Konusunu Oylayın.: Peygamberimizin Doğum, Hicret ve Vefat Tarihleri

5 üzerinden 3.91 | Toplam : 33 kişi
Peygamberimizin Doğum, Hicret ve Vefat Tarihleri
  1. 03.Temmuz.2011, 19:41
    1
    Misafir

    Peygamberimizin Doğum, Hicret ve Vefat Tarihleri






    Peygamberimizin Doğum, Hicret ve Vefat Tarihleri Mumsema peygamberimiz 50 yaşında medineye hicre etti hicret tarihi(622)medinede 10 yıl kaldı ve 63 yaşında vefat etti vefat ediş tarihi(632) ve aradaki 3 yılda ne oldu sorum bu..


  2. 03.Temmuz.2011, 19:41
    1
    muho2626 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    muho2626
    Misafir



    peygamberimiz 50 yaşında medineye hicre etti hicret tarihi(622)medinede 10 yıl kaldı ve 63 yaşında vefat etti vefat ediş tarihi(632) ve aradaki 3 yılda ne oldu sorum bu..


    Benzer Konular

    - Hz Musa Ve Hz Nuh Un Doğum Tarihleri Nedir

    - Peygamberimizin doğum ve ölüm tarihleri nedir?

    - Hz. Osman Zamanında Vefat Eden Ancak Vefat Tarihleri Kesin Olarak Bilinmeyen Bazı Şahsiyetler

    - İmam Malik (Doğum ve Ölüm Tarihleri. 179 / 795)

    - Peygamber Hanımlarının Doğum tarihleri Üzerine

  3. 16.Temmuz.2011, 20:22
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamberimizin Doğum, Hicret ve Vefat Tarihleri




    Veda Haccı (10/632)

    Hz. Peygamber Hicretin sekizinci (630) yılında Mekke fethedildikten sonra hac mevsimini beklemeden Medine'ye dönmüştü. Zaten Mekke'nin fethinden önce de henüz hac farz kılınmamıştı. Hicretin dokuzuncu (631) yılında hac farz kılınmış, ancak o yıl Hz. Peygamber bizzat hacca gitmemiş ve Hz. Ebû Bekir’i hac emîri tayin ederek Mekke'ye göndermişti.

    Peygamberimiz hicretin onuncu yılında (632)hac farizasını yerine getirmiştir. Onun bu haccına, sahâbîlerle vedalaştığı ve bir daha Kâbe'yi görmediği için Vedâ Haccı (Haccetü’l-Vedâ), Müslümanlara hac ibadetinin bütün hükümlerini hem nazarî olarak bildirdiği ve hem de pratik olarak gösterdiği için Belâğ Haccı (Haccetü’l-Belâğ), haccın farz kılınmasından sonra ilk haccı olması dolayısıyla İslâm Haccı (Haccetü’l-İslâm) gibi isimler verilmiştir. Fakat onun bu haccı daha ziyade "Veda Haccı" olarak meşhur olmuştur. Veda Haccı'nın eda şekli konusunda farklı rivayetler vardır. Bazı rivayetlerde onun temettu' veya kıran haccına niyet ettiği belirtilirken, bazılarında ifrad haccına niyet ederek ihrama girdiği kaydedilmektedir.[1000]

    Hicretin onuncu yılının Zilkade ayında Hz. Peygamber hac için hazırlanmaya başladı. Bunu Müslümanlara da duyurarak hazırlanmalarını istedi. Onunla birlikte haccetmek isteyenler Medine’de toplandılar. Hz. Peygamber 26 Zilkâde 10/ 22 Şubat 632 Cumartesi günü, yanında hanımları ve kızı Fâtımada olduğu halde, muhâcirler, ensardan ve diğer Arap kabilelerinden oluşan Müslümanlarla birlikte Medine’den hareket etti. Yanına kurbanlık yüz deve aldı. Zülhuleyfe adlı yere vardığında öğle namazını seferî olarak iki rekat kıldı ve aynı gün burada ihrama girdi.[1001] Öğleyi Medine'de, ikindiyi Zülhuleyfe'de kıldığı da söylenir. Hz. Peygamber'in Veda haccına giderken izlediği güzergah ana hatlarıyla şöyledir: Zülhuleyfe, Beydâ, Melel, Irkuzzabye, Ravhâ, Arc, Sukyâ, Ebvâ, Cuhfe, Gadîr-i Hum, Kudeyd, Usfân, Gamîm, Merruzzahrân, Serif ve Zî Tuvâ.

    Hz. Peygamber, 4 Zilhicce Pazar (Vâkıdî'ye göre Salı, Makrîzî'ye göre Pazartesi) günükuşluk vakti Kasvâ adlı devesinin üzerinde olduğu halde Mekke'yeulaştı; Kâbe'yi tavaf edip iki rekat namaz kıldıve Safâ ile Merve arasında sa’y etti.[1002] Veda Haccı süresince Mekke'nin Ebtah mevkiinde kendisi için kurulan çadırda konakladı. Perşembe gününe kadar Mekke’de kaldı. Aynı gün (Terviye) Mina’ya hareket etti. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını orada kıldı. Geceyi de burada geçirdi. Ertesi sabah, namazı kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar burada kaldı. Arafat’taki Nemire Mevkii'nde çadır kurulmasını emretti. Sonra Mina’dan hareket edip Müzdelife’den geçerek, Cuma günü Arafat’ta hazırlanan çadıra varıp konakladı. Zeval vaktinden sonra çadırından çıkıp devesine binerek Arafat vâdisinin ortasına geldi. Urane vadisinde meşhur Veda Hutbesi'ni okudu. Bir ezan okutarak ayrı ayrı ikâmetle öğle ile ikindiyi birlikte kıldıktan (cem’i takdîm) sonra devesinin üzerinde Arafat’a çıktı. Kıbleye dönüp akşama kadar dua ile meşgul oldu. Arafat’ta iken kendisinin ilâhî tebliğ görevinin tamamlandığını belirten şu âyet-i kerîme nâzil oldu:[1003] “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’a razı oldum”.[1004]

    Hz. Peygamber güneş battıktan sonra devesine binerek Arafat’tan ayrıldı ve Müzdelife’ye geldi. Yatsı vaktinde akşam namazıyla birlikte yatsı namazını birleştirerek (cem’i te’hîr), akşamı üç, yatsıyı da iki rekat olarak, aynı şekilde tek ezan ve her namaz için ayrı ikâmetle kıldırdı. Geceyi Müzdelife’de geçirdi. Ertesi sabah, yani Cumartesi (bayramın birinci) günü sabah namazını Müzdelife’de kıldıktan sonra Meş’ar-i Harâm’a geldi. Cemre-i Akabe’de ufak taşlardan yedi tane attıktan sonra Mina’ya gitti. Burada yine deve üstünde bir konuşma yaptı. Burada kurbanlık olarak hazırladığı yüz deveden altmış üçünü, ömrünün her yılı için bir deve hesabıyla bizzat kendisi kurban olarak kesti. Diğer develeri de Hz. Ali kesti. Kurban etinden bir parça yiyen Peygamberimiz, geri kalanını Müslümanlara dağıttı.[1005] Daha sonra tıraşolup ihramdan çıktı. Sonra Kâbe’ye gidip tavaf yaptı ve öğle namazını kıldı. Tekrar Mina’ya dönerek bayram günlerini burada geçirdi ve bu günlerde diğer taşlama görevlerini de yerine getirdi. Bayramın ikinci günü Mina’da Müslümanlara üçüncü konuşmasını yaptı. Bayramın beşinci günü Mina’dan tekrar Mekke'ye gelip vedâ tavafını yaptıktan sonra Medine'ye döndü (29 Zilhicce 10 / 26 Mart 632).

    Hz. Peygamber’in 9 Zilhicce 10 / 6 Mart 632 Cuma günü sayıları 140.000 civarındaki topluluğa Arafat’ta îrad ettiği konuşmanın kaynaklardan çıkarılan karşılaştırmalı bir metni aşağıda verilmiştir. Hz. Peygamber konuşmaya başlamadan önce Cerîr b. Abdullah vasıtasıyla sükûneti temin etmiş ve Rebîa b. Ümeyye gibi gür sesli münâdîleri görevlendirerek[1006] cümlelerin tekrar edilip uzaklara kadar duyurulmasını sağlamıştır.

    “Hamd ve şükür Allah’a mahsustur; biz O'na hamdeder, O'ndan yardım talep eder, affımızı ondan diler ve ona yöneliriz. Nefislerimizin şerlerinden, hareket ve fiillerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah kimi doğru yola iletirse o kimse için sapıklık olamaz; kimi sapıklığa sevkederse o kimse için doğru yola sevkeden kalmamıştır. Allah’tan başka ilah olmadığına, O'nun Tekliğine ve bir denginin bulunmadığına şehadet ederim. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.

    Ey Allah’ın kulları! Sizlere Allah’tan korkup çekinmenizi tavsiye ve sizi O'na itaatte bulunmaya teşvik ederim. Bu suretle en iyi ve hayırlı olan bir şey ile sözlerime başlamak istiyorum:

    O halde ey insanlar! Size açıkladığım şeyleri dinleyin! Zira bilmiyorum, bu yıldan sonra bulunduğum bu yerde belki de sizlerle tekrar buluşamayacağım.

    Ey insanlar! Kanlarınız (hayatınız), mallarınız, haysiyet ve şerefleriniz, Rabbinizle buluşacağınız güne kadar, bu yerde (Mekke), bu ayda (Zilhicce), bu günün mukaddes olması gibi mukaddes ve mükerremdir. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahit ol!

    Emanet olarak eli altında bir şey bulunduran kimse, onu kendisine emanet etmiş olan şahsa iade etmelidir.

    Gerçekten (artık) Câhiliyye Devrinde mevcut ribâ kaldırılmıştır; şu kadarı var ki (borç olarak verdiğiniz) sermayeleriniz sizindir; (bu suretle) ne zulmedecek ve ne de zulm edileceksiniz. Allah (bundan böyle) ribâ’nın olmayacağına hükmetti. Kaldırdığım ilk ribâ, amcam Abbas b. Abdülmuttalib’in ribâsıdır.

    Ve yine Câhiliyye Dönemi kan davaları kaldırılmıştır; (kaldıracağım) ilk kan davası (yeğenim) Âmir b. Rebîa b. Hâris b. Abdülmuttalib’in kan davasıdır.

    Câhiliyye Dönemi’nin (Mekke şehri ile ilgili) hükümet vazifeleri kaldırılmıştır. Kâ’be Muhafızlığı (sidâne) ve hacıların su işleri (sikâye) vazifesi bundan müstesnadır.

    Kasden adam öldürme kısas ile cezalandırılır. Taş ve sopa ile öldürme gibi, şüpheli kasıt hallerinde yüz deve (kan diyeti)’dir. Daha fazlasını isteyen kimse, Câhiliyye devri insanlarındandır. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    O halde ey insanlar! Gerçekten şeytan, sizin bu ülkenizde kendisine tapılmaktan ümidini kesmiş bulunuyor. Fakat o, bunun dışındaki iş ve hareketlerinizden ehemmiyetsiz saydıklarınızda, kendisine tâbi olunmaktan hoşnût olacaktır.

    Ey insanlar! “Nesî”usûlünü (yani Haram Aylar’dan olan mukaddes aylara bunun dışından bir ay ilavesi usûlünü) tatbik etmek küfürde aşırı gitmektir; kâfirler bununla sapıtmışlardır. Onlar bu bir aylık (zamanı) bir sene kutsiyetsiz (yani Haram Aylar dışı, alelâde bir ay), diğer bir sene de haram (yani, Haram Aylar’a dahil, mukaddes bir ay) sayarlar, gayeleri, Allah’ın Haram Aylar’dan saydığı (ayların) birbiri arkasına akışını görünüşte muhafaza etmek ve Allah’ın Haram Aylar dışı saydığı ayları bunun içinde (yani mukaddes) gibi göstermektir. Bu suretle onlar, Allah’ın helal ettiği şeyi haram hale getirmiş oluyorlar. Şimdi zaman (yani takvim), Allah’ın yeri ve semâvâtı yarattığı gündeki durumuna rucû etmiş bulunuyor (yani Nesî tatbik edilen sene ile, nesîsiz aylar birbiri üzerine çakışmış, diğer bir ifadeyle kamerî takvim, nesî ameliyesine ihtiyaç göstermeksizin o yıl tam güneş takvimindeki aylar üzerine intibak edip oturmuştu). “Gerçekte Allah indinde, yeri ve semâvâtı yarattığı günde takdir ettiğine göre, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır”; bu dördün üçü birbiri arkasına gelir: Zilkade, Zilhicce, Muharrem, dördüncüsü Mudar kabilesinin Receb ayıdır ki bu, Cemâziyelâhir ile Şa’bân ayı arasında bulunur. Dikkat edin! tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    O halde ey insanlar! Hanımlarınızın sizin üzerinizde hakkı bulunduğu gibi sizin de onlar üzerinde hakkınız vardır: Sizin onlar üzerinizdeki hakkınız, sizden başka bir erkeğe döşeğinizi çiğnetmemeleri ve sizin hoşlanmadığınız herhangi bir kimseyi, izninizle olması müstesna evlerinize sokmamalarıdır. Kadınlara en iyi bir tarzda davranıp muamelede bulununuz; çünkü onlar sizin himaye ve muhafazanız altına girmiş kimselerdir. Sizler onları Allah’ın bir emaneti olarak almış bulunuyorsunuz. Onlara “Allah’ın adıyla” helalinden yaklaşın. Kadınlar hususunda Allah’dan korkup çekinin ve onlara karşı en iyi bir tarzda davranıp muamele edin! Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    Ey İnsanlar! Mü’minler kardeştir. Bir kimse için kardeşinin malını (yemek)onun tam rızasını elde etmedikçe helal olmaz. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    Benden sonra küfre sapıp birbirinizi boğazlar hale gelmeyin. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol! “Ey İnsanlar! Rabbiniz bir, atanız birdir. Hepiniz Âdem’den türemiş bulunuyorsunuz. Âdem ise topraktan yaratılmıştır. Allah indinde en mükerrem ve makbul olanınız, O’ndan korkup çekineninizdir. Bir Arabın Arap olmayan üzerinde bir üstünlüğü yoktur; (varsa) bu, takvâ yönündendir. Dikkat edin ! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    Kendisini dinleyen mü’minlerin “Evet” demeleri üzerine Hz. Peygamber şöyle devam etti: “Burada bulunanlar bulunmayanlara bu sözlerimi bildirsinler!.. Ey İnsanlar! Allah muhakkak ki her vârisin mirastan olan hissesini tayin ve tesbit etmiştir. O halde bir vasıyet, her hangi bir vâris lehine olmak üzere, diğer vârislerin mahfuz hisse hudutlarını, aşamaz. Mirasçılardan başkası için yapılan bir vasiyet, miras olarak kalan mallar toplamının üçte birinden fazla olamaz. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa oraya aittir. Babasından başka bir kimseye mensubiyet iddiasında bulunan, yahut (kendisini himaye altına almış olan) efendisinden başkasını efendi edinenin üzerine Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti olsun!.. Böyle bir insanın ne nâfile ibadetleri (sarf) ve ne de farz ibadetleri (‘adl) kabul olunacaktır. Ve’sselâmü aleyküm.”[1007]

    Veda Hutbesi, Hz. Peygamber'in duygu, düşünce ve faaliyetlerinin en yüksek noktasını oluşturur. İnsanların sahip olduğu hakları ve vecibeleri ortaya koyan bu konuşma, Hz. Peygamber üç ay kadar sonra vefat ettiği için, daha sonraları büyük bir tesir meydana getirmiştir ve bir bakıma onun vasiyeti olarak değerlendirilmiştir. Hutbe ana hatlarıyla şu hususları içermektedir: Tevhid; Allah’a itaatin gerekliliği; emanete riayet; ribânın yasaklanması; can, mal ve ırz güvenliği; kan davalarının kaldırılması; sidâne ve sikâye dışındaki câhiliye devri kurumlarının lağvedilmesi; nesî usûlünün kaldırılması; haram ayların te'kidi; eşlerin birbiri üzerindeki hakları; mü’minlerin kardeş olduğu; mü’minlerin iç çekişmelerden ve birbirine düşmekten sakındırılması; kısas ve mirasla ilgili hukûkî meseleler.

    Bu konuşma, bütün insanları kapsayan bir evrensel beyannâme niteliği taşımaktadır. Nitekim Peygamberimiz Allah’a hamdü senâdan sonra konuşmasına “Ey insanlar”! hitabıyla başlamış ve sahâbîlerin dikkatini çekerek bütün insanlara hitap etmiştir. İnsan hayatının, malının ve şerefinin mukaddes, dokunulmaz olduğunu beyan etmesi de, Hz. Peygamber’in insanların yaşama ve mal-mülk hakkına, ırz ve namuslarının korunmasına verdiği önemi ortaya koymaktadır. Cahiliye Dönemi'nde görülen kan davalarının kaldırılmış olduğunu kesin bir şekilde dile getirmektedir. Bu suretle kişi dokunulmazlığı, toplum düzeni, toplum güvenliği sağlanmış, anarşi önlenmiş, bunun yerine kardeşlik te’sis edilmiştir. Hz. Peygamber faizi ve kan davasını kaldırırken bunları önce kendi yakınlarına uygulamış, onlara herhangi bir ayrıcalık tanımamıştır.

    Peygamberimiz insanların Rabbi’nin bir olduğunu, aynı anne ve babadan türediklerini, insanların eşit olduğunu kesin bir dille ifade etmiş, dil, renk ve ırk ayırımından sarfı nazarla tüm insanlar arasında eşitlik esasını kabul etmiştir. Esasen Kur'ân'ın bu konuda koyduğu temel prensip de böyledir. Bundan sonra aile hukukunun özünü teşkil eden karı-koca hakları üzerinde durmuştur. Özet olarak Veda Hutbesi'nde Hz. Peygamber, kişi dokunulmazlığı, hayat hakkı, mülkiyet hakkı, mesken dokunulmazlığı, toplumsal barış, eşitlik, miras, aile hukuku ve ayrıntılandırılabilecek diğer bazı meseleler üzerinde durmuştur.


    [1000] Vâkıdî, III, 1092; İbn Sa'd, II, 173.

    [1001] Vâkıdî, III, 1089.

    [1002] İbn Seyyidinnâs, II, 360-361.

    [1003] Makrîzî, s. 524.

    [1004] Mâide Sûresi 3.

    [1005] İbn Abdülber, Dürer, s. 268.

    [1006] Taberî, III, 151.

    [1007] Vedâ Haccı ve Hutbesi için bk.: Vâkıdî, III, 1088-1116; İbn Hişâm, II, 601 vd.; İbn Sa'd, II, 172-189; Taberî, III, 148 vd.; İbn Abdülber, Dürer, s. 259-268; İbn Seyyidinnâs, II, 359-368; Makrîzî, s. 510 vd.; Veda Hutbesi için ana kaynakları da gözden geçirerek Muhammed Hamidullah'ın mukayeseli metnini esas aldık ve sadeleştirdik. Bunun için bk. el-Vesâiku's-Siyâsiyye, s. 360 vd. ; İslam Peygamberi, I, 298-301.


    3- Hz. Peygamber’in Vefatından Önce Bazı Gelişmeler

    Hz. Peygamber Veda Haccı'ndan döndükten sonra Yemen’de Esved el-Ansî, mensubu bulunduğu Ans ve Mezhic kabilelerinin desteğini sağlayarak peygamberlik iddiasıyla ortaya atıldı. Kendisine karşı koyan vali Şehr b. Bâzân’ı öldürerek, hanımı Âzâd’ı zorla nikahladı ve bölgeye hakim oldu. Olayı öğrenen Hz. Peygamber, Cerîr b. Abdullah adlı sahâbîyi onu İslâm'a davet için gönderdi. Esved el-Ansî buna olumsuz cevap verdi. Sonunda bölge ileri gelenlerinden Kays b. Mekşûh, Fîrûz, Cüşeyş ve Dâzeveyh, kendi safında göründükleri Esved’e suikast düzenleyerek, hanımı Âzâd’ın da yardımıyla onu öldürdüler. Esved Hz. Peygamber’in vefatından beş (bazı rivayetlerde bir) gün önce öldürüldü ve resmî bilgi Medine'ye Hz. Ebû Bekir döneminde ulaştı.

    Hicrî onuncu yılın sonunda, Cahiliyye Dönemi'nde kısmen hristiyan, kısmen de putperest olan ve hicretin onuncu yılında Medine'ye heyet göndererek İslâm’ı kabul eden Hanîfe kabilesinden “Müseylime” adlı şahıs Yemâme’de peygamberlik iddiasıyla ortaya atıldı. Halbuki o, kabilesinin temsilcileriyle Medine'ye gelerek Müslüman olmuştu. Yemâme’ye dönünce irtidâd ederek peygamberlikte Hz. Muhammed’e ortak olduğunu iddia etmeye başladı. Hz. Peygamber Müseylime’ye mektup yazıp Amr b. Ümeyye ed-Damrî ile göndererek onu İslâm'a davet etti. Müseylime ise yazdığı cevapta Hz. Peygamber’e ortaklık teklif etti; yeryüzünün yarısının kendisine ve yarısının da Kureyş’e ait olduğu iddiasında bulundu. Peygamber de ona yazdığı cevabî mektupta yeryüzünün Allah’a ait olduğunu, ona kullarından dilediğini vâris kılacağını bildirdi.[1008] Bu gelişmeler sırasında Hz. Peygamber vefat etti.[1009]

    Peygamberimiz, onbirinci hicrî yılın ikinci ayı olan Safer ayının sonlarına doğru (Mayıs sonu 632) Mûte Savaşı'nda şehit düşen Zeyd b. Hârise, Câfer b. Ebû Talib ve diğer sahâbîlerin intikamını almak üzere Bizans’a karşı bir sefer düzenlemeye karar verdi. İçlerinde yaşlı ve tecrübeli sahâbîlerin de yer aldığı ordunun komutanlığına o sırada henüz on sekiz veya on dokuz yaşında bir genç olan Üsâme b. Zeyd’i tayin etti.[1010] Üsâme ordusunu hazırladıktan iki gün sonra, 29 Safer 11/27 Mayıs 632 Çarşamba günü hastalandı. Ertesi sabah, yani perşembe günü biraz iyileşince Üsâme için kendi eliyle sancağı bağladı. Orduya bazı tavsiyelerde bulundu; verdikleri sözden dönmemelerini, çocukları ve kadınları öldürmemelerini, düşmanla karşılaşmayı temenni etmemelerini, birbiriyle çekişmemelerini tavsiye ederek Üsâme’yi uğurladı. Üsâme Medine yakınındaki “Cürüf” mevkiinde karargâh kurdu. Ordu burada toplanmaya başladı. Ordunun içinde Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde b. Cerrah, Sa'd b. Ebû Vakkas gibi ileri gelen sahâbîler de bulunuyordu. Bazı sahâbîler, Üsâme’nin genç ve tecrübesiz olmasından dolayı onun komutan tayin edilmesini eleştirdiler. Bunu duyan Peygamberimiz cumartesi günü Mescid’e giderek itirazlara cevap verdi. Üsâme’yi komutan tayin ettiği için bazı itirazların kendisine ulaştığını, aynı şekilde, daha önce de onun babasını komutan tayin etmesinden ötürü de itiraz ettiklerini, halbuki babası kumandanlığa nasıl layık idiyse, oğlunun da layık olduğunu bildirdi.[1011]

    [1008] İbn Hişâm, II, 600-601; Taberî, III, 146-147.

    [1009] Müseylime, Hz. Peygamber'in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir zamanında Halid b. Velid komutasındaki İslâm ordusu tarafından ortadan kaldırılacaktır.

    [1010] İbn Sa'd, II, 189 vd.

    [1011] İbn Sa'd, II, 249, 250; İbn Hişâm, II, 650.

    4- Hz. Peygamber’in Vefatı

    Hz. Peygamber’in hastalığının çok ağırlaşması üzerine Üsâme hareket edemedi. Hz. Peygamber’in baş ağrısı ve şiddetli ateşi vardı. Ateş nöbetleri geçirirken dahi Suriye seferinin hazırlıkları ile ilgileniyordu. Hz. Peygamber hastalığı esnasında yaptığı konuşmada “Bir kul ki, Allah onu dünya ile kendine kavuşması arasında bir seçim yapması için muhayyer kıldı, o, Allah’a kavuşmayı tercih etti” buyurdu. Hz. Ebû Bekir bu sözün ifade ettiği anlamı ve o “kul”un Hz. Peygamber’in bizzat kendisi olduğunu anladı ve “Nefislerimiz, mallarımız ve evlatlarımızla sana feda olalım” diyerek ağlamaya başladı. Onun ağladığını gören Hz. Peygamber “Ağlama Ebû Bekir! Arkadaşlık ve malını feda konusunda bana en çok yardımı dokunan Ebû Bekir’dir. Ümmetimden birini dost edinseydim Ebû Bekir’i seçerdim. Lâkin İslâm kardeşliği daha üstündür” dedi. Hz. Ebû Bekir’in kapısı dışında Mescid-i Nebevî’nin avlusuna açılan tüm kapıların kapatılmasını emretti. Bunun sebebini açıklarken de İslâm'a ondan daha faydası dokunan kimse tanımadığını söyledi.[1012]

    Peygamberimiz hastalığı esnasında vücudunda hafiflik hissettiği zaman namazı kendisi kıldırır, ağırlık hissedince "insanlara emredin namazlarını kılsınlar" derdi.[1013] Nitekim namaza çıkamayacak derecede hastalanınca namazı Hz. Ebû Bekir’in kıldırmasını emretti. Hz. Âişe, babasının yufka yürekli olduğunu, Kur’an okurken gözlerinden yaşlar boşandığını, Resûlullah’ın makamında durmaya tahammül edemeyeceğini ve bu görevin Hz. Ömer’e havale edilmesini istedi. Fakat Hz. Peygamber ısrarla “Ebû Bekir’e söyleyin, namazı kıldırsın”[1014] buyurdu. Hz. Ebû Bekir’in, Hz. Peygamber’in hastalığı esnasında en az on yedi vakit namaz kıldırdığı rivayet edilmektedir. Son günlerini Hz. Âişe’nin odasında geçiren Hz. Peygamber bir gün öğle üzeri hastalığının biraz hafiflediğini hissetti. Hz. Abbas ve Hz. Ali’nin yardımıyla Mescid’e çıktı. O esnada cemaat namaza durmuştu. Hz. Ebû Bekir onun geldiğini anlayınca çekilip mihrabıkendisine bırakmak istedi.Ancak Hz. Peygamber, yerinden çekilmemesive namaza devam etmesi için işaret ederek Hz. Ebû Bekir’in yanında namaza durdu.

    Pazartesi günü sabah namazından sonra Hz. Ebû Bekir Hz. Peygamber'in hastalığının hafiflediğini gördü ve kendisinden izin alarak Sünh mevkiindeki evine gitti. Bazı sahâbîler de işlerine gittiler. O sırada Hz. Peygamber'in hastalığı ağırlaştı. Son nefesini vermeden önce kölelere iyi davranmayı, onları giydirmeyi, yedirmeyi, onlara yumuşak söz söylemeyi ve namaza devam etmeyi tavsiye etti.[1015] Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber vefat etmeden önce hafif bir sesle “Lâ ilâhe illallah, ruh teslimi ne şeymiş” demiş ve güçlükle işitilebilen son sözü ise şu olmuştur: “Maa’r-Refîkı’l-A’l┠(Yüce Rabbim’le beraber).[1016] Hz. Peygamber bu sözleri söyledikten sonra eşi Hz. Âişe’nin kolları arasında, yerine hiç kimseyi bırakmadan,[1017] 14 Rebîülevvel 11/8 Haziran 632 Pazartesi günü kuşluk vakti ruhunu teslim etmiştir.

    [1012] İbn Sa'd, II, 227; İbn Hişâm, II, 649.

    [1013] Makrîzî, s. 542.

    [1014] İbn Sa'd, II, 218, 219 vd.; İbn Hişâm, II, 652.

    [1015] İbn Sa'd, II, 254; İbn Hanbel, III, 117.

    [1016] İbn Abdilber, Dürer, s. 271; Makrîzî, s. 457.

    [1017] İbn Hişâm, II, 653.


  4. 16.Temmuz.2011, 20:22
    2
    Silent and lonely rains



    Veda Haccı (10/632)

    Hz. Peygamber Hicretin sekizinci (630) yılında Mekke fethedildikten sonra hac mevsimini beklemeden Medine'ye dönmüştü. Zaten Mekke'nin fethinden önce de henüz hac farz kılınmamıştı. Hicretin dokuzuncu (631) yılında hac farz kılınmış, ancak o yıl Hz. Peygamber bizzat hacca gitmemiş ve Hz. Ebû Bekir’i hac emîri tayin ederek Mekke'ye göndermişti.

    Peygamberimiz hicretin onuncu yılında (632)hac farizasını yerine getirmiştir. Onun bu haccına, sahâbîlerle vedalaştığı ve bir daha Kâbe'yi görmediği için Vedâ Haccı (Haccetü’l-Vedâ), Müslümanlara hac ibadetinin bütün hükümlerini hem nazarî olarak bildirdiği ve hem de pratik olarak gösterdiği için Belâğ Haccı (Haccetü’l-Belâğ), haccın farz kılınmasından sonra ilk haccı olması dolayısıyla İslâm Haccı (Haccetü’l-İslâm) gibi isimler verilmiştir. Fakat onun bu haccı daha ziyade "Veda Haccı" olarak meşhur olmuştur. Veda Haccı'nın eda şekli konusunda farklı rivayetler vardır. Bazı rivayetlerde onun temettu' veya kıran haccına niyet ettiği belirtilirken, bazılarında ifrad haccına niyet ederek ihrama girdiği kaydedilmektedir.[1000]

    Hicretin onuncu yılının Zilkade ayında Hz. Peygamber hac için hazırlanmaya başladı. Bunu Müslümanlara da duyurarak hazırlanmalarını istedi. Onunla birlikte haccetmek isteyenler Medine’de toplandılar. Hz. Peygamber 26 Zilkâde 10/ 22 Şubat 632 Cumartesi günü, yanında hanımları ve kızı Fâtımada olduğu halde, muhâcirler, ensardan ve diğer Arap kabilelerinden oluşan Müslümanlarla birlikte Medine’den hareket etti. Yanına kurbanlık yüz deve aldı. Zülhuleyfe adlı yere vardığında öğle namazını seferî olarak iki rekat kıldı ve aynı gün burada ihrama girdi.[1001] Öğleyi Medine'de, ikindiyi Zülhuleyfe'de kıldığı da söylenir. Hz. Peygamber'in Veda haccına giderken izlediği güzergah ana hatlarıyla şöyledir: Zülhuleyfe, Beydâ, Melel, Irkuzzabye, Ravhâ, Arc, Sukyâ, Ebvâ, Cuhfe, Gadîr-i Hum, Kudeyd, Usfân, Gamîm, Merruzzahrân, Serif ve Zî Tuvâ.

    Hz. Peygamber, 4 Zilhicce Pazar (Vâkıdî'ye göre Salı, Makrîzî'ye göre Pazartesi) günükuşluk vakti Kasvâ adlı devesinin üzerinde olduğu halde Mekke'yeulaştı; Kâbe'yi tavaf edip iki rekat namaz kıldıve Safâ ile Merve arasında sa’y etti.[1002] Veda Haccı süresince Mekke'nin Ebtah mevkiinde kendisi için kurulan çadırda konakladı. Perşembe gününe kadar Mekke’de kaldı. Aynı gün (Terviye) Mina’ya hareket etti. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını orada kıldı. Geceyi de burada geçirdi. Ertesi sabah, namazı kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar burada kaldı. Arafat’taki Nemire Mevkii'nde çadır kurulmasını emretti. Sonra Mina’dan hareket edip Müzdelife’den geçerek, Cuma günü Arafat’ta hazırlanan çadıra varıp konakladı. Zeval vaktinden sonra çadırından çıkıp devesine binerek Arafat vâdisinin ortasına geldi. Urane vadisinde meşhur Veda Hutbesi'ni okudu. Bir ezan okutarak ayrı ayrı ikâmetle öğle ile ikindiyi birlikte kıldıktan (cem’i takdîm) sonra devesinin üzerinde Arafat’a çıktı. Kıbleye dönüp akşama kadar dua ile meşgul oldu. Arafat’ta iken kendisinin ilâhî tebliğ görevinin tamamlandığını belirten şu âyet-i kerîme nâzil oldu:[1003] “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’a razı oldum”.[1004]

    Hz. Peygamber güneş battıktan sonra devesine binerek Arafat’tan ayrıldı ve Müzdelife’ye geldi. Yatsı vaktinde akşam namazıyla birlikte yatsı namazını birleştirerek (cem’i te’hîr), akşamı üç, yatsıyı da iki rekat olarak, aynı şekilde tek ezan ve her namaz için ayrı ikâmetle kıldırdı. Geceyi Müzdelife’de geçirdi. Ertesi sabah, yani Cumartesi (bayramın birinci) günü sabah namazını Müzdelife’de kıldıktan sonra Meş’ar-i Harâm’a geldi. Cemre-i Akabe’de ufak taşlardan yedi tane attıktan sonra Mina’ya gitti. Burada yine deve üstünde bir konuşma yaptı. Burada kurbanlık olarak hazırladığı yüz deveden altmış üçünü, ömrünün her yılı için bir deve hesabıyla bizzat kendisi kurban olarak kesti. Diğer develeri de Hz. Ali kesti. Kurban etinden bir parça yiyen Peygamberimiz, geri kalanını Müslümanlara dağıttı.[1005] Daha sonra tıraşolup ihramdan çıktı. Sonra Kâbe’ye gidip tavaf yaptı ve öğle namazını kıldı. Tekrar Mina’ya dönerek bayram günlerini burada geçirdi ve bu günlerde diğer taşlama görevlerini de yerine getirdi. Bayramın ikinci günü Mina’da Müslümanlara üçüncü konuşmasını yaptı. Bayramın beşinci günü Mina’dan tekrar Mekke'ye gelip vedâ tavafını yaptıktan sonra Medine'ye döndü (29 Zilhicce 10 / 26 Mart 632).

    Hz. Peygamber’in 9 Zilhicce 10 / 6 Mart 632 Cuma günü sayıları 140.000 civarındaki topluluğa Arafat’ta îrad ettiği konuşmanın kaynaklardan çıkarılan karşılaştırmalı bir metni aşağıda verilmiştir. Hz. Peygamber konuşmaya başlamadan önce Cerîr b. Abdullah vasıtasıyla sükûneti temin etmiş ve Rebîa b. Ümeyye gibi gür sesli münâdîleri görevlendirerek[1006] cümlelerin tekrar edilip uzaklara kadar duyurulmasını sağlamıştır.

    “Hamd ve şükür Allah’a mahsustur; biz O'na hamdeder, O'ndan yardım talep eder, affımızı ondan diler ve ona yöneliriz. Nefislerimizin şerlerinden, hareket ve fiillerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah kimi doğru yola iletirse o kimse için sapıklık olamaz; kimi sapıklığa sevkederse o kimse için doğru yola sevkeden kalmamıştır. Allah’tan başka ilah olmadığına, O'nun Tekliğine ve bir denginin bulunmadığına şehadet ederim. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.

    Ey Allah’ın kulları! Sizlere Allah’tan korkup çekinmenizi tavsiye ve sizi O'na itaatte bulunmaya teşvik ederim. Bu suretle en iyi ve hayırlı olan bir şey ile sözlerime başlamak istiyorum:

    O halde ey insanlar! Size açıkladığım şeyleri dinleyin! Zira bilmiyorum, bu yıldan sonra bulunduğum bu yerde belki de sizlerle tekrar buluşamayacağım.

    Ey insanlar! Kanlarınız (hayatınız), mallarınız, haysiyet ve şerefleriniz, Rabbinizle buluşacağınız güne kadar, bu yerde (Mekke), bu ayda (Zilhicce), bu günün mukaddes olması gibi mukaddes ve mükerremdir. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahit ol!

    Emanet olarak eli altında bir şey bulunduran kimse, onu kendisine emanet etmiş olan şahsa iade etmelidir.

    Gerçekten (artık) Câhiliyye Devrinde mevcut ribâ kaldırılmıştır; şu kadarı var ki (borç olarak verdiğiniz) sermayeleriniz sizindir; (bu suretle) ne zulmedecek ve ne de zulm edileceksiniz. Allah (bundan böyle) ribâ’nın olmayacağına hükmetti. Kaldırdığım ilk ribâ, amcam Abbas b. Abdülmuttalib’in ribâsıdır.

    Ve yine Câhiliyye Dönemi kan davaları kaldırılmıştır; (kaldıracağım) ilk kan davası (yeğenim) Âmir b. Rebîa b. Hâris b. Abdülmuttalib’in kan davasıdır.

    Câhiliyye Dönemi’nin (Mekke şehri ile ilgili) hükümet vazifeleri kaldırılmıştır. Kâ’be Muhafızlığı (sidâne) ve hacıların su işleri (sikâye) vazifesi bundan müstesnadır.

    Kasden adam öldürme kısas ile cezalandırılır. Taş ve sopa ile öldürme gibi, şüpheli kasıt hallerinde yüz deve (kan diyeti)’dir. Daha fazlasını isteyen kimse, Câhiliyye devri insanlarındandır. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    O halde ey insanlar! Gerçekten şeytan, sizin bu ülkenizde kendisine tapılmaktan ümidini kesmiş bulunuyor. Fakat o, bunun dışındaki iş ve hareketlerinizden ehemmiyetsiz saydıklarınızda, kendisine tâbi olunmaktan hoşnût olacaktır.

    Ey insanlar! “Nesî”usûlünü (yani Haram Aylar’dan olan mukaddes aylara bunun dışından bir ay ilavesi usûlünü) tatbik etmek küfürde aşırı gitmektir; kâfirler bununla sapıtmışlardır. Onlar bu bir aylık (zamanı) bir sene kutsiyetsiz (yani Haram Aylar dışı, alelâde bir ay), diğer bir sene de haram (yani, Haram Aylar’a dahil, mukaddes bir ay) sayarlar, gayeleri, Allah’ın Haram Aylar’dan saydığı (ayların) birbiri arkasına akışını görünüşte muhafaza etmek ve Allah’ın Haram Aylar dışı saydığı ayları bunun içinde (yani mukaddes) gibi göstermektir. Bu suretle onlar, Allah’ın helal ettiği şeyi haram hale getirmiş oluyorlar. Şimdi zaman (yani takvim), Allah’ın yeri ve semâvâtı yarattığı gündeki durumuna rucû etmiş bulunuyor (yani Nesî tatbik edilen sene ile, nesîsiz aylar birbiri üzerine çakışmış, diğer bir ifadeyle kamerî takvim, nesî ameliyesine ihtiyaç göstermeksizin o yıl tam güneş takvimindeki aylar üzerine intibak edip oturmuştu). “Gerçekte Allah indinde, yeri ve semâvâtı yarattığı günde takdir ettiğine göre, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır”; bu dördün üçü birbiri arkasına gelir: Zilkade, Zilhicce, Muharrem, dördüncüsü Mudar kabilesinin Receb ayıdır ki bu, Cemâziyelâhir ile Şa’bân ayı arasında bulunur. Dikkat edin! tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    O halde ey insanlar! Hanımlarınızın sizin üzerinizde hakkı bulunduğu gibi sizin de onlar üzerinde hakkınız vardır: Sizin onlar üzerinizdeki hakkınız, sizden başka bir erkeğe döşeğinizi çiğnetmemeleri ve sizin hoşlanmadığınız herhangi bir kimseyi, izninizle olması müstesna evlerinize sokmamalarıdır. Kadınlara en iyi bir tarzda davranıp muamelede bulununuz; çünkü onlar sizin himaye ve muhafazanız altına girmiş kimselerdir. Sizler onları Allah’ın bir emaneti olarak almış bulunuyorsunuz. Onlara “Allah’ın adıyla” helalinden yaklaşın. Kadınlar hususunda Allah’dan korkup çekinin ve onlara karşı en iyi bir tarzda davranıp muamele edin! Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    Ey İnsanlar! Mü’minler kardeştir. Bir kimse için kardeşinin malını (yemek)onun tam rızasını elde etmedikçe helal olmaz. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    Benden sonra küfre sapıp birbirinizi boğazlar hale gelmeyin. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol! “Ey İnsanlar! Rabbiniz bir, atanız birdir. Hepiniz Âdem’den türemiş bulunuyorsunuz. Âdem ise topraktan yaratılmıştır. Allah indinde en mükerrem ve makbul olanınız, O’ndan korkup çekineninizdir. Bir Arabın Arap olmayan üzerinde bir üstünlüğü yoktur; (varsa) bu, takvâ yönündendir. Dikkat edin ! Tebliğ ettim mi?.. Ey Allah’ım Sen şahid ol!

    Kendisini dinleyen mü’minlerin “Evet” demeleri üzerine Hz. Peygamber şöyle devam etti: “Burada bulunanlar bulunmayanlara bu sözlerimi bildirsinler!.. Ey İnsanlar! Allah muhakkak ki her vârisin mirastan olan hissesini tayin ve tesbit etmiştir. O halde bir vasıyet, her hangi bir vâris lehine olmak üzere, diğer vârislerin mahfuz hisse hudutlarını, aşamaz. Mirasçılardan başkası için yapılan bir vasiyet, miras olarak kalan mallar toplamının üçte birinden fazla olamaz. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa oraya aittir. Babasından başka bir kimseye mensubiyet iddiasında bulunan, yahut (kendisini himaye altına almış olan) efendisinden başkasını efendi edinenin üzerine Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti olsun!.. Böyle bir insanın ne nâfile ibadetleri (sarf) ve ne de farz ibadetleri (‘adl) kabul olunacaktır. Ve’sselâmü aleyküm.”[1007]

    Veda Hutbesi, Hz. Peygamber'in duygu, düşünce ve faaliyetlerinin en yüksek noktasını oluşturur. İnsanların sahip olduğu hakları ve vecibeleri ortaya koyan bu konuşma, Hz. Peygamber üç ay kadar sonra vefat ettiği için, daha sonraları büyük bir tesir meydana getirmiştir ve bir bakıma onun vasiyeti olarak değerlendirilmiştir. Hutbe ana hatlarıyla şu hususları içermektedir: Tevhid; Allah’a itaatin gerekliliği; emanete riayet; ribânın yasaklanması; can, mal ve ırz güvenliği; kan davalarının kaldırılması; sidâne ve sikâye dışındaki câhiliye devri kurumlarının lağvedilmesi; nesî usûlünün kaldırılması; haram ayların te'kidi; eşlerin birbiri üzerindeki hakları; mü’minlerin kardeş olduğu; mü’minlerin iç çekişmelerden ve birbirine düşmekten sakındırılması; kısas ve mirasla ilgili hukûkî meseleler.

    Bu konuşma, bütün insanları kapsayan bir evrensel beyannâme niteliği taşımaktadır. Nitekim Peygamberimiz Allah’a hamdü senâdan sonra konuşmasına “Ey insanlar”! hitabıyla başlamış ve sahâbîlerin dikkatini çekerek bütün insanlara hitap etmiştir. İnsan hayatının, malının ve şerefinin mukaddes, dokunulmaz olduğunu beyan etmesi de, Hz. Peygamber’in insanların yaşama ve mal-mülk hakkına, ırz ve namuslarının korunmasına verdiği önemi ortaya koymaktadır. Cahiliye Dönemi'nde görülen kan davalarının kaldırılmış olduğunu kesin bir şekilde dile getirmektedir. Bu suretle kişi dokunulmazlığı, toplum düzeni, toplum güvenliği sağlanmış, anarşi önlenmiş, bunun yerine kardeşlik te’sis edilmiştir. Hz. Peygamber faizi ve kan davasını kaldırırken bunları önce kendi yakınlarına uygulamış, onlara herhangi bir ayrıcalık tanımamıştır.

    Peygamberimiz insanların Rabbi’nin bir olduğunu, aynı anne ve babadan türediklerini, insanların eşit olduğunu kesin bir dille ifade etmiş, dil, renk ve ırk ayırımından sarfı nazarla tüm insanlar arasında eşitlik esasını kabul etmiştir. Esasen Kur'ân'ın bu konuda koyduğu temel prensip de böyledir. Bundan sonra aile hukukunun özünü teşkil eden karı-koca hakları üzerinde durmuştur. Özet olarak Veda Hutbesi'nde Hz. Peygamber, kişi dokunulmazlığı, hayat hakkı, mülkiyet hakkı, mesken dokunulmazlığı, toplumsal barış, eşitlik, miras, aile hukuku ve ayrıntılandırılabilecek diğer bazı meseleler üzerinde durmuştur.


    [1000] Vâkıdî, III, 1092; İbn Sa'd, II, 173.

    [1001] Vâkıdî, III, 1089.

    [1002] İbn Seyyidinnâs, II, 360-361.

    [1003] Makrîzî, s. 524.

    [1004] Mâide Sûresi 3.

    [1005] İbn Abdülber, Dürer, s. 268.

    [1006] Taberî, III, 151.

    [1007] Vedâ Haccı ve Hutbesi için bk.: Vâkıdî, III, 1088-1116; İbn Hişâm, II, 601 vd.; İbn Sa'd, II, 172-189; Taberî, III, 148 vd.; İbn Abdülber, Dürer, s. 259-268; İbn Seyyidinnâs, II, 359-368; Makrîzî, s. 510 vd.; Veda Hutbesi için ana kaynakları da gözden geçirerek Muhammed Hamidullah'ın mukayeseli metnini esas aldık ve sadeleştirdik. Bunun için bk. el-Vesâiku's-Siyâsiyye, s. 360 vd. ; İslam Peygamberi, I, 298-301.


    3- Hz. Peygamber’in Vefatından Önce Bazı Gelişmeler

    Hz. Peygamber Veda Haccı'ndan döndükten sonra Yemen’de Esved el-Ansî, mensubu bulunduğu Ans ve Mezhic kabilelerinin desteğini sağlayarak peygamberlik iddiasıyla ortaya atıldı. Kendisine karşı koyan vali Şehr b. Bâzân’ı öldürerek, hanımı Âzâd’ı zorla nikahladı ve bölgeye hakim oldu. Olayı öğrenen Hz. Peygamber, Cerîr b. Abdullah adlı sahâbîyi onu İslâm'a davet için gönderdi. Esved el-Ansî buna olumsuz cevap verdi. Sonunda bölge ileri gelenlerinden Kays b. Mekşûh, Fîrûz, Cüşeyş ve Dâzeveyh, kendi safında göründükleri Esved’e suikast düzenleyerek, hanımı Âzâd’ın da yardımıyla onu öldürdüler. Esved Hz. Peygamber’in vefatından beş (bazı rivayetlerde bir) gün önce öldürüldü ve resmî bilgi Medine'ye Hz. Ebû Bekir döneminde ulaştı.

    Hicrî onuncu yılın sonunda, Cahiliyye Dönemi'nde kısmen hristiyan, kısmen de putperest olan ve hicretin onuncu yılında Medine'ye heyet göndererek İslâm’ı kabul eden Hanîfe kabilesinden “Müseylime” adlı şahıs Yemâme’de peygamberlik iddiasıyla ortaya atıldı. Halbuki o, kabilesinin temsilcileriyle Medine'ye gelerek Müslüman olmuştu. Yemâme’ye dönünce irtidâd ederek peygamberlikte Hz. Muhammed’e ortak olduğunu iddia etmeye başladı. Hz. Peygamber Müseylime’ye mektup yazıp Amr b. Ümeyye ed-Damrî ile göndererek onu İslâm'a davet etti. Müseylime ise yazdığı cevapta Hz. Peygamber’e ortaklık teklif etti; yeryüzünün yarısının kendisine ve yarısının da Kureyş’e ait olduğu iddiasında bulundu. Peygamber de ona yazdığı cevabî mektupta yeryüzünün Allah’a ait olduğunu, ona kullarından dilediğini vâris kılacağını bildirdi.[1008] Bu gelişmeler sırasında Hz. Peygamber vefat etti.[1009]

    Peygamberimiz, onbirinci hicrî yılın ikinci ayı olan Safer ayının sonlarına doğru (Mayıs sonu 632) Mûte Savaşı'nda şehit düşen Zeyd b. Hârise, Câfer b. Ebû Talib ve diğer sahâbîlerin intikamını almak üzere Bizans’a karşı bir sefer düzenlemeye karar verdi. İçlerinde yaşlı ve tecrübeli sahâbîlerin de yer aldığı ordunun komutanlığına o sırada henüz on sekiz veya on dokuz yaşında bir genç olan Üsâme b. Zeyd’i tayin etti.[1010] Üsâme ordusunu hazırladıktan iki gün sonra, 29 Safer 11/27 Mayıs 632 Çarşamba günü hastalandı. Ertesi sabah, yani perşembe günü biraz iyileşince Üsâme için kendi eliyle sancağı bağladı. Orduya bazı tavsiyelerde bulundu; verdikleri sözden dönmemelerini, çocukları ve kadınları öldürmemelerini, düşmanla karşılaşmayı temenni etmemelerini, birbiriyle çekişmemelerini tavsiye ederek Üsâme’yi uğurladı. Üsâme Medine yakınındaki “Cürüf” mevkiinde karargâh kurdu. Ordu burada toplanmaya başladı. Ordunun içinde Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde b. Cerrah, Sa'd b. Ebû Vakkas gibi ileri gelen sahâbîler de bulunuyordu. Bazı sahâbîler, Üsâme’nin genç ve tecrübesiz olmasından dolayı onun komutan tayin edilmesini eleştirdiler. Bunu duyan Peygamberimiz cumartesi günü Mescid’e giderek itirazlara cevap verdi. Üsâme’yi komutan tayin ettiği için bazı itirazların kendisine ulaştığını, aynı şekilde, daha önce de onun babasını komutan tayin etmesinden ötürü de itiraz ettiklerini, halbuki babası kumandanlığa nasıl layık idiyse, oğlunun da layık olduğunu bildirdi.[1011]

    [1008] İbn Hişâm, II, 600-601; Taberî, III, 146-147.

    [1009] Müseylime, Hz. Peygamber'in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir zamanında Halid b. Velid komutasındaki İslâm ordusu tarafından ortadan kaldırılacaktır.

    [1010] İbn Sa'd, II, 189 vd.

    [1011] İbn Sa'd, II, 249, 250; İbn Hişâm, II, 650.

    4- Hz. Peygamber’in Vefatı

    Hz. Peygamber’in hastalığının çok ağırlaşması üzerine Üsâme hareket edemedi. Hz. Peygamber’in baş ağrısı ve şiddetli ateşi vardı. Ateş nöbetleri geçirirken dahi Suriye seferinin hazırlıkları ile ilgileniyordu. Hz. Peygamber hastalığı esnasında yaptığı konuşmada “Bir kul ki, Allah onu dünya ile kendine kavuşması arasında bir seçim yapması için muhayyer kıldı, o, Allah’a kavuşmayı tercih etti” buyurdu. Hz. Ebû Bekir bu sözün ifade ettiği anlamı ve o “kul”un Hz. Peygamber’in bizzat kendisi olduğunu anladı ve “Nefislerimiz, mallarımız ve evlatlarımızla sana feda olalım” diyerek ağlamaya başladı. Onun ağladığını gören Hz. Peygamber “Ağlama Ebû Bekir! Arkadaşlık ve malını feda konusunda bana en çok yardımı dokunan Ebû Bekir’dir. Ümmetimden birini dost edinseydim Ebû Bekir’i seçerdim. Lâkin İslâm kardeşliği daha üstündür” dedi. Hz. Ebû Bekir’in kapısı dışında Mescid-i Nebevî’nin avlusuna açılan tüm kapıların kapatılmasını emretti. Bunun sebebini açıklarken de İslâm'a ondan daha faydası dokunan kimse tanımadığını söyledi.[1012]

    Peygamberimiz hastalığı esnasında vücudunda hafiflik hissettiği zaman namazı kendisi kıldırır, ağırlık hissedince "insanlara emredin namazlarını kılsınlar" derdi.[1013] Nitekim namaza çıkamayacak derecede hastalanınca namazı Hz. Ebû Bekir’in kıldırmasını emretti. Hz. Âişe, babasının yufka yürekli olduğunu, Kur’an okurken gözlerinden yaşlar boşandığını, Resûlullah’ın makamında durmaya tahammül edemeyeceğini ve bu görevin Hz. Ömer’e havale edilmesini istedi. Fakat Hz. Peygamber ısrarla “Ebû Bekir’e söyleyin, namazı kıldırsın”[1014] buyurdu. Hz. Ebû Bekir’in, Hz. Peygamber’in hastalığı esnasında en az on yedi vakit namaz kıldırdığı rivayet edilmektedir. Son günlerini Hz. Âişe’nin odasında geçiren Hz. Peygamber bir gün öğle üzeri hastalığının biraz hafiflediğini hissetti. Hz. Abbas ve Hz. Ali’nin yardımıyla Mescid’e çıktı. O esnada cemaat namaza durmuştu. Hz. Ebû Bekir onun geldiğini anlayınca çekilip mihrabıkendisine bırakmak istedi.Ancak Hz. Peygamber, yerinden çekilmemesive namaza devam etmesi için işaret ederek Hz. Ebû Bekir’in yanında namaza durdu.

    Pazartesi günü sabah namazından sonra Hz. Ebû Bekir Hz. Peygamber'in hastalığının hafiflediğini gördü ve kendisinden izin alarak Sünh mevkiindeki evine gitti. Bazı sahâbîler de işlerine gittiler. O sırada Hz. Peygamber'in hastalığı ağırlaştı. Son nefesini vermeden önce kölelere iyi davranmayı, onları giydirmeyi, yedirmeyi, onlara yumuşak söz söylemeyi ve namaza devam etmeyi tavsiye etti.[1015] Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber vefat etmeden önce hafif bir sesle “Lâ ilâhe illallah, ruh teslimi ne şeymiş” demiş ve güçlükle işitilebilen son sözü ise şu olmuştur: “Maa’r-Refîkı’l-A’l┠(Yüce Rabbim’le beraber).[1016] Hz. Peygamber bu sözleri söyledikten sonra eşi Hz. Âişe’nin kolları arasında, yerine hiç kimseyi bırakmadan,[1017] 14 Rebîülevvel 11/8 Haziran 632 Pazartesi günü kuşluk vakti ruhunu teslim etmiştir.

    [1012] İbn Sa'd, II, 227; İbn Hişâm, II, 649.

    [1013] Makrîzî, s. 542.

    [1014] İbn Sa'd, II, 218, 219 vd.; İbn Hişâm, II, 652.

    [1015] İbn Sa'd, II, 254; İbn Hanbel, III, 117.

    [1016] İbn Abdilber, Dürer, s. 271; Makrîzî, s. 457.

    [1017] İbn Hişâm, II, 653.





+ Yorum Gönder