Konusunu Oylayın.: Allah isteseydi ilk gelen ilahi din tek din olabilirdi, ama neden üç farklı dinin oluşmasına izin vermiştir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Allah isteseydi ilk gelen ilahi din tek din olabilirdi, ama neden üç farklı dinin oluşmasına izin vermiştir?
  1. 03.Temmuz.2011, 20:41
    1
    Misafir

    Allah isteseydi ilk gelen ilahi din tek din olabilirdi, ama neden üç farklı dinin oluşmasına izin vermiştir?






    Allah isteseydi ilk gelen ilahi din tek din olabilirdi, ama neden üç farklı dinin oluşmasına izin vermiştir? Mumsema Allah isteseydi ilk gelen ilahi din tek din olabilirdi, ama neden üç farklı dinin oluşmasına izin vermiştir?


  2. 03.Temmuz.2011, 20:41
    1
    vahitşaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    vahitşaz
    Misafir
  3. 03.Temmuz.2011, 20:45
    2
    sevim yalçın
    Sürgün dünya....

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ekim.2010
    Üye No: 80045
    Mesaj Sayısı: 217
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 26

    Cevap: Allah isteseydi ilk gelen ilahi din tek din olabilirdi, ama neden üç farklı dinin oluşmasına izin vermiştir?




    Allah isteseydi ilk gelen ilahi din tek din olabilirdi, ama neden üç farklı dinin oluşmasına izin vermiştir?

    Yazar sorularla İslamiyet 2011-07-02
    İslam kelimesi bir çok anlamda kullanılmaktadır. Bununla beraber Peygamberimize (asm) gönderilen dinin özel adı da İslamdır. Bu bakımdan Peygamberimize (asm) gönderilen din ile Hz. İbrahim (as)'in dininin ismi farklıdır. Bu dinlerin isimleri farklı olsa da temel konularda aynıdır. Ancak teferruat da farklı olabilmektedir.
    Hz. Âdem (as)’den Peygamber Efendimize (asm) gelinceye kadar, bütün peygamberler hak dini tebliğ etmişlerdir. Dinin temeli olan îman esasları hep aynı kalmıştır. Fakat şeriat dediğimiz, ibadet ve dünyaya ait işlerde Hz. Âdem (as)’den Peygamberimize (asm) kadar her devrin icaplarına, insanların ihtiyaçlarına göre bazı hükümler değişerek gelmiştir. Cenab-ı Hak her devrin insanının yaşayışını ve menfaatini gözeterek her ümmete ayrı bir şeriat göndermiştir. Mâide Sûresinin 48. âyetinde bu hususta şöyle buyurulur:
    “Sizin her biriniz için Biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik.”
    Meselâ, Yahudiler ancak havralarda, sinagoglarda, Hristiyanlar sadece kiliselerde ibadet edebilirlerken, biz Müslümanlar her yerde namaz kılabiliyoruz. Yine sığır ve koyun gibi hayvanların iç yağları Hz. Musa (as)’ın şeriatında haramken, bizim dinimizde helâldir.
    Bu gerçek Nur Külliyatında şöyle ifade edilir:
    “Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtem-ül Enbiya’dan sonra şeriat-ı kübrası, her asırda, her kavme kâfi geldiğinden, muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır. Fakat teferruatta, bir derece ayrı ayrı mezheblere ihtiyaç kalmıştır.” (Sözler, s.485)
    “Fer’î hükümlerden biri, bir zamanda maslahat iken, diğer bir zamana göre mazarrat olur. Veya bir ilâç, bir şahsa deva iken, şahs-ı âhere dâ’ olur. Bu sırdandır ki, Kur’ân fer’î hükümlerden bir kısmını nesh etmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi, diye hükmetmiştir.” (İşarât-ül İ’caz, s.50)
    Temel hükümler bütün peygamberler için aynıdır; değişmez, nesh olmaz. Meselâ, imanın rükünleri bütün hak dinlerde aynıdır ve ibadet bunların hepsinde vardır. Ama ibadetin fer’î hükümlerinde, yani teferruatında farklılıklar görülür. İbadetin şekli, vakti, kıblenin yönü gibi hükümlerde nesh söz konusu olmuştur.
    Kanaatimize göre Kur'ân-ı Kerîm dışındaki ilâhî kitaplarda o kitaba tâbi ola­caklar için bir din adı konmadığı, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi isimlendirmele­rin daha sonra ortaya çıktığı ve bunların o peygamberin tâbilerine sonradan veri­len adlar olduğu dikkate alınırsa "Doğrusu Allah katında din İslâm'dır." ifadesinin anlamı daha iyi anlaşılır. Her ne kadar Hz. Muhammed (asv)'in tebliğ ettiği dinin ken­dine özgü hükümleri varsa da, Kur'an'da bu kitabın önceki peygamberlerin getir­diklerini onaylama özelliği üzerinde ısrarla durulması, onların bildirdiklerinin de temelde İslâm dairesi içinde olduğunu, ancak ilâhî hikmet gereği bu öğretilerin en mükemmel şekline Hz. Muhammed (asv)'in gönderilmesi ile ulaşıldığını gösterir. Şu halde yüce Allah'ın hoşnutluğunu elde etmenin yegâne yolu O'nun bildirdiklerine bütünüyle inanmaktır.


  4. 03.Temmuz.2011, 20:45
    2
    Sürgün dünya....



    Allah isteseydi ilk gelen ilahi din tek din olabilirdi, ama neden üç farklı dinin oluşmasına izin vermiştir?

    Yazar sorularla İslamiyet 2011-07-02
    İslam kelimesi bir çok anlamda kullanılmaktadır. Bununla beraber Peygamberimize (asm) gönderilen dinin özel adı da İslamdır. Bu bakımdan Peygamberimize (asm) gönderilen din ile Hz. İbrahim (as)'in dininin ismi farklıdır. Bu dinlerin isimleri farklı olsa da temel konularda aynıdır. Ancak teferruat da farklı olabilmektedir.
    Hz. Âdem (as)’den Peygamber Efendimize (asm) gelinceye kadar, bütün peygamberler hak dini tebliğ etmişlerdir. Dinin temeli olan îman esasları hep aynı kalmıştır. Fakat şeriat dediğimiz, ibadet ve dünyaya ait işlerde Hz. Âdem (as)’den Peygamberimize (asm) kadar her devrin icaplarına, insanların ihtiyaçlarına göre bazı hükümler değişerek gelmiştir. Cenab-ı Hak her devrin insanının yaşayışını ve menfaatini gözeterek her ümmete ayrı bir şeriat göndermiştir. Mâide Sûresinin 48. âyetinde bu hususta şöyle buyurulur:
    “Sizin her biriniz için Biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik.”
    Meselâ, Yahudiler ancak havralarda, sinagoglarda, Hristiyanlar sadece kiliselerde ibadet edebilirlerken, biz Müslümanlar her yerde namaz kılabiliyoruz. Yine sığır ve koyun gibi hayvanların iç yağları Hz. Musa (as)’ın şeriatında haramken, bizim dinimizde helâldir.
    Bu gerçek Nur Külliyatında şöyle ifade edilir:
    “Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtem-ül Enbiya’dan sonra şeriat-ı kübrası, her asırda, her kavme kâfi geldiğinden, muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır. Fakat teferruatta, bir derece ayrı ayrı mezheblere ihtiyaç kalmıştır.” (Sözler, s.485)
    “Fer’î hükümlerden biri, bir zamanda maslahat iken, diğer bir zamana göre mazarrat olur. Veya bir ilâç, bir şahsa deva iken, şahs-ı âhere dâ’ olur. Bu sırdandır ki, Kur’ân fer’î hükümlerden bir kısmını nesh etmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi, diye hükmetmiştir.” (İşarât-ül İ’caz, s.50)
    Temel hükümler bütün peygamberler için aynıdır; değişmez, nesh olmaz. Meselâ, imanın rükünleri bütün hak dinlerde aynıdır ve ibadet bunların hepsinde vardır. Ama ibadetin fer’î hükümlerinde, yani teferruatında farklılıklar görülür. İbadetin şekli, vakti, kıblenin yönü gibi hükümlerde nesh söz konusu olmuştur.
    Kanaatimize göre Kur'ân-ı Kerîm dışındaki ilâhî kitaplarda o kitaba tâbi ola­caklar için bir din adı konmadığı, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi isimlendirmele­rin daha sonra ortaya çıktığı ve bunların o peygamberin tâbilerine sonradan veri­len adlar olduğu dikkate alınırsa "Doğrusu Allah katında din İslâm'dır." ifadesinin anlamı daha iyi anlaşılır. Her ne kadar Hz. Muhammed (asv)'in tebliğ ettiği dinin ken­dine özgü hükümleri varsa da, Kur'an'da bu kitabın önceki peygamberlerin getir­diklerini onaylama özelliği üzerinde ısrarla durulması, onların bildirdiklerinin de temelde İslâm dairesi içinde olduğunu, ancak ilâhî hikmet gereği bu öğretilerin en mükemmel şekline Hz. Muhammed (asv)'in gönderilmesi ile ulaşıldığını gösterir. Şu halde yüce Allah'ın hoşnutluğunu elde etmenin yegâne yolu O'nun bildirdiklerine bütünüyle inanmaktır.


  5. 04.Temmuz.2011, 09:14
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Allah isteseydi ilk gelen ilahi din tek din olabilirdi, ama neden üç farklı dinin oluşmasına izin vermiştir?

    İslamiyet neden son din olarak gönderildi? Allah diğer dinlerin bozulmasına neden izin verdi?

    Her şey bulunduğu ortamda en iyisidir. Fakat genel olarak, bütün eşya içerisinde en iyi ve en güzel olan bir şey vardır. Mesela: Kur'an-ı Kerimde insanın ahsen-i takvimde yani, en güzel kıvamda yaratıldığı ifade edilmiştir. Buna göre, diğer mahlukat eksik mi yaratılmış oluyor. Hayır. Onlar da kendi alanlarında en güzel mahlukattır. Misal olarak, güneş kendi alanında en güzeldir. Yani güneş olmazsa insanların hiç birisi yaşayamaz. Ama insan genel itibariyle en güzeldir. Güneş ise, bulunduğu ve icra ettiği iş cihetiyle en güzelidir. Bu örnekleri artırabiliriz. koyun, toprak, meyveli ağaç, melek v.s. bunlar kendi alanlarında en güzel ve mükemmel mahlukattır. Bu durum da insanın en mükemmel olması, diğer mahlukatın mükemmel olmadığı veya eksik yaratıldığı anlamına gelmemektedir.
    Çünkü, bu koyunlardan daha güzel bir koyun tasavvur edilmez. Bu deveden daha güzel bir deve, bu güneşten daha güzel bir güneş hayal edilmez. İşte aynen onun gibi, gönderilen semavi kitaplar kendi zamanlarında gönderilmesi gereken en mükemmel kitaplardır. Nasıl ki, bir ilk okul çocuğuna çarpım tablosunun öğretilmesi, ne ek------ ne de fazladır. Fakat üniversitedeki öğrenciye çarpım tablosu değil daha ileri dersler verilir. Bunun gibi, Kur'andan evvel gelen kitaplar, kendi zamanlarının en iyisidir ve o zamanlarda onların gönderilmesi hikmettir, eksiklik değildir. Bu açıdan her Peygamber ve Ona verilen her vahiy kendi döneminin en mükemmeli ve en güzelidir.
    Ancak tabiri uygun ise, insanlığın tamamı bir Kitaptan ve bir Peygamberden ders alacak yüksek okul örencileri gibi bir seviyeye gelince Kuran gönderilmiştir.
    Madem ki en yüksek ilim üniversitede veriliyor. Öyleyse üniversitede verilen ilim, ilkokul çocuklarına da verilsin, diyebilir miyiz. İnsanlık da bir eğitim kurumu gibidir. Her devir bu okulun bölümleri gibidir. Bu bölümlerin hocaları da Peygamberlerdir. Hz Adem’den bu yana insanlık, hocalarından ders alarak sanki üniversite seviyesine gelmiş ve İslam dininin mükemmel derslerini alma kabiliyeti kazanmıştır. Bu nedenle en son ve en mükemmel din en sona bırakılmıştır. İlk okulda da matematiğin özü vardır. Ama ders onların seviyesine göre verilir ve hoca bütün bildiği şeyleri değil de anlayacakları şeyleri anlatır.
    İşte diğer peygamberler de insanlığa seviyelerine göre ilim vermiş ve onları yetiştirmiştir. Sonuçta bütün yönleriyle ders alma seviyesine geldikleri için İslam Dini ve Yüce Peygamberi gönderilmiştir.
    Ayrıca, Hz. Peygamber(a.s.m) devri, eski peygamberler devrine göre, dünya ülkelerinin birbirini bildiği, insanların gelişen ticaret sayesinde birbirlerini yakından tanıdığı ve kıtalar arası iletişimin çok gelişmiş olduğu bilinmektedir. Hz. Peygamber(a.s.m) Bizans, Sasanî ve benzeri dünya imparatorlarına mektup yazarak onları İslam dinine girmeye davet etmesi, bu söylediklerimizin doğruluğunu kanıtlamaktadır. Kaldı ki, Hz. Muhammed(a.s.m) kıyamete kadar gelecek bütün insanlara peygamber olarak gönderildiğine göre, bu günkü global dünyanın bir şehir hükmüne geçeceğini bilen Allah’ın bunu da göz önünde bulundurduğunu göstermektedir.
    -Allah(cc) daha önce göndermiş olduğu incil ve tevratın bozulmasına izin verirken neden kuranı kerimi korudu? Allah kendi sözlerinin değişmesine neden daha önce izin verdi?
    1- Hikmetini anlayamadığımız bazı şeylerde Allah’a bırakmak, imanımızın kemalini ve dinimizdeki sadakatimizi gösterir.
    2- Allah’ın yeryüzünde yarattığı şeylerin hepsi bir değildir. Kimini sebeplere bağlar, kimini sebepsiz vasıtasız yaratır. Mesela insanların hepsi bir anne ve babadan gelirken Hz. Ademi (as) hem anne hem babasız, Hz. İsayı babasız, Hz. Havvayı da annesiz yaratmıştır. Demek ki umumi kanunların dışında bazen hususi olarak hareket etmektedir.
    Ayrıca ateş yakar, ay ikiye yarılmaz, ağaç yürümez, asa yılan olamaz. Sebepler açısından böyledir. Ancak, Hz. İbrahim yanmamış, Ay ikiye ayrılmış, ağaç Peygamberimizin emriyle yürümüş, Hz. Musanın Asası da yılan olmuştur. Allah’ın izniyle ve muradıyla bunlarda değişiklik olmuştur.
    Yine bazı Peygamberler gelmiş, gönderildiği ümmetleri tarafından öldürülmüştür. Ama Hz. Musa, Hz. İbrahim, Hz. Muhammed (asm) gibi bazı Peygamberlerini de muhafaza ederek korumuştur.
    İşte aynı durum kitaplar için de geçerli olabilir. Diğer kitapların değiştirilmesine müsaade eden Allah, hususi olarak lütfüyle Kur’an’ı Kerim’in değiştirilmesini engellemiştir. Bu sebepten dolayı Kur’an’ın özel koruması altında olduğunu belirtmiştir. Hz İbrahim’i ateşte yakmayıp koruyan Allah, Kur’an’ı Kerimi de değişiklikten muhafaza etmiştir.
    Şimdi nefis ve şeytanımız, neden diğer Peygamberlerini öldürülmekten korumadı da Hz. İbrahim’i korudu diyemeyeceği gibi, bu konuda da fikir beyan edemeyecektir inşallah.
    3- Hz. Ademin cennetten çıkarılması olmasaydı, bu kadar insan terakki edemeyecekti. Tohumun ağaç olması için ambardan tarlaya girmesi gibi, İnsanoğlu da Cennet ambarından dünya tarlasına inmiştir. Ta ki ağaç gibi terakki edebilsin.
    Bunun gibi diğer kitaplar değiştirilmeseydi, o zaman Kuran’ı Kerimin gelmesi söz konusu olmazdı. Onlar değiştirilecek ki Kur’ana yol açılsın. Ancak onların değiştirilmesinden sadece değiştirenler sorumludur.
    4- Peygamberimizin diğer Peygamberler arasındaki konumu bellidir. Alemlere rahmet olarak gönderilmiş ve Peygamberliği belli bir zamana ve belli bir döneme ait olmayıp, bütün zaman ve dönemleri içine alıyor. Hem de insan ve cinlere gönderilmiştir. Diğer Peygamberler öyle değildir.
    Öyleyse bu Peygamberin kitabı da bütün zaman ve mekanları içine alacak şekilde olmalıydı. Eğer değiştirilemez mührü olmasaydı, insanlar bu kitabı da değiştireceklerdi. Bu mühür onu korumuştur.
    5- Allah isterse hiçbir kimse ona karşı bir şey yapamaz. İşte Kur’an’ı muhafaza ederek bunu göstermiş oluyor.
    Kerim Bozkurt


  6. 04.Temmuz.2011, 09:14
    3
    Silent and lonely rains
    İslamiyet neden son din olarak gönderildi? Allah diğer dinlerin bozulmasına neden izin verdi?

    Her şey bulunduğu ortamda en iyisidir. Fakat genel olarak, bütün eşya içerisinde en iyi ve en güzel olan bir şey vardır. Mesela: Kur'an-ı Kerimde insanın ahsen-i takvimde yani, en güzel kıvamda yaratıldığı ifade edilmiştir. Buna göre, diğer mahlukat eksik mi yaratılmış oluyor. Hayır. Onlar da kendi alanlarında en güzel mahlukattır. Misal olarak, güneş kendi alanında en güzeldir. Yani güneş olmazsa insanların hiç birisi yaşayamaz. Ama insan genel itibariyle en güzeldir. Güneş ise, bulunduğu ve icra ettiği iş cihetiyle en güzelidir. Bu örnekleri artırabiliriz. koyun, toprak, meyveli ağaç, melek v.s. bunlar kendi alanlarında en güzel ve mükemmel mahlukattır. Bu durum da insanın en mükemmel olması, diğer mahlukatın mükemmel olmadığı veya eksik yaratıldığı anlamına gelmemektedir.
    Çünkü, bu koyunlardan daha güzel bir koyun tasavvur edilmez. Bu deveden daha güzel bir deve, bu güneşten daha güzel bir güneş hayal edilmez. İşte aynen onun gibi, gönderilen semavi kitaplar kendi zamanlarında gönderilmesi gereken en mükemmel kitaplardır. Nasıl ki, bir ilk okul çocuğuna çarpım tablosunun öğretilmesi, ne ek------ ne de fazladır. Fakat üniversitedeki öğrenciye çarpım tablosu değil daha ileri dersler verilir. Bunun gibi, Kur'andan evvel gelen kitaplar, kendi zamanlarının en iyisidir ve o zamanlarda onların gönderilmesi hikmettir, eksiklik değildir. Bu açıdan her Peygamber ve Ona verilen her vahiy kendi döneminin en mükemmeli ve en güzelidir.
    Ancak tabiri uygun ise, insanlığın tamamı bir Kitaptan ve bir Peygamberden ders alacak yüksek okul örencileri gibi bir seviyeye gelince Kuran gönderilmiştir.
    Madem ki en yüksek ilim üniversitede veriliyor. Öyleyse üniversitede verilen ilim, ilkokul çocuklarına da verilsin, diyebilir miyiz. İnsanlık da bir eğitim kurumu gibidir. Her devir bu okulun bölümleri gibidir. Bu bölümlerin hocaları da Peygamberlerdir. Hz Adem’den bu yana insanlık, hocalarından ders alarak sanki üniversite seviyesine gelmiş ve İslam dininin mükemmel derslerini alma kabiliyeti kazanmıştır. Bu nedenle en son ve en mükemmel din en sona bırakılmıştır. İlk okulda da matematiğin özü vardır. Ama ders onların seviyesine göre verilir ve hoca bütün bildiği şeyleri değil de anlayacakları şeyleri anlatır.
    İşte diğer peygamberler de insanlığa seviyelerine göre ilim vermiş ve onları yetiştirmiştir. Sonuçta bütün yönleriyle ders alma seviyesine geldikleri için İslam Dini ve Yüce Peygamberi gönderilmiştir.
    Ayrıca, Hz. Peygamber(a.s.m) devri, eski peygamberler devrine göre, dünya ülkelerinin birbirini bildiği, insanların gelişen ticaret sayesinde birbirlerini yakından tanıdığı ve kıtalar arası iletişimin çok gelişmiş olduğu bilinmektedir. Hz. Peygamber(a.s.m) Bizans, Sasanî ve benzeri dünya imparatorlarına mektup yazarak onları İslam dinine girmeye davet etmesi, bu söylediklerimizin doğruluğunu kanıtlamaktadır. Kaldı ki, Hz. Muhammed(a.s.m) kıyamete kadar gelecek bütün insanlara peygamber olarak gönderildiğine göre, bu günkü global dünyanın bir şehir hükmüne geçeceğini bilen Allah’ın bunu da göz önünde bulundurduğunu göstermektedir.
    -Allah(cc) daha önce göndermiş olduğu incil ve tevratın bozulmasına izin verirken neden kuranı kerimi korudu? Allah kendi sözlerinin değişmesine neden daha önce izin verdi?
    1- Hikmetini anlayamadığımız bazı şeylerde Allah’a bırakmak, imanımızın kemalini ve dinimizdeki sadakatimizi gösterir.
    2- Allah’ın yeryüzünde yarattığı şeylerin hepsi bir değildir. Kimini sebeplere bağlar, kimini sebepsiz vasıtasız yaratır. Mesela insanların hepsi bir anne ve babadan gelirken Hz. Ademi (as) hem anne hem babasız, Hz. İsayı babasız, Hz. Havvayı da annesiz yaratmıştır. Demek ki umumi kanunların dışında bazen hususi olarak hareket etmektedir.
    Ayrıca ateş yakar, ay ikiye yarılmaz, ağaç yürümez, asa yılan olamaz. Sebepler açısından böyledir. Ancak, Hz. İbrahim yanmamış, Ay ikiye ayrılmış, ağaç Peygamberimizin emriyle yürümüş, Hz. Musanın Asası da yılan olmuştur. Allah’ın izniyle ve muradıyla bunlarda değişiklik olmuştur.
    Yine bazı Peygamberler gelmiş, gönderildiği ümmetleri tarafından öldürülmüştür. Ama Hz. Musa, Hz. İbrahim, Hz. Muhammed (asm) gibi bazı Peygamberlerini de muhafaza ederek korumuştur.
    İşte aynı durum kitaplar için de geçerli olabilir. Diğer kitapların değiştirilmesine müsaade eden Allah, hususi olarak lütfüyle Kur’an’ı Kerim’in değiştirilmesini engellemiştir. Bu sebepten dolayı Kur’an’ın özel koruması altında olduğunu belirtmiştir. Hz İbrahim’i ateşte yakmayıp koruyan Allah, Kur’an’ı Kerimi de değişiklikten muhafaza etmiştir.
    Şimdi nefis ve şeytanımız, neden diğer Peygamberlerini öldürülmekten korumadı da Hz. İbrahim’i korudu diyemeyeceği gibi, bu konuda da fikir beyan edemeyecektir inşallah.
    3- Hz. Ademin cennetten çıkarılması olmasaydı, bu kadar insan terakki edemeyecekti. Tohumun ağaç olması için ambardan tarlaya girmesi gibi, İnsanoğlu da Cennet ambarından dünya tarlasına inmiştir. Ta ki ağaç gibi terakki edebilsin.
    Bunun gibi diğer kitaplar değiştirilmeseydi, o zaman Kuran’ı Kerimin gelmesi söz konusu olmazdı. Onlar değiştirilecek ki Kur’ana yol açılsın. Ancak onların değiştirilmesinden sadece değiştirenler sorumludur.
    4- Peygamberimizin diğer Peygamberler arasındaki konumu bellidir. Alemlere rahmet olarak gönderilmiş ve Peygamberliği belli bir zamana ve belli bir döneme ait olmayıp, bütün zaman ve dönemleri içine alıyor. Hem de insan ve cinlere gönderilmiştir. Diğer Peygamberler öyle değildir.
    Öyleyse bu Peygamberin kitabı da bütün zaman ve mekanları içine alacak şekilde olmalıydı. Eğer değiştirilemez mührü olmasaydı, insanlar bu kitabı da değiştireceklerdi. Bu mühür onu korumuştur.
    5- Allah isterse hiçbir kimse ona karşı bir şey yapamaz. İşte Kur’an’ı muhafaza ederek bunu göstermiş oluyor.
    Kerim Bozkurt





+ Yorum Gönder