı o zamanlardaki gibi ezan oku bizlere.
    BİLAL: Ahh canlarım. Nasıl yapayım nasıl dayanır bu aciz yüreğim?
    HZ.HÜSEYİN: Adı Bilal. Efendimiz de serinlerdi senin sesinle. Biz de Efendimiz gibi istiyoruz. ’Erihna ya Bilal!’ (Bilal (r.a) yüksekçe bir yere çıkar ve ezan okumaya başlar.Bunu duyan sahabeler sesin geldiği yöne doğru koşmaya başlarlar.)
    1.SAHABE: Aman ’ım benim işittiğimi sizde işitiyor musunuz?
    2.SAHABE: Bilal ezan okuyor.
    3.SAHABE: Aman Ya Rabbi yoksa Efendimiz tekrar.. tekrar mı?..(Düşüp bayılır. Sahabeler hıçkırıklara boğulur. Bilal (r.a) da ‘EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RASULULLAH’ cümlesini okuyamaz. O da hıçkırarak olduğu yere yığılır)



  4. 13.Temmuz.2011, 02:32
    2
    Özel Üye



    size verdiğim piyesi arkadaşlarımla canlandırmıştık güzelde olmuştu...

    VEHB BİN KEBŞE (RA)
    1. SAHNE

    Hz. Ali (ra): Elhamdülillah Vehb! Cenab-ı Hakk Çin diyarı insanlarının hidayetine, senin feyz ve muhabbetle dolu gönlünü vesile kılacak.

    Hz.Ömer (ra): Rasulullah bu gönül fethine seni layık gördüyse alnını şükür secdeleriyle şereflendir. Zira dikenlerden arınmamış bir gönüle böylesi bir vazife verilmez. Kıymetini bil Vehb! Rasulullah sana bu vazifeyi sunarken gözlerinde teslimiyet aramıştı. Sen de başını kaldırmış “Anam babam sana feda olsun ya Rasulullah! Senin iraden neyse benim ki de o odur. Sen iste gideyim, sen dile öleyim. Bu dünyada da diğer dünyada da tek muradımsın Efendim!” demiştin. Hem masum, hem teslim buğulu gözlerle baka kalmıştın Rasulullah’a.

    Hz. Ali (ra): Efendimizin, gönüllerimizin tek gülünün, yıldız misali gözleri nasıl parlamıştı, mübarek ay yüzleri nasıl da gül gibi açıvermişti. Değil mi ya Ömer!

    Hz. Ömer (ra): O (sav)’i böylesi memnun eden mübarek yolculuğun ne zamandır ey kardeşim?

    Vehb B. Kebşe (ra): İnşallah yarın sabah namazının edasından sonra. Ufkumuza doğacak güneşle beraber, Rasulullah’ın rahmet ellerini uzatacağız Çin diyarına.

    2.SAHNE

    Sunucu Konuşması:Vakit; sabah namazı. Vehb’in ayrılık vakti. Sahnede sahabeler. Sahnenin bir köşesinde rahle. Vehb rahleden yana konuşmaktadır. Çünkü o tarafta Peygamber Efendimiz (Sav) bulunmaktadır…Not: Peygamberimiz (sav) sahnede gözükmeyeceğinden Vehb sanki o varmış gibi, ona bakıyormuş gibi konuşur.Oysa o tarafta gerçekte kimse olmaz.)

    Vehb B. Kebşe (ra): Esselamu Aleyke Ya Rasulallah! Anamı , babamı , yurdumu uğruna bırakıverdiği Efendim! Sizi bırakıp sizin emrinize gidiyorum. Ne olur dua buyurun. Bu firakın ateşi beni helak etmek yerine onlara mübarek bir hizmet meşalesi olsun. Efendim, içimde bir alev tutuştu. Hem sizin hasretiniz hem de ’ın ayetlerini götüreceğim o mübarek insanların heyecanları kalbimi hararetlendiriyor. Efendim, dualarınıza muhtacım. Kalbimiz sizin dergahınız olsun ki bütün yaralı gönüllere kucak açalım, dua buyurun.

    Hz.Ali (ra):Çin’den buralara kadar yetişen ve Resulünden bihaber gafillerin sessiz feryatlarını duymaz mısın? Seni beklemekteler.

    Hz. Ömer (ra): Haydi güneş doğmada! Ey Resulünün gözbebeği! Çin’ de doğacak güneş de seni beklemede. Seherde gözyaşlarına yetiş ki güneş açsın ardından.

    Sunucu: Vehb b. Kebşe için zirvelerin yolu, ebediyet kazancı bir yıllık çileli yolculuktan geçiyordu. Yollar uzun, hava sıcak, kumlar alev alevdi. Lakin yolların alevini duyan kim? Vehb’in gönlü Rasulullah’ın firakının ateşiyle alev alevdi.
    Bu zorluklar ancak büyük bir iman vecdiyle takat getirilebilecek muhteşem ve fedakarane hizmet tablolarıdır. İman ise gücünü ona muhabbetten almıştır. Bütün ulvi yolculukların aslî sebebi ona olan muhabbettir. Ve Zat-ı Uluhiyet’ e varabilmenin yegane yolu ise O’na muhabbetle noktalanmıştır. Çünkü sevginin şartı, aşkın kanunu, sevilen kişiye duyulan muhabbet ve o aşktan dolayı o kinin sevdiği şeyleri sevmek ve isteklerine de tabi olmaktır.
    Zorlu yolculuk Çin’de doğan güneşle son bulmuştur. güneş için ısıtmamak ve aydınlatmamak nasıl imkansızsa kamil ruhlar için de acımamak ve hayrı ve hakkı tebliğ etmekte bigane kalmak da öyle imkansızdır. İşte Vehb’in gönlü de güneş misali Resulullah’tan aldığı feyz ve rahmetle uzanıyordu hasta ve gafil yüreklere.Tebliğ zor! Mum erimede! Ancak pervaneler hasretle uçuşmada Vehb’in etrafında. Vehb de ev ev dolaşıyor, herkesle tanışıyor, imanın hayata akşedişinin en güzel meyvelrini veriyordu O’nun samimiyeti. Yanına düşman giren dost çıkıyordu. Sonunda Vehb büyük umutlara gebe yüreğinin doğurduğu yeni iman dostlarıyla feyzli sohbetler yapıyordu.

    3. SAHNE

    Vehb bin Kebşe (Ra): Kardeşlerim! ’ın Habibi’nin gönül bahçelerinden her daim afv ve merhamet rayihaları yayılırdı. Öyle ki tebliğ için gittiği Taif halkından gördüğü zulüm, gönlünü mahzun etmişti. Ancak O’nu asıl düşündüren tebliğ vazife ve mesuliyetinde zaafa düşme endişesiydi! hatta bu tebliğden gelecek nesiller mahrum kalır endişesiyle Taif’e beddua yerine hayır duada bulunmuştu.
    2. Talebe: ’ın gönderdiği bir elçi nasıl bir simaya sahipti acaba?
    1. Talebe: Eziyet gördüğü bir kavme beddua edemeyen yüreğin ahlakı nasıl bir ahlaktır!
    3. Talebe: Hocam, onuru, o yüzü görebilmek bahtiyarlığına hiç erişebilecek miyiz? Bir görsek! Sadece bir kere de olsa zahiren yakınlığını bir hissetsek…
    Vehb bin Kebşe (Ra): O’nu kelimelerle anlatmak mümkün mü? Halid bin Velid hep derdi ki “Gönderilen gönderenin kadrince olur” Gönden Cenab-ı Hakk’sa kadrini siz düşünü.
    1. Talebe: madem öyle, siz gitseniz bizim yerimize! Bizi görmiş olan gözlerinizi Efendimiz görseler de sizin gözlerinizde de olsa Efendimiz’in nazarlarından nasiplensek.
    Vehb bin Kebşe (Ra): Aah! Bu sözleriniz gönlüme cam kırığı gibi dalmada! Lakin bize verilen göreve teslimiyetimiz O’na duyduğumuz muhabbetin neticesi. Tebliğ etmek gerek, tebliğ edelim ki verilen iman nimetinin şükrünü eda etmiş bedelini bir nebze de olsa ödemiş olalım! Sizi nasıl bırakayım? ve Rasulü’nün emanetisiniz bana…
    2. talebe: Hocam! Yine bizim için, bizimle gitmiş olacaksınız! ne olur bizi mahrum etmeyin O’nun size akseden nurundan, üzerinize sinen gül kokusundan…
    Vehb bin Kebşe ( Ra): tamam öyleyse, yine sizin için yalnızca ve Resulü’nün rızası için! Hem hasretimi hem sizi götüreceğim Resulullah’a!

    4. SAHNE

    Sunucu Konuşması: Yolculuk… Aynı çileli yolculuk! Yollar uzun, hava sıcak, kumlar alev alevdi. lakin bu sefer yolun yönü vuslata varmaktaydı. Aşk ikliminden beslene hizmet arzusu kalpte mekan bulduğunda kulu böyle sonsuzluğun seyyahı eyler! Bu ilahi yolculuğun başlangıç noktasına, feyz manbaına kainatın hasretiyle yandığı Efendisine dönmüştür Vehb bin Kebşe… Mekke’nin kapıları açılmıştır O’na…)

    Vehb bi Kebşe (Ra): Ah Medine! Medinem, Rasulün mübarek nuruyla aydınlanan şehir.
    1. Sahabe: Ey mübarek yolcu! Hoş geldin! Resulü’nün kutlu elçisi! Hoş geldin.
    Vehb bin Kebşe (Ra): Hoş buluruz ancak Resulü’^nü görürsek…
    (Cevap yok!)
    2. sahabe: Aşk yolunun hizmet neferi selamet getirdin!
    Vehb bin Kebşe (Ra): ’ın Habibi, Kainatın Efendisi nerededir?
    (Cevap yok!)
    Hz. Ali( Ra): Hidayet müjdelerini duymak ister kulaklarımız ey ’ın resulü’nün elçisi!
    Vehb bin Kebşe (Ra): Müjdelerimi evvela resulü’ne arzetmek isterim! Efendimiz nerede?
    Hz. Ali (Ra): O’nun yoculuğu Refik-i alasında kemale erdi. Ey Kebşe oğlu Vehb.
    ( Yığılır kalır)
    Hz. Ali (Ra): Haydi! Yığılıp kalmak yakışmaz bir tebliğ mücahidine! “Muhammed ancak bir Rasul’dür! Ondan önce peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz?” Unutma, Mekke- Medine’de pturmaktansa Orta Asya’ya, Horasan’a gidip tebliğin çileli ama rahmet dolu yoluna gidenler evladır.
    Vehb bin Kebşe (Ra): Evet hizmeti yarım bırakmamak gerek! Haydi Rasulullah havz-ı Kevser başında beklemede… Bekletme tebliğe susayanları ey Vehb! Hem unutma Rasulullah da bekleme de…
    ( Çıkar ve gider)



    ..................

    BİLAL-İ HABEŞİ
    -RADIYALLAHU ANH-

    1.SAHNE

    (Arkadaşı gelir)
    SAHABE; Bilal..Ya Bilal.. yine dalmış (yanına yaklaşır) Bilal seslenirim duymazsın. Nedir bu halin? Hazana tutulmuş bir yaprak gibi tir tir titrersin?
    BİLAL: Ahh kardeşim. Peygamber Efendimizin vefatının üzerinden aylar geçti. Herşey geçti, yaşandı. Nice güzellikler varoldu hayatımızda. Ancak hiçbiri O’nun varlığı gibi neşe vermiyor insana. O varken herşey ne kadar güzeldi. O’nunla sohbet eder, beraberce otururduk. O, aramızdan geçerken her yer Onun gül rayihasına bürünürdü. O rayihayla sarhoş olanlara birde bakmaya görsün. İşte o an bütün zaman duruversin isterdik. Onunla göz göze gelmeyi ne kadar istesek de buna takat getiremez huzurunda boynumuzu bükerdik.
    Sonra yine geçtik o yerlerden. Birlikte oturduğumuz mekânlarda yine oturduk. Ama artık zevk vermiyordu hiçbiri. Çünkü o refik-i alaya hicret etmişti. Yokluğunu bir an dahi düşünemezken her faniyi bulan Onu da bulmuştu.
    Günlerce hüzün yağdı yüreklerimize. Yüreğimizi dağlaya dağlaya verdik Onu toprağa.
    SAHABE: Bilal üzgünsün anlıyorum lakin bilmez misinki kişi sevdiğiyle beraberdir?
    BİLAL: Öyle elbet. Ama yokluğuna biran bile sabredemezken bu hasrete nasıl dayansın Bilal? O refik-i alaya hicret etti. Dostuyla vuslat buldu. Ahh ya biz? Ya ben? Yıllardır gazalara iştirak eder dururum bende şehadet şerbetini yudumlar Ona kavuşurum diye. Ama bir türlü nasib olmaz. Söyle kardeşim vuslat ne zamandı? Hasret yol yol oldu yüreğimi dağlıyor. Yangınım bitmiyor.
    SAHABE: Senin halini ancak senin gibi olanlar bilir. (Yanından ayrılır. Bilal (r.a) başını önüne eğer. Yakaza halinde Efendimiz`i görür)
    PEYGAMBER EFENDİMİZ: Ya Bilal. Artık bizi ziyaret vaktin gelmedi mi?
    BİLAL: Efendim, Efendim!..Ne olur gitmeyin..Ya Resulallah! Hasretinden kebap oldu sinem. Kâinatın bütün nehirlerini boşaltsalar üzerimden yine de dinmez bu yangınım. Daha ne zamana kadar tutuşacak yüreğim? Ama bilirdim beni bildiğini. Halden hale girdiğimi bilirdin bilirim. Ancak nasıl gelirim kapına? Eşiğine nasıl yüz sürerim? Nasıl dayanır bu aciz yüreğim?


    2.SAHNE

    BİLAL: Ya Resulallah geldim geldim işte..Neyim varsa hepsini bırakıp sana geldim.(Ağlamaya başlar. Hasan ile Hüseyin efendilerimiz gelirler.)
    HZ.HASAN: Efendimiz’in mezarının başında hıçkırarak ağlayan bu adamda kim?
    HZ.HÜSEYİN: A! bu Bilal değil mi?
    HZ.HASAN: Dayanamamış besbelli. Hasretinden ta buralara kadar gelmiş.
    HZ.HÜSEYİN: Hadi yanına gidelim.
    HZ.HASAN: Bilal, Bilal..Ya Bilal.
    BİLAL: Aman ’ım kimleri görüyorum? Rasulullah’ın Nur-i Dideleri. Güzeller güzelinin biricik yadigârları. Gelin, gelin size bir sarılayım. Mübareğin misk kokusu sinmiş üzerinize.
    HZ.HASAN: O duyuş senin sevdanın ateşindendir.
    HZ.HÜSEYİN: Onu çok özlemişsin besbelli. Ancak hatıraları da mı serinletmez seni?
    BİLAL: Serinlik dedikleri şey... Bizim gibiler dünyanın en soğuk iklimlerine gitseler yine de bulamazlar o dediğin şeyi.
    HZ.HASAN: Senin gibi bizler de özledik Efendimiz’i. Ne olur Bilal. Tıpkı o zamanlardaki gibi ezan oku bizlere.
    BİLAL: Ahh canlarım. Nasıl yapayım nasıl dayanır bu aciz yüreğim?
    HZ.HÜSEYİN: Adı Bilal. Efendimiz de serinlerdi senin sesinle. Biz de Efendimiz gibi istiyoruz. ’Erihna ya Bilal!’ (Bilal (r.a) yüksekçe bir yere çıkar ve ezan okumaya başlar.Bunu duyan sahabeler sesin geldiği yöne doğru koşmaya başlarlar.)
    1.SAHABE: Aman ’ım benim işittiğimi sizde işitiyor musunuz?
    2.SAHABE: Bilal ezan okuyor.
    3.SAHABE: Aman Ya Rabbi yoksa Efendimiz tekrar.. tekrar mı?..(Düşüp bayılır. Sahabeler hıçkırıklara boğulur. Bilal (r.a) da ‘EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RASULULLAH’ cümlesini okuyamaz. O da hıçkırarak olduğu yere yığılır)



  5. 21.Haziran.2012, 23:46
    3
    Misafir

    Cevap: Dini piyes istiyorum yardımcı olurmusunuz?

    emeğinize sağlık


  6. 21.Haziran.2012, 23:46
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    emeğinize sağlık


  7. 03.Ağustos.2015, 22:30
    4
    Misafir

    Cevap: Dini piyes istiyorum yardımcı olurmusunuz?

    Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Çok dar bi zamanımda yatistiniz...


  8. 03.Ağustos.2015, 22:30
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Çok dar bi zamanımda yatistiniz...





+ Yorum Gönder