Konusunu Oylayın.: Sıddık unvanı neden Ebu Bekr ile özleşmiştir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Sıddık unvanı neden Ebu Bekr ile özleşmiştir?
  1. 07.Temmuz.2011, 21:21
    1
    Misafir

    Sıddık unvanı neden Ebu Bekr ile özleşmiştir?






    Sıddık unvanı neden Ebu Bekr ile özleşmiştir? Mumsema Sıddık unvanı neden Ebu Bekr ile özleşmiştir?
    Misal Hz. Ali sıddık değil miydi?


  2. 07.Temmuz.2011, 21:21
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 07.Temmuz.2011, 22:18
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Sıddık unvanı neden Ebu Bekr ile özleşmiştir?




    Sadakatte zirve: Hz. Ebubekir

    O gökler genişliğinde bir bağla bağlanandır. Hakikate, hakikatin sözcüsüne bağlanmanın zirvesini ortaya koyandır.
    Samimi; sorumlu; sadık.

    Sıddık…

    Resulullah güneşse, Ebubekir ay. Işığını ondan alan ve yörüngeden bir an ayrılmayan…

    Samimiyetini aşkla, aşkını incelikle hayatına yayan peygamber dostu…

    Hz. Ebubekir İslam tarihinde çok önemli, kritik noktalarda bulunuşuyla ve kişisel hal ve özellikleriyle özel bir yere sahiptir. “Tertemiz bir hayat, samimiyet zirvesiyle nasıl ortaya konur?” diye sorulsa, en çarpıcı cevap Hz. Ebubekir’in hayatıyla izah edilebilir.

    O hep gerçek güneşi beklemişti

    O, arkadaşı Muhammed’ül Emin’le birlikte, çocukluktan itibaren kötülükten uzak durdu. Cahiliyenin, nefsi her yönüyle kuşattığı bir dönmede, erdemini muhafaza etti. Arzu putlarına, haksız menfaate prim vermeden, “hanif” bir anlayış ve eylem üzere yürüyüşünü sürdürdü.

    Sanki o, güçlü haberin gelişini bekliyordu. Anlamın güneş olup kainatı tekrar ve en güçlü haliyle kuşatacağını bekliyordu.

    ‘Zengin nasıl olmalı’nın cevabı

    O ilk Müslüman’lardan. Öyle ki, tüm varlığıyla. İmanın, şüpheye mahal vermeyen en kavi haliyle. Sadece aklını, kalbini değil; eylemini, servetini, canını hak yola yatırdı. Onun Müslüman olması çok şey ifade ediyordu. Bilgili bir insan, dürüst bir tüccar, saygın, düzgün bir dost olarak Mekke’de önemli bir etkiye sahipti. İslam’ı seçmesiyle birlikte, Hz. Peygamber’in kalkanı, dostu, sırdaşı oldu.

    Mekke cahiliyesinin zenginlik / para paradigmasını değiştirdi. Müslümanlığı seçtikleri için, ağır işkencelere maruz kalan köleleri satın alıp serbest bıraktı.

    Başta “enayi” muamelesi gören bu tutumu, nice zihni çaba sonrası anlaşılabildi. Onun bu tavrı o gününün (bugünün de) seküler zihin tarafından köprü üzerinden altınlarını suya atan adam tablosuyla resimlenebilirdi. Ancak, hangi resim ruhu anlatabilir. O “büyük bir tüccar”dı. Hesaplarını Mekke panayırıyla, dünya pazarıyla kurmuyordu.

    O sonsuzluk rakamlarıyla alış-verişini kurmuştu.

    Hâlâ, salih amel kürsüsünde duruyor ve ibret alması gereken Müslüman işadamlarına, ilham kaynağı oluyor… “Onun kadar olamayız ama, ona benzemek adına atılacak birkaç adım yoksulun yüzünü aydınlık yapacaktır” diyen insanlar varsa, köprü üzerinden ırmağa altın atan, o salih insanın ilhamı sözkonusudur.

    Onun adı es-Sıddık

    Hz. Ebubekir’in sadakati sözü aşmış, fiilde kendini göstermiş ve dışarıdan işaretlenmiştir… Miraç hadisesini alaya alan müşrikler, Ebubekir’i Hz. Peygamber’le görüşmeden bulurlar. Maksatları dalga geçmek, akıl dışı bu olayla Ebubekir’in önünü kesmek, onu yolundan döndürmek. Ama aldıkları cevapla oldukları yere çakılırlar:

    “O mu dedi bunu; o dediyse doğrudur”

    Çağlardan çağlara, mekandan mekana akan bu ifade, sadakatin izahını yapmada hep zirvede oldu. Sözün ötesinde, Hakikate bağlanmanın, bir Peygambere inanmanın boyutlarını anlatma açısından anıttır bu hâl…

    Bizim anıtımız da böyle olur…
    İkinin ikincisi

    Hz. Ebubekir Kur’an’da “mağara arkadaşı” olarak belirtilmiş, yol için seçilmiş örnek yoldaştır. Sahabenin duraksadığı, acabaların ortaya çıktığı anda, o hep Peygamber’in yanı başındadır. Her sefere çıkışta, malını cömertçe ortaya koyuşunu Hz. Peygamber, “Eve ne bıraktın?” sorusuyla şereflendirdi. O da “Allah ve Resulü’nü bıraktım” diye cevap verirdi.

    Hz. Peygamber Rabb’ine kavuştuğunda, büyük bir boşluk doğmuştu. Daha yeni Müslüman olmuş beldeler vardı. Kabilecilik, siyasi menfaatler hortlamıştı. Kısa bir sürede fethedilmiş geniş bir coğrafya vardı ve Peygamber artık yoktu! Böyle bir ortamın riski / yine onun omuzlarındaydı. Peygamber olmadığı halde, Peygamber’in bıraktığı toplumu yönetecekti. Yalancı peygamberler türemede gecikmedi. Zekatı vermeyen, fitne oluşturan kalkışmalar ortaya çıktı. Ridde savaşları başladı.

    Büyük bir metanetle, kararlılıkla ayaklanan fitnenin üstesinden geldi.

    Ümmeti en kritik noktada, çalkantılı dönemde düzlüğe çıkardı.

    Hepimize örnek bir Müslüman!

    Zenginlerin ondan alacağı örnekler çok.

    Yöneticilerin onu örnek alacakları, zengin bir miras var.

    “En hayırlınız olmadığım halde” diye başlayan halifelik konuşmasında, hayırlı işlerde destek, aksi olduğunda engel olunmasını istemesi; her dönem, her kademedeki yönetici için ders niteliğindedir.

    Sadıklar; Resül sevgisini, Allah (c.c) aşkını yol edinenler, her menzilde Hz. Ebubekir’i önlerinde bulacaklar.

    Hasılı, kim güzel bir Müslüman olmak isterse, en berrak ayna olarak ona bakması kafi.

    Dost, mümin, sırdaş, yoldaş, zor zamanda yaslanılacak dağ…

    Peygamber’den kalan boşluğu dolduran ilk Halife…

    Rahmet olsun ona…

    Sayısız özelliğiyle önderlik ediyor, isteyene, anlayana…

    Ahmet Mercan



  4. 07.Temmuz.2011, 22:18
    2
    Silent and lonely rains



    Sadakatte zirve: Hz. Ebubekir

    O gökler genişliğinde bir bağla bağlanandır. Hakikate, hakikatin sözcüsüne bağlanmanın zirvesini ortaya koyandır.
    Samimi; sorumlu; sadık.

    Sıddık…

    Resulullah güneşse, Ebubekir ay. Işığını ondan alan ve yörüngeden bir an ayrılmayan…

    Samimiyetini aşkla, aşkını incelikle hayatına yayan peygamber dostu…

    Hz. Ebubekir İslam tarihinde çok önemli, kritik noktalarda bulunuşuyla ve kişisel hal ve özellikleriyle özel bir yere sahiptir. “Tertemiz bir hayat, samimiyet zirvesiyle nasıl ortaya konur?” diye sorulsa, en çarpıcı cevap Hz. Ebubekir’in hayatıyla izah edilebilir.

    O hep gerçek güneşi beklemişti

    O, arkadaşı Muhammed’ül Emin’le birlikte, çocukluktan itibaren kötülükten uzak durdu. Cahiliyenin, nefsi her yönüyle kuşattığı bir dönmede, erdemini muhafaza etti. Arzu putlarına, haksız menfaate prim vermeden, “hanif” bir anlayış ve eylem üzere yürüyüşünü sürdürdü.

    Sanki o, güçlü haberin gelişini bekliyordu. Anlamın güneş olup kainatı tekrar ve en güçlü haliyle kuşatacağını bekliyordu.

    ‘Zengin nasıl olmalı’nın cevabı

    O ilk Müslüman’lardan. Öyle ki, tüm varlığıyla. İmanın, şüpheye mahal vermeyen en kavi haliyle. Sadece aklını, kalbini değil; eylemini, servetini, canını hak yola yatırdı. Onun Müslüman olması çok şey ifade ediyordu. Bilgili bir insan, dürüst bir tüccar, saygın, düzgün bir dost olarak Mekke’de önemli bir etkiye sahipti. İslam’ı seçmesiyle birlikte, Hz. Peygamber’in kalkanı, dostu, sırdaşı oldu.

    Mekke cahiliyesinin zenginlik / para paradigmasını değiştirdi. Müslümanlığı seçtikleri için, ağır işkencelere maruz kalan köleleri satın alıp serbest bıraktı.

    Başta “enayi” muamelesi gören bu tutumu, nice zihni çaba sonrası anlaşılabildi. Onun bu tavrı o gününün (bugünün de) seküler zihin tarafından köprü üzerinden altınlarını suya atan adam tablosuyla resimlenebilirdi. Ancak, hangi resim ruhu anlatabilir. O “büyük bir tüccar”dı. Hesaplarını Mekke panayırıyla, dünya pazarıyla kurmuyordu.

    O sonsuzluk rakamlarıyla alış-verişini kurmuştu.

    Hâlâ, salih amel kürsüsünde duruyor ve ibret alması gereken Müslüman işadamlarına, ilham kaynağı oluyor… “Onun kadar olamayız ama, ona benzemek adına atılacak birkaç adım yoksulun yüzünü aydınlık yapacaktır” diyen insanlar varsa, köprü üzerinden ırmağa altın atan, o salih insanın ilhamı sözkonusudur.

    Onun adı es-Sıddık

    Hz. Ebubekir’in sadakati sözü aşmış, fiilde kendini göstermiş ve dışarıdan işaretlenmiştir… Miraç hadisesini alaya alan müşrikler, Ebubekir’i Hz. Peygamber’le görüşmeden bulurlar. Maksatları dalga geçmek, akıl dışı bu olayla Ebubekir’in önünü kesmek, onu yolundan döndürmek. Ama aldıkları cevapla oldukları yere çakılırlar:

    “O mu dedi bunu; o dediyse doğrudur”

    Çağlardan çağlara, mekandan mekana akan bu ifade, sadakatin izahını yapmada hep zirvede oldu. Sözün ötesinde, Hakikate bağlanmanın, bir Peygambere inanmanın boyutlarını anlatma açısından anıttır bu hâl…

    Bizim anıtımız da böyle olur…
    İkinin ikincisi

    Hz. Ebubekir Kur’an’da “mağara arkadaşı” olarak belirtilmiş, yol için seçilmiş örnek yoldaştır. Sahabenin duraksadığı, acabaların ortaya çıktığı anda, o hep Peygamber’in yanı başındadır. Her sefere çıkışta, malını cömertçe ortaya koyuşunu Hz. Peygamber, “Eve ne bıraktın?” sorusuyla şereflendirdi. O da “Allah ve Resulü’nü bıraktım” diye cevap verirdi.

    Hz. Peygamber Rabb’ine kavuştuğunda, büyük bir boşluk doğmuştu. Daha yeni Müslüman olmuş beldeler vardı. Kabilecilik, siyasi menfaatler hortlamıştı. Kısa bir sürede fethedilmiş geniş bir coğrafya vardı ve Peygamber artık yoktu! Böyle bir ortamın riski / yine onun omuzlarındaydı. Peygamber olmadığı halde, Peygamber’in bıraktığı toplumu yönetecekti. Yalancı peygamberler türemede gecikmedi. Zekatı vermeyen, fitne oluşturan kalkışmalar ortaya çıktı. Ridde savaşları başladı.

    Büyük bir metanetle, kararlılıkla ayaklanan fitnenin üstesinden geldi.

    Ümmeti en kritik noktada, çalkantılı dönemde düzlüğe çıkardı.

    Hepimize örnek bir Müslüman!

    Zenginlerin ondan alacağı örnekler çok.

    Yöneticilerin onu örnek alacakları, zengin bir miras var.

    “En hayırlınız olmadığım halde” diye başlayan halifelik konuşmasında, hayırlı işlerde destek, aksi olduğunda engel olunmasını istemesi; her dönem, her kademedeki yönetici için ders niteliğindedir.

    Sadıklar; Resül sevgisini, Allah (c.c) aşkını yol edinenler, her menzilde Hz. Ebubekir’i önlerinde bulacaklar.

    Hasılı, kim güzel bir Müslüman olmak isterse, en berrak ayna olarak ona bakması kafi.

    Dost, mümin, sırdaş, yoldaş, zor zamanda yaslanılacak dağ…

    Peygamber’den kalan boşluğu dolduran ilk Halife…

    Rahmet olsun ona…

    Sayısız özelliğiyle önderlik ediyor, isteyene, anlayana…

    Ahmet Mercan



  5. 13.Aralık.2014, 09:50
    3
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,411
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: Sıddık unvanı neden Ebu Bekr ile özleşmiştir?

    Niye sıddık , çünkü muazzam bir aşk var Allaha , Rabbine kayıtsızca teslim olmuş . Peygamberin S.a.v. bir sözüyle teslim oldu , inandım dedi , Miraca çıktığı zaman Peygamber , o yüz yalan söylemez dedi .


  6. 13.Aralık.2014, 09:50
    3
    Mum Ve Merhem Olabilmek..
    Niye sıddık , çünkü muazzam bir aşk var Allaha , Rabbine kayıtsızca teslim olmuş . Peygamberin S.a.v. bir sözüyle teslim oldu , inandım dedi , Miraca çıktığı zaman Peygamber , o yüz yalan söylemez dedi .





+ Yorum Gönder